Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah, Muhammed (s.a.v.)'e ve âline salât ü selâm eylesin. Bize, üstadımız fakîh Mağribî Ebû Dâvûd Süleyman b. Necâh (r.a.) tahdîs etti; dedi ki: Ben, Ebû Amr Osman b. Saîd Osman el-Mağribî (r.a.)'ye dört yüz kırk bir senesinde arzettim ve 'Allah bizden razı olsun' dedim. Hamd, bize indirdiği Kitabı ile ikram eden ve gönderdiği Nebîsi ile bizi şereflendiren Allah'a mahsustur. Bize lütfettiği nimetleri ve ihsan ettiği bol ni'metleri sebebiyle O'na hamdederim; öyle bir hamd ki O'nun katında yakınlaştırıcı ve ziyadesini gerektirici olsun. Allah, rahmet peygamberi ve hikmet tebliğcisi Muhammed'e, âline ve ashabına salât ve selâm eylesin; tam bir selâm ile. Bu kitapta, inşallah, hocalarımdan işittiğimi ve imamlarımdan rivayet ettiğimi, beldeler ehl-i mushaflarının (Medine, Mekke, Kûfe, Basra, Şam ve diğer Irak ahalisi) hatlarına dair kadîmde üzerinde ittifak edilen fakat İmam Mushaf –Osman b. Affân (r.a.) Mushafı– ile ondan istinsah edilip Kûfe, Basra ve Şam'a gönderilen diğer nüshalardan farklı olan resmü'l-hattı zikredeceğim. Bunların tamamını bâblara ayırıp fasıllar halinde düzenleyecek, illetlerin genişçe açıklamasından ve mânaların derinliğinden arındıracağım ki ezberlenmesi kolaylaşsın ve kıraat talebeleri, Mushaf kâtipleri ile bu hususta şerh ve rivayeti ihmal edip uzunca bir süre zan ve içtihadıyla yetinenler için metnin anlaşılması hafiflesin. Ayrıca bu kitabımın başında, ehl-i mushaflar ve Kur'an'ın cem'i hakkında bana ulaşan bazı haber ve sünnetleri zikretmeyi uygun gördüm; zira öncelikle bunların zikredilmesi elzemdir. Allah'tan yardım dilerim, doğruya isabet için O'nun ilhamına güvenirim. O bana yeter, O ne güzel vekildir.
بسم الله الرحمن الرحيمصلى الله على محمد وعلى آله وسلمحدثنا أستاذنا الفقيه المغربي أبو داود سليمان بن نجاح رضي الله عنه قال قرأت على أبي عمرو عثمان بن سعيد عثمان المغربي رضي الله عنه سنة إحدى وأربعين وأربع مئة فقلت رضي الله عنا.الحمد لله الذي أكرمنا بكتابه المنزل، وشرفنا بنّبيه المرسل، احمده على ما أولانا من مننه، وخصّنا به من جزيل نعمه، حمداً يُزلف عنده، ويوجب مزيده، صلى الله على محمد نبيّ الرحمة ومبلّغ الحكمة وعلى أهله وسلم تسليما.هذا الكتاب اذكر فيه إن شاء الله ما سمعته من مشيختي ورويته عن أئمتي من مرسوم خطوط مصاحف أهل الأمصار: المدينة ومكة والكوفة والبصرة والشام وسائر العراق المصطلح عليه قديما مختلفا عن الإمام مصحف عثمان بن عفّان رضي الله عنه وعن سائر النسخ التي انتسخت منه الموجّه بها إلى الكوفة والبصرة والشام وأجعل جميع ذلك أبوابا، وأُصنفه فصولا، أُخليه من بسط العلل ورح المعاني لكي يقرب حفظه، ويخفف متناوله على من التمس معرفته من طالبي القراءة وكاتبي المصاحف وغيهم ممن قد أهمل شرح ذلك وأضرب عن روايته، وأكتفى فيه دهرا بظنه ودرايته، وقد رأيت أن أفتح كتابي هذا بذكر بض ما تأدى اليّ من الأخبار والسنن في شأن أهل المصاحف وجمع القرآن فيها إذ لا يستغنى عن ذكر ذلك فيه أولا، وبالله استعين وعلى إلهامه للصواب اعتمد، وهو حسبي ونعم الوكيل.
Kur'ân'ı ilk defa sahîfelerde toplayan, onu iki kapak arasına koyan, sahâbeden onu yazan kişi, kaç nüsha olarak yapıldığı ve her nüshanın nereye gönderildiğini anlatan bâb:
Bu bâbda: Bize Ebü'l-Kāsım Halef b. İbrâhîm b. Muhammed el-Mukri’, kıraaten (okunmak suretiyle) rivâyet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Muhammed el-Mekkî rivâyet etti, dedi ki: Bize Alî b. Abdülazîz rivâyet etti, dedi ki: Bize el-Kāsım b. Sellâm rivâyet etti, dedi ki: Bize el-Muttalib b. Ziyâd, es-Süddî’den, o da Abdülhayr’dan rivâyet etti, dedi ki: “Kur'ân’ı iki levha arasında ilk defa toplayan Ebû Bekir (r.a.)’dir.”
Yine: Bize Ebû Osmân Saîd b. Osmân en-Nahvî, kendisine okunarak rivâyet etti, dedi ki: Bize Kāsım b. Esbağ rivâyet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. el-Cehm es-Simerrî rivâyet etti, dedi ki: Bize Ca‘fer b. Avn rivâyet etti, dedi ki: Bize İbrâhîm b. İsmâîl el-Ensârî, İbn Şihâb’dan, o da Ubeyd b. es-Sebbâk’tan, o da Zeyd b. Sâbit (r.a.)’ten rivâyet etti ki: “Ömer b. el-Hattâb (r.a.), Ebû Bekir’e gelip şöyle dedi: ‘Ölüm, kurrâ arasında hızla yayıldı; ben Kur'ân’ın ziyan olmasından korkarım. Öyleyse onu yazdır (kitap hâline getir).’ Ebû Bekir dedi ki: ‘Resûlullah (s.a.v.)’in bize emretmediği ve ahid bırakmadığı bir şeyi nasıl yaparız?’ Ömer dedi: ‘Yap, vallahi bu hayırlıdır.’ Ömer, Ebû Bekir’i iknadan vazgeçmedi, nihayet Allah, Ebû Bekir’e de Ömer’in gördüğü gibi gösterdi.” Zeyd dedi ki: “Bunun üzerine Ebû Bekir beni çağırdı ve dedi ki: ‘Sen genç bir adamsın, Resûlullah (s.a.v.) için vahiy yazıyordun. Öyleyse Kur'ân’ı bir araya topla ve yaz.’ Zeyd, Ebû Bekir’e: ‘Resûlullah (s.a.v.)’in size emretmediği ve ahid bırakmadığı bir şeyi nasıl yaparsınız?’ dedi. (Zeyd) dedi: ‘Ebû Bekir beni iknadan vazgeçmedi, ta ki Allah bana da Ebû Bekir ve Ömer’in gördüğünü gösterdi. Bunun üzerine dedi ki: Vallahi, eğer bana dağları nakletme görevi verilseydi, bu (Kur'ân’ı toplama işinden) daha kolay olurdu.’”
باب ذكر من جمع القرآن في الصحف أولا ومن ادخله بين اللوحين ومن كتبه من الصحابة وعلى كم من نسخة جُعل وأين وُجّه بكل نسخةفي ذلك حدثنا أبو القاسم خلف بن إبراهيم بن محمد المقرئ قراءةً مّي عليه قال حدثنا احمد بن محمد المكي قال حدثنا علي بن عبد العزيز قال حدثنا القاسم بن سلام قال حدثنا المطّلب بن زياد عن السُدّي عن عبد خير قال اول من جمع القرآن بين لوحين أبو بكر رحمه الله حدثنا أبو عثمان سعيد بن عثمان النحوي قراءة عليه قال حدثنا قاسم بن أصبغ قال حدثنا محمد بن الجهم السِمَّري قال حدثنا جعفر بن عون قال حدثنا إبراهيم بن إسماعيل الأنصارى عن ابن شهاب عن عبيد بن السبَّاق عن زيد بن ثابت إن عمر بن الخطاب رضي الله عنه جاء إلى أبي بكر فقال إن القتل قد أسرع في قرّاء القرآن أيام وقد خشيت إن يهلك القرآن فأكتبه فقال أبو بكر فكيف نصنع بشيء لم يأمرنا فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم بأمر ولم يعهد إلينا فيه فقال عمر افعل فهو والله خير فلم يزل عمر بأبي بكر حتى أرى الله أبا بكر مثل ما رأى عمر قال زيد فدعاني أبو بكر فقال انك رجل شاب قد كنت تكتب الوحي لرسول الله صلى الله عليه وسلم فأجمع القرآن واكتبه فقال زيد لأبي بكر كيف تصنعون بشيء لم يأمركم فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم بأمر ولم يعهد اليكم فيه عهدا قال فلم يزل بي أبو بكر حتى أرانى الله مثل الذي رأى أبو بكر وعمر فقال والله لو كلفوني نقل الجبال لكان أيسر من الذي
Beni vazifelendirdiler, dedi. Kur'an'ı erkeklerin hafızalarından, yazılı parçalardan, kürek kemiklerinden ve hurma dallarından toplamaya başladım. Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğim bir âyeti kaybettim ve onu hiç kimsede bulamadım; nihayet onu Ensâr'dan bir adamın yanında buldum: (Müminlerden öyle adamlar vardır ki Allah'a verdikleri sözde sadık kaldılar; onlardan kimi (şehit olarak) adağını yerine getirdi, kimi de (şehitliği) beklemektedir) [Ahzâb 33/23] âyetini. Onu suresine ekledim. İşte o sahifeler Ebû Bekir (r.a.)'in yanında vefatına kadar kaldı; sonra Ömer (r.a.)'in yanında vefatına kadar kaldı; sonra Hafsa (r.anhâ)'nın yanında kaldı. İbn Şihab dedi ki: Bana Enes b. Mâlik [metinde "انس بن إن" şeklindedir] haber verdi ki Huzeyfe b. el-Yemân, Osman (r.a.)'ın yanına geldi. Onlar Ermîniyye'deki Merc denilen yerde savaşıyorlardı. Huzeyfe, Osman'a dedi ki: "Ey Müminlerin Emiri! Ben insanların Kur'an hakkında Yahudi ve Hristiyanların ihtilafı gibi ihtilafa düştüklerini duydum. Hatta bir adam kalkıp 'Bu filanın kıraatidir' diyor." Dedi ki: Osman, Hafsa'ya haber gönderdi: "Sahifeleri bize gönder, onları mushaflar hâlinde çoğaltalım, sonra sana iade edelim." Hafsa da sahifeleri ona gönderdi. Dedi ki: Osman, Zeyd b. Sâbit'e, Abdullah b. Amr b. el-Âs'a, Abdullah b. ez-Zübeyr'e, İbn Abbas'a ve Abdurrahman b. el-Hâris b. Hişâm'a haber gönderdi ve "Bu sahifeleri tek bir mushaf hâlinde çoğaltın" dedi. Kureyşli olan topluluğa da şöyle dedi: "Sizlerle Zeyd b. Sâbit ihtilaf ederseniz, onu Kureyş lehçesiyle yazın; zira Kur'an Kureyş lehçesiyle inmiştir." Zeyd dedi ki: Bir konuda ihtilafa düşer, sonra tek bir görüşte birleşirdik. 'Tâbût' (Sandık) kelimesinde ihtilafa düştüler; Zeyd 'Tâbûh' dedi, topluluk ise...
كلّفوني قال فجعلت أتتبع القرآن من صدور الرجال ومن الرقاع ومن الإضلاع ومن العسب قال ففقدت آية كنت أسمعها من رسول الله صلى الله عليه وسلم ولم أجدها عند أحد فوجدتها عند رجل من الأنصار: (من المؤمنين رجال صدقوا ما عاهدوا الله عليه فمنهم من قضي نحبه ومنهم من ينتظر) فألحقتها في سورتها فكانت تلك الصحف عند أبي بكر حتى مات ثم كانت عند عمر حتى مات ثم كانت عند حفصة.قال ابن شهاب فأخبرني انس بن إن حذيفة بن اليمان قدم على عثمان وكانوا يقاتلون على مرج إرمْينية فقال حذيفة لعثمان يا أمير المؤمنين إني قد سمعت الناس اختلفوا في القرآن اختلاف اليهود والنصارى حتى إن الرجل ليقوم فيقول هذه قراءة فلان قال فأرسل عثمان إلى حفصة أرسلي إلينا بالصحف فننسخها في المصاحف ثم نردّها إليك فأرسلت إليه بالصحف قال فأرسل عثمان إلى زيد بن ثابت وإلى عبد الله بن عمرو بن العاص وإلى عبد الله بن الزبير وإلى ابن عباس وإلى عبد الرحمن بن الحارث بن هشام فقال انسخوا هذه الصحف في مصحف واحد وقال للنفر القريشيين إن اختلفتم انتم وزيد بن ثابت فاكتبوه على لسان قريش فإنما نزل بلسان قريش قال زيد فجعلنا نختلف في الشيء ثم نجمع امرنا على رأي واحد فاختلفوا في " التابوت " فقال زيد " التابوه " وقال النفر
"Tâbût" [dedi]. Zeyd dedi ki: "Onlara dönmeyi reddettim, onlar da bana dönmeyi reddettiler; nihayet bu meseleyi Osman'a götürdük. Osman: 'Onu "Tâbût" olarak yazın' dedi. Zira Kur'an ancak Kureyş'in lisanı üzere indirilmiştir." Zeyd dedi ki: "Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğim bir âyeti hatırladım, onu hiç kimsede bulamadım, ta ki Ensar'dan bir adam olan Huzeyme b. Sâbit'in yanında bulana kadar: (Andolsun size içinizden bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size çok düşkün, müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.)" İbn Şihâb [ez-Zührî] dedi ki: Enes dedi ki: "Osman, sahifeleri Hafsa'ya iade etti ve bunun dışında kalan mushafları imha etti." Bize Halef b. İbrahim b. Muhammed b. Hâkân el-Mukri' kıraat yoluyla rivayet etti; dedi ki: Bize Ebû Bekr Ahmed b. Muhammed el-Mekkî rivayet etti; dedi ki: Bize Ali b. Abdülaziz rivayet etti; dedi ki: Bize el-Kāsım b. Sellâm rivayet etti; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî rivayet etti; dedi ki: Bize İbrahim b. Sa‘d, ez-Zührî'den o da Ubeyd b. es-Sebbâk'tan rivayet etti ki Zeyd b. Sâbit ona şöyle anlattı: "Ebû Bekir, Yemâme'de öldürülenlerin ardından bana haber gönderdi; bir de ne göreyim Ömer yanında. Ebû Bekir dedi ki: Ömer bana gelerek şöyle dedi: 'Yemâme gününde kurrâdan birçok kişi öldürüldü ve ben, kurrânın diğer bölgelerde de öldürülmesiyle Kur'an'ın büyük bir kısmının kaybolacağından korkuyorum. Bu sebeple Kur'an'ı bir araya toplamanı emretmeni uygun görüyorum.' Ben ona: 'Resûlullah (s.a.v.)'in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım?' dedim. Ömer: 'Vallahi bu hayırlıdır' dedi. Ömer beni bu konuda ikna etmekten geri durmadı, nihayet Allah göğsümü bu işe açtı ve ben de Ömer'in gördüğü gibi gördüm." Zeyd dedi ki: "Ebû Bekir dedi ki: 'Sen akıllı, genç bir adamsın; seni itham etmeyiz. Sen vaktiyle Nebî (s.a.v.)'e vahiy kâtipliği yapıyordun. Şimdi Kur'an'ı araştır ve onu bir araya getir.'"
" التابوت " قال فأبيت إن ارجع إليهم وأبو إن يرجعوا اليَّ حتى رفعنا ذلك إلى عثمان فقال عثمان اكتبوه " التابوت " فأنما انزل القرآن على لسان قريش قال زيد فذكرت آية سمعتها من رسول الله صلى الله عليه وسلم لم أجدها عند أحد حتى وجدتها عند رجل من الأنصار خُزيمة بن ثابت: (لقد جاءكم رسول من أنفسكم عزيز عليه ما عنتّم حريص عليكم بالمؤمنين رؤوف رحيم) قال ابن شهاب قال انس فردّ عثمان الصحف إلى حفصة والقى ما سوى ذلك من المصاحف.حدثنا خلف بن إبراهيم بن محمد بن خاقان المقرئ قراءة منّى عليه قال حدثنا أبو بكر احمد بن محمد المكي قال حدثنا علي بن عبد العزيز قال حدثنا القاسم بن سلام قال حدثنا عبد الحمن بن مهدي حدثنا إبراهيم بن سعد عن الزهري عن عبيد بن السباق إن زيد بن ثابت حدثه قال أرسل أليَّ أبو بكر مقتل أهل اليمامة وإذا عمر عنده فقال أبو بكر إن عمر أتاني فقال إن القتل قد استحر بقرّاء القرآن يوم اليمامة وأني اخشى إن يستحر القتل بالقرّاء في المواطن كلها فيذهب قرآن كثير وأني أرى أن تأمر بجمع القرآن فقلت له كيف افعل شيئا لم يفعله رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال هو والله خير فلم يزل عمر يراجعني في ذلك حتى شرح الله صدري له ورأيت فيه الذي رأى عمر قال زيد قال أبو بكر أنت رجل شاب عاقل لا نتّهمنك قد كنت تكتب الوحي للنبيّ صلى الله عليه وسلم فتتّبع القرآن فتجمعه
Ravi, haberi daha önce geçtiği manada nakletti ve dedi ki: "Kur'an'ı deri parçaları, hurma dalları, ince beyaz taşlar ve adamların hafızalarından (toplayarak) araştırdım; Berâe sûresinin sonunu Huzeyme b. Sâbit (r.a.)'te şu ayetle birlikte buldum: 'Andolsun size içinizden bir peygamber geldi...' — sûrenin sonuna kadar." Abdurrahman dedi ki: Bize İbrahim b. Sa'd, ez-Zührî'den, o da Enes b. Mâlik (r.a.)'ten rivayet etti ki Huzeyfe b. el-Yemân (r.a.), Osman (r.a.)'ın huzuruna geldi, kıssayı anlattı ve şöyle dedi: "Bunun üzerine Osman, Zeyd b. Sâbit (r.a.), Abdullah b. ez-Zübeyr (r.a.), Saîd b. el-Âs (r.a.) ve Abdurrahman b. el-Hâris (r.a.)'e haber gönderdi; sahifeleri mushaflara istinsah etmelerini emretti. Sonra o üç Kureyşli adama şöyle dedi: 'Siz ile Zeyd'in ihtilafa düştüğünüz her hususta onu Kureyş lisanıyla yazın; zira o (Kur'an) Kureyş lisanıyla nazil olmuştur; öyleyse onların lisanıyla (yazın).'" Ravi dedi ki: "Onlar da öyle yaptılar. Nihayet sahifeleri mushaflara istinsah edince, Osman her ufka bu istinsah ettikleri mushaflardan bir mushaf gönderdi; sonra bunun dışında kalan her sahife veya mushaftaki kıraatin yırtılmasını emretti." Bize Halef b. Hâşim okunarak rivayet edildi; dedi ki: Bize Ziyâd b. Abdurrahmân rivayet etti; dedi ki: Bize Muhammed b. Yahyâ b. Humeyd rivayet etti; dedi ki: Bize Muhammed b. Yahyâ b. Selâm, babasından rivayet etti; dedi ki: Bana bir arkadaşım, Saîd'den, o da Katâde'den haber verdi ki Huzeyfe b. el-Yemân (r.a.), Osman b. Affân (r.a.)'a şöyle dedi: 'Ne yapacaksan yap; zira falanın kıraati, filanın kıraati denildiğinde, tıpkı Ehl-i Kitab'ın yaptığı gibi (ihtilafa düşecekler). Şimdi (bu işi) yap.' Bunun üzerine Osman, insanları bu mushaf üzerinde birleştirdi; o da Zeyd'in kıraati (harfi) idi. Bize Abdurrahman b. Abdullah b. Hâlid el-Ferâyizî okunarak rivayet edildi; dedi ki: bize rivayet etti.
وساق الخبر على معنى ما تقدم وقال فتتبعت القرآن أجمعه من الرقاع والعسب واللخاف ومن صدور الرجال فوجدت آخر براءة مع خزيمة بن ثابت: (لقد جاءكم رسول من أنفسكم) حتى ختم السورة.قال عبد الحمن حثنا إبراهيم بن سعد عن الزهري عن انس بن مالك إن حذيفة بن اليمان قدم على عثمان فذكر القصة وقال فيها فأرسل عثمان إلى زيد بن ثابت وإلى عبد الله بن الزبير وسعيد بن العاص وعبد الرحمن بن الحارث وأمرهم أن ينسخوا الصحف في المصاحف ثم قال للرهط القريشين الثلاثة ما اختلفتم فيه انتم وزيد فاكتبوه بلسان قريش فانه نزل بلسان قريش فنه بلسانهم قال ففعلوا حتى إذا نسخوا الصحف في المصاحف بعث عثمان إلى كل افق بمصحف من تلك المصاحف التي نسخوها ثم أمر بما سوى ذلك من القراءة في كل صحيفة أو مصحف إن يخرق.حدثنا خلف بن هاشم قراءة عليه قال حدثنا زياد ابن عبد الرحمن قال حدثنا محمد بن يحيى بن حميد قال حدثنا محمد بن يحيى بن سلام عن أبيه قال اخبرني صاحب لي عن سعيد عن قتادة إن حذيفة بن اليمان قال لعثمان بن عفان ما كنت صانعا إذا قيل قراءة فلان وقراءة فلان كما صنع أهل الكتاب فاصنعه ألان فجمع عثمان الناس على هذا المصحف وهو حرف زيد.حدثنا عبد الرحمن بن عبد الله بن خالد الفرايضي قراءة عليه قال حدثنا
Ali b. Abd b. Muhammed b. Ahmed b. Nasır el-Bağdâdî dedi ki: Bize Ahmed b. Nasır el-Bağdâdî rivayet etti; dedi ki: Bize Ahmed b. es-Sakr b. Sevbân rivayet etti; dedi ki: Bize Muhammed b. Ubeyd b. Hisâb rivayet etti; dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti; Eyyûb’tan, o da Ebû Kılâbe’den, o da Benî Temîm’den bir adamdan rivayet etti; Hammâd dedi ki: Zannımca o Enes b. Mâlik’ti — şöyle dedi: Muallimler Kur’an hakkında ihtilâf etti, hatta birbirleriyle savaştılar yahut aralarında çarpışma oldu. Bu haber Osman’a (r.a.) ulaşınca şöyle buyurdu: “Benim yanımda ihtilâfa düşüyor, onu yalanlıyor ve onda lahn mı yapıyorsunuz? Ey Muhammed’in (s.a.v.) ashâbı! Toplanın ve onu halk için bir imam (rehber) olarak yazın ki onları bir araya getirsin.” Râvî dedi ki: Onlar mescitte idiler ve sayıları çoktu. Bir âyet hakkında tartıştıklarında: “Resûlullah (s.a.v.) bu âyeti falan oğlu falana okuttu” derlerdi; o kişi Medine’den birkaç mil uzaklıkta bulunurdu. Medine’den ona haber gönderilir, o gelir, kendisine: “Resûlullah (s.a.v.) sana şu âyeti nasıl okuttu?” diye sorarlar, o da “şöyle şöyle” der, onlar da dediği gibi yazarlardı.
Bize Selmûn b. Dâvûd el-Karevî, kıraaten (bana okuyarak) rivayet etti; dedi ki: Bize Abdülazîz b. Muhammed b. Ebî Râfi‘ rivayet etti; Râfi‘ dedi ki: Bize İsmâil b. İshak rivayet etti; dedi ki: Bize Süleyman b. Harb rivayet etti; dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti; dedi ki: Bize Eyyûb, Ebû Kılâbe’den rivayet etti; dedi ki: Bana onlarla birlikte yazan biri rivayet etti — Hammâd dedi ki: Zannımca o Enes b. Mâlik el-Kuşeyrî idi — şöyle dedi: Âyet hakkında ihtilâf ederlerdi. “Resûlullah (s.a.v.) onu falan oğlu falana okuttu” derlerdi; bu kişi Medine’den üç gecelik mesafede bulunurdu. Ona haber gönderilir, getirilir ve kendisine: “Resûlullah (s.a.v.) sana nasıl okuttu?” denilir, o da “şöyle şöyle” der, onlar da dediği gibi yazarlardı.
Bize Abdurrahmân b. Osman b. Affân el-Kuşeyrî ez-Zâhid’e kıraaten rivayet edildi, dedi ki:
علي بن عبد بن محمد بن احمد بن نصير البغدادي قال حدثنا أحمد بن نصير البغدادي قال حدثنا احمد بن الصقر بن ثوبان قال حدثنا محمد بن عبيد بن حسَاب قال حدثنا حمّاد بن زيد عن أيوب عن أبي قِلابة عن رجل من بني تميم فقال: احسب انس بن مالك قال اختلف المعّلمون في القرآن حتى اقتتلوا أو كان بينهم قتال فبلغ ذلك عثمان فقال عندي تختلفون وتكذبون به وتلحنون فيه يا أصحاب محمد صلى الله عليه وسلم اجتمعوا فاكتبوه للناس إماما يجمعهم قال وكانوا في المسجد فكثروا فكانوا إذا تماروا في الآية يقولون انه اقرأ رسول الله صلى الله عليه وسلم هذه الآية فلان بن فلان وهو على رأس أميال من المدينة فيُبعث إليه من المدينة فيجيء فيقولون كيف اقرأك رسول الله صلى الله عليه وسلم آية كذا وكذا فيكتبون كما قال.حدثنا سلمون بن داود القروي قراءة منّي قال حدثنا عبد العزيز بن محمد بن أبي رافع قال رافع قال حدثنا إسماعيل بن اسحق قال حدثنا سليمان بن حرب قال حدثنا حماد بن زيد قال حدثنا أيوب عن أبي قلابة حدثني من كان يكتب معهم قال حماد أظنه أنس بن مالك القشيري قال كانوا يختلفون في الآية فيقولون أقرأها رسول الله صلى الله عليه وسلم فلان ابن فلان فعسى إن يكون أن يكون على رأس ثلاث ليال من المدينة فيُرسل إليه فيجاء به فيقال له كيف أقرأك رسول الله صلى الله عليه وسلم فيقول كذا وكذا فيكتب كما يقول.حدثنا عبد الرحمن بن عثمان بن عفان القشيري الزاهد قراءة عليه قال
Bize Kasım b. Asbağ rivayet etti; (dedi ki): Bize Ahmed b. Züheyr b. Harb rivayet etti; (dedi ki): Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti; (dedi ki): Bize Yahyâ b. Zekeriyyâ rivayet etti; (dedi ki): Bize Mücâlid, Âmir'den rivayet etti; (Âmir) dedi ki: Sa'sa'a şöyle dedi: Allah, Ebû Bekir'i halife kıldı, o da suhufu düzenledi.
Bize Ebû Muhammed Halef b. Ahmed el-Abderî okunarak rivayet edildi; (dedi ki): Bize Ziyâd b. Abdurrahmân el-Lü'lüî rivayet etti; (dedi ki): Bize Muhammed b. Yahyâ b. Humeyd rivayet etti; (dedi ki): Bize Muhammed b. Yahyâ b. Selâm, babasından rivayet etti; o da İbrahim b. Muhammed'den; o da Hişâm b. Urve'den; o da babasından rivayet etti ki, Ebû Bekir es-Sıddîk, Yemâme'de ashâbın öldürüldüğü zaman Kur'an'ı mushaflarda ilk toplayandır. Osman ise mushafları tek bir mushaf üzerinde toplayandır.
Bize Halef b. Hamdân b. Hâkân el-Mâlikî rivayet etti; (dedi ki): Bize Muhammed b. Abdullah b. Zekeriyyâ rivayet etti; (dedi ki): Bana amcam Yahyâ b. Zekeriyyâ rivayet etti; (dedi ki): Bize Yûnus rivayet etti; (dedi ki): İbn Vehb şöyle dedi: Mâlik'i şöyle derken işittim: Kur'an, ancak Resûlullah (s.a.v.)'in kıraatinden işittikleri üzere telif edilmiştir.
Bize el-Hâkânî rivayet etti; (dedi ki): Bize Ahmed b. Muhammed rivayet etti; (dedi ki): Bize Ali b. Abdülazîz rivayet etti; (dedi ki): Bize Ebû Ubeyd rivayet etti; (dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Mehdî, Şu'be'den rivayet etti; o da Alkame b. Mersed'den; o da bir adamdan; o da Süveyd b. Gafele'den rivayet etti ki, Ali (r.a.) şöyle dedi: Eğer ben (halife) olursam, mushaflar konusunda Osman'ın yaptığını yapardım.
Bize Halef b. Hamdân rivayet etti; (dedi ki): Bize Ahmed el-Mekkî rivayet etti; (dedi ki): Bize Ali rivayet etti; (dedi ki): Bize el-Kâsım rivayet etti; (dedi ki): Bize İbn Mehdî, Şu'be'den rivayet etti; o da Ebû İshak'tan; o da Mus'ab b. Sa'd'dan rivayet etti ki, şöyle dedi: İnsanlara yetiştim; Osman mushafları parçaladığında (farklı mushafları imha ettiğinde) bu onların hoşuna gitti – yahut (Mus'ab) dedi ki: Kimse bunu ayıplamadı.
حدثنا قاسم بن أصبغ قال حدثنا أحمد بن زهير بن حرب قال حدثنا قتيبة بن سعيد قال حدثنا يحيى بن زكريا قال حدثنا مجالد عن عامر قال قال صعصعة استخلف الله أبا بكر فأقام الصحف.حدثنا أبو محمد خلف بن أحمد العبدري قراءة عليه قال حدثنا زياد بن عبد الرحمن اللؤلؤي قال حدثنا محمد بن يحيى بن حميد قال حدثنا محمد بن يحيى بن سلام عن ابيه عن إبراهيم بن محمد عن هشام بن عروة عن أبيه إن أبا بكر الصديق أول من جمع القرآن في المصاحف حين قتل اصحاب اليمامة وعثمان الذي جمع المصاحف على مصحف واحد.حدثنا خلف بن حمدان بن خاقان المالكي قال حدثنا محمد بن عبد الله بن زكريا قال حدثنا عمّي يحيى بن زكريا قال حدثنا يونس قال ابن وهب سمعت مالكا يقول إنما أُلّف القرآن على ما كانوا يسمعون من قراءة رسول الله صلى الله عليه وسلم.حدثنا الخاقاني قال حدثنا أحمد بن محمد قال حدثنا علي بن عبد العزيز قال حدثنا أبو عبيد قال حدثنا عبد الرحمن بن مهدي عن شعبة عن علقمة بن مَرْثَد عن رجل عن سويد بن غفلة قال علي رضي الله عنه لو وُلّيتُ لفعلت في المصاحف الذي فعل عثمان.حدثنا خلف بن حمدان قال حدثنا أحمد المكي قال حدثنا علي قال حدثنا القاسم قال حدثنا ابن مهدي عن شعبة عن أبي اسحق عن مصعب بن سعد قال أدركت الناس حين شقّق عثمان المصاحف فأعجبهم ذلك أو قال لم يعب ذلك أحد.
Bize Ahmed b. İbrahim b. Firas el-Mekkî icâzet yoluyla rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman b. Abdullah b. Muhammed rivayet etti, dedi ki: Bana dedem rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uyeyne, Mücâlid’den, o da eş-Şa‘bî’den rivayet etti, dedi ki: Muhacirlere sorduk: “Yazmayı nereden öğrendiniz?” Dediler ki: “Hire halkından.” Hire halkına da: “Siz nereden öğrendiniz?” diye sorduk, dediler ki: “Enbâr’dan.”
Ebû Amr dedi ki: Âlimlerin çoğunluğu, Osman b. Affân (r.a.)’ın Mushaf’ı yazdırdığında onu dört nüsha haline getirdiği ve her bir bölgeye bir nüsha gönderdiği görüşündedir. Bunlardan birini Kûfe’ye, diğerini Basra’ya, üçüncüsünü Şam’a gönderdi, birini de kendinde alıkoydu. Yedi nüsha yaptığı da söylenmiştir; ayrıca Mekke’ye bir nüsha, Yemen’e bir nüsha, Bahreyn’e bir nüsha gönderdiği rivayet edilir. Ancak birinci görüş (dört nüsha) daha sahihtir ve imamlar bu görüştedir.
Mâlik (r.h.)’e, insanların sonradan icat ettiği yazım şekli (imlâ) üzere Mushaf yazılıp yazılamayacağı soruldu. Dedi ki: “Hayır, ancak ilk yazı (kitabet) üzere yazılır.”
Bize Ebû Muhammed Abdülmelik b. Hasan, Abdülaziz b. Ali’nin onlara rivayet ettiğini söyledi, dedi ki: Bize el-Mikdâm b. Tüleyd rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Abdülhakem rivayet etti, dedi ki: Eşheb dedi ki: Mâlik’e soruldu, kendisine denildi ki: “Günümüzde bir Mushaf yazdırmak isteyen kimse, insanların bugünkü yazım şekli üzere yazmasını caiz görür müsün?” Dedi ki: “Bunu caiz görmem, ancak ilk yazı (kitabet) üzere yazılır.”
Ebû Amr dedi ki: Ümmet âlimlerinden bu hususta ona muhalif olan yoktur. Tevfik Allah’tandır.
حدثنا أحمد بن إبراهيم بن فراس المكي اجازةً قال حدثنا عبد الرحمن بن عبد الله بن محمد قال حدثني جدّي قال حدثنا ابن عيينة عن مجالد عن الشعبي قال سألنا المهاجرين من اين تعلمتم الكتاب قالوا من أهل الحيرة وقالوا لآهل الحيرة من أين تعلمتم قالوا من الانبار.قال أبو عمرو اكثر العلماء على إن عثمان بن عفان رضي الله عنه لما كتب المصحف جعله على أربع نسخ وبعث إلى كل ناحية من النواحي بواحدة منهن فوجّه إلى الكوفة احاهن وإلى البصرة أخرى وإلى الشام الثالثة وامسك عند نفسه واحدة وقد قيل انه جعله سبع نسخ ووجّه من ذلك أيضا نسخة إلى مكة ونسخة إلى اليمن ونسخة إلى البحرين والأول أصح وعليه الأئمة.وسئل مالك رحمه الله هل يكتب المصحف على ما أحدثه الناس من الهجاء فقال لا إلا على الكتبة الأولى.حدثنا أبو محمد عبد الملك بن الحسن إن عبد العزيز بن علي حدثهم قال حدثنا المقدام بن تليد قال حدثنا عبد الله بن عبد الحكم قال قال اشهب سئل مالك فقيل له ارأيت من استكتب مصحفا اليوم أترى أن يكتب على ما احدث الناس من الهجاء اليوم فقال لا أرى ذلك ولكن يكتب على الكتبة الأولى قال أبو عمرو ولا مخالف له في ذلك من علماء الآمة وبالله التوفيق.
Bize Ahmed b. Ömer b. Muhammed b. Amr el-Cîzî, kendisine okuduğum bir kıraatle rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ahmed b. Abdülazîz el-İmâm rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. İsa el-Medenî rivayet etti, dedi ki: Bize İsa b. Kâlûn, Nâfi‘ b. Ebî Nuaym el-Kârî’den rivayet etti, dedi ki: Elif yazılmamıştır, yani mushaflarda, Bakara sûresindeki şu ifadelerde: “وما يخدعون”, “وإذ وعدنا”, “ووعدنا موسى”, “ووعدنكم” (geçtiği her yerde), “فأخذتكم الصعقة”, “تشبه علينا”, “به خطيئته”, “تظهرون”, “اسرى”, “تفدوهم”, “أو كلما عهدوا” (geçtiği her yerde), “تصريف الريح”, “طعام مسكين”, “فيضفه”, “يضعف”, “مضعفة” (geçtiği her yerde), “ولولا دفع الله” (geçtiği her yerde) ve “فرهن مقبوضة”. Âl-i İmrân sûresinde: “منهم تقه” (yâ ile yazılır), “فيكون طيرا” (geçtiği her yerde), “وقتلوا قُتلوا”. Nisâ sûresinde: “وثلث ورُبع”, “ذرية ضعفا”, “كتب الله عليكم”, “والذين عقدت أيمنكم”, “حسنة يضعفها”, “أو لمستم النساء”. Aynı şekilde Mâide sûresinde: “فلقتلوكم”, “مرغما كثيرا”. Mâide sûresinde: “سبل السلم”, “فما بلغت رسالته”, “بلغ الكعبة”, (yine) “طعام مسكين”, “قيما للناس”.
باب ذكر ما رسم في المصاحف بالحذف والإثباتذكر ما حذفت منه الألف اختصاراحدثنا أحمد بن عمر بن محمد بن عمرو الجيزي قراءة منّي عليه قال حدثنا محمد بن أحمد بن عبد العزيز الإمام قال حدثنا عبد الله ابن عيسى المدني قال حدثنا عيسى بن قالون عن نافع ابن أبي نعيم القارئ قال الألف غير مكتوبة يعني في المصاحف في قوله في البقرة " وما يخدعون " و " وإذ وعدنا " و " ووعدنا موسى " و " ووعدنكم " حيث وقعن و " فأخذتكم الصعقة " و " تشبه علينا " و " به خطيئته " و " تظهرون " و " اسرى " و " تفدوهم " و " أو كلما عهدوا " و " تصريف الريح " و " طعام مسكين " و " فيضفه " و " يضعف " و " مضعفة " حيث وقعن " ولولا دفع الله " حيث وقعت وفي " فرهن مقبوضة ".وفي آل عمران: " منهم تقه " مكتوبة بالياء " فيكون طيرا " حيث وقع " وقتلوا قُتلوا ".وفي النساء " وثلث ورُبع " و " ذرية ضعفا " و " كتب الله عليكم " و " والذين عقدت ايمنكم " و " حسنة يضعفها " و " أو لمستم النساء ". ومثله في المائدة " فلقتلوكم " و " مرغما كثيرا ".وفي المائدة: " سبل السلم " و " فما بلغت رسالته " و " بلغ الكعبة، طعام مسكين " و " قيما للناس "
Ve "Aliyhimu'l-evvelîn", "fe yekûne tayran" ve "âkilûne li's-suht". En'âm sûresinde: "tayrun yatîru", "ve zurriyyetuhum", "ekberu mucrimîhâ", "haythu yec'alu risâletehu", "dâru's-selâm". A'râf sûresinde: "innemâ tayruhum", "ve betaḷe mâ kânû ya'melûn", "aleyhimu'l-habîs", "ve kelimetuhu", "haythu veka'at" "hatîeteküm", "izâ messehum tayf". Enfâl sûresinde: "el-hakku bi-kelimetihi", "ve teḫûnû emâneteküm". Tevbe sûresinde: "en ya'murû mescide'llâhi", "ḫalefe resûla'llâh". Yûnus sûresinde: "kelimetu rabbike". Hûd sûresinde: "ve betaḷe mâ kânû ya'melûn", "yuḍâ'if lehum", "kâlû selâmen kâle selâm" geçtiği yerde. Yûsuf sûresinde: "âyeten li's-sâilîn", "fî ğaybet" her iki kelimede elifin hazfedilmesiyle. Ra'd sûresinde: "ve se-ya'lemu'l-küffâr". İbrâhîm'de: "behi'r-rîh". Benî İsrâîl'de: "tayran fî 'unukıhi". Kehf'te: "tezûru 'an kehfihim", "li-kelimetihi ve len", "nefsen zekiyyeten", "li-tteḫazte 'aleyhi", "teżrûhu'r-rîh", "li-kelimeti rabbî". Meryem'de: "tesķutu 'aleyk". Tâ Hâ'da: "el-arda mehden", "ve ve'adnâküm". Enbiyâ'da: "fe-ce'alehum cüzâzen", "ta'melu'l-habîs", "kânû yusri'ûn", "hurrime 'alâ karyetin", "kânû yusri'ûn", "hurrime 'alâ karyetin". Hac sûresinde: "inne'llâhe…"
و " عليهم الاولين " و " فيكون طيرا " و " آكلون للسحت ".وفي الأنعام: " طير يطير " و " وذريتهم " و " اكبر مجريمها " و " حيث يجعل رسالته " و " دار السلم ".وفي الأعراف: " انما طيرهم " و " وبطل ما كانوا يعملون " و " عليهم الخبيث " و " وكلمته " و " حيث وقعت " خطيئتكم " و " إذا مسهم طيف ".وفي الأنفال: " الحق بكلمته " و " وتخونوا امنتكم ".وفي التوبة: " أن يعمروا مسجد الله " و " خلف رسول الله ".وفي يونس: " كلمت ربك ".وفي هود: " وبطل ما كانوا يعملون " و " يضعف لهم " " قالوا سلما قال سلم " حيث وقع.وفي يوسف: " آيت للسائلين " و " في غيبت " بحذف الألف في الحرفين.وفي الرعد: " وسيعلم الكفّر " وفي إبراهيم: " به الريح " وفي بني إسرائيل: " طير في عنقه " وفي الكهف: " تزور عن كهفهم " و " لكلمته ولن " و " نفسا زكية " و " لتخذت عليه " و " تذروه الريح " و " لكلمت ربي ".وفي مريم: " تسقط عليك " وفي طه: " الأرض مهدا " و " ووعدنكم ".وفي الأنبياء: " فجعلهم جذذا " و " تعمل الخبيث " و " كانوا يسرعون " و " حرم على قرية " و " كانوا يسرعون " و " حرم على قرية ".وفي الحج: " إن الله
Hac sûresinde: ‘yedfeu’ (defeder), ‘ve lâ def‘allâh’ (Allah’ın defetmesi olmasaydı), ‘lillezîne yukâtelûne’ (kendilerine savaş açılanlara), ‘mu‘cizîn’ (âciz bırakanlar). Müminûn sûresinde: ‘le âmentüm’ (iman ederdiniz), ‘el-mudgate azmen fe-kesevne’l-azme’ (et parçasını kemik yaptık, sonra kemiğe et giydirdik), ‘semeren tehcurûn’ (geceleyin saçmalıyorsunuz). Nûr sûresinde: ‘yahrucu min halelihî’ (aralıklarından çıkar). Furkan sûresinde: ‘ersele’r-rîha’ (rüzgârı gönderdi), ‘fîhâ surucen’ (içinde kandiller), ‘ezvâcene ve zürriyyetene’ (eşlerimizi ve neslimizi). Neml sûresinde: ‘âyâtinâ mubsıraten’ (âyetlerimizi ibret verici), ‘kâle tâirukum indallâh’ (dedi ki: uğursuzluğunuz Allah katındadır), ‘bel edrake aleyhim’ (bilakis kuşatmıştır). Kasas sûresinde: ‘feragnâ in kâdet’ (andolsun neredeyse boşaltmıştık), ‘kâlû sehernâ tetahharâ ve kâlû’ (dediler: iki büyücüdür, dediler). Ankebût sûresinde: ‘âyetin min rabbihî’ (rabbinden bir âyet). Lokmân sûresinde: ‘ve fisâluhû’ (sütten kesilmesi), ‘ve lâ tusa‘sın’ (kibirlenme). Ahzâb sûresinde: ‘tuzâhirûne minhünne’ (onlardan zıhâr yapıyorsunuz). Aynı şekilde Mücâdele sûresinde iki harfte; ayrıca ‘yuda‘af lehâ’ (katlanır) ibaresi de geçer. Sebe’ sûresinde: ‘fî meskenihim’ (evlerinde), ‘ve hel yüczâ’ (nasıl cezalandırılır), ‘rabbenâ ba‘d’ (Rabbimiz sonra?). Fâtır sûresinde: ‘alâ beyyinetin minhû’ (ondan açık bir delil üzere). Yâsîn sûresinde: ‘fâkihûn’ (sevinçli), ‘hamelnâ zürriyyetehum’ (zürriyetlerini taşıdık), ‘bi kâdirin alâ en’ (gücü yeten). Sâffât sûresinde: ‘fe-hüm alâ eserihim’ (onlar izleri üzere). Zümer sûresinde: ‘men hüve kezebe’ (yalanlayan kimse). Mü’min (Gâfir) sûresinde: ‘kelimetü rabbike’ (rabbinin kelimesi). Fussilet sûresinde: ‘ve mâ tahrucu min semerâtin’ (hiçbir meyve çıkmaz). Hâ Mîm Ayn Sîn Kâf (Şûrâ) sûresinde: ‘ve yühıkkul hakka bi-kelimetihî’ (hakkı kelimesiyle gerçekleştirir), ‘in yeşe’ yüskini’r-rîha’ (dilerse rüzgârı dindirir). Zuhruf sûresinde: ‘aleyhi esveretun’ (üzerinde bilezikler), ‘ve kulli selâm’ (de ki: selâm). Ahkâf sûresinde: ‘ev esâreten min ılmin’ (veya bir bilgi kalıntısı), ‘bi kâdirin alâ’ (gücü yeten). Kıtâl (Muhammed) sûresinde:
يدفع " و " ولولا دفع الله " و " للذين يقتلون " و " معجزين ".وفي المؤمنون: " لأمنتم " و " المضغة عظما فكسونا العظم " و " سمرا تهجرون ".وفي النور: " يخرج من خلله ".وفي الفرقان: " أرسل الريح " و " فيها سرجا " و " أزواجنا وذريتنا ".وفي النمل: " ءايتنا مبصرة " و " قال طيركم عند الله " و " بل أدرك عليهم ".وفي القصص: " فرغنا إن كادت " و " قالوا سحرن تظهرا وقالوا ".وفي العنكبوت: " ءايت من ربه ".وفي لقمان: " وفصله " و " ولا تصعر ".وفي الاحزاب: " تظهرون منهن ".وكذلك في المجادلة في الحرفين وكذلك حيث وقع " يضعف لها ".وفي سبإ: " في مسكنهم " و " وهل يجزى " و " ربنا بعد ".وفي فاطر: " على بينت منه ".وفي يس: " فكهون " و " حملنا ذريتهم " و " بقدر على إن ".وفي الصافات: " فهم على اثرهم ".وفي الزمر: " من هو كذب ".وفي غافر: " كلمت ربك ".وفي فصلت: " وما تخرج من ثمرت ".وفي حم عسق: " ويحق الحقّ بكلمته " و " إن يشأ يسكن الريح ".وفي الزخرف: " عليه اسورة " و " وقل سلم ".وفي الأحقاف: " أو اثرة من علم " و " بقدر على ".وفي القتال:
“وَالَّذِينَ قُتِلُوا” (elif hazfedilmiştir). Fetih sûresinde: “بِمَا عَهِدَ عَلَيْهِ اللَّهُ”. Zâriyât sûresinde: “فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ”. Tûr sûresinde: “وَاتَّبَعَهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ” ile “بِهِمْ ذُرِّيَّتُهُمْ”. Tahrîm sûresinde: “وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ” ve “بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ”. Nûn ve’l-Kalem (Kalem) sûresinde: “لَوْلَا أَنْ تَدَارَكَهُ”. Me‘âric sûresinde: “بِرَبِّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ”. Nûh sûresinde: “مِمَّا خَطِيئَاتِهِ”. İnsân sûresinde: “عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ”. Nebe’ sûresinde: “لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا”. Ebû Amr der ki: İşte Abdullah b. Îsâ’nın Kâlûn’dan, onun da Nâfi‘den rivâyetinde resm-i Mushaf’ta elifin hazfedildiği kelimelerin tamamı bunlardır.
Bize Ebü’l-Hasen b. Galbûn –kendisine kırâatle okuduğum hâlde– haber verdi; dedi ki: Babam bize haber verdi; dedi ki: İsmâil b. İshâk el-Kādî, Kâlûn’dan, o da Nâfi‘den bu harflerin genelini bize rivâyet etti ve şunları da ekledi: Kehf sûresinde “فَلَا تَصْحَبْنِي”; Hac sûresinde “سَكْرَى وَمَا هُمْ بِسَكْرَى”; Hâ-Mîm Ayn-Sîn-Kāf (Şûrâ) sûresinde “كَبِيرَ الْإِثْمِ” ve benzeri Necm sûresinde; Vâkı‘a sûresinde “بِمَوْقِعِ النُّجُومِ”; Mutaffifîn sûresinde “خِتَامُهُ مِسْكٌ”; Fecr sûresinde “فَادْخُلِي فِي عِبَادِي”.
Ebû Amr dedi ki: Ben Irak ve diğer bölgelerdeki mushaflarda zikredilen harflerin çoğunun resmini, Medîne-i Münevvere mushaflarından rivâyet ettiğimiz şekle uygun gördüm. Bize Halef b. İbrâhîm b. Muhammed haber verdi; dedi ki: Ahmed b. Muhammed bize haber verdi; dedi ki: Alî b. Abdülazîz bize haber verdi; dedi ki: Ebû Ubeyd el-Kāsım b. Sellâm bize haber verdi; dedi ki: İmam Mushaf’ta –ki bir emîrin hazînelerinden benim için çıkarılmıştı– Hz. Osman b. Affân (r.a.)’ın mushafını gördüm.
" والذين قتلوا ".وفي الفتح: " بما عهد عليه الله ".وفي والذاريات: " فقالوا سلما قال سلم ".وفي والطور: " واتبعهم ذريتهم، بهم ذريتهم " وفي التحريم: " وإن تظهرا عليه " و " بكلمت ربها وكتبه ".وفي ن والقلم: " لولا أن تدركه ".وفي المعارج: " برب المشرق والمغرب ".وفي نوح: " مما خطيئتهم ".وفي الإنسان: " عليهم ثيب سندس ".وفي النبإ: " لغوا ولا كذبا " قال أبو عمرو فهذا جميع ما في رواية عبد الله بن عيسى عن قالون عن نافع مما حذفت منه الألف في الرسم.وحدثنا أبو الحسن بن غلبون قراءة منّى عليه قال حدثنا أبي قال حدثنا إسماعيل بن اسحق القاضي عن قالون عن نافع بعامّة هذه الحروف وزاد في الكهف " فلا تصحبني ". وفي الحج " سكرى وما هم بسكرى ". وفي حم عسق " كبير الاثم " ومثله في والنجم. وفي الواقعة " بموقع النجوم ". وفي المطففين " ختمه مسك ". وفي الفجر " فادخلي في عبدي ".قال أبو عمرو ورأيت رسم عامة الحروف المذكورة في مصاحف أهل العراق وغيرها على نحو ما رويناه عن مصاحف أهل المدينة.حدثنا خلف بن إبراهيم بن محمد قال حدثنا احمد بن محمد قال حدثنا علي بن عبد العزيز قال حدثنا أبو عبيد القسم بن سلام قال رأيت في الإمام مصحف عثمان بن عفان - استخرج لي من بعض خزائن الأمراء ورأيت فيه
Onun kanı — Bakara sûresinde «hatîküm» bir harfle, A‘râf sûresinde «hatîeteküm» iki harflidir. Ebû Amr dedi: Aynı şekilde Nûh sûresindeki de bütün mushaflarda iki harflidir. «Mîkâîl» elifsizdir. Yûsuf sûresinde «haşşe lillâh». Ra‘d sûresinde «ve seya‘lemü’l-küfr». Tâhâ sûresinde «in hâzân». Dedi: Kezâ merfû‘ tesniyelerin tamamını bu sûrede elifsiz gördüm. Mü’minûn sûresinde «em tes’elühüm haracen» ve yine orada «se-yekûlûne lillâhi lillâhi lillâh». İnsân sûresinde «kavârîra» — birincisi elifli, ikincisi elifliydi fakat silinmişti ve orada izini açıkça gördüm. «Silselâ»ya gelince, onu silinmiş olarak gördüm. Bize el-Hâkânî rivâyet etti, dedi ki: Bize Ahmed el-Mekkî rivâyet etti, dedi ki: Bize Alî b. Abdilazîz rivâyet etti, dedi ki: Bize Ebû Ubeyd rivâyet etti, dedi ki: Bize Haccâc, Hârûn’dan rivâyet etti, dedi ki: Bize Âsım el-Cahderî rivâyet etti, dedi ki: İmâm nüshasında —Osman b. Affân’ın insanlar için yazdırdığı mushafta— hepsi «lillâhi lillâh» şeklindedir, yani Mü’minûn sûresindeki «se-yekûlûne lillâh». Âsım dedi: Bu iki elifi ilk ekleyen Nasr b. Âsım el-Leysî’dir. Ebû Ubeyd dedi: Sonra ben onu imâm nushasında inceledim ve onu el-Cahderî’nin rivâyet ettiği gibi buldum. Dedi: Aynı şekilde onu, Ömer b. Abdilazîz’in hilâfetinden önce el-Sağr’a (sahil şehri) gönderilen eski bir mushafta gördüm. Medîne mushafları ile Kûfe mushaflarının tamamında da aynıdır; Şam mushaflarının da öyle olduğunu tahmin ediyorum. Bize Muhammed b. Alî rivâyet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Katn rivâyet etti, dedi ki: Bize Süleyman b. Hallâd rivâyet etti.
دمه - في سورة البقرة " خطيكم " بحرف واحد والتي في الأعراف " خطيئتكم " بحرفين قال أبو عمرو وكذلك التي في نوح في جميع المصاحف بحرفين " وميكيل " بغير ألف وفي يوسف " حش لله " وفي الرعد " وسيعلم الكفر " وفي طه " إن هذن ".قال وكذلك رأيت التثنية المرفوعة كلها فيه بغير ألف وفي المؤمنون " ام تسئلهم خرجا " وفيها سيقولون لله لله لله " وفي الإنسان " قواريرا " الأولى بالألف والثانية كانت بالألف فُحكّمت ورأيت اثرها بيّنا هناك وأما " سلسلا " فرأيتها قد درست.حدثنا الخاقاني قال حدثنا أحمد المكي قال حدثنا علي بن عبد العزيز قال حدثنا أبو عبيد قال حدثنا حجاج عن هرون قال حدثنا عاصم الجحدري قال في الإمام مصحف عثمان ابن عفان الذي كتبه للناس كلهن " لله لله " يعني قوله في المؤمنين " سيقولون لله " قال عاصم واول من زاد هاتين الألفين نصر بن عاصم الليثي. قال أبو عبيد ثم تأملتها في الإمام فوجدتها على ما وراه الجحدري قال وهكذا رأيتها في مصحف قديم بالثغر بعث به إليهم قبل خلافة عمر بن عبد العزيز وكذلك هي في مصاحف المدينة وفي مصاحف الكوفة جميعا واحسب مصاحف الشام عليها.حدثنا محمد بن علي قال حدثنا محمد بن قطن قال حدثنا سليمان ابن خلاد
Dedi ki: Bize el-Yezîdî rivâyet etti; dedi ki: Medine ve Mekke ehline ait mushaflarda "Ve seya‘lemü" [ayeti] tek (bir elifle) yazılmıştır. Ebû Amr dedi ki: Mushaflar kitabının yazarları, resimdeki (imlâdaki) elifin, kendisinden sonra gelen hemzenin başlangıç olması sebebiyle daha sonra gelen elif olduğu hususunda da ittifak etmişlerdir; bu da tahrib (kısaltma) içindir. Nitekim şu sözlerinde olduğu gibi: "Yâ eyyühen-nâs" (Ey insanlar), "Yâ ard" (Ey yer), "Yâ üli'l-elbâb" (Ey akıl sahipleri), "Yâ uhte Hârûne" (Ey Hârûn'un kız kardeşi), "Yâ Nûhu" (Ey Nûh), "Yâ Lûtu" (Ey Lût), "Yâ Hûdu" (Ey Hûd), "Yâ Şu‘aybu" (Ey Şuayb), "Yâ Sâlihu" (Ey Sâlih), "Yâ Hârûnu" (Ey Hârûn), "Yâ Meryemü" (Ey Meryem), "Yâ Fir‘avnü" (Ey Firavun), "Yâ Hâmânü" (Ey Hâmân), "Yâ Mâlikü" (Ey Mâlik), "Yâ esefâ" (Ey esef), "Yâ veyletî" (Ey yazık bana), "Yâ hasretâ" (Ey hasret), "Yâ Rabbe" (Ey Rabbim), "Yâ büneyye" (Ey oğulcağızım), "Yâ kavmi" (Ey kavmim), "Hâ entüm" (İşte siz), "Hâülâi" (Bunlar), "Hâzâ" (Bu), "Hâzihî" (Bu -dişil), "Hâzâni" (Bu ikisi -eril), "Hâteyni" (Bu ikisi -dişil), "Hâkezâ" (Böylece) ve bunun gibileri, nerede geçerse. Satırda (yazıda) yâ ve hâ harfinden sonra gelen ikinci elif, bu iki harften sonra hemze bulunduğunda işte o hemzenin kendisidir; zira (hemze) kelimenin başında gelmektedir.
Yine "er-Rahmân" (Rahmân olan Allah) azze ve celle lafzında, nerede geçerse geçsin; "zâlike" (bu/işte bu), "zâliküm" (işte siz), "zâlikünne" (işte siz -dişil çoğul/ifade), "ülâike" (işte onlar) ve "ülâike"nin diğer şekillerinde (tekrar), "lâkin" (fakat/ancak), "lâkinnehû" (fakat o), "lâkinnî" (fakat ben), "lâkinneküm" (fakat siz), "ve lâkin lâ" (fakat ... değil) ve bunun benzeri lafızlarında, nerede geçerse geçsin, elifin hazfedilmesinde ittifak etmişlerdir.
Keza "el-melâike" (melekler), "ve melâike" (ve melekler), "melâiketühû" (O'nun melekleri), "es-silm" (barış), "ve silm" (ve barış), "ilâh" (ilâh), "ilâhüküm" (sizin ilâhınız), "ilâhünâ" (bizim ilâhımız), "ilâhuhû" (O'nun ilâhı) ve bunun benzeri lafızlarında lâm (harfi)nden sonra elifi hazfetmişlerdir.
قال حدثنا اليزيدي قال في مصاحف أهل المدينة ومكة " وسيعلم الكفر " على واحد. فصلقال أبو عمر واجمع كتاب المصاحف الألف من الرسم بعدها التي للتنبيه اختصارا أيضا وذلك في نحو قوله " يايها الناس " و " يارض " " ياولي الالبب " و " ياخت هرون " و " ينوح " و " يلوط " و " يهود " و " يشعيب " و " يصلح " و " يهرون " و " يمريم " و " يفرعون " و " يهمن " و " يملك " و " ياسفى " و " يويلتي " و " ويحسرتي " و " يرب " و " يبنّي " و " يقوم " و " هانتم " و " هؤلاء " و " هذا " و " هذه " و " هذن " و " هتين " و " هكذا " وما كان مثله حيث وقع. والألف الثانية في الخط بعد الياء والهاء فيما كان بعدهما فيه همزة هي الهمزة لكونها مبتدأة.وكذلك اجمعوا على حذف الألف في قوله " الرحمن " عز وجل حيث وقع وفي قوله " ذلك " و " ذلكم " و " ذلكن " و " اولئك " و " اولئك " و " لكن " و " لكنه " و " لكني " ولكنكم " و " ولكن لا " وشبههه من لفظه حيث وقع.وكذلك حذفوا الالف بعد الالم في قوله " الملئكة " و " وملئكة " و " ملئكته " و " السلم " وسلم " و " اله " و " الهكم " و " الهنا " و " الهه " وشبهه من لفضه
Onlar aynı şekilde 'سبحن', 'سبحنه' ve 'سبحنك' lafızlarında elifi hazfetmişlerdir; yalnızca İsrâ Sûresi'ndeki 'قل سبحان ربي' kavl-i şerîfinde müstesna olup, orada mushaflar ihtilaf etmiştir ve ben onu kadîm Irak mushaflarında elif ile gördüm. Aynı şekilde, tesniye merfû hâlini elifsiz resmetmişlerdir; örneğin: 'امرأَتن', 'رجلن', 'سحرن', 'مل يعلمن', 'يحكمن', 'يقتتلن', 'اضلنا' ve benzerleri. Bu elif ister isim olsun ister harf, kelime sonunda bulunmadığı ve haşv konumda olduğu sürece aynı şekilde hazfedilmiştir. Yine, birinci çoğul şahıs zamirini temsil eden nûn'dan sonraki elifi hazfetmişlerdir; örneğin: 'انجينكم', 'ءاتينكم', 'اغوينكم', 'مكّنّهم', 'ءاتينه', 'علّمنه', 'ءاتينك', 'ارسلنك', 'ءاتينها', 'فرشنها', 'ففهمنها', 'انشأئهن', 'فجعلنهن' ve benzerleri. Yine, lâm'dan sonraki elifi, içinde iki lâm bulunan kelimelerde hazfetmişlerdir; örneğin: 'بغلم', 'غلما', 'غلمين', 'خلئف', 'ءالف', 'السلسل', 'البلغ', 'بلغا', 'الخلّق' ve keza 'الضلل', 'في ظلل', 'الضللة', 'الكللة', 'لا حلل', 'من خلله', 'ضلله', 'ظللها', 'ظللهم', 'حلل', 'اغللا', 'الاغل', 'من سللة' ve benzerleri. Bunlar nerede bulunursa aynıdır. Yine, 'تعلى الله' ve 'فتعلى الله' kavillerinde ayn harfinden sonraki elifi her nerede geçerse hazfetmişlerdir. Yine, 'تبرك' kavlinde bâ harfinden sonraki elifi her nerede geçerse hazfetmişlerdir; keza 'بركنا', 'مبركنا', 'مبركة', 'المبركة' kelimelerinde de. Keza, bâ'dan sonraki elifi ...
وكذلك حذفوها في قوله " سبحن " وسبحنه " و " سبحنك " حيث وقع إلا موضعا واحدا في الاسراء قوله " قل سبحان ربي " فأن المصاحف اختلفت فيه لا غير ورأيته في مصاحف أهل العراق العتق بالالف.وكذلك رسموا التثنية المرفوعة بغير ألف كقوله " وامرأَتن " و " رجلن " و " سحرن " و " مل يعلمن " و " يحكمن " و " يقتتلن " و " اضلنا " وشبهه وسواء كانت الألف اسما أو حرفا ما لم تقع طرفا ووقعت حشوا.وكذلك حذفوا الالف بعد النون التي هي ضمير جماعة المتكلمين نحو قوله " انجينكم " و " ءاتينكم " و " اغوينكم " و " مكّنّهم " وءاتينه " و " علّمنه " و " ءاتينك " و " ارسلنك " و " ءاتينها " و " فرشنها " وففهمنها " و " انشأئهن " و " فجعلنهن " وما كان مثله.وكذلك حذفوا الالف بعد اللام في قوله " بغلم " " وغلما " و " غلمين " و " خلئف " و " ءالف " و " السلسل " و " البلغ " و " بلغا " و " الخلّق " وكذلك " الضلل " و " في ظلل " و " الضللة " و " الكللة " و " لا حلل " و " من خلله " و " ضلله " و " ظللها " و " ظللهم " و " حلل " و " اغللا " و " الاغل " و " من سللة " وشبه مما فيه لامان حيث وقع وكذلك حذفوا الألف بعد العين في قوله " تعلى الله " و " فتعلى الله " حيث وقع وكذلك حذفوها بعد الباء في قوله " تبرك " حيث وقع وكذا " بركنا " و " مبركنا " و " مبركة " و " المبركة " وكذا حذفوها بعد