Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
[SÛFÎ TABAKÂTI]
MUKADDİME
Hamd, kudretinin eserlerini ve izzetinin nurlarını her vakit, her zaman, her an ve her çağda izhâr eden Allah'a mahsustur. O, çağların her bir asrını, halkı Kendisine çağıran ve onları Kendisine irşâd eden bir peygamber ile mâmur kılmış, nihâyet nebîlerin ve resûllerin en şereflisi, en yüce resûl olan Muhammed (s.a.v.) ile bütün peygamberleri ve resûlleri sona erdirmiştir. (Salât ve selâm O'nun üzerine ve bütün Allah'ın peygamberleri ve resûlleri üzerine olsun.)
Nebîlerden (a.s.) sonra onların yerine geçmek, onların sünnetlerinde onlara halef olmak ve ümmetlerini onların yoluna ve şiarına sevk etmek üzere velîler getirmiştir. Öyle ki hiçbir vakit, O'na hak ile davet eden yahut O'nun hakkında beyan ve burhan ile delâlet eden birisinden hâlî kalmamıştır. Allah, onları (velileri) her zamanda tabakât hâlinde kılmıştır; velî, halefinin eserlerine tâbi olmak ve onun sülûkuna iktida etmek sûretiyle onun yerine geçer. Böylece mürîdler onlardan edep alır, muvahhidler de onlara uyarak örnek alırlar.
Allah Teâlâ buyurdu: "Eğer kendilerini bilmediğiniz mümin erkekler ve mümin kadınlar olmasaydı, onları bilmeden çiğneyip de bu yüzden âhsize kınanacak bir duruma düşecektiniz. Allah dilediğini rahmetine dahil etmek için böyle yaptı." (Fetih Suresi, 25)
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "İnsanların en hayırlısı benim asrımda bulunanlardır, sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir." (Hadîs)
Yine Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Ümmetimin misali yağmur gibidir; evveli mi daha hayırlıdır, âhiri mi bilinmez."
بسم الله الرحمن الرحيم [طَبَقَات الصُّوفِيَّة] الْمُقدمَة الْحَمد لله الَّذِي أظهر آثَار قدرته وأنوار عزته فِي كل وَقت وزمان وَحين وَأَوَان وَعمر كل عصر من الْأَعْصَار بِنَبِي مَبْعُوث يدل الْخلق ويرشدهم إِلَيْهِ إِلَى أَن ختم الْأَنْبِيَاء وَالرسل بِالنَّبِيِّ الْأَشْرَف وَالرَّسُول الْأَعْلَى مُحَمَّد صلى الله عليه وسلم وعَلى جَمِيع أَنْبيَاء الله وَرُسُلهوأتبع الْأَنْبِيَاء عليهم السلام بالأولياء يخلفونهم فِي سُنَنهمْ ويحملون أمتهم على طريقتهم وسمتهم فَلم يخل وقتا من الْأَوْقَات من دَاع إِلَيْهِ بِحَق أَو دَال عَلَيْهِ بِبَيَان وبرهانوجعلهم طَبَقَات فِي كل زمَان فالولي يخلف الْوَلِيّ بِاتِّبَاع آثاره والاقتداء بسلوكه فيتأدب بهم المريدون ويأتسي بهم الموحدون قَالَ الله تَعَالَى {وَلَوْلَا رجال مُؤمنُونَ وَنسَاء مؤمنات لم تعلموهم أَن تطؤوهم فتصيبكم مِنْهُم معرة بِغَيْر علم ليدْخل الله فِي رَحمته من يَشَاء} الْآيَة الْفَتْح ٢٥وَقَالَ النَّبِي صلى الله عليه وسلم خير النَّاس قَرْني ثمَّ الَّذين يَلُونَهُمْ) ثمَّ الَّذين يَلُونَهُمْ الحَدِيثوَقَالَ صلى الله عليه وسلم (مثل أمتِي مثل الْمَطَر لَا يدْرِي أَوله خير أم آخِره)
Nitekim Resûlullah (s.a.v.) bilmiştir ki ümmetinin son devri, şeriatının zâhir hükümlerini ve hakikatlerinin bâtın yönlerini ümmete açıklayıp onları o şeriatın edep ve vecibelerine -ister sözle ister fiille- sevk eden evliyâ ve abdal denilen kimselerden hâli kalmayacaktır. İşte bunlar ümmetler içinde peygamberlerin ve resûllerin (hepsine selâm olsun) halîfeleridir. Onlar tevhîd hakikatlerinin sâhipleri, muhaddesler, doğru ferâset erbâbı, güzel âdâbın mensupları ve kıyamet kopuncaya dek resûllerin (hepsine selâm olsun) sünnetlerine tâbi olanlardır. Bu sebeple Nebî (s.a.v.)'den rivâyet olunmuştur ki şöyle buyurmuştur: "Ümmetim içinde İbrâhim Halîlullah (a.s.)'ın ahlâkı üzere kırk kişi bulunmaya devam edecektir. Emir geldiğinde (vakitleri dolunca) onlar kabzedilir (vefat eder)." Ben (eserin müellifi) 'Kitâbü'z-Zühd'de sahâbe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîni asır asır, tabaka tabaka zikretmiştim. Nihayet sıra, ahvâl sâhiplerine, tefrîd diliyle konuşanlara, tevhîd hakikatlerine ve tecrîd yollarını kullananlara geldi. Bunun üzerine, son dönem evliyânın sîretlerini toplayan bir kitap telif etmeyi arzuladım; ona 'Tabakâtü's-Sûfiyye' adını verdim. Bu kitabı, o zümrenin imamları, şeyhleri ve âlimlerinden müteşekkil beş tabaka üzere düzenledim. Her tabakada, ya aynı dönemde ya da birbirine yakın zamanlarda yaşamış imamlardan yirmi şeyh zikredeceğim. Her biri için, sözlerinden, ahlâkından ve sîretinden, onun yoluna, hâline ve ilmine delâlet eden hususları gücüm, çabam ve takatim yettiğince zikredeceğim. İşte bu, bütün işlerimde olduğu gibi bu hususta da Allah Teâlâ'ya istihâre ettikten, havlimden ve kuvvetimden berî olduğumu ilan ettikten ve O'ndan bu işte ve her hayırda bana yardım etmesini, beni muvaffak kılmasını ve bu işin ehlinden eylemesini diledikten sonra yapılmıştır. Allah Teâlâ ona, âline, ashâbına ve zevcelerine salât ve selâm eylesin, çokça selâm olsun.
فَعلم صلى الله عليه وسلم أَن آخر أمته لَا يَخْلُو من أَوْلِيَاء وبدلاء يبينون للْأمة ظواهر شرائعه وبواطن حقائقه ويحملونهم على آدابها ومواجبها إِمَّا بقول أَو بِفعلفهم فِي الْأُمَم خلفاء الْأَنْبِيَاء وَالرسل صلوَات الله عَلَيْهِم وهم أَرْبَاب حقائق التَّوْحِيد والمحدثون وَأَصْحَاب الفراسات الصادقة والآداب الجميلة والمتبعون لسنن الرُّسُل صلوَات الله عَلَيْهِم أَجْمَعِينَ إِلَى أَن تقوم السَّاعَةوَلذَلِك روى عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم أَنه قَالَ (لَا يزَال فِي أمتِي أَرْبَعُونَ على خلق إِبْرَاهِيم الْخَلِيل عليه السلام إِذا جَاءَ الْأَمر قبضوا)وَقد ذكرت فِي كتاب الزّهْد من الصَّحَابَة وَالتَّابِعِينَ وتابعي التَّابِعين قرنا فقرنا وطبقة فطبقة إِلَى أَن بلغت النّوبَة إِلَى أَرْبَاب الْأَحْوَال الْمُتَكَلِّمين على لِسَان التفريد وحقائق التَّوْحِيد وَاسْتِعْمَال طرق التَّجْرِيد فَأَحْبَبْت أَن أجمع فِي سير متأخري الْأَوْلِيَاء كتابا أُسَمِّيهِ طَبَقَات الصُّوفِيَّة أجعله على خمس طَبَقَات من أَئِمَّة الْقَوْم ومشايخهم وعلمائهم فأذكر فِي كل طبقَة عشْرين شَيخا من أئمتهم الَّذين كَانُوا فِي زمَان وَاحِد أَو قريب بَعضهم من بعض وأذكر لكل وَاحِد من كَلَامه وشمائله وَسيرَته مَا يدل على طَرِيقَته وحاله وَعلمه بِقدر وسعى وطاقتيوَهَذَا بعد أَن استخرت الله تَعَالَى فِي ذَلِك وَفِي جَمِيع أموري وبرئت فِيهِ من حَولي وقوتي وَسَأَلته أَن يُعِيننِي عَلَيْهِ وعَلى كل خير ويوفقني لَهُ ويجعلني من أَهله وَصلى الله عَلَيْهِ وَسلم وعَلى آله وَأَصْحَابه وأزواجه وَسلم كثيرا
Birinci Tabaka: 1- Bunlardandır Fudayl b. İyâz b. Mes‘ûd b. Bişr et-Temîmî, sonra el-Yerbû‘î; Horasanlıdır, Merv civârında Fendeyn denilen bir köydendir. Arkadaşı İbrahim b. el-Eş‘as, bize bunu Kûfe’de Yahyâ b. Muhammed el-İkrimî’nin haber verdiği üzere zikretmiştir; dedi ki: Mısır’da Hüseyin b. Muhammed b. el-Ferezdek’i işittim, dedi ki: Ahmed b. Hammûye’yi işittim, dedi ki: Nasr b. el-Hüseyin el-Buhârî’yi işittim, dedi ki: İbrahim b. el-Eş‘as’ı işittim, bunu zikrediyordu. İbrahim b. Şemmâs ise onun Semerkand’da doğduğunu ve Ebîverd’de büyüdüğünü zikretmiştir.
الطَّبَقَة الأولى ١ - مِنْهُم الفضيل بن عِيَاض بن مَسْعُود بن بشر التَّمِيمِي ثمَّ الْيَرْبُوعيخراساني من نَاحيَة مرو من قَرْيَة يُقَال لَهَا فندين كَذَلِك ذكره إِبْرَاهِيم ابْن الْأَشْعَث صَاحبه فِيمَا أخبرنَا بِهِ يحيى بن مُحَمَّد العكرمي بِالْكُوفَةِ قَالَ سَمِعت الْحُسَيْن بن مُحَمَّد بن الفرزدق بِمصْر قَالَ سَمِعت أَحْمد بن حموك قَالَ سَمِعت نصر بن الْحُسَيْن البُخَارِيّ قَالَ سَمِعت إِبْرَاهِيم بن الْأَشْعَث يذكر ذَلِكوَذكر إِبْرَاهِيم بن شماس أَنه ولد بسمرقند وَنَشَأ بأبيورد
Keza Ahmed b. Muhammed b. Rumeyh’in şöyle dediğini işittim: Semerkand’da İbrâhîm b. Nasr ed-Dabbî’yi şöyle derken işittim: Muhammed b. Alî b. el-Hasen b. Şakîk’in şöyle dediğini işittim: İbrâhîm b. Şemmâs’ın şöyle dediğini işittim: Fudayl b. İyâd’ın şöyle dediğini işittim: Ben Semerkand’da doğdum, Ebîverd’de büyüdüm ve Semerkand’da on bin cevizi bir dirheme gördüm. Yine Ebû Muhammed es-Semerkandî’nin şöyle dediğini işittim: es-Sirâc’ın şöyle dediğini işittim: el-Cevherî’nin şöyle dediğini işittim: Bana Ebû Ubeyde b. el-Fudayl b. İyâd tahdîs etti, dedi ki: Babam Fudayl b. İyâd b. Mes‘ûd b. Bişr’dir; künyesi Ebû Alî’dir, Benî Temîm kabilesine mensup Benî Yerbû‘’dandır, yani kendi asıl kabilesindendir. Semerkand’da doğdu, Ebîverd’de büyüdü; aslı ise Kûfe’dendir. Abdullah b. Muhammed b. el-Hâris ise şöyle demiştir: Fudayl b. İyâd’ın aslı Buhâralıdır. En iyisini Allah bilir. Yüz seksen yedi yılı Muharrem ayında vefat etti ve hadis rivâyetinde bulundu. Bize Ebû Ca‘fer Muhammed b. Ahmed b. Sa‘îd er-Râzî haber verdi, dedi ki: Bize el-Hüseyn b. Dâvûd el-Belhî haber verdi, dedi ki: Bize Fudayl b. İyâd haber verdi, dedi ki: Bize Mansûr, İbrâhîm’den, Alkame’den, Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)’dan rivâyet etti, dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah teâlâ dünyaya şöyle buyurur: “Ey dünya, benim velîlerime uğra (onlara görün) ve onlar için süslenme ki onları fitneye düşürmeyesin.”
كَذَلِك سَمِعت أَحْمد بن مُحَمَّد بن رُمَيْح يَقُول سَمِعت إِبْرَاهِيم بن نصر الضَّبِّيّ بسمرقند يَقُول يَقُول سَمِعت مُحَمَّدًا بن عَليّ بن الْحسن بن شَقِيق يَقُول سَمِعت إِبْرَاهِيم بن شماس قَالَ سَمِعت الفضيل بن عِيَاض يَقُول ولدت بسمرقند ونشأت بأبيورد وَرَأَيْت بسمرقند عشرَة آلَاف جوزة بدرهمسَمِعت أَبَا مُحَمَّد السَّمرقَنْدِي يَقُول سَمِعت السراج يَقُول سَمِعت الْجَوْهَرِي يَقُول حَدثنِي أَبُو عُبَيْدَة بن الفضيل بن عِيَاض قَالَ أَبى فُضَيْل ابْن عِيَاض بن مَسْعُود بن بشر يكنى بِأبي عَليّ من بني تَمِيم من بني يَرْبُوع من أنفسهم ولد بسمرقند وَنَشَأ بأبيورد وَالْأَصْل من الْكُوفَةوَقَالَ عبد الله بن مُحَمَّد بن الْحَارِث فُضَيْل بن عِيَاض بخاري الأَصْل وَالله أعلممَاتَ فِي الْمحرم سنة سبع وَثَمَانِينَ وَمِائَة وَأسْندَ الحَدِيثأخبرنَا أَبُو جَعْفَر مُحَمَّد بن أَحْمد بن سعيد الرَّازِيّ قَالَ أخبرنَا الْحُسَيْن بن دَاوُد الْبَلْخِي قَالَ أخبرنَا فُضَيْل بن عِيَاض قَالَ أخبرنَا مَنْصُور عَن إِبْرَاهِيم عَن عَلْقَمَة عَن عبد الله بن مَسْعُود رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم (يَقُول الله تَعَالَى للدنيا يَا دنيا مري على أوليائي وَلَا تحلولي لَهُم فتفتنيهم)
Bize Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Abdullah b. Abdurrahman er-Râzî haber verdi; dedi ki: Muhammed b. Nasr b. Mansûr es-Sâiğ‘i işittim; dedi ki: Merdûyeh es-Sâiğ‘i işittim; dedi ki: el-Fudayl b. İyâd‘ı şöyle derken işittim: “Kim bir bid‘at sahibiyle oturursa, kendisine hikmet verilmez.” Dedi ki: Fudayl‘i şöyle derken işittim: “Ahir zamanda öyle topluluklar olacak ki, açıktan kardeş, gizlice düşmandırlar.” Yine bu isnadla dedi ki: Fudayl‘i şöyle derken işittim: “Allah azze ve celleden razı olmaya en lâyık olanlar, Allah‘ı bilenlerdir (marifet ehli).” Dedi ki: Fudayl‘i şöyle derken işittim: “Kur‘an hâmilinin halka, hatta halifelere bile ihtiyacı olmamalı; aksine bütün halkın ihtiyaçları ona yönelmelidir.” Dedi ki: Fudayl‘i şöyle derken işittim: “Yanımızda (yüksek mertebeye) ulaşan, çok oruç ve namazla ulaşmadı; ancak nefis cömertliği, kalp selâmeti ve ümmete nasihatle ulaştı.” Dedi ki: Fudayl‘i şöyle derken işittim: “İnsanlar, doğruluk ve helâl talep etmekten daha üstün bir şeyle süslenmemişlerdir.” Dedi ki: Fudayl‘i şöyle derken işittim: “Zühdün aslı, Allah teâlâdan razı olmaktır.”
أخبرنَا أَبُو مُحَمَّد عبد الله بن مُحَمَّد بن عبد الله بن عبد الرَّحْمَن الرَّازِيّ قَالَ سَمِعت مُحَمَّدًا بن نصر بن مَنْصُور الصَّائِغ قَالَ سَمِعت مرْدَوَيْه الصَّائِغ قَالَ سَمِعت الفضيل بن عِيَاض يَقُول من يجلس مَعَ صَاحب بِدعَة لم يُعْط الْحِكْمَةقَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول فِي آخر الزَّمَان أَقوام يكونُونَ إخْوَان الْعَلَانِيَة أَعدَاء السريرةوَبِه قَالَ سَمِعت الفضيل يَقُول أَحَق النَّاس بِالرِّضَا عَن الله أهل الْمعرفَة بِاللَّه عز وجلقَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول لَا يَنْبَغِي لحامل الْقُرْآن أَن يكون لَهُ إِلَى خلق حَاجَة لَا إِلَى الْخُلَفَاء فَمن دونهم يَنْبَغِي أَن تكون حوائج الْخلق كلهم إِلَيْهِقَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول لم يدْرك عندنَا من أدْرك بِكَثْرَة صِيَام وَلَا صَلَاة وَإِنَّمَا أدْرك بسخاء الْأَنْفس وسلامة الصَّدْر والنصح للْأمةقَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول لم يتزين النَّاس بِشَيْء أفضل من الصدْق وَطلب الْحَلَالقَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول أصل الزّهْد الرِّضَا عَن الله تَعَالَى
Dedi ki: “Onu şöyle derken işittim: İnsanları tanıyan rahat eder.” Dedi ki: “Onu şöyle derken işittim: Ben kişinin dostluğunu rıza hâlinde kabul etmem; fakat onun dostluğunu öfke hâlinde kabul ederim; onu öfkelendirdiğimde.” — Ubeydullah b. Muhammed b. Muhammed b. Hamdân el-‘Ukberî’den işittim, dedi ki: Bize Ebû Muhammed b. er-Râciyân tahdîs etti, dedi ki: Bize Feth b. Şuhruf tahdîs etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Hubeyk tahdîs etti, dedi ki: Fudayl dedi ki: “Kurrâdan uzak dur! Zira onlar seni severse sende olmayan şeylerle överler; sana buğz ederlerse aleyhine şahitlik ederler ve onun sözü kabul edilir.” — Muhammed b. el-Hasan b. Hâlid el-Bağdâdî’yi Nîşâbûr’da işittim, şöyle diyordu: Ahmed b. Muhammed b. Sâlih’ten işittim, dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer tahdîs etti, dedi ki: Bize İsmâil b. Yezîd tahdîs etti, dedi ki: Bize İbrâhîm tahdîs etti, dedi ki: Fudayl b. İyâd’a tevâzudan sordum. Dedi ki: “Hakk’a boyun eğmen, ona itaat etmen ve onu işittiğin her kimseden kabul etmendir.” — Ubeydullah b. Osman’dan işittim, şöyle diyordu: Muhammed b. el-Hüseyin’den işittim, şöyle diyordu: el-Mervezî’den işittim, şöyle diyordu: Bişr b. el-Hâris’ten işittim, şöyle diyordu: Fudayl b. İyâd dedi ki: “Ziyaretçisiz bir hastalık arzuluyorum.” — Bize Ebû Muhammed Abdullah b. Ahmed b. Ca‘fer eş-Şeybânî haber verdi, dedi ki: Zenceveyh b. el-Hasan el-Lebbâd’dan işittim, dedi ki: Bize Alî b. el-Hasan el-Hilâlî tahdîs etti, dedi ki: Bize İbrâhîm b…
قَالَ وسمعته يَقُول من عرف النَّاس استراحقَالَ وسمعته يَقُول إِنِّي لَا أعتقد إخاء الرجل فِي الرِّضَا وَلَكِنِّي أعتقد إخاءه فِي الْغَضَب إِذا أغضبتهسَمِعت عبيد الله بن مُحَمَّد بن مُحَمَّد بن حمدَان العكبري قَالَ حَدثنَا أَبُو مُحَمَّد بن الراجيان قَالَ حَدثنَا فتح بن شخرف قَالَ حَدثنَا عبد الله بن خبيق قَالَ قَالَ الفضيل تبَاعد من الْقُرَّاء فَإِنَّهُم إِن أحبوك مدحوك بِمَا لَيْسَ فِيك وَإِن أبغضوك شهدُوا عَلَيْك وَقبل مِنْهُمسَمِعت مُحَمَّدًا بن الْحسن بن خَالِد الْبَغْدَادِيّ بنيسابور يَقُول سَمِعت أَحْمد بن مُحَمَّد ابْن صَالح يَقُول حَدثنَا مُحَمَّد بن جَعْفَر قَالَ حَدثنَا إِسْمَاعِيل بن يزِيد حَدثنَا إِبْرَاهِيم قَالَ سَأَلت الفضيل بن عِيَاض عَن التَّوَاضُع فَقَالَ أَن تخضع للحق وتنقاد لَهُ وَتقبل الْحق من كل من تسمعه مِنْهُسَمِعت عبيد الله بن عُثْمَان يَقُول سَمِعت مُحَمَّدًا بن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت الْمروزِي يَقُول سَمِعت بشرا بن الْحَارِث يَقُول قَالَ الفضيل بن عِيَاض أشتهي مَرضا بِلَا عوادأخبرنَا أَبُو مُحَمَّد عبد الله بن أَحْمد بن جَعْفَر الشَّيْبَانِيّ قَالَ سَمِعت زَنْجوَيْه ابْن الْحسن اللباد قَالَ حَدثنَا عَليّ بن الْحسن الْهِلَالِي قَالَ حَدثنَا إِبْرَاهِيم بن
Eş‘as dedi ki: Ben Fudayl b. Iyâd'ı şöyle derken işittim: Şüphesiz içinizde iki haslet vardır ki bunlar cehalettendir: Taaccüpsüz gülmek ve gece ibadetiyle uykusuz kalmaksızın sabaha çıkmak. Yine onu şöyle derken işittim: Kim diliyle kardeşine sevgi ve safiyat gösterir de kalbinde ona düşmanlık ve buğz gizlerse, Allah ona lanet etsin; onu sağır etsin ve kalbinin basiretini kör etsin. Yine Fudayl b. Iyâd'ı, Allah Teâlâ'nın «Muhakkak ki bunda âbid bir kavim için bir tebliğ vardır» (el-Enbiyâ 21/106) âyeti hakkında şöyle derken işittim: Bu âyet, beş vakit namazı muhafaza edenler içindir. Yine onu şöyle derken işittim: Denilirdi ki: Bütün şer bir eve konuldu, anahtarı dünyaya rağbet kılındı; bütün hayır bir eve konuldu, anahtarı dünyada zühd kılındı. Yine onu şöyle derken işittim: Kim şerrini engellerse, kendisini sevindireni zayi etmiş olmaz. Yine Fudayl dedi ki: Üç haslet kalbi katılaştırır: Çok yemek, çok uyumak ve çok konuşmak. Yine Fudayl'ı şöyle derken işittim: Amelin en hayırlısı, onu gizlemek, onu şeytandan en korunaklı ve riyadan en uzak kılmaktır. Yine onu şöyle derken işittim: Şüphesiz nimetin şükrü, onu anlatmaktır. Yine Fudayl dedi ki: Allah, muttakilerin rızıklarını ummadıkları yerden kılmaktan başkasını dilemez. Yine Fudayl dedi ki: Niyeti olmayanın ameli yoktur; hasbesi (Allah rızası için yapma iradesi) olmayanın da ecri yoktur.
الْأَشْعَث قَالَ سَمِعت الفضيل بن عِيَاض يَقُول إِن فِيكُم خَصْلَتَيْنِ هما من الْجَهْل الضحك من غير عجب والتصبح من غير سهرقَالَ وسمعته يَقُول من أظهر لِأَخِيهِ الود والصفاء بِلِسَانِهِ وأضمر لَهُ الْعَدَاوَة والبغضاء لَعنه الله فأصمه وأعمى بَصِيرَة قلبهقَالَ وَسمعت الفضيل بن عِيَاض يَقُول فِي قَول الله تَعَالَى {إِن فِي هَذَا لبلاغا لقوم عابدين} الْآيَة {الْأَنْبِيَاء} لذين يُحَافِظُونَ على الصَّلَوَات الْخمسقَالَ وسمعته يَقُول كَانَ يُقَال جعل الشَّرّ كُله فِي بَيت وَجعل مفتاحه الرَّغْبَة فِي الدُّنْيَا وَجعل الْخَيْر كُله فِي بَيت وَجعل مفتاحه الزّهْد فِي الدُّنْيَاقَالَ وسمعته يَقُول من كف شَره فَمَا ضيع مَا سرهوَبِه قَالَ الفضيل ثَلَاث خِصَال تقسي الْقلب كَثْرَة الْأكل وَكَثْرَة النّوم وَكَثْرَة الْكَلَامقَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول خير الْعَمَل أخفاه وأمنعه من الشَّيْطَان وأبعده من الرِّيَاءقَالَ وسمعته يَقُول إِن من شكر النِّعْمَة أَن نُحدث بهَاوَبِه قَالَ الفضيل أَبى الله إِلَّا أَن يَجْعَل أرزاق الْمُتَّقِينَ من حَيْثُ لَا يحتسبونوَبِه قَالَ الفضيل لَا عمل لمن لَا نِيَّة لَهُ وَلَا أجر لمن لَا حسبَة لَهُ
Binaenaleyh şöyle denilmiştir: Ne mutlu insanlardan ünsiyeti kesip Rabbine sığınana ve günahına ağlayana!
Onlardan biri de Mısırlı Zünnûn b. İbrahim Ebü'l-Feyd'dir. Kendisine Sevbân b. İbrahim de denilir. Zünnûn lakabıyla meşhurdur; bir rivayete göre ise Feyd b. İbrahim'dir.
Hâfız Ali b. Ömer b. Ahmed b. Mehdî'yi Bağdat'ta şöyle derken işittim: Bana Hüseyin b. Ahmed b. el-Mâzerâî haber verdi; dedi ki: Ebû Ömer el-Kindî bana, kitabı A‘yânü'l-Mevâlî'de okudu ve orada şunları zikretti: Onlardan biri de Zünnûn b. İbrahim el-Ahmîmî'dir; Kureyş'in mevlâsıdır. Babası İbrahim Nûbî idi.
Kendisi 245 yılında vefat etmiştir. Aynı şekilde bana Ali b. Ömer haber verdi; bana Mısırlı Hasan b. Reşîk icâzet yoluyla rivayet etti: Bana Cebele b. Muhammed es-Sadefî tahdîs etti; bana Abdullah b. Saîd b. Kesîr b. Afîr aynı bilgiyi rivayet etti.
Bir rivayete göre ise 248 yılında vefat etmiştir.
وَبِه قَالَ طُوبَى لمن استوحش من النَّاس وَأنس بربه وَبكى على خطيئتهوَمِنْهُم ذُو النُّون بن إِبْرَاهِيم الْمصْرِيّ أَبُو الْفَيْض وَيُقَال ثَوْبَان ابْن إِبْرَاهِيم وَذُو النُّون لقب وَيُقَال الْفَيْض بن إِبْرَاهِيمسَمِعت عليا بن عمر بن أَحْمد بن مهْدي الْحَافِظ بِبَغْدَاد يَقُول أَخْبرنِي الْحُسَيْن بن أَحْمد بن الماذرائي قَالَ قَرَأَ عَليّ أَبُو عمر الْكِنْدِيّ فِي كِتَابه أَعْيَان الموَالِي فَذكر فِيهِ وَمِنْهُم ذُو النُّون بن إِبْرَاهِيم الأخميمي مولى لقريش وَكَانَ أَبوهُ إِبْرَاهِيم نوبياتوفّي سنة خمس وَأَرْبَعين وَمِائَتَيْنِ كَذَلِك أَخْبرنِي عَليّ بن عمر أَخْبرنِي الْحسن بن رَشِيق الْمصْرِيّ إجَازَة حَدثنِي جبلة بن مُحَمَّد الصَّدَفِي حَدثنَا عبد الله بن سعيد بن كثير ابْن عفير بذلكوَقيل مَاتَ سنة ثَمَان وَأَرْبَعين
Hadisi senediyle rivayet etti: Bize Abdullah b. Hüseyin b. İbrahim es-Sûfî haber verdi; bize Muhammed b. Hamdun b. Mâlik el-Bağdâdî haber verdi; bize Hasan b. Ahmed b. Mübârek haber verdi. Yine bize Ahmed b. Sulayh el-Feyyûmî haber verdi; bize Zünnûn el-Mısrî, Leys b. Sa‘d’den, o Nâfi‘den, o İbn Ömer’den (r.a.) rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: “Dünya, müminin zindanı, kâfirin cennetidir.” Mansûr b. Abdullah’ı şöyle derken işittim: Abbâs b. Abdullah el-Vâsıtî’yi şöyle derken işittim: İbrâhim b. Yûnus’u şöyle derken işittim: Zünnûn’u şöyle derken işittim: “Sakın marifet konusunda davacı olma, zühdü meslek edinme, ibadete bel bağlama.” Yine bu senedle rivayet edildi: Zünnûn’a “Hangi perde en gizli ve en şiddetlidir?” diye sorulduğunu işittim; şöyle cevap verdi: “Nefsi görmek ve onu tedbir etmek.”
وَأسْندَ الحَدِيث أخبرنَا عبد الله بن الْحُسَيْن بن إِبْرَاهِيم الصُّوفِي أخبرنَا مُحَمَّد بن حمدون بن مَالك الْبَغْدَادِيّ أخبرنَا الْحسن بن أَحْمد بن الْمُبَارك وَأخْبرنَا أَحْمد بن صليح الفيومي أخبرنَا ذُو النُّون الْمصْرِيّ عَن اللَّيْث بن سعد عَن نَافِع عَن ابْن عمر قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم (الدُّنْيَا سجن الْمُؤمن وجنة الْكَافِر)سَمِعت مَنْصُور بن عبد الله يَقُول سَمِعت الْعَبَّاس بن عبد الله الوَاسِطِيّ قَالَ سَمِعت إِبْرَاهِيم بن يُونُس يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول إياك تكون بالمعرفة مُدعيًا أَو تكون بالزهد محترفا أَو تكون بِالْعبَادَة مُتَعَلقاوَبِه قَالَ سَمِعت ذَا النُّون وَسُئِلَ مَا أخْفى الْحجاب وأشده قَالَ رُؤْيَة النَّفس وتدبيرها
Bize Hasan b. Reşîk icâzet yoluyla haber verdi, dedi ki: Bize Alî b. Ya‘kub b. Süveyd el-Verrâk tahdîs etti, dedi ki: Bize Muhammed b. İbrâhîm el-Bağdâdî tahdîs etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Sa‘îd el-Hârizmî tahdîs etti, dedi ki: Zünnûn'u işittim, kendisine muhabbetten soruldu, şöyle cevap verdi: Allah'ın sevdiğini sevmek, Allah'ın buğzettiğine buğzetmek, hayrın tamamını işlemek, Allah'tan alıkoyan her şeyi reddetmek, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmamak, müminlere karşı şefkatli, kâfirlere karşı sert olmak ve dinde Resûlullah (s.a.v.)'e tâbi olmaktır. Ebû Bekr Muhammed b. Abdillâh b. Şâzân er-Râzî'den işittim şöyle diyordu: Yûsuf b. el-Hüseyin'den işittim şöyle diyordu: Zünnûn'dan işittim şöyle diyordu: Allah Teâlâ buyurdu ki: "Kim bana itaatkâr olursa, ben onun velîsi olurum. O hâlde bana güvensin ve beni hâkim kılsın. İzzetime yemin olsun ki, benden dünyanın zevalini istese, onu kendisi için zevâle uğratırdım." Bana Muhammed b. Ahmed b. Ya‘kub icâzet yoluyla haber verdi ki Abdullah b. Muhammed b. Meymûn onlara tahdîs etti, dedi ki: Zünnûn'a sûfîden sordum, dedi ki: Öyle kimsedir ki konuştuğu zaman, konuşması hakikatlerden haber verir; sustuğu zaman ise, uzuvları onun adına alâkaları keserek konuşur. Yine bu isnadla dedi: Zünnûn'dan işittim şöyle diyordu: Allah ile üns, kalbin Allah ile beraber olarak saf olmasındandır. Allah ile tek başına olmak (teferrüd), Allah'tan gayrı her şeyden inkıtâdır. Ebû Osman Sa‘îd b. Ahmed b. Ca‘fer'den işittim dedi ki: Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Sehl'den işittim dedi ki: Sa‘îd b. Osman el-Hayyât'tan işittim dedi ki: Zünnûn'dan işittim.
أخبرنَا الْحسن بن رَشِيق إجَازَة قَالَ حَدثنَا عَليّ بن يَعْقُوب بن سُوَيْد الْوراق حَدثنَا مُحَمَّد بن إِبْرَاهِيم الْبَغْدَادِيّ حَدثنَا مُحَمَّد بن سعيد الْخَوَارِزْمِيّ قَالَ سَمِعت ذَا النُّون وَسُئِلَ عَن الْمحبَّة قَالَ أَن تحب مَا أحب الله وَتبْغض مَا أبْغض الله وَتفعل الْخَيْر كُله وترفض كل مَا يشغل عَن الله وَألا تخَاف فِي الله لومة لائم مَعَ الْعَطف للْمُؤْمِنين والغلظة على الْكَافرين وَاتِّبَاع رَسُول الله صلى الله عليه وسلم فِي الدّينسَمِعت أَبَا بكر مُحَمَّد بن عبد الله بن شَاذان الرَّازِيّ يَقُول سَمِعت يُوسُف ابْن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول قَالَ الله تَعَالَى (من كَانَ لي مُطيعًا كنت لَهُ وليا فليثق بِي وليحكم عَليّ فَوَعِزَّتِي لَو سَأَلَني زَوَال الدُّنْيَا لأزلتها لَهُ)أَخْبرنِي مُحَمَّد بن أَحْمد بن يَعْقُوب إجَازَة أَن عبد الله بن مُحَمَّد بن مَيْمُون حَدثهمْ قَالَ سَأَلت ذَا النُّون عَن الصُّوفِي فَقَالَ من إِذا نطق أبان نطقه عَن الْحَقَائِق وَإِن سكت نطقت عَنهُ الْجَوَارِح بِقطع العلائقوَبِه قَالَ سَمِعت ذَا النُّون يَقُول الْأنس بِاللَّه من صفاء الْقلب مَعَ الله والتفرد بِاللَّه الِانْقِطَاع من كل شَيْء سوى اللهسَمِعت أَبَا عُثْمَان سعيد بن أَحْمد بن جَعْفَر يَقُول سَمِعت مُحَمَّد بن أَحْمد ابْن مُحَمَّد بن سهل يَقُول سَمِعت سعيد بن عُثْمَان الْخياط يَقُول سَمِعت ذَا
Zünnûn şöyle der: Kim tevazu isterse nefsini Allah'ın azametine yöneltsin; zira o (nefs) erir ve saf hâle gelir. Kim Allah'ın saltanatına bakarsa, nefsinin saltanatı gider; çünkü bütün nefisler O'nun heybeti karşısında fakirdir. Dedi ki: Saîd b. Osman'ı şöyle derken işittim: Zünnûn'u şöyle derken işittim: Sarhoşluk vaktinde bir sarhoşu tedavi eden tabipten daha cahil birini görmedim. Onun sarhoşluğunun, ayılana kadar ilacı olmaz; ayılınca tevbe ile tedavi edilir. Yine (aynı senedle) dedi ki: Zünnûn'u şöyle derken işittim: İhlâs talebini teşvik eden hiçbir şeyi vahdet (yalnızlık) kadar görmedim. Çünkü kişi halvete çekildiğinde Allah Teâlâ'dan başkasını görmez; başkasını görmediğinde ise onu ancak Allah'ın hükmü harekete geçirir. Kim halveti severse, ihlâs direğine tutunmuş ve sıdk rükünlerinin büyük bir rüknüne yapışmış olur. Yine (aynı senedle) dedi ki: Zünnûn'u şöyle derken işittim: Allah sevgisinin alâmetlerinden biri, Allah'ın Habîbi'nin (s.a.v.) ahlâkında, fiillerinde, emrinde ve sünnetinde ona tâbi olmaktır. Ve onu şöyle derken işittim: Kalpte yakîn sahih olunca, onda havf da sahih olur. Mansûr b. Abdullah'ı şöyle derken işittim: Abbâs b. Yûsuf'u şöyle derken işittim: Saîd b. Osman'ı şöyle derken işittim: Zünnûn bana (bir şiir) inşad etti.
النُّون يَقُول من أَرَادَ التَّوَاضُع فليوجه نَفسه إِلَى عَظمَة الله فَإِنَّهَا تذوب وتصفو وَمن نظر إِلَى سُلْطَان الله ذهب سُلْطَان نَفسه لِأَن النُّفُوس كلهَا فقيرة عِنْد هيبتهقَالَ وَسمعت سعيد بن عُثْمَان يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول لم أر أَجْهَل من طَبِيب يداوي سَكرَان فِي وَقت سكره لن يكون لسكره دَوَاء حَتَّى يفِيق فيداوى بِالتَّوْبَةِوَبِه قَالَ سَمِعت ذَا النُّون يَقُول لم أر شَيْئا أبْعث لطلب الْإِخْلَاص من الْوحدَة لِأَنَّهُ إِذا خلا لم ير غير الله تَعَالَى فَإِذا لم ير غَيره لم يحركه إِلَّا حكم الله وَمن أحب الْخلْوَة فقد تعلق بعمود الْإِخْلَاص واستمسك بِرُكْن كَبِير من أَرْكَان الصدْقوَبِه قَالَ سَمِعت ذَا النُّون يَقُول من عَلَامَات الْمحبَّة لله مُتَابعَة حبيب الله فِي أخلاقه وأفعاله وَأمره وسننهوسمعته يَقُول إِذا صَحَّ الْيَقِين فِي الْقلب صَحَّ الْخَوْف فِيهِسَمِعت مَنْصُور بن عبد الله يَقُول سَمِعت الْعَبَّاس بن يُوسُف يَقُول سَمِعت سعيد بن عُثْمَان يَقُول أَنْشدني ذُو النُّون
(Ben ölsem de sana olan hasretim ölmedi… ve senin gerçek sevginden hiçbir dileğimi bitiremedim.) (Dileğimsin, bütün dileklerim sensin, ey benden bana olan… ve sen yokluğumda bütün zenginliğin ta kendisisin.) (Sen benim isteğimin nihayeti ve arzumun gayesisin… ümitlerimin yeri ve vicdanımın saklısısın.) (Sana dair kalbimde öyle bir sır taşırım ki onu dökemem… sana olan hastalığım veya ıstırabım ne kadar uzasa da.) (Bağrımda senden öyle bir şey var ki sana apaçık görünmekte, fakat ne ehline ne de komşuya görünmemiştir.) (Bendedir senden ciğerlerimde karışmış bir dert… o kadar ki direğim beni yıktı ve gizlim yayıldı.) (Sen değil misin kafileye delil olan, eğer şaşırırlarsa… ve uçurumun kenarına geleni kurtaran?) (Sen hidayet yolcularını aydınlattın, oysa ellerindeki nurdan onda bir pay yoktu.) (Öyleyse bana, yakınlığıyla dirileceğim bir affınla ulaş… yokluğumu giderecek bir kolaylıkla imdadıma yetiş.)"
Dedi ki: Zünnûn'dan şöyle söylediğini işittim: "Eğer elimi sana dua ederek uzatmışsam, sen beni gaflet hâlimde iken de yeterli kıldın. Şimdi ellerimin yaptığı işler sebebiyle senden ümidimi mi keseyim? Halimi bilmen, benim istememe yeter."
Yine buna binaen Zünnûn dedi ki: Her müddeî, davası sebebiyle Hakk'ın şuhûdundan mahcûbtur. Zira Hak, ehl-i hak için şâhittir; çünkü Allah Hakk'ın ta kendisidir, O'nun sözü de Haktır. Kişi, Hak kendisine şâhit olduğu takdirde dava etmeye muhtaç değildir. Ne zaman ki Hak gâib olursa, işte o zaman dava edilir. Dava ancak mahcûblar için vâki olur."
(أَمُوت وَمَا مَاتَت إِلَيْك صبابتي … وَلَا قضيت من صدق حبك أوطاري)(مناي المنى كل المنى أَنْت لي مني … وَأَنت الْغَنِيّ كل الْغنى عِنْد إقتاري)(وَأَنت مدى سؤلي وَغَايَة رغبتي … وَمَوْضِع آمالي ومكنون إضماري)(تحمل قلبِي فِيك مَا لَا أبثه … وَإِن طَال سقمي فِيك أَو طَال إضراري)(وَبَين ضلوعي مِنْك مَا لَك قد بدا … وَلم يبد باديه لأهل وَلَا جَار)(وَبِي مِنْك فِي الأحشاء دَاء مخامر … وَقد هدمني الرُّكْن وانبث إسراري)(أَلَسْت دَلِيل الركب إِن هم تحيروا … ومنقذ من أشفى على جرف هاري)(أنرت الْهدى للمهتدين وَلم يكن … من النُّور فِي أَيْديهم عشر معشار)(فنلني بِعَفْو مِنْك أَحْيَا بِقُرْبِهِ … اغثني بيسر مِنْك يطرد إعساري)قَالَ وَسمعت ذَا النُّون يَقُول لَئِن مددت يَدي إِلَيْك دَاعيا لطالما كفيتني سَاهِيا أأقطع مِنْك رجاي بِمَا عملت يداي حسبي من سُؤَالِي علمك بحاليوَبِه قَالَ ذُو النُّون كل مُدع مَحْجُوب بِدَعْوَاهُ عَن شُهُود الْحق لِأَن الْحق شَاهد لأهل الْحق لِأَن الله هُوَ الْحق وَقَوله الْحق وَلَا يحْتَاج أَن يَدعِي إِذا كَانَ الْحق شَاهدا لَهُ فَأَما إِذا كَانَ غَائِبا فَحِينَئِذٍ يدعى وَإِنَّمَا تقع الدَّعْوَى للمحجوبين
Böylece Zünnûn şöyle buyurdu: “Her kim halka ünsiyet ederse Firavunların bisâtına [tahtına] muktedir olmuştur. Her kim nefsinin müşahedesinden gâib olursa ihlâsa muktedir olmuştur. Her kimin eşyadaki nasibi kendisi ise kendinden aşağıda olan şeylerin kaybına aldırış etmez.” Ebü’l-Hasan Alî b. Muhammed el-Kazvînî’den işittim dedi ki: Alî b. Ahmed b. Muhammed el-Beznânî’den işittim dedi ki: Muhammed b. el-Hüseyin’den işittim dedi ki: Fâris’ten işittim dedi ki: Yûsuf b. el-Hüseyin’den işittim dedi ki: Zünnûn’u işittim şöyle diyordu: “Doğruluk (sıdk) Allah’ın yeryüzündeki kılıcıdır; hiçbir şeyin üzerine konulmaz ki onu kesmesin.” Ve kendi isnadıyla Zünnûn dedi ki: “Her kim ameliyle süslenirse onun haseneleri seyyiat olur.” Ahmed b. Alî b. Ca‘fer’den işittim dedi ki: Fâris’ten işittim dedi ki: Yûsuf b. el-Hüseyin’den işittim dedi ki: Zünnûn’u işittim şöyle diyordu: “İlk adımla onu talep edersen ona erişir ve onu bulursun.”
وَبِه قَالَ ذُو النُّون من أنس بالخلق فقد استمكن من بِسَاط الفراعنة وَمن غيب عَن مُلَاحظَة نَفسه فقد استمكن من الْإِخْلَاص وَمن كَانَ حَظه فِي الْأَشْيَاء هُوَ لَا يُبَالِي مَا فَاتَهُ مِمَّا هُوَ دونهسَمِعت أَبَا الْحسن عَليّ بن مُحَمَّد الْقزْوِينِي يَقُول سَمِعت عَليّ بن أَحْمد ابْن مُحَمَّد البزناني يَقُول سَمِعت مُحَمَّد بن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت فَارِسًا يَقُول سَمِعت يُوسُف بن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول الصدْق سيف الله فِي أرضه مَا وضع على شَيْء إِلَّا قطعهوبإسناده قَالَ ذُو النُّون من تزين بِعَمَلِهِ كَانَت حَسَنَاته سيئاتسَمِعت أَحْمد بن عَليّ بن جَعْفَر يَقُول سَمِعت فَارِسًا يَقُول سَمِعت يُوسُف بن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول بِأول قدم تطلبه تُدْرِكهُ وتجده
Yine senediyle (rivâyetle) şöyle dedi: Zünnûn'u işittim, şöyle diyordu: Ünsiyetin en aşağı mertebeleri, kişinin ateşe atılması halinde bile ümidinin maksûdundan gâib olmamasıdır. Ebû Saîd Ahmed b. Muhammed b. Rumeyh el-Hâfız'ı işittim, şöyle diyordu: Ebû Ya‘lâ b. Halef'i işittim, şöyle diyordu: İbn el-Berkî'yi işittim, şöyle diyordu: Zünnûn'u işittim, şöyle diyordu: Allah ile ünsiyet parlak bir nurdur; halk ile ünsiyet ise gerçek bir sıkıntıdır. Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. Ya‘kûb el-‘Attâr'ı işittim, şöyle diyordu: Ebû Muhammed el-Belâzerî'yi işittim, şöyle diyordu: Yûsuf b. el-Hüseyn'i işittim, şöyle diyordu: Zünnûn'u işittim, şöyle diyordu: Allah'ın öyle kulları vardır ki, günahı azâbından korkarak terk ettikten sonra bir de O'nun kereminden hayâ ederek terk ederler. Şayet sana: 'Dilediğini yap, ben seni günahtan ötürü (cezalandıracak) değilim' deseydi, yine de O'nun keremi sana karşı hayâ duymanı ve isyanını terk etmeni arttırmalıydı — eğer hür, kerem sâhibi, şükreden bir kul isen. Peki ya O seni (azâb ile) uyarmışken (nasıl olur)? Yine senediyle (rivâyetle) Zünnûn şöyle dedi: Korku, amelin bekçisidir; recâ ise sıkıntıların şefâatçisidir. Yine senediyle (rivâyetle) Zünnûn şöyle dedi: İhtiyacını fakirlik diliyle iste, hüküm diliyle değil. Ahmed b. Alî b. Ca‘fer'i işittim, şöyle diyordu: Hasan b. Sehl b. Âsım'ı işittim, şöyle diyordu: Alî b. Abdillâh el-Keracî'yi işittim, şöyle diyordu: Zünnûn'u işittim, şöyle diyordu: İbadetin anahtarı tefekkürdür; hevânın alameti şehevâta tâbi olmaktır; tevekkülün alameti ise dünyevî beklentilerin kesilmesidir. Ahmed b. Alî b. Ca‘fer'i işittim, şöyle diyordu: Fâris'ten işittim, şöyle diyordu: işittim.
وبإسناده قَالَ سَمِعت ذَا النُّون يَقُول أدنى منَازِل الْأنس أَن يلقى فِي النَّار فَلَا يغيب همه عَن مأمولهسَمِعت أَبَا سعيد أَحْمد بن مُحَمَّد بن رُمَيْح الْحَافِظ يَقُول سَمِعت أَبَا يعلى ابْن خلف يَقُول سَمِعت ابْن البرقي يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول الْأنس بِاللَّه نور سَاطِع والأنس بالخلق غم وَاقعسَمِعت نصر بن مُحَمَّد بن أَحْمد بن يَعْقُوب الْعَطَّار يَقُول سَمِعت أَبَا مُحَمَّد البلاذري يَقُول سَمِعت يُوسُف بن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول لله عباد تركُوا الذَّنب استحياء من كرمه بعد أَن تَرَكُوهُ خوفًا من عُقُوبَته وَلَو قَالَ لَك اعْمَلْ مَا شِئْت فلست آخذك بذنب كَانَ يَنْبَغِي أَن يزيدك كرمه استحياء مِنْهُ وتركا لمعصيته إِن كنت حرا كَرِيمًا عبدا شكُورًا فَكيف وَقد حذركوبإسناده قَالَ ذُو النُّون الْخَوْف رَقِيب الْعَمَل والرجاء شَفِيع المحنوبإسناده قَالَ ذُو النُّون اطلب الْحَاجة بِلِسَان الْفقر لَا بِلِسَان الحكمسَمِعت أَحْمد بن عَليّ بن جَعْفَر يَقُول سَمِعت الْحسن بن سهل بن عَاصِم يَقُول سَمِعت عَليّ بن عبد الله الكرجي يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول مِفْتَاح الْعِبَادَة الفكرة وعلامة الْهوى مُتَابعَة الشَّهَوَات وعلامة التَّوَكُّل انْقِطَاع المطامعسَمِعت أَحْمد بن عَليّ بن جَعْفَر يَقُول سَمِعت فَارِسًا يَقُول سَمِعت
Yûsuf b. el-Huseyn dedi ki: Zünnûn'u şöyle derken işittim: Benim fakir bir dostum vardı, öldü. Onu rüyamda gördüm ve ona: 'Allah sana ne yaptı?' dedim. O da bana şöyle dedi: Bana denildi ki: 'Sana bir somun ekmek için şu aşağılık dünya oğullarına (onlar sana vermeden önce) gidip gelmenden dolayı mağfiret olundu.'
Ebû Ca'fer Muhammed b. Ahmed b. Sa'îd er-Râzî'yi şöyle derken işittim: Ebü'l-Fazl el-Abbâs b. Hamza'yı şöyle derken işittim: Zünnûn'u şöyle derken işittim: İlim ehlinden olan kişi, ilmi sebebiyle dünyaya buğzunu ve onu terkini artırırdı. Bugün ise kişi ilmi sebebiyle dünyaya sevgisini ve onu talebini artırmaktadır. Kişinin malı ilminin üzerinde idi (ilim mala hâkimdi), bugün ise kişi ilmi ile mal kazanmaktadır. İlim sahibinin bâtınında ve zâhirinde bir artış görülürdü, bugün ise ilim ehlinden birçoğunun bâtınında ve zâhirinde fesad görülmektedir.
Ebü'l-Hüseyn Muhammed b. Ahmed el-Fârisî'yi şöyle derken işittim: Fâris'i şöyle derken işittim: Yûsuf b. el-Huseyn'i şöyle derken işittim: Zünnûn'u şöyle derken işittim: Ârif her gün daha huşûlu olur; zira her saat (Allah'a) daha yakındır.
Dedi ki: Yine Zünnûn'u şöyle derken işittim: Ey müridler topluluğu! Sizden kim bu yolu (tarik) istiyorsa, âlimlerle cehalet (hâliyle), zâhidlerle rağbet (ile), mârifet ehline karşı da sükût ile buluşsun.
Ebû Ca'fer er-Râzî'yi şöyle derken işittim: el-Abbâs b. Hamza'yı şöyle derken işittim: Zünnûn'u şöyle derken işittim: Muhakkak ki ârif tek bir hâle bağlı kalmaz; ancak bütün hallerde Rabbine bağlı kalır.
يُوسُف بن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول كَانَ لي صديق فَقير فَمَاتَ فرأيته فِي النّوم فَقلت لَهُ مَا فعل الله بك قَالَ قَالَ لي قد غفرت لَك بترددك إِلَى هَؤُلَاءِ السّفل أَبنَاء الدُّنْيَا فِي رغيف قبل أَن يعطوكسَمِعت أَبَا جَعْفَر مُحَمَّد بن أَحْمد بن سعيد الرَّازِيّ يَقُول سَمِعت أَبَا الْفضل الْعَبَّاس بن حَمْزَة قَالَ سَمِعت ذَا النُّون يَقُول كَانَ الرجل من أهل الْعلم يزْدَاد بِعِلْمِهِ بغضا للدنيا وتركا لَهَا وَالْيَوْم يزْدَاد الرجل بِعِلْمِهِ للدنيا حبا وَلها طلبا وَكَانَ الرجل مَاله على علمه وَالْيَوْم تكسب الرجل بِعِلْمِهِ مَالا وَكَانَ يرى على صَاحب الْعلم زِيَادَة فِي بَاطِنه وَظَاهره وَالْيَوْم يرى على كثير من أهل الْعلم فَسَاد الْبَاطِن وَالظَّاهِرسَمِعت أَبَا الْحُسَيْن مُحَمَّد بن أَحْمد الْفَارِسِي يَقُول سَمِعت فَارِسًا يَقُول سَمِعت يُوسُف بن الْحُسَيْن يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول الْعَارِف كل يَوْم أخشع لِأَنَّهُ كل سَاعَة أقربقَالَ وَسمعت ذَا النُّون يَقُول يَا معشر المريدين من أَرَادَ مِنْكُم الطَّرِيق فليلق الْعلمَاء بِالْجَهْلِ والزهاد بالرغبة وَأهل الْمعرفَة بِالصَّمْتِسَمِعت أَبَا جَعْفَر الرَّازِيّ يَقُول سَمِعت الْعَبَّاس بن حَمْزَة يَقُول سَمِعت ذَا النُّون يَقُول إِن الْعَارِف لَا يلْزم حَالَة وَاحِدَة إِنَّمَا يلْزم ربه فِي الْحَالَات كلهَا