Telhîsü'l-Habîr – Karṭaba Neşriyat (İbn Hacer el-Askalânî)
Kısım: Tahrîc ve Etraf
Kitap: Telhîsü'l-Habîr fî Tahrîci Ehâdîsi'r-Râfi‘î el-Kebîr
Müellif: Ebü'l-Fazl Ahmed b. Alî b. Muhammed b. Ahmed b. Hacer el-Askalânî (ö. 852/1449)
Tahkik: Ebû Âsım Hasan b. Abbâs b. Kutub
Yayınevi: Müessesetü Karṭaba – Mısır
Baskı: Birinci Baskı, 1416/1995
Cilt Sayısı: 4
[Kitap numaralandırması basılı nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
التلخيص الحبير - ط قرطبة (ابن حجر العسقلاني)القسم: التخريج والأطرافالكتاب: التلخيص الحبير في تخريج أحاديث الرافعي الكبيرالمؤلف: أبو الفضل أحمد بن علي بن محمد بن أحمد بن حجر العسقلاني (ت ٨٥٢هـ)تحقيق: أبو عاصم حسن بن عباس بن قطبالناشر: مؤسسة قرطبة - مصرالطبعة: الأولى، ١٤١٦هـ/١٩٩٥معدد الأجزاء: ٤[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
[Sehiv Secdesi Babı]470 - (1) - Hadis: «O (s.a.v.) onlara öğle namazını kıldırdı, ilk iki rek'atte kalktı ve oturmadı. Cemaat de onunla birlikte kalktı. Nihayet namazı bitirdiğinde ve cemaat selâmını beklerken oturduğu hâlde tekbir alıp selâm vermeden önce iki secde yaptı, sonra selâm verdi.» Bunun sıhhati üzerinde ittifak edilmiştir (Müttefekun aleyh). Rivayet Abdullah b. Buhayne'dendir. Lâfız Buhârî'ye aittir.(* * *) Hadis: «O (s.a.v.) öğle namazını beş rek'at kıldı, ardından sehiv secdesi yaptı.» Hadis böyledir. İbn Mes'ud rivayetinden müttefekun aleyhtir. Namazın şartları bölümünde geçmişti.471 - (2) - Hadis: «O (s.a.v.) kalktı ve mescidin bir tarafına gitti, Zü'l-Yedeyn ile müracaatta bulundu ve ashabına sordu, onlar da cevap verdiler.» Sonra şunu zikretti: «O (s.a.v.) Zü'l-Yedeyn hadisinde konuştu, kıbleye arkasını döndü, yürüdü ve iki secdeden fazla yapmadı.» Bu, Muhammed b. Sirin'in Ebû Hureyre'den rivayet ettiği hadis olup müttefekun aleyhtir. (Ebû Hureyre r.a.) dedi ki: «Resûlullah (s.a.v.) bize ikindi vaktinin iki namazından birini kıldırdı: ya öğle ya da ikindi. İki rek'atte selâm verdi. Sonra mescidin kıblesinde bulunan bir kütüğe gelip öfkeli bir şekilde yaslandı. Cemaatin içinde Ebû Bekir ve Ömer de vardı; onlar (O'na) bir şey söylemeye çekindiler. Cemaatten aceleci olanlar çıkıp: 'Namaz mı kısaldı?' dediler. Bunun üzerine Zü'l-Yedeyn kalkıp: 'Ey Allah'ın Resûlü, unuttun mu yoksa namaz mı kısaldı?' dedi. (Resûlullah) sağına ve soluna bakıp: 'Zü'l-Yedeyn ne diyor?' buyurdu. (Ashap) 'Doğru söyledi, sen sadece iki rek'at kıldın' dediler. Bunun üzerine iki rek'at daha kıldı ve selâm verdi. Sonra tekbir aldı, secde etti, sonra tekbir alıp başını kaldırdı, sonra tekbir alıp secde etti, sonra tekbir alıp başını kaldırdı.» (Ebû Hureyre) dedi ki: «Bana haber verildiğine göre İmran b. Husayn (r.a.) 'sonra selâm verdi' demiştir.»
[بَابُ سُجُودِ السَّهْوِ]٤٧٠ - (١) - حَدِيثُ: «أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم صَلَّى بِهِمْ الظُّهْرَ، فَقَامَ فِي الرَّكْعَتَيْنِ الْأُولَيَيْنِ وَلَمْ يَجْلِسْ، فَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ حَتَّى إذَا قَضَى الصَّلَاةَ وَانْتَظَرَ النَّاسُ تَسْلِيمَهُ كَبَّرَ وَهُوَ جَالِسٌ، فَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ يُسَلِّمَ، ثُمَّ سَلَّمَ» . مُتَّفَقٌ عَلَى صِحَّتِهِ مِنْ حَدِيثِ عَبْد اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ، وَاللَّفْظُ لِلْبُخَارِيِّ.(* * *) حَدِيثُ: «أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الظُّهْرَ خَمْسًا ثُمَّ سَجَدَ لِلسَّهْوِ» الْحَدِيثَ. مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ مَسْعُودٍ، وَقَدْ سَبَقَ فِي شُرُوطِ الصَّلَاةِ.٤٧١ - (٢) - حَدِيثُ: «أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم قَامَ وَمَضَى إلَى نَاحِيَةِ الْمَسْجِدِ، وَرَاجَعَ ذَا الْيَدَيْنِ وَسَأَلَ أَصْحَابَهُ فَأَجَابُوا» . ثُمَّ ذَكَرَ بَعْدَ ذَلِكَ: «أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم فِي حَدِيثِ ذِي الْيَدَيْنِ تَكَلَّمَ، وَاسْتَدْبَرَ الْقِبْلَةَ وَمَشَى، وَلَمْ يَزِدْ عَلَى سَجْدَتَيْنِ» . مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ مِنْ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: «صَلَّى بِنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إحْدَى صَلَاتَيْ الْعَشِيِّ: إمَّا الظُّهْرُ وَإِمَّا الْعَصْرُ، فَسَلَّمَ فِي رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَتَى جِذْعًا فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ، فَاسْتَنَدَ إلَيْهِ مُغْضَبًا، وَفِي الْقَوْمِ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، فَهَابَا أَنْ يُكَلِّمَاهُ، وَخَرَجَ سَرَعَانُ النَّاسِ، فَقَالُوا: أَقَصُرَتْ الصَّلَاةُ؟ فَقَامَ ذُو الْيَدَيْنِ؛ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَسِيت أَمْ قَصُرَتْ الصَّلَاةُ؟ فَنَظَرَ يَمِينًا وَشِمَالًا؛ فَقَالَ: مَا يَقُولُ ذُو الْيَدَيْنِ؟ . قَالُوا: صَدَقَ، لَمْ تُصَلِّ إلَّا رَكْعَتَيْنِ، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ كَبَّرَ، ثُمَّ سَجَدَ، ثُمَّ كَبَّرَ فَرَفَعَ، ثُمَّ كَبَّرَ وَسَجَدَ، ثُمَّ كَبَّرَ وَرَفَعَ» . قَالَ: وَأُخْبِرْت أَنَّ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ قَالَ: " ثُمَّ سَلَّمَ "
Müslim'in rivâyetidir. Onun pek çok tarîki ve lafzı vardır. Nitekim Hâfız Salâhuddîn el-Alâî onun türükünü bir araya toplamış ve müstakil bir cüzde bu hususta şifa verici sözler söylemiştir. 472 - (3) - Hadis: Rivâyet olunduğuna göre Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Sehiv ancak oturarak kıyamdan ya da ayakta iken cülûstan olur.» Dârekutnî, Hâkim ve Beyhakî, İbn Ömer hadisinden rivâyet etmişlerdir. Rivâyette Ebû Bekr el-Ansî bulunmakta olup o zayıftır. Beyhakî ise onun meçhul olduğunu söylemiştir. Bunun muktezâsı, onun Ebû Bekr b. Ebî Meryem olmadığıdır; ancak zâhirde o olup zayıftır. 473 - (4) - Hadis: «Nebî (s.a.v.) namazda az bir fiil işlemiş, buna ruhsat vermiş; sehiv secdesi yapmamış ve onu emretmemiştir.» Bu hususa, kendisinden önceki bâbda şâhidlik eden birkaç hadis geçmiştir. Yine o bâbda Muâviye b. el-Hakem hadisi (namazda onu susturmak için uyluklara vurma) ile İbn Abbâs hadisi (şöyle ki: «Kulağımı tutup çevirdi» ve «Beni sol tarafından sağ tarafına geçirdi») yer almaktadır. Bu hadis, Nebî'nin (s.a.v.) gece namazının keyfiyetine dair uzun bir hadiste müttefekun aleyhtir. Ayrıca Ebû Bekir es-Sıddîk'ın safta geriye çekilmesi hadisi ile çakıl taşlarını silme hadisi de zikredilmiştir.
لَفْظُ مُسْلِمٍ، وَلَهُ طُرُقٌ كَثِيرَةٌ وَأَلْفَاظٌ، وَقَدْ جَمَعَ طُرُقَهُ الْحَافِظُ صَلَاحُ الدِّينِ الْعَلَائِيُّ وَتَكَلَّمَ عَلَيْهِ كَلَامًا شَافِيًا فِي جُزْءٍ مُفْرَدٍ.٤٧٢ - (٣) - حَدِيثُ: رُوِيَ أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «لَا سَهْوَ إلَّا فِي قِيَامٍ عَنْ جُلُوسٍ، أَوْ جُلُوسٍ عَنْ قِيَامٍ» . الدَّارَقُطْنِيُّ، وَالْحَاكِمُ، وَالْبَيْهَقِيُّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ عُمَرَ، وَفِيهِ أَبُو بَكْرٍ الْعَنْسِيُّ، وَهُوَ ضَعِيفٌ، وَقَالَ الْبَيْهَقِيُّ: مَجْهُولٌ، وَمُقْتَضَاهُ أَنَّهُ غَيْرُ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، وَالظَّاهِرُ أَنَّهُ هُوَ، وَهُوَ ضَعِيفٌ.٤٧٣ - (٤) - حَدِيثُ: «أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم فَعَلَ الْفِعْلَ الْقَلِيلَ فِي الصَّلَاةِ، وَرَخَّصَ فِيهِ، وَلَمْ يَسْجُدْ لِلسَّهْوِ، وَلَا أَمَرَ بِهِ» . قَدْ تَقَدَّمَ فِي الْبَابِ الَّذِي قَبْلَهُ عِدَّةُ أَحَادِيثَ تَشْهَدُ لِذَلِكَ. وَفِيهِ أَيْضًا حَدِيثُ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ فِي ضَرْبِ الْأَفْخَاذِ فِي الصَّلَاةِ لِيُسْكِتُوهُ، وَحَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ: «فَأَخَذَ بِأُذُنِي يَفْتِلُهَا» . وَفِيهِ: «فَحَوَّلَنِي عَنْ يَسَارِهِ إلَى يَمِينِهِ» . مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ فِي حَدِيثٍ طَوِيلٍ فِي صِفَةِ صَلَاةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِاللَّيْلِ، وَحَدِيثُ: تَأَخُّرِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فِي الصَّفِّ. وَحَدِيثُ: مَسْحِ الْحَصَى
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hamd, ölüden diriyi çıkaran, diriden ölüyü çıkaran, göğüslerin gizlediğini ve açığa vurduğunu bilen Allah'a mahsustur. O'na nimetleri için hamd eder, bu nimetlerin şükrünü eda etmekte gevşeklikten ve kaçamaktan O'na sığınırım. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. O, bizi doğru yola iletti, azgınların burnu sürtülerek. Şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resulüdür. O'na feyi mubah kılan ve ümmetini hidayetinin gölgesinde en geniş bir gölgeyle gölgelendiren (Allah'ın salât ve selamı O'na, âline ve her kabile ve kabileden olan sahabesine olsun). Amma ba'd: İmam Ebü'l-Kasım er-Râfiî'nin -Allah çalışmasını mükâfatlandırsın- Şerhu'l-Vecîz'inin hadislerinin tahricine, bazı son dönem âlimleri tarafından yapılmış olarak vakıf oldum. Bunlardan Kâdî İzzüddîn b. Cemâa, İmâm Ebû Ümâme b. en-Nakkâş, Allâme Sirâcüddîn Ömer b. Alî el-Ensârî ve Müftî Bedrüddîn Muhammed b. Abdillâh ez-Zerkeşî'dir. Her birinde diğerinde bulunmayan faydalar ve ilaveler vardır. İfadece en geniş ve işaretçe en saf olanı şeyhimiz Sirâciddîn'in kitabıdır. Ancak o tekrarlarla uzatmış, yedi cilt tutmuştur. Sonra onu latif bir ciltte özetlediğini gördüm, ancak bu özette mutavvelin birçok maksadına ve uyarılarına halel getirmiş. Ben de onu hacminin üçte biri kadar özetlemeyi ve maksatlarını elde etmeyi taahhüt ederek (gördüm). Allah bunu lütfetti. Sonra onun üzerine, kendisiyle birlikte anılanların tahriclerinden ve İmam Cemâlüddîn ez-Zeylaî'nin Hanefî fıkhında el-Hidâye hadislerinin tahricinden faydalar ve ilaveler ekledim. Çünkü o, kendisine muhalefet edenlerin delil olarak kullandıklarına işaret eder. Bu derleme tamamlanırsa Allah'tan ümit ederim ki fürû fıkıhtaki eserlerinde fakihlerin delil olarak kullandıklarının çoğunu kapsasın. Bu büyük bir maksattır. Yüce Allah'tan bize öğrettikleriyle bizi faydalandırması, bize faydalı olanı öğretmesi, ilmimizi artırması ve bizi cehennem ehlinin halinden koruması niyaz olunur. Her halde hamd O'na mahsustur.
[مُقَدِّمَة الْكتاب]بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ مُخْرِجِ الْحَيِّ مِنْ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجِ الْمَيِّتِ مِنْ الْحَيِّ، الْعَلِيمِ بِمَا تُخْفِي الصُّدُورُ وَتُبْدِيه مِنْ كُلِّ شَيْءٍ، أَحْمَدُهُ عَلَى نِعَمِهِ، وَأَعُوذُ بِهِ فِي أَدَاءِ شُكْرِهَا مِنْ الْمَطْلِ وَاللَّيِّ، وَأَشْهَدُ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، الَّذِي هَدَانَا إلَى الرُّشْدِ عَلَى رَغْمِ أَنْفِ أَهْلِ الْغَيِّ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، الَّذِي أَبَاحَ لَهُ الْفَيْءَ، وَأَظَلَّ أُمَّتَهُ مِنْ ظِلِّ هَدْيِهِ بِأَوْسَعِ فَيْءٍ، صلى الله عليه وسلم وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ مِنْ كُلِّ قَبِيلَةٍ وَحَيٍّ.أَمَّا بَعْدُ:فَقَدْ وَقَفْتُ عَلَى تَخْرِيجِ أَحَادِيثِ شَرْحِ الْوَجِيزِ، لِلْإِمَامِ أَبِي الْقَاسِم الرَّافِعِيِّ شَكَرَ اللَّهُ سَعْيَهُ - لِجَمَاعَةٍ مِنْ الْمُتَأَخِّرِينَ، مِنْهُمْ الْقَاضِي عِزُّ الدِّينِ بْنُ جَمَاعَةٍ، وَالْإِمَامُ أَبُو أُمَامَةَ بْنُ النَّقَّاشِ، وَالْعَلَّامَةُ سِرَاجُ الدِّينِ عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ الْأَنْصَارِيُّ، وَالْمُفْتِي بَدْرُ الدِّينِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الزَّرْكَشِيُّ، وَعِنْدَ كُلٍّ مِنْهُمْ مَا لَيْسَ عِنْدَ الْآخَرِ مِنْ الْفَوَائِدِ وَالزَّوَائِدِ، وَأَوْسَعُهَا عِبَارَةً وَأَخْلَصُهَا إشَارَةً كِتَابُ شَيْخِنَا سِرَاجِ الدِّينِ، إلَّا أَنَّهُ أَطَالَهُ بِالتَّكْرَارِ فَجَاءَ فِي سَبْعِ مُجَلَّدَاتٍ، ثُمَّ رَأَيْته لَخَصَّهُ فِي مُجَلَّدَةٍ لَطِيفَةٍ، أَخَلَّ فِيهَا بِكَثِيرٍ مِنْ مَقَاصِدِ الْمُطَوَّلِ وَتَنْبِيهَاته، فَرَأَيْتُ تَلْخِيصَهُ فِي قَدْرِ ثُلُثِ حَجْمِهِ مَعَ الِالْتِزَامِ بِتَحْصِيلِ مَقَاصِدِهِ، فَمَنَّ اللَّهُ بِذَلِكَ، ثُمَّ تَتَبَّعْتُ عَلَيْهِ الْفَوَائِدَ الزَّوَائِدَ مِنْ تَخَارِيجِ الْمَذْكُورِينَ مَعَهُ، وَمِنْ تَخْرِيجِ أَحَادِيثِ الْهِدَايَةِ فِي فِقْهِ الْحَنَفِيَّةِ، لِلْإِمَامِ جَمَالِ الدِّينِ الزَّيْلَعِيِّ، لِأَنَّهُ يُنَبِّهُ فِيهِ عَلَى مَا يَحْتَجُّ بِهِ مُخَالِفُوهُ، وَأَرْجُو اللَّهَ إنْ تَمَّ هَذَا التَّتَبُّعَ أَنْ يَكُونَ حَاوِيًا لِجُلِّ مَا يَسْتَدِلُّ بِهِ الْفُقَهَاءُ فِي مُصَنَّفَاتِهِمْ فِي الْفُرُوعِ، وَهَذَا مَقْصَدٌ جَلِيلٌ، وَاَللَّهُ تَعَالَى الْمَسْئُولُ أَنْ يَنْفَعَنَا بِمَا عَلَّمَنَا، وَيُعَلِّمَنَا مَا يَنْفَعُنَا، وَأَنْ يَزِيدَنَا عِلْمًا، وَأَنْ يُعِيذَنَا مِنْ حَالِ أَهْلِ النَّارِ، وَلَهُ الْحَمْدُ عَلَى كُلِّ حَالٍ.
[TAHÂRET KİTÂBI] [TÂHİR SU BÂBI] Tâhir Su Bâbı
1 - (1) - Hadis: "Deniz: Suyu tahûrdur." Mâlik ve eş-Şâfi'î ondan rivayet etmiş; ayrıca dört sünen sahibi, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, İbn Cârûd, el-Hâkim, ed-Dârekutnî ve el-Beyhakî rivayet etmiştir. Buhârî ise, Tirmizî'nin ondan naklettiğine göre bu hadisi sahih kabul etmiştir. İbn Abdilberr buna itiraz ederek: "Eğer hadis onun yanında sahih olsaydı, onu Sahîh'ine alırdı" demiştir. Fakat bu itiraz reddedilmiştir; çünkü Buhârî (hadislerin tamamını) kapsamayı taahhüt etmemiştir. Dahası İbn Abdilberr, buna rağmen hadisin âlimlerce kabul görmesi sebebiyle sıhhatine hükmetmiş; nitekim hadisi isnad yönünden reddetmiş, fakat mana yönünden kabul etmiştir. Oysa o, bu hadisin derecesine ulaşamayan ve ona yaklaşamayan birçok hadisin sıhhatine hükmetmiştir. İbn Mende de hadisin sıhhatini tercih etmiş; yine İbn Münzir ve Ebû Muhammed el-Begavî de onu sahih kabul etmiştir. Hadisin senedi Safvân b. Süleym'e, onun da Saîd b. Seleme'ye dayanmaktadır.
[كِتَابُ الطَّهَارَةِ] [بَابُ الْمَاءِ الطَّاهِرِ]ِ بَابُ الْمَاءِ الطَّاهِرِ١ - (١) - حَدِيثُ: " الْبَحْرُ: هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ " مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ عَنْهُ، وَالْأَرْبَعَةُ، وَابْنُ خُزَيْمَةَ وَابْنُ حِبَّانَ وَابْنُ الْجَارُودِ، وَالْحَاكِمُ وَالدَّارَقُطْنِيّ وَالْبَيْهَقِيُّ، وَصَحَّحَهُ الْبُخَارِيُّ فِيمَا حَكَاهُ عَنْهُ التِّرْمِذِيُّ، وَتَعَقَّبَهُ ابْنُ عَبْدِ الْبَرِّ: بِأَنَّهُ لَوْ كَانَ صَحِيحًا عِنْدَهُ لَأَخْرَجَهُ فِي صَحِيحِهِ، وَهَذَا مَرْدُودٌ؛ لِأَنَّهُ لَمْ يَلْتَزِمْ الِاسْتِيعَابَ، ثُمَّ حَكَمَ ابْنُ عَبْدِ الْبَرِّ - مَعَ ذَلِكَ - بِصِحَّتِهِ لِتَلَقِّي الْعُلَمَاءِ لَهُ بِالْقَبُولِ، فَرَدَّهُ مِنْ حَيْثُ الْإِسْنَادُ وَقَبِلَهُ مِنْ حَيْثُ الْمَعْنَى، وَقَدْ حَكَمَ بِصِحَّةِ جُمْلَةٍ مِنْ الْأَحَادِيثِ لَا تَبْلُغُ دَرَجَةَ هَذَا وَلَا تُقَارِبُهُ، وَرَجَّحَ ابْنُ مَنْدَهْ صِحَّتَهُ، وَصَحَّحَهُ أَيْضًا ابْنُ الْمُنْذِرِ وَأَبُو مُحَمَّدٍ الْبَغَوِيّ.وَمَدَارُهُ عَلَى صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ سَلَمَةَ
Muğîre b. Ebî Bürde'den, Ebû Hureyre'den rivayetle, dedi ki: Bir adam Resûlullah'a (s.a.v.) gelerek şöyle dedi: 'Yâ Resûlallah! Biz denize biner, yanımızda az su bulundururuz. Onunla abdest alırsak susuz kalırız. Deniz suyu ile abdest alabilir miyiz?' Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Onun suyu tahûrdur, ölüsü helâldir.' Bunu ondan Mâlik ve Ebû Üveys rivayet etmiştir. Şâfiî dedi ki: Bu hadisin senedinde tanımadığım bir kimse vardır. Beyhakî dedi ki: Bununla Saîd b. Seleme'yi, yahut Muğîre'yi veya her ikisini kastetmiş olması muhtemeldir. Ben derim ki: Saîd, Muğîre'den bu hadisi rivayette tek kalmamıştır; zira ondan Yahyâ b. Saîd el-Ensârî de rivayet etmiştir. Ancak bu rivayet kendisi hakkında ihtilaf edilmiş olup, karışıklık ondan kaynaklanmaktadır. Şöyle ki: İbn Uyeyne, Yahyâ b. Saîd'den, o da Mağrib ahalisinden Muğîre b. Abdullah b. Ebî Bürde denilen bir adamdan rivayet etmiştir ki, Benî Müdlic'ten bazı kimseler Resûlullah'a (s.a.v.) gelmişlerdi… diye zikretmiştir. Bir rivayette: Onun (Yahyâ'nın) Muğîre'den, onun da Benî Müdlic'ten bir adamdan. Bir rivayette: Yahyâ'dan, Muğîre'den, babasından. Bir rivayette: Yahyâ'dan, Muğîre b. Abdullah'tan veya Abdullah b. Muğîre'den. Bir rivayette: Yahyâ'dan, Abdullah b. Muğîre'den, babasından, Benî Müdlic'ten ismi Abdullah olan bir adamdan merfû‘ olarak. Bir rivayette: Yahyâ'dan, Abdullah b. Muğîre'den, Ebû Bürde'den merfû‘ olarak. Bir rivayette: Muğîre'den, Abdullah el-Müdlicî'den. Bunları Dârekutnî zikretmiş ve şöyle demiştir: Bunların içinde doğruya en yakın olanı, Mâlik ve ona tâbi olanların söylediğidir. İbn Hibbân da şöyle demiştir: Kim bu rivayette 'Muğîre'den, babasından' derse yanılmıştır; doğrusu 'Muğîre'den, Ebû Hureyre'den' şeklindedir. Muğîre'nin durumuna gelince: Âcurrî, Ebû Dâvûd'dan rivayet etmiştir ki o şöyle demiştir: Muğîre b. Ebî Bürde maruftur (bilinen bir kimsedir). İbn Abdilberr demiştir ki: İsmini Mûsâ b. Nusayr'ın meğâzîsinde buldum. İbn Abdilhâkem demiştir: Afrika (İfrîkiye) halkı, Yezîd b. Ebî Müslim'in öldürülmesinden sonra onu emîr yapmak için ittifak ettiler, fakat o kabul etmedi. Söz burada bitiyor. Nesâî de onu sika (güvenilir) kabul etmiştir. Böylece anlaşılır ki, onun meçhul ve tanınmamış olduğunu iddia eden yanılmıştır.
، عَنْ الْمُغِيرَةِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: «جَاءَ رَجُلٌ إلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إنَّا نَرْكَبُ الْبَحْرَ، وَنَحْمِلُ مَعَنَا الْقَلِيلَ مِنْ الْمَاءِ، فَإِنْ تَوَضَّأْنَا بِهِ، عَطِشْنَا، أَفَنَتَوَضَّأُ بِمَاءِ الْبَحْرِ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ، الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» . رَوَاهُ عَنْهُ مَالِكٌ وَأَبُو أُوَيْسٍ، قَالَ الشَّافِعِيُّ: فِي إسْنَادِ هَذَا الْحَدِيثِ مَنْ لَا أَعْرِفُهُ، قَالَ الْبَيْهَقِيُّ: يَحْتَمِلُ أَنْ يُرِيدَ سَعِيدَ بْنَ سَلَمَةَ، أَوْ الْمُغِيرَةَ أَوْ كِلَيْهِمَا.قُلْتُ: لَمْ يَنْفَرِدْ بِهِ سَعِيدٌ، عَنْ الْمُغِيرَةِ، فَقَدْ رَوَاهُ عَنْهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْأَنْصَارِيُّ، إلَّا أَنَّهُ اخْتَلَفَ عَلَيْهِ فِيهِ، وَالِاضْطِرَابُ مِنْهُ، فَرَوَاهُ ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْمَغْرِبِ، يُقَالُ لَهُ: الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، أَنَّ نَاسًا مِنْ بَنِي مُدْلِجٍ: أَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَهُ، وَقِيلَ: عَنْهُ عَنْ الْمُغِيرَةِ، عَنْ رَجُلٍ مِنْ بَنِي مُدْلِجٍ.وَقِيلَ: عَنْ يَحْيَى، عَنْ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ. وَقِيلَ: عَنْ يَحْيَى، عَنْ الْمُغِيرَةِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَوْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُغِيرَةِ. وَقِيلَ: عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رَجُلٍ مِنْ بَنِي مُدْلِجٍ، اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ مَرْفُوعًا، وَقِيلَ: عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ مَرْفُوعًا. وَقِيلَ: عَنْ الْمُغِيرَةِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ الْمُدْلِجِي، ذَكَرَهَا الدَّارَقُطْنِيُّ، وَقَالَ: أَشْبَهَهَا بِالصَّوَابِ قَوْلُ مَالِكٍ وَمَنْ تَابَعَهُ، وَقَالَ ابْنُ حِبَّانَ: مَنْ قَالَ فِيهِ: عَنْ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، فَقَدْ وَهَمَ، وَالصَّوَابُ: عَنْ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.وَأَمَّا حَالُ الْمُغِيرَةِ: فَقَدْ رَوَى الْآجُرِّيُّ عَنْ أَبِي دَاوُد أَنَّهُ قَالَ: الْمُغِيرَةُ بْنُ أَبِي بُرْدَةَ مَعْرُوفٌ، وَقَالَ ابْنُ عَبْدِ الْبَرِّ: وَجَدْتُ اسْمَهُ فِي مَغَازِي مُوسَى بْنِ نُصَيْرٍ، وَقَالَ ابْنُ عَبْدِ الْحَكَمِ: اجْتَمَعَ عَلَيْهِ أَهْلُ إفْرِيقِيَةَ أَنْ يُؤَمِّرُوهُ بَعْدَ قَتْلِ يَزِيدَ بْنِ أَبِي مُسْلِمٍ فَأَبَى. انْتَهَى، وَوَثَّقَهُ النَّسَائِيُّ، فَعُلِمَ بِهَذَا غَلَطُ مَنْ زَعَمَ أَنَّهُ مَجْهُولٌ لَا يُعْرَفُ.
Saîd b. Seleme'ye gelince; o, Safvân b. Süleym'in rivayetinde ona tâbi olmuştur. Bunu ondan el-Cülâh Ebû Kesîr rivayet etmiş; ondan da Leys b. Sa'd, Amr b. el-Hâris ve başkaları rivayet etmiştir. Leys yoluyla da Ahmed, el-Hâkim ve el-Beyhakî ondan rivayet etmiş olup siyakı daha tamdır. Dedi ki: Bir gün Resûlullah (s.a.v.)'in yanında idik. Bir balıkçı gelip: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz denizde avlanmak için yola çıkıyoruz. Her birimiz yanına su tulumunu alır ve denizin yakınında av yakalayabileceğini umar. Bazen avı bulur, bazen de avı bulamayacağını zannettiği bir yere kadar denize açılır. Bu durumda belki cünüp olur veya abdest alması gerekir. Eğer bu su ile gusleder veya abdest alırsa, belki birimizi susuzluk helâk eder. Deniz suyu hakkında ne dersiniz? Bu durumdan endişe ettiğimizde onunla gusledebilir veya abdest alabilir miyiz?" dedi. Resûlullah (s.a.v.)'in: "Ondan gusledin ve onunla abdest alın. Zira onun suyu temizleyicidir, ölüsü helâldir." buyurduğunu rivayet etti. Dedim ki: Bunu Mâlik'ten kıssa kısa olarak Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Musannef'inde, Hammâd b. Hâlid'den, o da Mâlik'ten senediyle Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet etmiştir: Resûlullah (s.a.v.) deniz hakkında şöyle buyurdu: "Onun suyu temizleyicidir, ölüsü helâldir." Bu, kitap sahibinin siyakına daha uygundur. Babta ayrıca Câbir b. Abdullah (r.a.)'tan rivayet edilmiştir: Nebi (s.a.v.)'e deniz suyu hakkında soruldu da: "Onun suyu temizleyicidir, ölüsü helâldir." buyurdu. Bunu Ahmed, İbn Mâce, İbn Hibbân, ed-Dârekutnî ve el-Hâkim, Ubeydullah b. Mıksem yoluyla ondan rivayet etmişlerdir. Ebû Alî b. es-Seken dedi ki: Câbir hadisi, rivayet edilenlerin en sağlamıdır.
وَأَمَّا سَعِيدُ بْنُ سَلَمَةَ فَقَدْ تَابَعَ صَفْوَانَ بْنَ سُلَيْمٍ عَلَى رِوَايَتِهِ لَهُ عَنْهُ الْجُلَاحُ أَبُو كَثِيرٍ، رَوَاهُ عَنْهُ اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، وَعَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، وَغَيْرُهُمَا، وَمِنْ طَرِيقِ اللَّيْثِ رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالْحَاكِمُ وَالْبَيْهَقِيُّ عَنْهُ، وَسِيَاقُهُ أَتَمُّ، قَالَ: «كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا، فَجَاءَهُ صَيَّادٌ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إنَّا نَنْطَلِقُ فِي الْبَحْرِ نُرِيدُ الصَّيْدَ، فَيَحْمِلُ أَحَدُنَا مَعَهُ الْإِدَاوَةَ، وَهُوَ يَرْجُو أَنْ يَأْخُذَ الصَّيْدَ قَرِيبًا، فَرُبَّمَا وَجَدَهُ كَذَلِكَ، وَرُبَّمَا لَمْ يَجِدْ الصَّيْدَ حَتَّى يَبْلُغَ مِنْ الْبَحْرِ مَكَانًا لَمْ يَظُنَّ أَنْ يَبْلُغَهُ، فَلَعَلَّهُ يَحْتَلِمُ أَوْ يَتَوَضَّأُ، فَإِنْ اغْتَسَلَ أَوْ تَوَضَّأَ بِهَذَا الْمَاءِ فَلَعَلَّ أَحَدَنَا يُهْلِكُهُ الْعَطَشُ، فَهَلْ تَرَى فِي مَاءِ الْبَحْرِ أَنْ نَغْتَسِلَ بِهِ أَوْ نَتَوَضَّأَ بِهِ إذَا خِفْنَا ذَلِكَ؟ فَزَعَمَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: اغْتَسِلُوا مِنْهُ، وَتَوَضَّئُوا بِهِ، فَإِنَّهُ الطَّهُورُ مَاؤُهُ، الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» قُلْت: وَرَوَاهُ عَنْ مَالِكٍ مُخْتَصَرًا لِلْقِصَّةِ: أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ فِي مُصَنَّفِهِ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ خَالِدٍ، عَنْ مَالِكٍ بِسَنَدِهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْبَحْرِ: هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ، الْحِلُّ مَيْتَتُهُ»وَهَذَا أَشْبَهُ بِسِيَاقِ صَاحِبِ الْكِتَابِ.وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ: «أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ عَنْ مَاءِ الْبَحْرِ فَقَالَ: هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ، الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» . رَوَاهُ أَحْمَدُ وَابْنُ مَاجَهْ وَابْنُ حِبَّانَ، وَالدَّارَقُطْنِيّ وَالْحَاكِمُ مِنْ طَرِيقِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مِقْسَمٍ عَنْهُ، قَالَ أَبُو عَلِيِّ بْنُ السَّكَنِ: حَدِيثُ جَابِرٍ أَصَحُّ مَا رُوِيَ
Bu babda: Taberânî el-Kebîr'de, Dârekutnî ve Hâkim, Muâfâ b. İmrân hadisinden, İbn Cüreyc vasıtasıyla, Ebü'z-Zübeyr'den, Câbir'den rivayet etmişlerdir. İsnâdı hasendir; tedlis endişesi dışında bir kusur yoktur. Dârekutnî ve Hâkim, Mûsâ b. Seleme hadisinden, İbn Abbas'tan rivayet etmişlerdir. (İbn Abbas) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)'e deniz suyu hakkında soruldu; O şöyle buyurdu: “Deniz suyu tahûrdur.” Râvileri sikâttır; ancak Dârekutnî bunun (İbn Abbas'a ait) vakf olduğunu sahihlemiştir. İbn Mâce de Yahyâ b. Bükeyr hadisinden, Leys vasıtasıyla, Ca'fer b. Rebîa'dan, Müslim b. Mahşî'den, İbnü'l-Firâsî'den rivayet etmiştir. (İbnü'l-Firâsî) dedi ki: Ben avlanıyordum; içine su koyduğum bir kırbam vardı. Deniz suyuyla abdest aldım. Bunu Resûlullah (s.a.v.)'e zikrettim. O buyurdu: “O (deniz) ki suyu tahûr, ölüsü helâldir.” Tirmizî dedi ki: Muhammed'e (Buhârî) bunu sordum; o şöyle dedi: Bu mürseldir; İbnü'l-Firâsî, Nebî (s.a.v.)'e yetişmemiştir. el-Firâsî'nin ise sahabe olma şerefi vardır. (Tirmizî der ki:) Ben derim ki: Buna göre rivayetten “babasından” (ifadesi) düşmüş gibidir; ya da “ibn” lafzı ziyadedir. Zira Buhârî, Müslim b. Mahşî'nin bizzat el-Firâsî'ye yetişmediğini, ancak oğlundan rivayet ettiğini, oğlun ise sahabe olmadığını belirtmiştir. Ve onu rivayet etmiştir.
فِي هَذَا الْبَابِ، وَرَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ وَالدَّارَقُطْنِيّ وَالْحَاكِمُ، مِنْ حَدِيثِ الْمُعَافَى بْنِ عِمْرَانَ، عَنْ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، وَإِسْنَادُهُ حَسَنٌ لَيْسَ فِيهِ إلَّا مَا يُخْشَى مِنْ التَّدْلِيسِ.وَرَوَاهُ الدَّارَقُطْنِيُّ وَالْحَاكِمُ مِنْ حَدِيثِ مُوسَى بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: قَالَ: «سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ مَاءِ الْبَحْرِ؟ فَقَالَ: مَاءُ الْبَحْرِ طَهُورٌ» وَرُوَاتُهُ ثِقَاتٌ، لَكِنْ صَحَّحَ الدَّارَقُطْنِيُّ وَقْفَهُ، وَرَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ مِنْ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ بِكِيرٍ، عَنْ اللَّيْثِ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ مَخْشِيٍّ، «عَنْ ابْنِ الْفِرَاسِيِّ، قَالَ: كُنْت أَصِيدُ وَكَانَتْ لِي قِرْبَةٌ أَجْعَلُ فِيهَا مَاءً، وَإِنِّي تَوَضَّأْت بِمَاءِ الْبَحْرِ، فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّه صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ: هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ، الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» قَالَ التِّرْمِذِيُّ سَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْهُ، فَقَالَ: هَذَا مُرْسَلٌ، لَمْ يُدْرِكْ ابْنُ الْفِرَاسِيُّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، وَالْفِرَاسِيُّ لَهُ صُحْبَةٌ، قُلْتُ: فَعَلَى هَذَا كَأَنَّهُ سَقَطَ مِنْ الرِّوَايَةِ: عَنْ أَبِيهِ، أَوْ أَنَّ قَوْلَهُ: " ابْنُ " زِيَادَةَ، فَقَدْ ذَكَرَ الْبُخَارِيُّ أَنَّ مُسْلِمُ بْنُ مَخْشِيٍّ لَمْ يُدْرِكْ الْفِرَاسِيَّ نَفْسَهُ، وَإِنَّمَا يَرْوِي عَنْ ابْنِهِ، وَأَنَّ الِابْنَ لَيْسَتْ لَهُ صُحْبَةٌ.وَقَدْ رَوَاهُ
Beyhakî, İbn Mâce'nin şeyhinin şeyhi olan Yahyâ b. Bükeyr yoluyla Leys'ten, Leys de Ca‘fer b. Rabîa‘dan, o da Müslim b. Muhşâ'dan —ki kendisine İbn el-Firâsî'nin şöyle dediğini haber vermiştir: "Ben avlanıyordum..."— işte bu sîyak (rivayet metni) cevveddir (iyi bir senede sahiptir). Ne var ki Buhârî'nin görüşüne göre bu rivayet mürseldir. Dârekutnî ve Hâkim, Amr b. Şuayb'ın babası vasıtasıyla dedesinden rivayet ettiği bir hadisi nakletmişlerdir: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: 'Denizin ölüsü helâl, suyu da tahûr (temizleyici)dir.'" Bu rivayet, Müsennâ kanalıyla Amr'dan gelmektedir; Müsennâ ise zayıftır. Hâkim'in rivayetinde Müsennâ yerine Evzâî geçmiş olup bu mahfûz (sağlam) değildir. Dârekutnî ve Hâkim ayrıca, Alî b. Ebî Tâlib'den (r.a.) Ehl-i Beyt yoluyla gelen bir hadisi de rivayet etmişlerdir; ancak senedinde tanınmayan bir râvi bulunmaktadır.
Dârekutnî, Amr b. Dînâr yoluyla Abdurrahmân b. Ebî Hureyre'den rivayet etmiştir: O, İbn Ömer'e (r.a.) "Suyun üzerinde yüzen (ölü) şeyi yiyebilir miyim?" diye sordu. İbn Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi: "Onun üstünde yüzeni, ölüsü sayılır." Nebî (s.a.v.) ise şöyle buyurdu: "Şüphesiz onun suyu tahûr, ölüsü de helâldir." Dârekutnî bunu ayrıca Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) hadisi olarak da rivayet etmiştir. Ancak senedinde Abdülazîz b. Ebî Sâbit bulunmaktadır ve o zayıftır. Dârekutnî bu hadisin mevkuf olduğunu sahih görmüştür, İbn Hibbân da ed-Duafâ adlı eserinde aynı kanaattedir.
UYARI: Dârekutnî'nin zikrettiği bazı tariklerde soruyu soran kişinin ismi "Abdullah el-Müdlicî" olarak geçmektedir. İbn Beşküvâl de kendi senediyle bu şekilde nakletmiştir. Taberânî ise onu ismi "Abd" olanlar arasında zikretmiş, Ebû Mûsâ da ona tabi olarak "Abd Ebû Züm'a el-Belvî" demiştir ki, bu zat Nebî'ye (s.a.v.) deniz suyu hakkında soru soran kimsedir. İbn Menî‘ dedi ki: "Bana ulaştığına göre onun ismi 'Abd'tır." Bir rivayete göre ise ismi 'Ubeyd' olup tahfif (küçültme) sigasıyladır. Sem‘ânî, el-Ensâb adlı eserinde onun isminin "el-Arekî" olduğunu söylemiş, ancak bu konuda hata etmiştir; zira "el-Arekî" ona ait bir sıfattır (nisbet değil).
الْبَيْهَقِيُّ مِنْ طَرِيقِ شَيْخِ شَيْخِ ابْنِ مَاجَهْ، يَحْيَى بْنِ بُكَيْرٍ، عَنْ اللَّيْثِ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ مُخَشَّى أَنَّهُ حَدَّثَهُ أَنَّ ابْنَ الْفِرَاسِيِّ قَالَ: كُنْت أَصِيدُ، فَهَذَا السِّيَاقُ مُجَوَّدٌ، وَهُوَ عَلَى رَأْيِ الْبُخَارِيِّ مُرْسَلٌ، وَرَوَى الدَّارَقُطْنِيُّ وَالْحَاكِمُ مِنْ حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «مَيْتَةُ الْبَحْرِ حَلَالٌ، وَمَاؤُهُ طَهُورٌ» . وَهُوَ مِنْ طَرِيقِ الْمُثَنَّى، عَنْ عَمْرٍو، وَالْمُثَنَّى ضَعِيفٌ، وَوَقَعَ فِي رِوَايَةِ الْحَاكِمِ: الْأَوْزَاعِيُّ بَدَلَ الْمُثَنَّى، وَهُوَ غَيْرُ مَحْفُوظٍ، وَرَوَاهُ الدَّارَقُطْنِيُّ وَالْحَاكِمُ مِنْ حَدِيثِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ مِنْ طَرِيقِ أَهْلِ الْبَيْتِ، وَفِي إسْنَادِهِ مَنْ لَا يُعْرَفُ.وَرَوَى الدَّارَقُطْنِيُّ مِنْ طَرِيقِ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَأَلَ ابْنَ عُمَرَ، آكُلُ مَا طَفَا عَلَى الْمَاءِ؟ قَالَ: إنَّ طَافِيَهُ مَيْتَتُهُ. وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: «إنَّ مَاءَهُ طَهُورٌ، وَمَيْتَتُهُ حِلٌّ» . وَرَوَاهُ الدَّارَقُطْنِيُّ مِنْ حَدِيثِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ. وَفِي إسْنَادِهِ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ وَهُوَ ضَعِيفٌ، وَصَحَّحَ الدَّارَقُطْنِيُّ وَقَفَهُ، وَكَذَا ابْنُ حِبَّانَ فِي الضُّعَفَاءِ.تَنْبِيهٌ: وَقَعَ فِي بَعْضِ الطُّرُقِ الَّتِي ذَكَرَهَا الدَّارَقُطْنِيُّ، أَنَّ اسْمَ السَّائِلِ عَبْدُ اللَّهِ الْمُدْلِجِيُّ، وَكَذَا سَاقَهُ ابْنُ بَشْكُوَال بِإِسْنَادِهِ، وَأَوْرَدَهُ الطَّبَرَانِيُّ فِيمَنْ اسْمُهُ عَبْدُ، وَتَبِعَهُ أَبُو مُوسَى، فَقَالَ: عَبْدُ أَبُو زُمْعَةَ الْبَلَوِيُّ، الَّذِي يَسْأَلُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ مَاءِ الْبَحْرِ، قَالَ ابْنُ مَنِيعٍ: بَلَغَنِي أَنَّ اسْمَهُ عَبْدٌ، وَقِيلَ: اسْمُهُ عُبَيْدٌ بِالتَّصْغِيرِ، وَقَالَ السَّمْعَانِيُّ فِي الْأَنْسَابِ: اسْمُهُ الْعَرَكِيُّ، وَغَلَطَ فِي ذَلِكَ، وَإِنَّمَا الْعَرَكِيُّ وَصْفٌ لَهُ،
O, geminin kaptanıdır. Ebû Mûsâ dedi ki: İbn Mende bunu ismi ‘Arekî olan kimseler arasında zikretti. ‘Arekî ise kaptan demektir; bir isim değildir. Allah en iyi bilir. Humeydî dedi ki: Şâfi‘î şöyle demiştir: Bu hadis, taharet ilminin yarısıdır. 2 - (2) - Hadis: «Resûlullah (s.a.v.)’in Bi'r-i Budâa kuyusundan abdest aldığına dair hadis.» Şâfi‘î, Ahmed, Sünen sahipleri, Dârekutnî, Hâkim ve Beyhakî, Ebû Sa‘îd el-Hudrî’nin (r.a.) rivayetiyle nakletmiştir: «Denildi ki: Yâ Resûlallah, içine hayız bezleri, köpekler ve pis kokulu şeyler atılan Bi'r-i Budâa’dan abdest alır mıyız? Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Şüphesiz su tahurdur, hiçbir şey onu necis kılmaz.» (Râvî) dedi ki: Hadis hasendir. Ebû Üsâme onu iyice tahkik etmiştir. Ahmed b. Hanbel, Yahyâ b. Ma‘în ve Ebû Muhammed b. Hazm onu sahih kabul etmiştir. İbnü’l-Cevzî, Dârekutnî’nin «Bu hadis sâbit değildir» dediğini nakletmişse de biz bunu ne onun el-‘İlel’inde ne de es-Sünen’inde gördük. O, el-‘İlel’de hadisin İbn İshak ve başkalarına dayanan ihtilafını zikretmiş, sözünün sonunda da şöyle demiştir: «Sened bakımından en iyisi, Velîd b. Kesîr’in Muhammed b. Ka‘b’dan -yani- Abdullah b. Abdurrahman b. Râfi‘den rivayetidir.»
وَهُوَ مَلَّاحُ السَّفِينَةِ، قَالَ أَبُو مُوسَى: وَأَوْرَدَهُ ابْنُ مَنْدَهْ فِيمَنْ اسْمُهُ عَرَكِيُّ، وَالْعَرَكِيُّ هُوَ الْمَلَّاحُ، وَلَيْسَ هُوَ اسْمًا، وَاَللَّه أَعْلَمُ، وَقَالَ الْحُمَيْدِيُّ: قَالَ الشَّافِعِيُّ: هَذَا الْحَدِيثُ نِصْفُ عِلْمِ الطَّهَارَةِ.٢ - (٢) - حَدِيثُ: «أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ مِنْ بِئْرِ بُضَاعَةَ» ". الشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَأَصْحَابُ السُّنَنِ، وَالدَّارَقُطْنِيّ وَالْحَاكِمُ وَالْبَيْهَقِيُّ، مِنْ حَدِيثِ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ: «قِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَتَوَضَّأُ مِنْ بِئْرِ بُضَاعَةَ، وَهِيَ بِئْرٌ يُلْقَى فِيهَا الْحِيَضُ الْكِلَابِ وَالنَّتْنُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إنَّ الْمَاءَ طَهُورٌ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ» وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ، وَقَدْ جَوَّدَهُ أَبُو أُسَامَةَ، وَصَحَّحَهُ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَيَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، وَأَبُو مُحَمَّدِ بْنِ حَزْمٍ، وَنَقَلَ ابْنُ الْجَوْزِيِّ أَنَّ الدَّارَقُطْنِيُّ قَالَ: إنَّهُ لَيْسَ بِثَابِتٍ، وَلَمْ نَرَ ذَلِكَ فِي الْعِلَلِ لَهُ وَلَا فِي السُّنَنِ.وَقَدْ ذَكَرَ فِي الْعِلَلِ الِاخْتِلَافَ فِيهِ عَلَى ابْنِ إِسْحَاقَ وَغَيْرِهِ، وَقَالَ فِي آخِرِ الْكَلَامِ عَلَيْهِ: وَأَحْسَنُهَا إسْنَادًا رِوَايَةُ الْوَلِيدِ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ، - يَعْنِي - عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ رَافِعٍ
Ebû Saîd'den (rivayet edilir). İbnü'l-Kattân, Ebû Saîd'den rivayet eden râvinin meçhuliyeti ve (diğer) râvilerin onun ve babasının ismi hakkında ihtilaf etmeleri sebebiyle bu hadisi illetli saymıştır.
İbnü'l-Kattân şöyle dedi: Bunun bundan daha güzel bir tariki vardır. Nitekim Kâsım b. Esbağ, Musannef'inde (şöyle rivayet eder): Bize Muhammed b. Vaddâh, ona Halep'te Abdüssamed b. Ebî Sekîne el-Halebî, ona Abdülazîz b. Ebî Hâzim, ondan babası, ondan da Sehl b. Sa'd şöyle dedi: 'Dediler ki: Ey Allah'ın Resûlü! Sen Buda'a kuyusundan abdest alıyorsun, oysa onun içine insanların hayız bezleri, necasetler ve pis şeyler atılıyor.' Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Suyu hiçbir şey necis kılmaz.'
Muhammed b. Abdülmelik b. Eymen, Ebû Dâvud'un Sünen'i üzerine yazdığı Müstahrec'inde şöyle dedi: Bize aynı şekilde Muhammed b. Vaddâh rivayet etti. İbn Vaddâh dedi ki: Halep'te İbn Ebî Sekîne'ye rastladım, o da bunu zikretti. Kâsım b. Esbağ ise: 'Buda'a kuyusu hakkında bu rivayet en güzel olanıdır' dedi.
İbn Hazm dedi ki: Abdüssamed sika ve meşhur bir râvidir. Kâsım dedi ki: Buda'a kuyusu hakkında Sehl b. Sa'd'dan (çeşitli) tariklerle rivayet edilir; bunların en iyisi budur. İbn Mende ise Ebû Saîd hadisi hakkında: 'Bu meşhur bir isnaddır' dedi.
Ben (müellif) derim ki: İbn Hazm'ın meşhur olduğunu iddia ettiği İbn Ebî Sekîne hakkında İbn Abdilberr ve daha başkaları: 'O meçhuldür' dediler. Ondan rivayet eden sadece Muhammed b. Vaddâh'ı bulduk.
Uyarı: Onun (müellifin) 'Abdest alıyor musun?' sözü, üstten iki noktalı iki te harfi ile, Nebî (s.a.v.)'e hitaptır. İmam Şâfiî şöyle dedi: Buda'a kuyusu büyük ve geniş bir kuyuydu; içine rengini, tadını değiştirmeyen ve kokusu fark edilmeyen necasetler atılırdı. Nebî (s.a.v.)'e: 'Sen Buda'a kuyusundan abdest alıyorsun, oysa ona şöyle şöyle şeyler atılıyor?' denildi. Bunun üzerine cevaben: 'Suyu hiçbir şey necis kılmaz' buyurdu. Ben (müellif) derim ki: Bundan daha açık olanı, Nesâî'nin (500 numaralı) rivayet ettiği şu lafızdır: 'Nebî (s.a.v.)'in yanından geçtim, Buda'a kuyusundan abdest alıyordu. Dedim ki: Ondan abdest mi alıyorsun? Oysa ona kötü kokulu şeyler atılıyor. Buyurdu ki: Şüphesiz suyu hiçbir şey necis kılmaz.' Bu ifade, Kâsım b. Esbağ'ın Sehl b. Sa'd hadisindeki rivayetinde de açıkça yer almıştır. Bu, kitap sahibinin (Ebû Dâvud'un) sibakına daha uygundur.
Müellifin 'Bu kuyunun suyu kına çökeleği gibiydi' sözüne gelince: Bu kuyunun bu şekilde vasıflandırılmasının aslını bulamadım.
Ben (müellif) derim ki: Bunu İbnü'l-Münzir zikretmiş ve şöyle demiştir: Rivayet edilir ki Nebî (s.a.v.) ... abdest aldı.
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، وَأَعَلَّهُ ابْنُ الْقَطَّانِ بِجَهَالَةِ رَاوِيهِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، وَاخْتِلَافِ الرُّوَاةِ فِي اسْمِهِ، وَاسْمِ أَبِيهِ.قَالَ ابْنُ الْقَطَّانِ: وَلَهُ طَرِيقٌ أَحْسَنُ مِنْ هَذِهِ، قَالَ: قَاسِمُ بْنُ أَصْبَغَ فِي مُصَنَّفِهِ: ثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ وَضَّاحٍ، ثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ أَبِي سَكِينَةَ الْحَلَبِيُّ بِحَلَبِ، ثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ: «قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ إنَّك تَتَوَضَّأُ مِنْ بِئْرِ بُضَاعَةَ وَفِيهَا مَا يُنْجِي النَّاسُ وَالْمَحَائِضُ، وَالْخَبَثُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: الْمَاءُ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ» وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَيْمَن فِي مُسْتَخْرَجِهِ عَلَى سُنَنِ أَبِي دَاوُد: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ وَضَّاحٍ بِهِ، قَالَ ابْنُ وَضَّاحٍ: لَقِيتُ ابْنَ أَبِي سَكِينَةَ بِحَلَبِ فَذَكَرَهُ، وَقَالَ قَاسِمُ بْنُ أَصْبَغَ: هَذَا مِنْ أَحْسَنِ شَيْءٍ فِي بِئْرِ بُضَاعَةَ.وَقَالَ ابْنُ حَزْمٍ: عَبْدُ الصَّمَدِ ثِقَةٌ مَشْهُورٌ. قَالَ قَاسِمٌ: وَيُرْوَى عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ فِي بِئْرِ بُضَاعَةَ مِنْ طُرُقٍ هَذَا خَيْرُهَا. وَقَالَ ابْنُ مَنْدَهْ فِي حَدِيثِ أَبِي سَعِيدٍ: هَذَا إسْنَادٌ مَشْهُورٌ. قُلْتُ: ابْنُ أَبِي سَكِينَةَ الَّذِي زَعَمَ ابْنُ حَزْمٍ أَنَّهُ مَشْهُورٌ، قَالَ ابْنُ عَبْدِ الْبَرِّ وَغَيْرُ وَاحِدٍ: إنَّهُ مَجْهُولٌ، وَلَمْ نَجِدْ عَنْهُ رَاوِيًا إلَّا مُحَمَّدُ بْنُ وَضَّاحٍ.تَنْبِيه.قَوْلُهُ: " أَتَتَوَضَّأُ؟ ، " بِتَاءَيْنِ مُثَنَّاتَيْنِ مِنْ فَوْقَ، خِطَابٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، قَالَ الشَّافِعِيُّ: كَانَتْ بِئْرُ بُضَاعَةَ كَبِيرَةً وَاسِعَةً، وَكَانَ يُطْرَحُ فِيهَا مِنْ الْأَنْجَاسِ مَا لَا يُغَيِّرُ لَهَا لَوْنًا وَلَا طَعْمًا وَلَا يَظْهَرُ لَهُ رِيحٌ، فَقِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم: تَتَوَضَّأ مِنْ بِئْرِ بُضَاعَةَ، وَهِيَ يُطْرَحُ فِيهَا كَذَا وَكَذَا؟ ، فَقَالَ مُجِيبًا: " الْمَاءُ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ " قُلْتُ: وَأَصْرَحُ مِنْ ذَلِكَ، مَا رَوَاهُ النَّسَائِيُّ (٥٠٠) بِلَفْظِ: «مَرَرْتُ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَهُوَ يَتَوَضَّأُ مِنْ بِئْرِ بُضَاعَةَ، فَقُلْتُ: أَتَتَوَضَّأُ مِنْهَا وَهِيَ يُطْرَحُ فِيهَا مَا يُكْرَهُ مِنْ النَّتْنِ؟ ، فَقَالَ: إنَّ الْمَاءَ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ» ، وَقَدْ وَقَعَ مُصَرَّحًا بِهِ فِي رِوَايَةِ قَاسِمِ بْنِ أَصْبُغ، فِي حَدِيثِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ أَيْضًا، وَهَذَا أَشْبَهُ بِسِيَاقِ صَاحِبِ الْكِتَابِ.قَوْلُهُ: " وَكَانَ مَاءُ هَذِهِ الْبِئْرِ كَنُقَاعَةِ الْحِنَّاءِ " هَذَا الْوَصْفُ لِهَذِهِ الْبِئْرِ لَمْ أَجِدْ لَهُ أَصْلًا.قُلْت: ذَكَرَهُ ابْنُ الْمُنْذِرِ فَقَالَ: وَيُرْوَى أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم «تَوَضَّأَ مِنْ
«Suyu kına tortusu gibi olan bir kuyu…» İşte bu, er-Râfi‘î’nin dayanağı olabilir; o halde bu rivayetin senedi onun büyük kitabından incelenmelidir. [Söz] burada sona ermiştir.
İbnü’l-Cevzî, Telkîn adlı eserinde şöyle zikretmiştir: «Resûlullah (s.a.v.), suyu kına tortusu gibi olan bir gölden abdest almıştır.» Kezâ İbn Dakīk el-‘Îd de, İbnü’l-Hâcib’in Fürû‘u üzerine yazdığı ta‘lîkātında bunu zikretmiştir. Netice itibarıyla bu durum Bîr-i Budâ‘a hakkında vârid olmamıştır. Şâfi‘î, Bîr-i Budâ‘a’nın suyunun çokluğu sebebiyle içine atılan necasetlerle değişmediğini kat‘î olarak ifade etmiştir. Ebû Dâvûd, kuyunun bekçisinden, kendisine müracaat edilebilecek bir rivayet nakletmiştir. et-Tahâvî ise el-Vâkıdî’den, onun bir akar su olduğunu rivayet etmiş, sonra bu konuyu uzatmıştır. Ancak el-Belâzurî, Târih’inde ona muhalefet etmiş; İbrâhîm b. Gıyâs yoluyla el-Vâkıdî’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: «Bîr-i Budâ‘a yediye yedi (zirâ‘) ebadındadır; kaynakları çok olduğundan suyu çekilmez.»
3 - (3) - Hadis: Rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Allah suyu temizleyici olarak yarattı; onu hiçbir şey necis kılmaz, ancak tadını veya kokusunu değiştiren şey müstesna.» Ben bu hadisi bu lafızla bulamadım. Hâlbuki daha önce Ebû Sa‘îd hadisinde «Suyun kendisi temizdir, onu hiçbir şey necis kılmaz» lafzıyla geçmişti; onda «Allah yarattı» ifadesi ve istisnâ bulunmamaktadır. Yine bu bâbta Câbir’den de «Suyu hiçbir şey necis kılmaz» lafzıyla bir rivayet vardır ve bu rivayette bir kıssa bulunmaktadır. Bunu İbn Mâce rivayet etmiştir; senedinde Ebû Süfyân Sarîf b. Şihâb vardır ki o zayıf ve metrûktur. Kendisinden rivayet eden Şerîk hakkında ihtilaf edilmiştir. İbn Abbâs’tan da «Suyu hiçbir şey necis kılmaz» lafzıyla rivayet edilmiştir; bunu Ahmed (b. Hanbel), İbn Huzeyme ve İbn Hibbân rivayet etmiştir. Sünen sahipleri ise «Su cünüplük getirmez» lafzıyla rivayet etmişlerdir; onda da bir kıssa vardır. el-Hâzimî ise «Bilinmez» demiştir.
بِئْرٍ كَأَنَّ مَاءَهُ نُقَاعَةُ الْحِنَّاءِ» فَلَعَلَّ هَذَا مُعْتَمَدُ الرَّافِعِيِّ فَيُنْظَرُ إسْنَادُهُ مِنْ كِتَابِهِ الْكَبِيرِ. انْتَهَى. وَقَدْ ذَكَرَهُ ابْنُ الْجَوْزِيِّ فِي تَلْقِينِهِ «أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ مِنْ غَدِيرٍ، مَاؤُهُ كَنُقَاعَةِ الْحِنَّاءِ» وَكَذَا ذَكَرَهُ ابْنُ دَقِيقِ الْعِيدِ، فِيمَا عَلَّقَهُ عَلَى فُرُوعِ ابْنِ الْحَاجِبِ: وَفِي الْجُمْلَةِ لَمْ يَرِدْ ذَلِكَ فِي بِئْر بُضَاعَةَ، وَقَدْ جَزَمَ الشَّافِعِيُّ أَنَّ بِئْرَ بُضَاعَةَ كَانَتْ لَا تَتَغَيَّرُ بِإِلْقَاءِ مَا يُلْقَى فِيهَا مِنْ النَّجَاسَاتِ لِكَثْرَةِ مَائِهَا.وَرَوَى أَبُو دَاوُد عَنْ قَيِّمِهَا مَا يُرَاجِعُ مِنْهُ، وَرَوَى الطَّحَاوِيُّ عَنْ الْوَاقِدِيِّ، أَنَّهَا كَانَتْ سَيْحًا تَجْرِي، ثُمَّ أَطَالَ فِي ذَلِكَ، وَقَدْ خَالَفَهُ الْبَلَاذِرِيُّ فِي تَارِيخِهِ فَرُوِيَ عَنْ إبْرَاهِيمَ بْنِ غِيَاثٍ، عَنْ الْوَاقِدِيِّ قَالَ: تَكُونُ بِئْرُ بُضَاعَةَ سَبْعًا فِي سَبْعٍ، وَعُيُونُهَا كَثِيرَةٌ فَهِيَ لَا تُنْزَحُ.٣ - (٣) - حَدِيثُ: رُوِيَ أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «خَلَقَ اللَّهُ الْمَاءَ طَهُورًا لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ، إلَّا مَا غَيَّرَ طَعْمَهُ، أَوْ رِيحَهُ» لَمْ أَجِدْهُ هَكَذَا، وَقَدْ تَقَدَّمَ فِي حَدِيثِ أَبِي سَعِيدٍ بِلَفْظِ: «إنَّ الْمَاءَ طَهُورٌ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ» وَلَيْسَ فِيهِ خَلَقَ اللَّهُ، وَلَا الِاسْتِثْنَاءُ.وَفِي الْبَابِ كَذَلِكَ عَنْ جَابِرٍ بِلَفْظِ: «إنَّ الْمَاءَ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ» وَفِيهِ قِصَّةٌ، رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ، وَفِي إسْنَادِهِ أَبُو سُفْيَانَ صَرِيفُ بْنُ شِهَابٍ وَهُوَ ضَعِيفٌ مَتْرُوكٌ، وَقَدْ اخْتَلَفَ فِيهِ عَلَى شَرِيكٌ الرَّاوِي عَنْهُ، وَعَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ بِلَفْظِ: «الْمَاءُ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ» رَوَاهُ أَحْمَدْ وَابْنِ خُزَيْمَةَ وَابْنُ حِبَّانَ، وَرَوَاهُ أَصْحَابُ السُّنَنِ، بِلَفْظِ: «إنَّ الْمَاءَ لَا يُجْنِبُ» وَفِيهِ قِصَّةٌ.وَقَالَ الْحَازِمِي: لَا يُعْرَفُ
Bu hadis ancak Simâk b. Harb'in İkrime'den rivayetiyle mücevved olarak gelmiştir. Simâk hakkında ihtilaf edilmiş olmakla birlikte Müslim onunla ihticâc etmiştir. Yine Sehl b. Sa'd'dan Dârekutnî rivayet etmiştir. Âişe'den (r.anhâ) ise «Şüphesiz suyu hiçbir şey necîs etmez» lafzıyla rivayet edilmiştir. Bunu Taberânî el-Evsat'ta, Ebû Ya‘lâ, Bezzâr ve Ebû Alî b. es-Seken Sıhâh'ında Şerîk hadisi olarak rivayet etmişlerdir. Ahmed de başka bir sahih yoldan rivayet etmişse de bu mevkuf bir rivayettir. el-Musannef ve Dârekutnî'de Dâvûd b. Ebî Hind yoluyla Saîd b. el-Müseyyib'den şu söz nakledilmiştir: «Allah suyu tahûr olarak indirdi, onu hiçbir şey necîs etmez.» İstisnaya gelince: Dârekutnî, Sevbân hadisi olarak «Su tahûrdur, onu hiçbir şey necîs etmez; ancak kokusuna veya tadına galip gelen şey müstesna» lafzıyla rivayet etmiştir. Bu rivayette Rişdîn b. Sa'd bulunmaktadır ki kendisi metrûktur. İbn Yûnus şöyle demiştir: «O sâlih bir kimseydi, faziletinde şüphe yoktur; ancak onu sâlihlerin gafleti yakalamış ve hadiste hata etmiştir.» Ebû Ümâme'den de bunun benzeri rivayet edilmiş olup İbn Mâce ve Taberânî rivayet etmiştir. Bunda da yine Rişdîn bulunmaktadır. Beyhakî ise «Şüphesiz su temizdir; ancak kokusu, tadı veya rengi değişirse...» lafzıyla rivayet etmiştir.
مُجَوَّدًا إلَّا مِنْ حَدِيثِ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، وَسِمَاكٌ مُخْتَلَفٌ فِيهِ، وَقَدْ احْتَجَّ بِهِ مُسْلِمٌ، وَعَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، رَوَاهُ الدَّارَقُطْنِيُّ، وَعَنْ عَائِشَةَ بِلَفْظِ: «إنَّ الْمَاءَ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ» رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ وَأَبُو يَعْلَى، وَالْبَزَّارُ وَأَبُو عَلِيِّ بْنُ السَّكَنِ فِي صِحَاحِهِ مِنْ حَدِيثِ شَرِيكٍ، وَرَوَاهُ أَحْمَدُ مِنْ طَرِيقٍ أُخْرَى صَحِيحَةٍ لَكِنَّهُ مَوْقُوفٌ، وَفِي الْمُصَنَّفِ وَالدَّارَقُطْنِيّ مِنْ طَرِيقِ دَاوُد بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيِّبِ، قَالَ: «أَنْزَلَ اللَّهُ الْمَاءَ طَهُورًا لَا يُنَجِّسهُ شَيْء» وَأَمَّا الِاسْتِثْنَاءُ: فَرَوَاهُ الدَّارَقُطْنِيُّ مِنْ حَدِيثِ ثَوْبَانَ بِلَفْظِ: «الْمَاءُ طَهُورٌ، لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ، إلَّا مَا غَلَبَ عَلَى رِيحِهِ، أَوْ طَعْمِهِ» وَفِيهِ رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، وَهُوَ مَتْرُوكٌ، وَقَالَ ابْنُ يُونُسَ: كَانَ رَجُلًا صَالِحًا، لَا شَكَّ فِي فَضْلِهِ، أَدْرَكَتْهُ غَفْلَةُ الصَّالِحِينَ، فَخَلَطَ فِي الْحَدِيثِ.وَعَنْ أَبِي أُمَامَةَ مِثْلُهُ، رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ وَالطَّبَرَانِيُّ، وَفِيهِ رِشْدِينُ أَيْضًا، وَرَوَاهُ الْبَيْهَقِيُّ بِلَفْظِ: «إنَّ الْمَاءَ طَاهِرٌ إلَّا إنْ تَغَيَّرَ رِيحُهُ، أَوْ طَعْمُهُ، أَوْ لَوْنُهُ
«İçinde meydana gelen bir necasetle.» (Hadisi) Atıyye b. Bakıyye yoluyla, babasından, Sevr'den, Râşid b. Sa'd'dan, Ebû Ümâme'den nakletmiştir. Ve bu (rivayette) hadisin muttasıl olmasında yalnızca Rüşdîn b. Sa'd'ın kaldığını iddia edene itiraz edilmiştir. Tahâvî ve Dârekutnî, Râşid b. Sa'd yoluyla onu mürsel olarak şu lafızla rivayet etmişlerdir: «Suya hiçbir şey necaset bulaştırmaz; ancak kokusuna veya tadına galip gelen şey müstesna.» Tahâvî şunu ekledi: «veya rengine.» Ebû Hâtim de onun mürsel olduğunu sahihlemiştir. Dârekutnî el-İlel'de şöyle dedi: «Bu hadisi Rüşdîn b. Sa'd, Muâviye b. Sâlih'ten, o da Râşid b. Sa'd'dan, o da Ebû Ümâme'den rivayet eder. Ahvas b. Hakîm ona muhalefet ederek onu Rüşdîn b. Sa'd'dan mürsel olarak rivayet etti. Ebû Üsâme de Ahvas'tan Râşid'den rivayet etti. (Râvinin) sözü: Dârekutnî dedi ki: «Bu hadis sâbit değildir.» Şâfiî dedi ki: «Suyun tadı, kokusu ve rengi değişince necaset sayılması hususunda söylediklerim, Resûlullah (s.a.v.)'den, hadis ehlinin mislini sâbit kabul etmediği bir yoldan rivayet edilmektedir. Bu âmmeye ait bir kavildir; aralarında bir ihtilaf bilmiyorum.» Nevevî dedi ki: «Muhaddisler onun zayıf olduğunda ittifak etmişlerdir.» İbnü'l-Münzir dedi ki: «Âlimler, az ve çok suya bir necaset düşüp suyun tadını, rengini veya kokusunu değiştirirse o suyun necis olduğu hususunda icmâ etmişlerdir.» Onun sözü: «Şâri' (kanun koyucu) tad ve kokuyu (hadiste) zikretmiş, Şâfiî de rengi onlara kıyas etmiştir.» Bu sözü (müellif) el-Mühezzeb sahibine tabi olarak söylemiştir. Rûyânî de el-Bahr'de böyle söylemiştir. Sanki onlar (bu iki âlim), renkten bahseden rivayete muttali olamamışlardır. «Belki de zayıflığından dolayı onu terk ettiler» denemez; çünkü zayıflığı dikkate almış olsalardı hadisi bütünüyle terk ederlerdi. Zira (daha önce) mezhep sahibinden (İmam Şâfiî'den) onun sâbit olmadığını nakletmiştik. Buna rağmen o, bizzat hadisin metninde rengi de zikretmiştir. Onun sözü: «Şâfiî haberi büyük sulara hamletmiştir; çünkü o, Bi'r-i Budâa hakkında varit olmuştur ve onun suyu çoktu.» Bu, ondan bu hadisin Bi'r-i Budâa hakkında varid olduğuna kanaat getirdiğini gösterir. Oysa durum böyle değildir. Evet.
بِنَجَاسَةٍ تَحْدُثُ فِيهِ» أَوْرَدَهُ مِنْ طَرِيقِ عَطِيَّةَ بْنِ بَقِيَّةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، وَفِيهِ تَعَقَّبَ عَلَى مَنْ زَعَمَ أَنَّ رِشْدِينَ بْنَ سَعْدٍ تَفَرَّدَ بِوَصْلِهِ، وَرَوَاهُ الطَّحَاوِيُّ وَالدَّارَقُطْنِيّ، مِنْ طَرِيقِ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ مُرْسَلًا بِلَفْظِ: «الْمَاءُ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ، إلَّا مَا غَلَبَ عَلَى رِيحِهِ أَوْ طَعْمِهِ» زَادَ الطَّحَاوِيُّ: أَوْ لَوْنِهِ، وَصَحَّحَ أَبُو حَاتِمٍ إرْسَالَهُ. قَالَ الدَّارَقُطْنِيُّ فِي الْعِلَلِ: هَذَا الْحَدِيثُ يَرْوِيه رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، وَخَالَفَهُ الْأَحْوَصُ بْنُ حَكِيمٍ، فَرَوَاهُ عَنْ رِشْدِينَ بْنِ سَعْدٍ مُرْسَلًا. وَقَالَ أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ الْأَحْوَصِ، عَنْ رَاشِدٍ. قَوْلُهُ: قَالَ الدَّارَقُطْنِيُّ: وَلَا يَثْبُتُ هَذَا الْحَدِيثُ.وَقَالَ الشَّافِعِيُّ: مَا قُلْت مِنْ أَنَّهُ إذَا تَغَيَّرَ طَعْمُ الْمَاءِ، وَرِيحُهُ، وَلَوْنُهُ كَانَ نَجِسًا، يُرْوَى عَنْ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، مِنْ وَجْهٍ لَا يُثْبِتُ أَهْلُ الْحَدِيثِ مِثْلَهُ، وَهُوَ قَوْلُ الْعَامَّةِ لَا أَعْلَمُ بَيْنَهُمْ خِلَافًا. وَقَالَ النَّوَوِيُّ: اتَّفَقَ الْمُحَدِّثُونَ عَلَى تَضْعِيفِهِ، وَقَالَ ابْنُ الْمُنْذِرِ: أَجْمَعَ الْعُلَمَاءُ عَلَى أَنَّ الْمَاءَ الْقَلِيلَ وَالْكَثِيرَ، إذَا وَقَعَتْ فِيهِ نَجَاسَةٌ، فَغَيَّرَتْ لَهُ طَعْمًا أَوْ لَوْنًا أَوْ رِيحًا، فَهُوَ نَجِسٌ.قَوْلُهُ: " نَصَّ الشَّارِعُ عَلَى الطَّعْمِ وَالرِّيحِ، وَقَاسَ الشَّافِعِيُّ اللَّوْنَ عَلَيْهِمَا ". هَذَا الْكَلَامُ تَبِعَ فِيهِ صَاحِبَ الْمُهَذَّبِ، وَكَذَا قَالَهُ الرُّويَانِيُّ فِي الْبَحْرِ، وَكَأَنَّهُمَا لَمْ يَقِفَا عَلَى الرِّوَايَةِ الَّتِي فِيهَا ذِكْرُ اللَّوْنِ، وَلَا يُقَالُ: لَعَلَّهُمَا تَرَكَاهَا لِضَعْفِهَا؛ لِأَنَّهُمَا لَوْ رَاعَيَا الضَّعْفَ لَتَرَكَا الْحَدِيثَ جُمْلَةً، فَقَدْ قَدَّمْنَا عَنْ صَاحِبِ الْمَذْهَبِ أَنَّهُ لَا يَثْبُتُ، وَنَصَّ مَعَ ذَلِكَ فِيهِ عَلَى اللَّوْنِ فِي نَفْسِ الْخَبَرِ.قَوْلُهُ: وَحَمَلَ الشَّافِعِيُّ الْخَبَرَ عَلَى الْكَثِيرِ، لِأَنَّهُ وَرَدَ فِي بِئْرِ بُضَاعَةَ وَكَانَ مَاؤُهَا كَثِيرًا، وَهَذَا مَصِيرٌ مِنْهُ إلَى أَنَّ هَذَا الْحَدِيثَ وَرَدَ فِي بِئْرِ بُضَاعَةَ، وَلَيْسَ كَذَلِكَ، نَعَمْ
Hadisin sadrı (mukaddimesi), takdim ettiğimiz üzere -"Allah yarattı" kısmı olmaksızın- Bi'r-i Budâa hadisinde yer almaktadır. Hüccete (delile) konu olan istisna ise böyle değildir. Râfiî, bu makalesinde Gazzâlî'ye tâbi olmuş gibidir. Nitekim Gazzâlî el-Mustasfâ'da şöyle demiştir: "Zira Resûlullah (s.a.v.) Bi'r-i Budâa hakkında sorulduğunda: 'Allah Teâlâ suyu tahûr (temizleyici) yarattı; hiçbir şey onu necîs kılmaz; ancak rengini, tadını veya kokusunu değiştiren şey müstesna' buyurdu." Onun sözü ise zikrettiğimiz hususlar sebebiyle mütâkab (tenkide açık)tır. İbn Hâcib de el-Muhtasar'da âmm lafzı hakkındaki bahiste ona tâbi olmuştur. Bu ise hatadır. Allah Tevfîk verendir.
(Tenbih): İbn Rifa'a bundan daha ağır bir vehme düşmüştür. Zira bu istisnayı Ebû Dâvud'un rivayetine nispet ederek şöyle demiştir: "Ebû Dâvud'un rivayeti: 'Allah Teâlâ suyu tahûr yarattı; hiçbir şey onu necîs kılmaz; ancak tadını veya kokusunu değiştiren şey müstesna' şeklindedir." O bu hususta vehme kapılmıştır; çünkü bu ifade Ebû Dâvud'un Sünen'inde asla bulunmamaktadır.
(Faide): Râfiî, suyun zaferan ve un gibi şeylerle olan hafif değişim sebebiyle tahûriyetinin selbedilmeyeceğine dair istidlali ihmal etmiştir. Hâlbuki İbn Huzeyme ve Nesâî'de Ümmü Hânî (r.anhâ) hadisinde şöyle rivayet edilir: "Resûlullah (s.a.v.) ve Meymûne (r.anhâ), içerisinde hamur eseri bulunan bir kaptan (bir çanaktan) birlikte guslettiler." Bu bapta Zübeyr hadisi de vardır: Nebî (s.a.v.)'in Uhud'da isabet eden kanı âcin (kokmuş/bozulmuş) su ile yıkamaları. Yani müteğayyir (değişmiş) su ile. Bunu Beyhakî rivayet etmiştir.
4 - (4) - Hadis: "Su iki kulle miktarına ulaşırsa habes (pislik) taşımaz." (Şâfiî)
صَدْرُ الْحَدِيثِ كَمَا قَدَّمْنَاهُ دُونَ قَوْلِهِ: " خَلَقَ اللَّهُ " هُوَ فِي حَدِيثِ بِئْرِ بُضَاعَةَ، وَأَمَّا الِاسْتِثْنَاءُ الَّذِي هُوَ مَوْضِعُ الْحُجَّةِ مِنْهُ فَلَا، وَالرَّافِعِيُّ كَأَنَّهُ تَبِعَ الْغَزَالِيُّ فِي هَذِهِ الْمَقَالَةِ، فَإِنَّهُ قَالَ فِي الْمُسْتَصْفَى: لِأَنَّهُ صلى الله عليه وسلم لَمَا سُئِلَ عَنْ بِئْرِ بُضَاعَةَ، قَالَ: «خَلَقَ اللَّهُ الْمَاءَ طَهُورًا لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ، إلَّا مَا غَيَّرَ لَوْنَهُ، أَوْ طَعْمَهُ، أَوْ رِيحَهُ» وَكَلَامُهُ مُتَعَقَّبٌ لِمَا ذَكَرْنَاهُ، وَقَدْ تَبِعَهُ ابْنُ الْحَاجِبِ فِي الْمُخْتَصَرِ فِي الْكَلَامِ عَلَى الْعَامِّ، وَهُوَ خَطَأٌ، وَاَللَّهُ الْمُوَفِّقُ.(تَنْبِيهٌ) : وَقَعَ لِابْنِ الرِّفْعَةِ أَشَدُّ مِنْ هَذَا الْوَهْمِ، فَإِنَّهُ عَزَا هَذَا الِاسْتِثْنَاءَ إلَى رِوَايَةِ أَبِي دَاوُد، فَقَالَ: وَرِوَايَةُ أَبِي دَاوُد: «خَلَقَ اللَّهُ الْمَاءَ طَهُورًا لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ، إلَّا مَا غَيَّرَ طَعْمَهُ، أَوْ رِيحَهُ» وَوَهَمَ فِي ذَلِكَ، فَلَيْسَ هَذَا فِي سُنَنِ أَبِي دَاوُد أَصْلًا.(فَائِدَةٌ) : أَهْمَلَ الرَّافِعِيُّ الِاسْتِدْلَالَ عَلَى أَنَّ الْمَاءَ لَا تُسْلَبُ طَهُورِيَّتُهُ بِالتَّغَيُّرِ الْيَسِيرِ، بِنَحْوِ الزَّعْفَرَانِ وَالدَّقِيقِ، وَعِنْدَ ابْنِ خُزَيْمَةَ، وَالنَّسَائِيُّ مِنْ حَدِيثِ أُمِّ هَانِئٍ: «أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اغْتَسَلَ هُوَ وَمَيْمُونَةُ مِنْ إنَاءٍ وَاحِدٍ، مِنْ قَصْعَةٍ فِيهَا أَثَرُ الْعَجِينِ» .وَفِي الْبَابِ حَدِيثُ الزُّبَيْرِ، فِي غَسْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَجْهَهُ مِنْ الدَّمِ، الَّذِي أَصَابَهُ بِأُحُدٍ، بِمَاءِ آجِنٍ. أَيْ مُتَغَيِّرٍ، رَوَاهُ الْبَيْهَقِيُّ٤ - (٤) - حَدِيثُ: «إذَا بَلَغَ الْمَاءُ قُلَّتَيْنِ لَمْ يَحْمِلْ خَبَثًا» . الشَّافِعِيُّ