Bismillâhirrahmânirrahîm * (Takdim) * Hamd, yalnızca ibadet edilen Allah'a mahsustur. O'ndan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun resûlü ve kulu olduğuna şehadet ederim. O, risâleti tebliğ etti, emaneti eda etti. Alîm ve Hakîm olan Allah'ın kelâmı, Rûhu'l-Emîn tarafından onun kalbine indirildi. Böylece o (Kur'an), Allah'ın yeryüzündeki kullarına hidâyeti ve nebîsinin dünyada kıyamet gününe kadar bâkî mucizesi oldu. Bundan sonra: Kur'an'ın ve âyetlerinin en belirgin özelliklerinden biri, Allah Teâlâ'nın hikmeti ve ilmiyle bu kitapta nâsihi ve mensuhu var etmesidir. Bunun hikmeti, insanların tabiatları gereği – özellikle zaman yaklaştıkça ve kıyamet saati yaklaştıkça – zayıf, takatleri sınırlı olmalarıdır. Allah Teâlâ, nebîsi Muhammed (s.a.v.)'in ümmetine rahmet murad ederek, insan tabakalarının farklı kudretlerine uyum sağlayan ebedî bir şeriat indirdi. Böylece Allah, önce şerîat koydu, sonra imtihan etti, tahsis etti, kayıtladı ya da kısmen veya tamamen neshetti; tâ ki bize muhkem, tam bir şeriat kalsın. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: * "Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'dan razı oldum." * (Mâide, 5/3). Nesih ve mensuh sanatında, geçmişte birçok imam ve hafız yetişmiş; bu konuda eserler toplamış, tasnif etmiş ve tedvin etmişlerdir. Fakat onların ilimleri daha ziyade sünnet ve hadis ilmi sahasındaydı; Hâzimî ve benzerleri gibi. Ancak Allah Teâlâ, kitabı için, sırlarını keşfedecek ve ilimlerinde derinleşecek birini takdir etti. Bunlardan biri de, İmam Ebû Abdullah Muhammed b. Hazm olup, işte bu kıymetli kitabı, Kur'an'ın nâsihi ve mensuhu hakkında, bütün âyetlerini inceleme, tafsil ve istikra ile toplayarak telif etmiştir. Onun metodu, Kur'an'daki nâsih ve mensuhu tefsir etmek, nesih tarihini izah etmek; esas olarak Mekkî ve Medenî zamanlamaya odaklanmak üzerinedir. Gerçekten de isabet etmiş ve iyi yapmıştır; zira o, ...
بسم الله الرحمن الرحيم * (تقديم) *الحمد لله المعبود وحده، واشهد أن لا إله غيره وأن محمد رسوله وعبده، بلغ الرساله وأدى الأمانة، نزل على قلبه الروح الأمين بكلام الله العليم الحكيم فكان هدى الله لعباده في الأرض وكان معجزة نبيه الخالدة في الدنيا إلى يوم القيامة،أما بعد كان من ابرز سمات القرآن وآياته التي جعلها الله تعالى من حكمته وبعلمه أن أوجد سبحانه في هذا الكتاب ناسخا وفيه منسوخا والحكمة منه أن البشر بطبائعهم وخاصة كلما تقارب الزمان ودنت الساعة ضعفاء لهم طاقة محدودو وأن الله تعلى أراد أن يرحم أمة نبيه محمد عليه الصلاة والسلام فأنزل شريعة خالدة متكيفة مع طالقات البشر على اخاتلاف قدراتهم فشرع سبحانه ثم ابتلى وخصص أو قيد أو نسخ جزئيا أو كليا حتى تبقى لنا شريعة محكمة تامة قال تعالى * (اليوم اكملت لكم دينكم وأتممت عليكم نعمتي ورضيت لكم الأسلام دينا) * [٣ مدنية / المائدة / ٥] ، لقد نبغ في فن الناسخ والمنسوخ أئمة وحفاظ من قديم جمعوا وصنفوا ودونوا ولكن كان أكثر علومهم في مجال السنة وعلم الحديث مثل الحازمي وغيره، غير أن الله تعالى قيض لكتابه من نبغ في كشف أسراره والتفنن في علومه وكان منهم الامام أبو عبد الله محمد بن حزم إذ ألف في ناسخ القرآن ومنسوخه هذا الكتاب القيم الجامع فيه كل آي القرآن دراسة وتفصيلا وستقراءا ولقد اشتمل منهجه على تفسير الناسخ من القرآن والمنسوخ منه وبيان تاريخ النسخ مركزا على التوقيت المكي والمدني كأصل وقد أجاد وأصاب إذ جعل
Farkın/ayrımın ekseni, Mekkî ve Medenî âyetlerin zaman bakımından tespiti meselesidir. İşte bu kitabın ehemmiyetine binaen, onu müstakil olarak telif ve tahric ettim; ayrıca kitabın hâşiyelerine ilhak ettiğim son derece mühim faydalar ilave ettim. Bu eserin, gerek tefsir ilimleri, gerekse nâsih-mensuh sanatı sahasında vazgeçilmez bir kaynak olarak İslâm kütüphanesine zenginlik katmasını arzu ettim. Bu kitap, bundan yaklaşık bir asır önce veya daha evvel, Hicrî 1303 yılında, Mısır'daki Ezher Matbaası'nda Tefsîrü'l-Celâleyn'in kenarında basılmıştır. İşte bu ise, tahkikli, yeniden tasnif ve tahric edilmiş yeni bir baskıdır.
محور التفريق هو التوقيت المكي والمدني - ونظرا لأهمية هذا الكتاب فقد أفردته بالتصنيف والتخريج واضافة فوائد هامة جدا عليه الحقتها في حواشي الكتاب وآثرت أن تثرى به المكتبة الاسلامية كمرجع ضروري في علوم التفسير وفي فن الناسخ والمنسوخ ولقد طبع هذا الكتاب في عام (١٣٠٣) على هامش تفسير الجلالين في المطبعة الأزهرية منذ قرن من الزمان أو يزيد وهذه طبعة أخرى جديدة محققة ومصنفة ومخرجة
Bismillâhirrahmânirrahîm. Şeyh, imam, âlim, fenlerin kâmil külliyatçısı Ebû Abdillâh Muhammed b. Hazm —Allah ona rahmet eylesin— dedi ki: Hamd, el-Azîz, el-Cebbâr, Melik, el-Kahhâr, el-Azîm, el-Gaffâr, el-Halîm, es-Settâr olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâmı, nebîsi Muhammed'e —ki envârın nûru ve yüzleri nurlu, ayakları parlak olanları karar yurduna götüren önderdir—, hayırlı âline ve ebrâr sahabelerine olsun. (Şunu bil ki) Bu fen, ilmin ictihadın tamamlayıcılarındandır. Zira ictihad babının en büyük rüknü, nakli bilmektir. Naklin faydalarından biri de nâsih ve mensuhu bilmektir. Zira haberlerin zâhirinde iş kolay, meşakkatini yüklenmek ise zor değildir. Asıl güçlük her iki hususta ve bunların dışındaki diğer mânalardadır.
1 -[Bâb]-
Ebû Abdurrahmân'dan: Ali (r.a.) bir kadının yanına uğradı ve "Nâsih ve mensuhu biliyor musun?" diye sordu. Kadı "Hayır" dedi. Ali (r.a.) "Helak oldun ve helak ettin" buyurdu.
Saîd b. Ebî'l-Hasan'dan: Ebû Yahyâ el-Muarrif ile karşılaştı. Ebû Yahyâ ona "Beni tanı, beni tanı ey Saîd, ben oyum" dedi. Saîd "Senin o olduğunu bilmiyorum" deyince Ebû Yahyâ "Ben oyum işte. Ali (r.a.) Küfe'de hüküm verirken yanıma uğradı ve bana 'Sen kimsin?' dedi. Ben de 'Ebû Yahyâ'yım' dedim. Bunun üzerine [Ali (r.a.)] 'Sen değilsin' dedi.
بسم الله الرحمن الرحيمقال الشيخ الإمام العلم جامع الفنون أبو عبد الله محمد بن حزم رحمه الله الحمد لله العزيز الجبار الملك القهار العظيم الغفار الحليم الستار وسلاته وسلامه على نبيه محمد نور الأنوار وقائد الغر المحجلين إلى دار القرار وعلى آله الأخيار وصحبه الأبرار (ثم أعلم) أن هذا الفن من العلم من تتمات الاجتهاد إذ الركن الأعظم في باب الاجتهاد معرفة النقل ومن فوائد النقل معرفة الناسخ والمنسوخ إذ الخطب في ظواهر الأخبار يسير وتحمل كلفها غير عسير وإنما الاشكال في الأمرين وآخرهما إلى غير ذلك من المعاني ١ -[باب]- عن أبي عبد الرحمن قال مر علي رضي الله عنه على قاض فقال له أتعرف الناسخ من المنسوخ قال لا قال هلكت وأهلكت - وعن سعيد ين أبي الحسن أنه لقي أبا يحيى المعرف فقال له أعرفوني أعرفوني يا سعيد أني أنا هو قال ما عرفت أنك هو قال فإني أنا هو مر بي علي رضي الله عنه وأنا أقض بالكوفة فقال لي من من أنت قلت أنا أبو يحيى فقال لست
Yahyâ hakkı için! Fakat sen ‘Beni tanıyın, beni tanıyın’ diyorsun. Sonra dedi ki: ‘Nâsih ile mensûhu biliyor musun?’ ‘Hayır’ dedim. ‘Helâk oldun ve helâk ettin’ dedi. Artık bundan sonra kimse hakkında hüküm vermedim. Ey Saîd, bu sana fayda verir mi? — Ebû Cerîr’den rivayetle dedi ki: Huzeyfe’ye bir şey soruldu, o da dedi ki: ‘Ancak üç kişi fetva verir: Nâsih ve mensûhu bilen.’ Dediler ki: ‘Bunu kim bilir?’ Dedi: ‘Ömer veya bir sultân ki bundan kaçışı yoktur, yahut külfetli (kendini zorlayan) bir adam.’ — Dahhâk b. Müzâhim’den rivayetle dedi ki: İbn Abbas (r.a.) hüküm veren bir kadının yanından geçti, onu ayağıyla dürtü ve dedi: ‘Nâsih ile mensûhu biliyor musun?’ O adam dedi: ‘Neshi mensûhtan kim bilebilir?’ İbn Abbas dedi: ‘Peki nâsih ile mensûhu bilmiyor musun?’ Adam: ‘Hayır’ dedi. İbn Abbas: ‘Helâk oldun ve helâk ettin.’ Bu babdaki eserler pek çoktur. Biz ancak az bir kısmını zikrettik ki, sahabenin (r.a.) Kitâbullah ve Resûlullah (s.a.v.) sünnetinde nâsih ve mensûha ne kadar ehemmiyet verdikleri bilinsin; zira ikisinin şanı birdir. — Mikdâd b. Ma‘dîkerib’den rivayetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Dikkat edin! Bana Kitap ve onunla birlikte bir misli daha verildi’ (bunu üç kere tekrarladı). ‘Dikkat edin! Bir adam köşesine (yani sedirine) kurulup “Şu Kur’an’a sarılın; onda helâl bulduklarınızı helâl sayın, haram bulduklarınızı haram sayın” diyeceği zaman yakındır.’ Maksada girmeden önce, matlubun bilinmesine bir giriş olacak bir mukaddime zikretmek gerekir. Bu mukaddimede neshin hakikati, levâzımı ve tevâbii anlatılır. Bil ki neshin dil erbabı yanında iştikakı, mâna erbabı yanında haddi (tanımı) ve ahkâm âlimleri yanında şartları vardır. Aslına gelince, nesih lügatte bir şeyi iptal edip yerine başkasını ikame etmek demektir. Ebû Hâtim dedi ki: Nesih (kelimesinin) aslı, balın bir petekten diğerine, arı kovanının da başka bir yere nakledilmesidir. Kitabın neshi de bundan alınmadır. Hadiste: ‘Hiçbir nübüvvet yoktur ki onu bir fetret (dönemi) neshetmesin’ buyrulmuştur. Sonra nesih lügatte iki mânaya konulmuştur: Biri yok olma yönüyle zevâl, diğeri ise intikal yönüyle zevâldir.
بأبي يحيى ولكنك تقول أعرفوني أعرفوني ثم قال هل علمت بالناسخ من المنسوخ قلت لا قال هلكت وأهلكت فما عدت بعد ذلك أقض على أحد أنافعك ذلك يا سعيد؟ ! - عن أبي جرير قال سئل حذيفة عن شئ فقال إنما يفتي أحد ثلاثة من عرف الناسخ والمنسوخ قالوا ومن ثعرف ذلك قال عمر أو سلطان فلا يجد من ذلك بدا أو رجل متكلف - عن الضحاك بن مزاحم قال مر ابن عباس رضي الله عنهما بقاض يقضي فركضه برجله قال أتدري ما الناسخ من المنسوخ قال ومن يعرف النسخ من المنسوخ قال وما تدري ما الناسخ من المنسوخ؟ قال لا قال هلكت وأهلكت والآثار في هذا الباب تكثر جدا، وإنما أوردنا نبذة قاليلة ليعلم منها شدة اعتناء الصحابة رضي الله عنهم بالناسخ والمنسوخ في كتاب الله وسنة رسول الله صلى الله عليه وسلم إذ شأنهما واحد - عن المقداد بن معد يكرب قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ألا إني أوتيت الكتاب ومثله معه (ثلاثا) ألا يوشك رجل يجلس على أريكته - أي على سريره - يقول عليكم بهذا القرآن فما وجدتم فيه من حلال فأحلوه وما وجدتم فيه من حرام فحرموه وقبل الشروع في المقصود لا بد من ذكر مقدمة تكون مدخلا إلى معرفة المطلوب يذكر فيه حقيقة النسخ ولوازمه وتوابعه اعلم أن النسخ له اشتقاق عند أرباب اللسان وحد عند أصحاب المعاني وشرائط عند العالمين بالأحكام، أما أصله فالنسخ في اللغة عبارة عن إبطال شئ وإقامة آخر مقامة وقال أبو حاتم الأصل في النسخ هو أن يحول العسل في خلية والنحل في أخرى، ومنه نسخ الكتاب وفي الحديث ما من نبوة إلا وتنسخها فترة ثم إن النسخ في اللغة موضوع بإزاء معنين أحدهما الزوال على جهة الانعدام، والثاني على جهة الانتقال
Ammâ nesih, izâle (giderme) mânasıyla olanı da, bir bedele karşılık olmak üzere yapılan nesih şeklinde olur; nitekim “şeyb (beyaz saç) gençliği neshetti (giderdi)” denilir; “güneş gölgeyi neshetti” yani onu giderip yerine geçti denir. Bir de bedelsiz olarak nesih vardır ki, hükmü kaldırıp gidermek, yerine bir bedel ikame etmeksizin kaldırmaktır; “rüzgâr diyarları neshetti” denir, yani onları ortadan kaldırdı ve giderdi anlamındadır. Ne ise, nakil mânasındaki neshe gelince: “Kitabı, yani içindekileri neshettim (naktettim)” sözünüzden alınır; buradaki murad, içindekileri yok etmek değildir. Nitekim Yüce Allah’ın: “Şüphesiz biz, sizin yaptıklarınızın kaydını tutuyorduk” [Câsiye, 45/29] buyruğu da bu kabildendir; bu, onu sahifelere nakletmek veya sahifelerden başka bir yere nakletmek anlamında kullanılmıştır. Ancak Kur’an’da bilinen nesih, hattın (yazının) bâkî kalmasıyla birlikte hükmün iptal edilmesidir. Aynı şekilde sünnette de durum böyledir; ya da kitapta nâsih ve mensûh âyetlerin tilâveten sâbit kalması, fakat mensûh olanla amel edilmemesi şeklindedir. Nitekim kocası vefat eden kadının iddeti, Yüce Allah’ın: “Kendilerini dört ay on gün bekletirler” [Bakara, 2/234] buyruğu gereğince bir sene idi [daha önce sene idi]. Nesih haddine (tanımına) gelince: Kimi âlimler onun, “ibâdet müddetinin sona erdiğinin beyanı” olduğunu söylemiş; bir kısmı ise “zâhiri devamlılık arz eden ibâdetin sona ermesi” demiştir. Bazıları da “sâbit olduktan sonra hükmün kaldırılması” olduğunu belirtmiştir. Şartlarına gelince —ki bunların bilinmesi zarurîdir— bunlardan birincisi: Nesih, bir hitap ile olmalıdır; çünkü mükellefin ölümüyle hüküm sona erer, ölüm hükmü giderir, neshedici değildir. İkincisi: Mensûh olanın da şer‘î bir hüküm olması gerekir; çünkü aslî berâet (ibâha) esasına dayanan aklî hususlar neshedilmez, ancak ibadetlerin farz kılınmasıyla kalkmıştır. Üçüncüsü: Önceki hükmün belirli bir vakit ile kayıtlı olmaması gerekir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.)’in: “Güneş doğana kadar sabah namazından sonra namaz yok; güneş batana kadar ikindiden sonra namaz yok” buyruğu böyledir. Zira sebebe bağlı olmayan nâfile namazların eda edilebileceği vakit belirlenmiştir. Dolayısıyla bu nâfilelerden belirli bir vakitte nehyetmek, öncesindeki cevazı ortadan kaldırmaz; çünkü vakitlendirme neshi engeller. Dördüncüsü: Nâsihin, mensûhtan sonra gelmesi (müterâhî olması) ve nesih beyanının nihayete ermiş olmasıdır.
أما الناسخ بمعنى الإزالة فهو أيضا على نسخ إلى بدل نحو قولهم نسخ الشيب الشباب، ونسخت الشمس الظل أي أذهبته وحلت محله، ونسخ إلى غير بدل، ورفع الحكم وإطاله من غير أن يقيم له بدلا يقال نسخت الريح الديار أي أبطلتها وأزالتها وأما النسخ بمعنى النقل فهو من قولك نسخت الكتاب ما فيه وليس المراد به إعدام ما فيه ومنه قوله تعلى * (إنا كنا نستنيخ ما كنتم تعملون) * [٢٩ مكية / ٤٥ الجاثية] يريد نقاله إلى الصحف أو من الصحف إلى غيرها غير أن المعروف من النسخ في القرآن هو إبطال الحكم مع إثبات الخط وكذلك هو في السنة أو في الكتاب أن تكون الآية الناسخة والمنسوخة ثابتتين في التلاوة إلا أن المنسوخة لا يعمل بها مثل عدة المتوفى عنها زوجها كانت سنة لقوله * (يتربصن بأنفسهن أربعة أشهر وعشرا) * [٢٣٤ / ٢ البقرة] وأما حده فمنهم من قال أنه بيان انتهاء مدة العبادة وقيل انقضاء العبادة التي ظاهرها الدوام وقال بعضهم أنه رفع الحكم بعد ثبوته وأما شرائطه فما دارك معرفتها محصورة (١) منها أن يكون النسخ بخطاب اأنه بموت المكلف ينقطع الحكم والموت مزيل للحكم لا ناسخ له (٢) ومنها أن يكون المنسوخ أيضا حكما شرعيا لأن الأمور العقلية التي مسندها البراءة الأهلية لم تنسخ وإنما ارتفعت بإيجاب العبادات (٣) ومنها أن لا يكون الحكم السابق مقيدا بزمان مخصوص نحو قوله عليه الصلاة والسلام لا صلاة في الصبح حتى تطلع الشمس ولا صلاة بعد العصر حتى تغرب الشمس، فإن الوقت الذي يجوز فيه أداء النوافل التي لا سبب لها مؤقتة فلا يكون نهيه عن هذه النوافل في الوقت المخصوص لما قبل ذلك من الجواز لأن التوقيت يمنع النسخ (٤) ومنها أن يكون الناسخ متراخيا عن المنسوخ وبيان النسخ منتهى
Hüküm, maslahatın zamanlara göre değişmesi sebebiyle değişir. Tıpkı doktorun yazın bir şeyden nehyedip kışın emretmesi gibi. Bu, Mekke'de (iken) Beytülmakdis'e yönelmek gibidir ki bu Yahudilerin tercihidir. Yine başlangıçta ihtiyaç fazlası malı sadaka vermenin vacip kılınması, kavmin saflık ve vefadaki gayretlerinden dolayıdır. Ve farz olanın (zekâtın) ihtiyaç fazlasından rub‘u‘l-uşr (kırkta bir) olarak takdir edilmesi, edayı kolaylaştırmak ve nesih ehlini reddetmekten korumak içindir.
Birinci Fasıl: Yahudiler neshi inkâr ettiler ve onun Allah hakkında cehalet, hata yahut görüş değiştirme (bedâ/berâ) vehmi doğuracağını söylediler; hâlbuki onlar hata etmişlerdir. Çünkü nesh, emredenin (Allah'ın) kendisinde hayır bulunduğunu bildiği bir ibadetin kaldırılmasıdır. Sonra o ibadetle mükellefiyetin bir gayesi vardır ki ona ulaşılır, ardından vaciplik kaldırılır. Berâ ise, daha önce bilinmeyen sonradan ortaya çıkan bir emirle emredilenden geçiştir. Bu, aklî olarak neshi caiz olmaktan men etmez. İki vecihle: Birincisi, emredenin dilediği gibi emretme yetkisidir. İkincisi, nefis bir işe alışıp onu ünsiyet edindiğinde, ondan başka bir işe nakledildiği zaman, alışılmış bir durumdan kaynaklanan zorluk sebebiyle bu ona ağır gelir; böylece nefis, emre itaatte boyun eğmeyi kabul ederek teslimiyet gösterir. Nesh şer‘an da vuku bulmuştur. Zira Hz. Âdem'in (aleyhisselam) dininde, evlatlarından bir taifede kız kardeşlerle ve mahremlerle evlenmenin caiz olduğu ve Cumartesi günü çalışmanın serbest olduğu sabittir. Sonra İslam şeriatında bunlar neshedilmiştir.
İkinci Fasıl: Nesh ancak emir ve nehiyde vuku bulur; salt haberlerde (haber-i mahzda) vuku bulması caiz değildir. İstisnâ nesh değildir; o ancak emirde sonradan vuku bulur. Hâlbuki neshin haber-i mahzda vuku bulması böyle değildir. Bazıları istisnâ ve tahsîse de nesh adını vermişlerdir; fukahâ ise bunun aksini kabul etmektedir.
الحكم لتبدل المصلحة على اختلاف الأزمنة كالطبيب ينهى عن الشئ في الصيف ثم يأمر به في الشتاء، وذلك كالتوجه إلى بيت المقدس بمكة وهو اختيار اليهود، وكإيجاب التصدق بالفضل عن الحاجة في الابتداء لنشاط القوم في الصفاء والوفاء وكتقدير الواجب بربع العشر الفاضل إلى الانتهاء تيسيرا للاداء وصيانة لأهل النسخ من الاباء١ - فصل أنكر اليهود النسخ وقالوا إنه يؤذن بالغلط والبراء وهم قد غلطوا لأن النسخ رفع عبادة قد علم الآمر أن بها خيرا ثم أن للتكليف بها غاية ينتهي إليها ثم يرفع الإيجاب والبراء هو الانتقال عن المأمور به بأمر حادث لا يعلم سابق ولا يمنع جواز النسخ عقلا لوجهين أحدهما لأن للآمر أن يأمر بما شاء وثانيهما أن النفس إذا مرنت على أمر ألفته فإذا نقلت عنه إلى غيره شق عليها لمكان الاعتياد المألوف فظهر منها بإذعان إلإنقياد لطاعة الأمر وقد وقع النسخ شرعا لأنه ثبت أن من دين آدم عليه السلام في طائفة من أولاده جواز نكاح الأخوات وذوات المحارم والعمل في يوم السبت ثم نسخ ذلك في شريعة الإسلام٢ - فصل والنسخ إنما يقع في الأمر والنهي ولا يجوز أن يقع في الأخبار المحضة، والاستثناء ليس بنسخ إنما يقع في الأمر من بعد بخلاف وقوع النسخ في الخبر المحض وسمى بعضهم الاستثناء، والتخصيص نسخا والفقهاء على خلاف ذلك
3 - Bölüm: Nesh üç türlüdür. 1- Hattın ve hükmün neshi: Enes b. Mâlik (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Tevbe Sûresi'ne denk bir sûre okurduk; ondan şu âyetten başkasını ezberlememiştik: 'Âdemoğluna iki vadi dolusu altın verilse, üçüncüsünü ister; üçüncüsü verilse, dördüncüsünü ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doldurur. Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder.'" 2- İkincisi: Hattın neshi, hükmün bâkî kalması: Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Babalarınızdan yüz çevirmemek için onlara karşı isteksiz davranmayın" [anlamında bir âyet] okurduk. Yine şu âyet de bu kabildendir: "İhtiyar erkek ve ihtiyar kadın zina ederlerse, onları mutlaka recmedin; bu Allah'tan bir cezadır. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir." Bunun anlamı muhsan erkek ve muhsan kadındır. 3- Üçüncüsü: Hükmün neshi, hattın bâkî kalması: Bunun evveli kıble meselesidir. Şöyle ki namaz kılan kimse dilediği cihete yönelebilirdi. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Nereye dönerseniz, Allah'ın yüzü işte oradadır" [Bakara, 2/115]. Daha sonra bu hüküm Beytülmakdis'e yönelmek suretiyle nesh edildi. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Hemen yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" [Bakara, 2/144]. Bunun benzerleri çoktur. İnşallah yerinde gelecektir.
٣ - فصل وهو على ثلاثة أنواع١ - نسخ الخط والحكم * عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال كنا نقرأ سورة تعدل سورة التوبة ما احفظ منها إلا هذه الآية * (لو كان لابن آدم واديان من ذهب لابتغى إليهما ثالثا ولو أن له ثالثا لابتغى إليه رابعا ولا يملأ جوف ابن آدم إلا التراب ويتوب الله على من تاب) *٢ - والثاني نسخ الخط دون الحكم * عن عمر رضي الله عنه قال كنا نقرأ * (ألا ترغبوا الرغبة عنهما) * بمعنى الإعراض عن آبائكم، ومن ذلك * (الشيخ والشيخة إذا زنيا فرجموهما البتة نكالا من الله والله عزيز حكيم) * معناه المحصن والمحصنة٣ - والثالث نسخ الحكم دون الخط أوله أمر القبلة بأن المصلي يتوجه حيث شاء لقوله تعالى عز وجل * (فأينما تولوا فثم وجه الله) * [١١٥ مدنية / البقرة / ٢] فنسخ ذلك والتوجه إلى بيت المقدس بقوله عز وجال * (فول وجهك شطر المسجد الحرام) * [١٤٤ مكية / البقرة / ٢] ونظارها كثيرة سيأتي ذكرها في موضعه إن شاء الله
Dördüncü Bölüm: Kendisine nâsih ve mensûh girmemiş olan sûreler kırk üç sûredir. Bunlardan bir kısmı: Ümmü’l-Kitâb (Fâtiha), Yûsuf (a.s.), Yâsin, el-Hucurât, er-Rahmân, el-Hadîd, es-Saff, el-Cum‘a, et-Tahrîm ve el-Mülk sûreleridir.
٤ - فصل السور التي لم يدخلها ناسخ ومنسوخ هي ثلاث وأربعون سورة منها (أم الكتاب) ، و (يوسف) عليه السلام و (يس) و (الحجرات) وسورة (الرحمن) و (الحديد) والصف) و (الجمعة) و (والتحريم) و (الملك)
Hâkka, Nûh (aleyhisselâm), Cin, Mürselât, Nebe’, Nâzi‘ât, İnfitâr, Mutaffifîn, İnşikâk, Burûc, Fecr, Beled, Şems, Leyl, Duhâ, İnşirâh, Tîn, Kalem, Kadr, Beyyine, Zilzâl, Âdiyât, Kâri‘a, Tekâsür, Hümeze, Kureyş, Mâ‘ûn, Kevser, Nasr, Tebbet, İhlâs, Felak ve Nâs.
و (الحاقة) ، و (نوح) عليه السلام و (والجن) و (المرسلات) و (النبأ) و (النازعات) و (الانفطار) و (المطففين) و (الايشقاق) و (البروج) و (الفجر) و (البلد) و (الشمس) و (الليل) و (الضحى) و (ألم نشرح) و (التين) و (القلم) و (القدر) و (لم يكن) و (الزلزلة) و (العاديات) و (القارعة) والتكاثر) و (الهمزة) و (قريش) و (الماعون) و (الكوثر) و (والنصر) و (تبت) و (والإخلاص) و (الفلق) و (الناس)
2 - İçinde nâsih bulunup mensûh bulunmayan sûrelerin taksimi babı. Adetleri kırk (40) sûredir: En‘âm, A‘râf, Yûnus, Hûd, Ra‘d, Hicr, Nahl, Benî İsrâîl, Kehf, Tâhâ, Mü’minûn, Neml, Kasas, Ankebût, Rûm, Lokmân, Secde, Melek (Melaike), Sâffât, Sâd, Zümer, Fussilet, Zuhruf, Duhân, Câsiye, Ahkâf, Muhammed aleyhisselâm, Kâf, Necm, Kamer, Mümtehine, Nûn, Me‘âric, Kıyâmet, İnsân, Abese, Târık, Gâşiye, Tîn, Kâfirûn.
3 - İçinde nâsih ve mensûhun her ikisi de bulunan sûrelerin taksimi babı. Adetleri yirmi beş (25) sûredir. Bunların ilki Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, Enfâl, Tevbe, İbrâhîm aleyhisselâm, Meryem, Enbiyâ, Hac, Nûr, Furkân, Şuarâ, Ahzâb, Mü’min, Şûrâ, Zâriyât, Tûr, Vâkıa, Mücâdele, Müzzemmil, Müddessir, Tekvîr, Asr sûreleridir.
4 - Müşriklerden yüz çevirme babı. Yüz on dört (114) âyettir; bunlar kırk sekiz (48) sûrede yer alır. Bunların ilki:
1 - Bakara: *«İnsanlara güzel söz söyleyin.»* âyetidir. Bunun umûmu *«Bizim amellerimiz bize»* (âyetiyle) neshedilmiştir.
٢ - باب قسمة السور التي فيها ناسخ وليس فيها منسوخوعددها أربعون سورة (٤٠) (الأنعام) و (الاعراف) و (يونس) و (وهود) و (الرعد) و (الحجر) و (النحل) و (بنو إسرائيل) و (الكهف) و (طه) و (المؤمنون) و (النمل) و (القصص) و (العنكبوت) و (الروم) و (لقمان) و (الضاجع) و (الملائكة) و (الصافات) و (ص) و (الزمر) و (فصلت) و (الزخرف) و (الدخان) و (الجاثية) و (الأحقاف) و (محمد) عليه السلام، و (ق) و (النجم) و (القمر) و (الامتحان) و (ن) و (المعارج) و (القيامة) و (الانسان) و (عبس) و (الطارق) و (الغاشية) و (التين) و (الكافرون) ٣ - باب قسمة السور التي داخلها الناسخ والمنسوخوعددها خمس وعشرون سورة (٢٥) أولها (البقرة) و (آل عمران) و (النساء) و (المائدة) و (الأنفال) و (التوبة) و (ابراهيم) عليه السلام و (مريم) و (الأنبياء) و (الحج) و (النور) و (الفرقان) و (الشعراء) و (الأحزاب) و (المؤمن) و (الشورى) و (الذاريات) و (الطور) و (الواقعة) و (المجادلة) و (المزمل) و (المدثر) و (التكوير) و (العصر) ٤ - باب الإعراض عن المشركينفي مائة وأربع عشرة آية (١١٤) هن في ثمان وأربعين (٤٨) سورة أولها:١ - البقرة: * (وقولوا للناس حسنا) * نسخ عمومها (لنا أعمالنا)
(Fain intehev) [Eğer vazgeçerlerse] ifadesi, altında af (safh) emri barındırdığı için manaca neshedilmiştir. (Kul kıtâl) [De ki: Savaş], (Lâ ikrâh) [Zorlama yoktur] (2 - Âl-i İmrân): * (Fainnamâ aleyke’l-belâğ) [Sana ancak tebliğ düşer] * ve (Minhum tukâte) [Onlardan takıyye olarak] ifadeleri bu bağlamda zikredilmiştir.
(فإن انتهوا) نسخ معنى لأن تحته الأمر بالصفح (قل قتال) (لا إكراه)٢ - آل عمران: * (فإنما عليك البلاغ) * (منهم تقاة)
3 - Nisâ Suresi: (Onlardan yüz çevir) iki yerde geçer. (Biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermedik.) (Sen ancak kendinden sorumlusun.) (Ancak namaz kılanlar...)
4 - Mâide Suresi: [Veli âmîn] [Resûlümüze düşen ancak tebliğdir] [Siz kendinize bakın, hidayete ererseniz] yani emrolundunuz ve nehyolundunuz.
5 - En'âm Suresi: (De ki: Ben size vekil değilim.) (Sonra onları bırak.) (Ben sizin üzerinize bir gözetleyici değilim.) (Yüz çevir.) (Biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermedik.) (Sövmeyin.) (Onları bırak) iki yerde geçer. (Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapın, ben de yapacağım.) (De ki: Bekleyin!) (Ben onlardan hiçbir şey değilim.)
6 - A'râf Suresi: (Yüz çevir.) (Mühlet veririm.)
7 - Enfâl Suresi: (Eğer yardım isterlerse) yani antlaşmalı olanlar.
8 - Tevbe Suresi: (Onlara karşı dosdoğru olun.)
9 - Yûnus Suresi: (Bekleyin!) (De ki: Benim işim bana.) (Ya sana gösterirsek.) (Sen mi zorlayacaksın?) (Kim hidayet bulursa...) Mühlet ve sabır anlamındadır.
10 - Hûd Suresi: (Sen ancak bir uyarıcısın.) Yani uyarırsın. (Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapın, ben de yapacağım.) (Bekleyin!)
٣ - النساء: (فاعرض عنهم) في موضعين (وما أرسلناك عليهم حفيظا) (لا تكلف إلا نفسك) (إلا الذين يصلون)٤ - المائدة: [ولا آمين] [على رسولنا البلاغ] [عليكم أنفسكم إذا اهتديتم] أي أمرتم ونهيتم٥ - الأنعام: [قل لست عليكم بوكيل] [ثم ذرهم] [وما أنا عليكم بحفيظ] [واعرض] [وما أرسلناك عليهم حفيظا] [ولا تسبوا] [فذرهم] في موضعين [ويا قوم اعملوا على مكانتكم] [قل انتظروا] [لست منهم في شئ]٦ - الأعراف: (وأعرض) (وأملي)٧ - الأنفال: (وإن استنصروكم) يعني المعاهدين٨ - التوبة: (فاستقيموا لهم)٩ - يونس: (فانتظروا) (فقل لي عملي) (وإما نرينك) (أفأنت تكره) (فمن اهتدى) معنى الإمهال والصبر١٠ - هود: (إنما أنت نذير) معنى أي تنذر (ويا قوم اعملوا على مكانتكم) (وانتظروا)
11 - Ra'd Sûresi: (Sana düşen ancak tebliğdir)
12 - Hicr Sûresi: (Bırak onları), (Yine de affet), (Gözünü dikme), (Ben ancak uyarıcıyım), (Yüz çevir)
13 - Nahl Sûresi: (Sana düşen sadece tebliğdir), (Onlarla mücadele et), (Sabret) – hakkında ihtilâf edilmiştir
14 - Benî İsrâil Sûresi: (Rabbiniz sizi daha iyi bilir)
15 - Meryem Sûresi —a.s.—: (Onları uyar); mânâ (uzatıversin), (Acele etme)
16 - Tâhâ Sûresi: (Sabret), (De ki: Herkes)
17 - Hacc Sûresi: (Eğer seninle tartışırlarsa)
18 - Mü'minûn Sûresi: (Bırak onları), (Sav)
19 - Nûr Sûresi: (Eğer yüz çevirirlerse)
20 - Neml Sûresi: (Kim hidâyete ererse) mânâ
21 - Kasas Sûresi: (Bizim amellerimiz bize)
22 - Ankebût Sûresi: (Ben ancak bir uyarıcıyım) mânâ
23 - Rûm Sûresi: (Sabret)
24 - Lokmân Sûresi: (Kim inkâr ederse)
25 - Secde Sûresi: (Bekle)
26 - Ahzâb Sûresi: (Eziyetlerine aldırma)
27 - Sebe' Sûresi: (De ki: Siz sorumlu tutulmayacaksınız)
28 - Fâtır Sûresi: (Sen ancak bir uyarıcısın)
29 - Yâsîn Sûresi: (Bu seni üzmesin) – hakkında ihtilâf edilmiştir
30 - Sâffât Sûresi: (Yüz çevir) ve (Yüz çevir) ile (ikisi arasındaki)
31 - Sâd Sûresi: (Sabret), (Ben ancak bir uyarıcıyım) mânâ
32 - Zümer Sûresi: (Muhakkak Allah aralarında hükmeder) mânâ; (Öyleyse dilediğinize kulluk edin), (Ey kavmim, elinizden geleni yapın), (Kime azap gelir), (Kim hidâyete ererse) mânâ; (Sen hükmedersin) mânâ – çünkü bu tefvîzdir
33 - Mü'min (Ğāfir) Sûresi: (Sabret) – iki yerde geçer
١١ - الرعد: (عليك البلاغ)١٢ - الحجر: (ذرهم) (فاصفح) (ولا تمدن) (أنا النذير) (وأعرض)١٣ - النحل: (فإنما عليك البلاغ) (وجادلهم) (واصبر) مختلف فيه١٤ - بني إسرائيل: (ربكم أعلم بكم)١٥ - مريم: عليها السلام (وأنذرهم) معنى: فليمدد (فلا تعجل)١٦ - طه: (فاصبر) (قل كل)١٧ - الحج: (وإن جادلوك)١٨ - المؤمنون: (فذرهم) (ادفع)١٩ - النور: (فإن تولوا)٢٠ - النمل: (فمن اهتدى) معنى٢١ - القصص: (لنا أعمالنا)٢٢ - العنكبوت: (وإنما أنا نذير) معنى٢٣ - الروم: (فاصبر)٢٤ - لقمان: (ومن كفر) .٢٥ - السجدة: (وانتظر) .٢٦ - الأحزاب: (ودع أذاهم) .٢٧ - سبأ: (قل لا تسألون) .٢٨ - فاطر: (إن أنت إلا نذير) .٢٩ - يس: (فلا يحزنك) مختلف فيه.٣٠ - الصافات: (فتول) و (تول) (وما بينهما) .٣١ - ص: (فاصبر) (إنما أنا منذر) معنى.٣٢ - الزمر: (إن الله يحكم بينهم) معنى (فاعبدوا ما شئتم) (يا قوم اعملوا) (من يأتيه) (فمن اهتدى) معنى (أنت تحكم) معنى لأنه تفويض.٣٣ - المؤمن: (فاصبر) في موضعين.
34 - Secde Sûresi: (Kaldır). 35 - Şûrâ Sûresi: (Sen onların üzerinde bir vekil değilsin) (Bizim amellerimiz bize) (Eğer yüz çevirirlerse). 36 - Zuhruf Sûresi: (Onları bırak) (Yüz çevir). 37 - Duhân Sûresi: (Gözetle). 38 - Câsiye Sûresi: (Bağışlar). 39 - Ahkâf Sûresi: (Sabret). 40 - Muhammed Sûresi: (Önümüzde). 41 - Kâf Sûresi: (Sabret) (Hatırlat). 42 - Müzzemmil Sûresi: (Onları terk et) (Beni bırak). 43 - İnsan Sûresi: (Sabret). 44 - Târık Sûresi: (O hâlde). 45 - Gâşiye Sûresi: (Sen onların üzerinde bir zorba değilsin). 46 - Tîn Sûresi: (Allah hâkimlerin hâkimi değil midir?) mânâsı. 47 - Kâfirûn Sûresi: (Sizin dininiz size). 48 - Bütün bunlar, azze ve celle'nin: «Müşrikleri nerede bulursanız öldürün» kavliyle Tevbe Sûresi'nde neshedilmiştir. Bunları, inşallah teâlâ, yerlerinde âyet âyet zikredeceğiz.
٣٤ - السجدة: (ارفع) .٣٥ - حمعس ق: (وما أنت عليهم بوكيل) (لنا أعمالنا) (فإن أعرضوا) .٣٦ - الزخرف: (فذرهم) (فاصفح) .٣٧ - الدخان: (فارتقب) .٣٨ - الجاثية: (يغفر) .٣٩ - الاحقاف: (فاصبر) .٤٠ - محمد عليه السلام: (فأمامنا) .٤١ - ق: (فاصبر) (فذكر) .٤٢ - المزمل: (واهجرهم) (وذرني) .٤٣ - الإنسان: (فاصبر) .٤٤ - الطارق: (فهل) .٤٥ - الغاشية: (لست عليهم بمسيطر) .٤٦ - والتين: (أليس الله بأحكم الحاكمين) معنى.٤٧ - الكافرون: (لكم دينكم) .٤٨ - نسخ الكل بقوله عز وجل: * (فاقتلوا المشركين حيث وجدتموهم) *. في سورة التوبة.وسنذكرها في مواضعها آية آية إن شاء الله تعالى.
5 - Nâsih ve Mensûhun Kur'an Tertibine Göre Bâbı
Bil ki mensûhun nüzûlü Mekke'de, nâsihin nüzûlü ise Medine'de çoktur. Ümmü'l-Kitap'ta (Fâtiha) ise bunlardan hiçbiri yoktur.
1 - Bakara Sûresi: Medenîdir ve yirmi altı (26) yerde nâsih-mensûh bulunur.
Bunlardan ilki şu âyettir:
1 - *"إن الذين آمنوا والذين هادوا…"* âyeti [Bakara Sûresi, Medenî, 26] mensûhtur; nâsihi ise Allah Teâlâ'nın *"ومن يبتغ غير الإسلام دينا فلن يقبل منه"* [Âl-i İmrân Sûresi, Medenî, 85] kavl-i kerîmidir.
٥ - باب الناسخ والمنسوخ على نظم القرآناعلم أن نزول المنسوخ بمكة كثير ونزول الناسخ بالمدينة كثير وليس في أم الكتاب شئ منهما فأما ١ -سورة البقرة: وهي مدنية ففيها ستة وعشرون موضعا (٢٦) .فأول ذلك قوله: ١ - * (إن الذين آمنوا والذين هادوا … ) * الآية [٢٦ مدنية / البقرة] منسوخة وناسخة قوله تعالى: * (ومن يبتغ غير الإسلام دينا فلن يقبل منه) * [٨٥ مدنية / آل عمران / ٣] .