Mecma‘u’z-Zevâid ve Menba‘u’l-Fevâid (Hüseyin Esed tarafından tahkik edilmiştir)
Kısım: Kütüb-i Sitte Dışındaki Hadis Kitapları
Eserin Adı: Mecma‘u’z-Zevâid ve Menba‘u’l-Fevâid
Müellif: Ebü’l-Hasan Nûrüddîn Alî b. Ebî Bekr b. Süleymân el-Heysemî (v. 807/1405)
Hadislerini tahkîk ve tahrîc eden: Hüseyin Selîm Esed ed-Dârânî [v. 1443/2021]
Neşreden: Dâru’l-Me’mûn li’t-Türâs
Cilt sayısı: 2
[Kitap numaralandırması matbu nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
مجمع الزوائد ومنبع الفوائد ت حسين أسد (نور الدين الهيثمي)القسم: كتب السنةالكتاب: مَجْمَعُ الزَّوَائِدِ وَمَنْبَعُ الفَوَائِدِالمؤلف: أبو الحسن نور الدين علي بن أبي بكر بن سليمان الهيثمي (ت ٨٠٧ هـ)حَقَّقَهُ وَخَرَّجَ أَحَادِيثَهُ: حسين سليم أسد الدّاراني [ت ١٤٤٣ هـ]الناشر: دَارُ المَأْمُون لِلتُّرَاثِعدد الأجزاء: ٢[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Mecmau'z-Zevâid ve Menbau'l-Fevâid
Hâfız Nûrüddîn Alî b. Ebî Bekr el-Heysemî (v. 807/1405)
Birinci Cilt
Tahkîk ve tahrîc: Huseyn Selîm Esed ed-Dârânî
Dâru'l-Me'mûn li't-Türâs
Dımaşk - P.K. 4971 - Beyrut - P.K. 6433/113
مجمع الزوائد ومنبع الفوائد ت حسين أسد - جـ ١مَجْمَعُ الزَّوَائِدِ وَمَنْبَعُ الفَوَائِدِلِلحَافِظِ نُورِ الدِّينِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي بَكْر الهَيْثَمِيالمتَوَفَّى سنة ٨٠٧ هـالجزْء الأوَّلحَقَّقَهُ وَخَرَّجَ أَحَادِيثَهُحسين سليم أسد الدّاراني دَارُ المَأْمُون لِلتُّرَاثِدمشق - ص. ب ٤٩٧١ - بيروت - ص. ب ٦٤٣٣/ ١١٣
Bismillâhirrahmânirrahîm. Tahkîkin Önsözü. Şüphesiz hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım diler ve O'ndan mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse, onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa, onu doğru yola iletecek yoktur. Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. “Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 102) “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkek ve kadın üreten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.” (Nisâ, 1) “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiştir.” (Ahzâb, 70-71) Allah'a şükredenlerin hamdiyle hamdederim; büyük nimetleri ve güzel imtihanları üzerine. O'ndan zamanın musibetlerini bizden defetmesini dilerim. Tevfik ve ismet konusunda O'na rağbet ederim. Güç ve kuvvetin yalnız O'ndan olduğunu itiraf ederek O'na berâet ederim. O'ndan göğsü dolduran, kalbi imar eden ve nefsi istila eden bir yakîn talep ediyorum ki nefis (kötülüğe) sıçradığında onu engellesin, (dünyaya) göz diktiğinde onu geri çevirsin. Hayır ve şer O'nun elindedir. Bütün nimetler O'nun katındandır. O'nun saltanatıyla birlikte kimsenin bir hükmü yoktur. Ragbetlerimizi O'na yöneltiriz, tevekkül hususunda niyetlerimizi O'na halis kılarız ki bizi asıl gayesi sıdk (doğruluk) ve bügyesi...
بسم الله الرحمن الرحيم مقدِّمة التّحقيقإنَ الحَمد لله، نحمدُهُ وَنَسْتعينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ، وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرورِ أَنْفُسِنَا وَمِن سَيئاتٍ أَعْمَالِنَا.مَنْ يَهْدِهِ اللَّهُ، فَلَا مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ يُضْلِلْ، فَلَا هَادِيَ لَهُ.وَأَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلا تَمُوتُنَّ إِلَاّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ} [آل عمران: ١٠٢].{يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيراً وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأرْحَامَ إِنَّ اللهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيباً} [النساء: ١].{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً (٧٠) يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً} [الأحزاب: ٧٠ - ٧١]."وأحمد الله حمد الشاكرين على عظيم نعمائه وجميل بلائه، وأسأله تعالى أن يكف عنا نوائب الزمان، وأرغب إليه في التوفيق والعصمة، وأبرأ إليه من الحول والقوة، سائله يقيناً يملأ الصدر ويعمر القلب، ويستولي على النفس حتى يَكُفَّها إذا نزعت، ويردها إذا تطلعت. فالخير والشر بيده، والنعم كلها من عنده، لا سلطان لأحد مع سلطانه، نوجه رغباتنا إليه، ونخلص نِياتنا في التوكل عليه: أن يجعلنا ممَّن همُّه الصدق، وبغيته
Hak, maksadı ise isabettir. Allah'a sığınırız bilmediğimiz bir şeyi iddia etmekten. O'na yönelerek niyaz ederiz: Bizi bâtıl ile mücadele etmekten hoşlanan ve dinleyeni aldatmaya çalışanlardan; ve haklarında şöyle buyurduğu kimselerden eylemesin: {Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıklarıyla övülmeyi sevenler (onlar) azaptan kurtulacaklardır; onlar için elem verici bir azap vardır} [Âl-i İmrân: 188]. Allah'ım adımlarımızı doğrult, elimizden tutup bizi hakka ve hayra götür. İhtilafa düştüğümüz hususlarda izninle bizi hakka ilet, ey kendisinden talep edilenlerin en kerîmi, ey cevap verenlerin en süratlisi! (1)
Emmâ ba‘d: Hamd, insanı yaratan, onu his ve düşünce cihazıyla donatan, nazarını bu kudretin azametine ve bu nimetin bolluğuna çeviren Allah'a mahsustur ki bu ikisi, insana derin bir şükür ve minnet borcu yükler. Şöyle buyurur: {Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkardı; size işitme, görme ve kalpler verdi ki şükredesiniz} [Nahl: 78]. Yine buyurur: {De ki: Sizi yaratan O'dur; size işitme, görme ve kalpler verdi. Ne az şükrediyorsunuz!} [Mülk: 23].
Şüphesiz Allah, insanı kendine ibadet etmesi için, yeryüzünü imar etme, onun nimetlerini değerlendirme, güzel kullanma ve bunların dağıtımında adaletli olma çerçevesinde yaratmıştır. Ancak O, insanı karanlıklarda bocalar halde bırakmamış, Rabbine ibadet için kendi uydurduğu yollar veya beğendiği, hoşuna giden usuller peşinde koşmaya terk etmemiştir. Bilakis insana müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler göndermiş, onları büyük peygamber, nebîlerin sonuncusu olan Resûl ile sona erdirmiştir. O Resûl, Kur'an ve onun bir benzeri olan Sünnet ile donatılmıştır: Yüce Kur'an ve tertemiz Sünnet. Bunlar, insan aklının genel programıdır. İnsan, bu ikisinin emrettiklerini uyguladığı, yasakladıklarından uzak durduğu müddetçe dosdoğru yol üzeredir, çünkü (1) Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî'nin Müsned'ine yazdığım mukaddimeden.
الحق، وغرضه الصواب.ونعوذ بالله من ادعاء شيء لا نعلمه، ونسأله متوجهين إليه تعالى أن لا يجعلنا مِمَّن يعجبهم أن يجادلوا بالباطل ويموهوا على السامع، ولا من الذين قال فيهم: {لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ} [آل عمران: ١٨٨].اللهم سدد خطانا، وخذ بيدنا إلى الحق والخير، اهدنا فيما اختلف فيه إلى الحق بإذنك يا أكرم مسؤول، ويا أسرع من يجيب" (١).أما بعد فإن الحمد لله الذي خلق الإنسان وجهزه بجهاز الحس والفكر، ولفت نظره إلى عظيم هذه القدرة، وجزيل هذه النعمة اللذين يفرضان على الإنسان عميق الشكر والامتنان فقال تعالى: {وَاللَّهُ أَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ} [النحل: ٧٨].وقال أيضاً: {قُلْ هُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ} [الملك: ٢٣].لقد خلق الله الإنسان لعبادته في إطار إعمار الأرض واستثمار خيراتها، وحسن استخدامها، والعدل في توزيع خيراتها وعطاءاتها، ولكنه لم يتركه يتخبط في عشواء محاولاً أن يعبد ربه وفق ما يخترعه من طرق، أو ما يستحسنه ويروق له من أساليب، فأرسل له الرسل مبشرين ومنذرين، وختمهم بالرسول العظيم خاتم المرسلين، الذي أوتي القرآن ومثله معه:القرآن العظيم، والسنة المطهرة وهما البرنامج العام للعقل الإنساني، فهو على الصراط المستقيم ما دام منفذاً ما أمرا به، مبتعداً عما نهيا عنه، لأن(١) من مقدمتي لمسند أبي يعلى الموصلي.
Allah, ilmi ve kudretiyle yaratan, lütfu ve rahmetiyle irşad edip hidayete erdirendir. İnsana, insanlığını gerçekleştirecek ve onu yatay uzantısı ve dikey derinliğiyle beşerî hayat ve insanî davranışta değerlerin değerine yönlendirecek şeyi göndermiştir. Kabul edilmiş bir gerçektir ki ihtiyacı icat eden, onu bozulmaktan koruyup muhafaza edecek şeyi en iyi bilendir; ona bir arıza isabet ettiğinde onu nasıl düzelteceğini en iyi bilendir. İşte Allah, yaratıcıdır; Allah, hidayet edendir; Allah her şeye kadirdir: {أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ} (Yaratan bilmez mi? O, Latîf’tir, Habîr’dir). Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in getirdiği şeyi ne güzel tasvir etmiştir! İbaresi ne kadar veciz ve uyarısı ne kadar derindir; başıboşluktan sakındırmakta ve bağlanmayı teşvik etmektedir. Şöyle buyurmuştur: "أَلَا وَإِنِّي تَارِكٌ فِيكُمْ ثَقَلَيْنِ: أَحَدُهُمَا كِتَابُ اللهِ عز وجل هُوَ حَبْلُ اللهِ، مَنِ اتَّبَعَهُ، كَانَ عَلَى الْهُدَى، وَمَنْ تَرَكَهُ، كَانَ عَلَى ضَلَالَةٍ" (Dikkat edin! Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Bunlardan biri Allah’ın Kitabı’dır; O, Allah’ın ipidir. Kim ona uyarsa hidayet üzere olur, kim onu terk ederse dalâlet üzere olur.) … Müslim (2408) (37). Yine şöyle buyurmuştur: "تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ الله، وَسُنَّتِي" (Size iki şey bıraktım; bunlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim). Sahabe-i kirâm, risâletin doğruluğuna ve hayrına derin bir imanla iman ettiler; onu kucakladılar, gözbebekleri gibi çevrelediler, hatta onu kalplerin ta derinliklerine ektiler ve onun getirdiği prensipleri günlük davranışa dönüştürdüler. Çünkü o, genel ıslahın anayasasıdır: {إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ} (Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yola iletir). O, nefsin terbiyesi ve onu emniyet, güven, selâmet ve İslâm âlemine yükseltmedir. Kişiye kendisiyle nasıl muamele edeceğini çizer, Allah’ın ailesi (iyâli) olan yaratılmışlarla ilişkilerin çerçevesini açıklar ve onun derinliklerine "أَن أَحَبَّ الْخَلْقِ إلَى الله أَنْفَعُهُمْ لِعِيَالِهِ" (Allah’a en sevimli olan yaratılmış, O’nun ailesine en faydalı olandır) sözünü eker. O, toplumun terbiyesidir ki ne aşırılığa ne de ihmale düşsün. O, bireyi her türlü azgınlıktan koruyandır, bireyi benlik sınırlarından yükseltendir. Toplum, bir vücut gibidir; uzuvlarının sağlığıyla sağlıklı olur. Fakat bir uzuv rahatsızlandığında zayıflar. O ise...
الله هو الذي خلق بعلمه وقدرته، وأرشد وهدى بلطفه ورحمته، فأرسل إلى الإنسان ما يحقق إنسانيته ويرشده إلى قيمة القيم في السلوك الإنساني والحياة البشرية بامتدادها الأفقي، وعمقها الشاقولي، ومن المسلم به أن مخترع الحاجة أعلم بما يصونها ويحفظها من التلف، وهو الأدرى بإصلاحها إن أصابها شيء من عطب، فالله هو الخالق، والله هو الهادي، والله على كل شيء قدير: {أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ}.وما أجمل وصف الرسول الكريم لما أتى به، وما أوجز عبارته وأعمقها تحذيراً من التفلتْ وترغيباً في الالتزام حيث قال: "أَلَا وَإِنِّي تَارِكٌ فِيكُمْ ثَقَلَيْنِ: أَحَدُهُمَا كِتَابُ اللهِ عز وجل هُوَ حَبْلُ اللهِ، مَنِ اتَّبَعَهُ، كَانَ عَلَى الْهُدَى، وَمَنْ تَرَكَهُ، كَانَ عَلَى ضَلَالَةٍ" … مسلم (٢٤٠٨) (٣٧). وحيث قال: "تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ الله، وَسُنَّتِي".لقد آمن الصحابة الكرام الإيمان العميق بصدق الرسالة وخيرها فاحتضنوها وأحاطوها بمقل العيون، بل زرعوها في سويداء القلوب، وحولوا ما جاء فيها من مبادئ إلى سلوك يومي لأنها دستور الإصلاح العام: {إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ}.فهي تهذيب للنفس وسمو بها إلى عالم الأمن والأمان والسلامة والإسلام، ترسم لها أسلوب التعامل مع ذاتها، وتوضح لها أطر العلاقات مع الخلق الذين هم عيال الله، وتزرع في عمقها "أَن أَحَبَّ الْخَلْقِ إلَى الله أَنْفَعُهُمْ لِعِيَالِهِ".وهي تهذيب للمجتمع حتى لا يُفْرِطَ ولا يُفَرِّط، فهو الحامي للفرد من كل طغيان، وهو الصاعد بالفرد من حدود الذات، فالمجتمع كالجسم يكون سليماً بسلامة أعضائه. ولكنه يضعف إذا اعتل أحد الأعضاء، فهو الذي
O, ihtiyacı olduğunda ondan almalıdır, ancak aşırıya kaçmadan; ve bu ferde, benzerlerinin tür ve miktar olarak ihtiyaç duyduğu şeyi sağlamak da onun üzerinedir; eğer bu fert, bu yardıma muhtaç kalacak bir durumla karşılaşırsa. Ve o (bu şeriat/ibadet), Yaratıcı ile yaratılan arasındaki münasebeti pratik ve açık bir üslupla belirler ki burada hiçbir müctehidin içtihadına veya mutaassıbın iftirasına yer yoktur: "Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi namaz kılın", "Hac ibadetlerinizi benden alın", "Kim bu işimize (dinimize) onda olmayan bir şey ihdas ederse, o merduddur." Bu sebeple sahabe, bu risâleti, mallarından, evlatlarından ve hatta canlarından daha kıymetli bir emanet olarak yüklendiler ve satış senedini imzaladılar: "Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır…" (Tevbe 111) ve onlar bu büyük kazanca seçilmiş ve mutlulardı. Sonra Resûlullah (s.a.v.)'in ashâbını, "onlara ihsan ile tâbi olanlar" takip etti: "…Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır" [Tevbe 100]. Bunlar Allah azze ve celle'nin dînini ikame etmek üzere seçtiği, farizalarını, hududunu, emir ve nehyini, tüm ahkâmını ve bunları açıklayan Resûlünün sünenlerini muhafazaya tahsis ettiği kimselerdir. Onlar, ashâbdan fıkıh olarak kavradıkları, ilmen ve amelen itkan ettikleri şeyleri hıfzettiler, sonra bunları, kâtiplerin yazdıkları(1) ve hâfızların ezberlediklerinden sünneti derleyen sika imamlara öğrettiler. İşte bu imamlar, yazı yazan şeyhlerinin kitaplarından aldıkları gibi, hıfz ile iktifa edip yazmayan hâfızlardan da aldılar ve bunları, o zamanlar te’lif ve tasnifte ma‘rûf olan muhtelif tarîklerle bir araya getirdiler. Onları, fıkıh bâblarını bâb bâb tefrîd etmek sûretiyle cem‘ ettiler; nitekim eş-Şa‘bî'nin yaptığı gibi ki ondan(1) Abdullah b. Amr'ın sahîfesi, kılıcının kabzasında asılı olan Ali'nin sahîfesi, Câbir'in sahîfesi ve Semure b. Cündeb'in sahîfesi rivayet edilmiştir.
عليه أن يأخذ منه إذا احتاج، ولكن دون إرهاق، وهو الذي عليه أن يقدم له ما يحتاج إليه أمثاله نوعاً وكمّاً إذا عرض لهذا الفرد ما يجعله بحاجة إلى هذا الإمداد.وهي التي تحدد العلاقة بين الخالق والمخلوق بأسلوب عملي واضح لا مجال فيه لاجتهاد مجتهد، أو افتراء متنطع، "صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي"، و"خُذُوا عَنِّي مَنَاسِكَكُمْ"، و"مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرَنَا هذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ، فَهُوَ رَدٌّ".لذلك فإن الصحابة قد حملوا هذه الرسالة أمانة أغلى عندهم من أموالهم وأولادهم بل ومن أنفسهم، فوقَّعوا على صك البيع: {إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ … } وهم مختارون فرحون بهذا الفوز العظيم.ثم تلا أصحابَ رسول الله صلى الله عليه وسلم أولئك الذين: {اتَّبَعُوهُمْ بِإحْسَانٍ رَضِيَ الله عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ … } [التوبة: ١٠٠]. وهم الذين اختارهم الله عز وجل لإقامة دينه، وخصَّهم بحفظ فرائضه وحدوده، وأمره ونهيه، وأحكامه جميعها، وسنن رسوله المبينة لها، فحفظوا عن الصحابة ما فقهوه وأتقنوه علماً وعملاً، ثم علَّموه للأئمة الثقات الذين جمعوا السنة مما كتب الكاتبون (١) وحفظ الحافظون. وقد أخذ هؤلاء الأئمة عن كتب شيوخهم الذين يكتبون كما أخذوا عن الحفاظ الذي اكتفوا بالحفظ ولم يكتبوا، وجمعوا هذا إلى ذاك بالطرق المختلفة التي كانت معروفة آنذاك في التأليف والتصنيف.لقد جمعوها بإفراد أبواب الفقه باباً باباً كما فعل الشعبي الذي روي عنه(١) صحيفة عبد الله بن عمرو، وصحيفة علي التي كانت معلقة بسيقه، وصحيفة جابر، وصحيفة سمرة بن جندب.
O, şöyle demiştir: "Bu, talâka dair büyük bir babtır" ve onda hadisler zikretmiştir. Nitekim onları (hadisleri) bablar ve ahkâm hâlinde toplamışlar, hadis ile sahabe fetvalarını birbirine katmışlardır; tıpkı Mâlik’in el-Muvatta’da yaptığı gibi. O (Mâlik), Hicaz ehlinin kuvvetli hadislerini toplamayı hedeflemiş ve bunu sahabe sözleriyle ve tâbiîn fetvalarıyla mezcetmiştir. Bu hususu iyice araştırıp derleyen ve kapsamlı şekilde toplayan Abdürrezzâk (v. 211) ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe (v. 235) olmuştur. Sonra birçok imam, Resûlullah’ın (s.a.v.) hadislerini müstakil olarak bir araya getirmeyi uygun gördü. Neticede hâfız imamlardan müsnedi bulunmayan neredeyse kalmadı: et-Tayâlisî, İmam Ahmed, İshâk b. Râhûye, el-Bezzâr ve Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî gibi. Hâfızlardan bir kısmı ise eserlerini ilel esasına göre tertip ederek her metnin tarîklerini ve râviler arasındaki ihtilâfları bir araya getirdi. Böylece muttasıl görünen bir isnadın irsâli, merfû görünen bir haberin ise vakf olduğu açıklık kazandı. Ardından hâkim olan telif tarzı, hadis dereceleri arasında ayrım yapılmaksızın bablara göre tasnif etmek şeklinde yaygınlaştı. Daha sonra bazı hâfızlar, yalnızca sahih olanları derleme yoluna gittiler. İmam Buhârî’nin gerçekleştirdiği ve Müslim b. Haccâc en-Neysâbûrî’nin kendisine tâbi olduğu eşsiz tecrübe işte budur. Başka hâfızlar da sahih hadisleri toptan müstakil eserler hâlinde derlediler; bunun neticesinde Sahîh-i İbn Huzeyme ortaya çıktı. Ancak İbn Huzeyme’nin talebesi İbn Hibbân, alışılmış telif yönteminin dışında daha geniş bir tecrübeye girişti ve bu şerefli alanda çalışan bazılarının zor bulduğu bir yöntem benimsedi; biz ise aksini düşünüyoruz. Bu sebeple İbn Hibbân da Sahîh’i de ihmal edildi; ta ki İbn Belbân, onu fıkıh bablarına göre yeniden tertip edene kadar. Bunu, Müessesetü’r-Risâle tarafından yayımlanan bu Sahîh’in birinci baskısına yazdığımız mukaddimede açıklamış bulunuyoruz. Muhaddisler kütüb-i sitteye büyük önem verdiler ve onlar için etrâf eserleri telif ettiler; nitekim...
أنه قال: هذا باب من الطلاق جسيم وساق فيه أحاديث.كما جمعوها أبواباً وأحكاماً فمزجوا بين الحديث وفتاوى الصحابة كما فعل مالك في "الموطأ" وقد توخى جمع القوي من أحاديث أهل الحجاز ومزجه بأقوال الصحابة وفتاوى التابعين.وقد استقصى هذا فجمع وأوعى عبدُ الرزاق (٢١١) هـ، وأبو بكر بن أبي شيبة (٢٣٥) هـ.ثم رأى كثير من الأئمة أن يفردوا حديث رسول الله صلى الله عليه وسلم فأصبحتَ قلّما تجد إماماً من الحفاظ إلا وله مسند: كالطيالسي، والإمام أحمد، وإسحاق بن راهويه، والبزار وأبي يعلى الموصلي.ومن الحفاظ من رتب على العلل فجمع لكل متن طرقه، واختلاف الرواة فيه بحيث يتضح إرسال ما يبدو متصلاً. ووقف ما يبدو أنه مرفوع.ثم أصبح التأليف الأغلب الذي صار سائداً والتأليف على الأبواب بغير تمييز بين درجات الحديث. ثم بدا لبعض الحفاظ أن يتقيد بالصحيح، فكانت التجربة الفذة التي قام بها الإمام البخاري، والتي تابعه عليها مسلم بن الحجاج النيسابوري.وقام حفاظ آخرون بإفراد الحديث الصحيح جملة، فكانت محصلة ذلك صحيح ابن خزيمة.غير أن ابن حبان تلميذ ابن خزيمة قام بتجربة أوسع على غير الطريقة التي أصبحت مألوفة في التأليف، فابتاع طريقة رأى بعض العاملين في هذا الميدان الشريف أنها عسرة، ورأينا غير ذلك. فهجر ابن حبان، وهُجر صحيحه إلى أن قام ابن بلبان بإعادة ترتيبه على أبواب الفقه وقد بينا ذلك في مقدمتنا لهذا الصحيح -طبعة أولى- الذي قامت بنشره مؤسسة الرسالة.ولقد اعتنى المحدثون بالكتب الستة، ووضعوا عليها الأطراف، كما
Sahîhayn ve onlara yapılan Müstedrek üzerine müstahrecler vaz' edildi. Ardından hâfızlardan bir cemaat, meşhur kitapları tek bir yerde cem' etmeyi münasip gördü. Nitekim Humeydî, Sahîhayn'i bir araya getirdi; İbnü'l-Esîr ise kütüb-i sitteyi Câmiu'l-Usûl'de topladı. Ali b. Ebî Bekr el-Heysemî ise –hocası Hâfız Irâkî'nin işaret ve irşâdıyla– zevâidden, kendinden evvelkilerin vardığı noktaya bir tekmile vücuda getirmek üzere hareket etti. İşte bu zevâid nedir ve Hâfız el-Heysemî (rahmetullahi aleyh) kimdir? a) Zevâid: 'Zevâid' kelimesi mutlak olarak kullanıldığında, hadis sahasındaki bir kitabın –ister müsned ister mu'cem olsun– kütüb-i sitteye fazladan olarak ihtiva ettiği hadisler kastedilir. Faziletli âlimler, bunları şeyh isimlerine göre tertip edilmiş olup fıkıh bablarına göre düzenlenmemiş olan müsned ve mu'cemlerden istihraç ettiler. Zira buralarda bir hadisi araştırmak zor ve güçtü; uzun vakit ve büyük çaba sarfını gerektiriyordu. Allah kendilerini hayırla mükâfatlandırsın, araştırmacılar üzerindeki bu çabayı ve zamanı azaltmak istediler. Bu müsnedleri ve mu'cemleri kütüb-i sitte ile karşılaştırdılar ve onlardan bu kitaplarda bulunandan ziyade olan hadisleri ayırdılar. Daha sonra buna, kütüb-i sitte sahiplerinden bazılarının, mu'cem ve müsned sahiplerine ait başka bir tarîkten tahric ettikleri veya tahric ettikleri halde metin yahut isnadda bir ziyade yahut ihtilaf bulunan hadisleri de ilave ettiler. Müellifin kendi yönteminden söz etmesi ne güzeldir: Heysemî, Mecmau'l-Bahreyn (1/1)'de şöyle dedi: 'Bol ilim sahibi Ebü'l-Kâsım et-Taberânî'nin el-Mu'cemü'l-Evsat ve el-Mu'cemü'l-Kebîr'inin, talebesinin ancak büyük bir keşiften sonra elde edebileceği ilmi ihtiva ettiğini gördüm. Bu sebeple her bir şârdeyi [dağınık rivayeti], fıkıhtan bir bâba –ki o rivayetin orada yer alması güzel olur– cem' etmek istedim. Nitekim Kütüb-i Sitte ehlinden ayrı olarak ihtiva ettikleri hadisleri tam metinleriyle ve onlarla müşterek oldukları hadisleri ise yanlarındaki ziyadeyle birlikte derledim.'
وضعت المستخرجات على الصحيحين، والمستدرك عليهما. ثم رأى جماعة من الحفاظ أن يجمع بين الكتب المعروفة في موضع واحد، فجمع الحميدي بين الصحيحين، وجمع ابن الأثير الكتب الستة في "جامع الأصول" وجاء علي بن أبي بكر الهيثمي -بإشارة شيخه الحافظ العراقي وإرشاده- ليجعل من الزوائد تكملة لما وصل إليه من سبقه.فما الزوائد هذه، ومن الحافظ الهيثمي رحمه الله؟ أ- الزوائدإذا أطلقت كلمة "الزوائد" أريد بها الأحاديث التي يزيد بها كتاب في الحديث مسنداً كان أو معجماً على الكتب الستة.وقد قام علماء أفاضل باستخلاصها من المسانيد والمعاجم المرتبة على أسماء الشيوخ والتي لم ترتب على أبواب الفقه، لأن البحث فيها عن حديث ما صعب وعسير، ويستهلك الوقت الطويل والجهد الكبير، فأرادوا -جزاهم الله خيراً- أن يوفروا هذا الجهد، وهذا الوقت على الباحثين، فعرضوا هذه المسانيد، وتلك المعاجم على الكتب الستة، واستخلصوا منها ما زاد على ما جاء في هذه الكتب، ثم أضافوا إلى ذلك ما أخرجه بعض أصحاب الكتب الستة من طريق أخرى انفرد بها أصحاب المعاجم والمسانيد، أو أخرجوه وكان فيه بعض زيادة أو اختلاف في المتن أو الإسناد، وما أجمل أن يتحدث المصنف عن منهجه:قال الهيثمي في مجمع البحرين ١/ ١: "فقد رأيت المعجم الأوسط، والمعجم الكبير لأبي القاسم الطبراني ذي العلم الغزير قد حويا من العلم ما لا يحصل لطالبه إلا بعد كشف كبير، فأردت أن أجمع كل شاردة، إلى باب من الفقه يحسن أن تكون فيه واردة، فجمعت ما انفرد به عن أهل الكتب الستة من حديث بتمامه وحديث شاركهم فيه بزيادة عنده،
"Mümeyyizen ona kavlimle: 'Falanca, filanın haricinde tahriç etti' veya 'Bunu şu sebeple zikrettim, fakat bu siyâkta görmedim' gibi ifadeler kullanılmıştır." Nitekim böylece araştırmacıya zaman ve emek tasarrufu sağlamış, en kısa yoldan istediğine ulaşmasını kolaylaştırmışlardır. Ayrıca araştırmacılara, kendilerinden zevâid çıkardıkları asıllar için başka bir nüsha sayılabilecek malzeme sunmuşlar; bu zevâidi müelliflerine kadar ulaşan muttasıl senedlerle nispetini de belgelemişlerdir. İşte tüm bunlardan ötürü bu çalışmalar pek çok faydalı ve bereketli olmuştur. Sünnet tarihçileri bize bu babda telifin ne zaman başladığını zikretmemişlerdir. Bu babda elimize geçen en eski örnek, Hâfız İbn Hacer'in Lisânü'l-Mîzân (6/74, Mugultay biyografisi) adlı eserinde söylediğidir: "Onun tahricâtı arasında İbnü'l-Kattân'ın Beyânü'l-Vehmi ve'l-Îhâm'ının tertibi ile İbn Hibbân'ın Sahîhayn üzerine zevâidi de bulunmaktadır …" Ayrıca, tahkikimizle neşrettiğimiz Mevâridü'z-Zam'ân mukaddimesine bakınız. İşte bu, araştırmamız esnasında zikrine rastladığımız ilk tecrübedir. Rastladığımız ikinci tecrübeye gelince, o da Taberânî ile Ebû Ya'lâ'nın zevâidinin, Hâfız İbn Kesîr'in alfabetik olarak tertip ettiği Müsned-i Ahmed'e ilhak edilmesidir. Heysemî, bu alanda kendisinden önce gelenler hakkında hiçbir şey zikretmemiştir. Onların tecrübeleri elimizde bulunmadığından, Heysemî'nin onlardan istifade edip etmediğini bilemiyoruz; edindi ise bu istifadenin ne miktarda olduğunu da tespit edemiyoruz. Bu nedenle, kanaatimizi değiştirecek bir delil bulana kadar Hâfız Heysemî'yi bu sahanın öncüsü sayıyoruz. Zira o tecrübesini, kendisinden sonra gelen herkesin istifade ettiği bir kaynak haline getirecek kadar olgunlaştırmıştır. İster Hâfız İbn Hacer gibi bu faydayı kabul etsinler, ister Şihâbüddîn el-Bûsîrî gibi görmezden gelsinler; her ikisi de Heysemî'nin bu alandaki üstünlüğünü ve bu faydalı babda telif sahasındaki öncülüğünü kabul etmişlerdir.
مميزاً لها بقولي: أخرجه فلان خلا كذا، أو: ذكرته لأجل كذا، ولم أره بهذا السياق، وشبه هذا".وبذلك فقد وفروا على الباحث الجهد والوقت، ويسروا عليه الوصول إلى ما يريد من أقصر الطرق. وزودوا الباحثين بما يمكن أن يعتبر نسخة أخرى للأصول التي استخلصوا منها زوائدها، كما وثقوا نسبتها إلى أصحابها بالأسانيد المتصلة منهم إلى مؤلفيها. ولهذا كله فقد كانت كثيرة المنافع، غزيرة الفوائد.ولم يذكر لنا مؤرخو السنة متى بدأ التأليف في هذا الباب، وأقدم ما وقعنا عليه في هذا الباب. ما قاله الحافظ ابن حجر في "لسان الميزان" ٦/ ٧٤ ترجمة مغلطاي: "ومن تخريجاته ترتيب (بيان الوهم والإيهام) لابن القطان، و (زوائد ابن حبان على الصحيحين) … " وانظر مقدمة موارد الظمآن بتحقيقنا.هذه هي التجربة الأولى التي وقعنا على ذكرها أثناء بحثنا، وأما التجربة الثانية التي وقعنا عليها فهي ضم زوائد الطبراني، وأبي يعلى إلى مسند أحمد الذي رتبه الحافظ ابن كثير على حروف المعجم.ولم يذكر الهيثمي شيئاً عن الذين سبقوه في هذا الميدان، وليست لدينا تجاربهم لنعلم هل استفاد منها أم لا؟ ولنحدد مقدار هذه الفائدة إن كانت واقعة.ولذلك فإننا نعدُّ الحافظ الهيثمي رائد هذا الميدان حتى نقع على ما يجعلنا نبدل رأينا، فقد أنضج تجربته حتى أصبحت المعين الذي نهل منه كل من جاء بعده، سواء اعترف بهذه الفائدة كالحافظ ابن حجر، أو تجاهلها كما فعل الشهاب البوصيري، غير أنهما معاً اعترفا بفضل الهيثمي في هذا المضمار وسبقه في مجال التأليف في هذا الباب المفيد.
Heysemî’nin hal tercümelerini yazanlar, Irâkî’nin talebesini bu ilimde yetiştiren kişi olduğunda ittifak etmişlerdir. Muhammed b. Muhammed b. Fehd el-Hâşimî el-Mekkî, *Lahzü’l-Elhâz* (s. 239)’da şöyle demiştir: “Ona, Müsned-i İmam Ahmed’de Kütüb-i Sitte’den fazla olan hadisleri bir araya getirmesini işaret etti; kitaplarıyla ona yardımcı oldu ve bu hususta nasıl hareket edeceğine dair rehberlik etti…” Heysemî, bu kitabının mukaddimesinde hocasının üzerindeki faziletini ve kendisine yaptığı işareti şöyle zikretmektedir: “Bundan sonra, İmam Ahmed’in, Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî’nin, Ebû Bekr el-Bezzâr’ın Müsnedleri ile Taberânî’nin üç Mu‘cem’inin –Allah teâlâ müelliflerinden râzı olsun, onları hoşnut etsin ve cenneti onlara mesken kılsın– zevâidini her birini müstakil birer tasnif halinde toplamıştım. Yalnız el-Mu‘cemü’l-Evsat ve’s-Sağîr tek bir tasnifte idi. Bunun üzerine efendim ve hocam, allâme, doğunun ve batının hâfızlarının şeyhi, büyüklerin ve onların altındakilerin faydalandığı zat, Zeynüddîn Ebü’l-Fadl Abdurrahîm b. el-Irâkî –Allah kendisinden râzı olsun, onu hoşnut etsin, cenneti bize de ona da mesken kılsın– bana dedi ki: ‘Bu tasnifleri birleştir, senedlerini kaldır ki her bâbın hadisleri bu kitapta tek bir bâb altında toplansın.’ Onun bana bu işaretini görünce himmetimi ona yönelttim, Allah’tan kolaylık ve yardım diledim. Allah teâlâdan bu kitabın faydalı olmasını niyaz ederim; şüphesiz O yakındır, icabet edendir.” Bunun üzerine Allah ona yardım etti, işini kolaylaştırdı ve işte bu kitap ortaya çıktı. Ayrıca, nâşir Hüsâmüddîn el-Kudsî’nin –gayretini takdir ve kendimiz için de rahmet talebiyle– tab‘ının birinci cildinin sonunda yazdığı sözlerini burada nakletmeyi bir vazife addediyorum. O yazıda, bizim de ortaya koymak ve üzerinde konuşmak istediğimiz pek çok husus bulunmaktadır; lakin o (Allah rahmet eylesin) bu hususta bizi geçmiştir. Nâşir şöyle demektedir: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillah, bu kitabın basılmasını tevfîkine hamd olsun; müellifi bu kitapta ziyâdeleri…”
وقد أجمع مترجمو الهيثمي على أن العراقي هو من درب تلميذه على هذا الفن، قال محمد بن محمد بن فهد الهاشمي المكي في "لحظ الألحاظ" ص (٢٣٩): " وأشار عليه بجمع ما في مسند الإمام أحمد من الأحاديث الزائدة على الكتب الستة، فأعانه بكتبه، وأرشده إلى التصرف في ذلك … ".وقد ذكر لنا الهيثمي فضل شيخه عليه وإشارته إليه في مقدمته لهذا الكتاب إذ قال: "وبعد فقد كنت جمعت زوائد مسند الإمام أحمد، وأبي يعلى الموصلي، وأبي بكر البزار، ومعاجيم الطبراني الثلاثة -رضي الله تعالى عن مؤلفيهم وأَرضاهم، وجعل الجنة مثواهم- كل واحد منهم في تصنيف مستقل، ما خلا المعجم الأوسط والصغير فإنهما في تصنيف واحد.فقال لي سيدي وشيخي العلامة، شيخ الحفاظ بالمشرق والمغرب،ومفيد الكبار ومَنْ دونهم، زين الدين أبو الفضل عبد الرحيم بن العراقي رضي الله عنه وأرضاه، وجعل الجنة مثوانا ومثواه. اجْمَعْ هذه التصانيف، واحذف أسانيدها لكي تجتمع أحاديث كل باب منهَا فىِ باب واحد من هذا.فلما رأيت إشارته إلي بذلك صرفت همتي إليه، وسألت الله تسهيله والإعانة عليه. وأسأل الله تعالى النفع به إنه قريب مجيب". فأعانه الله ويسر له فكان هذا الكتاب.وإنني أرى من الواجب علي أن أنقل هنا كلمة الناشر حسام الدين القدسي -اعترافاً بجهده، وطلباً للرحمة لنا وله- التي كتبها في نهاية الجزء الأول من طبعته. وفيها الكثير مما كنا نودّ إبرازه والحديث عنه فسبقنا رحمه الله إليه.يقول الناشر: "بسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله على توفيقه لطبع هذا الكتاب الذي جمع فيه مؤلفه الزيادات
Kütüb-i Sitte'nin yanında en büyük mu'cemler ve müsnedlerden şunlar da zikredilir: Taberânî'nin üç mu'cemi (el-Kebîr, el-Evsat ve es-Sağîr), Müsnedü'l-Bezzâr, Müsnedü'l-İmâm Ahmed ve Müsnedü Ebî Ya'lâ el-Mevsılî. Bununla birlikte bazen bu kitapların dışında rivayet edilen bazı sünenler de anılır; İbn Hibbân'ın Sahîh'i, Ziyâüddîn el-Makdisî'nin el-Ehâdîsü'l-Muhtâre'si ve diğerleri gibi. O (bu eser), kitaplara ve bablara göre tertip edilmiş; hadisler ve râvîleri hakkında tashîh, taz'îf, cerh ve ta'dîl yönünden değerlendirmeler yapılmıştır. Bu itibarla o – Kütüb-i Sitte ile birlikte – âlemlerin saadetinin coşkun pınarı olan nebevî sünenler hakkında bir muʻallime (dâire-i maârif) mesabesindedir. Onda dikkatle bakan (mütebassır) kimse, matbû kitaplarda bulunmayan pek çok hadis görür ki bu durum fıkhî ve ilmî problemlerin çözümüne yardımcı olur; şârihlerin ihtilaf ettiği sünenlerin anlaşılmasına yol aydınlatır. Keza burada, zâhiri teâruz vehmi veren hadislerin vecihlerini ortaya koyan bol miktarda hadis bulunur. O, sünnetin sünnetle tefsirine en iyi destekçidir. Hâfız Heysemî onu telife koyulmuş, hocası Hâfız Zeynüddîn el-Irâkī de – Hâfız Sehâvî ve diğerlerinin belirttiği gibi – onu tahrîr ve benzeri hususlarda desteklemiştir. Ardından Hâfız İbn Hacer gelerek onu müellife karşı okumuş ve birkaç yerde istidrâkte bulunmuştur. O halde bu eser, hayatlarını nebevî sünnete hizmete adamış üç büyük hâfız imamın ortak telifi gibidir. Allah hepsinden razı olsun (r. anhüm). Ayrıca bu kitabın, üzerinde Hâfız İbn Hacer'in müellife okuması bulunan ve mezkûr istidrâkleri havi olan büyük aslını (nüshasını) bulduk. Onunla (bu nüsha ile) karşılaştırdık. Onun istidrâklerini tespit ettik. Yine Hâfız İbn Hacer'in bu kıraate ait hattının resmini ve müellifin, kendisine ve kıraatte hazır bulunanlara icâzetini içeren hattını naklettik. Cüzlerin çoğunu, sonlarında bulunan semâ', belâğ, kıraat ve diğer kayıtlarla tamamladık.
على كتب السنن الستة من أعظم المعاجم والمسانيد: المعاجيم الثلاثة -الكبير، والأوسط والصغير- للطبراني، ومسند البزار. ومسند الإمام أحمد، ومسند أبي يعلى الموصلي.ويذكر أحياناً بعض السنن المروية في غير هذه الكتب كصحيح ابن حبان، والأحاديث المختارة للضياء المقدسي، وغيرهما.ورتبه على الكتب والأبواب، وتكلم على الأحاديث ورجالها تصحيحاً وتضعيفاً، وجرحاً وتعديلاً.فهو -مع الكتب الستة- كمعلمة (دائرة معارف) للسنن النبوية التي هي الينبوع الفياض لسعادة العالمين، يرى المتبصر فيه كثيراً من الأحاديث التي لا وجود لها في الكتب المطبوعة، مما يساعد على حَلِّ المشكلات الفقهية والعلمية، وينير الطريق لفهم السنن التي اختلف الشراحُ فيها. كما يجد فيه أحاديث وفيرة تكشف عن وجوه الأحاديث التي يوهم ظاهرها التناقض، وهو خير مؤازر على تفسير السنن بالسنن.وقد توفر الحافظ الهيثمي على تأليفه، وأعانه شيخه الحافظ الزين العراقي عليه بتحريره ونحو ذلك -كما يقول الحافظ السخاوي وغيره- ثم جاء الحافظ ابن حجر فقرأه على مؤلفه، واستدرك عليه في مواضع يسيرة، فهو إذاً كتأليف ثلاثة من أئمة الحفاظ الذين وقفوا حياتهم لخدمة السنة النبوية. رضي الله عنهم.وقد عثرنا على الأصل العظيم لهذا الكتاب الذي عليه قراءةُ الحافظ ابن حجر على المؤلف، وفيه استدراكاته المذكورة. فقابلنا به. وأثبتنا استدراكاته كما نقلنا صورة خط الحافظ ابن حجر بهذه القراءة، وخط الصنف بإجازته له ولمن حضر القراءة، وختمنا أكثر الأجزاء بما وجد في آخرها من السماعات والبلاغات، والقراءات، وغيرها.
Buna ilâveten, bu asıl nüsha müellifin talebesi Ahmed b. Muhammed el-Fuvvî'nin hattıyla yazılmıştır. Ayrıca onun bazı kısımlarını Mısır ve Şam'da asıl nüsha dışındaki üç nüsha ile karşılaştırdık. Allâh Hüsâmüddîn el-Kudsî'ye rahmet eylesin, mükâfatını bol kılsın. Ben, inşallah ve Allah dilerse, kitabın sonunda vâfî bir inceleme sunacağım. O zaman çalışma tamamlanmış, istatistiklerin sebepleri hazırlanmış olacak; görüş istatistiklerle desteklenecektir. Zira genelleme bir âlime fayda vermez, ancak şüphesiz ilim talebesine ve onu davâ edene zarar verir. Allah'tan tevfik, sevâb, tespit ve rüşd dileriz. O, dilediğine kādirdir.
Seyyid Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, "er-Risâletü'l-Müstetrafe"de (s. 129) "Mecmau'z-Zevâid ve Menbau'l-Fevâid"den bahsederken şöyle demiştir: "O, en faydalı hadis kitaplarındandır; hattâ onun benzeri bir kitap bulunmamış, bu bapta onun emsali telif edilmemiştir."
Üstâd Ahmed Râfi‘ et-Tahtâvî ise (Hâmiş Zeyl-i Tabakāti'l-Huffâz'da) şöyle demiştir: "O, altı temel kitaptan sonra sünen kitaplarının en önemlilerindendir. Kim ona muttali‘ olursa, müellifinin hadisteki yüce mertebesine boyun eğer."
Şeyh Muhammed Âbid es-Sindî bu kitabı tavsif ederken şöyle demiştir: "O, büyük, şânı yüce, kadri âlî bir kitaptır. Bu parlak yöntemde ondan önce kimsenin bulunduğunu görmedim. Allah ondan ebediyen râzı olsun."
b- Alî b. Ebî Bekr el-Heysemî [Sahâbe için rahmet anlayışı][Bu bölümün başıdır]: Bir hadis, fıkıh veya edebiyat âliminin hayatını ilmî bir şekilde incelemek; araştırmacıyı onun psikolojik ve fikrî yapılarına, alanlarına ulaştırır. (1) Hâfız Heysemî'nin biyografi kaynakları: - İnbâu'l-Gamr 5/256-257, 260. - Zeylü Tabakāti'l-Huffâz (s. 372-373). =
وزيادة على ذلك فإن هذا الأصل مكتوب بخط تلميذ المؤلف أحمد بن محمد الفوي. وعارضنا بعض أجزائه بثلاث نسخ غير الأصل في مصر والشام".رحم الله حسام الدين القدسي، وأجزل ثوابه، وإنني سأقدم الدراسة الوافية -إن شاء الله وأراد لي ذلك- في نهاية الكتاب. حيث يكون العمل تاماً والإحصائيات مهيأة أسبابها، حيث يكون الرأي مدعماً بالإحصائيات. لأن التعميم لا يفيد عالماً، ولكنه يضر بدون شك شداة العلم ومدعيه.نسأل الله التوفيق والسداد، والتثبت والرشاد إنه على ما يشاء قدير.وقال السيد محمد بن جعفر الكتاني في "الرسالة المستطرفة" ص (١٢٩) وهو يتحدث عن "مجمع الزوائد ومنبع الفوائد": "وهو من أنفع كتب الحديث، بل لم يوجد مثله كتاب، ولا صنف نظيره في هذا الباب".وقال الأستاذ أحمد رافع الطهطاوي -هامش ذيل طبقات الحفاظ-: "وهو من أهم كتب السنن بعد الأصول الستة، ومن يطَّلعْ عليه، يخضع لجلالة قدر مؤلفه في الحديث".وقال الشيخ محمد عابد السندي يصف هذا الكتاب: "وهو كتاب عظيم جليل القدر، كبير الشأن، لم أر أحداً سبقه إلى هذا المنهج الجلي، رضي الله عنه رضاء لا سخط بعده". ب- علي بن أبي بكر الهيثمي (١)إن دراسة حياة أيّ علم من أعلام الحديث أو الفقه أو الأدب دراسة علمية يتوصل بواسطتها الدارس إلى المكونات النفسية والفكرية، ومجالات(١) مصادر ترجمة الحافظ الهيثمي:- إنباء الغمر ٥/ ٢٥٦ - ٢٥٧، ٢٦٠.- ذيل طبقات الحفاظ ص (٣٧٢ - ٣٧٣). =
İbdâ veya geri kalmışlık; atâ miktarı ve bunun içinde bulunduğu dönemlerle tenâsübü; araştırmacı için, kirmensiz yün eğirmekten veya samanlıkta iğne aramaktan daha zordur. Özellikle de kaynaklar hayatının geçirdiği safhaları ihmal etmişse. Hâfız el-Heysemî'nin yaşadığı zaman dilimi, doğumu olan 735 (hicrî) yılından vefat tarihi olan 807 (hicrî) yılına kadar uzanmaktadır. Bu uzun ve sıkıntılı dönemde İslâm beldelerinde ne kadar çok hâdiseler cereyan etmiştir! Mısır, İslâm dünyasının dinî ve siyasî ziâmetinde Irak'ın mirasçısı olmuş; ona fikrî ve medenî ziâmet sancağı da bağlanmıştır. Kahire, 656 (hicrî) yılından itibaren ve asırlar boyunca Bağdat'ın halifesi/halefi olmuştur. Allâme İbn Haldûn (732-808) şöyle demiştir: 'İlim, medeniyeti bol şehirlere mahsustur. Bugün medeniyet bakımından Mısır'dan daha bol bir yer yoktur. O, dünyanın anası, İslâm'ın eyvanı, ilim ve sanayiin pınarıdır.' Selâhaddin, kendisini kökleri derin olan dev bir fikir akımının karşısında buldu = — Lahzü'l-Elhâz (239-241). — el-Bedru't-Tâli' li'ş-Şevkânî 1/441. — Şezerâtü'z-Zeheb 7/70. — Keşfü'z-Zunûn 2/957, 1400. — Hediyyetü'l-Ârifîn 5/727. — el-A'lâm 4/266-267. — Mu'cemü'l-Müellifîn 7/45. — er-Risâletü'l-Mustatrafe s. (105, 110, 128-129).
الإبداع أو التخلف، وحجم العطا وتناسبه مع الفترات التي كان خلالها، لهي أشق على الدارس من غزل الصوف بدون مغزل، ومن البحث عن إبرة في بيدر من القش.وخاصة إذا أغفلت المصادرُ المراحل التي مرت بها حياته.إن الفترة الزمنية التي عاشها الحافظ الهيثمي تمتد من ولادته سنة (٧٣٥) هـ إلى سنة وفاته وهي سنة (٨٠٧) هـ. وما أكثر ما مر بالبلاد الإسلامية من أحداث في هذه الفترة الطويله العصيبة.لقد ورثت مصر العراق في الزعامتين: الدينية والسياسية للعالم الإسلامي، كما عقد لها لواء الزعامة الفكرية والحضارية، وصارت القاهرة خليفة بغداد منذ عام (٦٥٦) هـ وطوال قرون طويلة.قال العلامة ابن خلدون (٧٣٢ - ٨٠٨) هـ: "واختص العلم بالأمصار الموفورة الحضارة، ولا أوفر اليوم في الحضارة من مصر، فهي أم العالم، وإيوان الإسلام، وينبوع العلم والصنائع".لقد وجد صلاح الدين نفسه أمام تيار ضخم عميق الجذور من الفكر= - لحظ الألحاظ (٢٣٩ - ٢٤١).- البدر الطالع للشوكاني ١/ ٤٤١.- شذرات الذهب ٧/ ٧٠.- كشف الظنون ٢/ ٩٥٧، ١٤٠٠.- هدية العارفين ٥/ ٧٢٧.- الأعلام ٤/ ٢٦٦ - ٢٦٧.- معجم المؤلفين ٧/ ٤٥.- الرسالة المستطرفة ص (١٠٥، ١١٠، ١٢٨ - ١٢٩).
Yabancı ve melez felsefi akımlara karşı, Sünnî düşünceyi hâkim kılmak için amansız bir mücadele verdi. Hadisin ve dört mezhebin yaygınlaştırılmasına ağırlık verdi; Mısır ve Şam'da medreseler inşa ettirdi; âlimleri ve fakihleri bölgeye davet ederek onların gelmelerini teşvik etti. Ardından gelen halifeleri de onun sünnetine uydular ve onun yolunu izlediler.
Memlüklerin siyaseti, dört mezhebin aşırı bir taassupla yaygınlaştırılması, medreselerin ve camilerin inşası, tefsir, hadis, Kur'an ilimleri, dil ilimleri, tarih, coğrafya, siyer, tıp ve eczacılık alanlarında çeşitli eserlerin bir araya getirilmesi şeklinde devam etti.
Bununla birlikte Memlükler, kendileri için dinî otorite iddiasında bulunmadılar; aksine dünyevî ve siyasî otoriteyi ellerinde tuttular. Dinî ve dünyevî otoriteler arasında sık sık anlaşmazlık çıkardı; âlimlerin gönlü, Memlüklerin cehaleti, pervasızlığı ve zulmü karşısında daralır, sıkılırdı. Kadı'l-kudât Takıyyüddin İbn Dakîkı'l-İd'in (rahimehullah) içini döken şu sözlerini okuyun:
"Dünyada makam ve yüksek mevki sahipleri,
Fazilet sahiplerini kendileri arasında hor görürler.
Bizi kendi cinslerinden saymadıkları için,
Vahşi hayvanların ihmal edildiği yerlere koymuşlardır.
Bize zarar vermekten kaçınmak akıllarına gelmez;
Değerimizin yükselmesi için hiçbir gayretleri yoktur.
Keşke gücümüz yetseydi de onlara,
Bizim yanımızdaki değerlerini bildirseydik; yahut onlar bunu bilseydi!
Onların iki rahatlatıcı şeyleri var: cehalet ve aşırı zenginlik;
Bizde ise iki yorucu şey var: ilim ve yoksulluk."
الفلسفي الوافد والهجين، فقابله بحرب لا تهدأ لإحلال الفكر السني، فركز على نشر الحديث والمذاهب الأربعة، وبنى المدارس في مصر والشام، واستدعى العلماء والفقهاء، وأغراهم بالحضور، وسار خلفاؤه على سننه ونهجوا نهجه.واستمرت سياسة المماليك في نشر المذاهب الأربعة مع التعصب الشديد لها، وبناء المدارس، والجوامع، وجمع الكتب المختلفة في التفسير والحديث وعلوم القرآن، وعلوم اللغة، والتاريخ، والجغرافيا، والسير، والطب والصيدلة.ومع هذا كله فإن المماليك لم يدَّعوا لأنفسهم السلطة الدينية، بل احتفظوا بالسلطة الزمنية والسياسية، وكثيراً ما كان يثور الخلاف بين السلطتين الدينية والزمنية، فيمتلئ صدر العلماء بالضيق لجهل المماليك وتهورهم وظلمهم، واقرأ معي نفثه قاضي القضاة تقي الدين بن دقيق العيد المصدور إذ قال:أَهْلُ الْمَنَاصِبِ فِي الدُّنْيَا وَرِفْعَتِهَا … أَهْلُ الْفَضَائِلِ مَرْذُولُونَ بَيْنَهُمُقَدْ أَنْزَلُونَا لأنَّا غَيْرُ جِنْسِهِمُ … مَنَازِلَ الْوَحْشِ فِي الإهْمَالِ عِنْدَهُمُفَمَا لَهُمْ فِىِ تَوَقِّي ضُرِّنَا نَظَرٌ … وَلَا لَهُمْ فِي تَرَقِّي قَدْرِنَا هِمَمُفَلَيْتَنَا لَوْ قَدِرْنَا أَنْ نُعَرِّفَهُمْ … مِقْدَارَهُمْ عِنْدَنَا أَوْ لَوْ دَرَوهُ هُمُلَهُمْ مُريحَانِ: مِنْ جَهْلٍ وَفَرْطِ غِنىً … وَعِنْدَنَا الْمُتْعِبَانِ: الْعِلْمُ، وَالْعَدَمُ
Memlüklerde dinî hayatın tezahürlerinden biri, Beraat Gecesi'nin (Şaban'ın on beşinci gecesi) kutlanması, Mevlid-i Nebî'ye aşırı ihtimam gösterilmesi, evliyâ ve sâlihlerin mevlidlerinin kutlanmasıydı. Evliyâ ve şeyhlerin mevlid vesileleri çoğu zaman ahlâk ve faziletten uzaklaşma, fesat ve şer işlemek için bir alan haline getirilirdi. Toplumda sûfî evliyâsının kerametlerine dair bir akide yerleşti; halkın sade ve cahil kesiminin anlayışında onların hârikulâde işler ve kerametler sergiledikleri yönündeki sözler çoğaldı. İnsanlar müneccimliğe ve müneccimlere inanmaya başladı; bu insanların başında da sultanları geliyordu. Sûfî şeyhleri, sultanların zihinlerine keşf, tasarruf ve hârikulâde şeyler getirme gücüne sahip oldukları fikrini yerleştirmeyi başardı. Memlükler bu vehmin yayılmasını sevdiler, çünkü siyasetleri dünyadan yüz çevirmiş, hayata, mala ve nimetlere karşı zâhidane bir tutum sergileyen insanlar gerektiriyordu. İşte o mutasavvıfların iyi konuştukları bir konu da buydu. Bu toplumun yapısında fesat güvesi yayılmış olmasına rağmen –zulüm, haksızlık, müsadere, angarya yaygınlaşmış; hırsızlık, ahlâkî çözülme, siyasî fesat, içtimaî fesat ve iktisadî zulüm her yanı sarmıştı– Memlükler, dinin emirlerini ve yasaklarını görünürde korumaya ve riayet etmeye önem veriyorlardı. Hatta birçoğu, dinin hükümlerini uygulamada ve dine muhalefet edenlerle mücadelede katı bir tavır sergiledi; ancak onları, şeriatın kendisinin tasvip etmeyeceği bir şekilde cezalandırdılar. Buna en açık delil, bir grup Kıptî'nin Müslüman görünerek vezirlik ve divanlara sızmaları, buralara hâkim olmaları ve tebaaya zulmetmede aşırı gitmeleridir. Şihâbüddin el-A‘rec (785 h.) şöyle demiştir: "Akıllı bir kimse Mısır'da rızkı nasıl talep edebilir ki? Önünde kılıç ve kalkanla Türkler dururken. Oysa Kıptîler her taraftan dörtte bir, sekizde bir ve beşte bir hisselerle kendileri için toplamışlardır."
ومن مظاهر الحياة الدينية عند المماليك الاحتفال بليلة النصف من شعبان، والاهتمام الزائد بالمولد النبوي، وموالد الأولياء والصالحين، وكثيراً ما تتخذ مناسبات موالد الأولياء والشيوخ مجالاً للتحرر من الأخلاق والفضيلة، وارتكاب المفاسد والشرور. وتمكنت في الناس عقيدة الكرامات لأولياء الصوفية، وكثر الحديث عما يأتون من خوارق الأعمال والكرامة في عرف البسطاء والجاهلين من الناس. وأصبح الناس يعتقدون بالتنجيم والمنجمين وعلى رأس هؤلاء الناس سلاطينهم. وقد استطاع مشايخ الصوفيين أن يدخلوا فى روع السلاطين أن بمقدروهم الكشف والتصريف والإتيان بالخوارق، وقد أحب المماليك انتشار هذا الوهم، لأن سياستهم تتطلب أناساً منصرفين عن الدنيا، زاهدين في الحياة والمال والنعيم، وهذا شيء يجيد الحديث عنه أولئك المتصوفون.وعلى الرغم من أن سوس الفساد انتشر في بناء هذا المجتمع، فساد العسف والجور، والمصادرة، والسخرة، وعمت السرقة، والتحلل الخلقي، والفساد السياسي، والفساد الاجتماعي، والظلم الاقتصادي، فإن المماليك كانوا مهتمين بالحفاظ مظهراً على أمور الدين ورعاية أوامره ونواهيه، حتى أظهر الكثير منهم التشدد في تطبيق أحكامه ومحاربة الخارجين عليه فأخذوهم بصورة لا يقرها الشرع نفسه.وليس أدل على ذلك من أن جماعة من الأقباط تظاهروا بالإسلام، وتسللوا إلى الوزارة والدواين فتسلطوا عليها، وتشددوا في ظلم الرعية.قال شهاب الدين الأعرج (ت ٧٨٥) هـ:وَكَيْفَ يَرُومُ الرِّزْقَ فِي مِصْرَ عَاقِلٌ … وَمِنْ دُونِهِ الأتْرَاكُ بِالسَّيْفِ وَالتُّرْسِوَقَدْ جَمَعَتْهُ الْقُبْطُ مِنْ كُلِّ وُجْهَةٍ … لَأنْفسِهِمْ بِالرُّبْعِ وَالثُّمْنِ وَالْخُمْسِ