Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah, efendimiz Muhammed'e –ki O'nun kerîm nebîsidir– salât eylesin ve tam selâm versin.
Kur'an'ın Sevabı
1 - Vahyin Nüzûlü
Bize Ebû Abdurrahmân Ahmed b. Şuayb b. Alî en-Nesâî, kendisine okunarak haber verdi, dedi ki: Bize Muhammed b. Râfi' dedi ki: Bize Hüseyin b. Muhammed dedi ki: Bize Şeybân, Yahyâ'dan rivayet etti, dedi ki: Bana Ebû Seleme, Âişe ve İbn Abbas'tan haber verdi ki, Resûlullah Mekke'de on sene, kendisine Kur'an iniyorken kaldı; Medine'de ise on sene kaldı.
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم وَصلى الله على سيدنَا مُحَمَّد نبيه الْكَرِيم وَسلم تَسْلِيمًاثَوَاب الْقُرْآن١ - كَيفَ نزُول الْوَحْيأخبرنَا أَبُو عبد الرَّحْمَن أَحْمد بن شُعَيْب بن عَليّ النَّسَائِيّ قِرَاءَة عَلَيْهِ قَالَ١ - أَنا مُحَمَّد بن رَافع قَالَ ثَنَا حُسَيْن بن مُحَمَّد قَالَ ثَنَا شَيبَان عَن يحيى قَالَ أَخْبرنِي أَبُو سَلمَة عَن عَائِشَة وَابْن عَبَّاس أَن رَسُول الله لبث بِمَكَّة عشر سِنِين ينزل عَلَيْهِ الْقُرْآن وبالمدينة عشرا
2. Bize Kuteybe b. Saîd haber verdi; dedi ki: Bize Leys, Saîd el-Makburî'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet etti ki Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki kendisine, benzeriyle iman edilen mucizeler verilmiş olmasın. Bana verilen ise Allah'ın bana vahyettiği vahiydir. Bu sebeple kıyamet gününde ümmeti en çok olan peygamber olmayı ümit ediyorum." 3. Bize Hennâd b. es-Serrî, Ubeyde'den, o da Mûsâ b. Ebî Âişe'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiğine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah'a (s.a.v.) vahiy indiğinde bundan dolayı şiddetli bir zorluk çekerdi.
٢ - أخبرنَا قتبية بن سعيد قَالَ ثَنَا اللَّيْث عَن سعيد المَقْبُري عَن أَبِيه عَن أبي هُرَيْرَة أَن رَسُول الله قَالَ مَا من نَبِي من الْأَنْبِيَاء إِلَّا قد أعطي من الْآيَات مَا مثله آمن عَلَيْهِ وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتيت وَحيا أوحاه الله إِلَيّ فأرجو أَن أكون أَكْثَرهم تَابعا يَوْم الْقِيَامَة٣ - أخبرنَا هناد بن السّري عَن عُبَيْدَة عَن مُوسَى بن أبي عَائِشَة عَن سعيد بن جُبَير عَن ابْن عَبَّاس قَالَ كَانَ رَسُول الله إِذا نزل عَلَيْهِ الْوَحْي يعالج من ذَلِك شدَّة
4 - Bize İshâk b. İbrâhîm haber verdi, dedi ki: Bize Süfyân, Hişâm b. Urve’den, o babasından (Urve), o Âişe’den (r.anhâ) rivayet etti. Âişe dedi ki: Hâris b. Hişâm (r.a.), Resûlullah’a (s.a.v.): “Vahiy sana nasıl gelir?” diye sordu. Resûlullah şöyle buyurdu: “Bazen çan sesi gibi (bir sesle) gelir; bu benim için en ağır olan şeklidir. O (ses) benden kesilir (ayrılır) ve ben onu (o sırada söylenenleri) iyice belleyip anlamış olurum. Bazen de melek bana genç bir adam suretinde gelir ve vahyi bana (dosdoğru) bırakır (bildirir).
5 - Bize Amr b. Yezîd haber verdi, dedi ki: Bize Seyf b. Ubeydillah tahdîs etti, dedi ki: Bize Sevvâr, Saîd’den, o Katâde’den, o Hasan’dan (el-Basrî), o Hıttân b. Abdillah’tan, o Ubâde b. Sâmit’ten (r.a.) rivayet etti. Ubâde şöyle dedi: Allah’ın Nebîsi (s.a.v.) üzerine vahiy nâzil olduğu zaman, bundan dolayı sıkıntı duyar ve yüzü buruşurdu.
٤ - أخبرنَا إِسْحَاق بن إِبْرَاهِيم قَالَ أَنا سُفْيَان عَن هِشَام بن عُرْوَة عَن أَبِيه عَن عَائِشَة قَالَت سَأَلَ الْحَارِث بن هِشَام رَسُول الله كَيفَ يَأْتِيك الْوَحْي قَالَ فِي مثل صلصلة الجرس فَيفْصم عني وَقد وعيت عَنهُ وَهُوَ أشده عَليّ وَأَحْيَانا يأتيني فِي مثل صُورَة الْفَتى فينبذه إِلَيّ٥ - أخبرنَا عَمْرو بن يزِيد قَالَ ثَنَا سيف بن عبيد الله قَالَ ثَنَا سوار عَن سعيد عَن قَتَادَة عَن الْحسن عَن حطَّان بن عبد الله عَن عبَادَة بن الصَّامِت قَالَ كَانَ نَبِي الله إِذا نزل عَلَيْهِ الْوَحْي كرب لذَلِك وَتَربد لَهُ
Onu yöneltti. Bir gün onun üzerine (vahiy) indirdi. O da bununla karşılaştı. Nihayet kendisinden (vahiy hali) giderilince: “Benden alın! Allah onlara (kadınlara) bir yol kılmıştır: Seyyib (evli) ile seyyib (evli), bikr (bekâr) ile bikr (bekâr). Seyyibe yüz sopa vurulur, sonra recmedilir (taşlanır); bikre yüz sopa vurulur, sonra bir yıl sürgün edilir.” buyurdu. 6. Bize Nuh b. Habib haber verdi. Dedi ki: Bize Yahya b. Said tahdis etti. Dedi ki: Bize İbn Cüreyc tahdis etti. Dedi ki: Bana Ata tahdis etti. Dedi ki: Bana Safvan b. Ya‘la b. Ümeyye, babasından tahdis etti. Dedi ki: Keşke Resûlullah (s.a.v.)’i üzerine vahiy inerken görebilseydim. Biz Ci‘râne’de iken Nebi (s.a.v.) bir kubbe (çadır) içinde idi. Ona vahiy geldi. Ömer bana gel diye işaret etti. Başımı kubbeye soktum. Ona bir adam geldi; ihrama girmişti, üzerinde bir cübbe (jubbe) ile ömre yapıyordu, güzel koku sürünmüştü. Resûlullah (s.a.v.)’a: “Cübbe içinde ihrama giren bir adam hakkında ne dersiniz?” dedi. Derken üzerine vahiy indirildi. Resûlullah (s.a.v.) (ağırlığından) ötürü hırıltılı ses çıkarmaya başladı. Nihayet kendisinden (vahiy hali) giderilince: “O adam nerede?” buyurdu.
وَجهه فَأنْزل عَلَيْهِ يَوْمًا فلقي ذَلِك فَلَمَّا سري عَنهُ قَالَ خُذُوا عني قد جعل لَهُنَّ سَبِيلا الثّيّب بِالثَّيِّبِ وَالْبكْر بالبكر الثّيّب جلد مائَة ثمَّ رجم بِالْحِجَارَةِ وَالْبكْر جلد مائَة ثمَّ نفي سنة٦ - أخبرنَا نوح بن حبيب قَالَ ثَنَا يحيى بن سعيد قَالَ ثَنَا ابْن جريج قَالَ حَدثنِي عَطاء قَالَ حَدثنِي صَفْوَان بن يعلى بن أُميَّة عَن أَبِيه قَالَ لَيْتَني أرى رَسُول الله وَهُوَ ينزل عَلَيْهِ فَبينا نَحن بالجعرانة وَالنَّبِيّ فِي قبَّة فَأَتَاهُ الْوَحْي أَشَارَ إِلَيّ عمر أَن تعال فأدخلت رَأْسِي الْقبَّة فَأَتَاهُ رجل قد أحرم فِي جُبَّة بِعُمْرَة متضمخ بِطيب فَقَالَ لرَسُول الله مَا تَقول فِي رجل أحرم فِي جُبَّة إِذْ أنزل عَلَيْهِ الْوَحْي فَجعل رَسُول الله يغط لذَلِك فَسرِّي عَنهُ فَقَالَ أَيْن الرجل الَّذِي
Âzâde [bir adam] bana sordu; hemen o adamı getirdi ve şöyle buyurdu: “Cübbeye gelince, onu çıkar; kokuya gelince, onu yıka.”
7 – Bize Abdülcebbâr b. el-Alâ b. Abdülcebbâr, Süfyân’dan; o, Amr’dan; o, Safvân b. Ya‘lâ’dan; o da babasından [Ya‘lâ’dan] tahdîs etti. [Ya‘lâ] dedi ki: Resûlullah’a (s.a.v.) vahiy indiği ânı görmeyi çok arzulardım. Nihayet Ci‘râne’de bulunduğumuz sırada, üzerinde alacalı elbiseler bulunan ve halûk sürünmüş bir adam O’na gelerek: “Ben umreye niyet ettim, üzerimde de şu var; ne yapmalıyım?” dedi. Resûlullah (s.a.v.) ona: “Haccında nasıl yapıyorsan [öyle yap]” buyurdu. O sırada Resûlullah’a vahiy indi ve üzeri bir örtüyle örtüldü. Bunun üzerine Ömer (r.a.) beni çağırdı ve örtüyü benim için kaldırdı; ben de Resûlullah’ı (s.a.v.) yüzü kızarmış bir halde inlerken gördüm.
8 – Bize İshâk b. Mansûr haber verdi: Bize Ya‘kūb b. İbrâhîm haber verdi: Bana babam, Sâlih’ten; o, İbn Şihâb’dan; o da bana Enes b. Mâlik’in şöyle haber verdiğini tahdîs etti: Allah azze ve celle, Resûlü’ne vahyi, vefatından önce arka arkaya indirdi. Öyle ki Resûlullah’ın (s.a.v.) vefat ettiği gün vahiy, en yoğun olduğu dönemdeydi.
سَأَلَني آنِفا فَأتي بِالرجلِ فَقَالَ أما الْجُبَّة فاخلعها وَأما الطّيب فاغسله٧ - أخبرنَا عبد الْجَبَّار بن الْعَلَاء بن عبد الْجَبَّار عَن سُفْيَان عَن عَمْرو عَن صَفْوَان بن يعلى عَن أَبِيه قَالَ وددت أَن أرى رَسُول الله حِين ينزل عَلَيْهِ فَلَمَّا كُنَّا بالجعرانة أَتَاهُ رجل وَعَلِيهِ مقطعات متضمخ بخلوق فَقَالَ إِنِّي أَهلَلْت بِالْعُمْرَةِ وَعلي هَذَا فَكيف أصنع فَقَالَ لَهُ رَسُول الله كَيفَ تصنع فِي حجك قَالَ وَأنزل عَلَيْهِ فسجي بِثَوْب فدعاني عمر فكشف لي عَن الثَّوْب فَرَأَيْت رَسُول الله يغط محمرا وَجهه٨ - أخبرنَا إِسْحَاق بن مَنْصُور قَالَ أَنا يَعْقُوب بن إِبْرَاهِيم قَالَ حَدثنِي أبي عَن صَالح عَن ابْن شهَاب قَالَ أَخْبرنِي أنس بن مَالك أَن الله عز وجل تَابع الْوَحْي على رَسُوله قبل وَفَاته حَتَّى توفّي أَكثر مَا كَانَ الْوَحْي يَوْم توفّي رَسُول الله
- (s.a.v.) - 2. Bâb: Kur'an kaç baptan nâzil oldu? (s.a.v.) - 9 - Bize Amr b. Ali haber verdi; dedi ki: Bize İbn Dâvûd tahdîs etti; dedi ki: Bize Süfyân, Velîd b. Kays'tan, o Kâsım b. Hassân'dan, o Felfele b. Abdullah el-Cu‘fî'den; dedi ki: Abdullah —ki o İbn Mes‘ûd'dur— dedi ki: 'Kitaplar bir kapıdan indirildi, Kur'an ise yedi kapıdan yedi harf üzere indirildi.'
- صلى الله عليه وسلم َ - ٢ بَاب من كم أَبْوَاب نزل الْقُرْآن صلى الله عليه وسلم َ -٩ - أخبرنَا عَمْرو بن عَليّ قَالَ ثَنَا ابْن دَاوُد قَالَ أَنا سُفْيَان عَن الْوَلِيد بن قيس عَن الْقَاسِم بن حسان عَن فلفلة بن عبد الله الْجعْفِيّ قَالَ قَالَ عبد الله وَهُوَ ابْن مَسْعُود نزلت الْكتب من بَاب وَاحِد وَنزل الْقُرْآن من سَبْعَة أَبْوَاب على سَبْعَة أحرف
3 – Kur’an kaç harf üzere nâzil oldu?
Bize Muhammed b. Seleme ile Hâris b. Miskîn –ki okuyuş kendisine ait olmak üzere– İbnü’l-Kāsım’dan naklen haber verdi. İbnü’l-Kāsım dedi ki: Bize Mâlik, İbn Şihâb’dan; o, Urve b. ez-Zübeyr’den; o, Abdurrahmân b. Abdilkārî’den rivâyet etti. Abdurrahmân dedi ki: Ömer b. el-Hattâb’ı şöyle derken işittim: Hişâm b. Hakîm’i, Furkān Sûresi’ni benim okuyuşumdan farklı bir tarzda okurken işittim. Hâlbuki Resûlullah (s.a.v.) onu bana öyle okutmuştu. Az kalsın ona sert davranacaktım; ancak ona mühlet verdim. Nihâyet okumasını bitirinceye kadar bekledim, sonra ridâsından yakalayıp çektim ve onu Resûlullah’ın huzuruna getirdim. Dedim ki: Yâ Resûlallah! Ben bu adamı, Furkān Sûresi’ni senin bana okuttuğundan farklı bir tarzda okurken işittim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ona: “Oku!” buyurdu. O da kendisinden işittiğim kırâatle okudu. Resûlullah: “İşte böyle nâzil oldu” buyurdu. Sonra bana: “Oku!” dedi. Ben de okudum. Bunun üzerine: “İşte böyle nâzil oldu. Şüphesiz bu Kur’an yedi harf üzere nâzil olmuştur. Öyleyse ondan kolayınıza gelen şekilde okuyun” buyurdu.
٣ - على كم نزل الْقُرْآن١٠ - أخبرنَا مُحَمَّد بن سَلمَة والْحَارث بن مِسْكين قِرَاءَة عَلَيْهِ وَاللَّفْظ لَهُ عَن ابْن الْقَاسِم قَالَ حَدثنِي مَالك عَن ابْن شهَاب عَن عُرْوَة بن الزبير عَن عبد الرَّحْمَن بن عبد الْقَارِي قَالَ سَمِعت عمر بن الْخطاب يَقُول سَمِعت هِشَام بن حَكِيم يقْرَأ سُورَة الْفرْقَان على غير مَا أقرؤها وَكَانَ رَسُول الله أَقْرَأَنيهَا فكدت أعجل عَلَيْهِ ثمَّ أمهلته حَتَّى انْصَرف ثمَّ لببته بردائه فَجئْت بِهِ رَسُول الله فَقلت يَا رَسُول الله إِنِّي سَمِعت هَذَا يقْرَأ سُورَة الْفرْقَان على غير مَا أقرأتنيها فَقَالَ لَهُ رَسُول الله إقرأ فَقَرَأَ الْقِرَاءَة الَّتِي سمعته يقْرَأ فَقَالَ رَسُول الله هَكَذَا أنزلت ثمَّ قَالَ لي إقرأ فَقَرَأت فَقَالَ هَكَذَا أنزلت إِن هَذَا الْقُرْآن أنزل على سَبْعَة أحرف فاقرؤوا مَا تيَسّر مِنْهُ
11 - Bize İshâk b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn rivâyet etti; dedi ki: Bize Humeyd, Enes’ten, o da Übeyy b. Ka‘b’ın şöyle dediğini nakletti: “Müslüman olduğumdan beri içime ancak şu husus takıldı: Ben bir âyet okumuştum, bir adam onu benim okuyuşumun hilâfına okudu ve ‘Resûlullah (s.a.v.) bana böyle okuttu’ dedi. Ben de ‘Nebî (s.a.v.) bana böyle okuttu’ dedim. Bunun üzerine Resûlullah’a gelip ‘Bana şöyle şöyle bir âyeti sen okuttun’ dedim. Resûlullah ‘Evet’ buyurdu. Adam da ‘Bana şöyle şöyle bir âyeti sen okuttun’ dedi, Resûlullah yine ‘Evet’ buyurdu. Ardından Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Cebrâil ve Mîkâil (aleyhimâ selâm) bana geldiler. Cebrâil sağıma, Mîkâil soluma oturdu. Cebrâil: “Kur’an’ı bir harf üzere oku” dedi. Mîkâil: “Kendisinden artırmasını iste” dedi. Ben: “Artır” dedim, o da artırdı. Cebrâil: “Kur’an’ı iki harf üzere oku” dedi. Mîkâil: “Kendisinden artırmasını iste” dedi. Ben: “Artır” dedim, o da artırdı. Cebrâil: “Kur’an’ı üç harf üzere oku” dedi… Nihayet yedi harfe ulaştı. Mîkâil: “Kendisinden artırmasını iste” dedi. (Cebrâil): “Kur’an’ı yedi harf üzere oku, her biri şifa verici ve kâfidir” buyurdu.’”
١١ - أخبرنَا إِسْحَاق بن إِبْرَاهِيم قَالَ أَنا يزِيد بن هَارُون قَالَ أَنا حميد عَن أنس أَن أبي بن كَعْب قَالَ مَا حاك فِي صَدْرِي مُنْذُ أسلمت إِلَّا أَنِّي قَرَأت آيَة فقرأها رجل على غير قراءتي فَقَالَ أَقْرَأَنيهَا رَسُول الله هَكَذَا فَقلت أَقْرَأَنِي النَّبِي هَكَذَا فأتينا رَسُول الله فَقلت أقرأتني آيَة كَذَا وَكَذَا فَقَالَ رَسُول الله نعم فَقَالَ الرجل أقرأتني آيَة كَذَا وَكَذَا فَقَالَ رَسُول الله نعم فَقَالَ رَسُول الله إِن جِبْرِيل وَمِيكَائِيل عليهما السلام أتياني فَعمد جِبْرِيل فَقعدَ عَن يَمِيني وَقعد مِيكَائِيل عَن شمَالي فَقَالَ جِبْرِيل إقرأ الْقُرْآن على حرف فَقَالَ مِيكَائِيل إستزده فَقلت زِدْنِي فزادني فَقَالَ جِبْرِيل إقرأ الْقُرْآن على حرفين فَقَالَ مِيكَائِيل استزده فَقلت زِدْنِي فَقَالَ جِبْرِيل إقرأ الْقُرْآن على ثَلَاثَة أحرف حَتَّى بلغ على سَبْعَة أحرف فَقَالَ مِيكَائِيل إستزده فَقَالَ إقرأ الْقُرْآن على سَبْعَة أحرف كل شاف كَاف
Salât ve selâm O’nun üzerine olsun (s.a.v.) – 4. Bâb: Kur’ân’ın Keyfiyet-i Nüzûlü –12– Bize Yûsuf b. Saîd haber verdi; dedi ki: Bize Haccâc, İbn Cüreyc’den tahdîs etti; dedi ki: Bana Yûsuf b. Mâhek haber verdi; dedi ki: Mü’minlerin annesi Âişe’nin (r.anhâ) yanında idim. Derken ona Iraklı bir adam gelip şöyle dedi: “Ey Mü’minlerin annesi! Mushafını bana göster.” Hz. Âişe: “Niçin?” diye sordu. Adam: “Onu esas alarak Kur’ân’ı tertip etmek istiyorum. Zira biz onu yanımızda tertipsiz bir hâlde okuyoruz.” dedi. Hz. Âişe: “Yazıklar olsun sana! Hangi sûreyi önce okusan bundan sana ne zarar gelir? Şu muhakkak ki ilk önce Mufassal sûrelerinden cennet ve cehennemin zikredildiği bir sûre nâzil oldu. Nihayet insanlar İslâm’a rağbet edince helâl ve haram âyetleri nâzil oldu. Eğer ilk önce ‘İçki içmeyin!’ diye bir âyet inseydi, onlar ‘İçki içmekten asla vazgeçmeyiz!’ derlerdi. Yine ilk önce ‘Zina etmeyin!’ diye bir âyet inseydi, ‘Zinadan asla vazgeçmeyiz!’ derlerdi. Mekke’de وَالسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ âyeti nâzil oldu. (O zaman) ben Muhammed (s.a.v.)’in yanında oynayan küçük bir kızdım. Bakara ve Nisâ sûreleri ise ancak ben onun yanında iken nâzil oldu.” Râvi der ki: Bunun üzerine Hz. Âişe mushafı çıkarıp ona sûrelerin âyetlerini yazdırdı.
- صلى الله عليه وسلم َ - ٤ بَاب كَيفَ نزل الْقُرْآن صلى الله عليه وسلم َ -١٢ - أخبرنَا يُوسُف بن سعيد قَالَ ثَنَا حجاج عَن ابْن جريج قَالَ أَخْبرنِي يُوسُف بن مَاهك قَالَ إِنِّي لعِنْد عَائِشَة أم الْمُؤمنِينَ إِذْ جاءها عراقي فَقَالَ أَي أم الْمُؤمنِينَ أَرِنِي مصحفك قَالَت لم قَالَ أُرِيد أَن أؤلف عَلَيْهِ الْقُرْآن فَإنَّا نقرؤه عندنَا غير مؤلف قَالَت وَيحك وَمَا يَضرك أيته قَرَأت قبل إِنَّمَا نزل أول مَا نزل سُورَة من الْمفصل فِيهَا ذكر الْجنَّة وَالنَّار حَتَّى إِذا ثاب النَّاس لِلْإِسْلَامِ نزل الْحَلَال وَالْحرَام وَلَو نزل أول شَيْء لَا تشْربُوا الْخمر لقالوا لَا نَدع شرب الْخمر وَلَو نزل أول شَيْء لَا تَزْنُوا لقالوا لَا نَدع الزِّنَا وَإنَّهُ أنزلت ( {والساعة أدهى وَأمر} ) بِمَكَّة وَإِنِّي جَارِيَة أَلعَب على مُحَمَّد وَمَا نزلت سُورَة الْبَقَرَة وَالنِّسَاء إِلَّا وَأَنا عِنْده قَالَ فأخرجت إِلَيْهِ الْمُصحف فَأَمْلَتْ عَلَيْهِ آي السُّور
- 5. باب: Kur'an'ın nazil olduğu lisan (üzerine) - 13. Bize Heysem b. Eyyûb haber verdi; dedi ki: Bize İbrahim — yani İbn Sa'd — anlattı; dedi ki: İbn Şihâb (ez-Zührî) dedi ki: Bana Enes b. Mâlik haber verdi ki, Huzeyfe, Osman'ın huzuruna geldi. Huzeyfe, Ermenistan ve Azerbaycan'ın fethi sırasında Şam ahalisi ile Irak ahalisini birlikte gazaya götürmekteydi. Huzeyfe'yi, onların Kur'an hakkındaki ihtilâfları telaşlandırdı. Bunun üzerine Osman'a: "Ey Müminlerin Emiri! Bu ümmeti, kitap hakkında Yahudiler ve Hıristiyanların ihtilâf ettiği gibi ihtilâfa düşmeden önce yakala!" dedi. Osman da Hafsa'ya: "Bize sahifeleri gönder, onları mushaflar hâlinde çoğaltalım, sonra sana iade edelim" diye haber yolladı. Hafsa da sahifeleri ona gönderdi. Osman, Zeyd b. Sâbit, Abdullah b. Zübeyr, Saîd b. el-Âs ve Abdurrahman b. el-Hâris b. Hişâm'a, sahifeleri mushaflar hâlinde çoğaltmalarını emretti. Eğer Kur'an'dan bir meselede Zeyd b. Sâbit ile ihtilâfa düşerlerse, onu Kureyş lisanı ile yazmalarını buyurdu; çünkü Kur'an onların lisanı ile nazil olmuştur. Onlar da böyle yaptılar. Nihayet sahifeleri mushaflar hâlinde çoğalttıklarında, Osman sahifeleri Hafsa'ya iade etti ve çoğalttıklarından her bir ufka bir mushaf gönderdi.
- صلى الله عليه وسلم َ - ٥ بَاب بِلِسَان من نزل الْقُرْآن صلى الله عليه وسلم َ -١٣ - أخبرنَا الْهَيْثَم بن أَيُّوب قَالَ نَا إِبْرَاهِيم يَعْنِي ابْن سعد قَالَ ابْن شهَاب وَأَخْبرنِي أنس بن مَالك أَن حُذَيْفَة قدم على عُثْمَان وَكَانَ يغازي أهل الشَّام مَعَ أهل الْعرَاق فِي فتح أرمينية وأذربيجان فأفزع حُذَيْفَة اخْتلَافهمْ فِي الْقُرْآن فَقَالَ لعُثْمَان يَا أَمِير الْمُؤمنِينَ أدْرك هَذِه الْأمة قبل أَن يَخْتَلِفُوا فِي الْكتاب كَمَا اخْتلفت الْيَهُود وَالنَّصَارَى فَأرْسل عُثْمَان إِلَى حَفْصَة أَن أرسلي إِلَيْنَا بالصحف ننسخها فِي الْمَصَاحِف ثمَّ نردها إِلَيْك فَأرْسلت بهَا إِلَيْهِ فَأمر زيد بن ثَابت وَعبد الله بن الزبير وَسَعِيد بن العَاصِي وَعبد الرَّحْمَن بن الْحَارِث بن هِشَام أَن ينسخوا الصُّحُف فِي الْمَصَاحِف فَإِن اخْتلفُوا وَزيد بن ثَابت فِي شَيْء من الْقُرْآن فاكتبوه بِلِسَان قُرَيْش فَإِن الْقُرْآن نزل بلسانهم فَفَعَلُوا ذَلِك حَتَّى إِذا نسخوا الصُّحُف فِي الْمَصَاحِف رد عُثْمَان الصُّحُف إِلَى حَفْصَة وَأرْسل إِلَى كل أفق مُصحفا مِمَّا نسخوا
- 6. Bâb: Kur'an'ın Evveli ile Âhiri'nin Nüzûlü Arasında Ne Kadar Zaman Geçtiği Hakkında -
14 - Bize Kuteybe b. Saîd haber verdi; dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy, Dâvûd b. Ebî Hind'den, o İkrime'den, o İbn Abbas'tan rivayetle tahdis etti; dedi ki: Kur'an, Ramazan'da, Kadir Gecesi'nde nâzil oldu. Derken dünya semâsında (bekletildi). Allah bir şeyi (vahyin bir kısmını) indirmek istediğinde onu (dünya semâsından) indirirdi. Binaenaleyh Kur'an'ın evveli ile âhiri arasında (nüzûl bakımından) yirmi sene geçti.
15 - Bize İsmâil b. Mes'ûd haber verdi; dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey' tahdis etti; dedi ki: Bize Dâvûd b. Ebî Hind, İkrime'den, o İbn Abbas'tan rivayetle tahdis etti; dedi ki: Kur'an, Kadir Gecesi'nde toptan (cümleten) dünya semâsına nâzil oldu. Allah (tedricen) ondan bir şey indirmek istediğinde onu indirirdi.
16 - Bize Muhammed b. Abdullah b. Abdurrahîm tahdis etti; dedi ki: Bize el-Firyâbî...
- صلى الله عليه وسلم َ - ٦ بَاب كم بَين نزُول أول الْقُرْآن وَبَين آخِره صلى الله عليه وسلم َ -١٤ - أخبرنَا قُتَيْبَة بن سعيد قَالَ ثَنَا ابْن أبي عدي عَن دَاوُود وَهُوَ ابْن أبي هِنْد عَن عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس قَالَ نزل الْقُرْآن فِي رَمَضَان لَيْلَة الْقدر فَكَانَ فِي السَّمَاء الدُّنْيَا فَكَانَ إِذا أَرَادَ الله أَن يحدث شَيْئا نزل فَكَانَ بَين أَوله وَآخره عشْرين سنة١٥ - أخبرنَا إِسْمَاعِيل بن مَسْعُود قَالَ ثَنَا يزِيد يَعْنِي ابْن زُرَيْع قَالَ ثَنَا دَاوُود بن أبي هِنْد عَن عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس قَالَ نزل الْقُرْآن جملَة فِي لَيْلَة الْقدر إِلَى السَّمَاء الدُّنْيَا فَكَانَ إِذا أَرَادَ الله أَن يحدث مِنْهُ شَيْئا أحدثه١٦ - حَدثنَا مُحَمَّد بن عبد الله بن عبد الرَّحِيم قَالَ ثَنَا الْفرْيَابِيّ
Süfyân, A‘meş’ten; o, Hassân’dan; o, Saîd b. Cübeyr’den; o da İbn Abbâs (r.a.)’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir: “Kur’an, Zikir’den [Levh-i Mahfûz’dan] ayrılıp dünya semasındaki Beytü’l-İzze’ye konuldu. Ardından Cebrâîl (a.s.), onu Peygamber’e (s.a.v.) tertîl ile indirmeye başladı.” Süfyân dedi ki: “Beş âyet ve benzeri miktarda.”
عَن سُفْيَان عَن الْأَعْمَش عَن حسان عَن سعيد بن جُبَير عَن ابْن عَبَّاس قَالَ فصل الْقُرْآن من الذّكر فَوضع فِي بَيت الْعِزَّة فِي السَّمَاء الدُّنْيَا فَجعل جِبْرِيل عليه السلام ينزل على النَّبِي يرتله ترتيلا قَالَ سُفْيَان خمس آيَات وَنَحْوهَا
- 7. Bâb: Cibrîl’in Kur’an’ı Arzı - 17 - Bize Amr b. Mansûr haber verdi; dedi ki: Bize Âsım b. Yûsuf tahdîs etti; dedi ki: Bize Ebû Bekr b. Ayyaş, Ebû Husayn’dan, o Ebû Sâlih’ten, o Ebû Hureyre (r.a.)’den tahdîs etti; dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)’e her Ramazan’da Kur’an arz edilirdi. Vefat ettiği sene ise kendisine iki defa arz edildi. O (s.a.v.) son on günde itikâfa girerdi. Vefat ettiği sene ise yirmi gün itikâfa girdi.
- صلى الله عليه وسلم َ - ٧ بَاب عرض جِبْرِيل الْقُرْآن صلى الله عليه وسلم َ -١٧ - أخبرنَا عَمْرو بن مَنْصُور قَالَ ثَنَا عَاصِم بن يُوسُف قَالَ ثَنَا أَبُو بكر بن عَيَّاش عَن أبي حُصَيْن عَن أبي صَالح عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ كَانَ رَسُول الله يعرض عَلَيْهِ الْقُرْآن فِي كل رَمَضَان فَلَمَّا كَانَ الْعَام الَّذِي قبض فِيهِ عرض عَلَيْهِ مرَّتَيْنِ فَكَانَ يعْتَكف الْعشْر الْأَوَاخِر فَلَمَّا كَانَ الْعَام الَّذِي قبض فِيهِ اعْتكف عشْرين
18. Bize Süleyman b. Dâvûd, İbn Vehb'den rivayet etti. Dedi ki: Bana Yûnus, İbn Şihâb'dan, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den, ona da Abdullah b. Abbâs'ın (r.a.) şöyle dediği haber verildi: Resûlullah (s.a.v.) insanların en cömerti idi ve en cömert olduğu zaman da Ramazan'da Cebrâil (a.s.) kendisiyle buluştuğu vakitti. Cebrâil (a.s.) Ramazan'ın her gecesi ona gelir ve onunla Kur'an'ı müzakere ederdi. Resûlullah (s.a.v.) Cebrâil'in kendisiyle buluştuğu zamanlarda, gönderilen rüzgârdan daha cömert olurdu.
19. Bize Nasr b. Alî, Mu'temir'den, o babasından, o el-A'meş'ten, o Ebû Zubyân'dan rivayet etti. Dedi ki: Abdullah b. Abbâs (r.a.) bize: "İki kıraatten hangisini okuyorsunuz?" diye sordu. Biz: "Abdullah'ın kıraatini" dedik. Bunun üzerine: "Şüphesiz Resûlullah (s.a.v.)'e Kur'an her sene bir defa arz olunurdu. O, vefat ettiği sene ise iki defa arz olundu. İşte Abdullah (b. Mes'ûd) neshedileni böylece müşahede etti." dedi.
١٨ - أخبرنَا سُلَيْمَان بن دَاوُود عَن ابْن وهب قَالَ أَخْبرنِي يُونُس عَن ابْن شهَاب عَن عبيد الله بن عبد الله بن عتبَة أَن عبد الله بن عَبَّاس كَانَ يَقُول كَانَ رَسُول الله أَجود النَّاس وَكَانَ أَجود مَا يكون فِي رَمَضَان حِين يلقاه جِبْرِيل عليهما السلام وَكَانَ جِبْرِيل يلقاه فِي كل لَيْلَة من رَمَضَان فيدارسه الْقُرْآن قَالَ فلرسول الله حِين يلقاه جِبْرِيل أَجود من الرّيح الْمُرْسلَة١٩ - أخبرنَا نصر بن عَليّ عَن مُعْتَمر عَن أَبِيه عَن الْأَعْمَش عَن أبي ظبْيَان قَالَ قَالَ لنا ابْن عَبَّاس أَي الْقِرَاءَتَيْن تقرؤون قُلْنَا قِرَاءَة عبد الله قَالَ إِن رَسُول الله كَانَ يعرض عَلَيْهِ الْقُرْآن فِي كل عَام مرّة وَإنَّهُ عرض عَلَيْهِ فِي الْعَام الَّذِي قبض فِيهِ مرَّتَيْنِ فَشهد عبد الله مَا نسخ
8. Bâb: Vahiy Kâtibinin Zikri – Resûlullah (s.a.v.). -20- Bize Heysem b. Eyyûb haber verdi. Dedi ki: Bana İbrâhim -yani İbn Sa‘d- tahdîs etti. Dedi ki: Bize İbn Şihâb, Ubeyd b. es-Sabbâk‘tan, o da Zeyd b. Sâbit‘ten rivayet etti. Zeyd dedi ki: Yemâme ehlinin öldürülmesinin ardından Ebû Bekir bana haber gönderdi. Yanına vardığımda yanında Ömer vardı. Ebû Bekir dedi ki: Ömer bana geldi ve şöyle dedi: Yemâme günü Kur’an okuyucuları arasında ölüm had safhaya ulaştı. Ben (Ömer) görüyorum ki, Kur’an’ı toplamayı emretmelisin. (Ebû Bekir dedi ki:) Ben de şöyle dedim: Resûlullah’ın (s.a.v.) yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım?
- صلى الله عليه وسلم َ - ٨ بَاب ذكر كَاتب الْوَحْي صلى الله عليه وسلم َ -٢٠ - أخبرنَا الْهَيْثَم بن أَيُّوب قَالَ حَدثنِي إِبْرَاهِيم يَعْنِي ابْن سعد قَالَ ثَنَا ابْن شهَاب عَن عبيد بن السباق عَن زيد بن ثَابت قَالَ أرسل إِلَيّ أَبُو بكر مقتل أهل الْيَمَامَة فَأَتَيْته وَعِنْده عمر فَقَالَ إِن عمر أَتَانِي فَقَالَ إِن الْقَتْل استحر يَوْم الْيَمَامَة بقراء الْقُرْآن وَإِنِّي أرى أَن تَأمر بِجمع الْقُرْآن فَقلت كَيفَ أفعل شَيْئا لم يَفْعَله رَسُول الله