Kitap: Mecma‘u’z-Zevâid ve Menba‘u’l-Fevâid (Nûrüddîn el-Heysemî). Kısım: Sünnet Kitapları. Müellif: Ebü’l-Hasan Nûrüddîn Alî b. Ebî Bekir b. Süleyman el-Heysemî (ö. 807). Muhakkik: Hissâmüddîn el-Kudsî. Yayınevi: el-Mektebetü’l-Kudsî, Kahire. Yayın yılı: hicrî 1414 (milâdî 1994). Cilt sayısı: 10. [Uyarı]: Hadis numaraları matbu nüshaya ait değildir. [Kitap numaralandırması matbu nüsha ile uyumludur.] Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
مجمع الزوائد ومنبع الفوائد (نور الدين الهيثمي)القسم: كتب السنةالكتاب: مجمع الزوائد ومنبع الفوائدالمؤلف: أبو الحسن نور الدين علي بن أبي بكر بن سليمان الهيثمي (ت ٨٠٧ هـ)المحقق: حسام الدين القدسيالناشر: مكتبة القدسي، القاهرةعام النشر: ١٤١٤ هـ، ١٩٩٤ معدد الأجزاء: ١٠[تنبيه]: ترقيم الأحاديث ليس من المطبوع[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Mecma‘u’z-Zevâid ve Menba‘u’l-Fevâid – Cilt 1. Mecma‘u’z-Zevâid ve Menba‘u’l-Fevâid, Ebü’l-Hasan Nûreddin Alî b. Ebî Bekr b. Süleyman el-Heysemî. Mektebetü’l-Kudsî, Kahire. Dipnotta şunu ekledik: Mecma‘u’z-Zevâid ve Menba‘u’l-Fevâid kitabındaki tahrîfât ve tashîfâta dair uyarılar. Âsım Abdullah İbrâhim – Medîne-i Münevvere İslâm Üniversitesi – On yedinci yıl, altmış yedinci ve altmış sekizinci sayılar. Biz onun sözünü (*) ile başlattık; belirtilen yerlerinde bulamadığımız iki istidrâk (düzeltme) müstesnadır. Bunlar:
51 – “Mecma‘”da (3/195): Fahd b. Avf şeklinde geçer.
Derim: Doğrusu “Zeyd b. Avf”tır; zira Fahd onun lakabı, Zeyd ise adıdır; nitekim “el-Mîzân” (3/266) ve başka kaynaklarda da böyledir.
77 – “Mecma‘”da (4/151): Ebû Mis‘ar şeklinde geçer.
Derim: Doğrusu “Ebû Ma‘şer”dir; kendisi megâzî sahibi Necîh b. Abdurrahmân es-Sindî’dir – Ahmed’in “el-Müsned”inde (2/351) geçtiği gibi.
مجمع الزوائد ومنبع الفوائد - جـ ١مجمع الزوائد ومنبع الفوائد أبو الحسن نور الدين علي بن أبي بكر بن سليمان الهيثمي مكتبة القدسي، القاهرةوأضفنا في الهامش: تنبيهات على تحريفات وتصحيفات في كتاب مجمع الزوائد ومنبع الفوائدعاصم عبد الله إبراهيم - الجامعة الاسلامية بالمدينة المنورة - السنة السابع عشرة - العددان السابع والستون والثامن والستون.وقد صدرنا كلامه بـ (*)، غير استدراكين لم نجدهما في موقعهما المشار إليهما، وهما:٥١ - جاء في "المجمع" (٣/ ١٩٥): فهد بن عوف.قلت: صوابه "زيد بن عوف" إذ فهد هو لقبه وزيد اسمه كما في "الميزان" (٣/ ٢٦٦) وغيره.٧٧ - جاء في "المجمع" (٤/ ١٥١): أبو مسعر.قلت: صوابه "أبو معشر" وهو نجيح بن عبد الرحمن السندي صاحب المغازي- كما في "المسند" لأحمد (٢/ ٣٥١).
**İMÂM ZÂMİNDİR, MÜEZZİN İSE EMÎNDİR**
1902 - Ebû Ümâme el-Bâhilî (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İmâm zâmindir, müezzin ise emîndir.” Bunu Ahmed b. Hanbel ve Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de rivâyet etmiş olup ricâli güvenilirdir.
1903 - Yine Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İmâm zâmindir, müezzin ise emîndir. Allah’ım! İmâmları doğru yola ilet, müezzinleri bağışla.” Ashâb: “Yâ Resûlallah! Sen bizi, senden sonra ezan konusunda birbiriyle yarışır hâlde bıraktın!” dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benden sonra (veya sizden sonra) öyle bir kavim gelecek ki, onların aşağı tabakası müezzinleri olacaktır.” Bunu Bezzâr rivâyet etmiş olup ricâlinin tamamı güvenilirdir.
1904 - Vâsile (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İmâm zâmindir, müezzin ise emîndir. Allah’ım! Müezzinleri bağışla, imâmlara hidâyet buyur.” Bunu Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de rivâyet etmiştir. Senedinde Velîd’in Mevlâsı Cenâh bulunmaktadır; el-Ezdî onu zayıf saymış, İbn Hibbân ise sikât arasında zikretmiştir.
1905 - Ebû Mahzûre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müezzinler, müslümanların iftar ve sahur vakitlerinde emîn olan kimseleridir.” Bunu Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de rivâyet etmiş olup isnâdı hasendir.
**ÂMÂNIN EZÂNI**
1906 - İbn Mes‘ûd (r.a.) şöyle demiştir: “Müezzinlerinizin âmâlardan olmasını sevmem.” – Zannımca, “Kurrâlarınız da (öyle)” demiştir. Bunu Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de rivâyet etmiş olup ricâli sikâttır.
1907 - Zeyd b. Sâbit (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bilâl geceleyin ezan okur; siz, İbn Ümmü Mektûm ezan okuyuncaya kadar yiyin ve için.” Bunu Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de rivâyet etmiştir. Senedinde Yezîd b. İyâz bulunmaktadır; muhaddisler onun zaîflığında ittifak etmişlerdir.
Müellif der ki: İnşâallah oruç bahsinde bu mevzuda pek çok hadis gelecektir. Ben bunu, âmânın ezan okumasının mekruh görüldüğüne dair varid olan rivayet sebebiyle zikrettim.
[بَابٌ الْإِمَامُ ضَامِنٌ وَالْمُؤَذِّنُ مُؤْتَمَنٌ]١٩٠٢ - عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ قَالَ: قَالَ: رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «الْإِمَامُ ضَامِنٌ وَالْمُؤَذِّنُ مُؤْتَمَنٌ» ".رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ، وَرِجَالُهُ مُوَثَّقُونَ.١٩٠٣ - وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «الْإِمَامُ ضَامِنٌ وَالْمُؤَذِّنُ مُؤْتَمَنٌ، اللَّهُمَّ أَرْشِدِ الْأَئِمَّةَ، وَاغْفِرْ لِلْمُؤَذِّنِينَ " قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ لَقَدْ تَرَكْتَنَا نَتَنَافَسُ فِي الْأَذَانِ بَعْدَكَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " إِنَّهُ يَكُونُ بَعْدِي - أَوْ بَعْدَكُمْ - قَوْمٌ سَفَلَتُهُمْ مُؤَذِّنُوهُمْ» ".رَوَاهُ الْبَزَّارُ، وَرِجَالُهُ كُلُّهُمْ مُوَثَّقُونَ.١٩٠٤ - وَعَنْ وَاثِلَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «الْإِمَامُ ضَامِنٌ وَالْمُؤَذِّنُ مُؤْتَمَنٌ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِلْمُؤَذِّنِينَ وَاهْدِ الْأَئِمَّةَ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ، وَفِيهِ جَنَاحٌ مَوْلَى الْوَلِيدِ، ضَعَّفَهُ الْأَزْدِيُّ وَذَكَرَهُ ابْنُ حِبَّانَ فِي الثِّقَاتِ.١٩٠٥ - وَعَنْ أَبِي مَحْذُورَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «الْمُؤَذِّنُونَ أُمَنَاءُ الْمُسْلِمِينَ عَلَى فِطْرِهِمْ وَسُحُورِهِمْ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ وَإِسْنَادُهُ حَسَنٌ. [بَابُ أَذَانِ الْأَعْمَى]١٩٠٦ - عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: مَا أُحِبُّ أَنْ يَكُونَ مُؤَذِّنُوكُمْ عُمْيَانَكُمْ، قَالَ: وَأَحْسَبُهُ قَالَ: وَلَا قُرَّاؤُكُمْ.رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ وَرِجَالُهُ ثِقَاتٌ.١٩٠٧ - وَعَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «إِنْ بِلَالًا يُؤَذِّنُ بِلَيْلٍ، فَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يُؤَذِّنَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ وَفِيهِ يَزِيدُ بْنُ عِيَاضٍ وَقَدْ أَجْمَعُوا عَلَى ضَعْفِهِ.قُلْتُ: وَتَأْتِي أَحَادِيثُ كَثِيرَةٌ مِنْ هَذَا فِي الصِّيَامِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ وَإِنَّمَا ذَكَرْتُ هَذَا لِمَا وَرَدَ مِنْ كَرَاهِيَةِ أَذَانِ الْأَعْمَى.
Müezzinin Ücreti Bâbı
1908 – Muğîre b. Şu‘be’den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah’tan (s.a.v.) beni kavmime imam tayin etmesini istedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Namazı cemaatin en zayıfına göre kıldır ve ezanı karşılığında ücret alan bir müezzin edinme.”
Bunu Taberânî, el-Kebîr’de Sa‘d el-Kuta‘î tarîkiyle ondan rivayet etmiştir. Ben bu râviyi zikreden birini bulamadım.
1909 – Yahyâ el-Bekkâ’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir adam İbn Ömer’e (r.a.): “Ben seni Allah için seviyorum.” dedi. İbn Ömer de: “Fakat ben seni Allah için sevmiyorum.” dedi. Adam: “Neden?” diye sordu. İbn Ömer: “Çünkü sen ezanında teğannî ediyor (nağme yapıyor) ve ondan ücret alıyorsun.” cevabını verdi.
Bunu Taberânî, el-Kebîr’de rivayet etmiş olup senedinde Yahyâ el-Bekkâ vardır. Ahmed, Ebû Zür‘a, Ebû Hâtim ve Ebû Dâvûd onu zayıf görmüş; Yahyâ b. Saîd el-Kattân ise onu tevsîk etmiş, Muhammed b. Sa‘d ise: “İnşâallah o sika idi.” demiştir.
Müezzin-i Muhtesib Bâbı
1910 – İbn Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah rızasını umarak ezan okuyan müezzin (müezzin-i muhtesib), kanı içinde debelenen bir şehid gibidir; ezanını bitirinceye kadar bu hâl üzere olur. Onun için her yaş ve kuru şahitlik eder. Eğer vefat ederse kabrinde kurtlanmaz.”
Bunu Taberânî, el-Kebîr’de rivayet etmiş olup senedinde Muhammed b. Fadl el-Kustânî vardır. Ben onu zikreden birini bulamadım.
1911 – Abdullah b. Amr’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah rızasını umarak ezan okuyan müezzin, kanı içinde yatan şehid gibidir; vefat ettiğinde kabrinde kurtlanmaz.”
Bunu Taberânî, el-Kebîr’de rivayet etmiş olup senedinde İbrâhim b. Rüstem vardır ve onunla ihticac konusunda ihtilaf edilmiştir. Ayrıca senedde tercüme-i hâli bilinmeyen bir râvi de bulunmaktadır. Ezânın faziletine dair daha önce pek çok hadis geçmişti.
Ezân Okuyanın İkâmet Getirmesi Bâbı
1912 – İbn Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz Peygamber (s.a.v.) ile beraberdik. Bilâl’i ezan okuması için aradı, fakat bulamadı. Peygamber (s.a.v.) bir adama emretti, o da ezan okudu. Ardından Bilâl geldi ve ikâmet getirmek istedi. Resûlullah (s.a.v.): “İkâmeti ancak ezan okuyan getirir.” buyurdu.
Bunu Taberânî, el-Kebîr’de rivayet etmiş olup senedinde Saîd b. Râşid es-Semmâk vardır ve o zayıftır.
Ezânsız ve İkâmetsiz Namaz Kılan Hakkında Bâb
1913 – İbrâhim (en-Nehaî)den nakledildiğine göre İbn Mes‘ûd, Alkame ve el-Esved ezansız ve ikâmetsiz namaz kılmışlardır. Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: “Onlara şehrin umumî ikâmeti yeterli olmuştur.” Başka bir rivayette İbn Mes‘ûd: “Şehrin ikâmeti yeterlidir.” demiştir.
[بَابُ أَجْرِ الْمُؤَذِّنِ]١٩٠٨ - «عَنْ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ قَالَ: سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَجْعَلَنِي إِمَامَ قَوْمِي فَقَالَ: " صَلِّ بِصَلَاةِ أَضْعَفِ الْقَوْمِ، وَلَا تَتَّخِذْ مُؤَذِّنًا يَأْخُذُ عَلَى أَذَانِهِ أَجْرًا» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ مِنْ طَرِيقِ سَعْدٍ الْقُطَعِيِّ عَنْهُ وَلَمْ أَجِدْ مَنْ ذَكَرَهُ.١٩٠٩ - وَعَنْ يَحْيَى الْبَكَّاءِ قَالَ: قَالَ رَجُلٌ لِابْنِ عُمَرَ: إِنِّي لَأُحِبُّكَ فِي اللَّهِ، فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ: لَكِنِّي أُبْغِضُكَ فِي اللَّهِ، قَالَ: وَلِمَ؟ قَالَ: إِنَّكَ تَتَغَنَّى فِي أَذَانِكَ وَتَأْخُذُ عَلَيْهِ أَجْرًا.رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ وَفِيهِ يَحْيَى الْبَكَّاءُ، ضَعَّفَهُ أَحْمَدُ وَأَبُو زُرْعَةَ وَأَبُو حَاتِمٍ وَأَبُو دَاوُدَ، وَوَثَّقَهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ سَعْدٍ: كَانَ ثِقَةً إِنْ شَاءَ اللَّهُ. [بَابُ الْمُؤَذِّنِ الْمُحْتَسِبِ]١٩١٠ - عَنْ ابْنِ عُمَرَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «الْمُؤَذِّنُ الْمُحْتَسِبُ كَالشَّهِيدِ يَتَشَحَّطُ فِي دَمِهِ حَتَّى يَفْرُغَ مِنْ أَذَانِهِ، وَيَشْهَدُ لَهُ كُلُّ رَطْبٍ وَيَابِسٍ، وَإِنْ مَاتَ لَمْ يُدَوِّدْ فِي قَبْرِهِ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ، وَفِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ الْفَضْلِ الْقُسْطَانِيُّ وَلَمْ أَجِدْ مَنْ ذَكَرَهُ.١٩١١ - وَعَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «الْمُؤَذِّنُ الْمُحْتَسِبُ كَالشَّهِيدِ الْمُتَشَحِّطِ فِي دَمِهِ، إِذَا مَاتَ لَمْ يُدَوِّدْ فِي قَبْرِهِ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ، وَفِيهِ إِبْرَاهِيمُ بْنُ رُسْتُمَ وَهُوَ مُخْتَلَفٌ فِي الِاحْتِجَاجِ بِهِ، وَفِيهِ مَنْ لَمْ تُعْرَفْ تَرْجَمَتُهُ، وَقَدْ تَقَدَّمَ أَحَادِيثُ كَثِيرَةٌ فِي فَضْلِ الْأَذَانِ. [بَابُ مَنْ أَذَّنَ فَهُوَ يُقِيمُ]١٩١٢ - «عَنْ ابْنِ عُمَرَ قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَطَلَبَ بِلَالًا لِيُؤَذِّنَ [لَهُمْ] فَلَمْ يُوجَدْ، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلًا فَأَذَّنَ، فَجَاءَ بِلَالٌ بَعْدَ ذَلِكَ فَأَرَادَ أَنْ يُقِيمَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " إِنَّمَا يُقِيمُ مَنْ أَذَّنَ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ وَفِيهِ سَعِيدُ بْنُ رَاشِدٍ السَّمَّاكُ وَهُوَ ضَعِيفٌ. [بَابٌ فِيمَنْ صَلَّى بِغَيْرِ أَذَانٍ وَلَا إِقَامَةٍ]١٩١٣ - عَنْ إِبْرَاهِيمَ أَنَّ ابْنَ مَسْعُودٍ وَعَلْقَمَةَ وَالْأَسْوَدُ صَلَّوْا بِغَيْرِ أَذَانٍ وَلَا إِقَامَةٍ.قَالَ سُفْيَانُ: كَفَتْهُمْ إِقَامَةُ الْمِصْرِ، وَقَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ فِي رِوَايَةٍ أُخْرَى: إِقَامَةُ الْمِصْرِ تَكْفِي.
Bu iki hadisi Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr'inde rivâyet etmiştir. İbrahim en-Nehaî, İbn Mes'ûd'dan işitmemiştir.
[Vakit Namazlarını Kazaya Bırakıldığında Ezan Okunması ve Tertip Edilmeleri Bâbı]
1914 - Abdullah b. Mes'ûd (r.a.) şöyle dedi: Müşrikler, Resûlullah (s.a.v.)'i öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından (kılmaktan) alıkoydular; nihayet gecenin bir saati geçti. Sonra Resûlullah (s.a.v.), Bilâl'e emretti, o da ezan okudu ve kamet getirdi; ardından öğle namazını kıldırdı. Sonra yine ona emretti, ezan okudu ve kamet getirdi; ardından ikindi namazını kıldırdı. Sonra yine ona emretti, ezan okudu ve kamet getirdi; ardından akşam namazını kıldırdı. Sonra yine ona emretti, ezan okudu ve kamet getirdi; ardından yatsı namazını kıldırdı.
Bunu Ebû Ya'lâ rivâyet etmiştir. Senedinde Yahyâ b. Ebî Üneyse bulunmaktadır. O, hadis ehli nezdinde zayıftır. Ancak İbn Adî şöyle demiştir: O, zayıflığına rağmen hadisi yazılır.
1915 - Câbir (r.a.)'den rivâyet edildiğine göre, Hendek günü Nebî (s.a.v.) öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından alıkonuldu. Bunun üzerine Bilâl'e emretti, o da ezan okudu ve kamet getirdi; öğleyi kıldırdı. Sonra ona emretti, ezan okudu ve kamet getirdi; ikindiyi kıldırdı. Sonra ona emretti, ezan okudu ve kamet getirdi; akşamı kıldırdı. Sonra ona emretti, ezan okudu ve kamet getirdi; yatsıyı kıldırdı. Ardından şöyle buyurdu: "Yeryüzünde sizden başka Allah'ı zikreden bir topluluk yoktur."
Bunu Bezzâr ve Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat'ında rivâyet etmiştir. Senedinde Abdülkerîm b. Ebü'l-Muhârık bulunmaktadır ki o zayıftır.
1916 - Ca'd Ebû Osman'dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Enes b. Mâlik (r.a.), Benî Sa'lebe Mescidi'nde yanımıza uğradı ve "Namaz kıldınız mı?" diye sordu. Biz de "Evet" dedik. Bu, sabah namazı idi. Bunun üzerine bir adama emretti, o da ezan okudu ve kamet getirdi, ardından ashabına namaz kıldırdı.
Bunu Ebû Ya'lâ rivâyet etmiştir. Ricâli Sahîh ricâlidir.
Dedim ki: Habîb b. Sibâ' hadisi, "Bir Namazı Kılıp Üzerinde Başka Namaz Bulunan Kimse" bâbında geçmişti.
[Ezan ile Kamet Arasındaki Sürenin Miktarı Bâbı]
1917 - Übey b. Ka'b (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Ey Bilâl! Ezanın ile kâmetin arasında bir nefes (süre) bırak ki yemek yeyen kimse yemeğini ağırdan alarak bitirsin ve abdest alan kimse ihtiyacını ağırdan alarak gidersin."
Bunu Abdullah b. Ahmed, kendi ziyadelerinden olmak üzere Ebü'l-Cevzâ rivayetiyle Übey'den rivâyet etmiştir. Ebü'l-Cevzâ, Übey'den işitmemiştir.
[Kamet Getirme ve Kamet Esnasında Söylenecek Sözler Bâbı]
1918 - Câbir (r.a.)'den rivâyet edildiğine göre, Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Namaza kamet getirildiği zaman göklerin kapıları açılır ve duâ kabul olunur."
Bunu Ahmed b. Hanbel rivâyet etmiştir. Senedinde İbn Lehîa bulunmaktadır. Onun hakkında söz (cerh) vardır.
1919 - Katâde'den rivâyet edildiğine göre, Osman (r.a.)'a bir kimse gelip namaz vaktini haber verdiğinde şöyle derdi: "Adl (doğru) söyleyenlere merhaba; namaza da merhaba ve ehlen (hoş geldiniz)."
Bunu Taberânî rivâyet etmiştir.
رَوَاهُمَا الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ، وَإِبْرَاهِيمُ النَّخَعِيُّ لَمْ يَسْمَعْ مِنِ ابْنِ مَسْعُودٍ. [بَابُ التَّأْذِينِ لِلْفَوَائِتِ وَتَرْتِيبِهَا]١٩١٤ - «عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: شَغَلَ الْمُشْرِكُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الصَّلَوَاتِ الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ الْمَغْرِبِ وَالْعَشَاءِ حَتَّى ذَهَبَ سَاعَةً مِنَ اللَّيْلِ، ثُمَّ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِلَالًا فَأَذَّنَ وَأَقَامَ ثُمَّ صَلَّى الظُّهْرَ، ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَذَّنَ وَأَقَامَ ثُمَّ صَلَّى الْعَصْرَ، ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَذَّنَ وَأَقَامَ ثُمَّ صَلَّى الْمَغْرِبَ، ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَذَّنَ وَأَقَامَ فَصَلَّى الْعِشَاءَ».رَوَاهُ أَبُو يَعْلَى وَفِيهِ يَحْيَى بْنُ أَبِي أُنَيْسَةَ وَهُوَ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ إِلَّا أَنَّ ابْنَ عَدِيٍّ قَالَ: وَهُوَ مَعَ ضَعْفِهِ يُكْتَبُ حَدِيثُهُ.١٩١٥ - «وَعَنْ جَابِرٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم شُغِلَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ عَنْ صَلَاةِ الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ وَالْمَغْرِبِ وَالْعَشَاءِ فَأَمَرَ بِلَالًا فَأَذَّنَ وَأَقَامَ فَصَلَّى الظُّهْرَ، ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَذَّنَ وَأَقَامَ فَصَلَّى الْعَصْرَ، ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَذَّنَ وَأَقَامَ فَصَلَّى الْمَغْرِبَ، ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَذَّنَ وَأَقَامَ فَصَلَّى الْعِشَاءَ، ثُمَّ قَالَ: " مَا عَلَى وَجْهِ الْأَرْضِ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللَّهَ غَيْرُكُمْ» ".رَوَاهُ الْبَزَّارُ وَالطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ، وَفِيهِ عَبْدُ الْكَرِيمِ بْنُ أَبِي الْمُخَارِقِ وَهُوَ ضَعِيفٌ.١٩١٦ - وَعَنْ الْجَعْدِ أَبِي عُثْمَانَ قَالَ: مَرَّ بِنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ فِي مَسْجِدِ بَنِي ثَعْلَبَةَ فَقَالَ: أَصَلَّيْتُمْ؟ قَالَ: فَقُلْنَا: نَعَمْ وَذَلِكَ صَلَاةُ الصُّبْحِ فَأَمَرَ رَجُلًا فَأَذَّنَ وَأَقَامَ ثُمَّ صَلَّى بِأَصْحَابِهِ.رَوَاهُ أَبُو يَعْلَى وَرِجَالُهُ رِجَالُ الصَّحِيحِ.قُلْتُ: وَقَدْ تَقَدَّمَ حَدِيثُ حَبِيبِ بْنِ سِبَاعٍ فِي بَابٍ فِيمَنْ صَلَّى صَلَاةً وَعَلَيْهِ غَيْرُهَا. [بَابُ مِقْدَارِ مَا بَيْنَ الْأَذَانِ وَالْإِقَامَةِ]١٩١٧ - عَنْ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «يَا بِلَالُ اجْعَلْ بَيْنَ أَذَانِكَ وَإِقَامَتِكَ نَفَسًا يَفْرُغُ الْآكِلُ مِنْ طَعَامِهِ فِي مَهَلٍ، وَيَقْضِي الْمُتَوَضِّئُ حَاجَتَهُ فِي مَهَلٍ» ".رَوَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ مِنْ زِيَادَاتِهِ مِنْ رِوَايَةِ أَبِي الْجَوْزَاءِ عَنْ أُبَيٍّ، وَأَبُو الْجَوْزَاءِ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أُبَيٍّ. [بَابٌ فِي الْإِقَامَةِ وَمَا يَقُولُ عِنْدَهَا]١٩١٨ - عَنْ جَابِرٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: " «إِذَا ثُوِّبَ بِالصَّلَاةِ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَاسْتُجِيبَ الدُّعَاءُ» ".رَوَاهُ أَحْمَدُ وَفِيهِ ابْنُ لَهِيعَةَ وَفِيهِ كَلَامٌ.١٩١٩ - وَعَنْ قَتَادَةَ أَنَّ عُثْمَانَ كَانَ إِذَا جَاءَهُ مَنْ يُؤْذِنُهُ بِالصَّلَاةِ قَالَ: مَرْحَبًا بِالْقَائِلِينَ عَدْلًا، وَبِالصَّلَاةِ مَرْحَبًا وَأَهْلًا.رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ
el-Kebîr'de: Katâde, Osman b. Affân'dan (r.a.) işitmemiştir.
[Bâb: Namaz İçin İkamet Getirildiğinde Ne Yapılacağına Dair]
1920 - Abdullah b. Ebî Evfâ (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle idi: Bilâl (r.a.) 'Kad kâmeti's-salâh' dediğinde kalkar ve tekbir alırdı." Taberânî bunu el-Kebîr’de Heccâc b. Ferrûha yoluyla rivayet etmiş olup, o (Heccâc) ise oldukça zayıftır.
[Bâb: Vaktin Girişinden Önce Ezan Okuyan Kimse Hakkında]
1921 - Enes (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Bilâl (r.a.) fecirden önce ezan okudu. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.) ona geri dönüp şöyle demesini emretti: 'Dikkat edin, kul uyudu!' Bunun üzerine Bilâl şöyle diyerek (minareye) çıktı: 'Keşke Bilâl’in anası onu kaybetseydi ve alnından sızan kan damlalarıyla ıslansaydı!" Bezzâr rivayet etmiştir. Senedinde Muhammed b. el-Kâsım bulunmaktadır; Ahmed ve Ebû Dâvûd onu zayıf saymış, İbn Maîn ise güvenilir saymıştır.
[Bâb: Ezanın Ardından Mescidden Çıkan Kimse Hakkında]
1922 - Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Müezzin ezan okuduktan sonra bir adam çıktı. Bunun üzerine (Hz. Ebû Hureyre) dedi ki: 'İşte bu, Ebü’l-Kāsım’a (s.a.v.) isyan etmiştir.' Sonra şöyle dedi: 'Resûlullah (s.a.v.) bize şöyle emretti: Mescidde bulunduğunuzda namaz için nida edilirse, biriniz namazını kılıncaya kadar dışarı çıkmasın.'" Ben derim ki: Bunun bir kısmını Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmişlerdir. Ahmed rivayet etmiş olup, ricali Sahîh ricalidir.
1923 - Yine Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Benim bu mescidimde (namaz) nidasını işitir, sonra bir ihtiyaç olmaksızın çıkar, sonra da (namaz için) geri dönmezse, o ancak bir münafıktır." Taberânî bunu el-Evsat’ta rivayet etmiş olup, ricali Sahîh ricalidir.
[Bâb: İkamet Getirildiğinde Ondan Başka Namaz Kılınmaz]
1924 - Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Namaz için ikamet getirildiğinde, (o vakit) ikamet getirilen namazdan başka namaz yoktur." Ben derim ki: Bunun Sahîh'teki lafzı şöyledir: "Farz namazdan başka namaz yoktur." Bunun gereği şudur: Eğer bir kimse öğle namazını kılmamış olsa ve ikindi namazı için ikamet getirilse, o kimse ancak ikindiyi kılar; zira hadiste "ikamet getirilenden başka namaz yoktur" buyurulmuştur. Ahmed ve Taberânî el-Evsat’ta rivayet etmiş olup, senedinde İbn Lehîa bulunmaktadır ve onun hakkında (cerh ve ta'dil yönünden) söz vardır.
1925 - İbn Abbâs (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Sabah namazı için ikamet getirilmişti. Bunun üzerine bir adam kalkıp (sünnet olan) iki rekâtı kılmaya başladı. Resûlullah (s.a.v.) onu elbisesinden çekti ve şöyle buyurdu: 'Sabah namazını dört rekât mı kılıyorsun?'" Ahmed rivayet etmiş olup, ricali Sahîh ricalidir. Ben derim ki: İnşallah ikamet bahsinde ve hangi vakitlerde namaz kılmanın mekruh olduğuna dair buna benzer hadisler gelecektir.
فِي الْكَبِيرِ، وَقَتَادَةُ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ عُثْمَانَ. [بَابُ مَا يَفْعَلُ إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلَاةُ]١٩٢٠ - عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى قَالَ: «كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَالَ بِلَالٌ: قَدْ قَامَتِ الصَّلَاةُ نَهَضَ فَكَبَّرَ».رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ مِنْ طَرِيقِ حَجَّاجِ بْنِ فَرُّوخَ وَهُوَ ضَعِيفٌ جِدًّا. [بَابٌ فِيمَنْ يُؤَذِّنُ قَبْلَ دُخُولِ الْوَقْتِ]١٩٢١ - عَنْ أَنَسٍ قَالَ: «أَذَّنَ بِلَالٌ قَبْلَ الْفَجْرِ فَأَمَرَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَرْجِعَ فَيَقُولَ: أَلَا إِنَّ الْعَبْدَ نَامَ، فَرَقِيَ بِلَالٌ وَهُوَ يَقُولُ: لَيْتَ بِلَالًا ثَكِلَتْهُ أُمُّهُ وَابْتَلَّ مِنْ نَضْحِ دَمِ جَبِينِهِ».رَوَاهُ الْبَزَّارُ وَفِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ الْقَاسِمِ، ضَعَّفَهُ أَحْمَدُ وَأَبُو دَاوُدَ، وَوَثَّقَهُ ابْنُ مَعِينٍ. [بَابٌ فِيمَنْ خَرَجَ مِنَ الْمَسْجِدِ بَعْدَ الْأَذَانِ]١٩٢٢ - «عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: خَرَجَ رَجُلٌ بَعْدَمَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ فَقَالَ: أَمَّا هَذَا فَقَدَ عَصَى أَبَا الْقَاسِمِ، ثُمَّ قَالَ: أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا كُنْتُمْ فِي الْمَسْجِدِ فَنُودِيَ بِالصَّلَاةِ فَلَا يَخْرُجُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُصَلِّيَ».قُلْتُ: رَوَى مُسْلِمٌ وَأَبُو دَاوُدَ بَعْضَهُ.رَوَاهُ أَحْمَدُ وَرِجَالُهُ رِجَالُ الصَّحِيحِ.١٩٢٣ - وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «لَا يَسْمَعُ النِّدَاءَ فِي مَسْجِدِي هَذَا ثُمَّ يَخْرُجُ، مِنْهُ إِلَّا لِحَاجَةٍ، ثُمَّ لَا يَرْجِعُ إِلَيْهِ إِلَّا مُنَافِقٌ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ وَرِجَالُهُ رِجَالُ الصَّحِيحِ. [بَابُ إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلَاةُ فَلَا يُصَلَّى غَيْرُهَا]١٩٢٤ - عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلَاةُ فَلَا صَلَاةَ إِلَّا الَّتِي أُقِيمَتْ» ".قُلْتُ: لَهُ فِي الصَّحِيحِ: " «فَلَا صَلَاةَ إِلَّا الْمَكْتُوبَةُ» " وَمُقْتَضَى هَذَا أَنَّهُ لَوْ لَمْ يُصَلِّ الظُّهْرَ وَأُقِيمَتْ صَلَاةُ الْعَصْرِ فَلَا يُصَلِّي إِلَّا الْعَصْرَ ; لِأَنَّهُ قَالَ: " فَلَا صَلَاةَ إِلَّا الَّتِي أُقِيمَتْ ".رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ، وَفِيهِ ابْنُ لَهِيعَةَ، وَفِيهِ كَلَامٌ.١٩٢٥ - وَعَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: «أُقِيمَتْ صَلَاةُ الصُّبْحِ فَقَامَ رَجُلٌ يُصَلِّي الرَّكْعَتَيْنِ فَجَذَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِثَوْبِهِ وَقَالَ: " أَتُصَلِّي الصُّبْحَ أَرْبَعًا؟» ".رَوَاهُ أَحْمَدُ وَرِجَالُهُ رِجَالُ الصَّحِيحِ.قُلْتُ: وَتَأْتِي أَحَادِيثُ مِنْ هَذَا إِنْ شَاءَ اللَّهُ فِي الْإِقَامَةِ وَفِي الْأَوْقَاتِ الَّتِي تُكْرَهُ فِيهَا
Ve (Peygamber’in) şu sözü: “Namaz ikame edilince, beni görünceye kadar ayağa kalkmayın.” ve müezzinin imamdan izin istemesi. [Mescitlerin, Zikir ve Secde Yerlerinin Fazileti Bâbı] 1926 - Enes b. Mâlik’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) Cebrâil’e: “Yerlerin hangisi daha hayırlıdır?” diye sordu. Cebrâil: “Bilmiyorum” dedi. Resûlullah: “O halde bunu Rabbinden (azze ve celle) sor” buyurdu. Bunun üzerine Cebrâil (a.s.) ağladı ve: “Yâ Muhammed! Bizim O’na soru sormamız mümkün mü? O, dilediğini bize haber verendir” dedi. Sonra semâya yükseldi, ardından (Resûlullah’a) dönüp şöyle dedi: Yeryüzündeki en hayırlı yerler Allah’ın evleridir. Resûlullah: “Peki en şerli yerler hangisidir?” diye sordu. (Cebrâil yine) semâya yükseldi, sonra gelip: En şerli yerler çarşılardır, dedi.” Bunu Taberânî, el-Evsat’ta rivayet etmiştir; senedinde Ubeyd b. Vâkıd el-Kaysî vardır ve o zayıftır. 1927 - Abdullah b. Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre bir adam Nebî’ye (s.a.v.): “Yerlerin en hayırlısı ve en şerlisi hangisidir?” diye sordu. Resûlullah: “En hayırlı yerler mescitler, en şerli yerler ise çarşılardır” buyurdu. Bunu Taberânî, el-Kebîr’de rivayet etmiştir; senedinde Atâ b. es-Sâib vardır, o sikadır ancak ömrünün sonlarında ihtilata uğramıştır; diğer râvîleri ise güvenilir kılınmıştır. 1928 - Vâsile’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Meclislerin en şerlisi çarşılar ve yollardır; meclislerin en hayırlısı ise mescitlerdir. Eğer mescitte oturamazsan evine bağlı kal.” Bunu Taberânî, el-Kebîr’de rivayet etmiştir; senedinde Bekkâr b. Temîm vardır, el-Mîzân’da onun meçhul olduğu söylenmiştir. 1929 - Cübeyr b. Mut‘im’den (r.a.) rivayet edildiğine göre bir adam: “Yâ Resûlullah, Allah’a en sevimli memleketler ve Allah’a en sevimsiz memleketler hangileridir?” diye sordu. Resûlullah: “Bilmiyorum, Cebrâil’e (a.s.) sorayım” dedi. Bunun üzerine Cebrâil geldi ve O’na şu haberi verdi: Allah’a en sevimli yerler mescitler, Allah’a en sevimsiz yerler ise çarşılardır. Bunu Bezzâr rivayet etmiştir; senedinde Abdullah b. Muhammed b. Akîl vardır, onunla ihticâc hususunda ihtilaf edilmiştir. Ayrıca Ahmed ve Ebû Ya‘lâ’da, mescitler zikredilmeksizin başka bir tariki vardır ki, inşallah alışveriş bölümünde gelecektir. 1930 - İbn Abbas’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü bütün arz parçaları yok olur, ancak mescitler müstesna; çünkü onlar birbirine bitişip toplanır.” Bunu Taberânî, el-Evsat’ta rivayet etmiştir; (senedindeki) Esram b. Havşeb ise kezzâbtır. 1931 - Enes b. Mâlik’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her sabah ve her akşam yeryüzünün bölgeleri birbirine şöyle seslenir: ‘Ey komşu! Sana uğrayıp üzerinde namaz kılan veya Allah’ı zikreden sâlih bir kul geçti mi?’ Eğer (o bölge) ‘Evet’ derse, bu sebeple kendisinde bir fazilet görür.” Bunu Taberânî, el-Evsat’ta rivayet etmiştir; (senedindeki) Sâlih el-Mürrî zayıftır. 1932 - Âişe’den (r.anhâ) rivayet edildiğine göre Nebî (s.a.v.) bir mekânda namaz kılardı.
وَقَوْلِهِ: " «إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلَاةُ فَلَا تَقُومُوا حَتَّى تَرَوْنِي» "، وَاسْتِئْذَانِ الْمُؤَذِّنِ الْإِمَامَ. [بَابُ فَضْلِ الْمَسَاجِدِ وَمَوَاضِعِ الذِّكْرِ وَالسُّجُودِ]١٩٢٦ - عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِجِبْرِيلَ: " أَيُّ الْبِقَاعِ خَيْرٌ؟ " قَالَ: لَا أَدْرِي قَالَ: " فَسَلْ عَنْ ذَلِكَ رَبَّكَ عز وجل " قَالَ: فَبَكَى جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ وَلَنَا أَنْ نَسْأَلَهُ؟ هُوَ الَّذِي يُخْبِرُنَا بِمَا يَشَاءُ، فَعَرَجَ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ أَتَاهُ فَقَالَ: خَيْرُ الْبِقَاعِ بُيُوتُ اللَّهِ فِي الْأَرْضِ قَالَ: " فَأَيُّ الْبِقَاعِ شَرٌّ؟ " فَعَرَجَ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ أَتَاهُ فَقَالَ: شَرُّ الْبِقَاعِ الْأَسْوَاقُ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ وَفِيهِ عُبَيْدُ بْنُ وَاقِدٍ الْقَيْسِيُّ وَهُوَ ضَعِيفٌ.١٩٢٧ - وَعَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ «أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم: أَيُّ الْبِقَاعِ خَيْرٌ وَأَيُّ الْبِقَاعِ شَرٌّ؟ قَالَ: " خَيْرُ الْبِقَاعِ الْمَسَاجِدُ وَشَرُّ الْبِقَاعِ الْأَسْوَاقُ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ، وَفِيهِ عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ وَهُوَ ثِقَةٌ، وَلَكِنَّهُ اخْتَلَطَ فِي آخِرِ عُمُرِهِ، وَبَقِيَّةُ رِجَالِهِ مُوَثَّقُونَ.١٩٢٨ - وَعَنْ وَاثِلَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «شَرُّ الْمَجَالِسِ الْأَسْوَاقُ وَالطُّرُقُ، وَخَيْرُ الْمَجَالِسِ الْمَسَاجِدُ، فَإِنْ لَمْ تَجْلِسْ فِي الْمَسْجِدِ فَالْزَمْ بَيْتَكَ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ وَفِيهِ بَكَّارُ بْنُ تَمِيمٍ قَالَ فِي الْمِيزَانِ: مَجْهُولٌ.١٩٢٩ - «وَعَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ أَنَّ رَجُلًا قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُّ الْبُلْدَانِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ؟ وَأَيُّ الْبُلْدَانِ أَبْغَضُ إِلَى اللَّهِ؟ قَالَ: " لَا أَدْرِي، حَتَّى أَسْأَلَ جِبْرِيلَ صلى الله عليه وسلم، فَأَتَاهُ فَأَخْبَرَهُ جِبْرِيلُ: أَنَّ أَحَبَّ الْبِقَاعِ إِلَى اللَّهِ الْمَسَاجِدُ، وَأَبْغَضَ الْبِقَاعِ إِلَى اللَّهِ الْأَسْوَاقُ» ".رَوَاهُ الْبَزَّارُ، وَفِيهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ وَهُوَ مُخْتَلَفٌ فِي الِاحْتِجَاجِ بِهِ، وَلَهُ طَرِيقٌ مِنْ غَيْرِ ذِكْرِ الْمَسَاجِدِ عِنْدَ أَحْمَدَ وَأَبِي يَعْلَى تَأْتِي فِي الْبَيْعِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ.١٩٣٠ - وَعَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «تَذْهَبُ الْأَرَضُونَ كُلُّهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَّا الْمَسَاجِدَ، فَإِنَّهَا يَنْضَمُّ بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ، وَأَصْرَمُ بْنُ حَوْشَبٍ كَذَّابٌ.١٩٣١ - وَعَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «مَا مِنْ صَبَاحٍ وَلَا رَوَاحٍ إِلَّا وَبِقَاعُ الْأَرْضِ يُنَادِي بَعْضُهَا بَعْضًا: يَا جَارَةُ هَلْ مَرَّ بِكِ عَبْدٌ صَالِحٌ صَلَّى عَلَيْكِ أَوْ ذَكَرَ اللَّهَ؟ فَإِنْ قَالَتْ: نَعَمْ رَأَتْ لَهَا بِذَلِكَ عَلَيْهَا فَضْلًا» ".رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ، وَصَالِحٌ الْمُرِّيُّ ضَعِيفٌ.١٩٣٢ - «وَعَنْ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي فِي الْمَوْضِعِ
[Kitabın Hutbesi][Kitabın Konusu] Bismillâhirrahmânirrahîm.
[Müellifin Mukaddimesi] Hamd, dağınıklıkları toplayan ve ölüleri dirilten Allah'a mahsustur. Ve şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yoktur; öyle bir şehâdet ki hasenâtı yazdırır, seyyiâtı siler, helâk edici şeylerden kurtarır. Ve yine şehâdet ederim ki Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve resulüdür; cevâmiu'l-kelimât ile gönderilmiş, hayırları emreden, münkerâttan nehyedendir. Allah Teâlâ ona, âline ve sahâbîlerine, yeryüzü ve gökler var oldukça devam edecek bir salât ile salât eylesin.
Ve ba'd: Ben, İmam Ahmed b. Hanbel'in Müsnedi'nin, Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî'nin, Ebû Bekir el-Bezzâr'ın ve Taberânî'nin üç Mu'cemi'nin (el-Mu'cemu'l-Evsat ile el-Mu'cemu's-Sağîr müstesna olmak üzere ki bu ikisi tek bir eserdir) zevâidini ayrı ayrı tasnifler hâlinde derlemiştim. (Allah Teâlâ müelliflerinden razı olsun, onları hoşnut etsin, cenneti onlara mesken kılsın.) Bunun üzerine efendim ve şeyhim, allâme, doğu ve batıdaki huffâzın şeyhi, büyüklere ve onlardan daha aşağı seviyedekilere fayda sağlayan zat, Şeyh Zeynüddîn Ebü'l-Fazl Abdurrahîm b. el-‘Irâkî (Allah ondan razı olsun, onu hoşnut etsin, cenneti bize ve ona mesken kılsın) bana dedi ki: 'Bu tasnifleri bir araya getir ve isnadlarını kaldır; tâ ki her bir bâbın hadisleri bu kitapta tek bir bâb altında toplansın.' Onun bu işaretini görünce himmetimi bu işe yönelttim ve Allah Teâlâ'dan kolaylaştırmasını ve yardım etmesini diledim. Allah Teâlâ'dan bu eserle fayda sağlamasını niyaz ederim. Şüphesiz O, yakındır, icâbet edendir.
[خُطْبَةُ الْكِتَابِ][مَوْضُوعُ الْكِتَابِ]بسم الله الرحمن الرحيم[مُقَدِّمَةُ الْمُؤَلِّفُ]الْحَمْدُ لِلَّهِ جَامِعِ الشَّتَاتِ وَمُحْيِي الْأَمْوَاتِ. وَأَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ شَهَادَةً تَكْتُبُ الْحَسَنَاتِ، وَتَمْحُو السَّيِّئَاتِ، وَتُنَجِّي مِنَ الْمُهْلِكَاتِ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ الْمَبْعُوثُ بِجَوَامِعِ الْكَلِمَاتِ، الْآمِرُ بِالْخَيْرَاتِ، النَّاهِي عَنِ الْمُنْكَرَاتِ. صَلَّى اللَّهُ - تَعَالَى - عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ صَلَاةً دَائِمَةً بِدَوَامِ الْأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتِ.وَبَعْدُ، فَقَدْ كُنْتُ جَمَعْتُ زَوَائِدَ مُسْنَدِ الْإِمَامِ أَحْمَدَ، وَأَبِي يَعْلَى الْمَوْصِلِيِّ، وَأَبِي بَكْرٍ الْبَزَّارِ، وَمَعَاجِيمِ الطَّبَرَانِيِّ الثَّلَاثَةِ - رَضِيَ اللَّهُ تَعَالَى عَنْ مُؤَلِّفِيهِمْ، وَأَرْضَاهُمْ، وَجَعَلَ الْجَنَّةَ مَثْوَاهُمْ - كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهَا فِي تَصْنِيفٍ مُسْتَقِلٍّ - مَا خَلَا الْمُعْجَمَ الْأَوْسَطَ وَالصَّغِيرَ ; فَإِنَّهُمَا فِي تَصْنِيفٍ وَاحِدٍ -. فَقَالَ لِي سَيِّدِي وَشَيْخِي، الْعَلَّامَةُ شَيْخُ الْحُفَّاظِ بِالْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ، وَمُفِيدُ الْكِبَارِ وَمَنْ دُونَهُمْ، الشَّيْخُ زَيْنُ الدِّينِ أَبُو الْفَضْلِ عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ الْعِرَاقِيِّ رضي الله عنه وَأَرْضَاهُ، وَجَعَلَ الْجَنَّةَ مَثْوَانَا وَمَثْوَاهُ -:اجْمَعْ هَذِهِ التَّصَانِيفَ، وَاحْذِفْ أَسَانِيدَهَا ; لِكَيْ تَجْتَمِعَ أَحَادِيثُ كُلِّ بَابٍ مِنْهَا فِي بَابٍ وَاحِدٍ مِنْ هَذَا.فَلَمَّا رَأَيْتُ إِشَارَتَهُ إِلَيَّ بِذَلِكَ صَرَفْتُ هِمَّتِي إِلَيْهِ، وَسَأَلْتُ اللَّهَ - تَعَالَى - تَسْهِيلَهُ وَالْإِعَانَةَ عَلَيْهِ، وَأَسْأَلُ اللَّهَ - تَعَالَى - النَّفْعَ بِهِ، إِنَّهُ قَرِيبٌ مُجِيبٌ.
Ben de onu, üzerinde aramayı kolaylaştırmak için zikredeceğim kitaplara göre tertip ettim: Kitâbü'l-Îmân. Kitâbü'l-İlm. Kitâbü't-Tahâre. Kitâbü's-Salât. Kitâbü'l-Cenâiz — ki içinde hastalık, hastalığın sevabı, hastayı ziyaret ve buna benzer konular yer alır —. Kitâbü'z-Zekât — ki içinde nâfile sadaka da vardır —. Kitâbü's-Sıyâm. Kitâbü'l-Hacc. Kitâbü'l-Edâhî ve's-Sayd ve'z-Zebâih ve'l-Velîme ve'l-Akîka ve doğan çocukla ilgili hususlar. Kitâbü'l-Büyû'. Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzûr. Kitâbü'l-Ahkâm. Kitâbü'l-Vesâyâ. Kitâbü'l-Ferâiz. Kitâbü'l-Itk. Kitâbü'n-Nikâh. Kitâbü't-Talâk. Kitâbü'l-Et'ime. Kitâbü'l-Eşribe. Kitâbü't-Tıb. Kitâbü'l-Libâs ve'z-Zîne. Kitâbü'l-Hilâfe. Kitâbü'l-Cihâd. Kitâbü'l-Megâzî ve's-Siyer. Kitâbü Kıtâli Ehli'l-Bağyi ve Ehli'r-Ridde. Kitâbü'l-Hudûd ve'd-Diyât. Kitâbü't-Tefsîr — ki içinde Kur'an tilâveti, sevabı ve Kur'an'ın kaç harf üzerine indirildiğine dair meseleler yer alır —. Kitâbü't-Ta'bîr. Kitâbü'l-Kader. Kitâbü'l-Fiten. Kitâbü'l-Edeb. Kitâbü'l-Birr ve's-Sıla. İçinde peygamberler (aleyhimüsselâm) anılan bir kitap. Kitâbü Alâmâti'n-Nübüvve. Kitâbü'l-Menâkıb. Kitâbü't-Tevbe ve'l-İstiğfâr. Kitâbü'l-Ezkâr. Kitâbü'l-Ed'ıye. Kitâbü'z-Zühd — ki içinde mev'izalar yer alır —. Kitâbü'l-Ba's. Kitâbü Sıfati'n-Nâr. Kitâbü Sıfati'l-Cenne.
[Kitâbın İsimlendirilmesi]
Ona, efendim ve şeyhimin verdiği isimle (Mecmau'z-Zevâid ve Menbau'l-Fevâid) adını verdim.
Hadis hakkında (tashih veya tadîf cihetinden) söz söylediğimde ve bu hadis tek bir sahâbî rivayetinden ibaret olup ona yakın anlamda bir metin daha zikrettiğimde, ilk hadisin akabindeki değerlendirme ile yetinirim; meğer ki ikinci metin birinciden daha sahih olsun. Bir hadisi İmam Ahmed ve başkaları rivayet ettiğinde, ricali hakkındaki değerlendirme yine ilk rivayetin senedi üzerine olur; meğer ki diğerinin isnadı daha sahih olsun. Hadisin tek bir sahih senedi varsa, diğer senetler —zayıf dahi olsalar— nazara alınmaksızın bu senetle yetinirim. Taberânî'nin şeyhlerinden olup Mîzân'da yer alan bir râvinin zayıflığına dikkat çekerim; Mîzân'da bulunmayan bir râviyi ise kendisinden sonra gelen sika râvilere ilhak ederim. Sahabeler hakkında, kendileri için Sahîh ulemâsının tahric yapmış olması şartı aranmaz; zira onlar âdildirler. Aynı durum, Mîzân'da bulunmayan Taberânî şeyhleri için de geçerlidir.
وَقَدْ رَتَّبْتُهُ عَلَى كُتُبٍ أَذْكُرُهَا لِكَيْ يَسْهُلَ الْكَشْفُ عَنْهُ: كِتَابُ الْإِيمَانِ. كِتَابُ الْعِلْمِ. كِتَابُ الطَّهَارَةِ. كِتَابُ الصَّلَاةِ. كِتَابُ الْجَنَائِزِ - وَفِيهِ مَا يَتَعَلَّقُ بِالْمَرَضِ وَثَوَابِهِ وَعِيَادَةِ الْمَرِيضِ وَنَحْوِ ذَلِكَ -. كِتَابُ الزَّكَاةِ - وَفِيهِ صَدَقَةُ التَّطَوُّعِ -. كِتَابُ الصِّيَامِ. كِتَابُ الْحَجِّ. كِتَابُ الْأَضَاحِيِّ وَالصَّيْدِ وَالذَّبَائِحِ وَالْوَلِيمَةِ وَالْعَقِيقَةِ وَمَا يَتَعَلَّقُ بِالْمَوْلُودِ. كِتَابُ الْبُيُوعِ. كِتَابُ الْأَيْمَانِ وَالنُّذُورِ. كِتَابُ الْأَحْكَامِ. كِتَابُ الْوَصَايَا. كِتَابُ الْفَرَائِضِ. كِتَابُ الْعِتْقِ. كِتَابُ النِّكَاحِ. كِتَابُ الطَّلَاقِ. كِتَابُ الْأَطْعِمَةِ. كِتَابُ الْأَشْرِبَةِ. كِتَابُ الطِّبِّ. كِتَابُ اللِّبَاسِ وَالزِّينَةِ. كِتَابُ الْخِلَافَةِ. كِتَابُ الْجِهَادِ. كِتَابُ الْمَغَازِي وَالسِّيَرِ. كِتَابُ قِتَالِ أَهْلِ الْبَغْيِ وَأَهْلِ الرِّدَّةِ. كِتَابُ الْحُدُودِ وَالدِّيَاتِ. كِتَابُ التَّفْسِيرِ - وَفِيهِ مَا يَتَعَلَّقُ بِقِرَاءَةِ الْقُرْآنِ وَثَوَابِهِ وَعَلَى كَمْ أُنْزِلَ الْقُرْآنُ مِنْ حَرْفٍ -. كِتَابُ التَّعْبِيرِ. كِتَابُ الْقَدَرِ. كِتَابُ الْفِتَنِ. كِتَابُ الْأَدَبِ. كِتَابُ الْبِرِّ وَالصِّلَةِ. كِتَابٌ فِيهِ ذِكْرُ الْأَنْبِيَاءِ عليهم السلام. كِتَابُ عَلَامَاتِ النُّبُوَّةِ. كِتَابُ الْمَنَاقِبِ. كِتَابُ التَّوْبَةِ وَالِاسْتِغْفَارِ. كِتَابُ الْأَذْكَارِ. كِتَابُ الْأَدْعِيَةِ. كِتَابُ الزُّهْدِ - وَفِيهِ الْمَوَاعِظُ -. كِتَابُ الْبَعْثِ. كِتَابُ صِفَةِ النَّارِ. كِتَابُ صِفَةِ الْجَنَّةِ. [تَسْمِيَةُ الْكِتَابِ]وَقَدْ سَمَّيْتُهُ بِتَسْمِيَةِ سَيِّدِي وَشَيْخِي لَهُ (مَجْمَعَ الزَّوَائِدِ، وَمَنْبَعَ الْفَوَائِدِ).وَمَا تَكَلَّمْتُ عَلَيْهِ مِنَ الْحَدِيثِ (مِنْ تَصْحِيحٍ أَوْ تَضْعِيفٍ وَكَانَ مِنْ حَدِيثِ صَحَابِيٍّ وَاحِدٍ، ثُمَّ ذَكَرْتُ لَهُ مَتْنًا بِنَحْوِهِ)، فَإِنِّي أَكْتَفِي بِالْكَلَامِ عَقِبَ الْحَدِيثِ الْأَوَّلِ، إِلَّا أَنْ يَكُونَ الْمَتْنُ الثَّانِي أَصَحَّ مِنَ الْأَوَّلِ، وَإِذَا رَوَى الْحَدِيثَ الْإِمَامُ أَحْمَدُ وَغَيْرُهُ فَالْكَلَامُ عَلَى رِجَالِهِ، إِلَّا أَنْ يَكُونَ إِسْنَادُ غَيْرِهِ أَصَحَّ. وَإِذَا كَانَ لِلْحَدِيثِ سَنَدٌ وَاحِدٌ صَحِيحٌ اكْتَفَيْتُ بِهِ مِنْ غَيْرِ نَظَرٍ إِلَى بَقِيَّةِ الْأَسَانِيدِ، وَإِنْ كَانَتْ ضَعِيفَةً. وَمَنْ كَانَ مِنْ مَشَايِخِ الطَّبَرَانِيِّ فِي الْمِيزَانِ نَبَّهْتُ عَلَى ضَعْفِهِ، وَمَنْ لَمْ يَكُنْ فِي الْمِيزَانِ أَلْحَقْتُهُ بِالثِّقَاتِ الَّذِينَ بَعْدَهُ، وَالصَّحَابَةُ لَا يُشْتَرَطُ فِيهِمْ أَنْ يُخَرِّجَ لَهُمْ أَهْلُ الصَّحِيحِ ; فَإِنَّهُمْ عُدُولٌ، وَكَذَلِكَ شُيُوخُ الطَّبَرَانِيِّ الَّذِينَ لَيْسُوا فِي الْمِيزَانِ.
[Müellifin İmam Ahmed Müsnedi ile Ebû Ya‘lâ Müsnedi Rivayeti] İmam Ahmed'in (r.a.) Müsned'ini bana iki müsned şeyh -Allah onlara rahmet eylesin- haber verdi: Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Ensârî el-Hazrecî el-‘Abbâdî ve Ebü'l-Hasan Alî b. Ahmed b. Muhammed el-‘Urzî; her birinden semâ' yoluyla. Birincisi dedi ki: Bize el-Müslim b. Muhammed haber verdi. İkincisi dedi ki: Bize Zeyneb bint Mekkî haber verdi. İkisi de dediler ki: Bize Hanbel b. Abdullah er-Rusâfî el-Müekkib haber verdi; bize Ebü'l-Kâsım Hibetullah b. Muhammed b. Abdülvâhid b. el-Husayn haber verdi; bize Ebû Alî el-Hasan b. Alî b. el-Müzhib haber verdi; bize Ebû Bekr Ahmed b. Ca‘fer b. Hamdân el-Kutay‘î haber verdi; bize Abdullah b. Ahmed b. Hanbel tahdîs etti; bana babam ve başkası tahdîs etti. Derken Müsned'i ve onda Abdullah'ın ziyâdeleriyle Kutay‘î'nin ziyâdelerini zikretti. Ebû Ya‘lâ Müsnedi'ne gelince, onu bana Şeyh Zeynüddîn Muhammed b. Muhammed b. İbrahim el-Bilbîsî haber verdi; kitabın tamamını kendisinden semâ' yoluyla işittim; şeyhi Muhammed b. Alî el-Ceyyânî'nin taksimine göre ikinci ve üçüncü cüz hariç. İkinci cüzün başı: Bize Ebû Hayseme tahdîs etti, bize Yahyâ b. Saîd el-Kattân tahdîs etti, bize Ubeydullah tahdîs etti, bana Nâfi‘ İbn Ömer'den, o da Ömer'den rivayetle Nebî'den (s.a.v.) şöyle buyurduğunu tahdîs etti: 'Meyyit, ailesinin kendisi için ağlamasıyla azap görür.' Üçüncü cüzün sonu ise Abdurrahmân b. Ebî Leylâ hadisinin sonuna kadardır. O şöyle dedi: 'Rahbe'de Alî'nin insanlara: "Allah için söyleyin, Resûlullah (s.a.v.)'i Gadîr-i Hum gününde şöyle buyururken işiten var mı?" diye yalvardığına şahit oldum… sonu: "Ona düşmanlık edene düşman ol."' Bu kısmı bana Kādı'l-Kudât Bedrüddîn Ebû İshak İbrahim b. Ahmed b. Îsâ b. el-Haşşâb haber verdi, kendisinden semâ' yoluyla. İkisi (Bilbîsî ve İbn el-Haşşâb) dediler ki: Bize Ebü'l-Fazl Muhammed b. Ömer b. Ebî Bekr b. Zâfir el-Basrî haber verdi. Bilbîsî dedi ki: Kitabın başından Talha b. Ubeydullah Müsnedine kadar, Abdullah b. Abbâs Müsnedinin başından 'Mâşita bint Firavun' hadisine kadar, Abdülazîz b. Suheyb'in Enes'ten rivayet ettiği Nebî (s.a.v.)'in Muâz b. Cebel'i terkisine bindirdiği hadisinden Yezîd er-Rakâşî'nin Enes'ten rivayet ettiği 'Rabbimden beşer neslinin gafillerini istedim' hadisinin başına kadar ve Seyyâr Ebü'l-Hakem'in Ebû Bürde'den, onun da Ebû Mûsâ'dan rivayet ettiği 'Ya Resûlallah, Yemen halkı şu içeceği yapıyor…' hadisinden eksiktir.
[رِوْايَةُ الْمُؤَلِّفِ لِمُسْنَدِ الْإِمَامِ أَحْمَدَ وَمُسْنَدِ أَبِي يَعْلَى]وَقَدْ أَخْبَرَنِي بِمُسْنَدِ الْإِمَامِ أَحْمَدَ رضي الله عنه الشَّيْخَانِ الْمُسْنَدِانِ - رَحِمَهُمَا اللَّهُ -: أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ الْأَنْصَارِيُّ الْخَزْرَجِيُّ الْعَبَّادِيُّ، وَأَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ مُحَمَّدٍ الْعُرْضِيُّ، سَمَاعًا عَلَى كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا.قَالَ الْأَوَّلُ: أَنْبَأَنَا الْمُسْلِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ. وَقَالَ الثَّانِي: أَخْبَرَتْنَا زَيْنَبُ بِنْتُ مَكِّيٍّ. قَالَا: أَنْبَأَنَا حَنْبَلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرُّصَافِيُّ الْمُكَبِّرُ، أَنْبَأَنَا أَبُو الْقَاسِمِ هِبَةُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الْوَاحِدِ بْنِ الْحُصَيْنِ، أَنْبَأَنَا أَبُو عَلِيٍّ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ بْنِ الْمُذْهِبِ، أَنْبَأَنَا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ جَعْفَرٍ بْنِ حَمْدَانَ الْقُطَيْعِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنِي أَبِي وَغَيْرُهُ، فَذَكَرَ الْمُسْنَدَ وَمَا فِيهِ مِنْ زِيَادَاتِ عَبْدِ اللَّهِ وَزِيَادَاتِ الْقُطَيْعِيِّ.وَأَمَّا مُسْنَدُ أَبِي يَعْلَى فَأَخْبَرَنِي بِهِ الشَّيْخُ زَيْنُ الدِّينِ مُحَمَّدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ الْبِلْبِيسِيُّ سَمَاعًا عَلَيْهِ بِجَمِيعِ الْكِتَابِ، خَلَا الْجُزْءَ الثَّانِيَ وَالثَّالِثَ مِنْ تَجْزِئَةِ شَيْخِهِ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ الْجَيَّانِيِّ وَأَوَّلُهُمَا: حَدَّثَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ عُمَرَ، «عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: " الْمَيِّتُ يُعَذَّبُ بِبُكَاءِ أَهْلِهِ عَلَيْهِ» " وَآخِرَ الثَّالِثِ إِلَى آخِرِ حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، قَالَ: " «شَهِدْتُ عَلِيًّا فِي الرَّحْبَةِ يُنَاشِدُ النَّاسَ: أَنْشُدُ اللَّهَ، مَنْ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي يَوْمِ غَدِيرِ خُمَّ» ..... وَآخِرُهُ: " «وَعَادِ مَنْ عَادَاهُ» ". فَأَخْبَرَنِي بِهَذَا الْقَدْرِ قَاضِي الْقُضَاةِ بَدْرُ الدِّينِ أَبُو إِسْحَاقَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ عِيسَى بْنِ الْخَشَّابِ سَمَاعًا عَلَيْهِ، قَالَا: أَنْبَأَنَا أَبُو الْفَضْلِ مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ ظَافِرٍ الْبَصْرِيُّ. قَالَ الْبِلْبِيسِيُّ: خَلَا مِنْ أَوَّلِ الْكِتَابِ إِلَى مُسْنَدِ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، وَخَلَا مِنْ أَوَّلِ مُسْنَدِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ إِلَى حَدِيثِ «مَاشِطَةِ بِنْتِ فِرْعَوْنَ»، وَخَلَا مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ عَنْ أَنَسٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَرْدَفَ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ - إِلَى أَوَّلِ حَدِيثِ يَزِيدَ الرَّقَاشِيِّ، عَنْ أَنَسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " «سَأَلْتُ رَبِّي اللَّاهِينَ مِنْ ذُرِّيَّةِ الْبَشَرِ» "، وَخَلَا مِنْ حَدِيثِ سَيَّارٍ أَبِي الْحَكَمِ عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ أَهْلَ الْيَمَنِ يَتَّخِذُونَ شَرَابَ
Bet‘ … hadisi, Ebû Osman'ın Ebû Mûsâ'dan rivayet ettiği hadise kadar. O hadiste şu vardır: "Seni cennet hazinelerinden bir hazineye delâlet edeyim mi?" Böylece bu dört yer için İbn Zâfir'den -eğer semâ‘ değilse- bir icâzet [vardır]. İbn Zâfir şöyle dedi: Bize Ya‘kūb b. Muhammed b. el-Hasan el-Hudbânî haber verdi; dedi ki: Bize Mansûr b. Ali b. İsmâîl et-Taberî haber verdi. ح (tahvîl). Bana bunu yüksek bir senedle Kādılkudât İzzüddîn Abdülazîz b. Kādılkudât Bedrüddîn b. İbrâhîm b. Sa‘dullah b. Cemâ‘a muayyen bir icâzetle haber verdi. Dedi ki: Bize Ebü'l-Fazl Ahmed b. Hibetillah b. Muhammed b. Asâkir icâzetle haber verdi; dedi ki: Bize Abdülmu‘izz b. Muhammed el-Herevî icâzetle haber verdi; o ve Mansûr et-Taberî dediler ki: Bize Zâhir b. Tâhir b. Muhammed eş-Şehhâmî haber verdi; dedi ki: Bize Muhammed b. Abdurrahmân b. Muhammed el-Cenzerûdî haber verdi; dedi ki: Bize Ebû Amr Muhammed b. Ahmed b. Hamdân el-Hîrî haber verdi; dedi ki: Bize Ebû Ya‘lâ Ahmed b. Ali b. el-Müsennâ el-Mevsılî haber verdi. [Müellifin Müsnedü'l-Bezzâr rivayeti] Bana Müsnedü'l-Bezzâr'ı Şeyhülislâm Kādı'l-Müslimîn Ebû Ömer Abdülazîz b. Kādı'l-Müslimîn Bedrüddîn Muhammed b. İbrâhîm b. Cemâ‘a muayyen bir icâzetle haber verdi. Bize Mağrib'ten mektup yoluyla Ebû Ca‘fer Ahmed b. İbrâhîm b. ez-Zübeyr haber verdi; bize Ebü'l-Hasan Ali b. Muhammed el-Gāfıkī muayyen bir icâzetle haber verdi; bize Abdullah b. Muhammed b. el-Hacerî, Müsned'in tamamını semâ‘ yoluyla (okunarak) haber verdi; bize Muhammed b. el-Hüseyin b. Ahmed İbn İhdâ Aşera (icâzetle) haber verdi; bize Hâfız Ebû Ali el-Hüseyin b. Muhammed es-Sadefî haber verdi; bize Abdullah b. Muhammed b. İsmâîl b. Fürneş haber verdi; bize Ebû Ömer Ahmed b. Muhammed et-Talamenkī icâzetle haber verdi; bize Muhammed b. Ahmed b. Yahyâ b. el-Müferric (İbn Bedel) haber verdi; bize Muhammed b. Eyyûb b. Habîb b. es-Sâmût tahdîs etti; bize Ebû Bekir Ahmed b. Amr b. Abdülhâlık el-Bezzâr tahdîs etti. ح (tahvîl). Bana bunu bundan iki derece daha yüksek bir senedle Ebü'l-Feth Muhammed b. Muhammed el-Meydûmî şifahî icâzetle haber verdi; bize Ebü'l-Hasan Ali b. Ahmed el-Kastalânî icâzetle haber verdi; bize Mağrib'ten kitabıyla Ebü'l-Haccâc Yûsuf b. Abdullah b. Yûsuf el-Fihrī eş-Şâtıbī haber verdi; bize Ebû Muhammed Abdurrahmân b. Muhammed b. Attâb icâzetle haber verdi; babam bana onun huzurunda semâ‘ yoluyla tahdîs etti; bize Süleymân b. Halef b. Amrûn (446 yılı icâzeti) haber verdi; bize İbn Müferric haber verdi - ve onu isnadıyla zikretti.
الْبِتْعِ … الْحَدِيثَ، إِلَى حَدِيثِ أَبِي عُثْمَانَ عَنْ أَبِي مُوسَى قَالَ: كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. وَفِيهِ: " «أَلَا أَدُلُّكَ عَلَى كَنْزٍ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ» ".فَإِجَازَةٌ لِهَذِهِ الْمَوَاضِعِ الْأَرْبَعَةِ مِنَ ابْنِ ظَافِرٍ - إِنْ لَمْ يَكُنْ سَمَاعًا - قَالَ ابْنُ ظَافِرٍ: أَنْبَأَنَا يَعْقُوبُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْحَسَنِ الْهُدْبَانِيُّ، قَالَ: أَنْبَأَنَا مَنْصُورُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ إِسْمَاعِيلَ الطَّبَرِيُّ " ح " وَأَخْبَرَنِي بِهِ عَالِيًا قَاضِي الْقُضَاةِ عِزُّ الدِّينِ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ قَاضِي الْقُضَاةِ بَدْرِ الدِّينِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدِ اللَّهِ بْنِ جَمَاعَةَ - إِجَازَةً مُعَيَّنَةً. قَالَ: أَنْبَأَنَا أَبُو الْفَضْلِ أَحْمَدُ بْنُ هِبَةِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَسَاكِرَ إِجَازَةً، قَالَ: أَنْبَأَنَا عَبْدُ الْمُعِزِّ بْنُ مُحَمَّدٍ الْهَرَوِيُّ إِجَازَةً، قَالَ هُوَ وَمَنْصُورٌ الطَّبَرِيُّ: أَنْبَأَنَا زَاهِرُ بْنُ طَاهِرِ بْنِ مُحَمَّدٍ الشَّحَّامِيُّ، قَالَ: أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْجَنْزَرُودِيُّ، قَالَ: أَنْبَأَنَا أَبُو عَمْرٍو مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ حَمْدَانَ الْحِيرِيُّ، قَالَ: أَنْبَأَنَا أَبُو يَعْلَى أَحْمَدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ الْمُثَنَّى الْمَوْصِلِيُّ. [رِوَايَةُ الْمُؤَلِّفِ لِمُسْنَدِ الْبَزَّارِ]وَأَخْبَرَنِي بِمُسْنَدِ الْبَزَّارِ شَيْخُ الْإِسْلَامِ قَاضِي الْمُسْلِمِينَ أَبُو عُمَرَ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ قَاضِي الْمُسْلِمِينَ بِدْرِ الدِّينِ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ جَمَاعَةَ - إِجَازَةً مُعَيَّنَةً. أَنْبَأَنَا أَبُو جَعْفَرٍ أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الزُّبَيْرِ مُكَاتَبَةً مِنَ الْمَغْرِبِ، أَنْبَأَنَا أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ الْغَافِقِيُّ إِجَازَةً مُعَيَّنَةً، أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ بَالْحَجْرِيُّ سَمَاعًا عَلَيْهِ بِجَمِيعِ الْمُسْنَدِ، أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ أَحْمَدَ ابْنُ إِحْدَى عَشْرَةَ (إِجَازَةً)، أَنْبَأَنَا الْحَافِظُ أَبُو عَلِيٍّ الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الصَّدَفِيُّ، أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ فُورْنَشَ، أَنْبَأَنَا أَبُو عُمَرَ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الطَّلَمَنْكِيُّ إِجَازَةً، أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ يَحْيَى بْنِ الْمُفَرِّجِ (ابْنُ بَدَلٌ)، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَيُّوبَ بْنِ حَبِيبِ بْنِ الصَّمُوتِ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَبْدِ الْخَالِقِ الْبَزَّارُ " ح ".وَأَخْبَرَنِي بِهِ أَعْلَى مِنْ هَذَا بِدَرَجَتَيْنِ أَبُو الْفَتْحِ مُحَمَّدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَيْدُومِيُّ إِجَازَةً مُشَافَهَةً، أَنْبَأَنَا أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ الْقَسْطَلَانِيُّ إِجَازَةً، أَنْبَأَنَا أَبُو الْحَجَّاجِ يُوسُفُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يُوسُفَ الْفِهْرِيُّ الشَّاطِبِيُّ فِي كِتَابِهِ إِلَيْنَا مِنَ الْمَغْرِبِ، أَنْبَأَنَا أَبُو مُحَمَّدِ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَتَّابٍ إِجَازَةً، حَدَّثَنِي أَبِي سَمَاعًا عَلَيْهِ، أَنْبَأَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ خَلَفِ بْنِ عَمْرُونَ (إِجَازَةُ سَنَةِ ٤٤٦)، أَنْبَأَنَا ابْنُ مُفَرِّجٍ - فَذَكَرَهُ بِإِسْنَادِهِ.
[Müellifin Taberânî'nin Üç Mu‘cemine Dair Rivayeti] Bana, Ebü'l-Kāsım et-Taberânî'nin el-Mu‘cemü's-Sağîr'ini, iki müsned şeyh rivayet etti: Ebü'l-Harem Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Kalânisî ve muhaddis Nâsırüddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Ebü'l-Kāsım el-Fârikī –kendilerine okunarak ve ben işiterek; ardından yalnızca el-Fârikī'ye okumam suretiyle–. Her ikisi dedi ki: Bize sâliha hanım şeyha, Dâru İkbâl Mûnise Hâtun bint Melik el-Âdil Ebû Bekir b. Eyyûb haber verdi. Birincisi: Kitabın tamamını; ikincisi ise: Hâ-yı mühmele babından kitabın sonuna kadar (rivayet ettiğini söyledi). Mûnise Hâtun dedi ki: Bize dört şeyh –Ebü'l-Fahr Es‘ad b. Saîd b. Ravh; Ebû Sa‘d Ahmed b. Muhammed b. Ebî Nasr; Ümmü Hânî Afîfe bint Ahmed el-Fârikāniyye ve Ümmü Habîbe Âişe bint Mu‘mer b. Abdilvâhid b. el-Fâhir– icâzet yoluyla haber verdi. Onlar dedi ki: Bize Ümmü İbrâhim Fâtıma bint Abdillâh b. Ahmed el-Cûzdâniyye haber verdi. Âişe “bizzat hazır bulunarak”, diğerleri ise “semâan” dedi. (ح)
el-Fârikī dedi ki: Bize hâfız Şerefüddîn Ebû Muhammed Abdülmü’min b. Halef ed-Dimyâtî –kitabın tamamını kendisinden semâan– haber verdi. Dimyâtî dedi ki: Bize Ebü'l-Muzaffer Sakr b. Yahyâ b. Sakr el-Halebî –lafız ona aittir–, Ebû İshak İbrâhim b. Halîl b. Abdillâh ed-Dımaşkī ve Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâil b. Ahmed el-Makdisî haber verdi. Onlar dedi ki: Bize Ebü'l-Ferec Yahyâ b. Mahmûd es-Sekafî, o da Ebû Adnân Muhammed b. Ahmed b. Nizâr ile Fâtıma bint Abdillâh el-Cûzdâniyye'den; onlar da Ebû Bekir Muhammed b. Abdillâh b. Reyde'den; o da Ebü'l-Kāsım Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb et-Taberânî'den rivayet etti.
Bana el-Mu‘cemü'l-Evsat'ı Ebû Talha Muhammed b. Alî b. Yûsuf el-Harâvî –nûn babının başından kitabın sonuna kadar kendisine okunarak ve ben işiterek, kalan kısmı için ise icâzet yoluyla– haber verdi. el-Harâvî dedi ki: Bize hâfız Ebû Muhammed Abdülmü’min b. Halef ed-Dimyâtî icâzet yoluyla, o da hâfız Ebü'l-Haccâc Yûsuf b. Halîl ed-Dımaşkī'den; o da Ebû Saîd Halîl b. Ebî'recâ b. Ebü'l-Feth er-Rârânî'den; o da Ebû Alî el-Hasan b. Ahmed b. el-Hasen el-Haddâd'dan icâzet yoluyla; o da Ebû Nuaym Ahmed b. Abdillâh el-Hâfız'dan; o da Ebü'l-Kāsım et-Taberânî'den rivayet etti.
Bana el-Mu‘cemü'l-Kebîr'i şeyh Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâil b. Abdilazîz el-Eyyûbî –otuz yedinci cüzün başından kırk beşinci cüzün sonuna kadar kendisine okunarak ve biz işiterek; söz konusu cüzlerin başı Seleme b. Amr b. Seleme el-Cürmî hadisi olup kırk beşincinin sonu ise Şeddâd Ebû Ammâr'ın Ebû Ümâme'den rivayetine ulaşır– ve icâzetle de kalan kısmı (rivayet etti).
[رِوَايَةُ الْمُؤَلِّفِ لِمَعَاجِمِ الطَّبَرَانِيِّ الثَّلَاثَةِ]وَقَدْ أَخْبَرَنِي بِالْمُعْجَمِ الصَّغِيرِ لِأَبِي الْقَاسِمِ الطَّبَرَانِيِّ الشَّيْخَانِ الْمُسْنَدِانِ: أَبُو الْحَرَمِ مُحَمَّدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْقَلَانِسِيُّ، وَالْمُحَدِّثُ نَاصِرُ الدِّينِ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي الْقَاسِمِ الْفَارِقِيُّ - قِرَاءَةً عَلَيْهِمَا وَأَنَا أَسْمَعُ، وَقِرَاءَةً مِنِّي بَعْدَ ذَلِكَ عَلَى الْفَارِقِيِّ فَقَطْ - قَالَا: أَخْبَرَتْنَا الشَّيْخَةُ الصَّالِحَةُ دَارُ إِقْبَالٍ مُونِسَةُ خَاتُونِ ابْنَةُ الْمَلِكِ الْعَادِلِ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَيُّوبَ - قَالَ الْأَوَّلُ: بِجَمِيعِ الْكِتَابِ، وَقَالَ الثَّانِي: مِنْ بَابِ الْحَاءِ الْمُهْمَلَةِ إِلَى آخِرِ الْكِتَابِ -. قَالَتْ: أَنَا الْمَشَايِخُ الْأَرْبَعَةُ: أَبُو الْفَخْرِ أَسْعَدُ بْنُ سَعِيدِ [بْنِ سَعِيدِ] بْنِ رَوْحٍ، وَأَبُو سَعْدٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي نَصْرٍ، وَأُمُّ هَانِئٍ عَفِيفَةُ بِنْتُ أَحْمَدَ الْفَارِقَانِيَّةُ، وَأُمُّ حَبِيبَةَ عَائِشَةُ بِنْتُ مَعْمَرِ بْنِ عَبْدِ الْوَاحِدِ بْنِ الْفَاخِرِ - إِجَازَةً - قَالُوا: أَخْبَرَتْنَا أُمُّ إِبْرَاهِيمَ فَاطِمَةُ بِنْتُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَحْمَدَ الْجُوزْدَانِيَّةُ. قَالَتْ عَائِشَةُ: حُضُورًا، وَقَالَ الْبَاقُونَ: سَمَاعًا " ح ".وَقَالَ الْفَارِقِيُّ: أَخْبَرَنَا الْحَافِظُ شَرَفُ الدِّينِ أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الْمُؤْمِنِ بْنُ خَلَفٍ الدِّمْيَاطِيُّ - سَمَاعًا عَلَيْهِ لِجَمِيعِ الْكِتَابِ، قَالَ: أَنَا أَبُو الْمُظَفَّرِ صَقْرُ بْنُ يَحْيَى بْنُ صَقْرٍ الْحَلَبِيُّ - وَاللَّفْظُ لَهُ - وَأَبُو إِسْحَاقَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ خَلِيلِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الدِّمَشْقِيُّ، وَأَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَحْمَدَ الْمَقْدِسِيُّ، قَالُوا: أَنَا أَبُو الْفَرَجِ يَحْيَى بْنُ مَحْمُودٍ الثَّقَفِيُّ، أَنَا أَبُو عَدْنَانَ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ نِزَارٍ، وَفَاطِمَةُ بِنْتُ عَبْدِ اللَّهِ الْجُوزْدَانِيَّةُ قَالَا: أَنَا أَبُو بَكْرٍ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَيْدَةَ، أَنَا أَبُو الْقَاسِمِ سُلَيْمَانُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَيُّوبَ الطَّبَرَانِيُّ.وَأَخْبَرَنِي بِالْمُعْجَمِ الْأَوْسَطِ أَبُو طَلْحَةَ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ يُوسُفَ الْحَرَاوِيُّ - قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ مِنْ أَوَّلِ بَابِ النُّونِ إِلَى آخِرِ الْكِتَابِ، وَإِجَازَةً لِبَاقِيهِ. قَالَ: أَنَا الْحَافِظُ أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الْمُؤْمِنِ بْنُ خَلَفٍ الدِّمْيَاطِيُّ إِجَازَةً، أَنَا الْحَافِظُ أَبُو الْحَجَّاجِ يُوسُفُ بْنُ خَلِيلٍ الدِّمَشْقِيُّ، أَنْبَأَنَا أَبُو سَعِيدٍ خَلِيلُ بْنُ أَبِي الرَّجَاءِ بْنِ أَبِي الْفَتْحِ الرَّارَانِيُّ، أَنْبَأَنَا أَبُو عَلِيٍّ الْحَسَنُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ الْحَسَنِ الْحَدَّادُ إِجَازَةً، أَنَا أَبُو نُعَيْمٍ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْحَافِظُ، أَنَا أَبُو الْقَاسِمِ الطَّبَرَانِيُّ.وَأَخْبَرَنِي بِالْمُعْجَمِ الْكَبِيرِ الشَّيْخُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْأَيُّوبِيُّ - قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَنَحْنُ نَسْمَعُ مِنْ أَوَّلِ الْجُزْءِ السَّابِعِ وَالثَّلَاثِينَ: وَأَوَّلُهُ حَدِيثُ سَلَمَةَ وَالِدِ عَمْرِو بْنِ سَلَمَةَ الْجَرْمِيِّ إِلَى آخِرِ الْخَامِسِ وَالْأَرْبَعِينَ.وَيَنْتَهِي إِلَى رِوَايَةِ شَدَّادٍ أَبِي عَمَّارٍ عَنْ أَبِي أُمَامَةَ - وَإِجَازَةً لِبَاقِيهِ.
Dedi ki: Ben Ebü'l-İzz Abdülazîz b. Abdülmün‘im b. Alî el-Harrânî, otuz yedinci cüzün başından altmış altıncı cüzün sonuna kadar kendisine arz yoluyla [okudum]. Bu cüzün sonu, Simâk b. Harb'in İkrime'den, onun İbn Abbâs'tan rivayet ettiği şu hadistir: "Benî İsrail'den on peygamber dışındakiler [bu ümmete gönderilmemiştir]: Nûh, Hûd, Lût, Sâlih, Şuayb, İbrahim, İsmâil, İshak, İsa ve Muhammed. Her peygamberin iki adı vardır, ancak İsa ve Yakub (a.s.) müstesna." Geri kalanı için de icâzet [aldım].
Dedi ki: Bize Afîfe bint Ahmed el-Fârikāniyye icâzet yoluyla haber verdi; dedi ki: Bize Fâtıma bint Abdullah el-Cevzdâniyye haber verdi. (Tahvîl) Yine bize bunu Ebü'l-Feth Muhammed b. Muhammed b. İbrahim el-Meydûmî, bir kısmını semâen, kalanını icâzet yoluyla haber verdi.
Dedi ki: Bize İsmâil b. Ebî'l-İzz el-Ensârî icâzet yoluyla [rivayet etti]; bize Fâtıma bint Sa‘dü'l-Hayr -kitabın ilk yarısını semâen, ikinci yarısını icâzet yoluyla- haber verdi; dedi ki: Bize Fâtıma el-Cevzdâniyye haber verdi; bize Muhammed b. Abdullah b. Reyde; bize Ebü'l-Kāsım Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb et-Taberânî.
Bana birinci cildi -ki Zührî'nin Hârice b. Zeyd b. Sâbit'ten, onun Zeyd b. Sâbit'ten rivayetine kadar ulaşır- Şeyhü'l-İmâmü'l-Âlimü'l-Hâfız Ebû Muhammed Abdülkādir b. Muhammed b. Muhammed el-Kureşî el-Hazfî (Allah rahmetine gark etsin) kendisine okumam yoluyla haber verdi. Dedi ki: Bana Ebû Bekir Abdullah b. Alî b. Ömer b. Şibl es-Sınhicî kendisine okunurken ben dinleyerek [haber verdi]; bana Ebü't-Tâhir İsmâil b. Abdülkavî b. Ebî'l-İzz b. İzzûn el-Ensârî kendisine okunurken ben dinleyerek [haber verdi]. Yine bize el-Meydûmî, İbn İzzûn'dan rivayetle haber verdi. Dedi ki: Bize Fahrü'n-Nisâ Fâtıma bint Sa‘dü'l-Hayr b. Muhammed b. Sehl el-Ensâriyye kendisine semâen haber verdi; dedi ki: Bize Ümmü İbrâhim Fâtıma bint Abdullah b. Ahmed el-Cevzdâniyye kendisine okunurken ben hazır bulunarak haber verdi; dedi ki: Bana İbn Reyde; bana Ebü'l-Kāsım et-Taberânî.
Yine Abdülkādir bana, seksen ikinci cüzün başından itibaren kendisine okumam yoluyla haber verdi. Bu cüzün başı: Bize Ebû Yezîd el-Karâtîsî hadis rivayet etti ve Nu‘mân b. Beşîr hadisini zikretti: Babası onu Nebî (s.a.v.)'e getirip 'Ben bu oğluma bir köle bağışladım' dedi... hadisi. Ve bu cüz, Hind b. Ebî Hâle hadisinin tefsirine kadar ulaşır.
Ve bana buradan Lâm-Elif babına kadar Ebû Hafs Ömer b. Alî b. Âdil el-Hanbelî de yine okumam yoluyla haber verdi.
Ve bana buradan doksanıncı cüzün sonuna kadar -ki Hişâm b. Urve'nin, Fâtıma bint el-Münzir'den, onun Esmâ bint Ebî Bekir'den rivayet ettiği hadisin bütün tariklerinin sonuna ulaşır: 'Kendisine verilmeyen şeyle övünen, iki yalan elbisesi giyen gibidir.' (hadisi) - yine Abdülkādir haber verdi.
Ve bana Abdullah haber verdi.
قَالَ: أَنَا أَبُو الْعِزِّ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الْمُنْعِمِ بْنِ عَلِيٍّ الْحَرَّانَيُّ قِرَاءَةً عَلَيْهِ مِنْ أَوَّلِ الْجُزْءِ السَّابِعِ وَالثَّلَاثِينَ إِلَى آخِرِ الْجُزْءِ السَّادِسِ وَالسِّتِّينَ - وَآخِرُهُ حَدِيثُ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ:" الْأَنْبِيَاءُ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِلَّا عَشَرَةً: نُوحٌ، وَهُودٌ، وَلُوطٌ، وَصَالِحٌ، وَشُعَيْبٌ، وَإِبْرَاهِيمُ، وَإِسْمَاعِيلُ، وَإِسْحَاقُ، وَعِيسَى، وَمُحَمَّدٌ، وَلَيْسَ مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا وَلَهُ اسْمَانِ، إِلَّا عِيسَى وَيَعْقُوبَ عليهما السلام " وَإِجَازَةً لِبَاقِيهِ، قَالَ: أَخْبَرَتْنَا عَفِيفَةُ بِنْتُ أَحْمَدَ الْفَارِقَانِيَّةُ إِجَازَةً، قَالَتْ: أَخْبَرَتْنَا فَاطِمَةُ بِنْتُ عَبْدِ اللَّهِ الْجُوزْدَانِيَّةُ " ح " وَأَخْبَرَنَا بِهِ أَبُو الْفَتْحِ مُحَمَّدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ الْمَيْدُومِيُّ سَمَاعًا عَلَيْهِ لِبَعْضِهِ، وَإِجَازَةً لِبَاقِيهِ، قَالَ: أَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي الْعِزِّ الْأَنْصَارِيُّ إِجَازَةً، أَخْبَرَتْنَا فَاطِمَةُ بِنْتُ سَعْدِ الْخَيْرِ - سَمَاعًا لِلنِّصْفِ الْأَوَّلِ مِنَ الْكِتَابِ، وَإِجَازَةً لِلنِّصْفِ الثَّانِي - قَالَتْ: أَخْبَرَتْنَا فَاطِمَةُ الْجُوزْدَانِيَّةُ، أَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَيْدَةَ، أَنَا أَبُو الْقَاسِمِ سُلَيْمَانُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَيُّوبَ الطَّبَرَانِيُّ.وَأَخْبَرَنِي بِالْمُجَلَّدِ الْأَوَّلِ - وَيَنْتَهِي إِلَى رِوَايَةِ الزُّهْرِيِّ عَنْ خَارِجَةَ بْنِ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ - الشَّيْخُ الْإِمَامُ الْعَالِمُ الْحَافِظُ أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الْقَادِرِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْقُرَشِيُّ الْحَذْفِيُّ - تَغَمَّدَهُ اللَّهُ بِرَحْمَتِهِ - بِقِرَاءَتِي عَلَيْهِ، قَالَ: أَنَا أَبُو بَكْرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَلِيِّ بْنِ عُمَرَ بْنِ شِبْلٍ الصِّنْهَاجِيُّ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، أَنَا أَبُو الطَّاهِرِ إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ الْقَوِيِّ بْنِ أَبِي الْعِزِّ بْنِ عِزُّونَ الْأَنْصَارِيُّ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، وَأَخْبَرَنَا الْمَيْدُومِيُّ عَنِ ابْنِ عِزُّونَ، قَالَ: أَخْبَرَتْنَا فَخْرُ النِّسَاءِ فَاطِمَةُ بِنْتُ سَعْدِ الْخَيْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ سَهْلٍ الْأَنْصَارِيَّةُ سَمَاعًا عَلَيْهَا، قَالَتْ: أَخْبَرَتْنَا أُمُّ إِبْرَاهِيمَ فَاطِمَةُ بِنْتُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَحْمَدَ الْجُوزْدَانِيَّةُ قِرَاءَةً عَلَيْهَا وَأَنَا حَاضِرَةٌ، قَالَتْ: أَنَا ابْنُ رَيْدَةَ، أَنَا أَبُو الْقَاسِمِ الطَّبَرَانِيُّ.وَأَخْبَرَنِي عَبْدُ الْقَادِرِ أَيْضًا بِقِرَاءَتِي عَلَيْهِ مِنْ أَوَّلِ الْجُزْءِ الثَّانِي وَالثَّمَانِينَ.وَأَوَّلُهُ: حَدَّثَنَا أَبُو يَزِيدَ الْقَرَاطِيسِيُّ، فَذَكَرَ حَدِيثَ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ أَنَّ أَبَاهُ أَتَى بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: «إِنِّي نَحَلْتُ ابْنِي هَذَا غُلَامًا» - الْحَدِيثَ، وَيَنْتَهِي إِلَى تَفْسِيرِ حَدِيثِ هِنْدِ بْنِ أَبِي هَالَةَ.وَأَخْبَرَنِي مِنْ هُنَا إِلَى بَابِ اللَّامِ أَلِفٍ أَبُو حَفْصٍ عُمَرُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ عَادِلٍ الْحَنْبَلِيُّ بِقِرَاءَتِي أَيْضًا.وَأَخْبَرَنِي مِنْ هُنَا إِلَى آخِرِ الْجُزْءِ التِّسْعِينَ - وَيَنْتَهِي إِلَى آخِرِ طُرُقِ حَدِيثِ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْمُنْذِرِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ: " «الْمُتَشَبِّعُ بِمَا لَمْ يُعْطِ كَلَابِسِ ثَوْبَيْ زُورٍ» " - عَبْدُ الْقَادِرِ أَيْضًا.وَأَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ
Ali b. Muhammed el-Bâcî’nin oğlu [rivayeti] buradan Busra bint Safvân hadisine kadardır. Ve bana mezkûr Abdulkadir, buradan Halîme bint Ebî Züeyb es-Sa‘diyye hadisine kadar [olan kısmı] haber verdi. Ve bana mezkûr İbnü’l-Bâcî, buradan kitabın sonuna kadar [olan kısmı] haber verdi. Bu üçü (Abdulkadir, Ömer b. Âdil ve Abdullah b. el-Bâcî) dedi ki: Muhammed b. Ali b. Sâid el-Halebî, kendisinden semâan olarak bize haber verdi. İbnü’l-Bâcî dedi ki: [Bu rivayet] doksan birinci hadisin başından Busra bint Safvân hadisine kadar boştur ve onun 'Ümmü Süleym’in rivayet ettiği' sözünden 'Ümmü Kürz el-Huzâiyye’nin rivayet ettiği' sözüne kadar da boştur; bu sebeple bu kısım ondan icâzet yoluyladır. Dedi: Bize Yûsuf b. Halîl el-Hâfız haber verdi; dedi: Bize Muhammed b. İsmâil b. Muhammed et-Tarsûsî ihbâr etti; bize Mahmûd b. İsmâil b. Muhammed es-Sayrafî ve Ebû Nehşel Abdüssamed b. Ahmed el-Anberî ihbâr etti. ح İbn Halîl dedi: Ve bize Muhammed b. Ebî Zeyd b. Hamed el-Kerrânî haber verdi; bize Mahmûd b. İsmâil es-Sayrafî ihbâr etti; son cüz boştur; bu sebeple mezkûr cüz için Fâtıma el-Cûzdâniyye’ye icâzet ve semâ vardır. Mahmûd es-Sayrafî dedi ki: Bize Ebü’l-Hüseyin Ahmed b. Muhammed b. el-Hüseyin b. Fâdşâh ihbâr etti. Ebû Nehşel ve Fâtıma el-Cûzdâniyye dedi ki: Bize İbn Reyde ihbâr etti; bize Ebü’l-Kâsım et-Taberânî ihbâr etti. Hamd yalnızca Allah’adır.
بْنُ عَلِيِّ بْنِ مُحَمَّدٍ الْبَاجِيُّ مِنْ هُنَا إِلَى حَدِيثِ بُسْرَةَ بِنْتِ صَفْوَانَ.وَأَخْبَرَنِي عَبْدُ الْقَادِرِ الْمَذْكُورُ مِنْ هُنَا إِلَى حَدِيثِ حَلِيمَةَ بِنْتِ أَبِي ذُؤَيْبٍ السَّعْدِيَّةِ.وَأَخْبَرَنِي ابْنُ الْبَاجِيِّ الْمَذْكُورُ مِنْ هُنَا إِلَى آخِرِ الْكِتَابِ، قَالُوا ثَلَاثَتُهُمْ - عَبْدُ الْقَادِرِ، وَعُمَرُ بْنُ عَادِلٍ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْبَاجِيِّ -: أَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ سَاعِدٍ الْحَلَبِيُّ سَمَاعًا عَلَيْهِ، قَالَ ابْنُ الْبَاجِيِّ: خَلَا مِنْ أَوَّلِ الْحَادِي وَالتِّسْعِينَ إِلَى حَدِيثِ بُسْرَةَ بِنْتِ صَفْوَانَ، وَخَلَا مِنْ قَوْلِهِ: مَا أَسْنَدَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ، إِلَى قَوْلِهِ: مَا أَسْنَدَتْ أُمُّ كُرْزٍ الْخُزَاعِيَّةِ، فَإِجَازَةٌ مِنْهُ، قَالَ: أَنَا يُوسُفُ بْنُ خَلِيلٍ الْحَافِظُ، قَالَ: أَنْبَأَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُحَمَّدٍ الطَّرَسُوسِيُّ، أَنْبَأَ مَحْمُودُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُحَمَّدٍ الصَّيْرَفِيُّ، وَأَبُو نَهْشَلٍ عَبْدُ الصَّمَدِ بْنِ أَحْمَدَ الْعَنْبَرِيُّ " ح " قَالَ ابْنُ خَلِيلٍ: وَأَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي زَيْدِ بْنِ حَمَدٍ الْكَرَّانِيُّ، أَنْبَأَ مَحْمُودُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الصَّيْرَفِيُّ، خَلَا الْجُزْءَ الْأَخِيرَ، فَإِجَازَةً مِنْهُ وَسَمَاعًا عَلَى فَاطِمَةَ الْجُوزْدَانِيَّةِ لِلْجُزْءِ الْمَذْكُورِ. قَالَ مَحْمُودٌ الصَّيْرَفِيُّ: أَنْبَأَ أَبُو الْحُسَيْنِ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْحُسَيْنِ بْنِ فَادْشَاهْ، وَقَالَ أَبُو نَهْشَلٍ وَفَاطِمَةُ الْجُوزْدَانِيَّةُ: أَنْبَأَ ابْنُ رَيْدَةَ، أَنْبَأَ أَبُو الْقَاسِمِ الطَّبَرَانِيُّ.وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَحْدَهُ.
[Îmân Kitabı] [Lâ ilâhe illallah diye şehâdet eden kimse hakkında bâb] Bismillâhirrahmânirrahîm ve bihî esteîn. Rabbi yessir yâ kerîm. Rabbi yessir ve a‘in, ve temmim yâ kerîm. 1 – Îmân Kitabı. 1 – 1 – (Lâ ilâhe illallah diye şehâdet eden kimse hakkında bâb). 1 – Ve Ahmed’in senediyle: Bize Ebü’l-Yeman tahdîs etti, bize Şuayb ihbâr etti, Zührî’den, bana Ensâr’dan fıkıh ehlinden bir adam haber verdi ki, o, Osman b. Affân (r.a.)’ı şöyle derken işitmiş: “Nebî (s.a.v.) vefat ettiği zaman, ashâbdan bazı kimseler ona öyle üzüldüler ki neredeyse bazıları vesveseye kapılacaktı.” Osman dedi ki: “Ben de onlardandım. Bir gün Medine’deki hisarlardan birinin gölgesinde oturuyordum. Ömer (r.a.) yanımdan geçti ve bana selam verdi. Fakat ben onun geçtiğini ve selam verdiğini fark etmedim. Ömer gitti ve Ebû Bekir (r.a.)’in yanına girdi ve ona dedi ki: ‘Ne dersin? Osman’ın yanından geçtim, ona selam verdim, selamımı almadı!’ Sonra Ömer ile Ebû Bekir (r.a.) —ki bu Ebû Bekir’in hilâfeti döneminde idi— birlikte gelip ikisi birden selam verdiler. Sonra Ebû Bekir dedi ki: ‘Kardeşin Ömer geldi, yanından geçtiğinde sana selam verdiğini, senin selamını almadığını söyledi. Seni buna iten neydi?’ Osman: ‘Ben öyle bir şey yapmadım’ dedi. Ömer: ‘Hayır, vallahi yaptın. Fakat bu sizin Ümeyyeoğulları’na has kibrinizdir’ dedi. Osman: ‘Vallahi senin geçtiğini ve selam verdiğini fark etmedim’ dedi. Ebû Bekir: ‘Osman doğru söyledi. Seni bundan bir iş meşgul etti’ dedi. Ben de: ‘Evet’ dedim. Ebû Bekir: ‘Nedir o?’ dedi. Osman (r.a.) dedi ki: ‘Allah, Nebîsi (s.a.v.)’i, ben ona bu işin kurtuluşunu sormadan vefat ettirdi.’ Ebû Bekir: ‘Ben ona bunu sordum’ dedi. Osman dedi: ‘Kalkıp ona yöneldim ve dedim ki: Babam sana feda olsun, annem sana feda olsun, sen buna daha layıksın.’ Ebû Bekir dedi ki: ‘Ya Resûlallah, bu işin kurtuluşu nedir?’ dedim. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: “Amcama teklif ettiğim, o ise reddettiği kelimeyi benden kabul eden kimse —işte o kelime onun için kurtuluştur.” ’ ” Bunu Ahmed (b. Hanbel), Taberânî el-Mu‘cemü’l-Evsat’ta ihtisar ile, Ebû Ya‘lâ tam olarak, Bezzâr ise benzer şekilde rivayet etmiştir. Rivayette ismi zikredilmeyen bir adam vardır.
[كِتَابُ الْإِيمَانِ] [بَابٌ فِيمَنْ شَهِدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ]بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَبِهِ أَسْتَعِينُ. رَبِّ يَسِّرْ يَا كَرِيمُ. رَبِّ يَسِّرْ وَأَعِنْ، وَتَمِّمْ يَا كَرِيمُ. ١ - كِتَابُ الْإِيمَانِ.١ - ١ - (بَابٌ فِيمَنْ شَهِدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ).١ - وَبِسَنَدِ أَحْمَدَ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَنْبَأَ شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي رَجُلٌ مِنَ الْأَنْصَارِ مِنْ أَهْلِ الْفِقْهِ أَنَّهُ «سَمِعَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ - رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ - يُحَدِّثُ أَنَّ رِجَالًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَزِنُوا عَلَيْهِ حَتَّى كَادَ بَعْضُهُمْ يُوَسْوَسُ، قَالَ عُثْمَانُ: وَكُنْتُ مِنْهُمْ، فَبَيْنَا أَنَا جَالِسٌ فِي ظِلِّ أُطُمٍ مَنَ الْآطَامِ مَرَّ عَلَيَّ عُمَرُ - رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ - فَسَلَّمَ عَلَيَّ فَلَمْ أَشْعُرْ أَنَّهُ مَرَّ وَلَا سَلَّمَ، فَانْطَلَقَ عُمَرُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى أَبِي بَكْرٍ رحمه الله فَقَالَ لَهُ: مَا يُعْجِبُكَ أَنِّي مَرَرْتُ عَلَى عُثْمَانَ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيَّ السَّلَامَ! وَأَقْبَلَ هُوَ وَأَبُو بَكْرٍ - فِي وِلَايَةِ أَبِي بَكْرٍ - رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ - حَتَّى سَلَّمَا جَمِيعًا، ثُمَّ قَالَ أَبُو بَكْرٍ: جَاءَنِي أَخُوكَ عُمَرُ، فَذَكَرَ أَنَّهُ مَرَّ فَسَلَّمَ عَلَيْكَ فَلَمْ تَرُدَّ عليه السلام، فَمَا الَّذِي حَمَلَكَ عَلَى ذَلِكَ؟ قَالَ: قُلْتُ: مَا فَعَلْتُ، فَقَالَ عُمَرُ: بَلَى، وَاللَّهِ قَدْ فَعَلْتَ، وَلَكِنَّهَا عُبِّيَّتُكُمْ يَا بَنِي أُمَيَّةَ. قَالَ: قُلْتُ وَاللَّهِ مَا شَعَرْتُ أَنَّكَ مَرَرْتَ وَلَا سَلَّمْتَ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ: صَدَقَ عُثْمَانُ. وَقَدْ شَغَلَكَ عَنْ ذَلِكَ أَمْرٌ. فَقُلْتُ: أَجَلْ. قَالَ: وَمَا هُوَ؟ قَالَ عُثْمَانُ رحمه الله: تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ أَسْأَلَهُ عَنْ نَجَاةِ هَذَا الْأَمْرِ، قَالَ أَبُو بَكْرٍ: قَدْ سَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ. قَالَ: فَقُمْتُ إِلَيْهِ، فَقُلْتُ لَهُ: بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، أَنْتَ أَحَقُّ بِهَا. قَالَ أَبُو بَكْرٍ: قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا نَجَاةُ هَذَا الْأَمْرِ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " مَنْ قَبِلَ مِنِّي الْكَلِمَةَ الَّتِي عَرَضْتُ عَلَى عَمِّي فَرَدَّهَا عَلَيَّ فَهِيَ لَهُ نَجَاةٌ» ".رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ بِاخْتِصَارٍ، وَأَبُو يَعْلَى بِتَمَامِهِ، وَالْبَزَّارُ بِنَحْوِهِ، وَفِيهِ رَجُلٌ لَمْ يُسَمَّ