1 - Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr haber verdi; dedi ki: Bize Yahyâ b. Îsâ er-Ramlî, A‘meş'ten, o da adını verdiği bir adamdan, o da Hâris b. Kays'tan rivayet etti. Hâris b. Kays şöyle dedi: "Ben dilimde bir tutukluk/yabancılık (lukne) bulunan bir adamdım. Bana: 'Arapça i'rabı/dil kurallarını öğrenmedikçe Kur'an'ı öğretme' denildi. Bunun üzerine Abdullah'a geldim ve durumu ona anlattım. Dedim ki: 'Onlar benimle alay ediyor ve "Arapça, Arapça" diyorlar.' Bunun üzerine Abdullah (r.a.) şöyle buyurdu: 'Sen öyle bir zamandasın ki, Kur'an'ın hudûdu muhafaza edilmektedir; onlar ise harflerinin çoğunun muhafazasına aldırış etmezler. Sizden bir süre sonra öyle bir kavim gelecek ki, onlar Kur'an'ın harflerini muhafaza edecek, fakat hudûdunu zayi edecekler.'"
١ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عِيسَى الرَّمْلِيُّ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ رَجُلٍ قَدْ سَمَّاهُ عَنِ الْحَارِثِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ: " كُنْتُ رَجُلًا فِي لِسَانِي لَكْنَةٌ، فَقِيلَ لِي: لَا تُعَلِّمِ الْقُرْآنَ حَتَّى تَعَلَّمَ الْعَرَبِيَّةَ. فَأَتَيْتُ عَبْدَ اللَّهِ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَقُلْتُ: إِنَّهُمْ يَضْحَكُونَ، وَيَقُولُونَ: الْعَرَبِيَّةَ. فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ: «إِنَّكَ فِي زَمَانٍ تُحْفَظُ فِيهِ حُدُودُ الْقُرْآنِ، وَلَا يُبَالُونَ حِفْظَ كَثِيرٍ مِنْ حُرُوفِهِ، وَسَيَكُونُ قَوْمٌ بَعْدَكُمْ بِزَمَانٍ تَحْفَظُ فِيهِ حُرُوفَ الْقُرْآنِ، وَتُضَيِّعُ فِيهِ حُدُودَهُ»
4 – Bize Ahmed haber verdi. Dedi ki: Bize Muhammed tahdis etti. Dedi ki: Bize İbn Numeyr haber verdi. Dedi ki: Bize Muhâdır, A'meş'ten; o da Muhammed b. Zübeyr'den; o da Hâris b. Kays'tan rivayet etti. Hâris b. Kays şöyle dedi: "Dilimde bir pelteklik bulunan bir adamdım. Kur'an öğreniyordum. Bana: 'Kur'an'ı öğrenmeden önce Arapçayı öğrenmez misin?' denildi. Bunun üzerine bu durumu Abdullah'a (İbn Mes'ud'a) anlattım ve dedim ki: 'Onlar benimle alay ediyor ve «Kur'an'ı öğrenmeden önce Arapçayı öğren» diyorlar.' Bunun üzerine Abdullah şöyle buyurdu: 'Öyle yapma! Zira sen öyle bir zamandasın ki, Kur'an'ın hükümleri [helal-haram sınırları] ezberleniyor, fakat harflerinin çoğunun ezberlenmesine aldırmıyorlar. Şüphesiz senden sonra öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda harfler ezberlenecek, fakat hükümler [helal-haram sınırları] kaybedilecek.'"
٤ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَاضِرٌ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ: " كُنْتُ رَجُلًا فِي لِسَانِي لَكْنَةٌ، وَكُنْتُ أَتَعَلَّمُ الْقُرْآنَ، فَقِيلَ لِي: أَلَا تَعَلَّمُ الْعَرَبِيَّةَ قَبْلَ أَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ؟ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعَبْدِ اللَّهِ وَقُلْتُ: إِنَّهُمْ يَضْحَكُونَ مِنِّي، وَيَقُولُونَ: تَعَلَّمِ الْعَرَبِيَّةَ قَبْلَ أَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ. فَقَالَ: لَا تَفْعَلْ؛ فَإِنَّكَ فِي زَمَانٍ تُحْفَظُ فِيهِ حُدُودُ الْقُرْآنِ، وَلَا يُبَالُونَ حِفْظَ كَثِيرٍ مِنْ حُرُوفِهِ، وَإِنَّ بَعْدَكَ زَمَانًا تُحْفَظُ فِيهِ الْحُرُوفُ، وَتُضَيَّعُ فِيهِ الْحُدُودُ "
6 — Bize Ahmed haber verdi, dedi ki: Bize Muhammed tahdîs etti; bize Müsedded haber verdi, dedi ki: Bize Abdullah b. Dâvûd, İbn Ebî Leylâ'dan; o da Sâbit el-Bünânî'den; o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan; o da babasından (r.a.) rivayetle şöyle dedi: "Resûlullah'ın (s.a.v.) yanında nâfile namaz kıldım; onun şöyle dediğini işittim: «Cehennem ateşinden Allah'a sığınırım; cehennem ehlinin vay hâline!»"
٦ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: " صَلَّيْتُ إِلَى جَنْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي صَلَاةِ التَّطَوُّعِ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ: «أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ النَّارِ، وَيْلٌ لِأَهْلِ النَّارِ»
Bâb: Kur’ân-ı Kerîm’i Bilmeyen Bedevînin Okuyacağı Şey Hakkında
بَابُ مَا يَقْرَأُ بِهِ الْأَعْرَابِيُّ الْجَاهِلُ بِالْقُرْآنِ
11 – Bize Ahmed haber verdi, dedi ki: Bize Muhammed tahdîs etti, dedi ki: Bize Sehl b. Bekkâr ed-Dârimî, Ebân b. Yezîd el-Attâr’dan, o Yahyâ b. Ebî Kesîr’den, o Hilâl b. Ebî Meymûne’den, o Atâ b. Yesâr’dan, o Muâviye b. el-Hakem es-Sülemî’den rivâyet etti. Muâviye şöyle dedi: “Nebî (s.a.v.) ile birlikte namaz kıldım. Cemaatten bir adam aksırdı, ben de ‘Yerhamükallah’ dedim. Bunun üzerine cemaat bana göz ucuyla bakmaya başladı. Ben de: ‘Vay anamın ölümüne! Ne diye bana bakıyorsunuz?’ dedim. Bunun üzerine elleriyle uyluklarına vurdular (beni susturmak istediklerini anladım). Beni susturmaya çalıştıklarını görünce susmaya başladım (lakin sustum). Resûlullah (s.a.v.) namazı bitirince beni çağırdı. Anam babam ona feda olsun! Ondan daha güzel öğreten bir muallim görmedim. Bana sövmedi, azarlamadı, dövmedi de. Şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz bu namazda insanlara ait hiçbir söz yakışmaz; o ancak tekbir, tesbih, Kur’an okuma ve tahmîd (Allah’a hamd) içindir.’ –yâhut Resûlullah (s.a.v.)’in buyurduğu gibi–.”
١١ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا سَهْلُ بْنُ بَكَّارٍ الدَّارِمِيُّ، عَنْ أَبَانَ بْنِ يَزِيدَ الْعَطَّارِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ هِلَالِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ السُّلَمِيِّ، قَالَ: " صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَعَطَسَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فَقُلْتُ: يَرْحَمُكَ اللَّهُ، فَرَمَانِيَ الْقَوْمُ بِأَبْصَارِهِمْ قَالَ: قُلْتُ: وَاثُكْلَ أُمِّيَاهُ، مَا لَكُمْ تَنْظُرُونَ إِلَيَّ فِي الصَّلَاةِ، فَضَرَبُوا بِأَيْدِيهِمْ عَلَى أَفْخَاذِهِمْ، فَلَمَّا رَأَيْتُهُمْ يُصْمِتُونِي لَكِنِّي سَكَتُ، فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَعَانِي فَبِأَبِي هُوَ وَأُمِّي مَا رَأَيْتُ مُعَلِّمًا أَحْسَنَ تَعْلِيمًا مِنْهُ، وَمَا سَبَّنِي، وَلَا كَهَرَنِي، وَلَا ضَرَبَنِي قَالَ: «إِنَّ هَذِهِ الصَّلَاةَ لَا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلَامِ النَّاسِ، إِنَّمَا هُوَ التَّكْبِيرُ وَالتَّسْبِيحُ، وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ، وَالتَّحْمِيدُ» أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم "
13 - Bize Ahmed haber verdi, dedi ki: Bize Muhammed tahdîs etti, dedi ki: Bize Amr b. Merzûk haber verdi, dedi ki: Bize Şu'be, Ebû İshak yoluyla haber verdi, dedi ki: Saîd b. Cübeyr'den işittim, İbn Abbâs'tan (r.a.) rivâyetle şöyle dedi: 'رَبِّكَ الْأَعْلَى اسْمَ سَبِّحْ { [el-A'lâ, 1] okuduğunda ve الْمَوْتَى يُحْيِيَ عَلَى بِقَادِرٍ ذَلِكَ أَلَيْسَ { [el-Kıyâme, 40] okuduğunda, 'Sübhâneke' ve 'Belâ' de.'
١٣ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَرْزُوقٍ، قَالَ: أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ: سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ: " إِذَا قَرَأْتَ: {سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى} [الأعلى: ١] وَإِذَا قَرَأْتَ: {أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى} [القيامة: ٤٠] فَقُلْ: سُبْحَانَكَ، وَبَلَى "
15 - Bize Ahmed haber verdi, dedi ki: Bize Muhammed tahdîs etti, dedi ki: Bize Mûsâ haber verdi, dedi ki: Bize Hammâd, Atâ b. es-Sâib'den, o da Ebû Abdurrahman es-Sülemî'den rivâyet etti ki Ali (a.s.) sabah namazında Enbiyâ Sûresi'ni okumuş, bir âyeti atlamış, sonra hatırlayıp o âyeti okumak üzere geri dönmüş, sonra bulunduğu yere geri gelmiş. Bunun üzerine bir gün arkasından bir adam ona: 'Andolsun ki sana ve senden öncekilere vahyolunmuştur: Eğer şirk koşarsan amelin boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan olursun.' (Zümer Sûresi, 65) diye seslenmiş. Ali de ona: 'Öyleyse sabret; şüphesiz Allah'ın vaadi haktır ve kesin inanmayanlar seni hafife almasın.' (Rûm Sûresi, 60) cevabını vermiştir.
١٥ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا مُوسَى، قَالَ: حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، أَنَّ عَلِيًّا عليه السلام: " قَرَأَ سُورَةَ الْأَنْبِيَاءِ فِي صَلَاةِ الْفَجْرِ، فَتَرَكَ آيَةً، ثُمَّ ذَكَرَهَا، فَرَجَعَ إِلَيْهَا فَقَرَأَهَا، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى مَكَانِهِ الَّذِي كَانَ فِيهِ، فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ ذَاتَ يَوْمٍ مِنْ وَرَائِهِ: {وَلَقَدْ أُوحِيَ إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ} [الزمر: ٦٥] فَقَالَ لَهُ عَلِيُّ: {فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ} [الروم: ٦٠] "
Mekke'de nazil olan Kur'an ile Medine'de nazil olan Kur'an hakkında bab.
بَابٌ فِيمَا نَزَلَ مِنَ الْقُرْآنِ بِمَكَّةَ، وَمَا نَزَلَ بِالْمَدِينَةِ
19 - Bize Ahmed haber verdi; dedi ki: Bize Muhammed tahdîs etti; dedi ki: Bize Süleyman b. Harb, Şu'be'den, o Ebû İshak'tan, o el-Berâ'dan (r.a.) rivayetle şöyle dedi: “Son inen sûre Berâe (Tevbe) sûresidir. Son inen âyet ise {يَسْتَفْتُونَكَ} [Nisâ: 176] (Senden fetva istiyorlar) âyetidir.”
١٩ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ: " آخِرُ سُورَةٍ نَزَلَتْ بَرَاءَةٌ، وَآخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ {يَسْتَفْتُونَكَ} [النساء: ١٧٦] "
22 - Bize Ahmed haber verdi; dedi ki: Bize Muhammed rivayet etti; dedi ki: Bize Ebû Alî Bişr b. Mûsâ rivayet etti; dedi ki: Bize Hevze b. Halîfe rivayet etti; dedi ki: Bize Avf, Muhammed b. Sîrîn'den, o da İkrime'den –zannımca– şöyle dedi:
Ebû Bekir (r.a.)'e biat edildikten sonra Alî b. Ebî Tâlib (r.a.) evine çekildi. Ebû Bekir'e: "O, senin biatini kerih gördü" denildi. Bunun üzerine Ebû Bekir ona haber göndererek: "Biatimi hoş görmedin mi?" dedi. Alî: "Hayır, vallahi" diye cevap verdi. (Ebû Bekir): "Seni benden alıkoyan nedir?" dedi. (Alî): "Allah'ın kitabına ilaveler yapıldığını gördüm; bu sebeple kendi kendime, onu bir araya getirinceye kadar ancak namaz için ridâmı giymeyeceğimi söyledim" dedi. Ebû Bekir: "Ne güzel düşünmüşsün!" dedi.
Muhammed dedi ki: Ona: "Onu indirildiği gibi, ilk inen sırasıyla mı telif ettiler?" diye sordum. O da: "İnsîler ve cinler bir araya gelip o telifi yapmaya kalksalardı buna güç yetiremezlerdi" dedi. Muhammed: "Onun doğru söylediği kanaatindeyim" dedi.
٢٢ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو عَلِيٍّ بِشْرُ بْنُ مُوسَى قَالَ: حَدَّثَنَا هَوْذَةُ بْنُ خَلِيفَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، فِيمَا أَحْسَبُ قَالَ: " لَمَّا كَانَ بَعْدَ بَيْعَةِ أَبِي بَكْرٍ رضي الله عنه، قَعَدَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ فِي بَيْتِهِ. فَقِيلَ لِأَبِي بَكْرٍ: قَدْ كَرِهَ بَيْعَتَكَ. فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَقَالَ: أَكَرِهْتَ بَيْعَتِي؟ فَقَالَ: لَا وَاللَّهِ قَالَ: مَا أَقْعَدَكَ عَنِّي؟ قَالَ: رَأَيْتُ كِتَابَ اللَّهِ يُزَادُ فِيهِ، فَحَدَّثْتُ نَفْسِي أَنْ لَا أَلْبَسَ رِدَائِي إِلَّا لِصَلَاةٍ حَتَّى أَجْمَعَهُ. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: فَإِنَّكَ نِعْمَ مَا رَأَيْتَ. قَالَ مُحَمَّدٌ: فَقُلْتُ لَهُ: أَلَّفُوهُ كَمَا أُنْزِلَ، الْأَوَّلُ فَالْأَوَّلُ؟ قَالَ: لَوِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَنْ يُؤَلِّفُوهُ ذَلِكَ التَّأْلِيفَ مَا اسْتَطَاعُوا. قَالَ مُحَمَّدٌ: أَرَاهُ صَادِقًا
Bize Hüdbe b. Hâlid haber verdi. Dedi ki: Bize Ebân rivâyet etti. Dedi ki: Bize Yahyâ b. Ebî Kesîr rivâyet etti. Dedi ki: Ebû Seleme'ye sordum: «Kur'an'ın ilk inen kısmı hangisidir?» Ebû Seleme: «Yâ eyyuhe'l-müddesir» dedi. Dedim ki: «Peki sûre olarak ilk inen iki âyet hangisidir?» O: «Yaratan Rabbinin adıyla oku!» (Alak, 1) dedi. Yahyâ dedi ki: Ebû Seleme şöyle dedi: Câbir b. Abdillâh el-Ensârî'ye sordum: «Kur'an'ın ilk inen kısmı hangisidir?» O: «Yâ eyyuhe'l-müddesir» dedi. Dedim ki: «Sûre olarak ilk inen iki âyet hangisidir?» O: «Yaratan Rabbinin adıyla oku!» (Alak, 1) dedi. Câbir şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Hira'da itikâf yapmıştım. İtikâfımı bitirince indim ve vadiye daldım. Derken bana seslenildi. Önüme, arkama, sağıma ve soluma baktım, hiçbir şey görmedim. Sonra yukarı baktım, bir de ne göreyim, O (Cebrail) gök ile yer arasında bir taht üzerinde oturuyor. Bunun üzerine Hatice'ye (r.anhâ) gittim ve «Beni örtün!» dedim. Beni örttüler ve üzerime soğuk su döktüler. Ardından bana «Ey örtünüp bürünen, kalk ve uyar; Rabbini yücelt!» (Müddessir, 1-2) âyeti indi.»
٢٥ - أَخْبَرَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبَانُ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ: " سَأَلْتُ أَبَا سَلَمَةَ قُلْتُ: أَيُّ الْقُرْآنِ أُنْزِلَ أَوَّلَ؟ قَالَ: يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ قَالَ: قُلْتُ: فَأَيُّ آيَتَيْنِ أَوَّلِ سُورَةٍ نَزَلَتْ؟ قَالَ: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} [العلق: ١] قَالَ أَبُو سَلَمَةَ: سَأَلْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الْأَنْصَارِيَّ قُلْتُ: أَيُّ الْقُرْآنِ أُنْزِلَ أَوَّلَ؟ قَالَ: يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ قُلْتُ: أَيُّ آيَتَيْنِ أَوَّلَ سُورَةٍ نَزَلَتْ؟ قَالَ: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} [العلق: ١] قَالَ جَابِرٌ: قَالَ: أَلَا أُحَدِّثُكَ مَا حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: " جَاوَرْتُ فِي حِرَاءٍ، فَلَمَّا قَضَيْتُ جَوَارِي، نَزَلْتُ فَاسْتَبْطَنْتُ الْوَادِي، فَنُودِيتُ فَنَظَرْتُ أَمَامِي، وَخَلْفِي، وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي، فَلَمْ أَرَ شَيْئًا، قَالَ: فَنَظَرْتُ فَوْقِي، فَإِذَا أَنَا بِهِ قَاعِدٌ عَلَى عَرْشٍ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ قَالَ: فَانْطَلَقْتُ إِلَى خَدِيجَةَ، فَقُلْتُ دَثِّرُونِي، فَدَثَّرُونِي وَصَبُّوا عَلَيَّ مَاءً بَارِدًا فَنَزَلَتْ عَلَيَّ {يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ قُمْ فَأَنْذِرْ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ} [المدثر: ٢] "
26 — Bize Ahmed haber verdi; dedi ki: Bize Muhammed tahdis etti; dedi ki: Bize İbn Nümeyr haber verdi; dedi ki: Bize Ebû Muâviye, arkadaşlarından, A‘meş'ten, İbrahim'den, Alkame'den rivayet etti; dedi ki: «Kur'an'da geçen 'Ey iman edenler' ifadesi Medine'de indirilmiştir; 'Ey insanlar' ifadesi ise Mekke'de indirilmiştir.»
٢٦ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ أَصْحَابِهِ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ: «كُلُّ شَيْءٍ فِي الْقُرْآنِ» يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا «أُنْزِلَ بِالْمَدِينَةِ،» وَيَا أَيُّهَا النَّاسُ «أُنْزِلَ بِمَكَّةَ»
28 - Bize Ahmed haber verdi, dedi ki: Bize Muhammed tahdis etti, dedi ki: Bize Sehl b. Osman haber verdi, dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübarek haber verdi, İbn Cüreyc'den, babasından, Saîd b. Cübeyr'den, İbn Abbas'tan (r.a.) rivayetle dedi ki: «Bismillâhirrahmânirrahîm»
٢٨ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا سَهْلُ بْنُ عُثْمَانَ، قَالَ: أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: «بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ»
Bize Ahmed haber verdi. Dedi ki: Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe tahdis etti. Dedi ki: Bize İbn Uyeyne, Amr’dan, o da Atâ’dan rivayetle bildirdi. Atâ şöyle dedi: «Kur’an (okuması) kendisine kolaylaştırılan kimse, sefere (Kirâmen Kâtibîn melekleri) ile beraberdir. Kur’an’dan (ezberi) kaçıp giden, fakat onu müdâvemetle okuyan kimseye ise Allah katında iki ecir vardır.»
٣١ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، قَالَ: «الَّذِي يُهَوَّنُ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ مَعَ السَّفَرَةِ، وَالَّذِي يَتفَلَّتُ مِنْهُ، وَيَتَعَاهَدُهُ لَهُ عِنْدَ اللَّهِ أَجْرَانِ»
Mushafta ta‘şîr (onarlı gruplama) yapılmasını hoş karşılamayanlar hakkında bâb.
بَابٌ فِيمَنْ كَرِهَ التَّعْشِيرَ فِي الْمُصْحَفِ