İzâhu'l-Mesâlik ilâ Kavâidi'l-İmâm Mâlik - Tahkîk: Bû Tâhir (el-Venşerîsî)
Kısım: Fıkıh İlimleri ve Fıkhî Kâideler
Kitap: İzâhu'l-Mesâlik ilâ Kavâidi'l-İmâm Mâlik (Müellifin hayatı, eserleri ve dönemi hakkında bir çalışma ile birlikte)
Müellif: Ebü'l-Abbas Ahmed b. Yahyâ el-Venşerîsî
Muhakkik: Ahmed Bû Tâhir el-Hattâbî, Dâru'l-Hadîs el-Hasaniyye mezunu - Rabat
Tahkîkin Aslı: Rabat'taki Dâru'l-Hadîs el-Hasaniyye'den İslâmî İlimler Yüksek Lisans Diploması için yapılan akademik çalışma
Yayınevi: Fadâle Matbaası - Muhammediyye (Fas)
Yayın Yılı: 1400 h. - 1980 m.
Bu kitabın basımı: Fas Krallığı Hükûmeti ile Birleşik Arap Emirlikleri Devleti Hükûmeti arasındaki İslâm Mirasını Neşir Ortak Komisyonu'nun gözetiminde gerçekleştirilmiştir.
Sayfa Sayısı: 423
Şâmile'ye hazırlayan: Müstensihler Birliği, uygulama (İlmi Seçkinler Merkezi), himayesinde (Abdullah b. Türkî ed-Duhayyân Hayrî Vakfı)
[Kitap numaralandırması matbu nüsha ile uyumludur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
إيضاح المسالك إلى قواعد الإمام مالك - ت بو طاهر (الونشريسي)القسم: علوم الفقه والقواعد الفقهيةالكتاب: إيضاح المسالك إلى قواعد الإمام مالك (مع دراسة لحياة المؤلف وآثاره وعصره)المؤلف: أبو العباس أحمد بن يحيى الونشريسىالمحقق: أحمد بو طاهر الخطابي، خريج دار الحديث الحسنية - الرباطأصل التحقيق: دراسة جامعية لنيل دبلوم الدراسات العليا في العلوم الإسلامية من دار الحديث الحسنية بالرباطالناشر: مطبعة فضالة - المحمدية (المغرب)عام النشر: ١٤٠٠ هـ - ١٩٨٠ مطبع هذا الكتاب: بإشراف اللجنة المشتركة لنشر التراث الإسلامي بين حكومة المملكة المغربية وحكومة دولة الإمارات العربية المتحدةعدد الصفحات: ٤٢٣أعده للشاملة: رابطة النساخ، تنفيذ (مركز النخب العلمية)، وبرعاية (أوقاف عبد الله بن تركي الضحيان الخيرية)[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
"İzâhu'l-Mesâlik'in Tahkiki":
Başlangıçta her araştırmacı acemisinin araştırma konusu seçiminde çektiği sıkıntıyı ben de çektim; tereddüt dalgaları beni bir müddet oradan oraya savurdu. Nihayet kararsızlık beni bitkin düşürdü ve kendimi birkaç sebeple "İzâhu'l-Mesâlik" adlı eserin tahkikine sürüklenmiş buldum. Bunlardan birincisi: Uzun zamandır hayalini kurduğum bir ümidin gerçekleşmesi, yani ecdadımızın bize miras bıraktığı turâs hazinelerinin, özellikle fıkıh sahasındakilerin, ihyasına sembolik bir katkıda bulunmak; ta ki yetişen nesiller fıkhî mirasın asaletini ve içerdiği çeşitli hâdis meselelere dair nazariye ve çözümleri idrak edebilsin. Hatta bu eserde belki akla dahi gelmeyecek farazî meselelere çözümler bulunabilir. İkincisi: Bu yazma eserde, zihnimi sıkça kurcalayan –ve belki başkalarını da kurcalamış olan– şu soruya bir cevap bulma beklentimdi: Mezhepler arasındaki ihtilaf, bazı usûllerdeki farklılıklarına bağlı olarak kendine has gerekçelere sahipmiş gibi görünüyorsa, o halde neden aynı mezhep içinde –usûlleri bir olduğu halde– ihtilaf vardır?
تحقيق "إيضاح المسالك":فقد عانيت في البداية ما يعانيه كل باحث مبتدئ في اختيار موضوع البحث، وظلت أمواج الحيرة تقذف بي هنا وهناك مدة، إلى أن أضناني التردد، ووجدتني منساقا إلى تحقيق كتاب "إيضاح المسالك" لعدة أسباب؛ منها:١ - تحقيق أمل طالما حلمت به، وهو أن أساهم مساهمة رمزية في إحياء ما تركه لنا أمجادنا من ذخائر التراث، ولا سيما في المجال الفقهي، حتى يتسنى للأجيال الصاعدة أن تقف على أصالة التراث الفقهى، وما يزخر به من نظريات وحلول لمختلف القضايا النازلة، بل قد يوجد فيه حلول لقضايا، فرضية ربما لا تخطر على البال.٢ - توقعي أن أجد إجابة -في هذا المخطوط- عن التساؤل الذي كثيرا ما خامرني -وربما ساور غيري-: إذا كان الاختلاف بين المذاهب يبدو له مبرراته -تبعا لاختلافهم في بعض الأصول- فلم الاختلاف في المذهب الواحد- مع أن أصوله واحدة؟ .
3 - Müsteşriklerin İslam mirasını tahkike koşuştuklarını gördüğümde vicdanım bana şunu bildirdi: Bu mirasa mensup olanlar –bir sebeple veya başka bir sebeple– pek azı müstesna olmak üzere ondan yüz çevirmiş bulunmaktadır. Bu, seleflerimize ve bize miras bıraktıkları, içinde bulunduğumuz asırda ihtiyaç duyduğumuz her şeyi barındıran zengin mirasa karşı bizden sadır olan bir nankörlüktür. Şu da bilinmelidir ki müsteşriklerin –çoğu– buna ancak Yakub’un nefsindeki bir ihtiyaçla, yani özel hedefler gerçekleştirme amacıyla girişmektedir.
4 - Hocam Dr. Abdülvâhid Vâfî’nin yönlendirmesinden derinden etkilenmem. Kendisine bundan farklı bir araştırma projesi sunarken, daha başlığı okur okumaz bana bakıp şöyle demişti: “Ne oluyor? Hepinizin mirasınızdan kaçtığınızı görüyorum, oysa o her geçen gün silinip yok oluyor! En iyisi sana uygun bir yazma eser araştırman; ben denetlemek için emrinizdeyim.” O günden itibaren –projesini hazırlamak için azımsanmayacak bir süre harcadığım– araştırmayı bir kenara bıraktım ve fıkhî bir konu araştırmaya karar verdim; belki de öğrencilik yıllarımdan beri fıkha olan meylimden dolayı. “Îzâhu’l-Mesâlik”e rastlayana kadar birçok yazma eseri karıştırdım. Ona tesadüfen rastlayınca isminden hayra yordum ve hemen kaydettim. Başlığın ima ettiği gibi kolay olduğunu sanıyordum; fakat kısa sürede yoluma çeşitli engeller çıktı. Başlangıçta neredeyse duracaktım – kitabın nüshaları çok olmakla birlikte, çoğu modern metodolojinin gerekliliklerini (temlik kayıtları, müstensih adı, istinsah tarihi ve yeri vb.) karşılamıyordu. Ancak değerli hocalarımdan biri –Allah onu hayırla mükâfatlandırsın– beni sürekli araştırmaya ve çalışmaya teşvik ediyordu. Fakat nasıl devam edebilirim?
٣ - أنبنى ضميري حينما رأيت المستشرقين يتهافتون على تحقيق التراث الإسلامي، بينما المنتمون إليه تنكروا له -لسبب أو لآخر- إلا القليل منهم، وهذا عقوق منا لأسلافنا، ولما خلفوه لنا من تراث ثري بكل ما نحتاج إليه في عصرنا الحاضر، علما بأن المستشرقين -جلهم- لا يقدمون على ذلك إلا لحاجة في نفس يعقوب، الرامية إلى تحقيق أهداف خاصة.٤ - تأثري العميق بإرشاد أستاذي الدكتور عبد الواحد وافي، أثناء تقديمى له مشروع بحث غير هذا، وبمجرد ما قرأ عنوان البحث نظر إلي وقال: مالي أراكم تفرون كلكم عن تراثكم الذي أصبح يتلاشى يوما عن يوم! ! فمن الأحسن أن تبحث عن مخطوط ملائم، فأنا رهن الإشارة للإشراف عليه.ومن يومئذ تركت البحث -الذي كنت أنفقت في تهييء مشروعه مدة ليست بقصيرة- جانبا، وقررت أن أبحث عن موضوع فقهي، ربما لميلي إلى الفقه منذ زمن التلمذة، وتصفحت كثيرا من المخطوطات قبل أن أقف على "إيضاح المسالك" وحينما عثرت عليه -صدفة- تفاءلت باسمه، فبادرت إلى تسجيله، وكنت أعتقد أنه سهل كما يوحي بذلك عنوانه، ولكن سرعان ما فوجئت بعقبات متنوعة اعترضت سبيلي كدت أقف معها في البداية -رغم أن نسخ الكتاب متعددة، بيد أن جلها لم تستوف متطلبات المنهجية الحديثة: من صيغ التمليك، واسم ناسخها، وتاريخ نسخها، ومكانه … إلا أن أحد أساتذتي الكرام -جزاه الله خيرا- كان يستحثني على مواصلة البحث والعمل باستمرار، ولكن كيف أواصل؟ .
İşte müellifin dönemi -ki o Vattâsîler dönemidir- tarih kitaplarının neredeyse tamamen yok saydığı, pek nadiren anılan bir dönemdir. Abartmış olmayayım ki şunu söyleyeyim: Bu dönem, Mağrib tarihinde kayıp -ya da neredeyse kayıp- bir halkadır. Ne yazık ki bu dönemin bazı ayırt edici özellikleri yanlışlıkla kendisinden sonraki döneme -ki o Sa'dîler dönemidir- eklenmiştir. Bu satırları yazdığım şu ana kadar, onu aydınlatacak ciddi herhangi bir teşebbüse rastlamadım. İlaveten, Mâlik mezhebinde fıkıh kaideleri konusu -diğer mezhepler gibi- usûl-i fıkıh hakkında pek çok şey yazılmış olmasına rağmen araştırmacıların ilgisinden gereken payı alamamıştır. Bu sebeple bu alandaki kaynaklar son derece azdır. Karşılaştığım pek çok ve çeşitli zorluklara rağmen konuya daldım; kamuya açık ve özel kütüphanelere gidip gelmeye, fıkhın temel kaynaklarını tarayarak el-Îzâh'ın her bir kaidesinin içerdiği dağınık bilgileri araştırmaya başladım. Araştırmalarının labirentlerinde benim gibi kaybolanlara yol gösteren ilim, araştırma ve tahkik ehli birçok kimseden istifade ettim.
Araştırma planı:
Tezin konusunu iki bölümden oluşturdum:
Birinci bölüm: el-Îzâh'ın müellifi Ebü'l-Abbâs el-Venşerîsî hakkında bir inceleme olup beş fasıldan müteşekkildir:
Birinci fasıl: Müellifin dönemi.
İkinci fasıl: Hayatı.
Üçüncü fasıl: Eserleri.
فها هو ذا عصر المؤلف -الذي هو العصر الوطاسي- قد طوته كتب التاريخ طيا، ولا يكاد يذكر إلا لماما. ولا أبالغ إن قلت: إنه حلقة مفقودة -أو كادت- في تاريخ المغرب، والأسف أن بعض مميزات هذا العصر أضيفت- خطأ- إلى العصر الذي يليه- وهو العصر السعدي، وإلى اللحظة التي أحرر فيها هذه السطور لم أقف على أية محاولة جدية تسلط الأضواء عليه.ثم إن موضوع القواعد الفقهية في مذهب مالك -كباقي المذاهب- لم ينل حظه من عناية الباحثين- على كثرة ما كتبوا في أصول الفقه، لذا كانت المراجع فيه جد ضئيلة. ورغم الصعوبات الجمة والمتنوعة -التي واجهتني- فقد اقتحمت الموضوع، وصرت أتردد على المكتبات العامة والخاصة- أتصفح أمهات الفقه، باحثا عن الشوارد التي تضمنتها كل قاعدة من قواعد الإيضاح، واسترشدت بكثير من رجال العلم والبحث والتحقيق، الذين يهدون التائهين -مثلي- في متاهات بحوثهم. خطة البحث:قد جعلت موضوع الرسالة يتكون من جزءين:الجزء الأول: دراسة عن أبي العباس الونشريسي: مؤلف الإيضاح وفيه خمسة فصول:الفصل الأول: عصر المؤلف.الفصل الثاني: حياته.الفصل الثالث: آثاره.
Dördüncü Bölüm: Kitabın Tahlili İncelemesi. Beşinci Bölüm: Kaideler ve Ehemmiyetleri. İkinci Kısım: Yazma Metin. Birinci Bölümde ise, Ebü'l-Abbas'ın Tilimsân (4) ve Fas'ta yaşadığı dönemi ele aldım ve tarihî hadiselerden, Cezayir yönetimini müellifimiz el-Venşerîsî'yi kovmaya, evini ve kitaplarını yağmalamaya sevk eden şartları ve sebepleri anlamaya çalıştım. Belki de fikrî ve içtimâî yön üzerinde uzunca durdum; bu hususta dayanağım, bu devrin araştırmacıların ilgisinden nasibini alamamış, hattâ pek çok müphemiyetle kuşatılmış kalmasıdır. Bu devre ait –yanlışlıkla– kendisinden sonraki devre eklenmiş olan hususiyetleri de ortaya koydum –ki buna yukarıda işaret etmiştim. İkinci Bölümde ise onun yetişmesini, tahsil ve ilmî hayatını ele aldım; nesebi ve doğum yeri hakkında gelen rivayetler ile haberleri tetkik ettim; gerek önceki gerekse sonraki tarihçilerin pek çoğunun düştüğü hatalara dikkat çektim. (4) (Tilimsân) Berberî bir isim olup iki kelimeden müteşekkildir: Birincisi, tâ'nın kesresiyle (telm) olup manası toplanma; ikincisi (sân) olup manası iki demektir. O halde bu, şehrin çöl ile tepe arasını birleştiren tabiî konumu itibarıyla tavsifî bir adıdır. İbn Haldûn şöyle der: Kara ve denize işaret ederler… Bkz. Târîhu'l-Cezâiri'l-Âm, c. 2, s. 125, dipnot 3.
الفصل الرابع: دراسة تحليلية للكتاب.الفصل الخامس: القواعد وأهميتها.الجزء الثاني: نص المخطوط.فالفصل الأول: تحدثت فيه عن الفترة التي عاشها أبو العباس بتلمسان (٤) وفاس، وحاولت أن أستشف من أحداث التاريخ الظروف والأسباب التي دفعت السلطة الجزائرية إلى طرد صاحبنا -الونشريسي- ونهب داره وكتبه.وربما وقفت طويلا مع الناحية الفكرية والاجتماعية، وشفيعي في ذلك، أن هذا العصر لم ينل حظه من عناية الدارسين، بل ظل يكتنفه كثير من الغموض، وأبرزت مزايا لهذا العصر- وقد أضيفت-خطأ- إلى العصر الذي يليه -كما أومأت إلى ذلك آنفا.والفصل الثاني: تناولت فيه نشأته وحياته الدراسية والعلمية، وفحصت الراويات والأخبار الواردة في نسبه ومكان ولادته، ونبهت على أخطاء وقع فيها كثير من المؤرخين، سواء منهم القدامى والمحدثون.(٤) (تلمسان) اسم بربري، مركب من كلمتين اثنتين؛ أولاهما: (تلم) بكسر التاء، ومعناها تجمع- والثانية (سان) ومعناها اثنين، فهو إذن إسم وصفي للمدينة باعتبار موقعها الطبيعي الجامع بين الصحراء والتل، ويقول ابن خلدون: يعنون إلى البر والبحر … انظر تاريخ الجزائر العام- ج- ٢ - ص: ١٢٥ تعليق ٣.
Ve onun şahsiyetini, ahlâkî ve yaratılışla ilgili sıfatlarını, ilmi konumunu, insanlar nezdindeki değerini ve onun şahsiyeti ile kültürü hakkındaki değerlendirmelerini ortaya koymaya çalıştım.
Üçüncü bölüm ise onun eserleri ve teliflerinin tespitine ayrılmıştır. Yazma eser fihristlerini ve tercüme-i hâl kitaplarını taradım ve onun yirmi dört adet eseri bulunduğunu tespit edebildim; oysa bunlardan ancak pek azı biliniyordu. Söz konusu eserleri topluca zikrettikten sonra en önemlilerini kısa bir tahlile tâbi tuttum; bunların yazma ve basılmış olanlarını tanıttım, bazı fihrist düzenleyenlerin ve tercüme-i hâl müelliflerinin isim ve başlıklarındaki hatalarını düzelttim ve müellifin el yazısı ve imzasının bir örneğini de ekledim.
Dördüncü bölüme gelince, onu "İzâhü'l-Mesâlik" adlı eserin tahlilî bir incelemesine tahsis ettim. Zira eserin başlığını belgeledim, telif tarihini ve onu kaleme almaya sevk eden âmili tespit ettim, içeriğini ve muhtevasını zikrettim ve en önemli güzelliklerini ortaya koymakla birlikte kendisine yöneltilebilecek tenkit noktalarını da belirterek onu değerlendirmeye gayret ettim.
Beşinci bölümde ise kaideleri ve bunların fıkıh ile şer‘î hukuk çalışmalarına etkisini ele aldım. Burada kaideyi tanımladım, türlerini saydım, usûl kaideleri ile fıkıh kaideleri arasındaki farka işaret ettim, bunların tedvini ve geçirdiği safhalar hakkında kısa bir tarihî malumat verdim, kaidelerin fıkıh çalışmalarındaki önemini ve modern hukuk/teşrî‘ çalışmalarına etkisini ortaya koydum. Bu incelemeyi, bu bölümlerin hazırlanması sırasında başvurduğum kaynak ve referanslarla sonlandırdım ve bunları yazmalar, basmalar, gazete ve dergiler ile kitabın sonunda kaydettiğim bazı yabancı kaynaklar şeklinde kısımlara ayırdım.
وعملت على إبراز شخصيته وصفاته الخلقية والخلقية، ومكانته العلمية، وآراء الناس فيه، وتقويمهم لشخصيته وثقافته.والفصل الثالث: عقدته لآثاره ومؤلفاته، وتتبعت فهارس المخطوطات وكتب التراجم، واستطعت أن أثبت أن له أربعا وعشرين مؤلفا، ولم يكن معروفا منها إلا عدد ضئيل؛ وقد ذكرتها إجمالا، ثم حللت أهمها تحليلا موجزا، وعرفت بالمخطوط والمطبوع منها، وصححت أخطاء لبعض المفهرسين وأصحاب التراجم في أسمائها وعناوينها، وأثبت صورة من خط يد المؤلف وتوقيعه.أما الفصل الرابع: فقد خصصته لدراسة كتاب "إيضاح المسالك" دراسة تحليلية، إذ وثقت عنوان الكتاب، وأثبت تاريخ تأليفه، والباعث على تدوينه، وذكرت مضمونه وفحواه، وحاولت تقييمه، بإبراز أهم محاسنه، وما يوخذ عليه.وفي الفصل الخامس: تناولت فيه القواعد وأثرها في الدراسات الفقهية والتشريع. حيث عرفت فيه بالقاعدة، وأحصيت أنواعها، ولمحت إلى الفرق بين القواعد الأصولية والفقهية، وأعطيت لمحة تاريخية عن تدوينها، والأطوار التي مرت بها، وأبرزت أهميتها في الدراسات الفقهية، وأثرها في التشريع الحديث، وختمت هذه الدراسة بمصادر ومراجع عدت إليها أثناء إعداد هذه الفصول، وقسمتها إلى مخطوطات، ومطبوعات، وصحف ومجلات، وبعض مصادر أجنبية أثبتها آخر الكتاب.
İkinci kısma gelince: O, yazma metnin bizzat kendisidir. Ben bu kısma bir mukaddime yazarak, kitabın yazma nüshalarını tanıttım ve ana nüsha ile ondan ayrılan kolları —hem eskileri hem de yenileri— gösteren bir şecere çizdim. Ayrıca tahkikte izlediğim yöntemi açıkladım; bu yöntem, metni belgelemeyi ve onu müellifin arzu ettiği şekle veya buna yakın bir biçime çıkarmayı hedefler. İki haşiye koydum: birincisi nüsha farklarına, diğeri ise ta‘likler[?] aittir. Kitabı, konularına ve en önemli muhtevasına açık ışıklar tutan ayrıntılı fihristlerle tamamladım. Sarf ettiğim çabada muvaffak olmuş, ümit ettiğimi gerçekleştirmiş olmayı dilerim. Yolun doğrusunu göstermek ve tevekkül Allah'a aittir; hâlde de âkıbette de.
أما الجزء الثاني: فهو نص المخطوط، وقد قدمت له بمقدمة، عرفت فيها بالنسخ الخطية للكتاب، ورسمت مشجرا بينت فيه النسخة (الأم) والفروع التي تفرعت عنها، سواء منها القديم والحديث، وأوضحت المنهج الذي سرت عليه في التحقيق، وهو أنه يرمى إلى توثيق النص، واخراجه كما أراده المؤلف أو قريبا من ذلك.ووضعت حاشيتين: إحداهما للفروق، والأخرى للتعاليق، وذيلت الكتاب بفهارس مفصلة، تلقي أضواء كاشفة عن موضوعاته، وأهم محتوياته. وأرجو أن أكون قد وفقت فيما بذلت، وحققت ما أملت، وعلى الله قصد السبيل والاتكال، في الحال والمآل.
Ebü'l-Abbas el-Venşerîsî: Devri. Herhangi bir insanın hayatı, geride bıraktığı miras, eser yahut makam hakkında söz söylemek; onun yaşadığı dönemi, içinde yetiştiği çevreyi, baştan sona kendisine eşlik eden şartları, zamanının en belirgin hâdiselerini, şahsiyet ve kültürünün unsurlarını, düşüncesine yön veren akımları ve ilmî üretimini gerçekleştirmesine yahut üstlendiği bir çalışma veya seyahate sevk eden saikleri bilmeyi gerekli kılar; böylelikle onun dönemindeki âlimler arasındaki yeri tespit edilebilir ve kendisi hakkında bütünlüklü bir resim ortaya konulabilir. Ne var ki Ebü'l-Abbas (Ahmed el-Venşerîsî) söz konusu olduğunda, bu yönlerin tamamını ele almak –maalesef– neredeyse imkânsız denecek bir hâl almaktadır; zira tarihçiler ve biyografi (terâcim) yazarları, bir sebeple olsun, bu yönlerin çoğuna göz yummaktan başka bir şey yapmamışlardır! Oysa Ebü'l-Abbas unutulacak yahut görmezden gelinecek türden meçhul bir şahsiyet değildi; bilakis ciddi siyasî olaylarla karşılaşmış, üzerinde uzun uzadıya durulması gereken bir hayat yaşamıştır. Buna, seyahatleri ve yaklaşık seksen yıl süren verimli ilmî hayatı da eklenmelidir. Bununla birlikte, mevcut bazı tarihî ipuçları ve geçici işaretler ışığında, onun yaşadığı devri iki döneme ayırmamız mümkündür:
أبو العباس الونشريسي١: عصرهفالحديث عن حياة أي إنسان، وما خلفه من تراث أو ذكر أو مقام. .. يستلزم الإلمام بمصره، والبيئة التي نشأ فيها، والظروف التي واكبته من البداية إلى النهاية، وأبرز أحداث وقته، ومكونات شخصيته وثقافته، والتيارات الموجهة لتفكيره، والحوافز التي حفزته إلى إنجاز ما أنجزه من إنتاج علمي، أو ما قام به من عمل أو ترحال … ليتأتى بذلك تحديد مكانه بين أهل زمانه، وإعطاء صورة مكتملة عنه، إلا أن تناول، هذه الجوانب كلها؛ بالنسبة لأبي العباس (أحمد الونشريسي)، تكاد تكون -مع الأسف- من ضرب المستحيل- ما دام المؤرخون وأصحاب التراجم أبوا إلا أن يغضوا الطرف تماما عن جل هذه النواحي لسبب أو لآخر! ! مع أن أبا العباس لم يكن من أولئك المغمورين؛ حتى ينسى أو يتناسى، إذ واجه أحداثا سياسية خطيرة، كان ينبغي الوقوف معها طويلا، بالإضافة إلى تنقلاته، وحياته العلمية الخصبة التي دامت: زهاء ثمانين عاما.ورغم ذلك فعلى ضوء ما هناك من لمحات تاريخية، وإشارات عابرة، يمكن لنا تقسيم العصر الذي عاشه إلى فترتين:
Birinci dönem (834-874 h. / 1431-1469 m.) olup bu süreyi doğduğu belde olan Cezayir'de geçirmiş; hayatının çocukluk ve gençlik safhasını teşkil etmektedir. İkinci dönem ise (874-914 h. / 1469-1508 m.) olup bunu da Mağrib'de (Fas'ta) yaşamış; olgunluk ve ihtiyarlık dönemini temsil etmektedir. Görünen odur ki, her iki asrın –daha doğrusu her iki dönemin– gerek siyasî, gerek içtimaî, gerekse fikrî açıdan müellifimizin şahsiyeti üzerinde kendine has bir tesiri bulunmaktadır. Bu sebeple bu üç hususa dair bazı noktalara ışık tutmaya çalışacağım: 1- Her iki beldedeki siyasî hayat: a- Cezayir’deki siyasî durum: İlâhî takdir öyle göstermiştir ki, Ebü’l-Abbas el-Venşerîsî dünyaya gözlerini açtığında –o dönemde– Cezayir’de hüküm süren Zîyânî Devleti, en buhranlı dönemlerinden birini yaşamakta; iç karışıklıklar, dâhilî huzursuzluklar ve siyasî parçalanmaların en şiddetlisine maruz bulunmaktaydı. Bunun sebebi, bu devletin hükümdarlarının ekserisinin zayıflığı, taht kavgalarına dalmaları ve artık Hafsî hükümdarlarının insafına kalmış olan Cezayir tahtına geçebilmek için birbirlerini yiyip bitirmeleriydi.
- فترة ما بين (٨٣٤ - ٨٧٤ هـ) (١٤٣١ - ١٤٦٩ م) - وهي التي قضاها بمسقط رأسه (الجزائر)، وتصور طور طفولته وشبابه من حياته.- وفترة ما بين (٨٧٤ - ٩١٤ هـ) (١٤٦٩ - ١٥٠٨ م) - وقد عاشها بالمغرب (فاس) وتمثل طور الكهولة والشيخوخة.ويبدو أن لكل من العصرين، أو الفترتين -على الأصح- أثره الخاص في نفس صاحبنا، سواء من الناحية السياسية، أو الاجتماعية، أو الفكرية؛ لذا سأحاول تسليط بعض الأضواء على هذه النواحي الثلاث: ١ - الحياة السياسية في كلا البلدين:أ- الحالة السياسية بالجزائر:شاءت الأقدار الإلهية أن يرى أبو العباس الونشريسي نور الحياة -والدولة الزيانية الحاكمة-آنذاك- بالجزائر تمر بأحلك فتراتها، وتعاني أشد ما تعاني من الفوضى، والاضطرابات الداخلية، والتمزقات السياسية: نتيجة ضعف جل ملوك هذه الدولة، وانهماكهم في التنافس والتهالك على تسنم العرشالجزائري، الذي أضحى تحت رحمة ملوك الحفصيين منذ أن
Terk etti onu -mücbir sebeplerle- Benî Merîn Devleti, takriben (812-827 h.) civarında(6). el-İstiksā li'n-Nāsırî, c. 4, s. 91, Dârü'l-Kitâb baskısı, Dârü'l-Beyzâ, Mağrib; ve Târîhu'l-Cezâ'iri'l-‘Âm li'l-Cîlâlî, c. 2, s. 189, Mektebetü'l-Hayât baskısı, Beyrut. Ziyânîler ise, defalarca onların hâkimiyetinden kurtulmayı, sinelerine çökmüş bu kâbusu defetmeyi ve boğazlarına geçirilmiş o ipi sökmeyi denedilerse de netice alamadılar. Nitekim el-Mu‘tasım billâh lakabıyla anılan Ebü'l-Abbâs Ahmed ez-Ziyânî -her ne kadar Hafsîler onu Tilimsân tahtına oturtmuş idiyse de (866-866 h.)(7) (1431-1461 m.)(8)-, henüz daha ayağa kalkar kalkmaz onlara karşı ayaklandı ve (837 h.-1433 m.)(9) yılında onların çağrısını reddettiğini ilan etti. Zannında idi ki onlar, onun istiklâl girişimini görmezden gelecekler ve güttükleri siyasetten -yani itaatlerinden çıkmaya kalkışan herkesi öldürme veya hapsetme ve onun yerine, kendi adlarına hutbe okuyacak ve onların emrine itaat edecek birini atama siyasetinden- vazgeçeceklerdi. Fakat zannı boşa çıktı.(7) Doğrusu, onu, el-Venşerîsî'nin doğduğu yılın aynısında tahta oturtmuşlardır.(8) Târîhu'l-Cezâ'iri'l-‘Âm, c. 2, s. 189.(9) Aynı kaynak, c. 2, s. 191. Zira Ebû Fâris el-Hafsî, haber kendisine ulaşır ulaşmaz, muazzam bir ordu ile Cezayir üzerine yürüdü, başkent Tilimsân'ı hedef alarak. Lâkin o-(6) el-İstiksā li'n-Nāsırî, c. 4, s. 91, Dârü'l-Kitâb baskısı, Dârü'l-Beyzâ, Mağrib; ve Târîhu'l-Cezâ'iri'l-‘Âm li'l-Cîlâlî, c. 2, s. 189, Mektebetü'l-Hayât baskısı, Beyrut.
تخلت عنه -لظروف قاهرة- دولة بني مرين في حدود (٨١٢ - ٨٢٧ هـ) (٦).وحاول الزيانيون -غير مرة- التخلص من سيطرتهم، وإبعاد هذا الكابوس الجاثم على صدورهم، وإزالة الخناق المطوق لرقابهم، لكن بدون طائل.فهذا أبو العباس أحمد الزياني الملقب بـ (المعتصم بالله) رغم أن الحفصيين هم الذين ولوه عرش تلمسان (٨٦٦ - ٨٦٦ هـ) (٧) (١٤٣١ - ١٤٦١ م) (٨) - فإنه لم يكد يستوي على قدميه حتى ثار ضدهم، وأعلن رفض دعوتهم سنة (٨٣٧ هـ- ١٤٣٣ م) (٩) متخيلا أنهم سيتغاضون عن محاولته الاستقلال عنهم، وأنهم سيعدلون عن سياستهم المتبعة: القتل، أو حبس كل من سولت له نفسه الخروج عن طاعتهم وتعيينهم -في محله- من يخطب باسمهم، ويأتمر بأمرهم.! ! فلم يصدق تخيله.لكون أبي فارس الحفصي بمجرد ما وصله الخبر، زحف بجيش جرار على الجزائر، قاصدا العاصمة (تلمسان) بيد أنه-(٦) الاستقصا للناصري ج- ٤ - ص: ٩١ طبع دار الكتاب- الدار البيضاء المغرب، وتاريخ الجزائر العام للجيلالي- ج- ٢ ص: ١٨٩، طبع مكتبة الحياة- بيروت.(٧) من الصدق أنه ولوه في نفس السنة التي ولد فيها الونشريسي.(٨) تاريخ الجزائر العام-ج- ٢ - ص: ١٨٩.(٩) نفس المصدر- ج- ٢ - ص: ١٩١.
Kötü talihi ve rakibinin iyi talihi sayesinde – eceli oraya ulaşamadan vâki oldu; bu sebeple ordusu Tunus'a dönmek zorunda kaldı(10). Bunun üzerine Ebü'l-Abbas (el-Âkıl) derin bir nefes aldı ve bir miktar istikrarın tadını çıkarmaya başladı. Fakat bu istikrar uzun sürmedi; zira kısa süre içinde kardeşi Ebû Yahyâ'nın isyanı ve kendisine karşı başkaldırı ilanıyla şaşkına döndü. Bu isyanı, Sultan'ın yönetiminden bıkmış bazı kabileler destekliyordu. Ebü'l-Abbas taraftarlarıyla birlikte Tilimsan'a koştu ve bir süre kuşattı. Şehir kendisine karşı direnince Vehran'a yöneldi ve orayı 840 (1437) yılında(11) – savaşsız olarak – ele geçirdi. Sultan, onu defalarca takip etmeye çalıştıysa da başlangıçta başarılı olamadı; zira kardeşi direniyor, taraftarları fedakârlık gösteriyor ve Sultan, Ebû Zeyyân Muhammed (el-Müstaîn billâh) tarafından başlatılan başka bir isyanla uğraşmak zorunda kalıyordu. Tunus hükümeti, Ebû Zeyyân'ı asker ve malzeme ile donatmıştı. O, birçok eyaleti kontrol altına aldı ve Cezayir şehrini kendi devletini kurmak için merkez edindi. İşi neredeyse tehlikeli bir hal alacaktı ki Vehran hâkimi Ebû Yahyâ onun işini bitirip elindekilere el koydu. Ebü'l-Abbas (el-Âkıl), her zamankinden daha fazla hükümdarlığını tehdit eden tehlikeyi hissetti ve kendisi yok edilmeden önce kardeşi Ebû Yahyâ'yı yok etmeye azmetti. Aralarında yıpratıcı savaşlar kızıştı; nihayet Ebü'l-Abbas'ın kefesi ağır bastı, kardeşine karşı zafer kazandı ve bütün eyaletleri yeniden hükümdarlığının himayesine kattı.(10) Tarihu'l-Cezair el-Âm, c. 2, s. 191.(11) Aynı kaynak.
من سوء حظه، وحسن حظ خصمه- أنه وافاه أجله قبل الوصول إليها، فاضطر جيشه إلى الرجوع إلى تونس (١٠)، فتنفس أبو العباس (العاقل) الصعداء، وراح ينعم بشيء من الاستقرار، لكن هذا الاستقرار لم يدم طويلا، إذ سرعان ما فوجئ بعصيان أخيه (أبي يحيى) وإعلان الثورة عليه، تسانده بعض القبائل التي سئمت حكم السلطان، فهرع إلى تلمسان مع أنصاره، وحاصرها مدة، وحينما استعصمت عليه اتجه إلى وهران، فاحتلها سنة (٨٤٠ هـ) (١١) (١٤٣٧ م) - بغير قتال، وحاول السلطان- مرارا مطاردته، إلا أن النجاح لم يحالفه في البداية، لصمود أخيه، واستماتة أنصاره، وانشغال السلطان بمقاومة ثورة أخرى شنها عليه أبو زيان محمد (المستعين بالله) الذي زودته حكومة تونس بالجند والعتاد، وتمكن من السيطرة على كثير من الولايات، واتخذ مدينة الجزائر مركزا لإنشاء دولته، وكاد أن يستفحل أمره، لو لم يقض عليه أبو يحيى (صاحب وهران) واستولى على ما كان بيده، وأحس أبو العباس (العاقل) -أكثر من ذي قبل- بالخطر الذي يهدد ملكه، وصمم العزم على القضاء على أخيه (أبي يحيى) قبل أن يقضى عليه، فاحتدمت بينهما حروب منهكة، إلى أن رجحت كفة أبي العباس في النهاية، بالانتصار على أخيه، واستيعادته جميع الولايات إلى حظيرة مملكته،(١٠) تاريخ الجزائر العام ج- ٢ - ص: ١٩١.(١١) نفس المصدر.
Böylece, peş peşe gelen bütün isyanları bastırdığına ve bir nebze olsun huzura kavuşacağına inanıyordu. Oysa, kardeşinin torunu olan Ebû Sâbit el-Mütevekkil 'alallāh’ın kendisine karşı büyük bir ayaklanma başlatacağını ve hükümdarlığının nihayetinin onun eliyle olacağını hiç beklemiyordu. Nitekim Ebû Sâbit el-Mütevekkil, yıldırım gibi başkent Tilimsân üzerine inerek (866 h. / 1461 m.) (12) babasının amcası olan sultanı oradan sürüp Endülüs’e sürgüne gönderdi; aynı anda Hafsî Devleti’nden bağımsızlığını ilan etti. (13) Bu haberler Tunus’a ulaşır ulaşmaz, Hafsî sultanı Ebû Amr Osmân el-Hafsî müthiş bir orduyla harekete geçti ve bu orduyla Cezayir vilayetlerinin ve kabilelerinin çoğunu silip süpürdü. Bölge halkı onun ilerleyişini durdurup direnmek yerine, kendisine hurma ve süt ikram ederek onu memnuniyetle karşıladıklarını ve Sultan Ebû Sâbit’in yönetiminden hoşnutsuz olduklarını ilan ettiler. Ebû Sâbit kendisini tehdit altında buldu ve derhal bir çare bulamazsa yönetiminin çöküşünün yakın olduğunu gördü. İçine düştüğü bu sıkıntıdan kendisini kurtaracak, ileri gelen âlimlerden bir heyeti Hafsî sultanının nezdinde şefaatçi olarak göndermekten daha iyi bir çare bulamadı; bu planı uyguladı ve hilesi başarılı oldu. Bunun üzerine Hafsî sultanı, kendi eliyle bazı vali ve kumandanları tayin ettikten sonra başkentine geri döndü. (14) Ne var ki Ebû Sâbit bu mağlubiyetten ders almadı; çünkü çok geçmeden ikinci kez Hafsî davetini reddettiğini ilan ederek yeniden isyana yöneldi.
(12) Târîhu’l-Cezâ’iri’l-‘Âm, c. 2, s. 193.
(13) Aynı kaynak, s. 193.
(14) Aynı kaynak, s. 194.
واعتقد بذلك أنه قضى علي كل الثورات المتلاحقة وأنه سينعم بشيء من الطمأنينة، ولم يكن يتوقع أن أبا ثابت (المتوكل علي الله) (حفيد أخيه) سيقوم بثورة عارمة ضده، وأن نهاية حكمه ستكون علي يده.وفعلا فقد نزل أبو ثابت المتوكل علي العاصمة (تلمسان) كالصاعقة سنة (٨٦٦ هـ-١٤٦١ م) (١٢) وطرد منها السلطان (عم أبيه) ونفاه إلى الأندلس، وفي نفس الوقت أعلن استقلاله عن الدولة الحفصية، (١٣) وما كادت تصل هذه الأنباء إلى تونس، حتى هب سلطانها أبو عمرو عثمان الحفصي بجيش عارم؛ مكتسحا به جل الولايات والقبائل الجزائرية، وبدل أن يحاول أهلها رد زحفه ومقاومته، صاروا يقدمون له التمر والحليب، معلنين بذلك ترحابهم به، وسخطهم علي حكم السلطان أبي ثابت الذي وجد نفسه مهددا بالخطر، وأن حكمه وشيك الانهيار إن لم يتدارك الأمر عن عجل، فلم يجد حيلة تنقده من تلك الورطة خيرا من إيفاده نخبة من كبار العلماء، ليتشفعوا له لدى السلطان الحفصي، فنفذها ونجحت حيلته، ثم قفل السلطان الحفصى راجعا إلى عاصممة ملكه، (١٤) بعد أن عين بعض الولاة والقواد بنفسه، غير أن أبا ثابت لم يأخذ العبرة بهذه الهزيمة، إذ ما لبث أن عاد إلى التمرد، بإعلانه رفض الدعوة الحفصية للمرة الثانية،(١٢) تاريخ الجزائر العام ج ٢ ص ١٩٣.(١٣) نفس المصدر ص ١٩٣.(١٤) نفس المصدر ص ١٩٤.
Sene 868 (1463) (15). Bunun üzerine Hafsî ordusu geniş çaplı bir tedip harekâtına girişti; pek çok bölgeyi hâkimiyeti altına aldı. Ardından başkent Tilimsân’a yönelerek onu, bileği saran bir bilezik gibi kuşattı. Ebû Sâbit’e düşense ancak teslim olmak, bağlılığının teminatı olarak kızını Hafsî emirlerinden birine hediye etmek ve Hafsî sultanına hitaben (kendi eliyle) şu biatı yazmaktı: “Ne fs Allah’a tevekkül eden kulu Muhammed’in üzerine Allah’ın lütfu olsun; güç ve kuvvet ancak Allah’ındır. Kızını (bakire olarak) Mevlâ Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Mevlâ el-Mes‘ûd’a –nikâhsız olarak– verdi … (16) ”. İşte bu dönemde Cezayir’de olayların çarkı böyle dönüyordu: dâhilî kavga ve fitneler, ardı arkası kesilmeyen yıpratıcı isyanlar, kardeşler arasında kimi zaman komşu hükümdarlar arasında ise başka zamanlarda –âdeta kanıksanmış bir hâl alan– mülk ve riyâset çekişmesi; İspanyollar ise gizlice Endülüs Müslümanları’nın son çilesini yaşadıkları sırada onlara yardım ulaşmasın diye Akdeniz ve Atlas Okyanusu’ndaki İslâmî liman ve müstahkem mevkileri işgal etmenin planlarını yapıyorlardı. Nitekim İspanyollar diğer merkezlere saldırmaya hazırlık olarak (fiilen) Bûne (Annâbe (17)) şehrini işgal ettiler; Portekizliler de aynı şekilde ganimetten paylarını almak için can atıyorlardı(15) Aynı kaynak, s. 195.(16) Aynı kaynak, s. 195.(17) Annâbe, Cezayir’in en doğusunda, Tunus-Cezayir sınırına 100 km mesafede bulunan bir şehirdir. İsmi (Hibbû), (Hibbûne), (Zâve), (Bûne) gibi birkaç defa değiştikten sonra bugünkü hâli olan Annâbe’yi almıştır. Bk. el-Arabî Dergisi, sy. 178, s. 83.
سنة (٨٦٨ هـ ١٤٦٣ م) (١٥) فقام الجيش الحفصي بحملة تأديبية، واسعة النطاق، أخضع لسلطته كثيرا من الجهات، ثم يمم العاصمة (تلمسان) فأحاط بها إحاطة السوار بالمعصم، فما كان من أبي ثابت إلا الاستسلام، وإهداء بنته لأحد الأمراء الحفصيين كعربون على إخلاصه، وكتابة البيعة -للسلطان الحفصي- بيده، جاء فيها: "شهد على نفسه عبد الله المتوكل عليه، محمد لطف الله به، ولا حول ولا قوة إلا بالله، وأعطى بنته بكرا للمولى أبي زكرياء يحيى بن المولى المسعود دون خطبة … (١٦) ".هكذا كانت عجلة الأحداث تسير في الجزائر خلال هذه الحقبة، عراك وفتن داخلية، وثورات مضنية متتالية، والتطاحن على الملك والرئاسة -أصبح شيئًا مألوفا- بين الإخوة تارة، وبين الملوك المتجاورين تارة أخرى، والإسبان يخططون في خفاء، لاحتلال القواعد والثغور الإسلامية، والمراكز الاستراتيجية على البحرين: المتوسط والأطلسي، حتى لا تقع النجدة لمسلمي الأندلس، الذين كانوا يعيشون محنتهم الأخيرة، فاحتل الإسبان (فعلا) مدينة بونة (عنابة (١٧)) تمهيدا للسطو على المراكز الأخرى، والبرتغاليون -بدورهم- اشرأبت أعناقهم لأخذ حقهم في الغنيمة، فأخذوا(١٥) نفس المصدر ص ١٩٥.(١٦) نفس المصدر ص ١٩٥.(١٧) عنابة مدينة تقع في أقصى الطرق الشرقي للجزائر على بعد ١٠٠ كيلو متر من حدود تونس مع الجزائر، وتبدل اسمها عدة مرات من (هبو) و (هبونة) و (زاوة) و (بونة) إلى اسمها الحالي عنابة. انظر مجلة العربي ع ١٧٨ ص: ٨٣.
İkinci defa olmak üzere Vehran limanını ele geçirmeye hazırlanıyorlardı; o esnada Cezayir hükümdarları ise, birer birer düşman eline düşmekte olan serhat şehirlerini müdafaa için kıpırdamıyor, Endülüs ahalisinin yalvarışlarına ve tekrarlanan imdat çağrılarına aldırış etmiyorlardı. Hatta açık sözlülüğü, hak konusundaki tavizsizliği ve İslam gayretiyle bilinen Ebü’l-Abbas el-Venşerîsî, Ebû Sâbit’in Endülüs’ün çağrıları karşısındaki olumsuz tavrını ve işleri akıl ve hikmetle idare etme basiretinden yoksun oluşu sebebiyle iflas etmiş siyasetini tenkit etmiş olabilir. Zira o, Hafsî sultanını kurnazlık ve maharetle idare etseydi, o mağlubiyet ve hakarete uğramazdı; aksine onu, Müslüman Endülüs’te fesat çıkaran ve halkını kökünden sökmek, İslâm’ın köklerini oradan kazımak için her türlü çirkin vasıtayı kullanan en büyük düşmana karşı savaşta kendisiyle işbirliği yapmaya çekebilirdi. İşte bu cesaret, meydan okuma ve kibir olarak Cezayir sahillerine ve diğerlerine saldırmaya kadar vardı. Belki Venşerîsî buna öfkelenmiş, sultanın rezilâne tavırlarını açıkça kınamış; meliklerin gururu da dostumuzu Tilimsân’dan sürmeye ve evini yağmalamaya sevk etmiştir. Ayrıca Venşerîsî’nin, Hafsî melikine tâbi olmaya ve ona biat etmeye teşvik etmekle suçlanmış olması da mümkündür; ya da en azından o, melikin bir tenkil seferi düzenlediği sırada kendisini karşılayanlar arasında yer almış, melikten düşmanı sahillerinden kovması, iç güvenliği sağlaması ve vatanın sınırlarını koruması için umut bağlamışlardı; çünkü Ebû Sâbit’in Endülüs karşısındaki acziyeti ve olumsuzluğu konusunda ümitlerini kesip iyice emin olmuşlardı. Ne gariptir ki tabakat kitapları bu hadiseyi hiçbir sebep veya gerekçe zikretmeksizin, hatta sultanın ismini dahi anmadan geçiştirirler. O sultan ki...
يستعدون للاستيلاء على ميناء وهران- للمرة الثانية- دون أن يحرك حكام الجزائر- آنئذ- ساكنا للدفاع عن ثغورهم التي صارت تتساقط في يد العدو تباعا، ولا التفتوا إلى تضرعات أهل الأندلس، واستغاثاتهم المتكررة، وربما انتقد أبو العباس الونشريسي- وقد عرف بصراحته وتصلبه في الحق، وغيرته على الإسلام- موقف أبي ثابت السلبي إزاء نداءات الأندلس، وسياسته الفاشلة لعدم تبصره بتصريف الأمور بتعقل وحكمة، فلو عامل السلطان الحفصي بدهاء وحنكة، لما لحقته تلك الهزيمة والإهانة، بل ولاستماله إلى التعاون معه على محاربة العدو الأكبر، الذي كان يعيث فسادا في الأندلس المسلمة، ويستعمل كل الوسائل البشعة لاستئصال أهلها وقلع جذور الإسلام منها، وهاهو ذا بلغت به الجرأة إلى اقتحامه الشواطيء الجزائرية وغيرها- تحديا واستكبارا، وربما غضب الونشريسي لذلك، واستنكر على السلطان مواقفه المزرية جهارا، فحملته أنفة الملوك على طرد صاحبنا من تلمسان، وانتهاب داره.كما يحتمل أن الونشريسي أتهم بالتحريض على مشايعة الملك الحفصي، ومبايعته له، أو على الأقل كان من ضمن الذين رحبوا به أثناء قيامه بحملة تأديبية، معلقين عليه آمالهم أن يعمل على طرد العدو من شواطئهم بعد أن يئسوا وتيقنوا من عجز أبي ثابت وسلبيته إزاء الأندلس، وتوفير الأمن الداخلي، والذود عن حوزة الوطن …ومن الغريب أن كتب التراجم تمر بهذا الحادث مر الكرام دون أن تذكر أي سبب أو تعليل، بل وحتى إسم السلطان، الذي
Ondan sadır olan şeye işaret etmemiş, sadece şöyle demiştir: 'Sultanla bir hadisesi oldu ve evi yağmalandı (18).' Sebep ne olursa olsun, sahibimizin Tilimsan'dan nefyedilmesi ve mallarının müsadere edilmesi emrini vermiş; o da Muharrem 876 (M. 1469) (19) evvelinde yola çıkıp Fas'a gitmiş, orada ilim adamlarından dostlarını bulmuş; kendisini son derece hoş karşılamışlar, ona gösterdikleri hürmet ve ikram musibeti unutturmuştu. Nasıl unutturmasın? Zira onu yazıları ve pek çok fetvâsıyla tanımışlardı. Nitekim Fas ve Tilimsan âlimleri arasında zaman zaman ilmî muhâvereler, mütekabil suâl ve cevaplar cereyan ederdi; en girift ve en dakik fıkhî meselelerde... ve birbirlerine mükâtebe yoluyla icâzet verirlerdi. Venşerîsî'nin kendisi de Fas'taki bazı şeyhlerden mükâtebe yoluyla ders aldığını zikretmektedir (20). b- Mağrib'in Siyasî Durumu: Mağrib'in o dönemdeki siyasî vaziyeti, Cezayir'dekinden daha iyi olmayıp bilakis en kötü haldeydi. Zira daha dün gücüyle saldıran ve dolaşan kudretli Merînî Devleti, İbn Haldûn'un (21) da ifade ettiği gibi çoğu millete ârız olan ihtiyarlık ve yıpranma hastalığına yakalanmıştı. Son zayıf hükümdarları Sultan Abdülhak idi. (18) Bkz. (Fihrese) el-Mencûr, s. 50; Neylü'l-ibtihâc, s. 87; el-Bustân, s. 53; Laktü'l-ferâid, s. 254. (19) Aynı kaynak. (20) Bkz. Vefeyâtü'l-Venşerîsî (Elf sene mine'l-vefeyât fî selâseti kütüb) Haccî, s. 149. (21) Mukaddime, s. 304-307. Neşr: Dâru'l-Kitâbi'l-Lübnânî.
صدر عنه ذلك لم تشر إليه، وإنما اكتفت بالقول: "إنه حصلت له كائنة مع السلطان، وتعرضت داره للنهب (١٨) ".وكيفما كان السبب، فقد أصدر الأمر بنفي صاحبنا من تلمسان، ومصادرة أملاكه، فغادرها في غرة محرم سنة (٨٧٦ هـ- ١٤٦٩ م (١٩)) قاصدا فاس، فوجد بها أصدقاءه من علمائها الذين رحبوا به أيما ترحاب، وأضفوا عليه من التقدير والتكريم ما أنساه المصاب، وكيف لا؟ وقد عرفوه من خلال كتاباته وفتاواه الكثيرة، إذ كانت تجري بين علماء فاس وتلمسان -من حين لآخر- محاورات علمية، وتساؤلات وإيجابات متبادلة؛ في أعوص المسائل الفقهية وأدقها، وتبادلوا الإجازات بالمراسلة، والونشريسي نفسه يذكر أنه أخذ عن بعض شيوخ فاس بالمكاتبة (٢٠). ب- الحالة السياسية بالمغرب:لم يكن الوضع السياسيى بالمغرب-آنذاك- أحسن مما كان عليه بالجزائز بل كان على أسوا حال، فالدولة المرينية القوية التي كانت بالأمس القريب، تصول وتجول، قد أصابها داء الشيخوخة والهرم، الذي يصيب أكثر الأمم -كما يقول ابن خلدون (٢١) - وكان آخر ملوكهم الضعفاء السلطان عبد الحق(١٨) انظر (فهرسة) المنجور ص: ٥٠، ونيل الابتهاج ص: ٨٧، والبستان ص: ٥٣ ولقط الفرائد ص: ٢٥٤.(١٩) نفس المصدر.(٢٠) انظر وفيات الونشريسي (ألف سنة من الوفيات في ثلاثة كتب) لحجى ص: ١٤٩.(٢١) المقدمة ص: ٣٠٤ - ٣٠٧. نشر دار الكتاب اللبناني.