Kitap: el-Makâsıdü'l-Hasene fî Beyâni Kesîrin mine'l-Ehâdîsi'l-Müştehira 'ale'l-Elsine - Meymene Tab'ı (Sehâvî); Kısım: Tahrîc ve Etraf; Müellif: Şemseddin Muhammed b. Abdurrahman es-Sehâvî (ö. 902 H); Tahkikin Aslı: Medîne-i Münevvere'deki İslâm Üniversitesi, Kıymetli Hadis Fakültesi'nde hazırlanmış yüksek lisans tezleridir; Cilt 1: Abdülmu‘tî b. Abdürrezzâk el-Bekûr; Cilt 2: Hüsâmeddin b. Emin Hamdân; Cilt 3: İhsânullah b. Abdülvehhab Mübâriz el-Bedahşî; Cilt 4: Abdülmevlâ Abdüsselâm Sâlim el-Hâşimî; Cilt 5: Süfyân b. Fuâd Bâsevdân; Yayınevi: Mektebetü'l-Meymeneti'l-Medeniyye (Medîne-i Münevvere), Dârü'l-Meymeneti li'n-Neşri ve't-Tevzî‘ (Suriye - Şam); Baskı: Birinci, 1439 H - 2017 M; Cilt Sayısı: 5; [Kitabın numaralandırması matbu nüshaya uygundur]; Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
المقاصد الحسنة في بيان كثير من الأحاديث المشتهرة على الألسنة - ط الميمنة (السخاوي)القسم: التخريج والأطرافالكتاب: المقاصد الحسنة في بيان كثير من الأحاديث المشتهرة على الألسنةالمؤلف: شمس الدين محمد بن عبد الرحمن السخاوي (ت ٩٠٢ هـ)أصل التحقيق: رسائل ماجستير، كلية الحديث الشريف، بالجامعة الإسلامية في المدينة النبويةجـ ١: عبد المعطي بن عبد الرزاق البكورجـ ٢: حسام الدين بن أمين حمدانجـ ٣: إحسان الله بن عبد الوهاب مبارز البدخشيجـ ٤: عبد المولى عبد السلام سالم الهاشميجـ ٥: سفيان بن فؤاد باسويدانالناشر: مكتبة الميمنة المدنية (المدينة النبوية)، دار الميمنة للنشر والتوزيع (سورية - دمشق)الطبعة: الأولى، ١٤٣٩ هـ - ٢٠١٧ معدد الأجزاء: ٥[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Kitap: el-Makāsıdü’l-Hasene fî Beyâni Kesîrin mine’l-Ehâdîsi’l-Müştehirati ‘ale’l-Elsine.
Müellif: Şemseddin Muhammed b. Abdirrahmân es-Sehâvî (ö. 902/1497).
Tahkîkin aslı: Medîne-i Münevvere İslâm Üniversitesi Hadis-i Şerif Fakültesi’nde hazırlanan yüksek lisans tezleridir.
Cilt 1: Abdülmu‘tî b. Abdürrezzâk el-Bekrî; Cilt 2: Hüsâmeddin b. Emîn Hamdân; Cilt 3: İhsânullah b. Abdülvehhâb Mübâriz el-Bedahşî; Cilt 4: Abdülmevlâ Abdüsselâm Sâlim el-Hâşimî; Cilt 5: Süfyân b. Fuâd Bâsuveydân.
Neşreden: Mektebetü’l-Meymene el-Medeniyye (Medîne-i Münevvere) – Dâru’l-Meymene li’n-Neşr ve’t-Tevzî‘ (Suriye – Dımaşk).
Tab‘ı: Birinci, 1439 h. – 2017 m.
الكتاب: المقاصد الحسنة في بيان كثير من الأحاديث المشتهرة على الألسنةالمؤلف: شمس الدين محمد بن عبد الرحمن السخاوي (ت ٩٠٢ هـ)أصل التحقيق: رسائل ماجستير، كلية الحديث الشريف، بالجامعة الإسلامية في المدينة النبويةجـ ١: عبد المعطي بن عبد الرزاق البكورجـ ٢: حسام الدين بن أمين حمدانجـ ٣: إحسان الله بن عبد الوهاب مبارز البدخشيجـ ٤: عبد المولى عبد السلام سالم الهاشميجـ ٥: سفيان بن فؤاد باسويدانالناشر: مكتبة الميمنة المدنية (المدينة النبوية)، دار الميمنة للنشر والتوزيع (سورية - دمشق)الطبعة: الأولى، ١٤٣٩ هـ - ٢٠١٧ م
Bu tahkikin aslı, Medîne-i Münevvere'deki İslâm Üniversitesi'nin Hadis İlimleri Bölümü'nde müzâkere edilmiş olup, takdiri pekiyi ve birinci şeref derecesiyle olmuştur. Danışmanı: Faziletli Şeyh Dr. Abdussamed b. Bekr Âl Âbid'dir. Müzâkere edenler: Faziletli Prof. Dr. Abdullah b. Muhammed Hasan Damfû ve Faziletli Dr. Abdulbârî b. Hammâd el-Ensârî'dir.
أصل هذا التحقيقرسالة علمية نوقشت في قسم علوم الحديث بالجامعة الإسلامية في المدينة النبويةبتقدير: ممتاز مع مرتبة الشرف الأولىأشرف عليها: فضيلة الشيخ الدكتور عبد الصمد بن بكر آل عابدوناقشهافضيلة الأستاذ الدكتور: عبد الله بن محمد حسن دمفووفضيلة الدكتور: عبد الباري بن حمّاد الأنصاري
Mukaddime: Şüphesiz hamd Allah’a mahsustur; O’na hamd eder, O’ndan yardım diler ve O’ndan mağfiret dileriz; nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. “Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla sakının ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” [Âl-i İmrân: 102] “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üreten Rabbinizden sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde gözetleyicidir.” [Nisâ: 1] “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin ki (70) Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse muhakkak büyük bir kurtuluşa ermiştir.” [Ahzâb: 70-71] Emmâ ba‘d: Şüphesiz sözün en hayırlısı Allah’ın Kitabı, yolun en hayırlısı Muhammed (s.a.v.)’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Her sonradan çıkarılan bid‘at, her bid‘at dalâlet ve her dalâlet ateştedir. Ve ba‘de, şüphesiz Allah azze ve celle, Muhammed (s.a.v.)’i bütün insanlara göndermiş ve ona Kitab’ı her şeyi açıklayan bir beyan olarak indirmiştir. Yüce Allah buyurdu: “Biz sana Kitab’ı her şeyi açıklayan bir beyan olarak indirdik.” [Nahl: 89] Böylece Resûlullah (s.a.v.), Allah azze ve celle’nin emrini, Kitabı’nda insanlara hitap ettiği manaları ve Allah azze ve celle’nin murad ettiği şeyleri, dininden ve ahkâmından şer‘ kıldığı manaları açıklayan (mübeyyin) idi. Yüce Allah buyurdu: “Sana da Zikr’i indirdik ki insanlara kendilerine indirileni açıklayasın.” [Nahl: 44] Ve yine Subhânehû buyurdu: “Biz sana Kitab’ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman için indirdik.” [Nahl: 64]
مقدمةإنَّ الحمد لله نحمدُه ونستعينُه ونستغفرُه، ونعوذُ بالله من شرورِ أنفسنا وسيِّئاتِ أعمالنا، من يهدِه الله فلا مضلَّ له، ومن يضللْ فلا هاديَ له، وأشهدُ أنْ لا إلهَ إلا الله وحدَه لا شريكَ له، وأشهدُ أنَّ محمدًا عبدُه ورسولُه.{يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ} [آل عمران: ١٠٢].{يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا} [النساء: ١].{يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا (٧٠) يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا} [الأحزاب: ٧٠، ٧١].أما بعدُ، فإنَّ خيرَ الحديثِ كتابُ اللهِ، وخيرَ الهديِ هديُ محمدٍ صلى الله عليه وسلم، وشرَّ الأمورِ محدثاتُها، وكلَّ محدثةٍ بدعةٌ، وكلَّ بدعةٍ ضلالةٌ، وكلَّ ضلالةٍ في النارِ.وبعدُ، فإنَّ الله عز وجل أرسلَ محمدًا صلى الله عليه وسلم إلى الناسِ كافَّةً، وأنزل عليه الكتابِ تبيانًا لكلِّ شيءٍ؛ فقال تعالى: {وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ} [النحل: ٨٩]، فكان رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم هو المبينَ عن اللهِ عز وجل أمرَه، وعن كتابِه معانيَ ما خوطبَ به الناسُ وما أرادَ الله عز وجل به، وما شرع من معاني دينِه وأحكامِه، قال تعالى: {وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ} [النحل: ٤٤]، وقال سبحانه: {وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ} [النحل: ٦٤].
Böylece Allah Azze ve Celle'nin Kitabı'nın manalarını ve dininin esaslarını bilmenin yolu, Resûlullah (s.a.v.)'den ve tenzîle şahit olup te'vîli bilen sahabesinden -Allahu teâlâ hepsinden râzı olsun- gelen sahih eserlerdir.
İşte bu sebeple ehl-i ilim, sahih haberleri sakim olanlardan ayırt etmeye, onlara sonradan giren ve onlardan olmayan şeyleri arındırmaya gayret etmişlerdir; özellikle de birçok insanın dilinde, Resûlullah (s.a.v.)'e ve sahabesine (radıyallahu anhum) isnad edilen vâhi ve mekzûb haberler yaygınlaşmışken.
Nitekim Allah Azze ve Celle bu iş için dinini ve şeriatını müdafaa edecek kimseleri hazırladı. Ehl-i hadis, seyyidü'l-mürselîn (s.a.v.)'in sünnetinin havzına sahip çıkarak, dillerde meşhur olan haberlerden sünnete giren yabancı unsurları kaldırmak için eserler tasnif ettiler.
Bu babda tasnif edilen en kapsamlı eserlerden biri, Hâfız Sehâvî (rahmetullâhi aleyh) tarafından kaleme alınan ve "el-Makâsıdü'l-Hasene fî Beyâni Kesîrin mine'l-Ehâdîsi'l-Müştehirati ale'l-Elsine" adını taşıyan kitaptır.
Bu kitabın önemi ve müellifinin ilmî konumu sebebiyle, biz (bu çalışmayı) Medine-i Münevvere'deki İslâm Üniversitesi Hadis-i Şerif ve İslami Araştırmalar Fakültesi Hadis İlimleri Bölümü'nde bir grup yüksek lisans tezi olarak tahkîk ettik.
Bu tezlerin tamamı -Allah'ın hamd ve tevfikıyla- (mümtaz, birincilikle) takdiriyle icazet almıştır. En başta ve en sonda hamd Allah'adır.
Ardından, dünyanın dört bir yanına ilim neşretmeye devam eden bu mübarek üniversitenin yöneticilerine şükranlarımızı sunarız. Allah onların amellerini ve ömürlerini mübarek kılsın, adımlarını hayır ve hak yolunda sabit kılsın.
Ve bu çalışmamızda bize yardım eli uzatan, az veya çok destek olan herkese en kalbi teşekkür ve şükranlarımızı arz ederiz. Bilhassa bu tezlerin danışman hocaları faziletli şeyhleri zikrederiz: Şeyh Dr. Abdussamed b. Bekr Âl-i Âbid, ve Şeyh Prof. Dr. Abdurrahîm b. Ahmed el-Kaşkarî.
فكان السبيلُ إلى معرفةِ معاني كتابِ اللهِ عز وجل ومعالمِ دينِه: الآثارَ الصحيحةَ عن رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، وعن أصحابِه الذين شهدوا التنزيلَ وعرفوا التأويلَ، رضي الله تعالى عنهم أجمعينَ.ولأجلِ هذا حرص أهلُ العلمِ على تمييزِ صحيحِ الأخبارِ من سقيمِها، وتخليصِها مما دخلَ فيها وليس منها، لا سيَّما وقد راجت على ألسنةِ كثيرٍ من الناسِ أخبارٌ واهيةٌ ومكذوبةٌ، نُسِبَت إلى رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم وإلى أصحابِه رضي الله عنهم.فقيَّض الله عز وجل لهذا الشأن أهلًا يذبُّون عن دينه وشرعه، وقام أهل الحديث يذودون عن حياض سنة سيد المرسلين صلى الله عليه وسلم، فوضعوا المصنفاتِ لنفي الدخيلِ عن السُّنَّةِ، مما اشتَهَرَ من الأخبارِ على الأَلسِنَةِ.ومن أجمعِ ما صُنِّفَ في هذا البابِ كتابُ الحافظِ السَّخَاويِّ رحمه الله، الموسومُ بـ "المقاصد الحسنةِ في بيانِ كثيرٍ من الأحاديثِ المشتهِرةِ على الألسِنةِ".ولأهميَّةِ هذا الكتابِ ومكانةِ مصنِّفِه العلميَّةِ فقد قمنا بتحقيقه في مجموعةٍ من رسائل العالمية (الماجستير)، بقسم علوم الحديث، في كلية الحديث الشريف والدراسات الإسلامية، بالجامعة الإسلامية في المدينة النبوية.وقد أُجيزت جميع هذه الرسائل -بحمد الله وتوفيقه- بتقدير (ممتاز، مع مرتبة الشرف الأولى)، والحمد لله أولًا وآخرًا.ثم الشكرُ موصولٌ للقائمين على هذه الجامعة المباركة، التي ما برحت تبثُّ العلم في شتى بقاع الأرض، فبارك الله في أعمالهم وأعمارهم، وسدَّد على طريق الخير والحق خطاهم.ونتوجه بالشكر الجزيل والعرفان بالجميل إلى كلِّ من أسدى إلينا يدًا في عملنا هذا، وأعاننا بقليلٍ أو كثيرٍ، ونخصُّ بالذكر أصحاب الفضيلة المشايخ المشرفين على هذه الرسائل:الشيخ: د. عبد الصمد بن بكر آل عابد.والشيخ: أ. د. عبد الرحيم بن أحمد القشقري.
Şeyh: Dr. İbrahim b. Muhammed Nûr b. Seyf. Allah kendilerini bizden hayırla mükâfatlandırsın, ecirlerini bol eylesin, ömürlerini ve amellerini bereketli kılsın, dünya ve âhirette derecelerini yükseltsin, sonlarını hayır ve tevfik ile sonlandırsın. Allah'tan niyaz ederiz ki bu çalışmamızı yalnız O'nun kerim vechini gözeterek ihlâs ile kılsın, onu bizden kabul buyursun ve onunla İslâm'a ve Müslümanlara fayda versin. Rabbimiz, aziz Rabbin, onların nitelendirmelerinden münezzehtir. Selam gönderilen peygamberlerin üzerine olsun. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır. Allah, kulu ve Resûlü, Peygamberimiz Muhammed'e, âline ve ashâbının tamamına salât, selâm ve bereket ihsan eylesin. * * *
والشيخ: د. إبراهيم بن محمد نور بن سيف.فجزاهم الله عنا خيرًا، وأجزل لهم الثواب، وبارك في أعمارهم وأعمالهم، ورفع درجاتهم في الدنيا والآخرة، وختم لهم بالخير والتوفيق.واللهَ نسأل أن يجعل عملنا هذا خالصًا لوجهه الكريم، وأن يتقبله منا، وينفع به الإسلام والمسلمين.سبحان ربنا رب العزة عما يصفون، وسلام على المرسلين، والحمد لله رب العالمين.وصلى الله وسلم وبارك على عبده ورسوله نبينا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين.* * *
Müslim (1) –Seyyâr b. Hâtim'den (ki kendisini birden çok kişi zayıf addetmiştir(2); rekaik [inceltici vaazlar] derleyicisiydi; Kuvârîrî onun için "aklı yoktu" demiştir(3))– şöyle dedi: Bize Ca‘fer b. Süleyman ed-Dab‘î (4) rivayet etti: Bize Mâlik b. Dînâr, Hasan-ı Basrî'den merfû‘ ve mürsel olarak rivayet etti: "Allah aklı yarattığında ona: 'Gel' dedi, o da geldi. Sonra: 'Git' dedi, o da gitti. Allah: 'Ben senin gibi sevgili bir mahluk yaratmadım; seninle alır, seninle veririm' buyurdu."(5)
(1) İbn Saîd et-Tûsî, Bağdat sâkini, sika, onuncu tabakadan, 253 yılında vefat etti. Halid, Dârimî, Nesâî. 'Takrîbü't-Tehzîb' (405).
(2) Biyografisi daha önce 236 numaralı hadiste geçti.
(3) Bunu ondan Ebû Dâvûd nakletmiştir; bk. 'Süâlâtü'l-Âcurrî' (2/45).
(4) Biyografisi daha önce 236 numaralı hadiste geçti.
(5) Senedinde Seyyâr b. Hâtim el-Anezî bulunmaktadır; biyografisi geçti. Ondan anlaşıldığına göre sadûk [doğru] mertebesinde olup münker rivayetleri bulunan biridir. Böyle bir kimse tek başına bir isnad rivayet ettiğinde teferrüdü makbul olmaz; özellikle de bu metin hiçbir vecihten sahih olmamış ve ileride geleceği üzere birçok imam tarafından reddedilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
*Bu hadisin Ebû Ümâme (r.a.)'den aynı lafızla, ancak sonunda "seninle sevap, sana ceza" ziyadesiyle bir şâhidi [destekleyen rivayeti] vardır:
Bunu Ukaylî 'ed-Duafâ''da (3/175), Taberânî 'el-Kebîr'de (8/339, nr. 3086) ve 'el-Evsat'ta (7/190, nr. 7241); Saîd b. Fazl el-Kuraşî tarikiyle Ömer b. Ebî Sâlih el-Atekî'den, o da Ebû Gālib'den, o da Ebû Ümâme'den rivayet etmiştir.
Ukaylî dedi ki: "Ömer b. Ebî Sâlih el-Atekî, Ebû Gālib'den rivayet eder: Hadisi münkerdir. Bu Ömer ile kendisinden rivayet eden Saîd b. Fazl'ın her ikisi de nakil cihetinden meçhuldür. Hadisine tâbi olunmaz; bu metin hakkında hiçbir şey sâbit değildir."
İbnü'l-Cevzî 'el-Mevzûât'ta (1/175) dedi ki: "Bu hadis, Resûlullah (s.a.v.)'den sahih değildir. Saîd, Ömer ve Ebû Gālib meçhul ve hadisleri münker kişilerdir; hiçbirinin hadisine tâbi olunmaz."
Zehebî 'el-Mîzân'da (3/206) dedi ki: "Ömer b. Ebî Sâlih, Ebû Gālib'den rivayet eder: Tanınmaz. Sonra kendisinden rivayet eden kişi münkerâtıyla meşhurdur. Bu haber akıl ve fazileti hakkında bâtıldır."
İşte bu hadis sahih değildir; gördüğün gibi münkerdir.
*Bir başka şâhid de Ebû Hüreyre'den buna benzer bir lafızla gelmiştir:
Bunu İbn Ebî'd-Dünyâ 'el-Akl ve Fazluhû' kitabında (31), İbn Adiyy 'el-Kâmil'de (2/390), Beyhakî 'eş-Şuab'da (6/349, nr. 4313) –hepsi Hafs b. Ömer –Halep kadısı– tarikiyle Fazl b. =
مسلمٍ(١) عن سَيَّارِ بنِ حاتمٍ -وهو ممن ضعَّفَه غيرُ واحدٍ(٢)، وكان جمَّاعًا للرَّقائِقِ، وقال القوارِيرِيُّ: إنه "لم يكن له عقلٌ"(٣) -، قال: حدَّثنا جعفرُ بنُ سليمانَ الضُّبَعِي(٤): حدَّثنا مالكُ بنُ دينارٍ عن الحسنِ البصريِّ مرفوعًا مُرسَلًا: "لما خلقَ اللهُ العقلَ قال لهُ: أَقبِلْ، فأَقبَلَ، ثم قال له: أَدبِرْ، فأَدبَرَ، قال: ما خلقتُ خلقًا أحبَّ إليَّ منكَ، بكَ آخُذُ، وبكَ أُعطي"(٥).(١) ابن سعيدٍ الطُّوسيُّ، نزيلُ بغدادَ، ثقةٌ، من العاشرةِ، مات سنةَ ثلاثٍ وخمسينَ. خ د س. "التقريب" (٤٠٥).(٢) تقدمت ترجمته في الحديث رقم (٢٣٦).(٣) نقل ذلك عنه أبو داود، كما في "سؤالات الآجري" (٢/ ٤٥).(٤) تقدمت ترجمته في الحديث رقم (٢٣٦).(٥) في إسنادِه سيَّارُ بنُ حاتمٍ العنزيُّ، وقد تقدمت ترجمته، ويتحرَّر منها أنه في مرتبة الصدوق الذي له مناكير، ومثلُه إذا تفرَّدَ بإسنادٍ فإن تفرُّدَه لا يُحتَمَلُ، لا سيَّما وأنَّ هذا المتنَ لم يَصِحَّ بوجهٍ من الوجوهِ، وأنكرَه جمعٌ من الأئمةِ كما سيأتي. والله أعلم.* وله شاهدٌ عن أبي أمامةَ رضي الله عنه باللفظِ نفسِه، لكن بزيادةٍ في آخرِه: "وبك الثوابُ، وعليك العقابُ":أخرجه العقيلي في "الضعفاء" (٣/ ١٧٥)، والطبراني في "الكبير" (٨/ ٣٣٩) رقم (٣٠٨٦)، و"الأوسط" (٧/ ١٩٠) رقم (٧٢٤١)؛ من طريق سعيدِ بن الفضلِ القرشي عن عمرَ بن أبي صالح العتكيِّ عن أبي غالب عن أبي أمامةَ به.قال العقيليُّ: "عمرُ بنُ أبي صالحٍ العتكيُّ عن أبي غالبٍ: حديثُه منكرٌ، وعمرُ هذا وسعيدُ بنُ الفضلِ الراوي عنهُ مجهولانِ جميعًا بالنقلِ، ولا يتابَعُ على حديثِه، ولا يثبتُ في هذا المتنِ شيءٌ".وقال ابن الجوزيِّ في "الموضوعاتِ" (١/ ١٧٥): "هذا حديثٌ لا يصحُّ عن رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، وسعيدٌ وعمرُ وأبو غالبٍ مجهولون منكَرو الحديثِ، ولا يتابَعُ أحدٌ منهم على حديثِهِ".وقال الذهبي في "الميزان" (٣/ ٢٠٦): "عمرُ بنُ أبي صالحٍ عن أبي غالبٍ: لا يُعرَفُ، ثم إنَّ الراويَ عنه مشهورٌ بالمنكراتِ، والخبرُ باطلٌ في العقلِ وفضلِه".فهذا الحديث لا يصحُّ، بل هو منكرٌ كما ترى.* وله شاهدٌ آخرُ عن أبي هريرةَ بنحوِه: أخرجه ابنُ أبي الدنيا في كتاب "العقلِ وفضله" (٣١)، وابنُ عديِّ في "الكاملِ" (٢/ ٣٩٠)، والبيهقيُّ في "الشعب" (٦/ ٣٤٩) رقم (٤٣١٣)؛ كلهم من طرقٍ عن حفصِ بنِ عمرَ -قاضي حَلَب- عن الفضلِ بنِ =
Giriş – İçinde iki mebhas vardır: Birinci Mebhas: Meşhûr hadisin tarifi ve kısımlarının beyanı. İkinci Mebhas: Meşhur hadislere dair telif edilmiş eserler.
تمهيدوفيه مبحثان:المبحث الأول: التعريف بالمشهور وبيان أقسامه.المبحث الثاني: المصنفات في الأحاديث المشتهرة.
Allah aklı yarattı(1); onu İbnü'l-Muhabbar da zikretmiştir, (fakat o) kezzâbtır(2). Şeyhimiz şöyle buyurdu: “Allah’ın yarattığı ilk şey hakkında varid olan hadis şudur: ‘Allah’ın yarattığı ilk şey kalemdir.’”(3)
(1) Bu hadisi Ebû Nuaym, el-Hilye’de (7/318) şu yolla tahriç etmiştir: Sehl b. el-Merzubân b. Muhammed Ebü’l-Fadl et-Temîmî → el-Humeydî → İbn Uyeyne → Mansûr → ez-Zührî → Urve → Âişe (r.anhâ) tarikiyle merfû olarak. Sehl b. el-Merzubân’ın biyografisini bulamadım; ancak Ebû Nuaym bu hadisin akabinde şöyle demiştir: “Humeydî’den onu rivayet edenin Sehl’den başkasını bilmiyorum. Kanaatimce o bu hususta vehimlidir.” Bu hadis hakkında İmâm Ahmed’e sorulmuş, o da “Bu mevzûdur, aslı yoktur” cevabını vermiştir. (el-Müntahab mine’l-İlel, s. 87) İbn Teymiyye de onun mevzû olduğuna hükmetmiştir. (er-Redd ale’l-Bekrî, 2/575) Hâfız (İbn Hacer) el-Feth’te (6/289) şöyle demiştir: “Sübut bulmuş bir tariki yoktur.”
(2) Ahmed (b. Hanbel) ile Sâlih b. Muhammed el-Bağdâdî onu yalancılıkla itham etmiştir. İbn Hibbân ise şöyle demiştir: “Sikâta hadis uydurur, meçhul râvilerden kalb edilmiş (maklûb) rivayetler naklederdi.” Bkz.: el-Mecrûhîn, 1/356; Târîhu Bağdâd, 8/361.
(3) Bu hadis, sahâbeden bir cemaat tarafından rivayet edilmiştir: Ubâde b. es-Sâmit, İbn Abbâs, İbn Ömer ve Ebû Hureyre (r.anhum). Burada en meşhur olanının —ki Ubâde b. es-Sâmit (r.a.) hadisidir— tahriciyle yetiniyorum. Bu hadisi Ubâde’den Ebû Hafsa Hubeyş b. Şüreyh rivayet etmiştir. Onun hadisini Ebû Dâvûd es-Sünen’de (es-Sünne, Bâbu fi’l-Kader, nr. 4700); onun yoluyla Beyhakî el-Kübrâ’da (10/204) ve Taberânî Müsnedü’ş-Şâmiyyîn’de (1/58, nr. 59) tahriç etmiştir; İbrâhim b. Ebî Able → Ebû Hafsa tarikiyle. Ebû Hafsa’yı İbn Hibbân Sikâtü’t-Tâbiîn’de (4/190) zikretmiş, Hâfız et-Takrîb’de (s. 152) “Tâbiî, makbûldür” demiştir. Ebû Hafsa’yı Ubâde’den rivayetinde oğlu Velîd b. Ubâde takip etmiştir; o, iki Şeyh’in (Buhârî ve Müslim) ricâlinden sika bir râvîdir. Velîd’den gelen tarikler arasında en güzeli şudur: İbn Ebî Şeybe el-Musannef’te (nr. 37072), Ahmed el-Müsned’inde (nr. 22705) ve Bezzâr el-Müsned’inde (nr. 2687) şu yolla tahriç etmişlerdir: Muâviye b. Sâlih el-Hadramî → Eyyûb b. Ziyâd el-Hımsî → Ubâde b. el-Velîd b. Ubâde → babası (Ubâde). İsnâdı zayıftır; Eyyûb b. Ziyâd’ı İbn Hibbân es-Sikât’ta (6/58) zikretmiştir. Ubâde b. el-Velîd ise iki Şeyh’in ricâlinden sika bir râvîdir.
خلقَ اللهُ العقلُ"(١)، وذَكَرَهُ وابنُ المحبَّرِ كذَّابٌ(٢).قال شيخُنا: "والوارِدُ في أوَّلِ ما خلقَ اللهُ حديثُ: "أولُ ما خلقَ اللهُ القلم"(٣)،(١) أخرجه أبو نعيم في "الحلية" (٧/ ٣١٨) من طريق سهلِ بنِ المرزُبانِ بنِ محمدٍ أبي الفضلِ التميِميِّ عن الحميديِّ عن ابنِ عيينةَ عن منصورٍ عن الزهريِّ عن عروةَ عن عائشةَ به مرفوعًا.وسهلُ بنُ المرزبانَ لم أظفر له بترجمة، لكنْ قال أبو نعيمٍ عقبَ هذا الحديثِ: "لا أعلمُ له راويًا عن الحميديِّ إلا سهلًا، وأُراه واهمًا فيه".والحديث سئل عنه الإمامُ أحمدُ فقال: "هذا موضوعٌ، ليس له أصلٌ". "المنتخب من العلل" (٨٧).وحكم عليه ابن تيميَّةَ أيضًا بالوضع. "الرد على البكري" (٢/ ٥٧٥).وقال الحافظُ في "الفتحِ" (٦/ ٢٨٩): "ليس له طريقٌ ثبتَ".(٢) كذَّبَه أحمدُ وصالح بنُ محمدٍ البغداديُّ، وقال ابنُ حبانَ: "كان يضعُ الحديثَ على الثقاتِ، ويروي عن المجاهيلِ المقلوباتِ".انظر: "المجروحين" (١/ ٣٥٦)، و"تاريخ بغداد" (٨/ ٣٦١).(٣) هذا الحديث مرويٌّ عن جماعةٍ من الصحابةِ رضي الله عنهم، هم: عبادةُ بنُ الصامتِ وابنُ عباسٍ وابنُ عمرَ وأبو هريرةَ رضي الله عنهم جميعًا.أكتفي في هذا المقامِ بتخريجِ أشهرِها، وهو حديثُ عبادةَ بنِ الصامتِ رضي الله عنه.هذا الحديثُ رواه عن عبادةَ أبو حفصةَ حُبَيشُ بنُ شريحٍ:أخرج حديثَه أبو داودَ في "السنن" (السُّنَّة، باب في القدر) رقم (٤٧٠٠)، ومن طريقه البيهقيُّ في "الكبرى" (١٠/ ٢٠٤)، والطبراني في "مسند الشاميين" (١/ ٥٨) رقم (٥٩)؛ من حديث إبراهيمَ ابنِ أبي عبلةَ عن أبي حفصةَ به.وأبو حفصةَ ذكره ابنُ حبانَ في "ثقات" التابعين (٤/ ١٩٠)، وقال الحافظ في "التقريب" (١٥٢): "تابعيٌّ مقبولٌ".* وقد تابعَ أبا حفصةَ في روايته عن عبادةَ: ابنُه الوليدُ بنُ عبادةَ، وهو ثقةٌ من رجال الشيخين.وله عن الوليدِ طرق، أمثَلُها:ما أخرجه ابنُ أبي شيبةَ في "المصنف" (١٩/ ٥٦٨) رقم (٣٧٠٧٢)، وأحمدُ في "مسنده" (٣٧/ ٣٧٨) رقم (٢٢٧٠٥)، والبزارُ في "مسنده" (٧/ ١٣٧) رقم (٢٦٨٧)؛ من طريق معاويةَ بنِ صالحٍ الحضرميِّ عن أيوبَ بنِ زيادٍ الحمصيِّ عن عبادةَ بنِ الوليدِ بن عبادة عن أبيه به.وإسناده ضعيف؛ أيوبُ بنُ زيادٍ ذكرَهُ ابن حبانَ في "الثقات" (٦/ ٥٨).وأما عبادة بن الوليد فثقةٌ من رجال الشيخين. =
Birinci Mebhas: Meşhûrun Tarifi ve Kısımlarının Beyânı
Lügatte Meşhûrun Tarifi:
(Meşhûr) şehara eş-şey'e, yeşheruhû fiilinden ism-i mef'ûldür; bir şeyi izhâr ettiğinde (bu fiil kullanılır) (1). Bir hadisi ifşâ ettiğimde "şehertü'l-hadîse" denir, böylece o hadis iştihâr eder (meşhur olur) (2). Şöhret: Bir şeyin zâhir olması ve vuzûha kavuşmasıdır (3). Hadise bu isim, vuzûhu sebebiyle verilmiştir (4).
Istılahta Meşhûrun Tarifi:
Muhaddislerin lisânında meşhûr hadis ise iki mânâda kullanılır:
Birincisi: Bu iki mânânın daha meşhuru, daha çok kullanılanı ve daha geniş kullanım alanına sahip olanıdır: "Halk arasında yayılan ve dillerde meşhur olan (hadis)dir."
Burhânüddîn el-Ca‘berî (v. 732 h.) şöyle demiştir: "Meşhûr, insanlar, muhaddisler, fakihler veya usûl-i fıkıh âlimleri nezdinde şâyi‘ (yaygın) olandır." (5)
(1) Bkz. Tehzîbü'l-Esmâ ve'l-Lugāt (4/126).
(2) Bkz. el-Misbâhu'l-Münîr, (s.445).
(3) Nitekim Cevherî es-Sıhâh'ında (s.705) ve İbn Fâris el-Mekâyîs'inde (3/222) bu mânâyı mutlak olarak zikretmişlerdir. Ezherî Tehzîbü'l-Luga'da (6/80), İbn Sîde el-Muhkem'de (4/132), İbnü'l-Esîr en-Nihâye'de (1/902) ve diğerleri: "Şöhret, bir şeyin şenâat (kötülük/çirkinlik) içinde zuhûr etmesidir; öyle ki halk onu yayar." demişlerdir.
(4) Bkz. Nüzhetü'n-Nazar (s.46), Fethu'l-Mugīs (3/389).
(5) Rüsûmu't-Tahdîs (s.79). Kendisine ulaştığımız kadarıyla (meşhûru) bu mânâda açıkça tarif eden ilk kişi odur. Kendisinden öncekiler bu mânâ etrafında dolaşmışlar ancak açıkça ifade etmemişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.
المبحث الأول: التعريف بالمشهور وبيان أقسامهتعريف المشهور لغة:(المشهور) اسم مفعول من شَهَر الشَّيءَ، يَشهَرَه، إذا أظهره(١)، وشهرتُ الحديث إذا أفشيته، فاشتَهَر(٢). فالشُّهرةُ: ظهور الشيء ووُضوحه(٣).وسمي الحديث بذلك لوضوحه(٤). تعريف المشهور اصطلاحًا:وأما الحديثُ المشهورُ في لسانِ المحدثينَ فإنه يُطلَقُ على معنَيَينِ:الأول: وهو أشهرُ ذَينِكَ المعنَيينِ وأكثرُهما إطلاقًا وأوسعهما استعمالًا: وهو "ما شاع بين الناس واشتهر على الألسنة".قال البرهانُ الجَعبَريُّ (٧٣٢ هـ): "المشهورُ: الشائعُ عندَ الناسِ أو المحدِّثينَ أو الفقهاءِ أو الأصوليينَ"(٥).(١) انظر: "تهذيب الأسماء واللغات" (٤/ ١٢٦).(٢) انظر: "المصباح المنير" للفيومي (ص ٤٤٥).(٣) كذا أطلقه الجوهري في "الصحاح" (ص ٧٠٥) وابن فارس في "مقاييس اللغة" (٣/ ٢٢٢). وقال الأزهري في "تهذيب اللغة" (٦/ ٨٠) وابن سيده في "المحكم" (٤/ ١٣٢)، وابن الأثير في "النهاية" (١/ ٩٠٢) وغيرهم: "الشهرة: ظهور الشيء في شُنْعَةٍ، حتى يشهره الناس". اهـ.(٤) انظر: "نزهة النظر" (ص ٤٦)، و"فتح المغيث" (٣/ ٣٨٩).(٥) "رسوم التحديث" (ص ٧٩)، وهو أول من وقفنا عليه عرَّفَ (المشهور) بهذا المعنى تعريفًا صريحًا، وكلُّ من قبله يحومون حول هذا المعنى، لكنهم لم يصرحوا به. والله أعلم.
Hafız (İbn Hacer) şöyle demiştir: "Meşhur, dillerde yaygın hale gelene ıtlak olunur."(1) Sehâvî de şöyle demiştir: "Aynı şekilde meşhur, dillerde yaygın hale gelene de delâlet eder; bu da bir isnadı veya daha fazlası olanı, hatta aslında hiç isnadı bulunmayanı dahi kapsar."(2) Süyûtî de Tedrîb'de buna benzer sözler söylemiştir.(3) Elfiyye'de ise şöyle demiştir: "Meşhur, herhangi bir şart gözetilmeksizin insanlar arasında yaygın olana ıtlak olunur."(4)
Mütekaddimûn'un sözlerinde, "meşhur" lafzını bu manada kullandıklarını gösteren ifadeler vardır: Hâkim, "Nev': Ma‘rifetü'l-Meşhûr mine'l-Hadîs" bölümünde, meşhur hadisler zikrettikten sonra şöyle demiştir: "İşte bu zikrettiğimiz türler, âlimlerin bildiği meşhur hadislerdir; bu onlara pek gizli kalmaz. Bu, bilgisinde hâss ve âmmın eşit olduğu meşhurdur."(5)
Buna, İbnü's-Salâh'ın "Ma‘rifetü'l-Meşhûr mine'l-Hadîs" bölümünde zikrettikleri de delâlet eder; şöyle demiştir: "Ahmed b. Hanbel (r.a.)'dan bize ulaştığına göre şöyle demiştir: 'Resûlullah (s.a.v.)'dan pazarlarda dolaşan dört hadis vardır ki aslı yoktur: "Beni Mart'ın çıkışıyla müjdeleyeni ben de cennetle müjdelerim"(6), "Bir zimmiye eziyet edenin kıyamet gününde ben hasmıyım"(7), "Kurban gününüz oruç gününüzdür"(8), "Dilencinin hakkı vardır, at üzerinde gelse bile"(9).'"
Bu meşhur türüne (müştehir) lakabı galip gelmiştir. Bu babta eser telif eden âlimlerin ekserisi bu görüştedir.
İkinci mana ise muhaddislere ait özel manadır; bu konuda iki meşhur tarifleri vardır.
(1) "Nüzhetü'n-Nazar" (50).
(2) "Fethu'l-Muğîs" (4/13). Ayrıca bk. "el-Gāye fî Şerhi'l-Hidâye" (141).
(3) "Tedrîbü'r-Râvî" (2/173).
(4) Beyit no: (198).
(5) "Ma‘rifetü Ulûmi'l-Hadîs" (s. 92).
(6) İmam Ahmed'in dışında başka bir kaynakta bulamadık.
(7) Bk. asıl metin.
(8) Bk. asıl metin.
(9) Bk. asıl metin.
وقال الحافظ: "المشهور يطلَقُ … على ما اشتَهَرَ على الألسِنَةِ"(١).وقال السخاويُّ: "كذلك المشهور أيضًا يقعُ على ما اشتَهَرَ على الألسنةِ، فيشملُ ما لَهُ إسنادٌ واحدٌ فصاعدًا، بل ما لا يوجدُ له إسناد أصلًا"(٢).وقال السيوطي نحوًا كلامه في "التدريب"(٣).وقال في "الألفية"(٤):ويطلَقُ المشهورُ لِلَّذي اشتَهَرْ … في الناسِ مِن غيرِ شروطٍ تُعتَبَرْوفي كلام المتقدمين ما يشعر باستعمالهم لفظ "المشهور" بهذا المعنى:قال الحاكم في "نوع: معرفة المشهور من الحديث" بعد أن ذكر أحاديثَ مشهورةً: "فهذه الأنواعُ التي ذكرنا من المشهورةِ التي يعرفُها أهل العلمِ، وقلَّ ما يخفى ذلك عليهِم، وهو المشهورُ الذي يستوي في معرفته الخاصُّ والعامُّ"(٥).ويُشعرُ بذلك أيضًا ما ذكره ابنُ الصَّلاحِ في "معرفة المشهور من الحديث"؛ حيث قال: "وكما بلغَنا عن أحمدَ بنِ حنبلٍ رضي الله عنه أنه قال: "أربعةُ أحاديثَ تدورُ عن رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم في الأسواقِ ليس لها أصلٌ: "من بشَّرني بخروجِ آذارَ بشرتُه بالجنةِ"(٦)، و"من آذى ذِمِّيًا فأنا خصمُه يومَ القيامةِ"(٧)، و"يومُ نحرِكم يومُ صومِكم"(٨)، و"للسائلِ حقٌّ وإن جاءَ على فرسٍ"(٩).ويغلب على هذا النوع من المشهور لقبُ (المشتهِر)، وعليه عامة من صنَّف في هذا الباب من أهل العلم.والمعنى الثاني: وهو المعنى الخاص عند المحدثين؛ ولهم في ذلك تعريفان مشهوران؛(١) "نزهة النظر" (٥٠).(٢) "فتح المغيث" (٤/ ١٣). وانظر: "الغاية في شرح الهداية" (١٤١).(٣) "تدريب الراوي" (٢/ ١٧٣).(٤) البيت رقم (١٩٨).(٥) "معرفة علوم الحديث" (ص ٩٢).(٦) لم نقف عليه في غير كلام الإمام أحمد.(٧) انظر: من الأصل.(٨) انظر: من الأصل.(٩) انظر: من الأصل.
Bunlardan birincisi: İbnü’s-Salâh’ın, İbn Mende’den naklettiği şu sözdür: "Hadîs ilminde garîb, ez-Zührî, Katâde ve hadisleri toplanan imamlardan onların benzerlerinin hadisleri gibidir. Bir râvi onlardan tek başına hadis rivayet ettiğinde buna garîb denir. Eğer onlardan iki veya üç râvi rivayet eder ve bir hadiste birleşirlerse buna azîz denir. Topluluk onlardan bir hadis rivayet ederse buna meşhûr denir."(1) Bunun mânası, mutlak olarak üçten fazla râvinin rivayet ettiği hadise de meşhûr denilmesidir. Bu tanım meşhûr ile mütevâtir arasında ayrım yapmamaktadır; bu sebeple meşhûrun kapsamına "fıkıh ve usûl âlimlerinin zikrettiği mütevâtir hadis" dahildir denilmiştir.(2) Ayrıca İbnü’s-Salâh ve ona muvâfık olanlara göre, senedin bütün tabakalarında belirtilen sayının bulunması şart değildir; bilakis tek bir tabaka ile yetinilir. Öyle ki senedin diğer tabakalarında hadisin garîb olması mümkündür; yani başka bir râvinin şeyhinden tek başına rivayet etmesiyle. Bunun delili, İbnü’s-Salâh’ın meşhûr hadise "Ameller niyetlere göredir" hadisini örnek vermesi ve onun için "garîb meşhûr" demesidir ki bu iki yönden ve iki itibarla olur.(3) Bazı selef âlimleri -Ebû Nuaym el-İsfahânî gibi- bu görüşü benimsemiştir. Nitekim o, Süfyân’ın Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den, onun İbnü’l-Hanefiyye’den, onun da Ali (r.a.)’den merfû‘ olarak rivayet ettiği "Namazın anahtarı tahârettir" hadisi hakkında şöyle demiştir: "Bu, meşhûrdur; ancak İbn Akîl hadisinden biliriz." Bunun üzerine Hâfız İbn Hacer şöyle demiştir: "Onun maksadı, bu hadisin İbn Akîl rivayetiyle meşhûr olduğudur." es-Sehâvî de şöyle demiştir: "İşte bu nisbî şöhret, râvinin şeyhinden tek başına rivayet ettiği konuda ‘garîb’ denmesine benzer nisbî garâbet gibidir."(4) İkinci tanım -ki tercih edilen budur- Hâfız İbn Hacer’in şu sözüdür: "İkiden fazla sayıda sınırlı tarikleri olan hadistir."(5) ‘Sınırlı’ kaydı mütevâtiri dışarıda bırakır. Şöyle ki(1) "Ulûmu’l-Hadîs" (s. 270); Nevevî de "Tedrîbu’r-Râvî" (2/632)’de ona tâbi olmuştur.(2) Bkz.: "Ulûmu’l-Hadîs" (s. 267).(3) Bkz.: "Fethu’l-Muğîs" (3/386). İbnü’s-Salâh "Ulûmu’l-Hadîs" (s. 271)’de şöyle demiştir: "Zira onun senedi ilk tarafında garâbet, son tarafında şöhret vasfını taşımaktadır."(4) Bkz.: "Fethu’l-Muğîs" (3/386-387).(5) "Nüzhetü’n-Nazar" (s. 46); ayrıca bkz.: "Nuhbetü’l-Fiker" (s. 30).
أحدهما: ما ذكره ابن الصلاح عن ابن منده حيث قال: "الغريب من الحديث، كحديث الزهري وقتادة وأشباههم من الأئمة ممن يُجمع حديثُهم، إذا انفرد الرجل عنهم بالحديث يسمى غريبًا. فإذا روى عنهم رجلان وثلاثة واشتركوا في حديثٍ يسمى عزيزًا. فإذا روى الجماعة عنهم حديثًا سمي مشهورًا"(١).ومفهوم هذا، أن ما رواه أكثر من ثلاثة مطلقًا يسمى مشهورًا أيضًا، وهذا التعريف لا يفرق بين المشهور والمتواتر، ولذا صرح بأن من المشهور: "المتواترَ الذي يذكره أهل الفقه وأصوله"(٢).ثم إنه لا يشترط عند ابن الصلاح ومن وافقه أن يكون العدد المذكور في جميع طبقات السند، بل يكتفى بطبقة واحدة، بحيث لا يمتنع أن يكون في غيرها من طباقه غريبًا، بأن ينفرد به راوٍ آخر عن شيخه. ودليل ذلك أنه مثَّل للمشهور بحديث: "إنما الأعمال بالنيات"، فقال إنه "غريب مشهور"، وذلك بوجهَين واعتبارَين(٣).وقد مشى بعض المتقدمين -كأبي نعيم الأصبهاني- على هذا، فإنه قال في حديث سفيان عن عبد الله بن محمد بن عَقِيل، عن ابن الحَنَفِية، عن عليٍّ رفعه: "مفتاح الصلاة الطهور": إنه "مشهور لا نعرفه إلا من حديث ابن عقيل". فقال الحافظ ابن حجر: "إن مراده أنه مشهور من حديث ابن عقيل"، قال السخاوي: "فهذه الشُّهرة النِّسبية نظير الغرابة النِّسبية في قوله -فيما ينفرد به الراوي عن شيخه-: غريب"(٤).والتعريف الثاني: -وهو المختار- ما ذكره الحافظ ابن حجر بقوله: "ما له طرقٌ محصورةٌ بأكثر من اثنين"(٥). فقوله (محصورة) يخرج به المتواتر، فإنه(١) "علوم الحديث" (ص ٢٧٠)، وتبعه النووي كما في "تدريب الراوي" (٢/ ٦٣٢).(٢) انظر: "علوم الحديث" (ص ٢٦٧).(٣) انظر: "فتح المغيث" (٣/ ٣٨٦). قال ابن الصلاح في "علوم الحديث" (ص ٢٧١): فإن إسناده متصف بالغرابة في طرفه الأول، متصف بالشهرة في طرفه الآخر.(٤) انظر: "فتح المغيث" (٣/ ٣٨٦ - ٣٨٧).(٥) "نزهة النظر" (ص ٤٦)، وانظر: "نخبة الفكر" (ص ٣٠).
Belirli bir sayıyla sınırlandırılmaksızın, sahih kavle göre(1). Ve 'ikiden fazla' kaydı, aziz ve garîb hadisleri kapsam dışı bırakır. Bir başka ifadeyle meşhur: üç veya daha fazla râvinin rivayet ettiği, ancak tevâtür şartlarını toplamayan hadistir(2).
Hafız İbn Hacer şöyle demiştir: 'O (meşhur), fıkıh âlimlerinden bir cemaatin görüşüne göre müstefîzdir. Buna yaygınlığı sebebiyle bu isim verilmiştir. “Fâdâ el-mâ’u yefîdu feydan” (su taştı, akıp gitti) fiilindendir. Kimileri de müstefîz ile meşhur arasında şöyle bir fark gözetmişlerdir: Müstefîz, başlangıcında ve sonunda eşit olur; meşhur ise bundan daha geneldir. Kimileri ise başka bir şekilde fark gözetmişlerdir...'(3).
Hafız es-Sehâvî: 'Yani müstefîz, ümmetin kabul ile karşıladığı hadistir; sayı itibar edilmeksizin. Bu sebeple Ebû Bekr es-Sayrafî ve el-Kaffâl, onunla mütevâtirin aynı manada olduğunu söylemişlerdir.'(4).
Meşhur hadisin kısımları (meşhurun birinci türü):
Muhaddisler, meşhur hadisleri tasnif etmede çeşitli yollar izlemişlerdir. Bunun sebebi, taksimi gerektiren cihetin farklılığıdır.
A - Sıhhat ve sıhhatsizlik açısından: Kendi içinde sahih meşhur ve gayr-i sahih meşhur olmak üzere ikiye ayrılır(5).
Sahih meşhur; yani kendisiyle ihticâc edilen, haseni de kapsayan(6). Gayr-i sahih meşhur; yani kendisiyle ihticâc edilmeyen, zayıfın bütün türlerini kapsayan.
(1) Nitekim “en-Nüzhe” (s. 41-42)’de böyle açıklanmıştır.
(2) Aynı kaynak (s. 44)’te olduğu gibi.
(3) Aynı kaynak.
(4) “Fethu’l-Muğîs” (3/390).
(5) Bkz.: “Ma‘rifetü ulûmi’l-hadîs” (s. 304-305) ve “Ulûmu’l-hadîs” (s. 265).
(6) Bkz.: “Fethu’l-Muğîs” (3/391) ve “Tedrîbü’r-râvî” (2/621).
بلا حصر عددٍ معيَّن على الصحيح(١). وقوله (بأكثر من اثنين) يخرج به العزيز والغريب.وبعبارة أخرى، المشهور هو: ما رواه ثلاثة فصاعدًا، ما لم يجمع شروط التواتر(٢).قال الحافظ ابن حجر: "وهو المستفيضُ على رأي جماعةٍ من أئمة الفقهاء، سُمِّى بذلك لانتشاره، من: فاضَ الماءُ يَفيضُ فَيضًا.ومنهم من غايَرَ بين المستفيضِ والمشهور؛ بأنَّ المستفيضَ يكونُ في ابتدائه وانتهائه سواء، والمشهورَ أعمُّ من ذلك، ومنهم من غايَرَ على كيفيةٍ أخرى .. "(٣).قال الحافظ السخاوي: "يعنى: بأنَّ المستفيضَ ما تلقَّته الأمةُ بالقبول، دونَ اعتبارِ عددٍ، ولذا قال أبو بكر الصَّيْرَفيُّ والقفَّال: إنه هو والمتواتر بمعنى واحدٍ"(٤). أقسام الحديث المشتهِر (النوع الأول من المشهور):سلك أهل الحديث مسالكَ شتى في تقسيم الأحاديث المشتهرة، والسبب في ذلك اختلافُ الحيثية الموجبة للتقسيم. أ - فمن حيث الصحة وعدمها:ينقسم إلى: مشهورٍ صحيحٍ، وغيرِه(٥).فالصحيح؛ يعني: المحتجَّ به، الشامل للحسن(٦). وغيره؛ يعني: غير المحتج به، الشامل لجميع أنواع الضعيف.(١) وقد صرح بذلك في "النزهة" (ص ٤١ - ٤٢).(٢) كما في المصدر نفسه (ص ٤٤).(٣) المصدر السابق.(٤) "فتح المغيث" (٣/ ٣٩٠).(٥) انظر: "معرفة علوم الحديث" (ص ٣٠٤ - ٣٠٥)، و"علوم الحديث" (ص ٢٦٥).(٦) انظر: "فتح المغيث" (٣/ ٣٩١) و"تدريب الراوي" (٢/ ٦٢١).
Meşhur sahîhe misal: 'Şüphesiz Allah ilmi (kulların kalplerinden) sökerek almaz…' hadisi ile 'Cuma namazına gelen gusletsin' hadisidir(1). Bu iki hadis de Sahihayn'dedir.
Meşhur hasane misal ise 'İlim talep etmek her Müslümana farzdır' hadisidir. Mizzî, bu hadisin hasan derecesine yükselen tariklerinin (rivayet yollarının) bulunduğunu söylemiştir(2). Yine 'Bir ev satıp bedelini onun benzerine (başka bir eve) harcamayanın o malı bereketli kılınmaz' hadisi de böyledir. Sehâvî, bu hadisin hasan olduğunu ve bir grup sahâbeden rivayet edildiğini belirtmiştir(3).
Meşhur zayıfa misal ise 'Kim ümmetime kırk hadis ezberletirse kıyamet günü fakih olarak diriltilir' hadisidir. Bu hadis bir grup sahâbeden rivayet edilmişse de Beyhakî, Nevevî ve Hâfız'ın (İbn Hacer) belirttiği gibi sabit bir isnadı yoktur(4).
B. (Meşhur hadis) yaygın olduğu cemaat veya taife açısından da kısımlara ayrılır:
1. Yalnızca ehl-i hadis arasında meşhur olanlar. Örnek: Enes'ten gelen şu hadis: 'Rasûlullah (s.a.v.) bir ay boyunca rükûdan sonra kunut yaparak Ri‘l ve Zekvân kabilelerine beddua etti.' Bu hadisi Şeyhan (Buhârî ve Müslim), Süleyman et-Teymî'nin Ebû Mıclez'den, onun Enes'ten rivayetiyle tahric etmişlerdir. Enes'ten bu hadisi Ebû Mıclez dışında Enes b. Sîrîn, Âsım ve Katâde gibi bir cemaat de rivayet etmiştir. Ebû Mıclez'den bir cemaat, Süleyman'dan da bir cemaat rivayet etmiş olup hadis, özellikle ehl-i hadis arasında meşhur olmuştur. Başkalarına garip gelebilir, zira Teymî'nin Enes'ten rivayetinde çoğunlukla vasıta yoktur(5).
(1) Bu iki hadisi Hâkim, 'el-Ma‘rife'de (s. 305) zikretmiş; ondan naklen Suyûtî, 'et-Tedrîb'de (2/622) belirtmiştir.
(2) Aynı kaynak (2/622). Ayrıca Sehâvî, 'el-Mekâsıd'da (s. 276) bu hadisi Mizzî'den nakletmiştir. Hâkim 'el-Ma‘rife'de (s. 304) ve İbnü's-Salâh 'el-Mukaddime'de (s. 205) bu hadisi, sahih derecesine ulaşmayan meşhur hadise örnek vermişlerdir. Bulkînî, bununla sahih rütbesine ulaşmamış hadisin kastedildiğini söylemiştir (bk. 'Mehâsinü'l-ıstılâh', s. 450).
(3) Bk. 'el-Ecvibetü'l-Mardıyye' (s. 264). Orada hadisin tahrici genişçe ele alınmıştır.
(4) Bk. tahriciyle birlikte, no. 1125.
(5) Bk. 'Ulûmü'l-Hadîs' (s. 267), 'el-Feth' (3/395) ve 'Tedrîbü'r-Râvî' (2/623).
فمثال المشهور الصحيح: حديث: "إن الله لا يقبض العلم انتزاعًا … " الحديث.وحديث: "من أتى الجمعة فليغتسل"(١). وكلاهما في الصحيحين.ومثال المشهور الحسن: حديث "طلب العلم فريضة على كل مسلم"، فقد قال المزي: إن له طرقًا يرتقي بها إلى رتبة الحسن(٢). وكذا حديث "من باع دارًا ولم يجعل ثمنها في مثلها، لم يبارك له فيه"، قال السخاوي: حديث حسن، ورد عن جماعة من الصحابة(٣).ومثال المشهور الضعيف: حديث "من حفظ على أمتي أربعين حديثا بعث يوم القيامة فقيهًا"، فقد رُوي عن جماعة من الصحابة وليس له إسناد ثابت، كما قال البيهقي والنووي والحافظ(٤). ب - ومن حيث الجماعة أو الطائفة التي يشتهر فيها:ينقسم إلى أقسام:١ - مشهور عند أهل الحديث خاصة، كحديث أنس: "إن رسول الله صلى الله عليه وسلم قنت شهرًا بعد الركوع يدعو على رِعْلٍ وذَكوان". أخرجه الشيخان من رواية سليمان التيمي، عن أبي مجلز، عن أنس. وقد رواه عن أنس جماعةٌ غير أبي مجلز، منهم: أنس بن سيرين وعاصم وقتادة. وعن أبي مجلز جماعة، وعن سليمان جماعة، بحيث اشتهر بين أهل الحديث خاصة، وقد يستغربه غيرُهم؛ لأن الغالب على رواية التيمي عن أنس، كونها بلا واسطة(٥).(١) ذكرهما الحاكم في "المعرفة" (ص ٣٠٥)، وعنه السيوطي في "التدريب" (٢/ ٦٢٢).(٢) المصدر نفسه (٢/ ٦٢٢)، وكذا حكاه عنه السخاوي في "المقاصد" (ص ٢٧٦). وقد مثَّل به الحاكم "المعرفة" (ص ٣٠٤) وابن الصلاح "المقدمة" (ص ٢٠٥) للمشهور غير الصحيح، فقال البلقيني: المراد ما لم يبلغ رتبة الصحيح "محاسن الاصطلاح" (ص ٤٥٠).(٣) انظر: "الأجوبة المرضية" (ص ٢٦٤) وقد توسع في تخريجه فيه.(٤) انظره مع تخريجه برقم (١١٢٥).(٥) انظر: "علوم الحديث" (ص ٢٦٧)، و"الفتح" (٣/ ٣٩٥) و"تدريب الراوي" (٢/ ٦٢٣).
2 - Muhaddisler, ulemâ ve avam arasında meşhur olan hadislerdendir: "Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kimsedir" hadisi (1).
3 - Fukahâ arasında meşhur olan hadisler: "Allah katında helâllerin en menfuru talâktır" hadisi; "Kendisine ilim sorulup da onu gizleyen..." hadisi; "Fâsığa gıybet yoktur" hadisi; "Mescid komşusunun namazı ancak mescidde olur" hadisi ve diğerleri (2).
4 - Usûliyyûn arasında meşhur olan hadisler: "Ümmetimden hata, unutkanlık ve zorlandıkları şeyler kaldırılmıştır" hadisi ki İbn Hibbân sahihlemiş, Hâkim ise 'Allah (hükmü) koymuştur' lafzıyla rivayet etmiştir (3); ve "Ben (dünyada) görünene göre hüküm vermekle emrolundum, gizli olanın sorumluluğu ise Allah'a aittir" hadisi (4).
5 - Nahviyyûn arasında meşhur olan hadisler: "Süheyb ne güzel kuldur; Allah'tan korkmasaydı, O'na isyan etmezdi" hadisi (5); "İnsanlar amellerine göre karşılık bulurlar; hayır ise hayır..." hadisi (6); ve "Size gece ve gündüz melekler gelirler" hadisi (7).
6 - Siyer ve megâzî erbabı arasında meşhur olan hadis ise, Resûlullah (s.a.v.)'in Benî Sa'd'daki süt emzirme olayı ve göğsünün yarılması kıssasıdır (8).
(1) Bakınız: "Ulûmü'l-Hadîs" (s. 266), "el-Feth" (3/395), "el-Makâsıd" no. (1025), "et-Tedrîb" (2/623).
(2) Bakınız: "Tedrîbü'r-Râvî" (2/623-624); bunları Sehâvî "el-Makâsıd"da (10, 921, 1135) numaralarla zikretmiştir.
(3) "Tedrîbü'r-Râvî" (2/624). "el-Makâsıd"da (528) numarayla zikredilmiş ve fukahâ arasında da meşhur olduğuna işaret edilmiştir.
(4) "el-Makâsıd"da (178) numarayla zikredilmiş ve fukahâ arasında da meşhur olduğuna işaret edilmiştir.
(5) "Tedrîbü'r-Râvî" (2/624). "el-Makâsıd"da (1259) numarayla zikredilmiştir.
(6) "el-Makâsıd"da (367) numarayla zikredilmiştir.
(7) Bu hadis nahiv kitaplarında meşhur olup, İbn Mâlik onu "ekelûne'l-berâgîs" kullanımına delil getirmiş ve bu kullanıma "yeteâkabûne fîküm melâike bin-nehâr" adını vermiştir. Bakınız: "Şerhu'l-Kâfiyeti'ş-Şâfiye" (s. 581), "Şerhu İbn 'Akîl" (1/429).
(8) Bakınız: "el-Bidâye ve'n-Nihâye" (3/411-412); İbn Kesîr bu hadisin ardından şöyle demiştir: "Bu hadis başka tariklerden de rivayet edilmiştir ve siyer-megâzî erbabı arasında meşhur ve mütedavil olan hadislerdendir."
٢ - مشهور عند أهل الحديث والعلماء والعوام، كحديث: "المسلم من سلم المسلمون من لسانه ويده"(١).٣ - مشهور عند الفقهاء، كحديث: "أبغض الحلال عند الله الطلاق"، وحديث: "من سئل عن علم فكتمه … " الحديث، وحديث: "لا غيبة لفاسق"، وحديث: "لا صلاة لجار المسجد إلا في المسجد" وغيرها(٢).٤ - مشهور عند الأصوليين، كحديث: "رفع عن أمتي الخطأ والنسيان وما استكرهوا عليه" صححه ابن حبان، والحاكم بلفظ: "إن الله وضع"(٣)، وحديث: "أمرت أن أحكم بالظاهر، والله يتولى السرائر"(٤).٥ - مشهور عند النحاة، كحديث: "نِعم العبدُ صهيبٌ، لو لم يخف الله لم يعصه"(٥).وحديث: "الناس مجزيون بأعمالهم، إن خيرا فخير … "(٦)، وحديث: "يتعاقبون فيكم ملائكة بالليل وملائكة بالنهار"(٧).٦ - مشهور عند أهل السير والمغازي، كحديث رضاعه صلى الله عليه وسلم في بني. سعد وقصة شقِّ صدره صلى الله عليه وسلم(٨).(١) انظر: "علوم الحديث" (ص ٢٦٦)، و"الفتح" (٣/ ٣٩٥)، و"المقاصد" رقم (١٠٢٥)، و"التدريب" (٢/ ٦٢٣).(٢) انظر: "تدريب الراوي" (٢/ ٦٢٣ - ٦٢٤)، وذكرها السخاوي في "المقاصد" بأرقام (١٠، ٩٢١، ١١٣٥).(٣) "تدريب الراوي" (٢/ ٦٢٤). وذكره في "المقاصد" رقم (٥٢٨) مشيرًا إلى شهرته عند الفقهاء أيضًا.(٤) ذكره في "المقاصد" رقم (١٧٨) مشيرًا إلى شهرته عند الفقهاء أيضا.(٥) "تدريب الراوي" (٢/ ٦٢٤). وذكره في "المقاصد" رقم (١٢٥٩).(٦) ذكره في "المقاصد" رقم (٣٦٧).(٧) وهو مشهور في كتب النحو، وقد استشهد به ابن مالك على لغة "أكلوني البراغيث" وسماه لغة "يتعاقبون فيكم ملائكة بالنهار". انظر: "شرح الكافية الشافية" (ص ٥٨١)، و"شرح ابن عقيل" (١/ ٤٢٩).(٨) انظر: "البداية والنهاية" (٣/ ٤١١ - ٤١٢) وقال ابن كثير عقبه: هذا الحديث قد روي من طرق أخر، وهو من الأحاديث المشهورة المتداولة عند أهل السير والمغازي.