124 (hicrî) yılında vefat eden Zührî'ye ait Nâsih ve Mensûh [adlı eser], Ebû Abdurrahmân Muhammed b. el-Hüseyn es-Sülemî rivayetidir. Bunun akabinde ise Kur'an'ın Mekke ve Medine'de Nüzûlü [adlı eser] yer almaktadır.
الناسخ والمنسوخ للزهري المتوفى سنة ١٢٤ هـرواية أبي عبد الرحمن محمد بن الحسين السلميويليه تنزيل القرآن بمكة والمدينة
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn, salât ve selâm O’nun emîn Arap elçisine olsun. Bu, nâsih ve mensûha dair bir başka kitaptır ve nâsih-mensûh ilmine dair tarafımızdan yayımlanan dördüncü eserdir. Bunlardan daha önce şunlar neşredilmiştir: 1 – Allah Teâlâ’nın Kitabı’nda nâsih ve mensûh (kitabı): Katâde b. Di‘âme’ye aittir – vefatı 117 hicrî. 2 – Nâsih ve mensûh ilmine dair rüsûh sahibi kimselerin elleriyle tasfiye edilmiş (eser): İbnü’l-Cevzî’ye aittir – vefatı 597 hicrî. 3 – Azîz Kur’an’ın nâsih ve mensûhu: İbnü’l-Bârizî’ye aittir – vefatı 738 hicrî. Bugün takdim ettiğimiz kitap ise İmâm ez-Zührî’den rivayet edilmiştir – vefatı 124 hicrî – ve bu babda en eski kitaplardandır. Nihayet, amelimin sırf O’nun rızâsı için olmasını dilerim. Verdiği nimetlerden ötürü Allah’a hamd olsun. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.
المقدمةالحمد لله ربّ العالمين والصلاة والسلام على رسوله العربي الأمين.هذا كتاب آخر في الناسخ والمنسوخ، وهو رابع كتاب يصدر لنا في علم الناسخ والمنسوخ التي صدر منها،١ - الناسخ والمنسوخ في كتاب الله تعالى: لقتادة بن دعامة المتوفى سنة ١١٧ هـ.٢ - المصفى بأكف أهل الرسوخ من علم الناسخ والمنسوخ: لابن الجوزي المتوفى سنة ٥٩٧ هـ.٣ - ناسخ القرآن العزيز ومنسوخه: لابن البارزي المتوفى سنة ٧٣٨ هـ.والكتاب الذي نقدمه اليوم روي عن الامام الزّهريّ المتوفى سنة ١٢٤ هـ وهو من أقدم الكتب في هذا الباب.واخيرا أرجو أن يكون عملي خالصا لوجهه، والحمد لله على ما أنعم، انه نعم المولى ونعم النصير.
Zührî ve kitabı: Muhammed b. Müslim b. Ubeydillâh b. Abdillâh el-Asgar b. Şihâb b. Abdillâh b. el-Hâris b. Zühre b. Kilâb b. Mürre. Medineli bir tâbiîdir. 58 H. yılında doğdu. Hadisi ilk defa tedvin eden kişi olup büyük hâfız ve fakihlerdendir. Şam'a inmiş ve orada yerleşmiştir. Sika, hadis, ilim ve rivayet yönünden zengin bir zat idi. Adil halife Ömer b. Abdilaziz, valilerine şöyle yazmıştır: 'Size İbn Şihâb'ı tavsiye ederim; zira geçmiş sünneti ondan daha iyi bilen bir kimse bulamazsınız.' Leys b. Sa'd ise şöyle demiştir: 'İbn Şihâb kadar kapsamlı ve ondan daha fazla ilim sahibi bir âlim görmedim.' 124 H. yılında vefat etmiştir. (1)
(1) Bkz.: Tabakâtü'l-Kübrâ (el-kısmü'l-mütemmim) 157-186; el-Maârif 472; Hilyetü'l-Evliyâ 3/360; Tabakâtü'l-Fukahâ 63; Vefeyâtü'l-A'yân 4/177; Târîhu'l-İslâm 5/136; Tezkiretü'l-Huffâz 107; el-İber 1/158; Mîzânü'l-İ'tidâl 4/40; Gâyetü'n-Nihâye 2/262; Tehzîbü't-Tehzîb 9/445; en-Nücûmü'z-Zâhire 1/272; Hulâsatü Tezhîbi Tehzîbi'l-Kemâl 2/457; Şezerâtü'z-Zeheb 1/162; el-A'lâm 7/317.
الزهري وكتابهمحمد بن مسلم بن عبيد الله بن عبد الله الأصغر بن شهاب بن عبد الله بن الحارث بن زهرة بن كلاب بن مرّة.تابعي من أهل المدينة. ولد سنة ٥٨ هـ كان أوّل من دوّن الحديث وأحد أكابر الحفاظ والفقهاء، نزل الشام واستقر بها.وكان ثقة كثير الحديث والعلم والرواية. كتب الخليفة العادل عمر بن عبد العزيز إلى عماله: عليكم بابن شهاب فإنكم لا تجدون أحدا أعلم بالسنة الماضية منه.وقال الليث بن سعد: ما رأيت عالما قط أجمع من ابن شهاب ولا أكثر علما منه.توفي سنة ١٢٤ هـ (١).(١) ينظر:الطبقات الكبرى (القسم المتمم) ١٥٧ - ١٨٦.المعارف ٤٧٢.حلية الأولياء ٣/ ٣٦٠.طبقات الفقهاء ٦٣.وفيات الأعيان ٤/ ١٧٧.تأريخ الإسلام ٥/ ١٣٦.تذكرة الحفاظ ١٠٧.العبر ١/ ١٥٨.ميزان الاعتدال ٤/ ٤٠.غاية النهاية ٢/ ٢٦٢.تهذيب التهذيب ٩/ ٤٤٥.النجوم الزاهرة ١/ ٢٧٢.خلاصة تذهيب تهذيب الكمال ٢/ ٤٥٧.شذرات الذهب ١/ ١٦٢.الأعلام ٧/ ٣١٧.
ez-Zührî'ye nispet edilen Nâsih ve Mensuh kitabına gelince, bu eser bize, yine ez-Zührî'nin kendisine nispet edilen bir başka kitapla birlikte ulaşmıştır ki o da Tenzîlü'l-Kur'an'dır. İşte bu son kitap, Doktor Salâhuddîn el-Müneccid tarafından 1963 yılında neşredilmiştir. Bu hususta öncülük onundur. Her iki kitap, Mısır Dâru'l-Kütüb'de 1084 numara ile “Tefsir” kaydıyla muhafaza edilen tek bir yazma nüsha içinde yer almaktadır. Bu nüsha, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Princeton Üniversitesi'nde bulunan Yehuda Koleksiyonu'ndaki (nr. 228-2) aslın bir fotoğrafıdır. Söz konusu fotoğraf 14 sayfadan ibarettir; eski bir nesih hattıyla yazılmış olup üzerinde ne istinsah tarihi ne de müstensihin ismi kayıtlıdır. Muhtemelen hicrî VII. asır nüshalarından biridir. Tenzîlü'l-Kur'an kitabı ise bu yazmanın yalnızca son iki sayfasını kapsamaktadır. Her iki kitap da hicrî 412 yılında vefat eden Ebû Abdurrahman Muhammed b. el-Hüseyn es-Sülemî'nin rivayetiyledir.
(*) (Muhakkik notu:) Nüshada isim "Ebû Abdurrahman el-Hüseyn b. Muhammed es-Sülemî" şeklinde geçmektedir. Hâlbuki Sülemîler arasında "el-Hüseyn b. Muhammed" adında bir kimse bulunmamaktadır. Bu sebeple Doktor Hâtim ed-Dâmin —gördüğünüz gibi— onun "Muhammed b. el-Hüseyn (ö. 412)" olduğu kanaatine varmıştır. Vallahu a‘lem. [Bu açıklama, Dâru İbni'l-Kayyim ve Dâru İbn-i Affan baskısından, Mustafa el-Ezherî'nin tahkîkinden istifade edilmiştir.]
أمّا كتاب الناسخ والمنسوخ المنسوب إلى الزهري فقد وصل إلينا مع كتاب آخر ينسب إلى الزهري نفسه وهو تنزيل القرآن وقد نشر هذا الكتاب الأخير الدكتور صلاح الدين المنجد سنة ١٩٦٣ فله فضل السبق في ذلك.والكتابان في مخطوطة واحدة تحتفظ بها دار الكتب المصرية تحت رقم ١٠٨٤ تفسير وهي صورة عن الأصل الموجود في جامعة برنستن بالولايات المتحدة في مجموعة يهودا (٢٢٨ - ٢).وتقع هذه المصورة في ١٤ صفحة، وهي مكتوبة بخط نسخ قديم وليس عليها تأريخ النسخ ولا اسم الناسخ ومن المرجح انها من خطوط القرن السابع الهجري.ويشمل كتاب تنزيل القرآن الصفحتين الأخيرتين فقط.والكتابان برواية أبي عبد الرحمن محمد بن الحسين السلميّ المتوفى سنة ٤١٢ هـ (*).(*) قال مُعِدُّ الكتاب للشاملة: الاسم ورد في المخطوط هكذا (أبي عبد الرحمن الحسين بن محمد السلميّ) وليس في السلميين من اسمه (الحسين بن محمد)، فرحج الدكتور حاتم الضامن - كما ترى - أنه (محمد بن الحسين المتوفى ٤١٢ هـ)،والله أعلم [هذا التعليق مستفاد من ط دار ابن القيم ودار ابن عفان تحقيق مصطفى الأزهري]
Zührî’den rivayet ise Hicrî 182 yılında vefat eden ve onun öğrencilerinden olan Velîd b. Muhammed el-Mukri‘ tarikiyle gelmiştir. Ancak kendisi hadis ilminde metrûk (müttahem) bir râvi olup kendisiyle ihticâc câiz değildir. Kitabın Zührî’ye nisbeti konusundaki şüphe böylece devam etmektedir. Allahu teâlâ a‘lem, hamd evvelde ve âhirde Allah’a mahsustur.
والرواية عن الزهري جاءت عن طريق الوليد بن محمد الموقري المتوفى سنة ١٨٢ هـ وهو من تلاميذه إلّا أنّه متروك الحديث لا يجوز الاحتجاج به.ويبقى الشكّ في نسبة الكتاب إلى الزهري قائما والله تعالى أعلم، والحمد لله أولا وآخرا.
Birinci sayfa
الصفحة الأولى
Zehrî'nin (ö. 124 h.) Nâsih ve Mensûh adlı eseri, Ebû Abdurrahman Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî rivayetiyle nakledilmiş olup; bunun akabinde Kur'an'ın Mekke ve Medine'de Nüzûlü risâlesi yer almaktadır.
الناسخ والمنسوخ للزهري المتوفى سنة ١٢٤ هـرواية أبي عبد الرحمن محمد بن الحسين السلميويليه تنزيل القرآن بمكة والمدينة
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Şeyh, İmam, âlim, eşsiz, zâhid, Zeynüddîn, Müslümanların vâizi Ebü'l-Hasan İbn İbrahim b. Ganaim b. Necâ el-Ensârî dedi: Bize Şeyh İmam, celîl, sultanın umdesi Ebü'l-Berekât el-Mukrî, eş-Şehrezûrî diye bilinen zat haber verdi. Bize Şeyh İmam Ebû Sa'd İbn Osman b. Muhammed el-İclî rivayet etti. Bize Ebû Abdullah el-Hüseyin b. Muhammed b. el-Hüseyin es-Sekafî rivayet etti. Bize Ahmed b. Muhammed es-Sarsarî rivayet etti. Bize Ebû Talha Ahmed b. Muhammed b. Yûsuf İbn Mes'ade el-Fezârî rivayet etti. Bize Ebû İshak İbrahim b. el-Hüseyin b. Ali el-Hemedânî — 378 h. senesinde — rivayet etti, dedi: Bize Ebû Nuaym el-Fadl b. Dükeyn rivayet etti. Bize Süfyân b. Saîd es-Sevrî rivayet etti. Bize Ebû Husayn (Osman b. Âsım) rivayet etti. Bize Ebû Abdurrahman Abdullah b. Habib es-Sülemî rivayet etti. O dedi ki: Alî b. Ebî Tâlib — Allah yüzünü mükerrem kılsın — halka kıssa anlatan bir kıssacının yanına uğradı ve ona: "Nâsih ile mensûhu biliyor musun?" diye sordu. Kıssacı: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Alî (aleyhi's-selâm) ona: "Helak oldun ve helak ettin" buyurdu.
(1) T. 218 h. (Tehzîbü't-Tehzîb 8/270).
(2) T. 161 h. (Tehzîbü't-Tehzîb 4/111).
(3) Osman b. Âsım b. Husayn el-Esedî el-Kûfî, T. 127 h. (Tehzîbü't-Tehzîb 7/126).
(4) T. 74 h. (Nüketü'l-Himyân 178, el-Hulâsa 2/48). Nüshada: "el-Hüseyin b. Muhammed es-Sülemî" şeklindedir; bu hatalıdır, doğrusu tespit ettiğimiz gibidir.
(5) en-Nahhâs 5, İbnü'l-Cevzî 13.
بسم الله الرحمن الرحيم قال الشيخ الإمام العالم الأوحد الورع زين الدين واعظ المسلمين أبو الحسن ابن إبراهيم بن غنائم بن نجا الأنصاري قال: أخبرنا الشيخ الإمام الجليل عمدة الملك أبو البركات المقرئ المعروف بالشهرزوري قال: ثنا الشيخ الإمام ابو سعد ابن عثمان بن محمد العجلي قال: ثنا أبو عبد الله الحسين بن محمد بن الحسين الثقفي، ثنا أحمد بن محمد الصرصري، ثنا أبو طلحة أحمد بن محمد بن يوسف ابن مسعدة الفزاري قال: ثنا أبو اسحاق إبراهيم بن الحسين بن علي الهمذانيسنة ثمان وسبعين وثلاث مائة، قال: ثنا أبو نعيم الفضل بن دكين (١)، ثنا سفيان ابن سعيد الثوري (٢)، ثنا أبو حصين (٣) قال: ثنا أبو عبد الرحمن عبد الله بن حبيب السلميّ (٤) قال: مرّ عليّ بن أبي طالب، كرّم الله وجهه، بقاص يقصّ على الناس فقال له: علمت الناسخ من المنسوخ؟ فقال: لا. فقال له عليّ، عليه السلام: هلكت وأهلكت (٥).(١) ت نحو ٢١٨ هـ. (تهذيب التهذيب ٨/ ٢٧٠).(٢) ت ١٦١ هـ. (تهذيب التهذيب ٤/ ١١١).(٣) عثمان بن عاصم بن حصين الاسدي الكوفي، ت ١٢٧ هـ. (تهذيب التهذيب ٧/ ١٢٦).(٤) ت نحو ٧٤ هـ. (نكت الهميان ١٧٨، الخلاصة ٢/ ٤٨). وجاء في الاصل: الحسين بن محمد السلمي، وهو خطأ وما اثبتناه هو الصواب.(٥) النحاس ٥، ابن الجوزي ١٣.
Bize Mûsâ b. İsmâîl (6) rivâyet etti; Hammâd (7) bize Atâ b. es-Sâib (8)'den, o da Ebü'l-Bahtîrî (9)'den rivâyetle şöyle dedi: Hz. Alî (r.a.) Kûfe Mescidi'nin yanından geçerken, halka vaaz eden bir kıssacı gördü ve "Bu kimdir?" diye sordu. Oradakiler: "Halka hadis anlatan bir adam." dediler. Bunun üzerine Hz. Alî (r.a.) şöyle buyurdu: "Bu, 'Beni tanıyın, beni tanıyın! Ben filan oğlu filanım.' diyor." Sonra şöyle buyurdu: "Kendisine nâsihin mensuhtan ne olduğunu bilip bilmediğini sorun." Ona: "Emîru'l-mü'minîn sana: 'Nâsihi mensuhtan biliyor musun?' diye soruyor." dediler. Adam: "Hayır." cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Alî (r.a.) şöyle buyurdu: "Öyleyse bir daha hadis rivayet etmeye dönmesin." (10)
Bize Şu‘be rivâyet etti, dedi ki: Bize Ebü'l-Velîd rivâyet etti, dedi ki: Bana Ebü'l-Hasîn haber verdi, dedi ki: Ebû Abdirrahmân es-Sülemî'yi şöyle derken işittim: Hz. Alî b. Ebî Tâlib (r.a.) halka vaaz eden bir adama: "Nâsihi mensuhtan biliyor musun?" diye sordu. Adam: "Hayır." cevabını verdi. Hz. Alî (r.a.) şöyle buyurdu: "Mahvoldun ve mahvettin." (11)
Bize Ebû Nuaym Seleme (12)'den rivâyet etti, dedi ki: Bize Nebît b. Şerît (13) rivâyet etti, dedi ki: Bize Dâhâk b. Müzâhim (14) rivâyet etti, dedi ki: İbn Abbâs bir kıssacının yanından geçti, ayağıyla dürttü ve sonra ona şöyle dedi: "Nâsihi mensuhtan biliyor musun?" Adam: "Hayır." cevabını verdi. Bunun üzerine İbn Abbâs: "Mahvoldun ve mahvettin." dedi. (15)
(6) ö. 223 h. (Tehzîbü't-Tehzîb 10/333).
(7) Hammâd b. Seleme, ö. 79 h. (Tehzîbü't-Tehzîb 3/11).
(8) ö. 137 h. (Tehzîbü't-Tehzîb 7/203).
(9) Saîd b. Fîrûz, ö. 83 h. (Tehzîbü't-Tehzîb 4/73).
(10) en-Nahhâs 5, Nevâsihu'l-Kur'ân 105.
(11) İbn Selâme 4.
(12) Seleme b. Nebît. (Tehzîbü't-Tehzîb 4/158, el-Kevâkibü'n-neyyirât 235).
(13) Sahâbî. (el-İsâbe 6/422).
(14) Tâbiî, ö. 102 h. (el-Meârif 457).
(15) İbn Hazm 6.
وحدّثنا موسى بن إسماعيل (٦)، ثنا حمّاد (٧) عن عطاء بن السائب (٨) عن [أبي] البختري (٩) قال: مرّ عليّ، عليه السلام، بمسجد الكوفة فرأى قاصّا يقصّ على الناس فقال: من هذا؟ فقالوا: رجل يحدّث الناس. فقال عليّ، عليه السلام: هذا يقول: اعرفوني اعرفوني أنا فلان بن فلان. ثمّ قال: اسألوه هل يعرف الناسخ من المنسوخ؟ فقالوا له: أمير المؤمنين يقول لك: تعرف الناسخ من المنسوخ؟ فقال: لا. فقال عليّ؛ فلا يرجع يحدّث حديثا (١٠).ثنا شعبة قال: ثنا أبو الوليد قال: أخبرني أبو الحصين قال: سمعت أبا عبد الرحمن السلميّ يقول: قال علي بن أبي طالب، كرّم الله وجهه، لرجل يقصّ على الناس: هل تعلم الناسخ من المنسوخ؟ فقال: لا. فقال: هلكت وأهلكت (١١).حدثنا أبو نعيم [عن] سلمة (١٢) قال: ثنا نبيط بن شريط (١٣)، ثنا الضحّاك ابن مزاحم (١٤) قال؛ مرّ ابن عبّاس بقاص يقصّ فوكزه برجله ثم قال له: هل تدري الناسخ من المنسوخ؟ فقال: لا. فقال له: هلكت وأهلكت (١٥).(٦) ت ٢٢٣ هـ. (تهذيب التهذيب ١٠/ ٣٣٣).(٧) حماد بن سلمة، ت ٧٩ هـ. (تهذيب التهذيب ٣/ ١١).(٨) ت ١٣٧ هـ. (تهذيب التهذيب ٧/ ٢٠٣).(٩) سعيد بن فيروز، ت ٨٣ هـ. (تهذيب التهذيب ٤/ ٧٣).(١٠) النحاس ٥، نواسخ القرآن ١٠٥.(١١) ابن سلامة ٤.(١٢) سلمة بن نبيط. (تهذيب التهذيب ٤/ ١٥٨، الكواكب النيرات ٢٣٥).(١٣) صحابي. (الإصابة ٦/ ٤٢٢).(١٤) تابعي، ت ١٠٢ هـ. (المعارف ٤٥٧).(١٥) ابن حزم ٦.
Bununla bize Müseddid (16) tahdîs etti, bize Humeyd el-Hemmânî, Seleme b. Nübeyt vasıtasıyla ed-Dahhâk'tan tahdîs etti, dedi ki: Allah Teâlâ'nın «هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتابَ مِنْهُ آياتٌ مُحْكَماتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتابِ» (Âl-i İmrân 7) kavlinin tefsirinde varid olmuştur. Sonra «ما نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ» (el-Bakara 106) ve «وَأُخَرُ مُتَشابِهاتٌ» (Âl-i İmrân 7) buyurdu ve şöyle dedi: O, neshedilmiş olandır. Yine bize Müseddid tahdîs etti, dedi ki: bize Abdülvâris (20), Humeyd el-A‘rec (21) vasıtasıyla Mücâhid'den (22) tahdîs etti: «أَوْ نُنْسِها» âyeti hakkında şöyle dedi: Onun hükmünü değiştirir, hattını (metnini) sabit bırakırız.
(16) Müseddid b. Müserhed el-Basrî, ö. 228 H. (Tehzîbü't-Tehzîb 10/107).
(17) Âl-i İmrân 7.
(18) el-Bakara 106.
(19) Âl-i İmrân 7. Dahhâk'ın sözü, Taberî Tefsiri 3/173.
(20) Abdülvâris b. Saîd, ö. yaklaşık 180 H. (Tehzîbü't-Tehzîb 6/441).
(21) ö. 130 H. (Tehzîbü't-Tehzîb 2/47).
(22) Mücâhid b. Cebr, tâbiî, ö. 103 H. (Ğâyetü'n-Nihâye 2/44). Sözü Taberî Tefsiri 1/475.
وبه ثنا مسدّد (١٦)، ثنا حميد الحماني عن سلمة بن نبيط عن الضحاك قال: ورد في تفسير قوله تعالى: {هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتابَ مِنْهُ آياتٌ مُحْكَماتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتابِ} (١٧)، ثم قال: {ما نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ} (١٨)، {وَأُخَرُ مُتَشابِهاتٌ} (١٩) فقال: هو ما قد نسخ.وثنا مسدّد قال: ثنا عبد الوارث (٢٠) عن حميد الأعرج (٢١) عن مجاهد (٢٢): أَوْ نُنْسِها، قال نبدّل حكمها ونثبت خطّها.(١٦) مسرد بن مسرهد البصري، ت ٢٢٨ هـ. (تهذيب التهذيب ١٠/ ١٠٧).(١٧) آل عمران ٧.(١٨) البقرة ١٠٦.(١٩) آل عمران ٧. وقول الضحاك في تفسير الطبري ٣/ ١٧٣.(٢٠) عبد الوارث بن سعيد، ت نحو ١٨٠ هـ. (تهذيب التهذيب ٦/ ٤٤١).(٢١) ت ١٣٠ هـ. (تهذيب التهذيب ٢/ ٤٧).(٢٢) مجاهد بن جبر، تابعي، ت ١٠٣ هـ. (غاية النهاية ٢/ ٤٤). وقوله في تفسير الطبري ١/ ٤٧٥.
Nâsihin ilki, Muhammed b. Müslim ez-Zührî'nin rivayet ettiği şeydir: Bize İbrahim, ona Ebû Yezid –ki Muhammed b. Yezid el-Hüzelî'dir–, ona Velîd b. Muhammed el-Mevkırî el-Emevî el-Medenî, ona Muhammed b. Müslim ez-Zührî dedi ki: Bu, Kur'an'ın mensûhuna dair bir kitaptır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {ما نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنْسِها} (23). Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: {وَإِذا بَدَّلْنا آيَةً مَكانَ آيَةٍ} (24). Yine Allah Teâlâ: {يَمْحُو اللهُ ما يَشاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتابِ} (25) buyurmuştur. [Asıl nüshada 'يمح' yazılıdır ve 'يثبت' kelimesi düşmüştür.] Yine bize İbrahim, ona Ebû Yezid, ona Velîd b. Muhammed, ona Muhammed b. Müslim ez-Zührî dedi ki: Kur'an'da Bakara sûresinden neshedilen ilk şey, kıble âyetidir. Kıble, Beyt-i Makdis'e doğru iken Kâbe'ye doğru çevrilmiştir. Nitekim Allah Azze ve Celle: {وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَما تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللهِ إِنَّ اللهَ واسِعٌ عَلِيمٌ} (26) buyurmuş; bu âyet, Allah Teâlâ'nın: {قَدْ نَرى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّماءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضاها فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ} (27) sözüyle neshedilmiştir.
(23) Bakara 106.
(24) Nahl 101.
(25) Ra'd 39. Asıl nüshada: yemuh. Ve (yüsbit) asıldan düşmüştür.
(26) Bakara 115.
(27) Bakara 144.
أول الناسخ ما رواه محمد بن مسلم الزهريثنا إبراهيم، ثنا أبو يزيد، هو محمد بن يزيد الهذلي، ثنا الوليد بن محمد الموقري الأموي المديني قال: حدثني محمد بن مسلم الزهري قال: هذا كتاب منسوخ القرآن. قال الله تعالى: {ما نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنْسِها} (٢٣). وقال عز وجل: {وَإِذا بَدَّلْنا آيَةً مَكانَ آيَةٍ} (٢٤). وقال تعالى: {يَمْحُو اللهُ ما يَشاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتابِ} (٢٥).وثنا إبراهيم، قال: ثنا أبو يزيد، ثنا الوليد بن محمد قال: حدثني محمد ابن مسلم الزهري قال: أوّل ما نسخ من القرآن من سورة البقرة القبلة. كانت نحو بيت المقدس، تحولت نحو الكعبة، فقال الله عز وجل: {وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَما تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللهِ إِنَّ اللهَ واسِعٌ عَلِيمٌ} (٢٦). نسخ بقوله تعالى: {قَدْ نَرى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّماءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضاها فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ} (٢٧).(٢٣) البقرة ١٠٦.(٢٤) النحل ١٠١.(٢٥) الرعد ٣٩. وفي الأصل: يمح. و (يثبت) ساقطة من الأصل.(٢٦) البقرة ١١٥.(٢٧) البقرة ١٤٤.
Yine oruç âyetinde Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Bir yoksul doyumu fidye} (28). (Miskîn) ise bir rivâyettir. İslâm’ın başlangıcında kişi dilerse oruç tutar, dilerse bir yoksulu doyurmak sûretiyle fidye verirdi. Yine o âyette şöyle buyrulmuştur: {Kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa bu, kendisi için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız, bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.} Bu hükümden şu âyet neshetmiştir: {İçinizden kim o aya yetişirse oruç tutsun. Hasta veya yolculukta olan ise, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar.} (29). Yine buyurmuştur ki: {Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı; umulur ki korunursunuz.} (30). Orucun ilk döneminde insanlar yatsı namazını kıldıktan sonra, bir kimse uyuduğunda, bir sonraki geceye kadar yemek, içmek ve kadınlarla beraber olmak haram kılınmıştı. Oruca, ertesi geceye kadar devam ederlerdi (6). Derken bir adam nefsine ihanet ederek yatsı namazından sonra hanımına yaklaştı. Bunun üzerine bu hüküm neshedildi ve Allah şöyle buyurdu: {Allah, sizin nefislerinize ihanet ettiğinizi bildi de tevbenizi kabul etti ve sizi affetti.} (31). Bu şahıs Ömer b. el-Hattâb (r.a.) ile onun Ensâr’dan olan hanımı, Âsım b. Ömer’in annesi —ki Cemîle bint Ebî Âsım’dır; Ebû Âsım’ın başını kesip götürmelerini bir arı sürüsü (ed-dabr) korumuştu [başının alınmasını engellemişti]— o gün Ebü'l-Ceylân b. Hüzeyl öldürülmüş, Hubeyb b. Adî ve Zeyd b. ed-Düsne esir alınmıştı. Ardından oruç ve kadınlarla ilgili hüküm neshedildi. Aziz ve Celîl olan Allah şöyle buyurdu: {Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığını isteyin. Yiyin, için, tâ ki beyaz iplik siyah iplikten sizin için açıkça ayırt edilinceye kadar} (28) Bakara 184. (29) Bakara 185. (30) Bakara 183. Asıl nüshada: es-savm. (31) Bakara 187. Krş. Esbâbu’n-Nüzûl, s. 45.
وأيضا في آية الصوم قال الله تعالى: {فِدْيَةٌ طَعامُ مِسْكِينٍ} (٢٨) و (مسكين) رواية. فكان أول الإسلام من شاء صام، ومن شاء افتدى بطعام مسكين. وقال فيها: {فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْراً فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ}. نسخ منها: {فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كانَ مَرِيضاً أَوْ عَلى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ} (٢٩).وقال أيضا: {كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيامُ كَما كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ} (٣٠). كانوا في أوّل الصيام إذا صلّى الناس العتمة ونام أحدهم حرم عليه الطعام والشراب والنساء، وصلوا (٦) الصيام حتى الليلة المقبلة.فاختان رجل نفسه فجامع أهله بعد ما صلّى العتمة فنسخ ذلك فقال: {عَلِمَ اللهُ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتانُونَ أَنْفُسَكُمْ فَتابَ عَلَيْكُمْ وَعَفا عَنْكُمْ} (٣١). وهو عمر ابن الخطّاب، رضي الله عنه، وامرأته الأنصارية أم عاصم بن عمر واسمها جميلة بنت أبي عاصم الذي حماه الدّبر أن يؤخذ رأسه وقتلوا يومئذ أبا الجيلان بن هذيل وأسروا خبيب بن عدي وزيد بن الدثنة، فنسخ شأن الصوم والنساء فقال تعالى: {فَالْآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا ما كَتَبَ اللهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ(٢٨) البقرة ١٨٤.(٢٩) البقرة ١٨٥.(٣٠) البقرة ١٨٣. وفي الأصل: الصوم.(٣١) البقرة ١٨٧. وينظر: أسباب النزول ٤٥.
{الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيامَ إِلَى اللَّيْلِ} (32). Oruç âyetinin kendisi hakkında nâzil olduğu kimse Sırme b. Ebî İyâs'tır. Gözüne uyku galip geldi, uyudu ve kendisine ertesi geceye kadar yemek ve içmek haram kılındı. Bunun üzerine Allah azze ve celle oruçta ruhsat, sevinç ve kadınlarla ilişki hakkında şu âyeti indirdi: {أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيامِ الرَّفَثُ إِلى نِسائِكُمْ} (33). Allah Teâlâ'nın şu kavli: {إِنْ تَرَكَ خَيْراً الْوَصِيَّةُ لِلْوالِدَيْنِ وَالأقربين} (34). Bu, mîras âyetiyle (35) neshedilmiştir. Ve Allah Teâlâ'nın şu kavli: {وَالْمُطَلَّقاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ ثَلاثَةَ قُرُوءٍ وَلا يَحِلُّ لَهُنَّ أَنْ يَكْتُمْنَ ما خَلَقَ اللهُ فِي أَرْحامِهِنَّ إِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذلِكَ إِنْ أَرادُوا إِصْلاحاً} (36). Bu, şu sebepleydi: Adam karısını boşadığında, eğer üç talakla boşamış olsa bile onu geri almaya daha haklı idi. Ne zaman ki Allah azze ve celle: {الطَّلاقُ مَرَّتانِ فَإِمْساكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسانٍ} (37) âyetini indirdi, o zaman Allah ölen veya boşayan kimse için bir süre belirledi. Allah Teâlâ buyurdu: {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْواجاً وَصِيَّةً لِأَزْواجِهِمْ (32) البقرة 187. (33) من ابن سلامة 18 وابن الجوزي 18. (34) البقرة 180. وينظر: الوسيط في تفسير القرآن المجيد 1/ 259. (35) الآية 11 من النساء. وينظر: قتادة 35، ابن سلامة 16. (36) البقرة 228. (37) البقرة 229.
الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيامَ إِلَى اللَّيْلِ} (٣٢).والذي أنزلت فيه آية الصوم هو صرمة بن أبي أياس، غلبته عينه فنام فحرم عليه الطعام والشراب حتى الليلة المقبلة فأنزل الله عز وجل الرخصة في الصوم والفرح والنسوة، وذلك [قوله تعالى: {أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيامِ الرَّفَثُ إِلى نِسائِكُمْ} (٣٣).قوله تعالى: {إِنْ تَرَكَ خَيْراً الْوَصِيَّةُ لِلْوالِدَيْنِ وَالأقربين} (٣٤). نسخت بآية الميراث (٣٥).وقوله تعالى: {وَالْمُطَلَّقاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ ثَلاثَةَ قُرُوءٍ وَلا يَحِلُّ لَهُنَّ أَنْ يَكْتُمْنَ ما خَلَقَ اللهُ فِي أَرْحامِهِنَّ إِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذلِكَ إِنْ أَرادُوا إِصْلاحاً} (٣٦).وذلك أنّ الرجل كان إذا طلّق زوجته كان أحقّ بردّها إن كان قد طلّقها ثلاثا. فلمّا أنزل الله عز وجل: {الطَّلاقُ مَرَّتانِ فَإِمْساكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسانٍ} (٣٧). فضرب الله حينئذ أجلا لمن مات أو لمن طلّق.فقال تعالى: {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْواجاً وَصِيَّةً لِأَزْواجِهِمْ(٣٢) البقرة ١٨٧.(٣٣) من ابن سلامة ١٨ وابن الجوزي ١٨.(٣٤) البقرة ١٨٠. وينظر: الوسيط في تفسير القرآن المجيد ١/ ٢٥٩.(٣٥) الآية ١١ من النساء. وينظر: قتادة ٣٥، ابن سلامة ١٦.(٣٦) البقرة ٢٢٨.(٣٧) البقرة ٢٢٩.