Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın salâtı, efendimiz ve mevlâmız Muhammed (s.a.v.)'e, âline, ashâbına ve tam bir teslimiyetle selâm olsun. İstiğfâr eden, fakîr, miskîn kul; Allah’ın sağlam kulpu ve metin ipine tutunan Ahmed b. Yahyâ b. Muhammed b. Abdilvâhid b. Ali el-Venşerîsî –ki Allah onu muvaffak kılsın, onun için hayırlısını versin, niyetini ve ümidini başarıya ulaştırsın– şöyle der: Hamd, doğru yol ve hak dinini bütün dinlere üstün kılan, (o) hüküm sahibi, adaletli, yüce, apaçık olan Allah’a mahsustur. En mükemmel salât ve selâm, efendimiz ve mevlâmız, müheymin ve emîn peygamber Muhammed (s.a.v.)'e; nebîlerin ve resûllerin sonuncusuna; ümmetin ve bütün mahlûkatın efendisine; âline, zevcelerine, en yakın ve en kerim olan zürriyetine, ashâbına, hizbine, aşiretine ve en yakın akrabalarına da –din gününde faydasını bulacağımız bir salât ve selâm– olsun. Emmâ ba‘d: Şüphesiz ki sen, ey faziletli, şerif, yüce kadir sahibi, en yüksek ve ulu kişi –Allah saadetini artırsın, niyetini mübarek kılsın, seni himayesinde korusun, ezelî şerefini aziz kılsın, lütfuyla seni muhafaza etsin ve bu tahsile devam hususunda yardımımı ve yardımını en güzel şekilde kılsın– bana, fasılları düzenlenmiş, yapıları ve esasları sağlam bir özet (telhîs) derlememi sordun ki onun işi sana kolay gelsin, zikri kulaklara ve kalplere hafif gelsin. Böylece bana, aşılması güç bir engel yükledin.
بسم الله الرحمن الرحيم وصلي الله على سيدنا ومولانا محمد، وعلى آله وصحبه وسلم تسليماً.يقول العبد المستغفر الفقير المسكين، المستمسك بعروة الله الوثقى، وحبله المتين، أحمد بن يحيى بن محمد بن عبد الواحد بن علي الونشريسي، وفقه الله، وخار له، وأنجح قصده وأمله.الحمد لله الذي أعلى دين الهدى والحق على كل الدين، الحكم العدل العلي المبين، والصلاة والسلام الأكملان على سيدنا ومولانا محمد النبي المهيمن الأمين، خاتم الأنبياء والمرسلين، وسيد الأمة وكافة الخلق أجمعين، وعلى آله وأزواجه، وذريته المقربين الأكرمين، وأصحابه وحزبه وعترته وعشيرته الأقربين صلاةً وسلاماً نجدهما يوم الدين.وبعد:فإنك سألتني أيها الفاضل الشريف، الرفيع القدر الأعلى المُنيف، وصل الله سعدك ويمّن قصدك، وحرس كنفك، وأعز الأثيل شرفك وأجمل بمنِّه صونك وأحسن على ملازمته من التحصيل عوني وعونك، أن أجمع لك تلخيصاً مهذب الفصول، مُحكم المباني والأصول، يسهل عليك أمره ويخف على الأسماع والقلوب ذكره، فكلفتني من ذلك عقبة، لا يقطعها
Bâzil! Peki, kendi sünnetinden aşağı inen kimsenin hâli nice olur? Hele vaktin, zihnin düşkünlüğüne, hallerin çatışmasına, ümitlerin imkânsızlaşmasına, düşüncelerin devamlılığına, sıkıntıların çoğalmasına rastladığı zaman ki bunlar isabetli re’yi giderir veya neredeyse giderir. Bunlardan ötürü şikâyet Allah’adır, sığınak da O’dur. Umulur ki duâyı kabul eder ve işitir. (Yoksa darda kalana, kendisine duâ ettiğinde icabet eden ve kötülüğü gideren mi?) Onu çağırdığı zaman. O’ndan başka ilah yoktur, O benim Rabbimdir, O’na tevekkül ettim, O bana kâfidir. Lakin, açık alınlı şerefinin rızasına koşmak, apaçık zorunlu ve kesin bir haktır. İşte bu az miktarı, dağınık fikrin ve kırık parçalanmış kalbin izin verdiği kadar senin için derledim; onun kabulüne ve hoşnutluk ve göz yumma gözüyle bakmana, en güzel ve en razı olunan yolları takip etmene güvenerek, güzel vasıflarına ve iyi insafına dayanarak. Ona 'Îzâhu’l-Mesâlik ilâ Kavâidi’l-İmâm Ebî Abdillâh Mâlik' adını verdim. Allah’tan bu eser için sevap, O’na yaklaştıracak sâlih amellerde muvaffakiyet dilerim. O’ndan, bizi zatında sevdiği ve dost edindiği, rızası yolunda safa (dostluk) üzere ahidleşip sıkıca bağlandığı, O’nunla olan bağını Allah’a bir taat olarak sürdürmek için ciddiyetle çalışanlardan kılmasını niyaz ederim. O’ndan başka ilah yoktur; O, Semî’dir, Basîr’dir. (Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.) Kaide (1): Gâlib, muhakkak gibi midir, değil midir? Üzerinde necaset kullanma âdeti olan şeyin sürü, kâfirin ve namaz kılmayanın elbisesi, ve avı delici silahla idrak edip onun kastedildiğini zanneden veya ortak olan...
بازل، فكيف بمن كان عن سنّه نازل، وإذ صادفت الوقت في تساقم بال، وتمانع أحوال، وتعذر آمال، وملازمة أفكار، وتوفر أنكاد، تُذهب الرأي السديد، أو تكاد، إلى الله منها الشكوى، والمفزع، فعساه يجيب الدعاء ويسمع، (أمن يجيب المضطر إذا دعاه ويكشف السوء) إذا استدعاه، لا إله إلا هو ربي، عليه توكلت، وهو حسبي.لكن المسارعة إلى مرضاة شرفك، الواضح الجبين، من الحق الواجب المتحتم المبين.فجمعتُ لك في هذا النَّزر الذي سمح به الفكر الموزَّع، والقلب الكسير المجزَّع، مُعتمداً في قبوله وملاحظته بعين الرضى والإغضاء، وسلوك السنن الأجمل الأرضي، على جميل أوصافك، وحسن إنصافك. وسمَّيته بإيضاح المسالك، إلى قواعد الإمام أبي عبد الله مالك.ومن الله أسأل المثوبة عليه، والتوفيق للأعمال الصالحة التي تُقرِّب إليه، وهو المسؤول أن يجعلنا ممن أحبَّ في ذاته وودَّ، وعقد على المصافاة في مرضاته وشدَّ، وسعى في كون صلته طاعة لله وجدَّ، لا إله إلا هو السميع البصير، (فنعم المولى ونعم النصير). قاعدة (١)الغالب هل هو كالمحقق، أم لاوعليه سؤر ما عادته استعمال النجاسة، ولباس الكافر وغير المصلي، ومن أدرك الصيد منفوذ المقاتل، وظن أنه المقصود، أو اشترك
Bir muallimle birlikte olup da muallimin katil olduğunu zanneden; hayız veya hamileliğe talâkı (tencîz ve te’hîr cihetinden) ta‘lik eden kimse hakkında. Kaide (2): Şer‘an mefkud olan, hıssî mefkud gibi midir, yoksa değil midir? Buna binaen, eğer burun kanaması (ra‘âf) üst parmak uçlarını aşarsa, fazla olan kısım dirhem miktarı veya daha fazla addedilir mi, yoksa addedilmez mi? Eğer hâzır olan kimse suyu kaybeder de (biz) onu teyemmüm ehlinden saymazsak –Tûnusî ise (onun) ne su ne de toprak bulamayan kimsenin hükmüne tâbi olduğunu söylemiştir–; eğer bir muhrim av öldürürse o av meyte hükmündedir; Şâfiî'nin hilâfınadır. Eğer (bir kimse) onunla cima‘ edeceğine yemin eder de hayızlı iken cima‘ ederse; veya (bir kadınla) evleneceğine yemin eder de fâsid bir nikâhla evlenirse; veya köle veya cariyeyi satacağına yemin eder de onları fâsid bir satışla satarsa; veya (kadının) hamile olduğu ortaya çıkarsa; veya şu yemeği yiyeceğine yemin eder de yemek bozulup sonra onu yerse; veya bir mâsiyet işlemeye –öldürmek veya içki içmek gibi– yemin eder de sonra cesaret edip onu yaparsa; ve eğer taksimde haksızlık ederse, hesaba çekilmez ve yeniden başlar. (Bunun hilâfını) el-Lahmî istikrâ etmiştir. – (Bu durumlar) hâızla cima‘ı helâl kılmaz, (erkeği) muhsan yapmaz, ric‘at gerektirmez ve fîe sayılmaz; Abdülmelik'in görüşünün hilâfınadır. – Buna binaen, fâsid satışta alıcının damânı alıcıya intikal etmez; mebî‘ onun elinde vedîa gibi telef olsa dahi. Bu kaidenin aksi de geçerlidir.
مع معلم، وظن أن المعلم هو القاتل، ومن علَّق الطلاق بالحيض أو الحمل في التنجيز والتأخير. قاعدة (٢)المعدوم شرعاً، هل هو كالمعدوم حسًّا، أم لاوعليه إذا تجاوز الرعاف الأنامل العليا، هل يُعتبر في الزائد قدر الدرهم، أو أكثر، أم لا، وإذا فقد الحاضر الماء، وقلنا ليس من أهل التيمم، وقال التونسي: يجري على حكم من لم يجد ماء ولا تراباً، وإذا قتل مُحرم صيداً فهو ميتة، خلافاً للشافعي، وإذا حلف ليطأنها، فوطئها حائضاً أو ليتزوجن، فتزوج تزويجاً فاسداً، أو ليبيعنَّ العبد أو الأمة، فباعهما بيعاً فاسداً، أو أُلفيت حاملاً، أو حلف ليأكلن هذا الطعام، ففسد، ثم أكله، أو حلف على فعل معصية، من قتل، أو شرب، ثم تجرَّأ وفعله، وغذا جار في القسم، فلا يُحاسب، ويبتدئ، واستقرأ اللخمي خلافاً، ولا يُحلل وطء الحائط، ولا يُحصن، ولا يوجب رجعة، ولا يكون فيئةً خلافاً لعبد الملك، وعليه عدم انتقال ضمان المشتري فاسداً إلى المشتري، ولو فات المبيع بيده كوديعة عنده. وعكس هذه القاعدة.
Kâide (3): Şer‘an mevcut olan, hakikaten mevcut olan gibi midir, değil midir? Buna binâen imam-ı ratib yalnız başına namaz kıldığında, o namazı iade etmez mi ve mescidinde o namaz için cemaat (toplanıp) kılınmaz mı, yoksa (öyle değil midir)? Zimmette olanın ödenmesi. (Bunun) üçüncüsü: Meşhur olan, eğer (ödenen) helâl olur veya hâl (peşin) ise caiz olduğudur. Kâide (4): A‘yânın inkılâbı (istihâle) ahkâma tesir eder mi, etmez mi? Buna binâen şarabın sirke haline gelmesi veya katılaşması; meytenin (leşin) külü; müzbele (süprüntülük); cellelenin (pislik yiyen hayvanın) sütü, yumurtası, teri, idrarı ve eti; sarhoşun teri; şarap içen kadının sütü; necis su ile sulanan ekin ve sebzeler; münecces bal yiyen arıların balı; hamam damlası... ki bunlar pek çoktur. Kâide (5): Mağlup muhâlit (galip gelen karışım): Onun aynı (asılı/cevheri) kendisine karışan şeyin aynına dönüşür mü, yoksa dönüşmez ve sadece hissedilmez hale mi gelir? Buna binâen necasetin az (suya) veya çok yemeğe karışmasındaki ihtilâf (bu esasa dayanır).
قاعدة (٣)الموجود شرعاً، هل هو كالموجود حقيقة، أم لاوعليه إذا صلى الإمام الراتب وحده، هل لا يعيد ولا يُجمع في مسجده لتلك الصلاة، أم لا. وصرف ما في الذمة. ثالثها، المشهور إن حل أو كان حالاً جاز. قاعدة (٤)انقلاب الأعيان، هل له تأثير في الأحكام، أم لاوعليه الخمر إذا تخلل، أو تحجر، ورماد الميتة والمزبلة ولبن الجلالة، وبيضها، وعرقها، وبولها، ولحمها، وعرق السكران، ولبن المرأة الشاربة، والزرع والبقول تُسقى بماء نَجِس، وعسل النحل الآكلة للعسل المنجوس، وقطرة الحمام، وهي كثيرة جداً. قاعدة (٥)المخالط المغلوب، هل تنقلب عينه إلى عين الذي خالطه أو لاتنقلب، وإنما خفي عن الحسّ فقطوعليه الخلاف في مُخالطة النجاسة بقليل (الماء) أو بكثير الطعام
Sıvı meselesinde; birinci görüşü Ebû Hanîfe, ikinci görüşü Şâfiî (r.a.) söylemiştir. Bunun üzerine ihtilaf, başka bir şeyle karıştırılmış sütte de söz konusudur; sütün mağlup, diğerinin galip olması halinde. İbnü'l-Kâsım ile Ebû Hanîfe'nin mezhebi, bu karışımın hükümsüzlüğü ve haramlığın onunla yayılmamasıdır. Eşheb ile Şâfiî'nin mezhebi ise onu itibar etmek ve haramlığın onunla yayılmasıdır. Kaide (6): İllet ortadan kalktığında, hüküm onun kalkmasıyla kalkar mı, yoksa kalkmaz mı? Bunun üzerine ihtilaf şu konulardadır: Necasetin değişikliğinin ortadan kalkması; nikâhın, fesih öncesinde hastalıkta nikâh kıyanın sıhhatine bağlı olarak sıhhati; hedy (kurbanlık hayvana) binmede, dinlenmeden sonra inmenin lüzumu; muzdarın (mecbur kalanın) murdar (leş) yemesinde doymanın mubah olması veya sadece canını kurtaracak kadar ile yetinmesi; şuf‘a hakkı olan hisseyi sattığında; kölenin, (kadının) seçim yapmasından önce azat edilmesi; kocaya cünûn, cüzzam veya baras sebebiyle talâk verildiğinde, sonra iddet içinde iyileştiğinde; karısına, eğer altı aydan fazla gâib olursa işinin kendi elinde olduğunu şart koştuğunda, sonra sekiz ay gâib oldu, fakat...
المائع، وبالأول قال أبو حنيفة، وبالثاني قال الشافعي رضي الله عنهما.وعليه الخلاف أيضاً في اللبن المخلوط بغيره، إذا كان اللبن مغلوباً، وغيره غالباً.ومذهب ابن القاسم وأبي حنيفة لغوه، وعدم انتشار الحرمة به ومذهب أشهب والشافعي اعتباره، ونشر الحرمة به. قاعدة (٦)العلة إذا زالت هل يزول الحكم بزوالها، أم لاوعليه الخلاف إذا زال تغير النجاسة، وصحة النكاح بصحة الناكح في المرض قبل الفسخ، ولزوم النزول بعد الراحة، في ركوب الهدي، وإباحة الشبع أو الاقتصار على سد الرمق في المضطر لأكل الميتة، وإذا باع الشقص الذي يستشفع به، وإذا عتق العبدُ قبل أن تختار، وإذا طُلق على الزوج بجنون أو جذام، أو برص ثم برئ في العدة، وإذا شرط لزوجته إن غاب عنها أزيد من ستة أشهر فأمرها بيدها، فغاب ثمانية أشهر، فلم
Ödeyinceye kadar hükmedilir. Ve şayet kefil, hükümden sonra ve tazminden önce kefalet altına alınan kişiyi hazır ederse; ve şayet (kişi) hastalığında bağış olarak (bir tasarrufta) bulunup sonra iyileşirse; ve şayet efendi, kölesinin nikâhını (köleyi) satıncaya kadar bilmezse; yahut koca, karısının üçte birden fazla bağışta bulunduğunu, kadın dul kalıncaya kadar (bilmezse) ve bunun gibi diğer hususlar.
Tenbih: Ayıp, iadeden önce ortadan kalktığı takdirde iade edilmeyeceği hususunda ihtilaf etmemişlerdir. Nitekim güzel kokunun kokusu giderildiğinde, ihramdan sonra onun mubah olmayacağında da ihtilaf etmemişlerdir. Zira men‘ hükmü onda sâbit olmuştur; aslolan ise bu hükmün istishab edilmesidir. Bu asıldan (istishab aslından) muhrimin nikâhı ve Cuma nidasına muvafık (olan) değildir. Çünkü bu ikisindeki yasak bizzat ihram ve vaktin kendisi içindir; onların yokluğu sebebiyle değildir. Bunu İbn Rüşd söylemiştir.
Ve dikkat et: Baba, hastalığında oğlu adına mehri yüklenir ve Mâlik‘in iki kavlinden birine göre nikâhın fesadına bina edersek, sonra baba iyileşirse; bu meselede, hastanın nikâhında iyileştiği takdirde görülen ihtilaf cereyan eder mi, etmez mi? Bu hususta dikkat ve ihtilaf vardır.
Kaide (7): Zan, zan ile nakzedilir mi, nakzedilmez mi? Ve buna göre kaplar, elbiseler, kıle, hüküm ve fetvada içtihadın değişmesi (söz konusu olur).
تُقض حتى قدم، وإذا أحضر ضامن الوجه مضمونه بعد الحكم وقبل الغُرم، وإذا بتَّل في مرضه تبرُّعاً ثم صح، وإذا لم يعلم السيد بنكاح عبده حتى باعه، أو الزوج بتبرع زوجته بأكثر من الثلث، حتى تأيمت، وغير ذلك.تنبيه:لم يختلفوا إذا زال العيب قبل الرد ألا ردَّ، كما لم يختلفوا، إذا بطلت رائحة الطيب، أنه لا يباح بعد الإحرام، لأن حكم المنع قد ثبت فيه، والأصل استصحابه، وليس من هذا الأصل نكاح المُحرم، والموافق لنداء الجمعة، لأن المنع فيهما لنفس الإحرام والوقت، لا لأمر بأن عدمه، قاله ابن رشد.وانظر إذا تحمل الأب بالصداق عن ابنه في مرضه وفرَّعنا على أحد قولي مالك بفساد النكاح، ثم صح الأب، هل يجري فيه من الخلاف ما في نكاح المريض إذا صح، أو لا. في ذلك نظر واضطراب. قاعدة (٧)الظن هل يُنقضُ بالظن، أم لاوعليه تغير الاجتهاد في الأواني والثياب والقِيلة (والحكم) والفتوى.
Tenbihler: Birinci Tenbih: İbnü'l-Hâcib, Müntehâ's-Sûl ve'l-Emel Muhtasarı'nda şöyle der: Hâkim, içtihadî meselelerde verdiği hükmü ne kendisi ne de başka bir hâkim ittifakla bozamaz. Zira bu, teselsüle yol açar; böylece hâkim nasbının maslahatı kaybolur. Onun fıkhî muhtasarında: Eğer hâkim kasden hüküm verir de ardından başka bir hükmün daha isabetli olduğu ortaya çıkarsa, İbnü'l-Kâsım der ki: İlk hüküm fesholunur. İbnü'l-Mâcişûn ve Sahnûn ise: Onun feshi caiz değildir, demişler; ulema da onların görüşünü doğru bulmuştur. Şu halde naklî bir itiraza karşı cevap ne olur, düşün. İkinci Tenbih: Hâkimin hükmü dört şeyde nakzolunur: İcmâa, kavâide, kıyas-ı celîye veya nas-ı sarîhe muhalif olduğunda. Kâide (8): Vâcib olan, içtihad veya isabettir. Ve bu vâcib üzerinde şu hususlarda hata vâki olur: kîle [rivayet/söz hatası], zekât yoksulları, kefâret, av cezası, ezâ fidyesi, hâris hatası, imamın burun kanaması kanını yıkadıktan sonra boş olduğunu zannederek namazını olduğu yerde tamamlayıp sonra zannının hatalı çıkması; imamın namazına uyup onun kestiğini tercih eden kimse—sonra hata ortaya çıkarsa, acaba onun kestiği kendisine kâfi gelir mi, gelmez mi?
تنبيهان:الأول: قال ابن الحاجب في مختصر منتهى السول والأمل: لا يُنقض الحكم في الاجتهاديات، منه، ولا من غيره باتفاق، للتسلسل، فتفوت مصلحة نصب الحاكم، وفي مختصره الفقهي: فلو حكم قصداً فظهر أن غيره أصوب فقال ابن القاسم يفسخ الأول، وقال ابن الماجشون وسحنون: لا يجوز فسخه، وصوبه الأئمة.فتأمل ما يكون جواباً عن معارضة نقلية.الثاني: حكم الحاكم ينقض في أربعة أشياء:إذا خالف الإجماع أو القواعد، أو القياس الجليَّ، أو النص الصريح. قاعدة (٨)الواجب الاجتهاد، أو الإصابةوعليه الخطأ في القِيلة، ومساكين الزكاة، والكفارة، وجزاء الصيد، وفدية الأذى وخطأ الخارص، ومن ظن فراغ الإمام بعد غسل دم الرعاف فأتم مكانه، ثم أخطأ ظنه، ومن تحرى صلاة الإمام وذبحه، ثم تبين الخطأ، هل يجزيه ذبحه، أم لا.
Tenbih: Şeyhler, zekât meselesindeki ihtilafı, alan kişinin hak sahibi olmadığı (zengin, köle ve kâfir gibi) ortaya çıktığında, bunlara verenin mal sahibi olması durumuyla kayıtlamışlardır. Ancak bunların her birine verme yetkisi imam (devlet başkanı) ise, o takdirde zekât geçerlidir; ne imama ne de mal sahibine bir tazminat gerekmez. Çünkü bu, ictihada açık bir meseledir ve imamın ictihadı geçerli (nâfiz) ve bağlayıcıdır.
Kaide (9): Görünüşte doğru ve hak olan, fakat iç yüzü hata ve bâtıl olan hüküm. Zâhirin hükmü bâtının hükmüne galip gelir ve hükümler infaz edilir mi? Yoksa bâtının hükmü zâhirin hükmüne galip gelir ve hükümler reddedilir mi? Buna binaen, el-Müdevvene'deki istihkak bahsinde zikredilen: Vasiyetleri infaz edildikten sonra köle olduğu ortaya çıkan vasiyet edilen kişi hakkında köleliğine hükmolunması; öldüğüne hükmolunup sonra diri olarak gelmesi; veya âdil olduğu zannedilerek şahitliği kabul edilip hüküm verilen bir kişinin, hükümden sonra câni olduğu sabit olunca hükmün bozulup bozulmayacağı gibi meseleler. Hâkim, gâib bir adamın mallarını, o gâib aleyhine borcu sabit olan kişiye, borcunu ödemek üzere sattığında, sonra (gâib) borcunu ödediğini ispat ederse, (adam) malını (satıcıdan) bedelsiz mi yoksa bedelini ödeyerek mi alır? Bu kaidenin fürûuna dair daha fazla açıklama inşallah gelecektir.
Kaide (10): Ârızî unutkanlık, aslî unutkanlık gibi midir, değil midir? Buna binaen: Namazda bir necaset görüp sonra unutan; muvâlâtı hatırlayıp sonra unutan; vaktinde iade etmesi emrolunup hatırladıktan sonra unutan kimse...
تنبيه:قيد الشيوخ الخلاف في مسألة الزكاة، فيما إذا ظهر أن آخذها غير مستحق، كالغني والعبد والكافر، بما إذا كان دافعها لهم ربها، وأما إن كان المتولي لدفعها لكل واحد من هؤلاء الإمام، فإنها تجزي، ولا غُرم عليه ولا على ربها، لأنها محل اجتهاد، واجتهاده ماضٍ نافذ. قاعدة (٩)الحكم بما ظاهره الصواب والحق، وباطنه خطأ وباطلهل يُغلب حكم الظاهر على حكم الباطن، فتنفذ الأحكامأو يغلب حكم الباطن على حكم الظاهر، فتردُ الأحكاموعليه ما ذكره في استحقاق المدونة، في الموصى ينكشف أنه مملوك بعد نفوذ وصاياه، وحُكم بِرقه، ومن حكم بموته؛ فجاء حياً، أو حكم بشهادة من اعتقد أنه عدل، ثم ثبت بعد الحكم أنه كان مجرماً، هل يُنقض الحكم أم لا؟وإذا باع القاضي سلع رجل غائب في دين قضاه لمن أثبت الدين على الغائب، فأثبت أنه قد قضى الدين، هل يأخذ سلعه بغير ثمن، أو بثمن. وسيأتي من فروع هذه القاعدة مزيد بيان إن شاء الله تعالى.* * * قاعدة (١٠)النسيان الطارئ، هل هو كالأصلي، أم لاوعليه: لو رأى نجاسة في الصلاة، ثم نسيها، وإذا ذكر الموالاة، ثمَّ نسيها ومن أُمر أن يُعيد في الوقت، فنسي بعد أن ذكر.
Kaide (11): Zannî fürûda her müçtehid musîbdir; yahut musîb belli olmayan tek kişidir. Bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Bununla birlikte Mâlikî'nin Şâfiî'nin arkasında namaz kılmasının câiz olduğunda –ki başı mesh etmek ve diğer fürû meselelerinde ihtilâf etseler de– ve bunun aksinde icmâ etmişlerdir. Tenbih: Mezheben şu kararlaştırılmıştır: Kıble ve kap-kacak meselesinde müçtehidlerden birinin diğerini taklid etmesi câiz değildir; buna karşılık fürû meselelerinin çoğunda bu câiz olmuştur. Denildi ki: Şâfiî (rahmetullahi aleyh) bu mesele hakkında sorgulanmış; kendisine şöyle denilmiş: 'Mâlikî'nin Şâfiî'nin arkasında namaz kılması –birçok mesele ve fürûda ihtilâf etseler de– niçin câiz olurken; Kâbe ve kap-kacak meselesinde müçtehidlerden her birinin diğer müçtehidin arkasında namaz kılması câiz olmamıştır?' Bunun üzerine susmuş ve cevap vermemiştir. Şeyh İzzeddîn b. Abdüsselâm (rahmetullahi aleyh) ise buna şöyle cevap vermiştir: Cemaatle namaz, şâri‘ tarafından talep edilmiştir. Şayet mezhepte muhalif olanın arkasında iktida etmekten imtina‘ olunduğunu söyleseydik, bu, –cemaatin az olduğu veya cemaatlerin bulunmadığı durumlar müstesna– cemaatlerin tatiline yol açardı. Kıble ve benzeri hususlarda bundan men ettiğimiz takdirde ise bu, cemaat namazına büyük bir halel getirmez; zira bu meselelerin vukuu nadirdir, fürû meselelerinde ihtilâfın vukuu ise çoktur. Bu da güzel bir cihettir.
قاعدة (١١)كل مجتهد في الفروع الظنية مصيب، أو المصيب واحد لا بعينهاختلفوا فيه. ومن ثم أجمعوا على إجزاء صلاة المالكي خلف الشافعي، وبالعكس، وإن اختلفا في مسح الرأس، وغيره من الفروع.تنبيه:قد تقرر مذهباً أنه لا يجوز تقليد أحد المجتهدين للآخر، في مسألة القِبلة والأواني، وجاز ذلك في أكثر المسائل الفرعية.قيل إن الشافعي، رحمه الله تعالى، سُئل عن هذه المسألة، فقيل له: لِمَ جاز أن يُصليَ المالكيُّ خلف الشافعي، وبالعكس وإن اختلفا في كثير من المسائل والفروع، ولم يجز لكل واحد من المجتهدين في الكعبة والأواني أن يصلي خلف المجتهد الآخر. فسكت ولم يُجب على ذلك.وأجاب الشيخ عز الدين بن عبد السلام - رحمه الله تعالى- عن ذلك: بأن قال: الجماعة للصلاة مطلوبة للشارع، فلو قلنا بالامتناع من الائتمام خلف من يخالف في المذهب، لأدى إلى تعطيل الجماعات، إلا في حالة القلة، أو قلة الجماعات.وإذا منعنا من ذلك في القِبلة، ونحوها، لم يَخِلَّ ذلك بالجماعة كبير خلل، لِندرة وقوع هذه المسائل، وكثرة وقوع الخلاف في مسائل الفروع. وهو جانب حسن.
Kādî Ebu'd-Da‘āim Sened b. ‘Inān el-Mısrī şöyle dedi: Mezhep sahiplerinin birbirlerinin arkasında namaz kılmaları, ancak ihtilâf ettikleri fiili yaptıklarına itikat etmeleri sebebiyle sahih olur. Meselâ Şâfi‘î, başın meshinden yalnızca bir kıl miktarını vacip görmese de meshin tamamını yapar. Aynı şekilde Hanefî de Fâtiha’yı ancak bir rek‘atte vacip görmese de (öyle yapar). Bu sebeple İbn Kāsım şöyle demiştir: ‘Eğer bir kimsenin son iki rek‘atte kıraati terk ettiğini bilseydim, onun arkasında namaz kılmazdım.’ Fâide: Şeyh, allâme, zâbıt, seyyâh Ebû Abdullah Muhammed b. Rüşeyd (Râ’nın zamme, şîn-i mu‘ceme’nin fethasıyla) – seyahatnâmesinde ki o, faydası bol, değerli bir kitaptır – dedi ki: Şeyh Takıyyüddin İbn Dâkīk el-‘Îd ile ilk karşılaştığım gün, onu Sâlihiyye Medresesi’nde gördüm. Kendisine bir ihtiyaç için girmişti. Ayakta duruyordu ve etrafında birçok talebe toplanmıştı. Kendisine, namazda Fâtiha sûresinin kıraatinde besmelenin okunup okunmayacağına dair soru içeren bir varak sunuldu. Soruyu soran kişi, benim zannıma göre Mâlikî mezhebine mensuptu. Şeyh, cevabında Mâlikî için besmelenin okunmasına meyletti; bunu, besmelenin terk edilmesiyle namazın bâtıl olacağına dair ihtilâftan kurtulma gerekçesine dayandırdı ve okunması hâlinde namazın sahih olacağını belirtti. Bunun üzerine ben dedim ki: ‘Efendim, bu meselede sizin tercihinizi destekleyen bir nakil hatırlıyorum.’ O da: ‘Nedir o?’ dedi. Ben: ‘Ebû Hafs – el-Miyâneşî demek istedim ama yanılarak – İbn Şâhin dedim – o şöyle demiştir: İmamın arkasında namaz kıldım.’
قال القاضي أبو الدعائم سند بن عنان المصري: إنما صحت صلاة أرباب المذاهب بعضهم خلف بعض، لاعتقادهم أنهم يفعلون ما اختلفوا فيه، فالشافعي مثلاً، وإن لم يوجب إلا شعرة واحدة من مسح الرأس، فإنه يمسح المجموع، وكذلك الحنفي، وإن لم يوجب الفاتحة إلا في ركعة.قال: ولذا قال ابن القاسم: لو علمت أن أحداً يترك القراءة في الأخيرتين، ما صليت وراءه.فائدة:قال الشيخ العلامة الضابط الرحال، أبو عبد الله، محمد بن رُشيد، بضم الراء وفتح الشين المعجمة – في رحلته- وهو كتاب حسن غزير النَّفع، جليل الفوائد-: لقيت الشيخ تقي الدين، ابن دقيق العيد- أول يوم رأيته بالمدرسة الصالحية. دخلها لحاجة عرضت له فسلَّمت عليه وهو قائم. وقد حفَّ به جمع من طلاب العلم، وعُرضت عليه ورقة سُئل فيها عن البسملة في قراءة فاتحة الكتاب في الصلاة، وكان السائل فيما ظننته مالكياً، فمال الشيخ في جوابه إلى قراءتها للمالكي خروجاً من الخلاف في إبطال الصلاة بتركها، وصحتها مع قراءتها- فقلت: يا سيدي، أذكر في المسألة ما يشهد لاختياركم، فقال: وما هو؟ فقلت: ذكر أبو حفص- وأردت أن أقول- الميانشي، فغلِطت وقلت. ابن شاهين – أنه قال: صلَّيت خلف الإمام
Ebû Abdillah el-Mâzerî'nin [yanında idim], onun "Bismillâhirrahmânirrahîm, elhamdülillâhi Rabbi'l-Âlemîn" okuduğunu işittim. Onunla baş başa kalınca kendisine dedim ki: "Efendim, farz namazda şöyle okuduğunuzu işittim." Bunun üzerine: "Yoksa sen bunu fark ettin mi?" dedi. Ben de: "Efendim, bugün Mâlik mezhebinde imam [makamında]sınız; mutlaka bana haber vermelisiniz" dedim. Bana: "Dinle ey Ömer: Mâlik mezhebinde tek bir kavil vardır: farz namazda Besmele okuyanın namazı bâtıl olmaz. Şâfiî mezhebinde ise tek bir kavil vardır: Besmele okumayanın namazı bâtıl olur. Ben ise imamımın mezhebinde namazımı bâtıl etmeyen şeyi yapıyor; diğer (Şâfiî) mezhebinde ise onu terk etmek namazı bâtıl ediyor; böylelikle ihtilâftan kurtuluyorum" dedi. Şeyhimiz (Allah ondan râzı olsun) beni hikâyeyi tamamlayıncaya kadar bıraktı; o da dinliyordu. Sözümü bitirince: "Bu güzeldir; ancak tarih zikrettiğine mâni oluyor. Zira İbn Şâhîn, el-Mâzerî'ye yetişmemiştir" dedi. Bunun üzerine ben: "Ben ancak el-Miyânişî'yi kastettim" dedim. O da: "Şimdi zikrettiğin sahih oldu" dedi.
Uyarı: Bu hikâyenin zâhiri, taklidin ihtilâfı kaldırmadığına delâlet etmektedir. Bu ise Şihâbüddîn'in kavâidinde ve İbn Abdüsselâm'ın şerhinde açıkça ifade ettiğinin hilâfınadır. [Ayrıca] Hâfızü'l-Mağrib, Kâdî Ebü'l-Fadl Râşid, mesele hakkında kaydettiklerinin bir kısmında iki kavil zikretmiştir.
أبي عبد الله المازري، فسمعته يقرأ بسم الله الرحمن الرحيم، الحمد لله رب العالمين، ولما خلوت به قلت له: يا سيدي سمعتك تقرأ في صلاة الفريضة كذا، فقال: أو قد تفطنت لذلك، فقلت له: يا سيدي أنت اليوم إمام في مذهب مالك، ولا بد أن تخبرني فقال لي: اسمع يا عمر: قولٌ واحد في مذهب مالك أن من قرأ بسم الله الرحمن الرحيم في الفريضة لا تبطل صلاته، وقول واحد في مذهب الشافعي أن من لم يقرأ بسم الله الرحمن الرحيم بطلت صلاته، فأنا أفعل ما لا تبطل به صلاتي في مذهب إمامي وتبطل بتركه في مذهب غيره، لكي أخرج من الخلاف. فتركني شيخنا – رضي الله عنه حتى استوفيت الحكاية وهو مصغ لذلك، فلما قطعت كلامي قال: هذا حسن، إلا أن التاريخ يأبى ما ذكرت، فإن ابن شاهين لم يلق المازري، فقلت إنما أردت الميانشي فقال: الآن صح ما ذكرته. انتهى.تنبيه:ظاهر هذه الحكاية، يدل على أن التقليد لا يرفع الخلاف، وهو خلاف ما صرح به شهاب الدين، في قواعده، وابن عبد السلام في شرحه وذكر حافظ المغرب، القاضي أبو الفضل راشد- في بعض ما قيَّد في المسألة – قولين:
Bunlardan birincisi: İki hasımdan biri, bir hükmü nefyetme veya ispat etme yahut hasımlardan birinden tazmini nefyedip diğeri üzerinde sâbit kılma hususunda –ki bu hâdisede iki kavil vardır– Mâlik’in kavlini benimsediği takdirde, ikisinin bu hususta karşılıklı rızâlarının, üzerinde icmâ edilmiş bir kavil gibi olması ve bu kavli benimsemiş bulunmaları sebebiyle taraflardan birinin bundan dönme hakkının olmamasıdır. İkincisi: İhtilâfı ancak hâkim kaldırabilir – taraflardan biri muhalefet ettiğinde – ve bu görüş Muhammed b. Ömer b. Lüâbe’ye nispet edilmiştir. el-Müteyytî’nin nikâh ve selem ile bu tarzdaki diğer konularda söyledikleri de bilinmektedir. Hilâfın gözetilmesi (murâ‘âtü’l-hilâf) kavline gelince, bunu fakihlerden bir topluluk ayıplamıştır; bunlar arasında el-Lahmî, İyâz ve diğer muhakkikler de vardır. Hatta İyâz şöyle demiştir: ‘Hilâfın gözetilmesi kavlini kıyas desteklemez.’ Muhakkik şeyh Ebû Abdullah İbn ‘Arafe –rahimehullah– hilâfın gözetilmesi kavli hakkında büyük bir cevap vermiştir ki onu buraya nakletmek bizi uzatır. Şeyh Şihâbüddin –rahimehullah– ise İmam Şâfiî’nin meselesine, bir kâideye dayanan bir cevapla karşılık vermiştir. Bu kâide şudur: Hâkimin verdiği hüküm ne zaman bir icmâa muhalif olursa...
أحدهما: أن أحد الخصمين إذا التزم قول مالك في نفي حكم، أو إثباته، أو في نفي ضمان عن أحد الخصمين، وثبوته على الآخر- وفي الحادثة قولان-: إن تراضيهما بذلك كقول مجمع عليه، قد التزماه، وليس لأحدهما نزوع عن ذلك.والثاني: إن الخلاف لا يرفعه من ذلك إلا الحاكم، إذا نازع أحدهما، وعزاه إلى محمد بن عمر بن لبابة.وما للمتيطي في النكاح والسلم، وغير موضع من هذا النمط معلوم.والقول بمراعاة الخلاف، قد عابه جماعة من الفقهاء، ومنهم اللخمي وعياض وغيرهما من المحققين، حتى قال عياض: القول بمراعاة الخلاف لا يعضده القياس.وللشيخ المحقق أبي عبد الله بن عرفة – رحمه الله في القول بمراعاة الخلاف جواب كبير، يطول بنا جلبه.وأجاب الشيخ شهاب الدين – رحمه الله – عن مسألة الشافعي، بجواب ينبني على قاعدة وهي: أن قضاء القاضي متى خالف إجماعاً
yahut kıyâs-ı celî, yahut nass-ı sarîh veyahut kavâid [esasına muhalif] olduğu takdirde, onu, takriri geçtiği üzere nakzederiz. Bir hükmü kādının kazâsı tekit etmiş olsa dahi onu ikrar etmezken, tekit edilmemiş olması hâlinde evleviyetle ikrar etmeyiz. Bu itibarla, bu mertebedeki bir hükümde taklid câiz olmaz; zira biz onu şer‘an ikrar etmeyiz, şer‘î olmayan bir hususta ise taklid câiz değildir. İşte bu kaide üzere, icmâa muhalefet ettiğine kāni olduğumuz kimsenin taklidi câiz olmaz. Kaide bu olunca, onun itibarıyla fark hâsıl olur. Bunun beyânı dört mesele zikredilerek yapılır. Altmış altıncı farkta tamamını mütâlaa et. TENBÎH: Bazı necîb kimseler, hâkimin hükmünün nakzedildiği dört yeri nazmetmiştir: (Basît) “Bir hâkim, dört husus üzere hükmettiği vakit / İbrâmdan sonra hüküm nakzolunur / Nass-ı muhâlıf, icmâ‘, kaide / Sonra da kıyâs-ı celî, kapalılık bulunmayan.”
Kaide (12)
**el-‘İsyân**: İsyan [hâli], ruhsat ile teâruz eder mi, etmez mi? [Konuyla ilgili olarak şu meseleler sıralanır:] Buna binâen, seferinden dolayı âsînin teyemmümü, namazını kasretmesi ve orucunu bozması, murdar hayvan [etini] yemesi, ihramlının âsî olması sebebiyle [mesh üzere bulunan mestini] meshetmesi...
أو قياساً جلياً، أو نصاً صريحاً، أو القواعد، فإنا ننقضه كما سلف تقريره. وإذا كنا لا نقر حكماً تأكد بقضاء القاضي، فأولى ألا نقره إذا لم يتأكد، فعلى هذا، لا يجوز التقليد في حكم هو بهذه المثابة، لأنا لا نقره شرعاً، وما ليس بشرع لا يجوز التقليد فيه، فعلى هذه القاعدة، كل من اعتقدنا أنه خالف الإجماع لا يجوز تقليده، فإذا كانت القاعدة هذه، حصل الفرق باعتبارها. وبيانه بذكر أربع مسائل. تأمل تمامه في الفرق السادس والسبعين.تنبيه:قد نظم بعض النبلاء المواضع الأربعة، التي ينقض فيها حكم الحاكم قال: (بسيط)إذا قضى حاكم يوماً بأربعة … فالحكم منتقض من بعد إبرامخلاف نص، وإجماع وقاعدة … ثم قياس جليّ، دون إبهام قاعدة (١٢)العصيان هل ينافي الترخيص، أم لاوعليه (تيمم) العاصي بسفره، وقصره وفِطره، وتناوله الميتة، ومسح المحرم العاصي بلِبسه.
Kâide (13): Bir şey üzerinde devam etmek, başlangıç gibi midir, yoksa değil midir? Bu meselede el-Kâbisî ile İbn Ebî Zeyd arasında ihtilaf vardır. Nitekim guslünü tamamlamadan önce hades hâdisesi meydana gelen, sonra abdestinin geçmiş olan uzuvlarını yıkayıp niyetini tazelemeyen kimse hakkında olduğu gibi. Yine bir kimse, 'O evin içine girmeyeceğim' diye yemin etse, halbuki kendisi o evin içinde ise; veya 'Hayvana binmeyeceğim' deyip hayvanın üzerinde ise; yahut 'Elbiseyi giymeyeceğim' deyip o elbiseyi giymiş ise; veya bir hasta kendisi gibi hasta olan birine uyarak iktida edip uyanın namazı sahih olsa; yahut 'Hamile kalırsan boşsun' dese, kadın hamile ise; veya sayı hatası, hastalık, kılavuz yokluğu, arkadaş yokluğu yahut binek yokluğu sebebiyle Arafat’ta vakfeye yetişemeyen kimse, umrenin fiilleriyle ihramdan çıkmak isteyip ertesi yılın hac aylarına kadar geciktirse, bu takdirde ihramdan çıkamaz. Şayet ihramdan çıkarsa, İbnü’l-Kâsım bu hususta iki görüş belirtmiştir: 'Çıkışı geçerlidir' demiş, ayrıca 'Çıkışı geçerli değildir' de demiştir. Bu iki görüş kâide üzerine bina edilmiştir: Devam başlangıç gibi kabul edilirse çıkış geçerli olmaz; eğer (devam başlangıç gibi değilse) o takdirde çıkış geçerlidir. Yine annesinin kocasını veya babasının karısını satın alan kimse hakkında da durum böyledir. Keza rahatlamadan sonra hedyi geri çekmenin gerekmesi; cariye nikâhından sonra mâlî genişlik bulma; teyemmümden sonra su bulma; avdan sonra ihrama girme gibi meselelerde de bu cârîdir. Hades (abdestsizlik) de böyledir; cumhura göre (önceki abdest üzerine) bina edilmez. Habes (necaset) ise meşhur Mâlikî görüşüne göre (bina edilmez). Gasp malının tazmini hususuna gelince: İbn Vehb'in dediği gibi en yüksek değerle mi tazmin edilir?
قاعدة (١٣)الدوام على الشيء، هل هو كالابتداء، أم لاوعليه خلاف القابسي وابن أبي زيد، فيمن أحدث قبل تمام غسله، ثمَّ غسل ما مر من أعضاء وضوئه، ولم يجدد نية، وإذا حلف لا دخل الدار وهو فهي، أو لا ركب الدابة وهو عليها، أو لا لبِس الثوب وهو لابسه، أو اقتدى مريض بمثله، فصحَّ المقتدي، أو قال: إذا حملت فأنت طالق، وهي حامل، أو فاته الوقوف بعرفة، بخطأ في العدد، أو مرض، أو عدم دليل، أو رفيق، أو مركوب. فأراد التحلل بأفعال العمرة، فتراخى إلى أشهر الحج من قابل، فإنه لا يتحلل، فإن تحلل، فقال ابن القاسم: يمضي، وقال أيضاً: لا يمضي تحلله، وهما على القاعدة:فعلى أن الدوام كالابتداء، فلا يمضي تحلله، وعلى أن لا، فيمضي أو اشترى زوج أمه، أو زوج أبيه.ولزوم النزول عن الهدي، بعد الراحة، ووجود الطول بعد نكاح الأمة، والماء بعد التيمم، والإحرام بعد الصيد.وكالحدث، فلا يبنى عند الجمهور، (والخبث)، في قول المالكية المشهور. وضمان المغصوب، هل يُضمن بأرفع القيم، كما يقوله ابن وهب
Eşheb ve İbnü'l-Mâcûn, her an gasbın başlangıcı gibi olduğu esasına binâen, her vakitte yeni bir tazmin ile tazmin eder; yahut yalnızca gasb günü tazmin eder, meşhur görüşün dediği gibi, devamın başlangıç gibi olmadığı binâen. Müslüman olup nikâhı altında bir Mecûsiyye veya kitâbî câriye bulunan kimse [hakkında]. Uyarı: Devamı inşâ [yeniden başlatma] gibi kılmadılar: rü'âfta binâda — çünkü o ruḥsattır; ve zıhâr kefâreti için birkaç gün oruç tuttuktan sonra kolaylığın zuhurunda da. Fakat devamı inşâ gibi kıldılar: rüzgârın ihramlı kimsenin üzerine güzel koku atması ve onu gidermede gecikmesi durumunda; ve bir kimsenin bir mushafı necâset içinde görmesi ve ihtiyarıyla kaldırmaması — ki bu irtidâddır. Bir de bak: Köle zekâtı aldı, hürriyetine kavuşuncaya kadar elinden çıkmadı ve âzâd olduktan sonra da elinde kaldı, bu ona kâfi gelir mi, devam başlangıç gibidir esasına binâen yoksa gelmez mi? Ve eğer zekâtı senenin tamamlanmasından çok önce acele verir ve senenin gelişine kadar elinde kalırsa; fakir alırsa onu geri vermez dediler, devam başlangıç değildir görüşüyle; garîm [borçlu] borcunu ödemek için alır, sonra ödemeden önce zenginleşirse — bu işkâllidir. Lahmî dedi ki: 'Ondan [zekât] alınsa denseydi bir vechi olurdu.' Kâide (14): Küçük, büyüğün kapsamına dâhil olur mu, olmaz mı? Buna binâen: Başın yıkanmasının mesh yerine kifâyet etmesi, guslün abdest yerine kifâyet etmesi, bir devenin beş deve yerine verilmesi; üç yıllık taahhüdün bir sene içerisinde değerlendirilmesi ve umrenin hac içine dâhil olması.
وأشهب وابن الماجشون، بناء على أنه في كل حين كالمبتدأ للغصب، فهو ضامن في كل وقت ضماناً جديداً، أو إنما يضمن يوم الغصب، كما يقوله المشهور، بناء على أن الدوام ليس كالابتداء.ومن أسلم وتحته مجوسية، أو أمة كتابية.تنبيه:لم يجعلوا الدوام كالإنشاء، في البناء في الرعاف لأنه رخصة، ولا في طروِّ اليسر بعد صوم أيام من كفارة الظهار، وجعلوها كالإنشاء فيمن ألقت الريح الطيب عليه، وتراخى في إزالته وهو محرم، وفي من (رأى) مصحفاً في نجاسة، ولم يرفعه مختاراً - في أنه ردة، وانظر، إذا أخذ العبد الزكاة، ولم تزل بيده إلى أن عتق، وبقيت عنده بعد العتق، هل تجزيه، بناء على أن الدوام كالابتداء، أو لا. وإذا عجَّل الزكاة قبل الحول بكثير، وبقيت إلى حلول الحول، وقالوا في الفقير يأخذها أنه لا يردُّها، نظراً إلى أن الدوام ليس كالابتداء، وقالوا في الغارم يأخذها لقضاء دينه، ثم يستغني قبل أدائه إشكال. قال اللخمي. ولو قيل تنزع منه لكان له وجه. قاعدة (١٤)الأصغر هل يندرج في الأكبر، أو لاوعليه إجزاء غسل الرأس عن مسحه، والغسل عن الوضوء، وإخراج بعير عن خمسة أبعرة، واندراج عهدة الثلاث في السنة، والعمرة في الحج