Kur’an’ın fazileti, meâlimi ve edebi kitabı
كِتَابُ فَضْلِ الْقُرْآنِ وَمَعَالِمِهِ وَأَدَبِهِ
Bize Abdullah b. Salih (r.a.) rivayet etti: O, Mûsâ ⦗s. 45⦘ b. Uleyy b. Rabâh’tan, o babasından, o da Ukbe b. Âmir el-Cühenî’den (rivayet etmiştir). Ukbe b. Âmir (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) –biz Suffe’de iken– yanımıza çıkageldi ve şöyle buyurdu: «Her gün Buthân veya Aḳīḳ vadisine gidip günaha girmeden ve akraba bağlarını koparmadan iki semiz, alımlı deve almayı hanginiz sever?» Biz: «Hepimiz, ey Allah’ın Resûlü, bunu severiz» dedik. Buyurdu ki: «Öyleyse sizden birinizin her gün mescide gidip Allah’ın Kitabı’ndan iki âyet öğrenmesi, kendisine iki deveden, üç deveden ve hatta bu sayıların katlarındaki develerden daha hayırlıdır.»
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ مُوسَى ⦗ص: ٤٥⦘ بْنِ عُلَيِّ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ، قَالَ: خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ فِي الصُّفَّةِ فَقَالَ: «أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يَغْدُوَ كُلَّ يَوْمٍ إِلَى بُطْحَانَ أَوِ الْعَقِيقِ، فَيَأْخُذَ نَاقَتَيْنِ كَوْمَاوَيْنِ زَهْرَاوَيْنِ فِي غَيْرِ إِثْمٍ، وَلَا قَطِيعَةِ رَحِمٍ» ؟ قُلْنَا: كُلُّنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ يُحِبُّ ⦗ص: ٤٦⦘ ذَلِكَ. قَالَ: «فَلَأَنْ يَغْدُوَ أَحَدُكُمْ كُلَّ يَوْمٍ إِلَى الْمَسْجِدِ، فَيَتَعَلَّمَ آيَتَيْنِ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ خَيْرٌ لَهُ مِنْ نَاقَتَيْنِ، وَمِنْ ثَلَاثٍ، وَمِنْ أَعْدَادِهِنَّ مِنَ الْإِبِلِ»
Bize Ebû Ubeyd rivayet etti; dedi ki: Bize Amr b. er-Rabî‘ b. Târık, Abdullah b. Lehî‘a‘dan, o Hâlid b. Yezîd‘den, o Saîd b. Ebî Hilâl‘den, o Beşîr b. el-Muharrer‘den, ⦗s. 47⦘ o Abdullah b. Osman b. el-Hakem‘den rivayet etti ki Mervân b. el-Hakem, Ka‘b el-Ahbâr‘ı şöyle söylerken işitmiştir: “Şüphesiz Tevrat‘ta şu vardır: Genç yaşta iken Kur‘an‘ı öğrenen, ona ihtimam gösteren, onunla amel eden ve ona tâbi olan kişiyi Allah etine ve kanına karıştırır [yani Kur‘an onun özü hâline gelir] ve onu nezdinde ‘sefere-i kirâm‘ (şerefli ve iyilik sahibi kâtip melekler) arasına yazar. Yaşı ilerlemiş iken Kur‘an‘ı öğrenen kişi ise, ona ihtimam gösterir, bu hâlde iken (ezberlemeye) devam eder, fakat (öğrendikleri) kendisinden kaçar; böyle birine ecri iki kat yazılır.”
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الرَّبِيعِ بْنِ طَارِقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ لَهِيعَةَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلَالٍ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ الْمُحَرَّرِ، ⦗ص: ٤٧⦘ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُثْمَانَ بْنِ الْحَكَمِ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، سَمِعَ كَعْبَ الْأَحْبَارِ، يَقُولُ: إِنَّ فِي التَّوْرَاةِ أَنَّ الْفَتَى إِذَا تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَهُوَ حَدِيثُ السِّنِّ، وَحَرَصَ عَلَيْهِ، وَعَمِلَ بِهِ، وَتَابَعَهُ، خَلَطَهُ اللَّهُ بِلَحْمِهِ وَدَمِهِ، وَكَتَبَهُ عِنْدَهُ مِنَ السَّفَرَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ، وَإِذَا تَعَلَّمَ الرَّجُلُ الْقُرْآنَ وَقَدْ دَخَلَ فِي السِّنِّ، فَحَرَصَ عَلَيْهِ، وَهُوَ فِي ذَلِكَ يُتَابِعُهُ، وَيَتَفَلَّتُ مِنْهُ، كَتَبَ لَهُ أَجْرَهُ مَرَّتَيْنِ
Bize Ebû Ubeyd rivayet etti; bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti; o Hemmâm b. ⦗s. 48⦘ Yahyâ’dan, o Katâde’den, o Zurâre b. Evfâ’dan, o Sa‘d b. Hişâm’dan, o da Âişe validemizden (r.anhâ) rivayet etti. Âişe (r.anhâ) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Kur’an’ı okuyup onda mâhir olan kimse, kirâm-ı kâtibîn olan iyilerle beraberdir. Kur’an’ı okuyup da okuması kendisine ağır gelen kimseye ise iki ecir vardır.” ⦗s. 49⦘ Bize Ebû Ubeyd dedi ki: Bize Haccâc, Şu‘be’den, o Katâde’den rivayet etti. Katâde dedi ki: Zurâre’nin, Sa‘d b. Hişâm’dan, onun Âişe validemizden (r.anhâ), onun da Nebî’den (s.a.v.) bunun benzerini rivayet ettiğini işittim.
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ وَحَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ ⦗ص: ٤٨⦘ يَحْيَى، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ سَعْدِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضي الله عنها، قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَهُوَ بِهِ مَاهِرٌ مَعَ السَّفَرَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ، وَالَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَهُوَ يَشْتَدُّ عَلَيْهِ فَلَهُ أَجْرَانِ» ⦗ص: ٤٩⦘ حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ ثنا حَجَّاجٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ: سَمِعْتُ زُرَارَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ سَعْدِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضي الله عنها، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ ذَلِكَ
Bize Ebû Ubeyd tahdîs etti, dedi ki: Bize Ebü'l-Yakzân Ammâr b. Muhammed es-Sevrî —yahut başkası—, Ebû İshak el-He Cerî'den, o Ebü'l-Ahvas'tan, o Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'dan, ⦗ص: 50⦘ o da Nebî (s.a.v.)'den rivâyet etti: "Muhakkak bu Kur'an, Allah Teâlâ'nın (ahlakî/edebî) eğitim sofrasıdır (me'dübe). O halde siz de O'nun ziyafetinden gücünüz yettiğince öğrenin. Şüphesiz bu (Kur'an), Allah Azze ve Celle'nin ipidir (hablullah). O, apaçık bir nurdur (en-Nûru'l-Mübîn), faydalı bir şifadır (eş-Şifâu'n-Nâfi'). O, kendisine sımsıkı sarılan için koruyucu bir kalkandır (ısmet) ve ona uyan için bir kurtuluştur (necât). O eğrilmez ki doğrultulsun; sapmaz ki düzeltilmesi istenip özür dilensin. Onun hayret verici yönleri tükenmez; çokça tekrarlanmaktan yıpranmaz. O hâlde onu okuyun. Zira Allah sizi onu okumaktan dolayı —her bir harfe karşılık on hasene vermek suretiyle— mükâfatlandıracaktır. Dikkat edin! Ben 'Elif, Lâm, Mîm' (Âl-i İmrân Sûresi'nin başı) bir harftir demiyorum. Bilakis, (hurûf-u mukattaanın her biri ayrı bir harftir:) Elif on hasene, Lâm on hasene, Mîm on hasenedir."
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ ثنا أَبُو الْيَقْظَانِ عَمَّارُ بْنُ مُحَمَّدٍ الثَّوْرِيُّ، أَوْ غَيْرُهُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ الْهَجَرِيِّ، عَنْ أَبِي الْأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، ⦗ص: ٥٠⦘ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: " إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ مأْدُبَةُ اللَّهِ تَعَالَى، فَتَعَلَّمُوا مِنْ مَأْدُبَتِهِ مَا اسْتَطَعْتُمْ، إِنَّ هَذَا حَبَلُ اللَّهِ عز وجل، وَهُوَ النُّورُ الْمُبِينُ، وَالشِّفَاءُ النَّافِعُ، عِصْمَةٌ لِمَنْ تَمَسَّكَ بِهِ، وَنَجَاةٌ لِمَنْ تَبِعَهُ، لَا يَعْوَجُّ فَيُقَوَّمُ، وَلَا يَزِيغُ فَيُسْتَعْتَبُ، وَلَا تَنْقَضِي عَجَائِبُهُ، وَلَا يَخْلُقُ عَلَى كَثْرَةِ الرَّدِّ؛ فَاتْلُوهُ، فَإِنَّ اللَّهَ يَأْجُرُكُمْ عَلَى تِلَاوَتِهِ بِكُلِّ حَرْفٍ عَشْرَ حَسَنَاتٍ، أَمَا إِنِّي لَا أَقُولُ {الم} [البقرة: ١] وَلَكِنْ أَلِفٌ عَشْرٌ، وَلَامٌ عَشْرٌ، وَمِيمٌ عَشْرٌ "
Bize Ebû Ubeyd tahdîs etti, (o dedi ki) bize Haccâc tahdîs etti, Muhammed b. Talha'dan, Ma‘n b. Abdurrahmân'dan, ⦗s. 51⦘ babası Abdurrahmân b. Abdillâh b. Mes‘ûd'dan, İbn Mes‘ûd'dan (rivâyet etti) dedi ki: «Her müeddib, edebinin (terbiyesinin) yerine getirilmesini sever; muhakkak ki Allah'ın edebi (terbiyesi) Kur'an'dır.»
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ ثنا حَجَّاجٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ مَعْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، ⦗ص: ٥١⦘ عَنْ أَبِيهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ: «إِنَّ كُلَّ مُؤَدِّبٍ يُحِبُّ أَنْ يُؤْتَى أَدَبُهُ، وَإِنَّ أَدَبَ اللَّهِ الْقُرْآنُ»
Bize Ebû Ubeyd rivâyet etti: Bize Ömer b. Abdirrahman el-Ebbâr, el-A‘meş’ten rivâyet etti: (el-A‘meş) dedi ki: Bir bedevî, Abdullah b. Mes‘ûd’un yanından geçti. O esnada İbn Mes‘ûd bir topluluğa Kur’an okutuyordu –yahut: yanında Kur’an öğrenen bir topluluk vardı–. Bedevî: «Bunlar ne yapıyor?» dedi. İbn Mes‘ûd şöyle cevap verdi: «Muhammed’in (s.a.v.) mirasını paylaşıyorlar.»
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْأَبَّارُ، عَنِ الْأَعْمَشِ، قَالَ: مَرَّ أَعْرَابِيٌّ بِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، وَهُوَ يُقْرِئُ قَوْمًا الْقُرْآنَ، أَوْ قَالَ: وَعِنْدَهُ قَوْمٌ يَتَعَلَّمُونَ الْقُرْآنَ، فَقَالَ: مَا يَصْنَعُ هَؤُلَاءِ؟ فَقَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ: «يَقْتَسِمُونَ مِيرَاثَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم»
Bize Ebû Ubeyd tahdîs etti; bize Haccâc tahdîs etti; İsrâîl'den, o da Ebû İshâk'tan, o da Ebû Ubeyde'den, o da Abdullah'tan rivayetle: O (Abdullah) Kur'an okur, bir âyete gelince adama şöyle derdi: «Bunu al! Vallahi, o âyet yeryüzünde bulunan her şeyden daha hayırlıdır.»
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ كَانَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ، فَيَمُرُّ بِالْآيَةِ، فَيَقُولُ لِلرَّجُلِ: «خُذْهَا، فَوَاللَّهِ لَهِيَ خَيْرٌ مِمَّا عَلَى الْأَرْضِ مِنْ شَيْءٍ»
Bize Ebû Ubeyd rivâyet etti, bize Haccâc, Mes‘ûdî’den, o da Avn b. Abdillâh b. Utbe’den rivâyetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)’in ashâbı bir defasında usanç duydular ve: “Ey Allah’ın Resûlü, bize (bir) söz anlat” dediler. Bunun üzerine Allah tebâreke ve teâlâ şu âyeti indirdi: “Allah, sözün en güzelini indirdi.” (ez-Zümer, 23) Râvî dedi ki: Sonra Allah onu vasfetti ve buyurdu: “Birbirine benzer, ikilenen bir Kitap olarak (indirdi ki) Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine yumuşar.” (ez-Zümer, 23) âyetin sonuna kadar. Râvî dedi ki: Sonra bir kere daha usanç duydular ve: “Ey Allah’ın Resûlü, bize hadisin üstünde fakat Kur’an’ın altında bir şey anlat” – yani kıssaları kastediyorlardı – dediler. Bunun üzerine Allah tebâreke ve teâlâ şu âyeti indirdi: “Elif Lâm Râ. Bunlar apaçık Kitab’ın âyetleridir.” (Yûsuf, 1) ta ki [ص: 54] Allah Teâlâ’nın şu kavline kadar: “Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle biz, en güzel kıssayı anlatıyoruz. Hâlbuki sen daha önce (bunlardan) habersizlerden idin.” (Yûsuf, 3) Râvî dedi ki: Böylece şayet hadis (söz) dinlemek isterlerse onları sözün en güzeline; şayet kıssa dinlemek isterlerse onları kıssaların en güzeline, yani Kur’an’a yönlendirirdi.
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ الْمَسْعُودِيِّ، عَنْ عَوْنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ: مَلَّ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَلَّةً، فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، حَدِّثْنَا. فَأَنْزَلَ اللَّهُ تبارك وتعالى: {اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ} [الزمر: ٢٣] قَالَ: ثُمَّ نَعَتَهُ فَقَالَ: {كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ} [الزمر: ٢٣] إِلَى آخِرِ الْآيَةِ. قَالَ: ثُمَّ مَلُّوا مَلَّةً أُخْرَى، فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، حَدِّثْنَا شَيْئًا فَوْقَ الْحَدِيثِ وَدُونَ الْقُرْآنِ، يَعْنُونَ الْقَصَصَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تبارك وتعالى: {الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ} [يوسف: ١] إِلَى ⦗ص: ٥٤⦘ قَوْلِهِ تَعَالَى: {نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنَ وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لِمَنَ الْغَافِلِينَ} [يوسف: ٣] قَالَ: فَإِنْ أَرَادُوا الْحَدِيثَ دَلَّهُمْ عَلَى أَحْسَنِ الْحَدِيثِ، وَإِنْ أَرَادُوا الْقَصَصَ دَلَّهُمْ عَلَى أَحْسَنِ الْقَصَصِ: الْقُرْآنِ
Bize Ebû Ubeyd rivayet etti, (o dedi ki) bize Ebü’l-Esved el-Mısrî, İbn Lehîa’dan; o da Ebü’l-Mus‘ab Mişrah b. Hâân’dan; o da Ukbe b. Âmir el-Cühenî’den; o da Peygamber’den (s.a.v.) rivayetle şöyle buyurduğunu nakletti: “Kur’an bir deri içinde bulunsa, sonra ateşe atılsa, yanmazdı.” Ebû Ubeyd dedi ki: Bize göre bunun mânası, (hadiste) “deri” ile, Kur’an’ı özümseyen mü’minin kalbi ve içinin kastedilmiş olmasıdır.
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا أَبُو الْأَسْوَدِ الْمِصْرِيُّ، عَنِ ابْنِ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي الْمُصْعَبِ مِشْرَحِ بْنِ هَاعَانَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «لَوْ كَانَ الْقُرْآنُ فِي إِهَابٍ، ثُمَّ أُلْقِيَ فِي النَّارِ مَا احْتَرَقَ» قَالَ أَبُو عُبَيْدٍ: وَجْهُ هَذَا عِنْدَنَا أَنْ يَكُونَ أَرَادَ بِالْإِهَابِ قَلْبَ الْمُؤْمِنِ وَجَوْفَهُ الَّذِي قَدْ وَعَى الْقُرْآنَ
Bize Ebû Ubeyd rivâyet etti. Dedi ki: Bize Muhammed b. Kesîr, Abdullah b. Vâkıd’dan, o da Katâde’den rivâyet etti. Katâde dedi ki: ⦗s. 57⦘ «Hiç kimse Kur’an ile oturup kalkmamıştır ki ondan bir ziyade veya noksan ile ayrılmış olmasın.» Sonra şu âyeti okudu: {Biz Kur’an’dan mü’minler için şifâ ve rahmet olanı indiriyoruz; zâlimlerin ise ancak hüsrânını artırır} [el-İsrâ, 82].
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ وَاقِدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ: ⦗ص: ٥٧⦘ «مَا جَالَسَ أَحَدٌ الْقُرْآنَ إِلَّا فَارَقَهُ بِزِيَادَةٍ أَوْ نُقْصَانٍ» . قَالَ: ثُمَّ قَرَأَ: {وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا} [الإسراء: ٨٢]
Bize Ebû Ubeyd (r.a.) [yani Kāsım b. Sellâm] rivayet etti; dedi ki: Bize en-Nadr b. İsmâîl, el-A‘meş'ten; o da Hayşeme b. Abdirrahmân'dan; o da Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)'dan rivayet etti. Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) dedi ki: “İki şifâya sarılın: Kur’an ve bal.”
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ ثنا النَّضْرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ خَيْثَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ: " عَلَيْكُمْ بِالشِّفَاءَيْنِ: الْقُرْآنِ وَالْعَسَلِ "
Bize Ebû Ubeyd rivayet etti. Dedi ki: Bize Mus‘ab b. el-Mikdâm, Mûsâ b. Ubeyde er-Rabezî’den rivayet etti. Dedi ki: Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî’yi şöyle derken işittim: Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın: “Muhakkak biz, imana çağıran bir davetçi işittik” (Âl-i İmrân 193) buyruğu hakkında şöyle dedi: “O, Kur’an’dır. Onların hepsi Nebî (s.a.v.)’i görmemiştir.”
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ حَدَّثَنَا مُصْعَبُ بْنُ الْمِقْدَامِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُبَيْدَةَ الرَّبَذِيِّ، قَالَ: سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ كَعْبٍ الْقُرَظِيَّ يَقُولُ فِي قَوْلِ اللَّهِ تبارك وتعالى {إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْإِيمَانِ} [آل عمران: ١٩٣] قَالَ: «هُوَ الْقُرْآنُ، لَيْسَ كُلُّهُمْ رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم»
Bize Ebû Ubeyd nakletti, dedi ki: Bize el-Hüseyin b. el-Hasan b. Atıyye, babasından, o da dedesi Atıyye el-Avfî’den, o da İbn Abbâs’tan rivâyet ettiğine göre, Allah teâlânın: “De ki: Allah’ın fazlıyla” (Yûnus, 58) kavli hakkında şöyle buyurmuştur: “Fazl, Kur’an’dır.” “Ve rahmetiyle” (Yûnus, 58) ifadesi hakkında ise: “Sizi onun ehlinden kılmasıdır.” buyurmuştur.
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ قَالَ حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ عَطِيَّةِ الْعَوْفِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: {قُلْ بِفَضْلِ اللَّهِ} [يونس: ٥٨] قَالَ: «الْقُرْآنُ» ، {وَبِرَحْمَتِهِ} [يونس: ٥٨] قَالَ: «أَنْ جَعَلَكُمْ مِنْ أَهْلِهِ»
Bize Ebû Ubeyd rivayet etti; bize Haccâc rivayet etti; O, İbn Cüreyc'den; O da Mücâhid'den, Allah Teâlâ'nın: 'Şüphesiz o, değerli bir Kur'an'dır. Korunmuş bir kitaptadır. Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.' (Vâkıa Suresi, 78) âyeti hakkında şöyle dedi: 'Melekler.'
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: {إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ. فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ. لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ} [الواقعة: ٧٨] قَالَ: «الْمَلَائِكَةُ»