İbnü'l-Cezerî Mukaddimesi: Hamd, o Allah'a mahsustur ki Kur'an-ı Azîm'i nimetlerinin anahtarı, velilerinin kalplerinin lambası ve her bir velisinin rahmet bağçelerinde cüş u huruşa geldiği bir bahar kılmıştır. O'na, nimetlerinin arka arkaya gelişi üzerine hamd eder; sonu nihayete ermeyen ikramının birbirini takibi sebebiyle şükrederim. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; O birdir, ortağı yoktur. Öyle bir şehadet ki söyleyeninin yüceliğine hükmeder ve mümin, O'na kavuştuğu zaman bu şehadeti kendisi için bir cennet kılar. Yine şehadet ederim ki efendimiz Muhammed (s.a.v.), O'nun kulu ve resûlüdür. Onu apaçık bir kitapla göndermiştir. Ayetleri ilk bakışta müteşabih görünse de gönüller onu kavramıştır. Onun şerhini meşru kılmış, böylece bâtılın avlusu daraldığında hakkın sahası onunla genişlemiştir. O, bir dindir ki onu açıklamış, yıldızları semasının ufkundaki bedrin parıltısı gibi parlamıştır. Salât ve selâm O'nun (s.a.v.) üzerine, âlinin ve ashabının üzerine olsun — gecenin karanlığıyla gelip gündüzün aydınlığıyla gittiği müddetçe. Allah'ın rızası, takva sahibi efendiler, kendilerine uyulan şeyhler, hidayet yıldızları, ümmetin hayırlıları ve edâ ehli üzerine olsun — bir tilavet meclisinin aydınlığıyla parladığı ve O'nun kullarının yıldızı nurunun parıltılarıyla ışıldadığı müddetçe.
مقدمة ابن الجزريالحمد لله الذي جعل القرآن العظيم مفتاح آلائه، ومصباح قلوب أوليائه، وربيعهم الذي يهيم به كل منهم في رياض برحائه، أحمده على توالي نعمائه، وأشكره على تتابع كرم لا أمد لانتهائه، وأشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له، شهادة تقضي لقائلها باعتلائه، ويعدها المؤمن جنةً عند لقائه، وأشهد أن سيدنا محمدا عبده ورسوله أرسله بكتاب أوضحه، فوعته القلوب على اشتباه آيه، وشرع شرحه فاتسع به مجال الحق حين ضاق بالباطل متسع فنائه، ودين أوضحه فأشرقت نجومه إشراق البدر في أفق سمائه، صلى الله عليه وعلى آله وصحبه، ما أتى الليل بظلامه، وولى النهار بضيائه.ورضي الله عن السادة الأتقياء، ومشايخ الإقتداء، ونجوم الإهتداء، خير الأمة وأهل الأداء، ما أشرق معهد تلاوة بضيائه، وأنار كوكب عباده بلألائه.
Ve emmâ ba‘d, şüphesiz ilimlerin zikir ve fikir bakımından en evlâsı, mertebe ve kıymet itibarıyla en şereflisi, birikim ve iftihar yönünden en büyüğü, sudan bir beşer yaratıp onu nesep ve sıhr kılan (Allah Teâlâ'nın) kelâmıdır. İşte bu öyle bir ilimdir ki onunla birlikte cehaletten korkulmaz ve onunla sapıklığa düşülmez. Bu ilimlerin en önde takdim edilmesi gerekeni ise onun tecvidini bilmek ve lafızlarını ikame etmektir. Ali (r.a.)'e Allah Teâlâ'nın 'Kur'an'ı tertîl ile oku' kavlinin mânası sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur: 'Tertîl, harflerin tecvidi ve vakıfları bilmektir.' Bu âyetin tefsiri ileride gelecektir. Bu zamandaki kıraat erbabından yeni yetişenlerin ve onların ileri gelenlerinin çoğunun lafızlarının tecvidinden gafil olduklarını, onları bulanıklığından arındırmayı ve kirinden temizlemeyi ihmal ettiklerini görünce, kısa bir eser telif etme ihtiyacı duydum. Onda öyle bir söz ortaya koyacağım ki hem gevşek kimselerin ilgisini çeksin, hem mahir olanın maksadını kapsasın, hem arzulayanın ümidini gerçekleştirsin, hem de âlimlerin yastıklarına dost olsun. Onda Kur'an-ı Azîm ile ilgili yüce ilimleri, kâri ve mükrinin ihtiyaç duyduğu şeyleri, ince araştırmaları, nadir meseleleri ve kimsenin zikretmediği, dikkat çekmediği garip sözleri zikredeceğim. Ona 'Kitâbü't-Temhîd fî İlmi't-Tecvîd' adını verdim. Allah onu kerim vechine hâlis kılsın ve ondan faydalandırsın. Şüphesiz O, Semi'dir, Alîm'dir. Onu on bab olarak düzenledim:
وبعد فإن أولى العلوم ذكرا وفكرا، وأشرفها منزلة وقدرا، وأعظمها ذخرا وفخرا، كلام من خلق من الماء بشرا، فجعله نسبا وصهرا، فهو العلم الذي لا يخشى معه جهالة، ولا يغشى به ضلالة، وإن أولى ما قدم من علومه معرفة تجويده، وإقامة ألفاظه.وقد سئل علي رضي الله عنه عن معنى قوله تعالى {ورتل القرآن ترتيلا} ، فقال: الترتيل تجويد الحروف، ومعرفة الوقوف.وسيأتي الكلام على هذه الآية.ولما رأيت الناشئين من قراء هذا الزمان وكثيرا من منتهيهم قد غفلوا عن تجويد ألفاظهم، وأهملوا تصفيتها من كدره، وتخليصها من درنه، رأيت الحاجة داعية إلى تأليف مختصر أبتكر فيه مقالا يهز عطف الفاتر، ويضمن غرض الماهر، ويسعف أمل الراغب، ويؤنس وسادة العالم، أذكر فيه علوما جليلة، تتعلق بالقرآن العظيم، يحتاج القارئ والمقرئ إليها، ومباحث دقيقه، ومسائل غريبة، وأقوالا عجيبة، لم أر أحدا ذكرها، ولا نبه عليها، وسميته (كتاب التمهيد في علم التجويد) .جعله الله خالصا لوجهه الكريم، ونفع به إنه السميع العليم.وجعلته عشرة أبواب:
Birinci Bâb: Bu bâbda zamanımız ehlinin kıraat keyfiyetini zikredecek ve akabinde üzerinde bulunduğumuz mevzuya teşvik eden bir Fasıl ekleyeceğim. İkinci Bâb: Tecvid, tahkik ve tertîlin mânâsı hakkında olup içinde fasıllar bulunmaktadır. Üçüncü Bâb: Kıraatlerin ihtilâfı üzerine dönen kıraat usûlleri hakkındadır. Dördüncü Bâb: Lahnın mânâsı, kısımları ve ondan kaçınmaya teşvik hususunda olup içinde iki fasıl vardır. Beşinci Bâb: Vasıl ve kat hemzelerinin zikri hakkındadır. Altıncı Bâb: Hurûf ve harekât üzerine yapılan kelâmdır. Yedinci Bâb: Hurûfun elkābı ve illetlerinin zikri hakkındadır. Sekizinci Bâb: Hurûfun mahreçlerinin özlü olarak zikredilmesi ve her bir harf hakkında tecvid ve diğer hususiyetleriyle ilgili kelâmdır. Dokuzuncu Bâb: Sakin nûn ve tenvîn ahkâmı hakkında olup ardından med ve kasrı zikredeceğim. Onuncu Bâb: Vakf ve ibtidânın zikri hakkındadır; ardından müşeddedin hükmü ve mertebeleri üzerine kelâm edeceğim. Ayrıca kitabı, içinde dâd ve zâ harfleri ile bunların Kur'an'daki vukūunu zikredeceğim bir fasılla nihayetlendirmeyi arzu ettim.
الباب الأول: أذكر فيه صفة قراءة أهل زماننا، وأتبعه بفصل بالحض على ما نحن بسببه.الباب الثاني: في معنى التجويد والتحقيق والترتيل، وفيه فصول.الباب الثالث: في أصول القراءة الدائرة على اختلاف القراءات.الباب الرابع: في ذكر معنى اللحن وأقسامه والحض على اجتنابه وفيه فصلان.الباب الخامس: في ذكر ألفات الوصل والقطع.الباب السادس: في الكلام على الحروف والحركات.الباب السابع: في ذكر ألقاب الحروف وعللها.الباب الثامن: في ذكر مخارج الحروف مجملة والكلام على كل حرف بما يختص به من التجويد وغيره.الباب التاسع: في أحكام النون الساكنه والتنوين، ثم أتبعه بالمد والقصر.الباب العاشر: في ذكر الوقف والابتداء، ثم أتبعه بالكلام على حكم المشدد ومراتبه، وأحببت أن أختم الكتاب بفصل أذكر فيه الضاد والظاء ووقوعهما في القرآن.
Birinci Bâb: Bu Kıraat Âlimlerinin Bu Zamandaki Okuyuşlarının Zikri Hakkında
Şüphesiz ki insanların Kur’an kıraatinde bid‘at olarak ortaya koydukları şeylerden biri de gınâ (şarkı söyleme) sesleridir. İşte bunların, Resûlullah (s.a.v.)’in kendisinden sonra ortaya çıkacağını haber verdiği ve yasakladığı şeyler olduğu rivayet edilir. Denilir ki Kur’an’dan ilk defa terennüm edilen (şarkı gibi okunan) âyet, Allah Azze ve Celle’nin şu kavlidir: {أما السفينة فكانت لمساكين يعملون في البحر} (O gemi ise, denizde çalışan yoksullara aitti). Bunu, şairin şu sözünü terennüm etmelerinden almışlardır: “Kılkuyruğa gelince, onu öyle bir vasfedeceğim ki, bana göre içindekilerin bir kısmına uygun düşen bir nitelendirme olacak.” Resûlullah (s.a.v.) bunlar hakkında şöyle buyurmuştur: «Onların kalpleri fitneye uğramıştır; onların durumuna hayran olanların kalpleri de (öyle).»
الباب الأول في ذكر قراءة هؤلاء القراء في هذا الزمانإن مما ابتدع الناس في قراءة القران أصوات الغناء، وهي التي أخبر بها رسول الله صلى الله عليه وسلم أنها ستكون بعده، ونهى عنها ويقال إن أول ما غني به من القرآن قوله عز وجل {أما السفينة فكانت لمساكين يعملون في البحر} ، نقلوا ذلك من تغنيهم بقول الشاعرأما القطاة فإني سوف أنعتها … نعتًا يوافق عندي بعض ما فيهاوقد قال رسول الله - ? - في هؤلاء: «مفتونه قلوبهم وقلوب من يعجبهم شأنهم» .
Ayrıca 'terkîs' adını verdikleri bir şey ihdâs ettiler. Bu, sâkin harf üzerinde durmak isteyip ardından harekeli harfle birlikte kaçar gibi koşarak ve hızlı yürüyerek ilerlemektir. Diğerine 'ter‘îd' adını verdiler. Bu, sesini tıpkı soğuk ve acıdan titreyen kimse gibi titretmektir. Buna şarkı nağmelerinden bir şeyler karıştırabilir. Diğerine 'tatrîb' denir. Bu, Kur'an'ı nağmeyle okumak ve sesi güzel kılmaktır. Kişi med harflerini olmayan yerlerde uzatır, meddi gerekenden fazla yapar, böylece Arapçanın cevaz vermediği şeyleri yapar. Bu tür, kârîler arasında çok yayıldı. Diğerine 'tahzîn' denir. Bu, kişinin kendi tabiatını ve alışkanlığını terk ederek tilâveti başka bir şekilde yapmasıdır. Sanki üzüntülü ve ağlamak üzereymiş gibi huşû ve tevazu ile okur. Âlimler bunu, içinde riya olduğu için hoş karşılamazlar. Bir diğer bid‘atı da şu toplanıp hep birlikte tek bir sesle okuyan kimseler ortaya çıkardı. Meselâ {أَفَلَا يَعْقِلُونَ} ve {أَوَلَا يَعْلَمُونَ} gibi âyetlerde 'efel ya‘kilûn' ve 'evel ya‘lemûn' şeklinde okuyarak elifi hazfederler; yine vâvı hazfederek 'قال' آمنا' derler; yâ'yı hazfederek 'يوم الدن' derler. Uzatılmayacak yerleri uzatır, harekelenmesi câiz olmayan sâkin harfleri harekeleyerek tuttukları yolu düzeltmeye çalışırlar. Buna 'tahrîf' denilmesi gerekir.
وابتدعوا أيضاً شيئاً سموه الترقيص، وهو أن يروم السكت على الساكن ثم ينفر مع الحركة في عدو وهرولة.وآخر سموه الترعيد، وهو أن يرعد صوته كالذي يرعد من برد وألم، وقد يخلط بشيء من ألحان الغناء.وآخر يسمى التطريب، وهو أن يترنم بالقرآن ويتنغم به، فيمد في غير مواضع المد، ويزيد في المد على ما ينبغي لأجل التطريب، فيأتي بما لا تجيزه العربية.كثر هذا الضرب في قراء القرآن.وآخر يسمى التحزين، وهو أن يترك طباعه وعادته في التلاوة، ويأتي بالتلاوة على وجه آخر، كأنه حزين يكاد يبكي مع خشوع وخضوع، ولا يأخذ الشيوخ بذلك، لما فيه من الرياء.وآخر أحدثه هؤلاء الذين يجتمعون فيقرأون كلهم بصوت واحد، فيقولون في نحو قوله: {أفلا يعقلون} ، {أو لا يعلمون} : أفل يعقلون، أول يعلمون، فيحذفون الألف، وكذلك يحذفون الواو فيقولون: قال' آمنا، والياء فيقولون: يوم الدن في {يوم الدين} .ويمدون ما لا يمد، ويحركون السواكن التي لم يجز تحريكها، ليستقيم لهم الطريق التي سلكوها، وينبغي أن يسمى هذا التحريف.
Amma bizim okuyup kendisiyle amel ettiğimiz kıraatimiz, Arap tabiatından ve fasihlerin kelâmından çıkmayan, kıraat vecihlerinden bir vech üzere, kolay, tertilli, hoş lafızlı kıraattir. Her imam için, ondan nakledildiği üzere med, kasr, hemz, hemzin tahfîfi, teşdîd, tahfîf, imâle, feth, işbâ‘ ve benzeri hususlarda ona göre okuruz.
Elfâzın tehzîbiyle neyin istifade edildiği ve lisânın takvîmi hâlinde hâsıl olan semerenin ne olduğu hakkında fasıl.
Bil ki, bundan istifade edilen, Allah teâlânın Kitabının mânâları üzerinde tedebbür etmek, gizliliklerinde tefekkür etmek, maksadlarında tebahhur etmek ve bundan -celâli âlî olan Zâtın- murâdını tahkik etmektir. Zira O teâlâ şöyle buyurmuştur: {Sana mübârek bir kitap indirdik ki âyetlerini tedebbür etsinler ve akıl sâhipleri ibret alsınlar}. İşte lafızlar, en güzel arzları ve en tatlı telaffuz vecihleri üzere, Resûlullah (s.a.v.)'ın «Kur'an'ı seslerinizle süsleyiniz» hadîsiyle teşvik buyurduğu şekilde kulaklara arz edildiği zaman, kalplerin onu karşılaması ve nefislerin ona yönelmesi, lafızların onlardaki tatlılık ve güzelliğin artması sebebiyle, bu dereceye ulaşmayanlara nispetle daha fazla olur. O zaman emirlerine itaat, yasaklarından kaçınma, va‘dine rağbet, vaîdinden korku, terğîbine tamah, tehvîfinden ümit, haberine tasdik, ihmâlinden sakınma, helâl ve haramı bilme hâsıl olur.
İşte bu büyük bir fayda ve öyle bir nimettir ki, onun irtibatını ancak mahrum olan kimse ihmal eder. Bu mânâ sebebiyledir ki namazda ve namaz dışında Kur'an kıraatine kulak vermek (insât) meşru‘ kılınmıştır.
وأما قراءتنا التي نقرأ ونأخذ بها، فهي القراءة السهله المرتله العذبه الألفاظ، التي لا تخرج عن طباع العرب وكلام الفصحاء، على وجه من وجوه القراءات، فنقرأ لكل إمام بما نقل عنه، من مد أو قصر أوهمز أو تخفيف همز أو تشديد أو تخفيف أو إماله أوفتح أو إشباع أو نحو ذلك. فصل فيما يستفاد بتهذيب الألفاظ وما تكون الثمرة الحاصلة عند تقويم اللساناعلم أن المستفاد بذلك حصول التدبر لمعاني كتاب الله تعالى، والتفكر في غوامضه، والتبحر في مقاصده، وتحقيق مراده - جل اسمه - من ذلك.فانه تعالى قال: {كتاب أنزلناه إليك مبارك ليدبروا آياته وليتذكر أولو الألباب} ، وذلك أن الألفاظ إذا أجليت على الأسماع في أحسن معارضها، وأحلى جهات النطق بها، حسب ما حث عليه رسول الله صلى الله عليه وسلم بقوله: «زينوا القرآن بأصواتكم» - كان تلقي القلوب وإقبال النفوس عليها بمقتضى زيادتها في الحلاوة والحسن، على ما لم يبلغ ذلك المبلغ منها، فيحصل حينئذ الامتثال لأوامره، والانتهاء عن مناهيه، والرغبة في وعده، والرهبة من وعيده، والطمع في ترغيبه، والارتجاء بتخويفه، والتصديق بخبره، والحذر من إهماله، ومعرفة الحلال والحرام.وتلك فائدة جسيمة، ونعمه لايهمل ارتباطها إلا محروم، ولهذا المعنى شرع الإنصات إلى قراءة القرآن في الصلاة وغيرها،
Cuma günü hutbeyi dinlemek müstehaptır. Miktedînin kıraati, Fâtiha dışında, düşer. Bu sebeple imamlar, kelâmın tamamlandığı yerde susmayı veya vakfın güzel olduğu yerde durmayı âdet edinmişlerdir. Zira bu yolla mânâlar, fikrî bir zorlamaya veya zikredilen fayda dışında hiçbir faydası olmayan bir meşakkate mahal bırakmaksızın süratle zihinlere ulaşır ve onları kuşatır. Allah tevfîkına nâil eylesin.
وندب الإصغاء إلى الخطبة في يوم الجمعة، وسقطت القراءة عن المأموم ما عدا الفاتحة، ومن أجل ذلك دأب الأئمة في السكوت على التام من الكلام، أو ما يستحسن الوقف عليه، لما في ذلك من سرعة وصول المعاني إلى الأفهام، واشتمالها عليها، بغير مقارعة للفكر، ولا احتمال مشقة لا فائدة فيها غير ما ذكرناه.وبالله التوفيق.
İkinci Bâb: Tecvidin Mânâsına Dairdir. İhtiva Ettiği Fasıllar: Birinci Fasıl: Tecvid, Tahkik ve Tertîl Hakkındadır. Tecvid ise, "cevvade" filinden masdardır; bir kimse, okuduğu lafızları, telaffuzunda kusurdan ârî olmak üzere güzel kılarak kıraat ettiğinde "cevvade tecvîden" denir. Mânâsı, onu (kıraati) itkanda son gayeye ulaşmak ve onu güzelleştirmede nihayet noktaya varmaktır. Bu sebeple bir kimse bir şeyi güzel yaptığında "fiilân şu hususta tecvîd yaptı" denir. İsmi ise "cevdet"tir. Tecvid, tilavetin hilyesi ve kıraatin zînetidir. O, harflere haklarını vermek, onları mertebelerine göre tertip etmek, harfi mahrecine ve aslına irca etmek, onu naziri ve misli olan harfe ilhak etmek, lafzını (med ile) işba etmek ve telaffuzunu, şekil ve heyeti üzere, israfa, taassuba, ifrata ve tekellüfe sapmaksızın letafetle (hafifleterek) icra etmektir. Dânî şöyle demiştir: "Tecvid ile onu terk etmek arasında, aklını kullanarak onun üzerinde tefekkür eden kimse için ancak (bir) riyâzet (meşakkat) vardır."
الباب الثاني: في معنى التجويد، وفيه فصول الفصل الأول في التجويد والتحقيق والترتيلأما التجويد فهو مصدر من جود تجويدا إذا أتى بالقراءة مجودة الألفاظ، بريئة من الجور في النطق بها.ومعناه انتهاء الغاية في إتقانه، وبلوغ النهاية في تحسينه، ولهذا يقال جود فلان في كذا إذا فعل ذلك جيداً، والاسم منه الجودة.فالتجويد هو حلية التلاوة، وزينة القراءة، وهو إعطاء الحروف حقوقها، وترتيبها مراتبها، ورد الحرف إلى مخرجه وأصله، وإلحاقه بنظيره وشكله، وإشباع لفظه، وتلطيف النطق به، على حال صيغته وهيئته، من غير إسراف ولا تعسف، ولا إفراط ولا تكلف، قال الداني: ليس بين التجويد وتركه إلا رياضة لمن تدبره بفكه.
Tahkîke gelince, o, "hakkaka" fiilinden "tahkîkan" vezninde bir masdardır; kişinin bir şeyi hakkı üzere getirmesi, ondan bâtıl tarafını uzaklaştırması demektir. Araplar: "Belagtu hakîkate hâzâ'l-emr" derler; yani bu işin yakînen hakikatine ulaştım. İsminden maksat ise "hak"tır. Mânâsı: Bir şeyin hakkı üzere, ne fazla ne eksik olarak getirilmesidir. Tertîle gelince, o, "rettele" fiilinden "tertîlen" vezninde bir masdardır; kişinin sözünü birbirinin peşi sıra ağır ağır (bir mühlet üzere) söylemesidir. İsminden maksat "retl"dir. Araplar: "Sagrun retlun" derler; dişlerin aralıklı olup birbirine binmemesi hâlidir. el-'Ayn sahibi der ki: "Rettelettu'l-kelâme", yani onda ağır ağır hareket ettim. Asma'î der ki: Dişlerdeki "retl", dişlerin arasının açık olması, birbirine binmemesidir. Tertîlin tarifi: Harflerin tilâvetlerinde hakkı üzere tertip edilmesi, bu esnada yavaş hareket edilmesidir. İkinci Fasıl: "Rattili'l-Kur'âne tertîlen" âyet-i kerimesinin mânâsı hakkındadır. Alî b. Ebî Tâlib (r.a.)'a bu âyet hakkında soruldu, şöyle buyurdu: "Tertîl, harflerin tecvidî ve vakıfların bilinmesidir." İbn Cüreyc, Mücâhid'den onun şöyle dediğini rivayet etti: "Yani onu (Kur'an'ı) bir tertîl üzere ağır ağır oku." Cübeyr, Dahhâk'tan rivayet etti: "Yani onu harf harf oku." Maksim'den rivayet edildiğine göre...
وأما التحقيق فهو مصدر من حقق تحقيقاً، إذا أتى بالشيء على حقه، وجانب الباطل فيه، والعرب تقول: بلغت حقيقة هذا الأمر، أي بلغت يقين شأنه، والاسم منه الحق.ومعناه أن يؤتى بالشيء على حقه، من غير زيادة فيه ولا نقصان منه.وأما الترتيل فهو مصدر من رتل فلان كلامه، إذا أتبع بعضه بعضاً على مكث، والاسم منه الرتل، والعرب تقول: ثغر رتل، إذا كان مفرقاً لم يركب بعضه بعضاً، قال صاحب العين: رتلت الكلام تمهلت فيه.وقال الأصمعي: في الأسنان الرتل، وهو أن يكون بين الأسنان الفرج، لايركب بعضها بعضاً.وحده: ترتيب الحروف على حقها في تلاوتها، بتلبث فيها. الفصل الثاني في معنى قوله تعالى: " ورتل القرآن ترتيلاً "سئل علي بن أبي طالب رضي الله عنه عن هذه الآية، فقال: الترتيل هو تجويد الحروف، ومعرفة الوقوف.وروى ابن جريج، عن مجاهد، أنه قال: أي ترسل فيه ترسلاً.وروى جبير عن الضحاك: أي أنبذه حرفاً حرفاً.وروى مقسم عن
İbn Abbas: Yani onu apaçık beyan etti. Ulemâmız dedi ki: Yani kıraatinde ağırla, harfi kendinden sonraki harften ayır ve acele etme ki bazı harfler diğerlerine karışmasın. Allah sübhânehû ve teâlâ, fiilin emriyle yetinmedi; bilakis onu masdarıyla tekit etti, şanını yüceltmek ve sevabına teşvik için. Yüce Allah buyurdu: {Ve rattelnâhu tertîlen} yani onu ağır ağır (tertîl üzere) indirdik. Bu, mekstir (bekleme/durma); aceleciliğin zıddıdır. Allah Teâlâ yine buyurdu: {Ve Kur’ânen faraknâhu li takra’ehu ale’n-nâsi alâ müksin} yani bir tertîl üzere. Üçüncü Fasıl: Tahkîk ile Tertîl Arasındaki Fark. Tertîl, tedebbür, tefekkür ve istinbat içindir. Tahkîk ise dillerin riyâzeti, kalın lafızların inceltilmesi, kıraatin ikamesi ve her harfe hakkını vermek içindir; med, hemz, işbâ‘ ve tefkîk gibi. Onunla sâkinin harekelenmesi ve bir harekenin ihtilâsı güven altına alınır. Harflerin tefkîki ve fekki, onları beyan etmek ve bazısını bazısından kolaylık ve tertîl ile çıkarmaktır. Bundan olarak fakk-ı rakabe (köle azat etme) ve fakk-ı esîr (esiri kurtarma) gelir; zira onları kölelikten ve esaretten çıkarmaktır. Aynı şekilde fakk-ı rehin (rehni çözmek) onu rehinden çıkarmaktır; fakk-ı kitap (kitabın fethi/çözümü) içindekini çıkarmaktır; fakk-ı a‘zâ (uzuvları çözmek) onları yerlerinden çıkarmaktır. Dânî dedi: Tertîl ile tahkîk arasındaki fark şudur: Tertîl, hemzli ve hemzsiz okuma, med harfini kasr, tahfîf ve ihtilâs ile olur; bunlar tahkîkte yoktur. Aynı şekilde Ebû Bekr eş-Şezâî de böyle dedi.
ابن عباس: أي بينه تبيينا.وقال علماؤنا: أي تلبث في قراءته، وأفصل الحرف من الحرف الذي بعده، ولا تستعجل فتدخل بعض الحروف في بعض.ولم يقتصر سبحانه وتعالى على الأمر بالفعل حتى أكده بمصدره، تعظيما لشأنه، وترغيبا في ثوابه.وقال تعالى {ورتلناه ترتيلاً} أي أنزلناه على الترسل، وهو المكث، وهو ضد العجلة، وقال تعالى: {وقرآناً فرقناه لتقرأه على الناس على مكث} أي على ترسل. الفصل الثالث الفرق بين التحقيق والترتيلالترتيل يكون للتدبر والتفكر والاستنباط.والتحقيق يكون لرياضة الألسن، وترقيق الألفاظ الغليظة، وإقامة القراءة، وإعطاء كل حرف حقه، من المد والهمز والإشباع والتفكيك، ويؤمن معه تحريك ساكن واختلاس حركه.وتفكيك الحروف وفكها بيانها وإخراج بعضها من بعض بيسر وترسل، ومن ذلك فك الرقبة، وفك الأسير، لأنه إخراجهما من الرق والأسر، وكذا فك الرهن هو إخراجه من الارتهان، وفك الكتاب هو استخراج ما فيه، وفك الأعضاء هو إخراجها من مواضعها.قال الداني: الفرق بين الترتيل والتحقيق أن الترتيل يكون بالهمز وتركه والقصر لحرف المد والتخفيف والاختلاس، وليس ذلك في التحقيق.وكذا قال أبو بكر الشذائي.
**Dördüncü Fasıl: Kıraatin Keyfiyetine Dair**
Allah teâlânın kitabı tertîl ve tahkīk ile, hader ve tahfîf ile, hemz ile ve terk ederek, medd ile ve kasr ile, beyân ve idgâm ile, imâle ve tafhîm ile okunur. Hader ve hedr [yani süratli okuyuş] ise, lafızları düzeltmek ve harfleri temkin ile okumak kaydıyla kullanılır; böylece okuyanın hasenatı çoğalır, zira her bir harfe karşılık on sevap vardır. Kâriin, hemzi tekellüfsüz [lüzumsuz zorlamadan], meddi çekerek uzatmadan, teşdîdi ağızda çiğnercesine yapmadan, işbâı ise tekellüf etmeksizin ifa etmesi gerekir. İşte bu, Allah teâlânın kitabının okunduğu kıraat tarzıdır.
**Beşinci Fasıl: İmamların Kıraatinin Zikrine Dair**
Ebû Ca‘fer Ahmed b. Hilâl'den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Bana Muhammed b. Seleme el-Osmanî anlattı, dedi: Verş'e dedim ki: Nâfi‘ nasıl okurdu? O da şöyle cevap verdi: Ne aşırı şiddetli ne de aşırı gevşekti; ikisinin arasında güzel bir okuyuşu vardı.
İbn Mücâhid dedi ki: Ebû Amr'ın okuyuşu kolaydı, tekellüf etmezdi; yolunu bulabildiğince tahfîfi [kolaylaştırmayı] tercih ederdi.
الفصل الرابع: في كيفية التلاوةكتاب الله تعالى يقرأ بالترتيل والتحقيق، وبالحدر والتخفيف وبالهمز وتركه، وبالمد وقصره، وبالبيان والإدغام، وبالإمالة والتفخيم.وإنما يستعمل الحدر والهدرمة، وهما سرعة [القراءة] .مع تقويم الألفاظ، وتمكين الحروف، لتكثر حسناته، إذ كان له بكل حرف عشر حسنات.وأن ينطق القارئ بالهمز من غير لكز، والمد من غير تمطيط، والتشديد من غير تمضيغ، والإشباع من غير تكلف.هذه القراءة التي يقرأ بها كتاب الله تعالى. الفصل الخامس في ذكر قراءة الأئمةعن أبي جعفر أحمد بن هلال، قال: حدثني محمد بن سلمة العثماني، قال: إني قلت لورش: كيف كان يقرأ نافع؟ فقال: كان لا مشدداً ولا مرسلاً، بينا حسناً.وقال ابن مجاهد: كان أبو عمرو سهل القراءة، غير متكلف، يؤثر التخفيف ما وجد إليه السبيل.
Şüzâî, yedi kıraat imamının okuyuşunu vasfederek şöyle demiştir: İbn Kesîr kıraatinin vasfı, açık bir temkin ile güzel ve cehrîdir. Nâfi' kıraatinin vasfı ise selis olup asgari bir medde sahiptir. Âsım kıraatinin vasfı, müteressile ve cürişe olup tertil üzeredir. Âsım'ın kendisi de güzel ses ve kıraati tecvid ile okumakla vasıflanmıştır. Hamza kıraatinin vasfına gelince, onlardan gördüklerimizin çoğu —kıraati bozuk olduğu ve kendilerince uydurulduğu için— rivayet edilmeye layık değildir. Onlardan kıraatinde hadr ve tahkîk bakımından âdil olanların vasfı ise şudur: Medd-i adl, kasr, düzgün hemz, güzel teşdîd; temtît, teşdîk, ses yükseltme ve ter'îd olmaksızın. İşte tahkîkin vasfı budur. Hadr ise en hafif tertil ve en kolay taksim ile kolay ve kâfidir. Kisâî'nin kıraatinin vasfı ise iki vasfın ortasında, mutedildir. İbn Âmir ashâbının kıraati ise takvîmde kararsızlık gösterir ve itidâlden çıkarlar. Ebû Amr b. el-Alâ'nın kıraatinin vasfı, tevessut ve tedvîrdir; hemzi dürtmekten salim, teşdîdi çiğnemekten uzaktır; fasîh ile kolay arasında müteressildir; birbirini takip eder. Şüzâî der ki: Ebû Bekir b. Mücâhid bu kıraatte ve diğerlerinde bu görüşe meylederdi, biz de ona bu şekilde okuduk, o bunu tercih ederdi, İbn el-Münâdî de aynı şekilde alırdı. Allah ikisine de rahmet eylesin.
ووصف الشذائي قراءة أئمة القراءة السبعة، فقال: أما صفة قراءة ابن كثير فحسنة مجهورة، بتمكين بين.وأما صفة قراءة نافع فسلسلة، لها أدنى تمديد.وأما صفة قراءة عاصم فمترسلة جريشة ذات ترتيل، وكان عاصم نفسه موصوفاً بحسن الصوت وتجويد القراءة.وأما صفة قراءة حمزة فأكثر من رأينا منهم لا ينبغي أن تحكى قراءته لفسادها، ولأنها مصنوعة من تلقاء أنفسهم، وأما من كان منهم يعدل في قراءته حدراً وتحقيقاً فصفتها المد العدل والقصر والهمز المقوم والتشديد المجود، بلا تمطيط ولا تشديق، ولا تعلية صوت، ولا ترعيد، فهذه صفة التحقيق.وأما الحدر فسهل كاف، في أدنى ترتيل وأيسر تقطيع.وأما وصف قراءة الكسائي فبين الوصفين في اعتدال.وأما قراءة أصحاب ابن عامر فيضطربون في التقويم، ويخرجون عن الاعتدال.وأما صفة قراءة أبي عمرو بن العلاء فالتوسط والتدوير، همزها سليم من اللكز، وتشديدها خارج عن التمضيغ، بترسل جزل بين سهل، يتلو بعضها بعضاً.قال: وإلى هذا كان يذهب أبو بكر بن مجاهد في هذه القراءة وغيرها، وبه قرأنا عليه، وله كان يختار، وبمثله كان يأخذ ابن المنادى، رحمة الله عليهما.
Üçüncü bâb, kıraatlerin ihtilâfı üzerine devreden usûl-i kıraat hakkındadır. Bunlar: tesmiye ve besmele, med, lin, mat ve kasr, i'tibar, temkin, işba, idgam, izhar, beyan, ihfa, kalb, teshil ve tahfif, teşdid, teskil, tetmim, nakl, tahkik, feth, fagr, irsal, imale, bat ve izdica, tagliz, terkik, revm, işmam, ihtilastır. Besmele, kârinin "Bismillahirrahmanirrahim" demesidir ve o...
الباب الثالث في أصول القراءة الدائرة على اختلاف القراءاتوهي التسمية والبسملة، والمد، واللين، والمط والقصر، والاعتبار، والتمكين، والإشباع، والإدغام، والإظهار، والبيان، والإخفاء، والقلب، والتسهيل والتخفيف، والتشديد، والتثقيل، والتتميم، والنقل، والتحقيق، والفتح، والفغر، والإرسال، والإمالة، والبطح والإضجاع، والتغليظ، والترقيق، والروم، والإشمام، والاختلاس.البسملة عبارة عن قول القارئ {بسم الله الرحمن الرحيم} وهي
Dört harfli bir isimdir. Kişinin "Bismillâh" dediğinde "besmele çekti" (besmele) denir; o kişiye "mübessil" denir. Nitekim kişinin "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" dediğinde "havkale" çektiği, "Hayye ale's-salâh" dediğinde ise "hay'ale" çektiği söylenir. Tesmiye ise bizzat besmelenin kendisidir. "Semmâ yusemmî tesmiyeten, o da musemmîdir" denir ve bu fiil "fasl" olarak da ifade edilir. Fasl ayrıca birbiriyle karşılaşan iki hemze arasındaki elif alanı demektir; aralarını ayıran kimse için kullanılır. Medde gelince, medd ve lîn harflerinin sesleridir; iki türlüdür: tabiî ve arazî. Tabiî medd, medd harfinin kendisinin onsuz var olamayacağı meddir. Arazî medd ise tabiî medde ilaveten gelen, onu gerektiren bir sebeple ortaya çıkan meddir; inşallah yerinde gelecektir. Met ise aynı meddin kendisidir; medd için kullanılan ikinci bir lafızdır. Lîne gelince, medd harfinde akan ses anlamındadır; med ile tabiatı itibarıyla ve bağlantılı olarak karışmıştır, bu hususta biri diğerinden ayrılmaz. Lîn, kendilerinden önceki harf fethalı olduğunda vav ve yâda daha çok cereyan eder; medd ise yâdan önceki harf kesralı, vavdan önceki harf de zammeli olduğunda bu ikisinde daha çok cereyan eder. Kasr ise medd ve lîn harfinin aslî şeklidir ki o da tabiî meddir. İ'tibâr ise bazı kıraatlerde medd ve lîn ile hemzenin birlikte değerlendirilmesidir; şayet ayrı iseler aslî şekle bir şey ilâve edilmez. Temkîn ise yine aslî şekil (ayrıca) demektir; arazî medd ile ifade edilir; ondan "mekkene" şeklinde söylenir, yani ziyade kasdolunduğunda.
اسم مركب، يقال بسمل الرجل بسملةً، فهو مبسمل، كما قالوا حوقل الرجل إذا قال: لا حول ولا قوة إلا بالله، وحيعل إذا قال: حي على الصلاة.والتسمية هي البسملة نفسها، يقال: سمى يسمى تسمية فهو مسم، ويعبر عنها بالفصل.والفصل أيضا عبارة عن مجال الإلف بين الهمزتين التقتا، لمن له الفصل بينهما.وأما المد فهو عبارة عن أصوات حروف المد واللين، وهو نوعان: طبيعي وعرضي.فالطبيعي هو الذي لا تقوم ذات حرف المد دونه.والعرضي هو الذي يعرض زيادة على الطبيعي، لموجب يوجبه، يجيء في مكانه، إن شاء الله تعالى.وأما المط فهو المد نفسه، لغة ثانية فيه.وأما اللين فهو عبارة عما يجري من الصوت في حرف المد، ممزوجا بالمد طبيعة وارتباطا، لا ينفصل أحدهما في ذلك عن الآخر، وهو أجرى في الواو والياء إذا انفتح ما قبلهما، كما أن المد أجرى فيهما إذا انكسر ما قبل الياء، وانضم ما قبل الواو.وأما القصر فهو عبارة عن صيغة حرف المد واللين، وهو المد الطبيعي.وأما الاعتبار فهو عبارة عنه في بعض القراءات، وذلك أن بعضهم يعتبر المد واللين مع الهمزة، فإن كانا منفصلين لم يزد شيئا على الصيغة.وأما التمكين فهو عبارة عن الصيغة (أيضا وقد) يعبر به عن المد العرضي، يقال منه مكن، إذا أريدت الزيادة.
İşbâ‘a gelince, o, sîganın tezyîfinden maksad olan hükmün tamamlanması ifadesidir; ve yine harekelerin noksansız ve eksiltmesiz olarak tam bir şekilde eda edilmesi manasında da kullanılır. İdgâma gelince, o, iki harfin birbirine karıştırılarak tek bir müşedded harf haline getirilmesi ifadesidir. Bunun keyfiyeti şudur: İdgam edilmek istenen harf, kendisine idgam yapılan harfin suretine dönüştürülür. Böylece onun misli haline geldiğinde, artık iki misil meydana gelmiş olur. İki misil meydana gelince de, icmâî bir hüküm olarak idgam vacip olur. Eğer idgam edilen harfin sıfatlarından bir sıfatın baki kalmasına dair bir nass gelmişse, o idgam sahih bir idgam değildir; çünkü şartları tamamlanmamıştır ve bu, ihfâya daha yakındır. Ebü’l-Asbag der ki: Bazı âlimlerimiz bu ismi (ihfâyı) ona ıtlak etmişlerdir; bu, şeyhimiz Ebü’l-Abbâs (rahimehullah)’ın da görüşüdür. İzhâra gelince, o, idgamın zıddıdır; öyle ki, tek bir cisim haline gelmiş olan iki harfin her birinin, bütün sıfatları tam olarak verilmek ve yapısının kemaline ulaştırılmak suretiyle, kendi sureti üzere telaffuz edilmesidir. Beyân ise, izhâr manasında bir başka tabirdir. İhfâya gelince, o, sakin nûn ve tenvinin, kendi harfleri yanında hafî yapılması ifadesidir; buna dair izah daha sonra gelecektir. Bunun hakikati, telaffuz esnasında amel eden kısmın iptal edilmesi, böylece genizden (hayşûmdan) terkib edilmiş bir sesten başka bir şeyin duyulmamasıdır. Ayrıca, harekenin hafî yapılması manasında da kullanılır ki bu da onun temtîtinin (uzatılmasının) noksanlaştırılmasıdır.
وأما الإشباع فهو عبارة عن إتمام الحكم المطلوب من تضعيف الصيغة لمن له ذلك، ويستعمل أيضا ويراد به أداء الحركات كوامل غير منقوصات ولا مختلسات.وأما الإدغام فهو عبارة عن خلط الحرفين وتصييرها حرفا واحدا مشددا وكيفية ذلك أن يصير الحرف الذي يراد إدغامه حرفا على صورة الحرف الذي يدغم فيه، فإذا تصير مثله حصل حينئذ مثلان، وإذا حصل مثلان وجب الإدغام حكما إجماعيا، فإن جاء نص بإبقاء نعت من نعوت الحرف المدغم فليس ذلك الإدغام بإدغام صحيح، لأن شروطه لم تكمل، وهو بالإخفاء أشبه، قال أبو الأصبغ: وقد أطلق عليه هذا الاسم بعض علمائنا، وهو قول شيخنا أبي العباس رحمه الله.وأما الإظهار فهو ضد الإدغام، وهو أن يؤتى بالحرفين المصيرين جسما واحدا منطوقا بكل واحد منهما على صورته، موفىً جميع صفته، مخلصاً إلى كمال بنيته.وأما البيان فهو عبارة أخرى بمعنى الإظهار.وأما الإخفاء فهو عبارة عن إخفاء النون الساكنة والتنوين عند أحرفهما، وسيأتي الكلام عليه، وحقيقته أن يبطل عند النطق به الجزء المعمل، فلا يسمع إلا صوت مركب على الخيشوم.ويستعمل أيضاً عبارة عن إخفاء الحركة، وهو نقصان تمطيطها.