Fezâilü'l-Kur'ân – Telif: İmam Muhammed b. Abdülvehhab
Bismillâhirrahmânirrahîm
(1) Kur'ân Tilâvetinin, Onu Öğrenmenin ve Öğretmenin Faziletleri Bâbı
Allah Azze ve Celle'nin şu kavli: {يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ} [1] – Yani: 'Allah, içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.' (el-Mücâdile, 11)
Ve Allah Teâlâ'nın şu kavli: {مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَاداً لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ} [2] – Yani: 'Hiçbir beşer için, Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve nübüvvet vermesi, ardından insanlara "Allah'ı bırakıp bana kul olun" demesi uygun değildir; fakat (şöyle der:) "Öğretmekte olduğunuz kitap ve okumakta olduğunuz şeyler sebebiyle Rabbanîler olun." (Âl-i İmrân, 79)
Âişe (r.anhâ) şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Kur'ân'ı mahâretle okuyan, kirâmen kâtibîn (şerefli ve itaatkâr melekler) ile beraberdir. Kur'ân'ı okuyup da (telaffuzda) zorlanan ve bu kendisine ağır gelen kimseye ise iki ecir vardır.' [3] Bu hadisi Buhârî ve Müslim tahric etmiştir [4]. Buhârî [5], Osman (r.a.)'dan rivayetle Resûlullah [1].
فضائل القرآنتأليف: الإمام محمد بن عبد الوهاببسم الله الرحمن الرحيم(١) باب فضائل تلاوة القرآن وتعلمه وتعليمهوقول الله عز وجل: {يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ} ١ وقوله تعالى: {مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَاداً لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ} ٢.وعن عاثشة رضي الله عنها قالت: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "الماهر بالقرآن مع السفرة الكرام البررة، والذي يقرأ القرآن ويتتعتع فيه وهو عليه شاق له أجران" ٣ أخرجاه٤. وللبخاري٥ عن عثمان رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله١ سورة المجادلة آية: ١١.٢ سورة آل عمران آية: ٧٩.٣ البخاري: تفسير القرآن (٤٩٣٧) ، ومسلم: صلاة المسافرين وقصرها (٧٩٨) ، والترمذي: فضائل القرآن (٢٩٠٤) ، وأبو داود: الصلاة (١٤٥٤) ، وابن ماجه: الأدب (٣٧٧٩) ، وأحمد (٦/٤٨ ،٦/٩٤ ،٦/٩٨ ،٦/١١٠ ،٦/١٧٠ ،٦/١٩٢ ،٦/٢٣٩ ،٦/٢٦٦) ، والدارمي: فضائل القرآن (٣٣٦٨) .٤ البخاري في الصحيح ٦: ١٣٨ في باب التفسير - تفسير سورة "عبس" - بلفظ "مثل الذي يقرأ القرآن وهو حافظ له مع السفرة الكرام، ومثل الذي يقرأ وهو يتعاهده وهو عليه شديد فله أجران": ومسلم بهذا اللفظ ١. ٥٤٩ ، ٥٥٠ في صلاة المسافرين "باب فضل الماهر بالقرآن والذي يتتعتع فيه". وأخرجه ابن ماجه - ٢. ١٢٤٢ في الأدب (باب فضل القرآن)رقم الحديث ٣٧٧٩ وفيه "والذي يقرؤه يتتعتع فيه" بدون واو وأحمد في مسنده ٦، ٩٤ بلفظ "إن الذي يقرأ القرآن الماهر به مع السفرة الكرام البررة والذي يقرؤه تشتد عليه قراءته فله أجران". وأبو داود بمعناه رقم (١٤٥٤) ٢: ١٤٨ في ثواب قراءة القرآن. والترمذي ٨: ١١٢ في "باب ما جاء في فضل قارئ القرآن". والدارمي ٢: ٤٤٤ في "باب فضل من يقرأ القرآن ويشتد عليه" مع اختلاف يسير في لفظه.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”
Müslim de Ebû Ümâme’den (r.a.) rivayetle dedi ki: Ben Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Kur’an okuyun; zira o kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâveyn’i [iki nurlu sureyi]: Bakara ve Âl-i İmrân surelerini okuyun.”
[Kaynak: el-Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 1:158] “Bâbu Hayruküm men Tealleme’l-Kur’âne ve Allemehû” [Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir] babında şu ziyadeyi de ekledi: “Ebû Abdirrahmân, Hz. Osman’ın hilâfeti döneminde –Haccâc’ın zamanına kadar– okuttu ve dedi ki: İşte beni bu makamıma oturtan şey budur.”
Yine aynı hadisi “Şüphesiz sizin en faziletliniz, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir” lafzıyla da rivayet etti.
Tirmizî, Sevâbü’l-Kur’ân “Bâbu mâ Câe fî Ta‘lîmi’l-Kur’ân”da aynı lafızla ve “Hayruküm ev Efdalüküm…” [Sizin en hayırlınız veya en faziletliniz] lafzıyla rivayet etti.
İbn Mâce (el-Mukaddime, 1:76-77) “Bâbu Fedli men Tealleme’l-Kur’âne ve Allemehû” [Kur’an’ı öğrenen ve öğretenin fazileti babı] (nr. 211) lafzıyla: “Şu‘be dedi ki: Hayruküm; Süfyân dedi ki: Efdalüküm…” şeklinde rivayet etti.
Ebû Dâvûd (es-Salât, 2:147) “Bâbun fî Sevâbi Kırâati’l-Kur’ân”da [Kur’an okumanın sevabı babı] rivayet etti.
Dârimî (Fedâilü’l-Kur’ân, 2:437) “Bâbu Hıyâruküm men Tealleme’l-Kur’âne ve Allemehû” [Sizin hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir babı]nda Ali’den (r.a.) aynı lafızla; Osman ve Mus‘ab b. Sa‘d’dan da kısa bir ziyade ile aynı manada rivayet etti.
[Kaynak numaraları:] Buhârî: Fedâilü’l-Kur’ân (5027); Tirmizî: Fedâilü’l-Kur’ân (2907, 2908); Ebû Dâvûd: es-Salât (1452); İbn Mâce: el-Mukaddime (211); Ahmed (1/57, 1/58, 1/69); Dârimî: Fedâilü’l-Kur’ân (3338).
[Müslim’de] (es-Salât, 2:197) “Bâbu Fedli Kırâati’l-Kur’âni ve Sûreti’l-Bakara” [Kur’an okumanın ve Bakara Suresi’nin fazileti babı]nda şu ziyade ile: Muâviye dedi ki: Bana ulaştığına göre bâtıla [sihirbazlara] karşı okunacak en etkili şey…
عليه وسلمقال: "خيركم من تعلم القرآن وعلّمه" ١.ولمسلم ٢ عن أبي أمامة قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: "اقرؤوا القرآن فإنه يأتي يوم القيامة شفيعا لأصحابه. اقرؤوا الزهراوين: البقرة وسورة آل عمران؛١: ١٥٨ في فضائل القرآن "باب خيركم من تعلم القرآن وعلمه وزاد "قال: وأقرأ أبو عبد الرحمن في إمرة عثمان حتى كان الحجاج، قال: وذاك الذي أقعدني مقعدي هذا". ورواه أيضا بلفظ "إن أفضلكم من تعلم القرآن وعلمه". كما رواه الترمذي في ثواب القرآن "باب ما جاء في تعليم القرآن" بهذا اللفظ وبلفظ " خيركم أو أفضلكم … ". وابن ماجه ١: ٧٦، ٧٧ في المقدمة -باب فضل من تعلم القرآن وعلمه برقم (٢١١) ولفظه "قال شعبة: خيركم، وقال سفيان: أفضلكم … وأبو داود ٢: ١٤٧- في الصلاة "باب في ثواب قراءة القرآن". والدارمي ٢: ٤٣٧ في فضائل القرآن "باب خياركم من تعلم القرآن وعلمه" عن علي بلفظه وعن عثمان ومصعب بن سعد بمعناه مع زيادة يسيرة.٢ البخاري: فضائل القرآن (٥٠٢٧) ، والترمذي: فضائل القرآن (٢٩٠٧ ،٢٩٠٨) ، وأبو داود: الصلاة (١٤٥٢) ، وابن ماجه: المقدمة (٢١١) ، وأحمد (١/٥٧ ،١/٥٨ ،١/٦٩) ، والدارمي: فضائل القرآن (٣٣٣٨) .٢ ٢: ١٩٧ في الصلاة "باب فضل قراءة القرآن وسورة البقرة بزيادة: قال معاوية: بلغني أن البطلة السحرة.
Zira bu ikisi kıyamet günü gelirler (1), sanki iki bulut veya sanki iki gölge (2) veya sanki saf saf dizilmiş kuşlardan iki bölük gibi; sahipleri için şefaat ederler (3): «Bakara Suresi'ni okuyun; zira onu almak bereket, terk etmek pişmanlıktır ve bâtılcılar ona güç yetiremez.» Yine Müslim'de (4) Nevvâs b. Sem'ân'dan rivayetle: «Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: 'Kıyamet günü Kur'an ve onunla amel eden ehli getirilir; onu Bakara ve Âl-i İmrân sureleri takdim eder (5). Resûlullah (s.a.v.) onlar için üç misal verdi ki onları sonradan unutmadım: 'Sanki iki bulut veya aralarında aydınlık bulunan iki siyah gölge veya saf saf dizilmiş kuşlardan iki bölük gibidir; sahipleri için şefaat ederler (6).'» İbn Mes'ûd'dan rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kim Allah'ın kitabından bir harf okursa, ona bir sevap vardır (7); sevap on misliyledir. Ben 'Elif lâm mîm' bir harftir demiyorum; bilakis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm bir harftir.»
Dipnotlar:
(1) Asıl nüshada "yätiyân" şeklindedir.
(2) Asıl nüshada "ğiyâbetân" şeklindedir.
(3) Asıl nüshada "yuhâcân li sâhibihimâ" şeklindedir; Müslim'deki lafız esas alınarak düzeltilmiştir.
(4) Müslim, Tirmizî, Ahmed ve Dârimî'de rivayet edilmiştir. Bk. Müslim, 2:197-198; Tirmizî, 8:98-99; Ahmed, 5:348,352; Dârimî, 2:455,451.
(5) Asıl nüshada "yukaddimuhu" şeklindedir.
(6) Asıl nüshada "yuhâcân" şeklindedir.
(7) Asıl nüshada "felehû haseneh" şeklindedir; Müslim'deki lafız esas alınmıştır.
فإنهما تأتيان ١ يوم القيامة كأنهما غمامتان، أو كأنهما غيايتان٢، أو كأنهما فرقان من طير صواف تحاجان عن أصحابهما، ٣ اقرأوا سورة البقرة فإن أخذها بركة، وتركها حسرة ولا تستطيعها البطلة". وله٤ عن النواس بن سمعان قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: "يؤتى بالقرآن يوم القيامة وأهله الذين كانوا يعملون به، تقدمه٥ سورة "البقرة وآل عمران". وضرب لهما رسول الله صلى الله عليه وسلم ثلاثة أمثال ما نسيتهن بعد، قال: "كأنهما غمامتان أو ظلتان سوداوان بينهما شرق، أو كأنهما حزقان من طير صواف، تحاجان٦ عن صاحبهما". وعن ابن مسعود قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "من قرأ حرفا من كتاب الله فله به٧ حسنة، والحسنة بعشر أمثالها. لا أقول (الم)١ في الأصل "يأتيان".٢ في الأصل "غيابتان".٣ في الأصل "يحاجان لصاحبهما" والتصحيح في الجميع من مسلم.٤ ٢: ١٩٧، ١٩٨ في الصلاة، باب فضل قراءة القرآن وسورة البقرة". ورواه الترمذي ٨: ٩٨، ٩٩ في ثواب القرآن وفضائله "باب ما جاء في سورة آل عمران" مع اختلاف في اللفظ، وانظر أحمد ٥: ٣٤٨ ، ٣٥٢، والدارمي ٢: ٤٥٥، ٤٥١.٥ في الأصل "يقدمه".٦ في الأصل "يحاجان".٧ في الأصل "فله حسنة" ولفظ مسلم ما أثبتناه.
Elif Lâm Mîm bir harftir; lâkin Elif bir harf, Lâm bir harf, Mîm bir harftir." Bunu Tirmizî rivayet etmiş [1] ve "hasen-sahîhtir" demiştir. Yine Tirmizî, Abdullah b. Amr (r.a.) vasıtasıyla Nebî (s.a.v.)'den şöyle rivayet etmiş ve sahihlemiştir: "Kur'an sahibine denir ki: Oku ve yüksel, dünyada tertil üzere okuduğun gibi tertil ile oku. Şüphesiz senin makamın, okuduğun son âyetin yanındadır." [3] Ahmed b. Hanbel [4] de Ebû Saîd (r.a.) hadisinden buna benzer bir rivayet nakletmiştir ki şöyledir: "O okur ve her âyetle bir derece yükselir, nihayet yanındaki son şeyi okuyana kadar." [5] Ahmed b. Hanbel [6] ayrıca Büreyde (r.a.)'den merfû olarak rivayet etmiştir: [1] 8: 115-116, Sevâbu'l-Kur'ân, "Kur'an'dan bir harf okuyanın alacağı ecir hakkında gelen bâb." Dârimî de aynı manada rivayet etmiştir: 2: 429, Fedâilu'l-Kur'ân, "Kur'an okuyanın fazileti bâbı." [2] 8: 117, Sevâbu'l-Kur'ân. [3] Asıl nüshada "عند آخر آية" şeklindedir; fazlalık Tirmizî'dedir. Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir: 2: 153, es-Salât, "Kıraatte tertilin müstehab oluşu bâbı" ve sonunda "Şüphesiz senin makamın, okuduğun son âyetin yanındadır." Ahmed b. Hanbel ise 2: 192'de şu lafızla rivayet etmiştir: "... oku, yüksel ve tertil ile oku... onu okursun." [4] 3: 40; İbn Mâce de rivayet etmiştir: 2: 1242, el-Edeb, "Sevâbu'l-Kur'ân bâbı." [5] Asıl nüshada "منه" şeklindedir; Ahmed b. Hanbel'in lafzı ise bizim tespit ettiğimiz şekildedir. [6] 5: 348; ayrıca s. 352'ye bakınız. Dârimî de 2: 450-451'de, Fedâilu'l-Kur'ân, "Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerinin fazileti bâbı"nda Ahmed'in lafzına yakın bir ifadeyle rivayet etmiştir. İbn Mâce de 2: 1242'de el-Edeb bölümünde Sevâbu'l-Kur'ân bâbında muhtasar olarak nakletmiştir.
حرف ولكن ألف حرف، ولام حرف، وميم حرف" رواه الترمذي١ وقال: حديث حسن صحيح.وله٢، وصححه عن عبد الله بن عمرو عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: "يقال لصاحب القرآن: اقرأ وارتق، ورتل كما كنت ترتل في الدنيا، فإن منزلتك عند آخر آية تقرأ بها ٣ ". ولأحمد٤ نحوه من حديث أبي سعيد وفيه: "فيقرأ ويصعد بكل آية درجة، حتى يقرأ آخر شيء معه ٥") ولأحمد٦ أيضا عن بريدة مرفوعا:١ ٨: ١١٥، ١١٦ في ثواب القرآن "باب ما جاء فيمن قرأ حرفا من القرآن ما له من الأجر". ورواه الدارمي بمعناه ٢: ٤٢٩ في فضائل القرآن، باب فضل من قرأ القرآن".٢ ٨: ١١٧ في ثواب القرآن.٣ في الأصل "عند آخر آية" والزيادة في الترمذي. ورواه أبو داود ٢: ١٥٣ في الصلاة "باب استحباب الترتيل في القراءة" وفي آخره "فإن منزلك عند آخر آية تقرؤها". وأحمد ٢: ١٩٢ بلفظ ".. اقرأ، وارق، ورتل.. تقرؤها".٤ ٣: ٤٠ ورواه ابن ماجه ٢: ١٢٤٢ في الأدب "باب ثواب القرآن".٥ في الأصل "منه" ولفظ أحمد ما أثبتناه.٦ ٥: ٣٤٨ وانظر صفحة ٣٥٢ ، ورواه الدارمي ٢: ٤٥٠ ، ٤٥١ في فضائل القرآن "باب فضل سورة البقرة وآل عمران" بلفظ قريب من لفظ أحمد. وابن ماجه ٢: ١٢٤٢ مختصرا في الأدب- باب ثواب القرآن".
Bakara sûresini öğreniniz.¹ Ardından Sahîh'te Bakara ve Âl-i İmrân hakkında geçene benzer bir rivayet zikredilir. Onda şöyle buyrulur: 'Muhakkak ki Kur'an, kıyamet gününde kabri yarılıp çıktığı zaman, solgun bir adam gibi sahibine gelir ve ona: "Beni tanıyor musun?" der. O da: "Seni tanımıyorum." der. Yine: "Beni tanıyor musun?" der. O da: "Seni tanımıyorum." der. Bunun üzerine Kur'an: "Ben senin arkadaşın Kur'an'ım; seni öğle sıcaklarında susattım, gecelerini uykusuz bıraktım. Her tüccar kendi ticaretinin ardındadır, sen ise bugün her ticaretin ardındasın." der. Sonra sahibine sağ elinden mülk, sol elinden ebedîlik verilir. Başına vekar tacı konulur. Ana-babasına, dünya halkının karşılığını veremeyeceği iki elbise giydirilir. Onlar: "Bunlar bize neden giydirildi?" derler. Onlara: "Çocuğunuzun Kur'an'ı alması sebebiyle." denilir. Sonra ona: "Oku ve cennet derecelerinde ve odalarında yüksel!" denir. O, ister hızlı (hezz) ister tertîl ile okusun, okuduğu müddetçe yükselmeye devam eder.²' Enes (r.a.)'den rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Kur'an ehli, Allah'ın ehli ve O'nun has kullarıdır.'³ Ahmed ve Nesâî rivayet etmiştir.⁴
¹ Ahmed (5/348), ed-Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân (3391).
² Metinde bazı yerlerde ziyade ve noksan bulunmaktadır; her birine işaret etme gereği duyulmamıştır. Ahmed'in lafzı bizim tespit ettiğimiz şekildedir.
³ İbn Mâce, Mukaddime (215); Ahmed (3/127, 3/242); ed-Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân (3326).
⁴ Ahmed, 3:127'de bundan daha uzun bir hadis olup lafzı şöyledir: Enes (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: 'Şüphesiz Allah'ın insanlardan ehlî (seçkin) kimseleri vardır.' Denildi ki: 'Onlardan Allah'ın ehli kimdir?' Buyurdu: 'Kur'an ehli, Allah'ın ehli ve O'nun has kullarıdır.' Aynı cildin 127, 128, 242. sayfalarına bakınız. Ayrıca Nesâî. İbn Mâce ise Mukaddime'de (1:76) 'Kur'an'ı öğrenen ve öğretenin fazileti bölümünde' rivayet etmiş olup lafzı Ahmed'inkine yakındır.
"تعلموا سورة البقرة" ١ فذكر مثل ما تقدم في الصحيح في البقرة وآل عمران، وفيه: "وإن القرآن يلقى صاحبه يوم القيامة حين ينشق عنه قبره كالرجل الشاحب، فيقول له: هل تعرفني؟ فيقول: ما أعرفك. فيقول له: هل تعرفني؟ فيقول: ما أعرفك، فيقول: أنا صاحبك القرآن الذي أظمأتك في الهواجر، وأسهرت ليلك، وإن كل تاجر من وراء تجارته، وإنك اليوم من وراء كل تجارة. فيعطى الملك بيمينه، والخلد بشماله، ويوضع على رأسه تاج الوقار، ويكسا والداه حلتين لا يقوم لهما أهل الدنيا، فيقولان: بم كسينا هذه؟ فيقال: بأخذ ولدكما القرآن. ثم يقال له: اقرأ واصعد في درجة الجنة وغرفها، فهو في صعود ما دام يقرأ هذًا كان أو ترتيلا٢". وعن أنس أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "أهل القرآن هم أهل الله وخاصته" ٣ رواه أحمد والنسائي. ٤١ أحمد (٥/٣٤٨) ، والدارمي: فضائل القرآن (٣٣٩١) .٢ في الأصل زيادة ونقص في أماكن مختلفة من الحديث لم نر حاجة في الإشارة إلى كل منها ولفظ أحمد ما أثبتناه.٣ ابن ماجه: المقدمة (٢١٥) ، وأحمد (٣/١٢٧ ،٣/٢٤٢) ، والدارمي: فضائل القرآن (٣٣٢٦) .٤ أحمد ٣: ١٢٧ بأطول من هذا ولفظه عن أنس قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن لله أهلين من الناس، فقيل: من أهل الله منهم؟ قال: أهل القرآن هم أهل الله وخاصته وانظر الصفحات ١٢٧ ، ١٢٨ ، ٢٤٢ من الجزء نفسه. والنسائي. كما رواه ابن ماجه ١: ٧٦ في المقدمة "باب فضل من تعلم القرآن وعلمه" ولفظه قريب من أحمد.
(2) Ehl-i Kur'ân'ın Takdimi ve İkramı Hakkında Gelen Bâb. Kurrâ [kıraat âlimleri], Ömer'in (r.a.) meclisinin ashabı idiler; ihtiyar olsun genç olsun. Ebû Mes'ûd'dan (r.a.) rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cemaate, Allah'ın kitabını en iyi okuyanları imam olur. Kıraatte eşit iseler sünneti en iyi bilenleri. Sünnette eşit iseler hicrette en eski olanları. Hicrette eşit iseler İslâm'a en önce girenleri (sinn/yaşça en büyük olanları)." Müslim'in bir rivayetinde şu ziyade vardır: "Bir adam, diğer bir adama kendi hükümranlık alanında imam olmasın ve evinde, ikram edildiği yere onun izni olmaksızın oturmasın." Bunu Müslim rivayet etmiştir. [Aslında 'İbn Mes'ûd' idi, Müslim'in lafzıyla düzeltildi: 'Ebû Mes'ûd el-Ensârî' ve hadis zikredildi. Müslim, 'Mesâcid ve Mevâzîu's-Salât', no. 673; Tirmizî, 'Salât', no. 235; Nesâî, 'İmâme', no. 780,783; Ebû Dâvûd, 'Salât', no. 582; İbn Mâce, 'İkâmetü's-Salât ve's-Sünnetü fîhâ', no. 980; Ahmed b. Hanbel, IV, 117,121, V, 272. Müslim, I, 465, 'Bâbu men ahakku bi'l-ikâme'; Nesâî, II, 86; İbn Mâce, I, 313-314; Ahmed b. Hanbel, I, 118,121, V, 272.] Buhârî ise Câbir'den (r.a.) rivayetle şöyle nakleder: 'Resûlullah (s.a.v.) [şehidleri] bir kabirde ikişer üçer toplardı.' [Buhârî, II, 80, 'Kitâbü'l-Cenâiz', bâb 72; tamamı: 'Dedi ki: Ben bunların her birine kıyamet günü şahidim. Kanları içinde defnedilmelerini emretti, yıkanmadılar ve üzerlerine namaz kılınmadı.' ve bâb 75 sonunda: 'Üzerlerine namaz kılmadı, yıkamadı.' Tirmizî, III, 411, 'Cenâiz', 'Bâbu mâ câe fî terkı's-salâti ale'ş-şehîd', sonu: 'Üzerlerine namaz kılmadı, yıkanmadılar.' İbn Mâce, I, 485, 'Cenâiz', 'Bâbu mâ câe fi's-salâti ale'ş-şühedâi ve defnihim', Buhârî'nin bâb 75'teki lafzına uygundur ancak 'üç' lafzında ziyade yaparak: 'İkişer ve üçer toplardı.' Nesâî, IV, 62, 'es-Salâtü ale'ş-şühedâ', sonu: 'Üzerlerine namaz kılmadı, yıkanmadılar.' Ebû Dâvûd, III, 501, 'Cenâiz', no. 3138, sonu: 'Yıkanmadılar, namaz zikredilmemiştir.']
(٢) باب ما جاء في تقديم أهل القرآن وإكرامهموكان القراء أصحاب مجلس عمر كهولا كانوا أو شبابا، عن أبي ١ مسعود أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "يؤم القوم اقرؤهم لكتاب الله. فإن كانوا في القراءة سواء فأعلمهم بالسنة. فإن كانوا في السنة سواء فأقدمهم هجرة. فإن كانوا في الهجرة سواء فأقدمهم سنا" وفي رواية سلما "ولا يؤمن الرجل الرجل في سلطانه، ولا يقعد في بيته على تكرمته إلا بإذنه" ٢ رواه مسلم٣. وللبخاري٤ عن جابر: "أنه صلى الله عليه وسلم كان يجمع١ في الأصل "ابن مسعود" والتصحيح من مسلم ولفظه عن أبي مسعود الأنصاري وذكر الحديث.٢ مسلم: المساجد ومواضع الصلاة (٦٧٣) ، والترمذي: الصلاة (٢٣٥) ، والنسائي: الإمامة (٧٨٠ ،٧٨٣) ، وأبو داود: الصلاة (٥٨٢) ، وابن ماجه: إقامة الصلاة والسنة فيها (٩٨٠) ، وأحمد (٤/١١٧ ،٤/١٢١ ،٥/٢٧٢) .٣ ١: ٤٦٥ في المساجد ومواضع الصلاة- "باب من أحق بالإقامة" ورواه النسائي ٢: ٨٦ في الإقامة بمعناه، وابن ماجه ١: ٣١٣، ٣١٤ في إقامة الصلاة "باب من أحق بالإقامة" وأحمد بمعناه ١: ١١٨، ١٢١، ٥: ٢٧٢.٤ ٢: ٨٠ في كتاب الجنائز باب "٧٢" وتمامه: "وقال: أنا شهيد كل هؤلاء يوم القيامة وأمر بدفنهم بدمائهم ولم يغسلوا ولم يصلَّ عليهم" وباب "٧٥" وقال في آخره: "ولم يصلِّ عليهم، ولم يغسِّلهم". ورواه الترمذي ٣: ٤١١ في الجنائز "باب ما جاء في ترك الصلاة على الشهيد" وآخره "ولم يصلَّ عليهم ولم يغسَّلوا". وابن ماجه ١: ٤٨٥ في الجنائز "باب ما جاء في الصلاة على الشهداء ودفنهم" وهو موافق للفظ البخاري في الباب (٧٥) الا أنه زاد في لفظ "الثلاثة" حيث قال: "كان يجمع بين الرجلين والثلاثة. ". والنسائي ٤: ٦٢ في الصلاة على الشهداء وآخره: "ولم يصلِّ عليهم ولم يغسَّلوا". وأبو داود ٣: ٥٠١ في الجنائز رقم (٣١٣٨) وآخره "ولم يغسَّلوا وليس فيه ذكر الصلاة.
Uhud şehitlerinden iki adam arasında (bir kefen içinde)[1] Sonra: 'Hangileri Kur'an'dan daha çok almıştır?' der.[2] Kendisine birisine işaret edilince[3] onu lahdine yerleştirirdi. Ebû Mûsâ'dan (rivayet edildiğine göre) Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah'ı tazim etmek, Müslüman yaşlıya, Kur'an'ı taşıyıp onda aşırı gitmeyen ve ondan uzaklaşmayan kimseye ve sultan sahibine ikramda bulunmaktır."[4] Hasen bir hadistir; Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.[5]
[1] Aslında bulunmamaktadır.
[2] Aslında 'أيهما' şeklindedir.
[3] Aslında 'فإذا أشير إلى..' şeklindedir.
[4] Ebû Dâvûd, Edeb (4843).
[5] 5:174, Edeb 23. Bâb: İnsanları Makamlarına Göre Yerleştirme. Bu rivayet lafzıdır ve 'ذي السلطان' sözünden sonra 'el-Muksit' ziyadesi bulunmaktadır.
بين الرجلين من قتلى أُحد (في ثوب واحد) ١ ثم يقول: أيهم٢ أكثر أخذًا للقرآن؟ فإذا أشير له٣ إلى أحدهما قدمه في اللحد". وعن أبي موسى أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "إن من إجلال الله إكرام ذي الشيبة المسلم، وحامل القرآن غير الغالي فيه والجافي عنه، وإكرام ذي السلطان" ٤ حديث حسن رواه أبو داود.٥١ ليست في الأصل.٢ في الأصل "أيهما".٣ في الأصل "فإذا أشير إلى.. ".٤ أبو داود: الأدب (٤٨٤٣) .٥ ٥: ١٧٤ في الأدب ٢٣- باب في تنزيل الناس منازلهم. وهذا لفظه، وفيه زيادة "المقسط" بعد قوله: "ذي السلطان".
(3) Kur’an’ı Öğrenmenin, Anlamanın ve Dinlemenin Vâcib Olduğuna ve Bunu Terk Edenlere Şiddetli Uyarıya Dair Bab
Allah Teâlâ’nın şu kavli: {Biz onların kalplerine, Kur’an’ı anlamamaları için örtüler koyduk, kulaklarına da ağırlık verdik}¹ ve yine şu kavli: {Şüphesiz Allah katında canlıların en şerlisi, gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir}² ve şu kavli: {Kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka onun için dar bir geçim vardır}³ âyeti.
Ebû Mûsâ (r.a.)’dan rivayetle Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilmin misali, bol bir yağmurun yeryüzüne isabet etmesi gibidir. Öyle ki, yerin bir kısmı suyu kabul eden temiz bir arazi olup ot ve bol bitki bitirdi. Bir kısmı da suyu tutan katı sert toprak oldu; Allah da insanları onunla faydalandırdı, içtiler, hayvanlarını suladılar ve ekin ektiler. Yağmurun isabet ettiği diğer bir kısım arazi ise düzlükler hâlindedir; ne su tutar ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayış sahibi olan ve Allah’ın benimle gönderdiği şeyden faydalanıp hem kendisi öğrenen (ilim öğrenen)⁴ hem de öğreten kimsenin misalidir. Bir de buna başını kaldırmayan⁵ ve Allah’ın gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin misalidir.”
1 En‘âm Sûresi, 25.
2 Enfâl Sûresi, 22.
3 Tâhâ Sûresi, 124.
4 Aslında “ilim öğrendi ve amel etti” şeklindedir; İbn Hibbân’ın lafzı ise “ilim öğrendi ve öğretti” şeklindedir.
5 Aslında “başını kaldırmayan” şeklindedir; düzeltme Buhârî, Müslim ve Ahmed’e göre yapılmıştır.
(٣) باب وجوب تعلم القرآن وتفهمه واستماعه والتغليظ على من ترك ذلكوقول الله تعالى: {وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْراً} ١ وقال تعالى: {إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لا يَعْقِلُونَ} ٢ وقوله: {وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً} ٣ الآية.عن أبي موسى عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: "مثل ما بعثني الله به من الهدى والعلم كمثل الغيث الكثير أصاب أرضا، فكان منها نقية قبلت الماء فأنبتت الكلأ والعشب الكثير. وكانت منها أجادب أمسكت الماء فنفع الله بها الناس، فشربوا وسقوا وزرعوا. وأصاب منها طائفة أخرى إنما هي قيعان لا تمسك ماء ولا تنبت كلأ. فذلك مثل من فقه في دين الله ونفعه ما بعثني الله به، فعلم وعلّم ٤. ومثل٥ من لم يرفع بذلك رأسا ولم يقبل هدى الله١ سورة الأنعام آية: ٢٥.٢ سورة الأنفال آية: ٢٢.٣ سورة طه آية: ١٢٤.٤ في الأصل: فتعلم وعمل ولفظ ابن حبان "فعلم وعمل".٥ في الأصل: ومن لم يرفع.. والتصحيح من البخاري ومسلم، وأحمد.
'Kendisiyle gönderildiğim şey'[1] ifadesini Buhârî ve Müslim tahric etmiştir[1]. Abdullah b. Amr'dan rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: '[2] Merhamet edin ki merhamet olunasınız; bağışlayın ki Allah sizi bağışlasın. Veyl, söz süngerlerine; veyl, bile bile yaptıklarına ısrar edenlere.' Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.[31] Buhârî, 1:22,23, Kitâbu'l-İlim, 20. Bâb: 'İlim öğrenen ve öğreten kimsenin fazileti' – bu lafızla olup yalnızca 'وأصاب منها طائفة أخرى' ifadesinde farklılık vardır; Buhârî'de 'وأصابت', Müslim'in lafzı ise 'وأصاب طائفة منها أخرى' şeklindedir. Müslim, 4:1787,1788, Fedâil, 5. Bâb: 'Peygamber (s.a.v.)'in hidâyet ve ilimle gönderilişinin misalinin beyanı' – hadisin bazı lafızlarında ihtilâf vardır ve başlangıcı: 'Şüphesiz Allah Teâlâ’nın beni hidâyet ve ilimle göndermesinin misali...' şeklindedir. Ayrıca Ahmed, 4:399, Ebû Mûsâ'dan rivayetle: 'Bana bir oğlan çocuğu doğdu, onu Peygamber (s.a.v.)'e getirdim, adını İbrâhim koydu ve ağzına bir hurma çiğneyerek tahnik etti...' ilâ ahir. Daha sonra Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: 'Allah Azze ve Celle’nin beni hidâyet ve ilimle göndermesinin misali, bol yağmura benzer...' ve hadisi zikretti. İbn Hibbân, 1:3, 'Sünnete sarılma ve onunla ilgili nakil, emir ve nehiy konuları' babında rivayet etmiştir.[2] Aslında İbn Ömer'den olan rivayet '...bağışlayın ki Allah sizi bağışlasın' şeklinde olup, bizim Ahmed'den tespit ettiğimiz doğru şekil budur.[3] Ahmed, 2:165,219, Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan, Peygamber (s.a.v.)'in minber üzerinde şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: 'Merhamet edin ki merhamet olunasınız.' hadisi.
الذي أرسلت به" أخرجاه١. وعن ابن عمرو أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "٢ ارحموا ترحموا، واغفروا يغفر الله لكم. ويل لأقماع القول ويل للمصرين الذين يصرون على ما فعلوا وهم يعلمون" رواه أحمد.٣١ البخاري ١: ٢٢، ٢٣ في كتاب العلم ٢٠- باب فضل من عَلِمَ وعلَّم بهذا اللفظ إلا قوله: "وأصاب منها طائفة أخرى" ففيه: وأصابت، ولفظ مسلم: " وأصاب طائفة منها أخرى" ومسلم ٤: ١٧٨٧ ١٧٨٨ في الفضائل ٥- باب بيان مثل ما بعث النبي صلى الله عليه وسلم من الهدى والعلم مع اختلاف في بعض ألفاظ الحديث وأوله: "إن مثل ما بعثني الله به عز وجل.. ". وأخرجه أحمد ٤: ٣٩٩ عن أبي موسى قال: ولد لي غلام فأتيت به النبي صلى الله عليه وسلم فسماه إبراهيم وحنّكه بتمرة.. إلى أن قال: وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن مثل ما بعثني الله عز وجل به من الهدى والعلم كمثل غيث.. وذكر الحديث. ورواه ابن حبان ١: ٣ باب الاعتصام بالسنة وما يتعلق بها نقلا وأمرا وزجرا.٢ في الأصل عن ابن عمر.. "واغفروا يغفر لكم" وصوابه من أحمد ما أثبتنا.٣ ٢: ١٦٥، ٢١٩ عن عبد الله بن عمرو بن العاص عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال -وهو على المنبر- "ارحموا تُرْحموا" الحديث.
(4) Kur’an’ı Anlamayan Kişinin Münâfıklardan Olmasından Korkulacağına Dair Bâb
Allah Teâlâ’nın şu kavli: {Onlardan seni dinleyenler vardır. Nihayet yanından çıktıkları zaman...} [Muhammed, 16] âyeti. Yine Allah Azze ve Celle’nin şu kavli: {Andolsun, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar...} [A‘râf, 179] âyeti.
Esma (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz siz kabirlerinizde —Deccâl fitnesine benzer veya ona yakın bir şekilde— imtihan edileceksiniz. [Sizden birinize gelinir ve: ‘Bu zat (peygamber) hakkında ne bilirsin?’ diye sorulur. Mü’min veya yakînen inanan kimse —Esma (r.anhâ) bunlardan hangisini söylediğini bilemiyorum— der ki: ‘O, Muhammed’dir, Allah’ın Resûlüdür. Bize apaçık deliller ve hidayetle geldi. Biz de icabet ettik, iman ettik ve tâbi olduk.’ Bunun üzerine ona: ‘Salih bir kul olarak uyu. Zaten senin mü’min olduğunu bilmiştik’ denir. Münâfık veya şüpheci kimse ise: ‘Bilmiyorum. İnsanların bir şey söylediğini işittim, ben de onu söyledim’ der.”
[1] Muhammed Sûresi, 16. âyet.
[2] A‘râf Sûresi, 179. âyet.
[3] Asıl nüshada “...kabirlerinizde... Deccâl fitnesine benzer veya yakın...” ibaresi arasında bir boşluk bulunmaktadır.
[4] Köşeli parantez içindeki kısım asıl nüshada bulunmamaktadır; mânanın açıklığa kavuşması için Buhârî’den naklettik.
[5] Asıl nüshada “senin mü’min olduğunu” şeklindedir; Buhârî’nin lafızlarında bu ifade bulunmamaktadır. Müslim’in lafzı ise: “Biz senin ona (gerçekten) inandığını biliyorduk” şeklindedir.
(٤) باب الخوف على من لم يفهم القرآن أن يكون من المنافقينوقوله تعالى: {وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ} ١ الآية، وقوله عز وجل {وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَالْأِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لا يَفْقَهُونَ بِهَا} ٢ الآية.عن أسماء أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: " إنكم تفتنون في قبوركم مثل أو قريب ا ٣ من فتنة الدجال؛ يؤتى أحدكم [فيقال: ما علمك بهذا الرجل؟ فأما المؤمن أو الموقن، لا أدري أي ذلك قالت أسماء] ٤ فيقول: هو محمد رسول الله جاءنا بالبينات والهدى، فأجبنا وآمنا واتبعنا. فيقال: نم صالحا فقد علمنا إن كنت لمؤمنا ٥. وأما المنافق أو المرتاب فيقول: لا أدري. سمعت الناس يقولون شيئا فقلته".١ سورة محمد آية: ١٦.٢ سورة الأعراف آية: ١٧٩.٣ في الأصل بياض بين قوله: "في قبوركم وقوله: أو قريبا من فتنة الدجال هكذا ".. في قبوركم أو قريبا.. ".٤ ما بين القوسين ليس في الأصل فنقلناه من البخاري لضرورة وضوح المعنى.٥ في الأصل: "إنك لمؤمن" وليس في ألفاظ البخاري، ولفظ مسلم: "قد كنا نعلم إنك لتؤمن به"
Onu (hadisi) iki imam da rivayet etmiştir[1]. Berâ (r.a.) hadisinde[2] Sahîh'te[3] şöyle buyrulur: “Mümin şöyle der: O, Allah’ın resûlüdür. İki melek derler ki: Allah’ın kitabını okudun, ona iman ettin ve tasdik ettin.”[4] Buhârî, 1:23-24, Kitâbü’l-İlm, 24. Bâb (el-Fetvâya el ve baş işaretiyle cevap veren bâbı); 1:40-41, Vudû’, 37. Bâb (Baygınlık hâli dışında abdest almayan bâbı); 2:10, Cum‘a, 28. Bâb (Hatibin senâdan sonra “emmâ ba‘d” dediğine dair bâb); 2:33, Küsûf, 10. Bâb (Küsûf namazında kadınların erkeklerle birlikte namaz kılması bâbı); 9:77, İ‘tisâm, 3. Bâb (Resûlullah s.a.v.’in sünnetlerine uyma bâbı). Müslim, 2:264, Küsûf, no: 11. Ahmed, 6:345-346. Mâlik, el-Muvatta’, 1:188-189, Küsûf. Burada müellif (rahmetullahi aleyh) hadisi bir miktar ihtisar ederek zikretmiştir; bu, hadis kitaplarına müracaat edildiğinde anlaşılır.[2] Ebû Dâvûd, Kitâbü’s-Sünne’de mutavvel olarak, 27. Bâb (Kabirde sorgu ve kabir azabı hakkında bâb), hadis no: 4753-4754 şöyle rivayet etmiştir: “Ebû Ömer Zâzân’dan, dedi ki: Berâ’yı dinledim, Nebî s.a.v.’den şöyle buyurduğunu…” zikretti ve benzerini kaydetti. Ahmed de 4:287’de mutavvel olarak rivayet etmiştir.[3] Asıl nüshada böyledir. Doğruya en yakın olan ise (şudur).[4] Ebû Dâvûd, es-Sünne (4753).
أخرجاه١. وفي حديث البراء ٢ في ٣ الصحيح: " أن المؤمن يقول: هو رسول الله، فيقولان: قرأت كتاب الله فآمنت به وصدقت" ٤١ البخاري ١: ٢٣، ٢٤ في كتاب العلم ٢٤- باب من أجاب الفتيا بإشارة اليد والرأس، ١: ٤٠، ٤١ في الوضوء ٣٧- باب من لم يتوضأ إلا من الغشي لمثقل، ٢: ١٠ في الجمعة ٢٨- باب من قال في الخطبة بعد الثناء: أما بعد، ٢: ٣٣ في المكسوف ١٠- باب صلاة النساء مع الرجال في الكسوف، ٩: ٧٧ في الاعتصام ٣- باب الاقتداء بسنن رسول الله صلى الله عليه وسلم. ومسلم ٢: ٢٦٤ في الكسوف رقم ١١. وأخرجه أحمد ٦: ٣٤٥، ٣٤٦، ومالك في الموطأ ١: ١٨٨، ١٨٩ في الكسوف. هذا والمؤلف رحمه الله أورد الحديث بشيء من الاختصار كما يعلم ذلك بالرجوع إلى كتب الحديث.٢ أخرجه أبو داود في كتاب السنة مطولا ٢٧- باب في المسألة في القبر وعذاب القبر رقم الحديث ٤٧٥٣ ، ٤٧٥٤ قال: عن أبي عمر زاذان قال: سمعت البراء عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: فذكر نحوه وأحمد ٤: ٢٨٧ مطولا.٣ كذا في الأصل. والأقرب الصحيح.٤ أبو داود: السنة (٤٧٥٣) .
(5) Bâb: Allah Teâlâ'nın: {Onlardan bir kısmı da ümmîdir; Kitab'ı bilmezler, ancak birtakım kuruntular (asılsız şeyler) bilirler} âyeti ile; {Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir} âyeti (hakkında). Ebü'd-Derdâ (r.a.) şöyle rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte idik. Gözünü semaya dikti, sonra şöyle buyurdu: 'İşte bu, ilmin insanlardan çalınacağı ve ondan hiçbir şeye güç yetiremeyecekleri zamandır.' Bunun üzerine Ziyâd b. Lebîd el-Ensârî (r.a.) dedi ki: 'Biz Kur'an okuduğumuz halde ilim nasıl bizden çalınır? Vallahi biz onu okuruz ve kadınlarımıza, çocuklarımıza da okuturuz.' Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Anan seni kaybetsin ey Ziyâd! Doğrusu ben seni Medine'nin fıkıh âlimlerinden sayardım. İşte Tevrat ve İncil, Yahudiler ve Hristiyanlar nezdinde iken, onlara ne fayda vermiştir?'
(٥) باب قول الله تعالى: {وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلَّا أَمَانِيَّ} الآيةوقوله: {مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَاراً} ١ الآية. عن أبي الدرداء قال: "كنا مع النبي صلى الله عليه وسلم فشخص ببصره ٢ إلى السماء، ثم ٣ قال: " هذا أوان يختلس العلم من الناس حتى لا يقدروا منه على شيء ٤". فقال زياد بن لبيد الأنصاري: كيف يختلس٥ منا وقد قرأنا القرآن؟ فوالله لنقرأنه ولنقرئنه نساءنا٦ وأبناءنا فقال: "ثكلتك أمك يا زياد إن كنت لأعدك من فقهاء المدينة ٧. هذه التوراة والإنجيل عند اليهود والنصارى فماذا تغني عنهم؟ ".١ سورة الجمعة آية: ٥.٢ في الأصل: فشخص بصره.٣ في الأصل: فقال.٤ في الأصل: "حتى لا يقدرون على شيء منه".٥ في الأصل: "زياد بن لبيد".٦ في الأصل: "فوالله لنقرئنه نساءنا".٧ في الأصل: "من فقهاء أهل المدينة".
Tirmizî 1 rivayet etmiş ve 'hasen garib' demiştir. Âişe (r.anhâ)'dan: Resûlullah (s.a.v.)'e 'Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde...' âyeti nâzil olduğunda, 'Seni tesbih ederiz, bizi cehennem azabından koru' âyetine kadar buyurdu ki: 'Bu âyeti okuyup da onun üzerinde düşünmeyen kimseye yazıklar olsun!' İbn Hibbân Sahîh'inde rivayet etmiştir.1 7:304, Kitâbü'l-İlm, 5. Bâb: İlmin Gitmesine Dair Gelen Hadisler. Dârimî'ye de bakınız.2 1:77, İlmin Gitmesi Bâbı. Âl-i İmrân Sûresi, 190-191. âyetler.
رواه الترمذي ١ وقال: حسن غريب. وعن عائشة رضي الله عنها: "أن رسول الله صلى الله عليه وسلم لما أنزل عليه: {إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ} ? إلى قوله: {سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ} ٢ قال: "ويل لمن قرأ هذه الآية ولم يتفكر فيها" رواه ابن حبان في صحيحه.١ ٧: ٣٠٤ في كتاب العلم ٥- باب ما جاء في ذهاب العلم. وانظر الدارمي ١: ٧٧- باب في ذهاب العلم.٢ سورة آل عمران الآيتان: ١٩٠ - ١٩١.
(6) Kur'an'a Karşı Günaha Sapanın Günahı Bâbı
Allah Teâlâ'nın şu kavli (buyruğu): {وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ} [Bakara 2/26] "Onunla ancak fasıkları saptırır."
Yine şu kavli: {وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ} [Mâide 5/44] "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler; işte onlar kâfirlerin ta kendileridir."
Yine şu kavli: {إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً} [Bakara 2/174] "Allah'ın kitaptan indirdiğini gizleyenler ve onu az bir paha karşılığı satanlar..." ayeti.
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bu ümmetin içinde —onlardan demedi— öyle bir topluluk çıkar ki siz namazlarınızı onların namazlarının yanında küçümsersiniz. Kur'an okurlar, fakat okudukları boğazlarından ve hançerelerinden ileri geçmez. Dinden, okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Sonra kişi okun temrenine, sonra yeleğine, sonra da okun arka ucundaki yarığa bakar da acaba ona kandan bir şey bulaştı mı diye tereddüt eder." [Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.]
Kaynaklar:
4 Buhârî, İstitâbetü'l-Mürteddîn ve Muânidetihim ve Kıtâlühüm, 6931; Müslim, Zekât, 1064; Nesâî, Zekât, 2578 ve Tahrîmü'd-Dem, 4101; Ebû Dâvûd, Sünnet, 4764; Ahmed b. Hanbel, III/4, 31, 33, 56, 60, 64, 65, 68, 72, 73.
5 Buhârî: IV/109, Enbiyâ, 9; VI/162-163, Fedâilü'l-Kur'ân, 37; V/134, Meğâzî, 139; IX/102; Müslim: II/740, Zekât, 47; Ebû Dâvûd: V/122 vd., Sünnet, 31; Nesâî: V/65-66, Zekât; Mâlik, el-Muvatta': I/204, Kur'ân, 4; Ahmed b. Hanbel: III/5, 52, 60, 68, 73, 353, 486; İbn Mâce: I/59 vd., Mukaddime, 12.
(٦) باب إثم من فجر بالقرآنوقوله تعالى: {وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ} ١ وقوله: {وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ} ٢ وقوله: {إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً} ٣ الآية.وعن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "يخرج في هذه الأمة - ولم يقل منها - قوم تحقرون صلاتكم مع صلاتهم يقرؤون القرآن لا يجاوز حناجرهم وحلوقهم، يمرقون من الدين مروق السهم من الرمية، فينظر إلى نصله إلى رصافه، فيتمارى في فوقه، هل علق به من الدم شيء" ٤ أخرجاه. ٥١ سورة البقرة آية: ٢٦. ٢ سورة المائدة آية: ٤٤. ٣ سورة البقرة آية: ١٧٤.٤ البخاري: استتابة المرتدين والمعاندين وقتالهم (٦٩٣١) ، ومسلم: الزكاة (١٠٦٤) ، والنسائي: الزكاة (٢٥٧٨) وتحريم الدم (٤١٠١) ، وأبو داود: السنة (٤٧٦٤) ، وأحمد (٣/٤ ،٣/٣١ ،٣/٣٣ ،٣/٥٦ ،٣/٦٠ ،٣/٦٤ ،٣/٦٥ ،٣/٦٨ ،٣/٧٢ ،٣/٧٣) .٥ البخاري ٤: ١٠٩ في كتاب الأنبياء باب ٩- ٦: ١٦٢، ١٦٣ في فضائل القرآن ٣٧٣- باب من رايا بقراءة القرآن أو تأكل به أو فجر به ٥: ١٣٤ في المغازي ١٣٩- باب بعث النبي صلى الله عليه وسلم إلى بني جذيمة، ٩: ١٠٢ في باب ٢٢ وانظر الباب (٥٥) باب قراءة الفاجر والمنافق وأصواتهم وتلاوتهم لا تجاوز حناجرهم من نفس الجزء ومسلم بلفظ قريب من هذا ٢: ٧٤٠ في الزكاة ٤٧- باب ذكر الخوارج وصفاتهم رقم الحديث ١٤٧ وانظر رقم ٧٤٢، ٧٤٣، ٧٤٥، ٧٤٦، ٧٤٧، ٧٤٨، ٧٥٠. ورواه أبو داود بمعناه ٥: ١٢٢ وما بعدها في السنة ٣١- باب قتال الخوارج، والنسائي ٥: ٦٥ ، ٦٦ في الزكاة- باب المؤلفة قلوبهم. ومالك في الموطأ ١: ٢٠٤ كتاب القرآن ٤- ما جاء في القرآن الحديث رقم ١٠ وأحمد مطولا ٣: ٥ ، ٥٢ ، ٦٠ ، ٦٨ ، ٧٣ ، ٣٥٣ ، ٤٨٦. وابن ماجه ١: ٥٩ وما بعدها في المقدمة ١٢- باب في ذكر الخوارج.
Bir rivâyette "Kur'an'ı taze taze okurlar"[1] ifadesi yer alır. İbn Ömer onları yaratılmışların en kötüsü olarak görür ve şöyle derdi: "Onlar, kâfirler hakkında inen âyetlere yönelip onları mü'minlere hamlettiler." Tirmizî[2] nezdinde hasen kabul edilen, Ebû Hureyre'den merfû olarak rivâyet olunan hadiste: "Bir kimseye ilim hakkında soru sorulur da o ilmi gizlerse, Allah onu kıyamet gününde ateşten bir gemle gemler."[31] Bu rivâyet ihtimalen Buhârî'nin el-Meğâzî bölümünde (5:134) ve Müslim'in ez-Zekât bölümünde (no: 472) geçen şu hadise işaret etmektedir: "Şu (Hâricîlerin) soyundan, Allah'ın Kitab'ını dilleriyle taze taze okuyan, fakat gırtlaklarını geçmeyen bir topluluk çıkacaktır."[2] Tirmizî, Kitâbü'l-İlim'de (7:301-302, 3. bâb: İlmi gizleme hakkında gelen rivâyetler) 'sonra onu gizledi' lafzıyla ve 'ilmini' ziyadesiyle rivâyet etmiştir. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned'de (2:495) şu lafızla tahric etmiştir: "Bir kimseye bildiği bir ilim hakkında soru sorulur da onu gizlerse, kıyamet gününde ateşten bir gemle gemlenir." Aynı cildin 499 ve 508. sayfalarına da bakınız. İbn Mâce, el-Mukaddime'de (1:97-98, 24. bâb) "İlim hakkında sorulan şeyi gizleyen kimse" bâbında rivâyet etmiştir.[3] Tirmizî, el-İlim (2649); Ebû Dâvûd, el-İlim (3658); İbn Mâce, el-Mukaddime (266); Ahmed b. Hanbel, el-Müsned (2/263, 2/296, 2/305, 2/344, 2/353, 2/495).
وفي رواية "يقرؤون القرآن رطبا ١ ". وكان ابن عمر يراهم شرار الخلق وقال: "إنهم انطلقوا إلى آيات نزلت في الكفار فجعلوها على المؤمنين". وللترمذي ٢ وحسنه عن أبي هريرة مرفوعا: " من سئل عن علم فكتمه، ألجمه الله يوم القيامة بلجام من نار" ٣١ لعله يشير إلى رواية البخاري ٥: ١٣٤ في المغازي. ومسلم ٤٧٢ في الزكاة ونصها: "إنه يخرج من ضئضيء هذا قوم يتلون كتاب الله رطبا لا يجاوز حناجرهم".٢ ٧: ٣٠١ ، ٣٠٢ في كتاب العلم ٣- باب ما جاء في كتمان العلم بلفظ "ثم كتمه" وفيه زيادة (علمه) وأخرجه أحمد في المسند ٢: ٤٩٥ بلفظ: "من سئل عن علم يعلمه فكتمه ألجم يوم القيامة بلجام من نار وانظر صحيفتي ٤٩٩ ، ٥٠٨ من الجزء نفسه، وابن ماجه ١: ٩٧ ، ٩٨ في المقدمة ٢٤- باب من سئل عن علم فكتمه.٣ الترمذي: العلم (٢٦٤٩) ، وأبو داود: العلم (٣٦٥٨) ، وابن ماجه: المقدمة (٢٦٦) ، وأحمد (٢/٢٦٣ ،٢/٢٩٦ ،٢/٣٠٥ ،٢/٣٤٤ ،٢/٣٥٣ ،٢/٤٩٥) .