Tezkiretü'l-Huffâz = Tabakâtü'l-Huffâz li'z-Zehebî (Şemseddîn ez-Zehebî)
Kısım: Terâcim ve Tabakât
Kitap: Tezkiretü'l-Huffâz
Müellif: Şemseddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed b. Osmân ez-Zehebî (ö. 748 h.)
Haşiyelerini koyan: Zekeriyyâ Umeyrât
Nâşir: Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan
Tab‘: Birinci baskı, 1419 h. / 1998 m.
Cilt adedi: 5 (1-4: Zehebî'nin Tezkiresi ve 5: el-Huseynî, İbn Fehd ve es-Suyûtî'nin Zeyilleri)
[Kitabın numaralandırması matbu nushaya uygundur.]
[Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
تذكرة الحفاظ = طبقات الحفاظ للذهبي (شمس الدين الذهبي)القسم: التراجم والطبقاتالكتاب: تذكرة الحفاظالمؤلف: شمس الدين أبو عبد الله محمد بن أحمد بن عثمان الذهبي (ت ٧٤٨ هـ)وضع حواشيه: زكريا عميراتالناشر: دار الكتب العلمية، بيروت-لبنانالطبعة: الأولى، ١٤١٩ هـ- ١٩٩٨ معدد الأجزاء: ٥ (١ - ٤: تذكرة الذهبي و ٥: ذيوله للحسيني وابن فهد والسيوطي)[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Birinci Cilt: Mukaddime…
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Mukaddime
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Salât ve selâm, efendimiz Muhammed'e, onun âline ve ashâbının tamamına olsun. Bundan sonra; muhakkak ki şerif nebî hadisi, sahâbe, tâbiîn ve bütün âlimlerin himmetini cezbetmiştir. Küçük veya büyük hiçbir şey, yüce veya ince hiçbir mesele, hatta onun (s.a.v.) hayatının cüz'iyâtından yiyecek, içecek, ayakta durma, oturma, yolculuk, ikamet, bir tarafa dönme gibi şeyler dahi yoktur ki onu büyük bir ihtimamla kuşatmış, muhafaza etmiş ve nesilden nesile, ümmetten ümmete aktarmış olmasınlar. O halde sahâbe fazilet sahibidir; hadis rivayet ilmindeki büyük ve kıymetli elleri vardır. Zira onlar, hadis için adalet ve zabtı temin eden kanun ve prensipleri koymuşlar; kendilerinden ilim alınan ve dinlenen rical ile sözleri terk edilen ve rivayetleri kabul edilmeyen kimseleri belirlemişlerdir.
Âlimler, hadis râvileri için her birinin derecesine, zekâ kuvvetine, hıfzının çokluğuna ve benzerine göre lakaplar koymuşlardır. Bu lakaplardan bazıları şunlardır:
1- Müsned: Hadisi senediyle rivayet eden kimsedir; ister o hadise dair ilmi olsun, isterse sırf rivayet dışında bir bilgisi bulunmasın.
2- Muhaddis: İbn Seyyid en-Nâs'ın dediği gibi: "Hadisle rivayet ve dirayet yönünden meşgul olan, râvileri toplayan, kendi asrındaki pek çok râvi ve rivayete muttali olan ve bu hususta o kadar temayüz eden ki hattı tanınır ve zabtı meşhur olur." Bkz. Tedrîbü'r-Râvî, s. 11; Kısmu'r-Ruvât, s. 197.
3- Hâfız: Muhaddisten daha üstündür. Tarifinde İbnü'l-Cezerî şöyle der: "Kendisine ulaşanı rivayet eden ve ihtiyaç duyduğunu ezberleyen kimsedir."
4- Hücce: Büyük itkana sahip hâfız; ezberlediği senedler ve metinler üzerinde son derece derin bir tetkik yapan kimsedir. Nihayet o noktada Hücce unvanına ulaşır. Müteahhirûn âlimlere göre ise üç yüz bin hadisi sened ve metinlerini bilerek ezberleyen kimsedir.
5- Hâkim: Bütün hadisleri ilmen kuşatan kimsedir; öyle ki onlardan pek azı dışında hiçbiri kaçmaz.
المجلد الأولمقدمة…بسم الله الرحمن الرحيممقدمةالحمد الله رب العالمين والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين وبعد؛ فإن الحديث النبوي الشريف قد استحوذ على هم الصحابة والتابعين وكل العلماء، فما من صغيرة ولا كبيرة، وما من أمر عظيم أو دقيق، حتى ما يتعلق في جزئيات حياته صلى الله عليه وسلم من طعام أو شراب أو قيام أو قعود أو سفر أو حضر أو التفاتة إلا وأحاطوها بالعناية الكبرى فحفظوها وتناقلوها جيلا بعد جيل، وأمة بعد أمة، فالصحابة إذًا هم ذوو الفضل ولهم اليد الكريمة والعظيمة في علم الرواية للحديث حيث وضعوا القوانين والمبادئ التي تحقق ضبط العدل للحديث، ومن هم الرجال الذين يؤخذ عنهم ويُسمع منهم ومن هم الذين يترك كلامهم ولا تقبل منهم روايتهم.ولقد وضع العلماء لرواة الحديث ألقابا كل حسب درجته وقوة ذكائه وكثرة حفظه وغير ذلك، ومن هذه الألقاب:١- المسند: وهو من يروي الحديث بإسناده، سواء كان عنده علم به أو ليس له إلا مجرد الرواية.٢- المحدث: وهو كما قال ابن سيد الناس: "من اشتغل بالحديث رواية ودراية، وجمع رواة، واطلع على كثير من الرواة والروايات في عصره، وتميز في ذلك حتى عرف فيه خطه واشتهر فيه ضبطه" انظر تدريب الراوي ص١١. وقسم الرواة ص١٩٧.٣- الحافظ: وهو أرفع من المحدث وفي تعريفه يقول ابن الجزري: "من روى ما يصل إليه ووعى ما يحتاج لديه".٤- الحجة: وهو الحافظ العظيم الإتقان والمدقق فيما يحفظ من الأسانيد والمتون تدقيقا بالغا ليصل حينذاك إلى لقب الحجة. أما المتأخرون من العلماء فقد عرفوه بأنه الذي يحفظ ثلاثمائة ألف حديث مع معرفة أسانيدها ومتونها.٥- الحاكم: وهو الذي أحاط علما بجميع الأحاديث حتى لا يفوته منها إلا اليسير.
6- Hadiste Emîrü’l-Mü’minîn: Hadis ilminde hıfz ve itkanda üstünlük sağlayan kimsedir. Bunlardan: Süfyân es-Sevrî, Abdullah b. el-Mübârek, Ahmed b. Hanbel, el-Buhârî ve Müslim. Sonraki âlimlerden ise Hâfız ibn Ali b. Hacer el-Askalânî sayılabilir.
İmam Şemseddîn ed-Dimeşkî, «Tezkiretü’l-Huffâz»ı telif etmiş; bu eserde “hâfız” denilenleri, hâfız, hüccet ve daha üstün tabakaları içine alan mânasıyla bir araya getirmiştir.
ed-Dimeşkî: Hâfız Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kâymaz b. Abdullah, Türkmen asıllı, Fârikî sonra Dımaşkî, Ebû Abdullah Şemseddîn ed-Dimeşkî’dir.
Nesebini böylece Hâfız İbn Hacer el-Askalânî «ed-Dürerü’l-Kâmine» adlı kitabında zikreder ve hayatından bazı kesitler aktararak şöyle der: 673 yılının Rebîü’l-âhirinin üçüncü günü doğdu; o yıl süt kardeşi Şeyh Alâeddîn İbnü’l-Attâr Ahmed b. Ebü’l-Hayr, İbnü’d-Derci, İbn Allân, İbn Ebü’l-Yüsr, İbn Ebî Ömer ve el-Fahr Ali’nin himmetiyle kendisine icâzet verildi.
Hadis sanatında mâhir oldu, pek çok faydalı mecmua derledi; nihayet çağının en fazla eser telif edeni oldu. Eserleri şunlardır: Ebû Müslim el-Horasanî’nin Ahbârı, Dımaşk Kadılarının Ahbârı, el-İ‘lâm bi’l-Vefeyât, İslâm Tarihi (on iki cilt), Osman b. Affân’ın Menkıbeleri Hakkında et-Tibyân, Sahabe Adlarına Dair et-Tecrîd, Tahrimü’l-Edbâr (iki cilt), Teşbihü’l-Hasîs bi-Ehli’l-Hamîs, et-Ta‘ziyetü’l-Hasene bi’l-Âhire, Takvîmu’l-Buldân, Ebû Bekir es-Sıddîk’ın Menkıbeleri Hakkında Tevkîfü Ehli’t-Tevkîf, Tehzîbu’l-Tehzîb fi Esmâi’r-Ricâl, İbn Teymiyye –yani Takıyyüddin Ahmed–’in Hayatı Hakkında ed-Dürretü’l-Yetîme, Tarihte İslâm Devletleri, Mesih ve Deccâl’in Haberleri Hakkında er-Rav‘ ve’l-Evcâl, Hallâc’ın Hayatı, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ (Tarih ve Biyografiler - Hal Tercümeleri, yirmi cilt), el-İber fî Haberi men Ğaber, el-Azbu’s-Selsel fi’l-Hadîsi’l-Müselsel, el-Ulüvv li’l-Aliyyi’l-A‘le’l-Gaffâr fî Îzâhi’l-Ahbâr, Sahabe Zikrinde Unvânu’s-Siyer, Ali b. Ebî Tâlib’in Menkıbeleri Hakkında Fethu’l-Metâlib, Kad Nehârek bi-Ahbâri İbn Mübârek, el-Kâşif fî Esmâi’r-Ricâl, el-Muktezab min Tehzîbi’l-Kemâl li’l-Mizzî, Kitâbu’l-Arş ve Sıfatuhu, Kitâbü’l-Kebâir (iki cüz), Kitâbu’l-Vitr, Keşfu’l-Kurbe ‘inde Fakdi’l-Ehibbe, Mâ Ba‘de’l-Mevt (bir cilt), el-Mücerred fî Ricâli’l-Kütübi’s-Sitte, el-Muhtasar fî Muhaddisi’l-Asr, Muhtasaru Silâhi’l-Mü’min, Muhtasaru Mu‘cemi’ş-Şüyûh, el-Müstahle’ fi İhtisâri’l-Muhallâ, Müştebihu’n-Nisbe fi’l-Ensâb, el-Mu‘cemu’s-Sağîr el-müsemmâ
٦- أمير المؤمنين في الحديث: وهو الذي فاق حفظا وإتقانا في علم الأحاديث ومن هؤلاء: سفيان الثوري، وعبد الله بن المبارك، وأحمد بن حنبل، والبخاري، ومسلم. أما من المتأخرين فمنهم الحافظ بن علي بن حجر العسقلاني.ولقد صنف الإمام الذهبي "تذكرة الحفاظ" جمع فيها من لقب بالحفاظ بالمعنى الذي يشمل الحافظ والحجة فما فوق.الذهبي:هو الحافظ محمد بن أحمد بن عثمان بن قايماز بن عبد الله، التركماني الأصل، الفارقي ثم الدمشقي، أبو عبد الله شمس الدين الذهبي.هكذا ذكر نسبه الحافظ ابن حجر العسقلاني في كتابه "الدرر الكامنة" ويذكر لمحات عن حياته فيقول:ولد في ثالث ربيع الآخر سنة ٦٧٣، وأجاز له في تلك السنة بعناية أخيه من الرضاعة الشيخ علاء الدين ابن العطار أحمد بن أبي الخير وابن الدرجي وابن علان وابن أبي اليسر وابن أبي عمر والفخر علي.مهر في فن الحديث وجمع فيه المجاميع المفيدة الكثيرة حتى كان أكثر أهل عصره تصنيفا، فله:أخبار أبي مسلم الخراساني، أخبار قضاة دمشق، الإعلام بالوفيات، تاريخ الإسلام في اثني عشر مجلدا، التبيان في مناقب عثمان بن عفان، التجريد في أسماء الصحابة، تحريم الأدبار مجلدين، تشبيه الخسيس بأهل الخميس، التعزية الحسنة بالآخرة، تقويم البلدان، توقيف أهل التوقيف في مناقب أبي بكر الصديق، تهذيب التهذيب في أسماء الرجال، الدرة اليتيمة في سيرة ابن تيمية أعني تقي الدين أحمد، دول الإسلام في التاريخ. الروع والأوجال في نبأ المسيح والدجال، سيرة الحلاج، سير النبلاء في التاريخ والتراجم في عشرين مجلدا، العبر في خبر من غبر، العذب السلسل في الحديث المسلسل، العلو للعلي الأعلى الغفار في إيضاح الأخبار، عنوان السير في ذكر الصحابة، فتح المطالب في مناقب علي بن أبي طالب، قض نهارك بأخبار ابن مبارك، الكاشف في أسماء الرجال، المقتضب من تهذيب الكمال للمزي، كتاب العرش وصفته، كتاب الكبائر جزآن، كتاب الوتر، كشف الكربة عند فقد الأحبة، ما بعد الموت مجلد، المجرد في رجال الكتب الستة المختصر في محدثي العصر، مختصر سلاح المؤمن، مختصر معجم الشيوخ، المستحلى في اختصار المحلى، مشتبه النسبة في الأنساب، المعجم الصغير المسمى
el-Latîf, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, Ma‘rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr ale’t-Tabakât ve’l-A‘sâr, el-Muğnî fi’d-Duafâ ve Ba‘di’s-Sikât, el-Muktenâ fî Serdi’l-Künâ, Münyetü’t-Tâlib li-Eazzi’l-Metâlib, Mîzânü’l-İ‘tidâl fî Nakdi’r-Ricâl (Hindistan’da basılmış iki cilt hâlinde), Ni‘mü’s-Semer fî Menâkıbı Ömer (r.a.), Nakdü’l-Ca‘be fî Ahbâri Şu‘be, Hâletü’l-Bedr fî Adedi Ehli Bedr ve daha başka eserler.¹
Âlimlerin İmam Zehebî Hakkındaki Görüşleri:
Tâcüddîn es-Sübkî, Tabakâtü’ş-Şâfiiyyeti’l-Kübrâ’da (9/201, 102) şöyle der: “Hocamız Ebû Abdillah’a gelince, o emsalsiz bir basirettir; zorluk çöktüğünde sığınılacak bir hazinedir. Hıfz yönünden varlığın imamı, mânâ ve lafız bakımından asrın altınıdır. Cerh ve ta‘dîlin şeyhi, her yolda ricâlin eridir. Sanki ümmeti tek bir düzlükte toplamış, onları bir bakışta görmüş, sonra bizzat hazır bulunmuş gibi haber vermiştir.” Sonra yine der (9/103): “Büyük bir topluluk ondan işitti. Bu ilme öylesine hizmet etti ki, ayağı iyice yerleşti. Gece gündüz yoruldu ama dili ve kalemi yorulmadı. Adı darbımesel oldu, ismi güneş gibi yayıldı; ancak yağmurla bulanmaz, geceler geldiğinde geri dönmez.”
İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye’de (14/255) der: “Muhaddislerin şeyhleri ve hâfızları onunla son bulmuştur.”
İbn Şâkir el-Kütübî, Fevâtü’l-Vefeyât’ta (2/370) der: “Kendisiyle boy ölçüşülemeyen bir hâfız, kendisine denk gelinemeyen bir şahsiyettir. Hadisi ve ricâlini sağlamlaştırdı, illetlerini ve hallerini inceledi. İnsanların biyografilerini bildi, tarihlerindeki müphemlikleri ve karışıklıkları açığa kavuşturdu. Çok eser topladı, büyük kitlelere fayda verdi. Telifte çokça bulundu, ihtisarla uzatma külfetini hafifletti.”
İbn Hacer, es-Salâh es-Safedî’nin övgüsünü zikrederek der: “Onda ne muhaddislerin katılığı ne de râvilerin bönlüğü vardı. Bilakis nefsinde fıkıh sahibiydi, halkın sözleri konusunda tecrübeliydi.”
Hayatının sonuna gelince İmam İbn Hacer şöyle der: “Vefatından birkaç yıl önce kör olmuştu. Kendisine ‘Gözüne bir çentik atsan görürdün’ dense kızardı; zira gözüne su inmişti ve derdi: ‘Bu su değil, ben gözümün azar azar eksildiğini bildim, ta ki tamamen yok olana kadar.’” Zilkade ayının üçüncü gecesinde, 748 hicrî senesinde vefat etti.¹ Bk. Hediyyetü’l-Ârifîn, 2/154, 155.
باللطيف، المعجم الكبير، معرفة القراء الكبار على الطبقات والأعصار، المغني في الضعفاء وبعض الثقات، المقتنى في سرد الكنى، منية الطالب لأعز المطالب، ميزان الاعتدال في نقد الرجال مجلدين مطبوع في الهند، نعم السمر في مناقب عمر رضي الله عنه، نقض الجعبة في أخبار شعبة، هالة البدر في عدد أهل بدر وغير ذلك١.رأي العلماء في الإمام الذهبي:يقول تاج الدين السبكي في طبقات الشافعية الكبرى "٩/ ٢٠١، ١٠٢": "وأما أستاذنا أبو عبد الله، فبَصَر لا نظير له، وكنز هو الملجأ إذا نزلت المعضلة، إمام الوجود حفظا، وذَهَبُ العصر معنى ولفظا، وشيخ الجرح والتعديل، ورجل الرجال في كل سبيل، كأنما جمعت الأمة في صعيد واحد فنظرها ثم أخذ يخبر عنها أخبار من حضرها".ثم يقول أيضا:"وسمع منه الجمع الكثير، وما زال يخدم هذا الفن إلى أن رسخت فيه قدمه، وتعب الليل والنهار وما تعب لسانه وقلمه، وضربت باسمه الأمثال، وسار اسمه مسير الشمس إلا أنه لا يتقلص بالمطر، ولا يدبر إذا أقبلت الليال" "٩/ ١٠٣".ويقول ابن كثير في "البداية والنهاية" "١٤/ ٢٥٥":"وقد ختم به شيوخ الحديث وحفاظه".ويقول ابن شاكر الكتبي في "فوات الوفيات" "٢/ ٣٧٠":"حافظ لا يجارى، ولاحظ لا يبارى، أتقن الحديث ورجاله، ونظر علله وأحواله، وعرف تراجم الناس وأبان الإبهام في تواريخهم والإلباس. جمع الكثير، ونفع الجم الغفير، وأكثر من التصنيف، ووفر بالاختصار مؤنة التطويل في التأليف".ويذكر ابن حجر مدح الصلاح الصفدي له فيقول:"لم يكن عنده جمود المحدثين ولا كودنة "بلادة" النقلة، بل كان فقيه النفس، له دربة بأقوال الناس".أما في نهاية حياته فيقول الإمام ابن حجر:"وكان قد أضر قبل موته بسنوات، وكان يغضب إذا قيل له لو قدحت عينك لأبصرت؛ لأنه كان نزل فيها ماء، ويقول: ليس هذا ماء أنا ما زلت أعرف بصري ينقص قليلا قليلا إلى أن تكامل عدمه". ومات في ليلة الثالث من ذي القعدة سنة ٧٤٨هـ".١ انظر هدية العارفين "٢/ ١٥٤، ١٥٥".
424— 6/ 8 د ت ق — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — —
Uyeyne, Abbâd b. el-Avvâm ve onlardan sonraki tabaka, nihayet Hişâm b. Ammâr ve benzerlerinden rivayette bulundu. Kendisinden ed-Dârimî, Ebû Bekir b. Ebî'd-Dünyâ, Alî b. Abdilazîz, el-Hâris b. Ebî Üsâme, Muhammed b. Yahyâ el-Mervezî ve başkaları rivayet etti. Doğumu Herât’ta olup babası Rum (Bizanslı) idi. Ahmed b. Seleme dedi ki: İshâk b. Râhûye’yi şöyle derken işittim: “Allah hakkı sever. Ebû Ubeyd benden daha âlim ve daha fakîhtir.” Yine şöyle dedi: “Biz Ebû Ubeyd’e muhtâcız, Ebû Ubeyd ise bize muhtaç değildir.” Ahmed b. Hanbel: “Ebû Ubeyd üstaddır, her geçen gün daha da hayra ermektedir” demiştir. Yahyâ b. Maîn’e onun hakkında sorulunca: “Ebû Ubeyd kendisinden insanların sorulduğu kimsedir” cevabını verdi. Ebû Dâvûd: “Sika, me’mûndur” dedi. Derim ki: Ebû Ubeyd’in kitaplarını inceleyen kimse, onun hıfz ve ilimdeki mertebesini anlar. O, hadis ve illetlerini hâfız; fıkıh ve ihtilâf bilgini; dilde otorite; kırâatlerde imam olup bu alanda eser telif etmişti. Bir süre Sugur (sınır boyları) kadılığı yaptı. 224 yılında Mekke’de vefat etti¹. Allah Teâlâ ona rahmet eylesin. Bana (rivayet olarak) ulaşan eserleri: Kitâbü’l-Emvâl ve Kitâbü’n-Nâsih ve’l-Mensûh.
424— — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — —
6/ 8 د ت ق — Nuaym b. Hammâd, meşhur imam, Ebû Abdillâh el-Huzâî el-Mervezî el-Faradî el-A‘ver, Mısır sâkini: İbrâhim b. Tahmân’dan işitti; Hüseyin b. Vâkid’i gördü ve ondan işitmiş gibi değildir. Ayrıca Ebû Hamza es-Sükrî, Îsâ b. Ubeyd el-Kindî, Hârice b. Mus‘ab, İbnü’l-Mübârek, Heysem b. Beşîr ve pek çok kimseden işitti. O eski bir şeyhtir; Tebbûzekî tabakasına nakledilmesi gerekir. Kendisinden Buhârî (bir başkasıyla birlikte zikrederek), ed-Dârimî, Ebû Hâtim, Bekir b. Sehl ed-Dimyâtî ve sonları Hamza Muhammed el-Kâtib olmak üzere pek çok kimse rivayet etti.
Muhammed b. Kâymâz, Alî b. Muhammed, Süleyman b. Kudâme ve Hüseyin b. Alî’ye okudum; Abdullah b. Ömer size haber verdi; Abdülevvel b. Îsâ bize; Ebû İsmâil Abdullah b. Muhammed bize; Abdülcebbâr b. Muhammed bize; Muhammed b. Ahmed b. Mahbûb bize; Ebû Îsâ bize; Ebû İshâk el-Cûzcânî bize; Nuaym b. Hammâd, İbn Uyeyne’den, Ebü’z-Zinâd’dan, A‘rec’ten, Ebû Hureyre’den (r.a.) rivayet etti ki Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Siz bugün öyle bir zamandasınız ki içinizden emrolunduğu şeylerin onda birini terk eden helâk olur. İleride öyle bir zaman gelecek ki…”
¹ Ayrıca 223, 222, 214, 228 yılları da denmiştir.
عيينة وعباد بن العوام وطبقتهم من بعدهم إلى أن روى عن هشام بن عمار ونحوه. حدث عنه الدارمي وأبو بكر بن أبي الدنيا وعلي بن عبد العزيز والحارث بن أبي أسامة ومحمد بن يحيى المروزي وآخرون، مولده بهراة وكان أبوه روميا. قال أحمد بن سلمة: سمعت إسحاق بن راهويه يقول: الله يحب الحق، أبو عبيد أعلم مني وأفقه وقال أيضا: نحن نحتاج إلى أبي عبيد، وأبو عبيد لا يحتاج إلينا. وقال أحمد بن حنبل: أبو عبيد أستاذ، وهو يزداد كل يوم خيرا، وسئل يحيى بن معين عنه فقال: أبو عبيد يسأل عن الناس. وقال أبو داود: ثقة مأمون. قلت: من نظر في كتب أبي عبيد علم مكانه من الحفظ والعلم، وكان حافظا للحديث وعلله ومعرفته متوسطة، عارفا بالفقه والاختلاف، رأسا في اللغة، إماما في القراءات، له فيها مصنف، ولي قضاء الثغور مدة. مات بمكة سنة أربع وعشرين ومائتين١، رحمه الله تعالى وقع لي من تصانيفه كتاب الأموال وكتاب الناسخ والمنسوخ.٤٢٤- ٦/ ٨د ت ق- نعيم بن حماد الإمام الشهير أبو عبد الله الخزاعي المروزي الفرضي الأعور نزيل مصر:سمع إبراهيم بن طهمان ورأى الحسين بن واقد وكأنه ما سمع منه وسمع أيضا من أبي حمزة السكري وعيسى بن عبيد الكندي وخارجة بن مصعب وابن المبارك وهشيم وخلق كثير. فهو شيخ قديم ينبغي تحويله إلى طبقة التبوذكي. وروى عنه البخاري مقرونا بآخر والدارمي وأبو حاتم وبكر بن سهل الدمياطي وخلق خاتمتهم حمزة محمد الكاتب.قرأت على محمد بن قايماز وعلي بن محمد وسليمان بن قدامة والحسين بن علي أخبركم عبد الله بن عمر أنا عبد الأول بن عيسى أنا أبو إسماعيل عبد الله بن محمد أنا عبد الجبار بن محمد أنا محمد بن أحمد بن محبوب نا أبو عيسى نا أبو إسحاق الجوزجاني نا نعيم بن حماد عن ابن عيينة عن أبي الزناد عن الأعرج عن أبي هريرة قال: قال رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: "أنتم اليوم في زمان من ترك منكم عشر ما أمر به هلك، وسيأتي١ وقيل ٢٢٣، ٢٢٢، ٢١٤، ٢٢٨.٤٢٤- تهذيب الكمال: ٣/ ١٤١٩. تهذيب التهذيب: ١٠/ ٤٥٨ "٨٣١". تقريب التهذيب: ٢/ ٣٠٥. خلاصة تهذيب الكمال: ٣/ ٩٧. الكاشف: ٣/ ٢٠٧. تاريخ البخاري الكبير: ٨/ ١٠٠. الجرح والتعديل: ٨/ ٢١٢٥. ميزان الاعتدال: ٤/ ٢٦٧. لسان الميزان: ٧/ ٤١٢. مجمع: ٨/ ١٥، ٩/ ٣٤٧. المغني: ٦٦٥٨. تبصير المنتبه: ٣/ ٨٤٤. المشتبه: ص٤١٠ ضعفاء ابن الجوزي: ٣/ ١٦٤. تاريخ بغداد: ١٣/ ٣٠٦. مقدمة الفتح: ٤٤٧. ترغيب: ٤/ ٥٧٩. الثقات: ٩/ ٢١٩. البداية والنهاية: ١٠/ ٣٠٢. تاريخ الثقات: ٤٥١. سير الأعلام: ١٠/ ٥٩٥ والحاشية. معرفة الثقات: ١٨٥٨
Nu'aym'in tereddüt ettiği [rivayete göre]: "İnsanlara veya ümmetime bir zaman gelecek — Nu'aym şüphe etmiştir — ki onlardan kendisine emredilenin onda birini yapan kurtulur." Bu hadis münkerdir; Resûlullah (s.a.v.)'in hadislerinde aslı yoktur ve şahidi de bulunmamaktadır. Bunu Süfyan'dan yalnızca Nu'aym rivayet etmiştir; Nu'aym ise imamlığına rağmen hadisi münker olan bir kimsedir.
Bize Abdurrahman b. Muhammed b. Tabarzad haber verdi; (o dedi ki:) Bize Kādî Ebû Bekr haber verdi; (o dedi ki:) Bize Ebû Muhammed el-Cevherî haber verdi; (o dedi ki:) Bize Ali b. Lü'lü' haber verdi; (o dedi ki:) Bize Hamza b. Muhammed rivayet etti; (o dedi ki:) Bize Nu'aym b. Hammâd rivayet etti; (o dedi ki:) Bize Ebû Hamza es-Sükkarî, Abdülkerîm Ebû Ümeyye'den, o da kendisine hadis rivayet eden bir kimseden rivayet etti ki: (O şöyle dedi:) Ebû Hureyre'ye sordum: "Bazen namazımda iken hades hususunda şüphe ediyorum?" Bunun üzerine Ebû Hureyre (r.a.) dedi ki: "Ey yeğenim! Yellenme kokusunu hissetmedikçe veya osuruk sesini işitmedikçe namazını bozma."
Kādî Süleyman b. Kudâme'ye okundu; (kendisine şöyle denildi:) Size Muhammed b. Abdülvâhid el-Hâfız haber verdi; (o dedi ki:) Bize Muhammed b. Ahmed haber verdi; (o dedi ki:) Fâtıma bt. Abdullah onlara haber verdi; (o dedi ki:) Bize Muhammed b. Reyze haber verdi; (o dedi ki:) Bize Süleyman b. Ahmed rivayet etti; (o dedi ki:) Bize Abdullah b. Ahmed b. Hanbel rivayet etti; (o dedi ki:) Bize Muhammed b. es-Sabbâh ed-Dûlâbî rivayet etti; (o dedi ki:) Bize İsmâil b. Zekeriyyâ, Büreyd b. Abdullah'tan, o Ebû Bürde'den, o Ebû Mûsâ'dan rivayet etti ki: Bir adam, Nebî (s.a.v.)'in yanında bir başka adamı övdü. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Onu duyurma; yoksa onun başına belâ getirirsin. Eğer seni işitmiş olsaydı, kurtuluşa eremezdi." Bu hadis garîb-firddir. Onu Ahmed [b. Hanbel] Müsned'inde, oğlu [Abdullah], Buhârî ve Müslim benzer lafızla ed-Dûlâbî'den rivayet etmişlerdir.
Nu'aym, Cehmiyye'ye karşı şiddetli reddiyede bulunurdu ve şöyle derdi: "Ben bir zamanlar Cehmî idim, bu sebeple onların sözlerini tanıdım. Hadis ilmini tahsil ettiğimde ise onların akıbetinin ta'tîl (Allah'ı sıfatlardan soyutlama) olduğunu anladım."
el-Hatîb dedi ki: "Onun Müsned'i ilk derleyen kişi olduğu söylenir." İbn Maîn dedi ki: "Nu'aym benim dostumdu, sâdûk bir kimsedir; Basra'da Ravh'tan elli bin hadis yazmıştır." Ahmed b. Hanbel ve el-İclî dediler ki: "Sikadır." Ebû Zür'a ed-Dımeşkî dedi ki: "İnsanların mevkuf kabul ettiği hadisleri merfû olarak rivayet ederdi." Ebû Hâtim dedi ki: "Onun yeri sıdktır." en-Nesâî dedi ki: "Zayıftır." Ebû Saîd b. Yûnus dedi ki: "Sikâlardan münker hadisler rivayet etti." Müellif der ki: "O, Mısır'dan fakih Ebû Ya'kûb el-Büveytî ile birlikte Kur'an mihnesi sebebiyle prangalı olarak Bağdat'a götürüldü ve Sâmerrâ'da hapsedildiler. Nihayet Nu'aym, Cemâziyelevvel 228 yılında vefat etti, Allah ona rahmet etsin. 229 yılında vefat ettiği de söylenir; birincisi daha sahihtir. O ilim hazinelerinden biriydi, ancak kendisiyle ihticâc edilmez."
425- 7/9خ م ف- Yahyâ b. Bükeyr, Mısır muhaddisi, imam, hâfız, sika, Ebû Zekeriyyâ'dır. [1] Tirmizî, Fiten kitabının 79. babında rivayet etmiştir. [2] Buradan "ed-Dûlâbî" sözüne kadar olan kısım buraya ait değildir; aslında ileride 448 numarada gelecek olan ed-Dûlâbî'nin biyografisiyle ilgilidir. 425- Tehzîbü'l-Kemâl: 3/1506. Tehzîbü't-Tehzîb: 11/237. Takrîbü't-Tehzîb: 2/344, 351. Hulâsatü Tehzîbi'l-Kemâl: 3/152. el-Kâşif: 3/260. Târîhu'l-Buhârî el-Kebîr: 8/285. el-Cerh ve't-Ta'dîl: 9/682. Mîzânü'l-İ'tidâl: 4/391. Lisânü'l-Mîzân: 7/434. es-Sikât: 9/262. Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ: 10/612. el-İber: 1/410.
على الناس أو على أمتي زمان - شك نعيم- من عمل منهم بعشر ما أمر به فقد نجا". هذا حديث منكر لا أصل له من حديث رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم ولا شاهد، ولم يأت به عن سفيان سوى نعيم وهو مع إمامته منكر الحديث.أنبانا عبد الرحمن بن محمد بن طبرزذ أنا القاضي أبو بكر أنا أبو محمد الجوهري أنا علي بن لؤلؤ أنا حمزة بن محمد نا نعيم بن حماد أنا أبو حمزة السكري عن عبد الكريم أبي أمية عمن حدثه: قال: سألت أبا هريرة قلت: إني ربما شككت في الحدث وأنا في صلاتي؟ فقال: يا ابن أخي لا تقطع صلاتك حتى تجد ريح فسوة أو تسمع صوت ضرطة.قرئ٢ على القاضي سليمان بن قدامة أخبركم محمد بن عبد الواحد الحافظ أنا محمد بن أحمد أن فاطمة بنت عبد الله أخبرتهم أنا محمد بن ريذة أنا سليمان بن أحمد نا عبد الله بن أحمد بن حنبل نا محمد بن الصباح الدولابي ثنا إسماعيل بن زكريا عن بريد بن عبد الله عن أبي بردة عن أبي موسى أن رجلا مدح رجلا عند النبي صلى الله عليه وآله وسلم فقال: "لا تُسمعه فتلكهه، لو سمعك لم يفلح" غريب فرد أخرجه أحمد في المسند وابنه والبخاري ومسلم بنحوه عن الدولابي.وكان شديد الرد على الجهمية وكان يقول: كنت جهميا فلذلك عرفت كلامهم، فلما طلبت الحديث علمت آن مآلهم إلى التعطيل.قال الخطيب: يقال: إنه أول من جمع المسند. وقال ابن معين: كان نعيم صديقي، وهو صدوق، كتب بالبصرة عن روح خمسين ألف حديث. وقال أحمد بن حنبل والعجلي: ثقة. وقال أبو زرعة الدمشقي: وصل أحاديث يوقفها الناس. وقال أبو حاتم: محله الصدق. وقال النسائي: ضعيف. وقال أبو سعيد بن يونس: روى أحاديث مناكير عن الثقات. قلت: حمل من مصر مع الفقيه أبي يعقوب البويطي إلى بغداد في محنة القرآن مقيدين فحبسا بسامرا حتى مات نعيم في جمادى الأولى سنة ثمان وعشرين ومائتين رحمه الله تعالى. وقيل سنة تسع، والأول أصح، وكان من أوعية العلم ولا يحتج به.٤٢٥- ٧/ ٩خ م ف- يحيى بن بكير هو محدث مصر الإمام الحافظ الثقة أبو زكريا١ رواه الترمذي في كتاب الفتن باب ٧٩.٢ من هنا إلى قوله "الدولابي" ليس هذا موضعه وإنما يتعلق بترجمة الدولابي الآتية رقم ٤٤٨.٤٢٥- تهذيب الكمال: ٣/ ١٥٠٦. تهذيب التهذيب: ١١/ ٢٣٧. تقريب التهذيب: ٢/ ٣٤٤، ٣٥١. خلاصة تهذيب الكمال: ٣/ ١٥٢. الكاشف: ٣/ ٢٦٠. تاريخ البخاري الكبير: ٨/ ٢٨٥. الجرح والتعديل: ٩/ ٦٨٢. ميزان الاعتدال: ٤/ ٣٩١. لسان الميزان: ٧/ ٤٣٤. الثقات: ٩/ ٢٦٢. سير الأعلام النبلاء: ١٠/ ٦١٢. العبر: ١/ ٤١٠.
Yahyâ b. Abdullah b. Bükeyr el-Mısrî, Benî Mahzûm'un mevlâsı: Mâlik ve Leys'in arkadaşıdır ve onlardan çok rivayette bulunmuştur. Kendisinden Buhârî, Ebû Zür‘a, Ebû Hâtim ve pek çok kimse rivayet etmiştir. Müslim ise bir adam vasıtasıyla ondan rivayette bulunmuştur. O, sıdk ve emânetle birlikte ilmin kaplarından biriydi. Ebû Hâtim dedi ki: Bu işi anlardı, hadisi yazılırdı ama delil olarak kullanılmazdı. Ben (müellif) derim ki: Ebû Hâtim'in ricâl hakkındaki müteşeddid tavrı bilinir; aksi takdirde Şeyhân (Buhârî ve Müslim) onunla ihticâc etmişlerdir. Evet, Nesâî ise onun zayıf olduğunu söylemiştir. Hatta aşırı giderek başka bir zaman 'Sika değildir' demiştir. Hâlbuki İbn Bükeyr'in imâmeti, fetvâya vukûfiyeti ve ilminin bolluğu nerede? Bununla birlikte Buhârî de bir adam vasıtasıyla ondan rivayet etmiştir. Yine Hammâd b. Zeyd'den rivayet edilir ki kendisiyle mevsimde karşılaşmıştır. Bakıy b. Mahled dedi ki: Yahyâ b. Bükeyr, Muvatta'yı Mâlik'ten on yedi defa dinlemiştir. Yahyâ, Safer ayında 231 yılında vefat etmiştir, Allah Teâlâ'nın rahmeti üzerine olsun. Biz Muvatta'yı onun tarîkinden yüksek bir Şam isnadıyla işittik. Onun hadisinden bana yüksek bir hadis ulaştı ki onu tarihime koydum; o, İbn Necîd'in cüz'ündedir.
426- 8/8 د ت س - Müsedded b. Müserhed el-Hâfız, el-Hucce, Ebü'l-Hasan el-Esedî el-Basrî: Cüveyriye b. Esmâ, Hammâd b. Zeyd, Yezîd b. Zürey‘ ve onların tabakasından işitti. Kendisinden Ebû Zür‘a, Buhârî, Ebû Dâvûd, İsmâil el-Kâdî, Ebû Halîfe el-Cumahî ve pek çok kimse rivayet etti. Yahyâ el-Kattân dedi ki: Müsedded'e gidip ondan hadis dinleseydim, buna ehil olurdu. İbn Maîn dedi ki: O, sika sika'dır. Ebû Hâtim dedi ki: Onun el-Kattân vasıtasıyla Ubeydullah b. Ömer'den rivayet ettiği hadisler dinarlar gibidir; sanki onları Nebî'den (s.a.v.) işitiyorsun. Ben (müellif) derim ki: Müsedded'in bir müsnedi vardır, bir kısmını işittim. 228 yılında vefat etmiştir, Allah Teâlâ'nın rahmeti üzerine olsun; yaşlanmıştı.
Bize Ahmed b. Abdülhamîd haber verdi, bize Abdullah b. Ahmed el-Fakîh, bize Ali b. el-Mübârek, bize Ebû Nuaym Muhammed b. İbrahim, bize Ahmed b. el-Muzaffer el-Attâr, bize Abdullah b. Muhammed b. Osman el-Hâfız, bize Ebû Halîfe, bize Müsedded, Yezîd b. Zürey‘den, o Eyyûb'dan, o Nâfi‘den, o İbn Ömer'den rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) müzâbene‘yi yasakladı. Müzâbene, hurma ağaçlarının başındaki meyveyi belli ölçüdeki kuru hurma ile satmaktır; eğer fazla gelirse bana, eğer eksik gelirse bana aittir. Müsedded'in nesebine bazı yalancılar birkaç baba eklemişlerdir.
426- Tehzîbü'l-Kemâl: 3/1320. Tehzîbü't-Tehzîb: 10/107. "202". Takrîbü't-Tehzîb: 2/242. el-Kâşif: 3/136. Târîhu'l-Buhârî el-Kebîr: 8/72. el-Cerh ve't-Ta‘dîl: 8/1998. es-Sikât: 9/200. Terâcimü'l-Ahbâr: 3/328. Tabakâtü'l-Huffâz: 181. Siyeru A‘lâmi'n-Nübelâ: 10/591. Ma‘rifetü's-Sikât: 1708. Mu‘cemü Tabakâti'l-Huffâz: 172. Dîvânü'l-İslâm: t: 1808. Adının Abdülmelik b. Abdülazîz olduğu, Müsedded'in lakabı olduğu söylenir. Tabaka: Onuncu.
يحيى بن عبد الله بن بكير المصري مولى بني مخروم:صاحب مالك والليث أكثر عنهما. روى عنه البخاري وأبو زرعة وأبو حاتم وخلق كثير. وروى مسلم عن رجل عنه، وكان من أوعية العلم مع الصدق والأمانة. قال أبو حاتم: كان يفهم هذا الشأن، يكتب حديثه ولا يحتج به.قلت: قد علم تعنت أبي حاتم في الرجال، وإلا فالشيخان قد احتجا به، نعم وقال النسائي: ضعيف. واسرف بحيث أنه قال في وقت آخر: ليس بثقة وأين مثل ابن بكير في إمامته وبصره بالفتوى وغزارة علمه، وعلى هذا فقد روى البخاري عن رجل عنه أيضا، ويروى عن حماد بن زيد لقيه بالموسم. قال بقي بن مخلد: سمع يحيى بن بكير الموطأ من مالك سبع عشرة مرة. توفي يحيى في صفر سنة إحدى وثلاثين ومائتين رحمه الله تعالى. سمعنا الموطأ بإسناد شامي عال من طريقه. ووقع لي من حديثه حديث بعلو أودعته تاريخي وهو في جزء ابن نجيد.٤٢٦- ٨/ ٨ د ت س- مسدد بن مسرهد الحافظ الحجة أبو الحسن الأسدي البصري:سمع جويرية بن أسماء وحماد بن زيد ويزيد بن زريع وطبقتهم. روى عنه أبو زرعة والبخاري وأبو داود وإسماعيل القاضي وأبو خليفة الجمحي. وخلق. قال يحيى القطان: لو أتيت مسددا لأحدثه لكان أهلا. وقال ابن معين: هو ثقة ثقة. وقال أبو حاتم: أحاديثه عن القطان عن عبيد الله بن عمر كالدنانير، كأنك تسمعها من النبي صلى الله عليه وآله وسلم.قلت: لمسدد مسند سمعت بعضه. وتوفي سنة ثمان وعشرين ومائتين رحمه الله تعالى وقد شاخ.أخبرنا أحمد بن عبد الحميد أنا عبد الله بن أحمد الفقيه أنا علي بن المبارك أنا أبو نعيم محمد بن إبراهيم أنا أحمد بن المظفر العطار نا عب الله بن محمد بن عثمان الحافظ نا أبو خليفة نا مسدد عن يزيد بن زريع نا أيوب عن نافع عن ابن عمر قال: نهى رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم عن المزابنة، والمزابنة بيع ما في رءوس النخل بتمر مكيل مسمى إن زاد فلي وإن نقص فعلي، ويقع لي حديث مسدد عاليا بإجازة، وقد وضع في نسبه بعض الكذابين عدة آباء.٤٢٦- تهذيب الكمال: ٣/ ١٣٢٠. تهذيب التهذيب: ١٠/ ١٠٧. "٢٠٢". تقريب التهذيب: ٢/ ٢٤٢. الكاشف: ٣/ ١٣٦. تاريخ البخاري الكبير: ٨/ ٧٢. الجرح والتعديل: ٨/ ١٩٩٨. الثقات: ٩/ ٢٠٠. تراجم الأحبار: ٣/ ٣٢٨. طبقات الحفاظ: ١٨١. سير الأعلام: ١٠/ ٥٩١. معرفة الثقات: ١٧٠٨. معجم طبقات الحفاظ: ١٧٢. ديوان الإسلام: ت: ١٨٠٨. ويقال اسمه: عبد الملك بن عبد العزيز ومسدد لقبه. الطبقة: العاشرة.
Kitabın birinci tabakası: 1- 1/1 ع Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.): Ümmetin en faziletlisi, Resûlullah'ın (s.a.v.) halifesi, mağaradaki arkadaşı, en büyük dostu, en şefkatli dostu, en isabetli tedbirli veziri; Abdullah b. Ebî Kuhâfe Osman el-Kureşî et-Teymî. Onun hayatını bir cilt orta hacimde müstakil olarak ele aldım. O, haberlerin kabulünde ihtiyatlı davranan ilk kişiydi. İbn Şihâb, Kabîsa b. Züveyb'den rivayet etti ki, bir nine Hz. Ebû Bekir'e gelerek mirastan pay istedi. Ebû Bekir: “Ben Allah'ın Kitabı'nda senin için bir şey bulamıyorum. Resûlullah'ın (s.a.v.) senin hakkında bir şey söylediğini de bilmiyorum.” dedi. Sonra halka sordu. Muğīre kalkarak: “Resûlullah'ın (s.a.v.) ona altıda bir verdiğine şahit oldum.” dedi. Ebû Bekir: “Seninle birlikte başka biri var mı?” diye sordu. Muhammed b. Mesleme de aynı şekilde şahitlik etti. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a.) onun için (miras hükmünü) uyguladı. İbn Ebî Müleyke'nin mürsellerindendir ki, Sıddîk, nebîlerinin vefatından sonra insanları toplayarak şöyle dedi: “Siz Resûlullah'tan (s.a.v.) ihtilaf ettiğiniz hadisler rivayet ediyorsunuz. Sizden sonraki insanlar daha şiddetli ihtilaf edecekler. Öyleyse Resûlullah'tan hiçbir şey rivayet etmeyin. Size soran olursa, 'Bizimle sizin aranızda Allah'ın Kitabı vardır; helalini helal, haramını haram kabul edin.' deyin.” İşte bu mürsel rivayet, Sıddîk'ın muradının haberlerde tebeyyün (kesinlik) ve taharri (araştırma) olduğunu, rivayet kapısını kapatmak olmadığını gösterir. Görmüyor musun, nine meselesi baş gösterdiğinde Kitap'ta bulamayınca Sünnet'ten sordu, güvenilir kişi haber verince yetinmeyip başka bir güvenilir kişiyle teyit etti ve “Bize Allah'ın Kitabı yeter” demedi; Hâricîlerin dediği gibi. Yûnus'un Zührî'den rivayet ettiği hadiste: Ebû Bekir bir adama bir hadis söyledi. Adam ondan (tekrar) sordu. Ebû Bekir: “Sana söylediğim gibidir. Bilmediğim bir şeyi söylersem beni hangi toprak taşır?” dedi. Sıddîk'ın onlara hitaben şöyle dediği sahih olarak rivayet edilmiştir: “Yalan söylemekten sakının! Çünkü yalan günaha, günah da cehenneme götürür.” Ali b. Âsım -ki ilim hazinesiydi ancak hafızası zayıftı- dedi ki: Bize İsmâil b. Ebî Hâlid, Kays b. Ebî Hâzim'den rivayet etti: “Ebû Bekir es-Sıddîk'ı şöyle derken işittim: Yalandan sakının! Çünkü yalan...
الطبقة الأولى من الكتاب:١- ١/١ ع أبو بكر الصديق رضي الله عنه: أفضل الأمة وخليفة رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم ومؤنسه في الغار، وصديقه الأكبر، وصديقه الأشفق، ووزيره الأحزم، عبد الله بن أبي قحافة عثمان القرشي التيمي قد أفردت سيرته في مجلد وسط.وكان أول من احتاط في قبول الأخبار فروى بن شهاب عن قبيصة بن ذويب أن الجدة جاءت إلى أبي بكر تلتمس أن تورث فقال: ما أجد لك في كتاب الله شيئا وما علمت أن رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم ذكر لك شيئا ثم سأل الناس فقام المغيرة فقال: حضرت رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم يعطيها السدس. فقال له: هل معك أحد؟ فشهد محمد بن مسلمة بمثل ذلك فأنفذه لها أبو بكر رضي الله عنه.ومن مراسيل بن أبي مليكة أن الصديق جمع الناس بعد وفاة نبيهم فقال: إنكم تحدثون عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أحاديث تختلفون فيها والناس بعدكم أشد اختلافا فلا تحدثوا عن رسول الله شيئا، فمن سألكم فقولوا بيننا وبينكم كتاب الله فاستحلوا حلاله وحرموا حرامه.فهذا المرسل يدلك أن مراد الصديق التثبت في الأخبار والتحري لا سد باب الرواية، ألا تراه لما نزل به أمر الجدة ولم يجده في الكتاب كيف سأل عنه في السنة، فلما أخبره الثقة ما اكتفى حتى استظهر بثقة آخر ولم يقل حسبنا كتاب الله كما تقوله الخوارج.وحديث يونس عن الزهري أن أبا بكر حدث رجلا حديثا فاستفهمه الرجل إياه فقال أبو بكر: هو كما حدثتك، أي أرض تقلني إذا أنا قلت ما لم أعلم؟ وصح أن الصديق خطبهم فقال: إياكم والكذب فإن الكذب يهدي إلى الفجور والفجور يهدي إلى النار.وقال علي بن عاصم وهو من أوعية العلم لكنه سيء الحفظ أنا إسماعيل بن أبي خالد عن قيس بن أبي حازم قال: سمعت أبا بكر الصديق يقول: إياكم والكذب؛ فإن الكذب
Îmânın zıddı. Sizler: “Sıddîk doğru söylemiştir” diyorsunuz; çünkü yalan, nifâkın temeli ve münafığın alâmetidir. Mümin ise şehevî günahlara ve zellere düşebilir; fakat hıyânete ve yalana düşmez. Öyleyse, Sâdık-ı Masdûk’a, yani Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) yalan isnat etmek hakkındaki zan nedir? O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki benim üzerime yalan söylemek, başkası üzerine yalan söylemek gibi değildir. Kim benim üzerime yalan söylerse, cehennemde kendisine bir ev inşa edilir.”[1] Yine şöyle buyurmuştur: “Kim benim söylemediğim bir şeyi bana isnat ederse…”[2] — hadisi var. İşte bu, Nebî’sinden söylemediği bir sözü, söylediğine dair zann-ı galip hâlinde nakleden kimse için bir tehdittir. Peki, Resûlullah’a (s.a.v.) saldırarak bile bile yalan uyduran ve O’nun söylemediğini söylediğini iddia eden kişinin durumu nice olur? Hâlbuki O (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kim benden, yalan olduğunu (zannettiği) bir hadis rivayet ederse, işte o, yalancılardan biridir.”[3] Biz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz! Bu, öyle büyük bir belâ ve ağır bir tehlikedir ki, bâtıl rivayetleri ve senedleri yalancılıkla itham edilen düşük hadisleri nakledenlerce işlenmektedir. O hâlde muhaddise, rivayet ettiği şeylerde son derece titiz davranmak, kendisine merviyyâtını açıklamada yardımcı olmaları için ehl-i marifet ve takvâ sahiplerine sormak vâciptir. Haberleri nakledenleri tezkiye ve cerh eden bir ârifin, bu işin otoritesi hâline gelmesi; ancak bu ilme devam etmek, bu alanda araştırma yapmak, çokça müzakere, uykusuz geceler geçirmek, uyanıklık, anlayış, takvâ, sağlam bir din, insaf, âlimlerin meclislerine devam, taharrî ve itkan ile mümkündür. Böyle yapmazsan, yazmayı terk et; zaten sen bu işten değilsin… Yüzünü mürekkeple karartsan bile faydasız.[Zîrâ yazmak da ilim ister; bu ilimden nasibin yoksa yazma!] Nitekim Allah Teâlâ ve Azze ve Celle şöyle buyurur: “Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”[Nahl, 43] Ey kimse! Eğer kendinde anlayış, doğruluk, din, takvâ ve verâ bulursan, yaz; aksi takdirde kendini bu işe zorlama. Hevâ ve heves, taassup ve mezhep bağnazlığı sana galip gelmişse, vallahi kendini yorma. Eğer kendini, Allah’ın hudutlarını ihmâl eden, karıştıran ve zayi eden biri olarak biliyorsan, bizi senden kurtar. Zira biraz sonra sahte olan ortaya çıkar, karışık olan atılır; kötü tuzak ancak sahibine döner. İşte sana nasihat ettim. Demek ki hadis ilmi zor bir iştir! Peki nerede hadis ilmi? Nerede ehli? Neredeyse onları ne bir kitapta ne de toprak altında görebilir olmuşum. Evet; ümmette sıddîkların başı Sıddîk-i Ekber (Ebû Bekir r.a.)’dir. Sözün sahihliğini araştırmada ve kabulde en ileri makam O’na aittir. Hâkim şöyle nakletmiştir: Bana Bişr b. Muhammed es-Sayrafî, Merv’de şöyle dedi: Bize Muhammed b. Mûsâ el-Berberî, o bize el-Mufaddal b. Gassân, o bize Alî b. Sâlih, o bize Mûsâ b. Abdullah b. Hasan b. Hasan, o İbrâhîm b. Ömer b. Ubeydullah et-Teymî’den, o Kāsım b. Muhammed’den rivayet etti: Âişe (r.anhâ) dedi ki: Babam, Resûlullah’tan (s.a.v.) hadis topladı ve bu beş yüz hadis kadardı. Geceleyin çokça dönüp durdu. Âişe dedi ki: Bu beni üzdü.[Dipnotlar:][1] Buhârî, Cenâiz, bâb 34. [2] İbn Mâce, Mukaddime, bâb 4 (no: 221). [3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/113; 4/250, 252, 255.
مجانب الإيمان. قلت: صدق الصديق فإن الكذب أس النفاق وآية المنافق والمؤمن يطبع على المعاصي والذنوب الشهوانية لا على الخيانة والكذب، فما الظن بالكذب على الصادق الأمين صلوات الله عليه وسلامه وهو القائل: "إن كذبا علي ليس ككذب على غيري، من يكذبْ علي بني له بيت في النار" ١ وقال: "من يقل علي ما لم أقل" ٢، الحديث. فهذا وعيد لمن نقل عن نبيه ما لم يقله مع غلبة الظن أنه ما قاله فكيف حال من تهجم على رسول الله صلى الله عليه وسلم وتعمد عليه الكذب وقوله ما لم يقل، وقد قال عليه السلام: "من روى عني حديثا يرى أنه كذب فهو أحد الكاذبين" ٣ فإنا لله وإنا إليه راجعون ما ذي إلا بلية عظيمة وخطر شديد ممن يروي الأباطيل والأحاديث الساقطة المتهم نقلتها بالكذب، فحق على المحدث أن يتورع في ما يؤديه وأن يسأل أهل المعرفة والورع ليعينوه على إيضاح مروياته، ولا سبيل إلى أن يصير العارف الذي يزكى نقله الأخبار ويجرحهم جهبذا إلا بإدمان الطلب والفحص عن هذا الشأن وكثرة المذاكرة والسهر والتيقظ والفهم مع التقوى والدين المتين والإنصاف والتردد إلى مجالس العلماء والتحري والإتقان وإلا تفعل:فدع عنك الكتابة لست منها … ولو سودت وجهك بالمدادقال الله تعالى عز وجل: {فَاسْأَلوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لا تَعْلَمُونَ} [النحل: ٤٣] فإن آنست يا هذا من نفسك فهما وصدقا ودينا وورعا وإلا فلا تتعن وإن غلب عليك الهوى والعصبية لرأى والمذهب فبالله لا تتعب وإن عرفت إنك مخلط مخبط مهمل لحدود الله فأرحنا منك فبعد قليل ينكشف البهرج وينكب الزغل ولا يحيق المكر السيء إلا بأهله فقد نصحتك فعلم الحديث صلف فأين علم الحديث؟ وأين أهله؟ كدت أن لا أراهم إلا في كتاب أو تحت تراب.نعم؛ فرأس الصادقين في الأمة الصديق وإليه المنتهى في التحري في القول وفي القبول.وقد نقل الحاكم فقال: حدثني بكر بن محمد الصيرفي بمرو أنا محمد بن موسى البربري أنا المفضل بن غسان أنا علي بن صالح أنا موسى بن عبد الله بن حسن بن حسن عن إبراهيم بن عمر بن عبيد الله التيمي حدثني القاسم بن محمد قالت عائشة: جمع أبي الحديث عن رسول الله صلى الله عليه وسلم وكانت خمسمائة حديث فبات ليلته يتقلب كثيرا قالت: فغمني١ رواه البخاري في كتاب الجنائز باب ٣٤.٢ رواه ابن ماجه في المقدمة باب ٤. "٢٢١"٣ رواه أحمد في مسنده "١/ ١١٣" "٤/ ٢٥٠، ٢٥٢، ٢٥٥".
Ben de dedim ki: Bir şikâyetten dolayı mı yoksa sana ulaşan bir şeyden mi dönüyorsun? Sabah olunca dedi ki: Kızım, yanındaki hadisleri getir. Ben de onları getirdim, bizi çağırdı ve onları yaktı. Ben dedim ki: Onları niçin yaktın? Dedi ki: Onlar yanımdayken ölmekten korktum; çünkü içlerinde güvendiğim ve itimat ettiğim bir adamdan (rivayet edilen) hadisler vardı, o bana haber verdiği gibi çıkmadı, böylece ben de onları nakletmiş olurdum. Bu sahih değildir. Allah en iyi bilendir. Sıddîk (r.a.) hicrî on üç senesi Cemâziye'l-Âhirinin sekiz gün kala vefat etti, altmış üç yaşındaydı. 2- 2/ 1 Mü'minlerin Emîri Ömer b. el-Hattâb (r.a.) - Ebû Hafs el-Adevî el-Fârûk: Resûlullah (s.a.v.)'in veziri, Allah'ın kendisiyle İslâm'ı desteklediği ve beldeleri fethettirdiği kimsedir. O, sıddîk, muhaddes (ilham alan) ve mülhemdir. Mustafâ (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: 'Benden sonra bir peygamber olacak olsaydı, o Ömer olurdu.'[1] Şeytan'ın kendisinden kaçtığı, Allah'ın onunla imanı yücelttiği ve ezanı ilân ettiği kimsedir. Nâfi‘ b. Ebî Na‘îm, Nâfi‘ yoluyla İbn Ömer'den rivayet ettiğine göre Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Şüphesiz Allah, hakkı Ömer'in diline ve kalbine koymuştur.' Ey kardeşim! Bu imamı gerçek manada tanımak istersen, 'Ne‘me's-Semer fî Sîreti 'Ömer' adlı kitabıma başvur. Zira o, Müslüman ile Râfizî arasındaki ayırt edici farktır. Vallahi Ömer'e ancak cahil bir dâis veya fâcir bir Râfizî dil uzatır. Ebû Hafs gibisi nerede? Felek (gökler) Ömer'in şekli gibi birini döndürmemiştir (bir benzerini yaratmamıştır). O, muhaddislere nakilde ihtiyatı (tahkik) sünnet kılmıştır ve bazen haber-i vâhid konusunda şüphe ettiğinde duraklardı. Nitekim el-Cerîrî, Ebû Nadra yoluyla Ebû Saîd'den rivayet ettiğine göre Ebû Mûsâ, Ömer'e kapının arkasından üç kere selâm verdi, fakat kendisine izin verilmedi. Bunun üzerine geri döndü. Ömer arkasından adam gönderip: 'Niçin döndün?' dedi. Ebû Mûsâ: 'Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Biriniz üç kere selâm verir de cevap alamazsa geri dönsün." Dedi. Ömer: 'Buna dair bir delil (beyyine) getir, yoksa sana şöyle yaparım' dedi. Bunun üzerine Ebû Mûsâ yanımıza geldi, rengi atmıştı. Biz oturuyorduk. 'Ne oldu?' dedik. Bize durumu anlattı ve 'Sizden bu hadisi işiten var mı?' dedi. Biz de 'Evet, hepimiz işittik' dedik. Onlardan bir adamı onunla birlikte gönderdiler, nihayet Ömer'e gidip haber verdi. Ömer, Ebû Mûsâ'nın haberini başka bir sahâbînin sözüyle teyit etmek istedi. Bunda, haber iki güvenilir kişi tarafından rivayet edildiğinde, tek bir kişinin rivayet ettiği haberden daha güçlü ve tercihe şayan olduğuna delil vardır. Aynı zamanda hadis yollarını çoğaltmaya teşvik vardır; tâ ki haber zan derecesinden ilim derecesine yükselsin. Çünkü tek kişi için unutma ve vehim caizdir, fakat iki güvenilir kişiye muhalefet eden olmadığında bu caiz olmaz. Ömer, sahâbînin hata yapmasından endişe ederdi.[2] [2] Tehzîbü'l-Kemâl: 2/1006; Tehzîbü't-Tehzîb: 7/441 (725); Takrîbü't-Tehzîb: 2/54; Hulâsatü Tehzîbi'l-Kemâl: 2/268; el-Kâşif: 2/309; es-Sikât: 8/447. [1] Buhârî, Edeb, Bâb 109'da rivayet etmiştir.
فقلت: أتتقلب لشكوى أو لشيء بلغك؟ فلما أصبح قال: أي بنية هلمي الأحاديث التي عندك فجئته بها فدعا بنا فحرقها فقلت: لم أحرقتها؟ قال: خشيت أن أموت وهي عندي فيكون فيها أحاديث عن رجل قد ائتمنته ووثقت ولم يكن كما حدثني فأكون قد نقلت ذاك. فهذا لا يصح والله أعلم.توفي الصديق رضي الله عنه لثمانٍ بقين من جمادي الآخرة من سنة ثلاث عشرة وله ثلاث وستون سنة.٢- ٢/ ١ أمير المؤمنين عمر بن الخطاب رضي الله عنه أبو حفص العدوي الفاروق:وزير رسول الله صلى الله عليه وسلم ومن أيد الله به الإسلام وفتح به الأمصار وهو الصادق المحدث الملهم الذي جاء عن المصطفى صلى الله عليه وسلم أنه قال: "لو كان بعدي نبي لكان عمر" ١ الذي فر منه الشيطان وأعلى به الإيمان وأعلن الأذان.قال نافع بن أبي نعيم عن نافع عن ابن عمر قال: قال النبي صلى الله عليه وآله وسلم "إن الله جعل الحق على لسان عمر وقلبه ".فيا أخي إن أحببت أن تعرف هذا الإمام حق المعرفة فعليك بكتابي "نعم السمر في سيرة عمر" فإنه فارق فيصل بين المسلم والرافضي، فوالله ما يغض من عمر إلا جاهل دائص أو رافضي فاجر وأين مثل أبي حفص؟! فما دار الفلك على مثل شكل عمر وهو الذي سن للمحدثين التثبت في النقل وربما كان يتوقف في خبر الواحد إذا ارتاب فروى الجريري عن أبي نضرة عن أبي سعيد أن أبا موسى سلم على عمر من وراء الباب ثلاث مرات فلم يؤذن له، فرجع فأرسل عمر في أثره فقال: لم رجعت قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: "إذا سلم أحدكم ثلاثا فلم يجب فليرجع" قال: لتأتيني على ذلك بينة أو لأفعلن بك فجاءنا أبو موسى ممتقعا لونه ونحن جلوس فقلنا: ما شأنك؟ فأخبرنا وقال: فهل سمع أحد منكم؟ فقلنا: نعم كلنا سمعه فأرسلوا معه رجلا منهم حتى أتى عمر فأخبره. أحب عمر أن يتأكد عنده خبر أبي موسى بقول صاحب آخر ففي هذا دليل على أن الخبر إذا رواه ثقتان كان أقوى وأرجح مما انفرد به واحد، وفي ذلك حض على تكثير طرق الحديث؛ لكي يرتقي عن درجة الظن إلى درجة العلم؛ إذ الواحد يجوز عليه النسيان والوهم ولا يكاد يجوز ذلك على ثقتين لم يخالفهما أحد، وقد كان عمر من وجله أن يخطىء الصاحب على٢- تهذيب الكمال: ٢/ ١٠٠٦. تهذيب التهذيب: ٧/ ٤٤١ "٧٢٥". تقريب التهذيب: ٢/ ٥٤. خلاصة تهذيب الكمال: ٢/ ٢٦٨. الكاشف: ٢/ ٣٠٩. الثقات: ٨/ ٤٤٧.١ رواه البخاري في كتاب الأدب باب ١٠٩.
Resûlullah (s.a.v.) onlara, nebîlerinden rivayeti azaltmalarını ve insanların hadislerle meşgul olup Kur’an ezberinden alıkonulmamalarını emrederdi. Şu‘be ve başkaları, Beyân yoluyla eş-Şa‘bî’den, o da Karaza b. Ka‘b’den rivayet etti: “Ömer bizi Irak’a gönderdiğinde bizimle yürüdü ve dedi ki: ‘Sizi neden uğurladığımı biliyor musunuz?’ Dediler ki: ‘Evet, bize ikram olsun diye.’ Dedi ki: ‘Bununla beraber, siz arı uğultusu gibi Kur’an uğultusu olan bir köy halkına varacaksınız; onları hadislerle meşgul edip Kur’an’dan alıkoymayın. Kur’an’a sarılın ve Resûlullah’tan rivayeti azaltın; ben de size ortak oluyorum.’ Karaza b. Ka‘b (oraya) vardığında (halk) ‘Bize hadis anlat’ dediler. O da: ‘Ömer (r.a.) bizi yasakladı’ dedi.” ed-Deraverdî, Muhammed b. Amr’dan, o da Ebû Seleme’den, o da Ebû Hureyre’den (rivayet etti): “Ona dedim ki: ‘Ömer zamanında böyle hadis anlatır mıydın?’ Dedi ki: ‘Ömer zamanında sizin için anlattığım gibi hadis anlatmış olsaydım, beni (elindeki) kırbaçla döverdi.’” Ma‘n b. Îsâ: “Mâlik, Abdullah b. İdrîs’ten, o Şu‘be’den, o Sa‘d b. İbrahim’den, o da babasından rivayet etti ki Ömer üç kişiyi (bir yerde) alıkoydu: İbn Mes‘ûd, Ebü’d-Derdâ ve Ebû Mes‘ûd el-Ensârî. Onlara dedi ki: ‘Resûlullah’tan (s.a.v.) hadisi çokça rivayet ettiniz.’” İbn Uleyye, Recâ b. Ebî Seleme’den: “Bana ulaştı ki Muâviye şöyle derdi: ‘Size, Ömer’in dönemindeki hadisleri rivayet etmek düşer (yani o dönemde rivayet edilenleri esas alın). Zira Ömer, insanları Resûlullah (s.a.v.)’tan hadis rivayeti konusunda korkutmuştu.’” Hişâm, babasından, o da Mugīre b. Şu‘be’den rivayet etti: Ömer onlara, kadının aşı düşürmesi (yani çocuk düşürmesi) hakkında danıştı. Mugīre ona: ‘Resûlullah (s.a.v.) bu hususta bir gurre (köle) hükmetti’ dedi. Ömer ona: ‘Eğer doğru söylüyorsan, bunu bilen birini getir’ dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme, Resûlullah (s.a.v.)’in bu şekilde hükmettiğine şahitlik etti. Safvân b. Îsâ: ‘Muhammed b. Umâre, Abdullah b. Ebî Bekir’den rivayet etti: Abbâs’ın mescidin kıble tarafında bir evi vardı. Mescid cemaate dar geldi, Ömer ondan satmasını istedi, o ise reddetti. (Ubeyy b. Ka‘b araya girdi.) Ömer, Ubeyy’e: ‘Söylediğine dair delil getirmelisin’ dedi. (Ubeyy) dışarı çıktı, ensardan bir grup gördü, onlara (durumu) anlattı. Onlar: ‘Bunu Resûlullah (s.a.v.)’ten işittik’ dediler. Ömer: ‘Ben seni itham etmiyorum, fakat iyice araştırmak istedim’ dedi.’” İbn Uyeyne dedi: Ömer b. el-Hattâb (r.a.), Ubeyy ile bir cemaat gördü ve onu bir kamçıyla (dürre) vurdu. Ubeyy: ‘Ne yaptığını bil, Allah sana rahmet etsin’ dedi. Ömer: ‘Bilmez misin ki bu (toplanma) tâbi olunan için fitne, tâbi olan için zillettir’ dedi.” Mü’minlerin Emîri Ömer (r.a.), hicrî yirmi üç senesinin Zilhicce ayının sonlarında şehit edildi. Yaklaşık altmış yıl yaşadı. Kimileri elli yıl yaşadığını söyler, fakat en râcih (tercih edilen) görüşe göre altmış üç yıl yaşamıştır. Allah ondan razı olsun.
رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم يأمرهم أن يقلوا الرواية عن نبيهم ولئلا يتشاغل الناس بالأحاديث عن حفظ القرآن.وقد روى شعبة وغيره عن بيان عن الشعبي عن قرظة بن كعب قال: لما سيرنا عمر إلى العراق مشى معنا عمر وقال: أتدرون لم شيعتكم؟ قالوا: نعم تكرمة لنا قال: ومع ذلك أنكم تأتون أهل قرية لهم دوى بالقرآن كدوي النحل فلا تصدوهم بالأحاديث فتشغلوهم، جردوا القرآن وأقلوا الرواية عن رسول الله وأنا شريككم. فلما قدم قرظة بن كعب قالوا: حدثنا فقال: نهانا عمر رضي الله عنه.الدراوردي عن محمد بن عمرو عن أبي سلمة عن أبي هريرة وقلت له: أكنت تحدث في زمان عمر هكذا؟ فقال: لو كنت أحدث في زمان عمر مثل ما أحدثكم لضربني بمخفقته.معن بن عيسى أنا مالك عن عبد الله بن إدريس عن شعبة عن سعد بن إبراهيم عن أبيه أن عمر حبس ثلاثة: ابن مسعود وأبا الدرداء وأبا مسعود الأنصاري فقال: قد أكثرتم الحديث عن رسول الله صلى الله عليه وسلم.ابن علية عن رجاء بن أبي سلمة قال: بلغني أن معاوية كان يقول: عليكم من الحديث بما كان في عهد عمر فإنه كان قد أخاف الناس في الحديث عن رسول الله صلى الله عليه وسلم.وروى هشام عن أبيه عن المغيرة بن شعبة أن عمر استشارهم في أملاص المرأة يعني السقط فقال له المغيرة: قضى فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم بغرة، فقال له عمر: إن كنت صادقا فأت بأحد يعلم ذلك. قال: فشهد محمد بن مسلمة أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قضى به. وروى صفوان بن عيسى أنا محمد بن عمارة عن عبد الله بن أبي بكر قال: كان للعباس بيت في قبلة المسجد فضاق المسجد على الناس فطلب إليه عمر البيع فأبى، فذكر الحديث وفيه فقال عمر لأبي: لتأتيني على ما تقول ببينة فخرجا فإذا ناس من الأنصار قال: فذكر لهم قالوا: قد سمعنا هذا من رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال عمر: أما إني لم أتهمك ولكني أحببت أن أتثبت.وقال بن عيينة رأى عمر بن الخطاب رضي الله عنه مع أبي جماعة فعلاه بالدرة فقال أبي: اعلم ما تصنع يرحمك الله. فقال عمر: أما علمت أنها فتنة للمتبوع مذلة للتابع.استشهد أمير المؤمنين عمر في أواخر ذي الحجة من سنة ثلاث وعشرين وعاش نحوا من ستين سنة فمنهم من يقول عاش خمسين سنة والأرجح أنه عاش ثلاثا وستين سنة رضي الله عنه.
3- 3/1ع Emîrü’l-mü’minîn Osman b. Affân (r.a.) Ebû Amr el-Ümevî Zünnûreyn: Meleklerin kendisinden hayâ ettiği, ihtilaftan sonra ümmeti tek bir mushaf üzerinde toplayan, nâibleri Horasan ve Mağrib bölgelerini fetheden zât. Sâdık öncülerden, ibâdete kāim, oruçlu, Allah yolunda infak edenlerdendi. Resûlullah (s.a.v.) kendisini cennetle müjdelemiş, iki kızı Rukiyye ve Ümmü Gülsüm (r. anhümâ) ile evlendirmiştir. Onun Kur’an’ı cem‘ emri sırasındaki titizliğine bakan, mertebesini ve celâletini anlar. Siyeri müstakil bir eserde toplanmıştır. İlk müslümanların, cennetle müjdelenen on kişinin ve Râşid halifelerin arasında sayılır. Kur’an’ı bizzat Nebî’den (s.a.v.) okuyanların en faziletlisidir. Habeşistan’a, ardından Medine’ye hicret etti; pek çok ilim rivâyet etti. Kendisinden oğulları Amr, Ebân, Saîd, azatlısı Humrân, Enes b. Mâlik, Ebû Ümâme b. Sehl, Ahnef b. Kays, Saîd b. el-Müseyyeb, Ebû Vâil, Târık b. Şihâb, Ebû Abdurrahmân es-Sülemî, Alkame b. Kays, Mâlik b. Evs b. el-Hadesân ve daha nice kimse rivâyette bulunmuştur. Bedir ehlinden sayılmasının sebebi, Nebî (s.a.v.) onu zevcesi Rukiyye’ye bakmakla görevlendirmiş, fakat kendisine hisse ve ecir takdir etmiştir. Fitne ve şer başları kaynayıp etrafını sardılar, hilâfeti bırakmaya zorlamak için onu muhasara ettiler ve kendisiyle savaştılar –Allah onları kahretsin–. O ise nefsini ve kölelerini tutarak sabretti; nihayet evinde, mushaf önünde, zevcesi Nâile yanındayken dört kişi üzerine atılıp kendisini sabrederek boğazladı. Onu Süden b. Humrân, 35 yılının Zilhicce ayının on sekizinci Cum‘a günü şehîd etti. Hilâfeti on iki yıl sürmüş, seksen küsur yıl yaşamıştır. Nebî (s.a.v.) ve Ebû Bekr es-Sıddîk (r.a.) ile yaşıt; Ali’den yirmi sekiz yaş veya daha büyüktü. İlim ile ameli, oruç ile teheccüdü, itkânı, Allah yolunda cihâdı ve sıla-i rahmi kendisinde toplamıştı; Allah râfızîlerin yüzünü çirkin etsin. Hişâm b. Yûsuf es-San‘ânî şöyle dedi: Bize Abdullah b. Buhayr, Osman’ın azatlısı Hâni’den nakletti; Hâni dedi ki: Osman bir kabrin başında durduğunda, sakalını ıslatıncaya kadar ağlardı (r.a.). 4- 4/1ع Emîrü’l-mü’minîn Ali b. Ebû Tâlib (r.a.) Ebü’l-Hasen el-Hâşimî: 3- Tehzîbü’t-Tehzîb: 7/139 “289”. Takrîbü’t-Tehzîb: 2/12. Târîhu’l-Buhârî el-Kebîr: 2086. el-Cerhu ve’t-Ta‘dîl: 6/160. Târîhu’s-Sikât: 1109. Şezerâtü’z-Zeheb: 1/10, 25, 30, 33, 43, 45. Neseb Kureyş: “110” Cemheretü Ensâbi’l-Arab. 83. Ensâbü’l-Eşrâf: 44, 45. Esmâ’ü’s-Sahâbe er-Ruvât: T: 28.4- Tehzîbü’l-Kemâl: 2/971. Tehzîbü’t-Tehzîb: 7/334 “565”. Takrîbü’t-Tehzîb: 2/39. Hulâsatü Tehzîbi’l-Kemâl: 2/250. Târîhu’l-Buhârî el-Kebîr: 6/259. Târîhu’l-Buhârî es-Sağîr: 1/435. el-Cerhu ve’t-Ta‘dîl: 6/191. Üsdü’l-Ğâbe: 4/91. er-Riyâzu’l-Müstetâbe: s.163. Târîhu Bağdâd: 1/133. el-İsâbe: 2/105. el-Bidâye ve’n-Nihâye: 7/223, 324, Şezerât: 1/49. Târîhu’l-Hulefâ: 166. Tecrîdü Esmâ’i’s-Sahâbe: 1/392. el-İstibsâr: 390. el-Hilye: 2/87, 61. Tabakātü İbn Sa‘d: 9/137. Esmâ’ü’s-Sahâbe er-Ruvât: T: 10.
٣- ٣/ ١ع- أمير المؤمنين عثمان بن عفان رضي الله عنه أبو عمرو الأموي ذو النورين: ومن تستحي منه الملائكة، ومن جمع الأمة على مصحف واحد بعد الاختلاف، ومن افتتح نوابه إقليم خراسان وإقليم المغرب، وكان من السابقين الصادقين القائمين الصائمين المنفقين في سبيل الله، ممن شهد له رسول الله صلى الله عليه وسلم بالجنة وزوجه بابنتيه رقية وأم كلثوم رضي الله عنهم أجمعين. من نظر في تحريه وقت أمره بجمع القرآن علم مرتبته وجلالته، وقد أفردت سيرته في مصنف، عداد في السابقين الأولين وفي العشرة المشهود لهم بالجنة وفي الخلفاء الراشدين، وهو أفضل من قرأ القرآن على النبي صلى الله عليه وسلم، هاجر إلى الحبشة ثم إلى المدينة، وروى جملة كثيرة من العلم. روى عنه بنوه عمرو وأبان وسعيد ومولاه حمران وأنس بن مالك وأبو أمامة بن سهل والأحنف بن قيس وسعيد بن المسيب وأبو وائل وطارق بن شهاب وأبو عبد الرحمن السلمي وعلقمة بن قيس ومالك بن أوس بن الحدثان وخلق سواهم وعداده في البدريين لأن النبي صلى الله عليه وسلم أمره أن يتخلف على زوجته رقية ابنة رسول الله صلى الله عليه وسلم وضرب له بسهمه وأجره. هاجت رؤوس الفتنة والشر وأحاطوا به وحاصروه ليخلع نفسه من الخلافة وقاتلوه قاتلهم الله فصبر وكف نفسه وعبيده حتى ذبح صبرا في داره والمصحف بين يديه وزوجته نائلة عنده وتسور عليه أربعة أنفس. وقتله سودان بن حمران يوم الجمعة ثامن عشر ذي الحجة سنة خمس وثلاثين وكانت خلافته اثنتي عشرة سنة، وعاش بضعا وثمانين سنة. كان من أقران النبي صلى الله عليه وسلم وأبي بكر الصديق وكان أكبر من علي بثمان وعشرين سنة أو أكثر، وكان ممن جمع بين العلم والعمل والصيام والتهجد والإتقان والجهاد في سبيل الله وصلة الأرحام فقبح الله الرافضة.قال هشام بن يوسف الصنعاني: أخبرنا عبد الله بن بحير عن هانئ مولى عثمان قال: كان عثمان إذا وقف على قبر بكى حتى يبل لحيته رضي الله عنه.٤- ٤/ ١ع أمير المؤمنين علي بن أبي طالب رضي الله عنه أبو الحسن الهاشمي:٣- تهذيب التهذيب: ٧/ ١٣٩ "٢٨٩". تقريب التهذيب: ٢/ ١٢. تاريخ البخاري الكبير: ٢٠٨٦. الجرح والتعديل: ٦/ ١٦٠. تاريخ الثقات: ١١٠٩. شذرات الذهب: ١/ ١٠، ٢٥، ٣٠، ٣٣، ٤٣، ٤٥. نسب قريش: "١١٠" جمهرة أنساب العرب. ٨٣. أنساب الأشراف: ٤٤، ٤٥. أسماء الصحابة الرواة: ت: ٢٨.٤- تهذيب الكمال: ٢/ ٩٧١. تهذيب التهذيب: ٧/ ٣٣٤ "٥٦٥". تقريب التهذيب: ٢/ ٣٩. خلاصة تهذيب الكمال: ٢/ ٢٥٠. تاريخ البخاري الكبير: ٦/ ٢٥٩. تاريخ البخاري الصغير: ١/ ٤٣٥. الجرح والتعديل: ٦/ ١٩١. أسد الغابة: ٤/ ٩١. الرياض المستطابة: ص١٦٣. تاريخ بغداد: ١/ ١٣٣. الإصابة: ٢/ ١٠٥. البداية والنهاية: ٧/ ٢٢٣، ٣٢٤، شذرات: ١/ ٤٩. تاريخ الخففاء: ١٦٦. تجريد أسماء الصحابة: ١/ ٣٩٢.الاستبصار: ٣٩٠. الحلية: ٢/ ٨٧، ٦١. طبقات ابن سعد: ٩/ ١٣٧. أسماء الصحابة الرواة: ت: ١٠.
Ümmetin kadısı, İslam'ın süvarisi ve Mustafa'nın (s.a.v.) damadı olan o, İslam'a önce girenlerdendi, tereddüt etmedi. Allah yolunda hakkıyla cihad etti, ilim ve amel yükünü üstlendi. Peygamber (s.a.v.) onun için cennete şahitlik etti ve şöyle buyurdu: "Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır."(1) Yine ona hitaben: "Senin bana nisbeten konumun, Harun'un Musa'ya nisbeten konumu gibidir; ancak benden sonra peygamber yoktur."(2) ve "Seni ancak mümin sever, sana ancak münafık buğzeder."(3) buyurdu. Bu imamın menkıbeleri pek çoktur; ben onları bir ciltte topladım ve "Fethu'l-Metâlib fî Menâkıbi Alî b. Ebî Tâlib (r.a.)" adını verdim. O, imam, âlim ve hadis rivayetinde titizdi; öyle ki kendisine hadis rivayet eden kişiye yemin ettirirdi. Nitekim Osman b. Mugîre es-Sekafî, Ali b. Rebîa vasıtasıyla Esmâ b. Hakem el-Fezârî'den rivayetle onun şöyle dediğini işitmiştir: "Ben Resûlullah'tan (s.a.v.) bir hadis işittiğimde, Allah bana ondan dilediği kadar fayda verirdi. Başkası bana ondan hadis naklettiğinde ise ona yemin ettirirdim; yemin edince onu tasdik ederdim. Bana Ebû Bekir (r.a.) hadis rivayet etti ve Ebû Bekir doğru söyledi. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: 'Hiçbir Müslüman kul bir günah işler de sonra abdest alıp iki rekât namaz kılar ve Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar.'"(4) Bunu Mıs'ar, Şerik, Süfyân, Ebû Avâne ve Kays ondan rivayet etmiştir; isnadı hasendir. Ebü'l-Fadl b. Asâkir'e okudum; o Abdülmu'izz b. Muhammed'den, o Temîm b. Ebî Saîd el-Mukrî'den, o Ebû Saîd Muhammed b. Abdurrahman'dan (hicrî dört yüz kırk dokuz yılında), o Muhammed b. Muhammed el-Hâfız'dan, o Ebû Ca'fer Muhammed b. Hüseyin el-Has'amî'den (Kûfe'de), o İsmâil b. Mûsâ el-Fezârî'den, o Âsım b. Humeyd el-Hannât'tan (yahut bir başka adamdan) rivayetle dedi ki: Bize Sâbit b. Ebî Safiyye Ebû Hamza es-Sümâlî, Abdurrahman b. Cündeb'den, o da Kümeyl b. Ziyad en-Nehaî'den naklen haber verdi: Dedi ki: Ali (r.a.) elimden tuttu ve beni mezarlığa doğru çıkardı. Açık alana ulaştığımızda oturdu, sonra nefes alıp şöyle dedi: "Ey Kümeyl! Kalpler kaplardır; en hayırlısı en iyi koruyanıdır. Sana söyleyeceklerimi iyi belle. İnsanlar üç kısımdır: Rabbânî bir âlim, kurtuluş yolunda öğrenen bir kimse, bir de her bağıranın ardından giden, her rüzgârla sürüklenen, ilmin nurundan aydınlanmamış ve sağlam bir direğe sığınmamış cahil ve başıboş sürü. İlim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sen malı korursun. İlim amel ile artar, mal ise harcamakla eksilir. Âlimi sevmek, onun hayatında itaat kazanmak ve ölümünden sonra güzel bir anı bırakmak suretiyle kendisiyle amel edilen bir dindir. Malın eseri sahibinin ölümüyle yok olur. Malların hazinedarları yaşadıkları halde (ölü gibidir), âlimler ise zaman var oldukça bakidirler. Onların şahısları kaybolmuş olsa da misalleri kalplerde mevcuttur. İşte, muhakkak..."
قاضي الأمة وفارس الإسلام وختن المصطفى صلى الله عليه وسلم، كان ممن سبق إلى الإسلام لم يتلعثم وجاهد في الله حق جهاده ونهض بأعباء العلم والعمل وشهد له النبي صلى الله عليه وسلم بالجنة، وقال: "من كنت مولاه فعلي مولاه" ١ وقال له "أنت مني بمنزلة هارون من موسى إلا أنه لا نبي بعدي" ٢ وقال: "لا يحبك إلا مؤمن ولا يبغضك إلا منافق" ٣.ومناقب هذا الإمام جمة أفردتها في مجلدة وسميته "بفتح المطالب في مناقب علي بن أبي طالب رضي الله عنه" وكان إماما عالما متحريا في الأخذ بحيث أنه يستحلف من يحدثه بالحديث فقال عثمان بن المغيرة الثقفي عن علي بن ربيعة عن أسماء بن الحكم الفزاري أنه سمع عليا يقول كنت إذا سمعت من رسول الله صلى الله عليه وسلم حديثا نفعني الله بما شاء أن ينفعني منه وكان إذا حدثني عنه غيره استحلفته فإذا حلف صدقته وحدثني أبو بكر وصدق أبو بكر قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم يقول: "ما من عبد مسلم يذنب ذنبا ثم يتوضأ ويصلي ركعتين ثم يستغفر الله إلا غفر الله له" ٤ رواه مسعر وشريك وسفيان وأبو عوانة وقيس عنه وإسناده حسن.قرأت على أبي الفضل بن عساكر عن عبد المعز بن محمد أنا تميم بن أبي سعيد المقرئ أنا أبو سعيد محمد بن عبد الرحمن سنة تسع وأربعين وأربع مائة أنا محمد بن محمد الحافظ أنا أبو جعفر محمد بن الحسين الخثعمي بالكوفة أنا إسماعيل بن موسى الفزاري أنا عاصم بن حميد الحناط أو رجل عنه قال: ثنا ثابت بن أبي صفية أبو حمزة الثمالي عن عبد الرحمن بن جندب عن كميل بن زياد النخعي قال: أخذ علي رضي الله عنه بيدي فأخرجني إلى ناحية الجبان فلما أصحرنا جلس ثم تنفس فقال: يا كميل القلوب أوعية فخيرها أوعاها احفظ ما أقول لك الناس ثلاثة فعالم رباني وعالم متعلم على سبيل نجاة وهمج رعاع اتباع كل ناعق يميلون مع كل ريح لم يستضيؤوا بنور العلم ولم يلجأوا إلى ركن وثيق العلم خير من المال يحرسك وأنت تحرس المال، العلم يزكو على العمل والمال ينقصه النفقة، ومحبة العالم دين يدان بها باكتساب اطاعة في حياته وجميل إلا حدوثه بعد موته وصنيعه، وصنيعة المال تزول بزوال صاحبه مات، خزان الأموال وهم أحياء، والعلماء باقون ما بقي الدهر، أعيانهم مفقودة وأمثالهم في القلوب موجودة، ها إن١ رواه الترمذي كتاب المناقب باب ١٩. ابن ماج/ ٥ في المقدمة باب ١١.٢ رواه البخاري في كتاب فضائل الصحابة باب ٩ الترمذي في كتاب المناقب باب ٢٠. ابن ماجه في كتاب المقدمة باب ١١.٣ رواه البخاري في كتاب فضائل الصحابة باب ٤. مسلم في كتاب الإيمان حديث ١٢٩، ١٣١.٤ رواه أبو داود في كتاب الوتر باب ٢٦. الترمذي في كتاب الصلاة باب ١٨١.
İşte burada —eliyle göğsüne işaret ederek (r.a.)— bir ilim vardır ki, ona hâmile (taşıyıcı) bulsaydım ne mutlu! Evet, ona, kendisine güvenilmeyen anlayışlı birini bulurdum; dini, dünyaya âlet eder, Allah’ın hüccetleri ile O’nun kitabına karşı yardım diler; O’nun nimetlerini ise kullarına karşı kullanırdı. Yahut ehl-i hakka boyun eğen, fakat onu ihyâ edecek bir basîretten yoksun biri bulurdum; ilk şüphe arız olduğunda kalbinde tereddüt alevlenirdi. Allah’ım! Ne şu, ne de bu! Veya lezzetlere düşkün, şehvetlerin dizginini eline vermiş biri; yahut mal biriktirmeye ve yığmaya düşkün biri… Bunlar, dinin dâvetçilerinden değildirler. Onlara en çok benzeyen, salınan (otlayan) hayvanlardır. İşte böylece ilim, onu taşıyanların ölümüyle ölür. Allah’ım! Evet, Allah’ın hüccetleri ve beyyineleri boşa gitmesin diye, yeryüzü Allah adına hüccetle kaim olan bir kimseden asla hâli kalmaz. İşte onlar, sayıca en az, Allah katında değerce en büyük olanlardır. Allah, onlarla hüccetlerini savunur; nihayet onları kendilerine benzerlerine ulaştırır ve benzerlerinin kalplerine ekerler. İlim, onları işin hakikatine ulaştırmıştır; onlar, ruhları yüce makama (mele-i a‘lâya) bağlanmış bedenlerdir. İşte onlar, Allah’ın beldelerindeki halifeleri ve dinine dâvet edenleridir. Ah! Ah! Onları görmeye ne kadar iştiyak duyuyorum! Ben ve senin için Allah’tan mağfiret dilerim. Dilersen kalk (gidebilirsin). Bunu Dırâr b. Sûrd, Âsım b. Humeyd’den rivayet etmiştir. Bir başka yoldan da Kümeyl’den rivayet edilmiş olup isnâdı yumuşaktır. Bunda, ilmi sağlam âlimin, onun altındaki âlimin ve diniyle veya ilmiyle karışıklık çıkaran hamec (karmakarışık kimse)lerin sıfatlarına dair uyarılar vardır. Dırâr, ‘İlim, onları işin hakikatine ulaştırmıştır…’ sözünden sonra şu ziyadeyi yapmıştır: ‘Böylece onlar, şımarıkların zorlandığı şeyi kolay bulmuşlar; câhillerin ürktüğü şeye ünsiyet etmişlerdir. Ruhları yüce makama bağlı bedenleriyle dünyada bulunmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın beldelerindeki halifeleri ve dinine dâvet edenleridir.’ (Fakat Dırâr‘ın bu ziyadesine itibar edilmez.) Süfyân, el-A‘meş‘ten, o İbrahim et-Teymî‘den, o babasından, o da Alî‘den (r.a.) rivayet etti: Alî dedi ki: “Resûlullah’tan (s.a.v.) Kur’an‘dan başka bir şey yazmadık; işte şu sahifede yazılı olanlar da var.” Şerîk, Ebû İshak‘tan, o Huzeyme b. Nasîr‘i şöyle derken işitmiş: “Alî’yi (r.a.) Sıffîn‘de şöyle derken işittim: ‘Allah onları kahretsin! Nasıl da ak pak bir topluluğu karaladılar ve Resûlullah’ın (s.a.v.) hangi hadisini bozup ifsad etmediler ki!’” Şu‘be, Umâre b. Ebî Hafsa‘dan, o Kays b. Ubâd‘dan rivayet etti: “Medine’ye ilim ve şeref aramak için girdim. Üzerinde iki ridâ (elbise), iki örgülü saçı olan bir adam gördüm; elini Ömer‘in omzuna koymuştu. ‘Bu kimdir?’ diye sordum. ‘Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)’ dediler.” Ziyâd b. Hayseme, Ebû İshak‘tan, o Âsım b. Damre‘den, o Alî‘den (r.a.) rivayet etti: “Dikkat edin! Sizlere gerçek fakîhin kim olduğunu haber vereyim mi? O, insanları Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyen, onlara Allah’a isyan konusunda ruhsat vermeyen ve onları Allah’ın tuzağından emin kılmayan kimsedir.” Ma‘rûf b. Harbûz, Ebü’t-Tufeyl‘den, o Alî‘den (r.a.) rivayet etti: “İnsanlara bildikleri (anlayabilecekleri) şeyleri söyleyin; bilmedikleri (inkâr edecekleri) şeyleri bırakın. Allah ve Resûlü‘nün yalanlanmasını mı istersiniz?” İşte İmam Alî (r.a.), münker (inkâr edilen) rivayetleri yaymayı yasaklamış ve meşhur olanla hadis söylemeyi teşvik etmiştir. Bu, birtakım şeylerin yayılmasını engelleme konusunda büyük bir esastır.
هاهنا- وأشار بيده رضي الله عنه إلى صدره- علما لو أصبت له حملة، بلى أصبته لقنا غير مأمون عليه يستعمل آلة الدين للدنيا يستظهر بحجج الله على كتابه، وبنعمه على عباده، أو منقادا لأهل الحق لا بصيرة له في إحيائه يقتدح الشك في قلبه بأول عارض من شبهة اللهم لا ذا ولا ذاك أو منهوما باللذة سلس القياد للشهوات، أو مغرى بجمع الأموال والإدخار ليسا من دعاة الدين، أقرب شبها بهما الأنعام السائمة، كذلك يموت العلم بموت حامليه، اللهم بلي لن تخلو الأرض من قائم لله بحجة لئلا تبطل حجج الله وبيناته، أولئك الأقلون عددا الأعظمون عند الله قدرا بهم يدفع الله عن حججه حتى يؤدوها إلى نظرائهم ويزرعوها في قلوب أشباههم هجم بهم العلم على حقيقة الأمر تلك أبدان أرواحها معلقة بالمحل الأعلى. أولئك خلفاء الله في بلاده والدعاة إلى دينه هاه هاه شوقا إلى رؤيتهم وأستغفر الله لي ولك إذا شئت فقم رواه ضرار بن صرد عن عاصم بن حميد.ويروى من وجه آخر عن كميل وإسناده لين؛ ففيه تنبيهات على صفات العالم المتقن والعالم الذي دونه والهمج المخلط في دينه أو علمه، وزاد فيه ضرار وليس بمعتمد عليه بعد قوله هجم بهم العلم على حقيقة الأمر فاستلانوا منه ما استوعر منه المترفون وأنسوا بما استوحش منه الجاهلون صحبوا الدنيا بأبدان أرواحها معلقة بالمحل الأعلى أولئك خلفاء الله في بلاده والدعاة إلى دينه.سفيان عن الأعمش عن إبراهيم التيمي عن أبيه عن علي قال: ما كتبنا عن رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم إلا القرآن وما في هذه الصحيفة.شريك عن أبي إسحاق قال سمعت خزيمة بن نصير قال سمعت عليا يقول بصفين قاتلهم الله أي عصابة بيضاء سودوا، وأي حديث من حديث رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم أفسدوا.شعبة عن عمارة بن أبي حفصة عن قيس بن عباد قال: دخلت المدينة ألتمس العلم والشرف فرأيت رجلا عليه بردان له ضفيرتان واضعا يده على عاتق عمر فقلت: من هذا فقالوا: علي بن أبي طالب رضي الله عنه.زياد بن خيثمة عن أبي إسحاق عن عاصم بن ضمرة عن علي قال: ألا أنبئكم بالفقيه حق الفقيه من لم يقنط الناس من رحمة الله ولم يرخص لهم في معاصي الله ولم يؤمنهم مكر الله.وقال معروف بن خربوذ عن أبي الطفيل عن علي قال: حدثوا الناس بما يعرفون ودعوا ما ينكرون أتحبون أن يكذب الله ورسوله. فقد زجر الإمام علي رضي الله عنه عن رواية المنكر وحث علي التحديث بالمشهور وهذا أصل كبير في الكف عن بث الأشياء
Fezâil, akaid ve rikâk konularındaki zayıf ve münker hadisler; bunu bundan ayırmanın yolu ancak rical ilmini derinlemesine bilmekten geçer. Allah en iyisini bilir. Emîrü'l-mü'minîn [Hz. Ali] (r.a.), Ramazan'ın on yedinci günü, kırk [h. 40] senesinde, altmış yaşında veya bir iki yıl eksik yahut fazla bir yaşta şehid edildi.
5- 5/ 1 ع: İbn Mes‘ûd — el-İmâmü'r-Rabbânî, radıyallahu anh — Ebû Abdurrahmân Abdullah b. Ümm-i Abd el-Hüzelî: Resûlullah'ın (s.a.v.) sohbetine nail olmuş, hizmetinde bulunmuş, ilk iman edenlerden, Bedir'in büyüklerinden, fukaha ve kurrâ arasında seçkin bir zâttır. Rivayette ihtiyatlı davranır, hadis naklinde titizlik gösterir, talebelerini lafızların zabtında ihmalkâr davranmaktan men ederdi. Ömer'den (r.a.) önce Müslüman olmuş, Resûlullah'ın (s.a.v.) ağzından yetmiş sûre ezberlemişti. Nebî (s.a.v.) onun bir gece dua ettiğini işitmiş ve: "İste, verileceksin" buyurmuştu. Ayrıca: "Kim Kur'an'ı taze, indirildiği gibi okumak isterse, İbn Ümm-i Abd'in kıraati üzere okusun" demiştir.
İsrâîl, Ebû İshâk vasıtasıyla Abdurrahmân b. Yezîd'den rivayet eder: Huzeyfe'ye geldik ve: "Bize, Resûlullah'a (s.a.v.) huy, yol ve tavır bakımından en yakın olan kişiyi haber ver ki ondan alalım ve dinleyelim" dedik. Huzeyfe: "O, İbn Mes‘ûd'dur. Muhammed'in (s.a.v.) ashâbı arasında hafız olanlar bilir ki, İbn Ümm-i Abd, Allah'a en yakın olanlarındandır" cevabını verdi.
Sevrî, Ebû İshâk vasıtasıyla Hârise b. Mudarrib'den rivayet eder: Ömer'in (r.a.) bir mektubu bize okundu: "Size Ammâr b. Yâsir'i emîr, Abdullah b. Mes‘ûd'u muallim ve vezir olarak gönderiyorum; bunlar Muhammed'in (s.a.v.) ashâbı arasında seçkin ve Bedir ehlindendir. Onlara uyun, sözlerini dinleyin. Ben, Abdullah b. Mes‘ûd'u size nefsime tercih ederek gönderdim."
Bir defasında Ömer (r.a.), İbn Mes‘ûd'un ayağa kalktığını görmüş ve: "İlimle dolu küçük bir kap" buyurmuştur. İbn Mes‘ûd, hadis rivayetini az yapar, lafızlarda son derece titiz davranırdı.
[Bibliyografya: Tehzîbü'l-Kemâl: 2/740; Tehzîbü't-Tehzîb: 6/27 (42); Takrîbü't-Tehzîb: 1/450 (630); Hulâsâtü Tehzîbi'l-Kemâl: 2/99; el-Kâşif: 2/130; Târîhu'l-Buhârî el-Kebîr: 5/2; Târîhu'l-Buhârî es-Sağîr: 1/60, 72, 73, 74; el-Cerh ve't-Ta‘dîl: 5/149; es-Sikât: 3/208; Üsdü'l-Gābe: 3/384; Tecrîdü Esmâi's-Sahâbe: 1/334; el-İsâbe: 2/36, 4/233; el-İsti‘âb (3-4): 987; el-Vâfî bi'l-Vefeyât: 17/406; Siyeru A‘lâmi'n-Nübelâ: 1/461; Hilyetü'l-Evliyâ: 1/375; Tabakātü İbn Sa‘d: 9/122 ve Fihrist; Esmâü's-Sahâbeti'r-Ruvât; T.8.1: İbn Mâce, Mukaddime, Bâb 11; Ahmed b. Hanbel, Müsned (1/7, 26); 38.2: el-Kenîf: "Küçük kap" manasında, "kinf"in tasgîri.]
الواهية والمنكرة من الأحاديث في الفضائل والعقائد والرقائق ولا سبيل إلى معرفة هذا من هذا إلا بالإمعان في معرفة الرجال والله أعلم.وقد استشهد أمير المؤمنين في سابع عشر رمضان من عام أربعين وسنه ستون سنة أو أقل أو أكثر بسنة أو سنتين رضي الله عنه.٥- ٥/ ١ع ابن مسعود الإمام الرباني رضي الله عنه أبو عبد الرحمن عبد الله بن أم عبد الهذلي: صاحب رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم وخادمه وأحد السابقين الأولين ومن كبار البدريين ومن نبلاء الفقهاء والمقرئين، كان ممن يتحرى في الأداء ويشدد في الرواية ويزجر تلامذته عن التهاون في ضبط الألفاظ.أسلم قبل عمر وحفظ من في رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم سبعين سورة وتسمع عليه النبي صلى الله عليه وآله وسلم ليلة وهو يدعو فقال: سل تعطه، وقال: "من أحب أن يقرأ القرآن غضا كما أنزل فليقرأه على قراة بن أم عبد" ١.قال إسرائيل عن أبي إسحاق عن عبد الرحمن بن يزيد قال أتينا حذيفة فقلنا له حدثنا عن أقرب الناس من رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم هديا ودلا وسمتا فنأخذ عنه ونسمع منه، قال: هو بن مسعود ولقد علم المحفوظون من أصحاب محمد صلى الله عليه وآله وسلم ان بن أم عبد من أقربهم إلى الله زلفى.الثوري عن أبي إسحاق عن حارثة بن مضرب قال قرئ علينا كتاب عمر: إني قد بعثت إليكم عمار بن ياسر أميرا وعبد الله بن مسعود معلما ووزيرا، وهما من النجباء من أصحاب محمد صلى الله عليه وآله وسلم من أهل بدر، فاقتدوا بهما واسمعوا، وقد آثرتكم بعبد الله بن مسعود على نفسي.وقد نظر عمر مرة إلى ابن مسعود وقد قام فقال: كنيف٢ ملئ علما. وكان بن مسعود يقل من الرواية للحديث ويتورع في الألفاظ.٥- تهذيب الكمال: ٢/ ٧٤٠. تهذيب التهذيب: ٦/ ٢٧ "٤٢". تقريب التهذيب: ١/ ٤٥٠ "٦٣٠". خلاصة تهذيب الكمال: ٢/ ٩٩. الكاشف: ٢/ ١٣٠. تاريخ البخاري الكبير: ٥/ ٢. تاريخ البخاري الصغير: ١/ ٦٠، ٧٢، ٧٣، ٧٤. الجرح والتعديل: ٥/ ١٤٩. الثقات: ٣/ ٢٠٨. أسد الغابة: ٣/ ٣٨٤. تجريد أسماء الصحابة. ١/ ٣٣٤. الإصابة: ٢/ ٣٦. ٤. ٢٣٣. الاستيعاب "٣-٤" ٩٨٧. الوافي بالوفيات: ١٧/ ٤٠٦ سير الأعلام: ١/ ٤٦١. الحلية: ١/ ٣٧٥. طبقات ابن سعد: ٩/ ١٢٢. والفهرس. أسماء الصحابة الرواة. ت٨.١ رواه ابن ماجه في كتاب المقدمة باب ١١. أحمد في مسنده "١/ ٧، ٢٦. ٣٨.٢ الكنيف: تصغير كنف - الوعاء