el-Huccetü fi'l-Kırââti's-Seb‘ [el-Huccetü fi'l-Kırââti's-Seb‘]
Müellif: Hüseyin b. Ahmed b. Hâleveyh, Ebû Abdillâh (ö. 370 h./980 m.)
Muhakkik: Dr. Abdülâl Sâlim Mükrim, Kuveyt Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Yayınevi: Dâru'ş-Şurûk - Beyrut
Baskı: Dördüncü, 1401 h. (1980 m.)
Cilt sayısı: 1
[Metin numaralandırması matbu nüshayla uyumludur]
(Uyarı): Dâru'r-Risâle baskısı (Birinci, 1421 h./2000 m.) aynı muhakkike ait olup aynı sayfa numaralarını taşımaktadır.
الحجة في القراءات السبعـ[الحجة في القراءات السبع]ـالمؤلف: الحسين بن أحمد بن خالويه، أبو عبد الله (المتوفى: ٣٧٠هـ)المحقق: د. عبد العال سالم مكرم، الأستاذ المساعد بكلية الآداب - جامعة الكويتالناشر: دار الشروق - بيروتالطبعة: الرابعة، ١٤٠١ هـعدد الأجزاء: ١[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع](تنبيه): ط دار الرسالة (الأولى،١٤٢١هـ - ٢٠٠٠م) لنفس المحقق وبنفس ترقيم الصفحات
Birinci Baskı Önsözü
İbn Hâleveyh henüz geniş çaplı bir incelemeye mazhar olmamış bir şahsiyettir; zira kıraat, nahiv ve lügat sahasında, bu tür bir incelemeye mazhar olmuş Ebû Ali el-Fârisî, İbn Cinnî ve diğerleri gibi büyük âlimlerden aşağı kalmaz. Ümit ederim ki bu muhtasar hal tercümesiyle, araştırmacıların önünü aydınlatarak bu zatın basılı ve yazma hâlindeki mirasına yönelmelerine, onun ışığında çalışmalar ve araştırmalar ortaya koyarak adamın kendi dönemindeki konumunu ve mirasının ebedî mirasımız arasındaki yerini göstermelerine vesile olurum.
Nesebi:
Tabakat kitapları adının Hüseyin b. Ahmed b. Hâleveyh b. Hamdân; künyesinin ise Ebû Abdullah olduğunu kaydetmiştir (1).
Yetişmesi:
Yâkût, onun Hemedan'da yetiştiğini, ardından Bağdat'a geldiğini zikreder; bu görüşe Suyûtî de Buğye'de iştirak eder (2). Râvîler, üç yüz on dört senesinde (h. 314) Bağdat'a girerek oranın şeyhlerinden ders almak ve âlimlerinden istifade etmek üzere geldiğini kaydetmişlerdir. Bununla birlikte râvîlerin kitapları doğum senesine değinmemiş, ancak vefat senesine temas etmişlerdir; onun Halep'te üç yüz yetmiş senesinde (h. 370) vefat ettiğinde ittifak etmişlerdir (3).
(1) el-Buğye 1/529, Muʿcemü'l-Üdebâ 9/200.
(2) el-Buğye 1/529.
(3) el-Buğye 1/529, Muʿcemü'l-Üdebâ 9/200, Ğâyetü'n-Nihâye 1/237.
مقدّمة الطّبعة الأولىابن خالويهابن خالويه شخصية لم تظفر بالدراسة الواسعة بعد؛ لأنه في مجال القراءات والنحو، واللغة لا يقل عن هؤلاء الأعلام الذين ظفروا بمثل هذه الدراسة كأبي على الفارسي، وابن جني، وغيرهما.ولعلّي بهذه الترجمة الموجزة أنير الطّريق أمام الباحثين ليتّجهوا إلى تراث هذا الرجل المطبوع والمخطوط، ليقيموا في ضوئه دراسات وبحوثا، تظهر مكانة الرجل في عصره، ومكانة تراثه بين تراثنا الخالد. نسبه:سجّلت كتب الطبقات أن اسمه: الحسين بن أحمد بن خالويه بن حمدان؛ وكنيته: أبو عبد الله «١». نشأته- ذكر ياقوت: أنه نشأ في (همذان)، ثم وفد إلى (بغداد) بعد ذلك، ويشاركه في هذا الرأي السيوطي في البغية «٢» وقد سجّل الرّواة أنه في سنة أربع عشرة وثلاثمائة دخل بغداد ليتلقى عن شيوخها، ويأخذ عن أعلامها.هذا، ولم تتعرض كتب الرواة لسنة مولده، وإن تعرّضت لسنة وفاته، فقد أجمعت على أنه توفي بحلب سنة سبعين وثلاثمائة «٣».(١) البغية ١ - ٥٢٩، معجم الأدباء ٩ - ٢٠٠.(٢) البغية ١ - ٥٢٩.(٣) البغية ١ - ٥٢٩، معجم الأدباء ٩ - ٢٠٠، غاية النهاية ١ - ٢٣٧.
Hocaları – İbn Hâlûye'nin ilmî ve kültürel teşekkülünde büyük tesiri olan hocaları şunlardır: 1 - İbn Mücâhid: İbn Hâlûye, İbn Mücâhid'den Kur'ân-ı Kerîm ilimleri ve kıraat ilmini tahsil etti. Kendisi Ahmed b. Mûsâ b. Abbâs et-Temîmî'dir; döneminde 'Şeyhu's-Sın'a' (sanatın şeyhi) lakabıyla anılırdı. Ona, yedi kıraat imamını ilk defa yedili (yedi imamla) sınırlandıran kişi olması şerefi yeter; kıraat ilminin otoritesiydi «1». 2 - İbn Düreyd: O, Ebû Bekr Muhammed b. Hasan b. Düreyd el-Ezdî'dir. İbn Hâlûye ondan nahiv ve edebiyat dersi aldı. İbn Düreyd çok şiir söyleyen bir şairdi; şiirlerinden meşhur 'el-Maksûre'si ve maksûr ile memdûdu bir araya getirdiği meşhur kasidesi vardır «2». Kendisiyle Ebû Hâşim el-Cübbâî aynı gün vefat edip (Hayzurân) Mezarlığı'na defnedildiklerinde halk, 'İbn Düreyd ve el-Cübbâî'nin ölümüyle dil ve kelâm ilimleri yok oldu' dedi. Cahza onun için şu mersiyeyi söyledi: 'İbn Düreyd ile her menfaati yitirdim; o, taş ve toprağın üçüncüsü olunca. Bir zamanlar cömertliğin kaybına ağlardım; şimdi ise cömertlik ve edebin kaybına ağlıyorum «3». 3 - İbn Enbârî: O, nahiv âlimi Ebû Bekr Muhammed b. Kâsım b. Beşşâr el-Enbârî'dir. Kûfe nahiv ekolünün en bilgili ve en faziletli kişilerindendi; dili en çok ezberleyenlerdendi. Rivayet edildiğine göre İbn Enbârî, Kur'ân-ı Kerîm'den üç yüz bin şahit beyit ezberlemişti «4». Muhammed b. Ca'fer et-Temîmî onun hakkında şöyle demiştir: 'Ebû Bekr b. Enbârî'den daha ezberci ve ilimce daha verimli bir kimse görmedik' «5». (1) Gâyetü'n-Nihâye 1-142. (2) Nüzhetü'l-Elbâ – 174. (3) Nüzhetü'l-Elbâ – 175. (4) Nüzhetü'l-Elbâ – 179. (5) Nüzhetü'l-Elbâ – 181.
شيوخه- من شيوخه الذين كان لهم أثر كبير في تكوينه العلمي والثقافي.١ - ابن مجاهد:تلقى ابن خالويه، على ابن مجاهد علوم القرآن الكريم والقراءات وهو: أحمد بن موسى بن العباس التميمي، كان يلقب في عصره بشيخ الصنعة، ويكفيه فخرا أنه أوّل من سبّع السبعة، وكان إليه المرجع في فن القراءات «١».٢ - ابن دريد:وهو أبو بكر محمد بن الحسن بن دريد الأزدي، تلقّى عليه ابن خالويه النحو والأدب.وكان ابن دريد شاعرا كثير الشّعر، ومن شعره «المقصورة» المشهورة، والقصيدة المشهورة التي جمع فيها بين المقصور والممدود «٢». ولما مات هو وأبو هاشم الجبّائي في يوم واحد، ودفنا في مقبرة (الخيزران)، قال الناس: مات علم اللغة والكلام بموت ابن دريد والجبّائي.وقد رثاه جحظة فقال:فقدت بابن دريد كل منفعة … لما غدا ثالث الأحجار والتربقد كنت أبكي لفقد الجود آونة … فصرت أبكي لفقد الجود والأدب«٣» ٣ - ابن الأنباري:هو أبو بكر محمد بن القاسم بن بشّار الأنباري النحوي، كان من أعلم الناس وأفضلهم في نحو الكوفيين، وأكثرهم حفظا للغة.وكان ابن الأنباري- كما يذكر الرّواة- مهتما بالدراسة القرآنية، فقد ذكروا أنه كان يحفظ ثلاثمائة ألف بيت شاهد في القرآن الكريم. «٤»وقال عنه: محمد بن جعفر التّميمي: «أما أبو بكر بن الأنباري فما رأينا أحفظ منه، ولا أغزر منه في علمه». «٥»(١) غاية النهاية ١ - ١٤٢.(٢) نزهة الألباء- ١٧٤.(٣) نزهة الألباء- ١٧٥.(٤) نزهة الألباء- ١٧٩.(٥) نزهة الألباء- ١٨١
Enbârî hakkında şöyle rivayet edilir: Kendisi taze hurma alır, koklar ve şöyle dermiş: «Muhakkak ki sen hoşsun; fakat senden daha hoş olan, Allah azze ve cellenin bana bahşettiği ilimdir.» (1)
4 – Ebû Ömer ez-Zâhid:
Ebû Ömer, Muhammed b. Abdilvâhid b. Ebî Hâşim el-Lugavî ez-Zâhid'dir. Dil âlimlerinin en büyüklerinden ve onların en hâfızından idi. Ebü'l-Abbâs Sa‘leb'den ilim almış olup Gulâm-ı Sa‘leb (Sa‘leb'in kölesi) diye tanınırdı.
Ebü'l-Kāsım Abdülvâhid b. Bürhân el-Esedî onun hakkında şöyle demiştir: «Öncekilerden ve sonrakilerden hiç kimse dil ilmi hususunda Ebû Ömer ez-Zâhid'in sözünden daha güzel konuşmamıştır.»
Yine Ebü'l-Abbâs el-Yeşkürî onu medhederek şöyle demiştir:
Ebû Ömer, ilimde öyle bir mertebeye ulaştı ki,
ona yükselmek isteyen kayar, onunla boy ölçüşmeye kalkan helâk olur.
Eğer yemin etsem yalan söylemiş olmazdım:
Görenler, ona denk bir âlim görmediler.
Şu beytine kadar:
Ne zaman ki «İlminin sonuna yaklaştık» desem,
öylesine coşar ki derim ki: «İşte bunlar onun başları!» (2)
5 – Ebû Saîd es-Sîrâfî:
Ebû Saîd el-Hasen b. Abdillâh b. el-Merzübân es-Sîrâfî en-Nahvî'dir. Devrinin en parlak yıldızlarından idi. İbn Hâleveyh onun yanına gidip ders halkasında oturmuş ve ondan, daha sonra inceleyeceğimiz dil ve nahiv metoduna büyük ölçüde tesir eden derin bir etki almıştır. Zira Ebû Saîd, merhum Profesör Ahmed Emîn'in dediği gibi, «devrinin muhafazakârlarının lideri» (3) idi. Dilin kaynağının rivayet ve nakil olduğu, kıyas ve akıl olmadığı kanaatindeydi.
İşte bu metotla Sîrâfî, meşhur bir münazarada mantıkçı (Mettâ)'yı mağlup etmeyi başardı. Bu münazaraya şahit olan Vezir İbnü'l-Furât, Sîrâfî hakkında şöyle demiştir: «Allah'ın gözetimi üzerinize olsun ey şeyh! Gerçekten ciğerleri serinlettin, gözleri aydınlattın, yüzleri ak ettin ve zamana yenilmeyen, ârızalara uğramayan bir üslûp ortaya koydun.» (4)
Netice itibarıyla, öğrenci hocasının eseridir. İbn Hâleveyh'in şahsiyetinin oluşumunda, aklının terbiyesinde ve düşüncesinin yücelmesinde, ulemâ-yı a‘lâmdan oluşan bu halkalarda bulunmasının büyük payı olmuştur. Zira bu âlimler
(1) Nüzhetü'l-Elibbâ, s. 181.
(2) Nüzhetü'l-Elibbâ, s. 189.
(3) Zaheru'l-İslâm, II, 91.
(4) el-İmtâ‘ ve'l-Mü'ânese, I, 128-129.
ويحكى أن الأنباري عن نفسه فيقول: إنه كان يأخذ الرّطب ويشمه ويقول:«أما إنّك طيّب، ولكن أطيب منك ما وهب الله عز وجل لي من العلم» «١».٤ - أبو عمر الزّاهد:هو أبو عمر: محمد بن عبد الواحد بن أبي هاشم اللغوي الزاهد كان من أكابر أهل اللغة، وأحفظهم لها. أخذ عن أبي العباس ثعلب، وكان يعرف بغلام ثعلب.وقد قال عنه أبو القاسم عبد الواحد بن برهان الأسدي: «لم يتكلم في علم اللغة من الأولين والآخرين أحسن من كلام أبي عمر الزّاهد». وقال فيه أبو العباس اليشكري يمدحهأبو عمر أوفى من العلم مرتقى … يزل مساميه، ويردي مطاولهفلو أنني أقسمت ما كنت كاذبا … بأن لم ير الراءون حبرا يعادلهإلى أن يقول:إذا قلت شارفنا أواخر علمه … تفجّر حتى قلت هذي أوائله«٢» ٥ - أبو سعيد السيرافي:هو أبو سعيد الحسن بن عبد الله بن المرزبان السيرافي النحوي، كان من ألمع نجوم عصره، فسعى إليه ابن خالويه، وجلس في حلقته، وتأثر به أثرا كبيرا ظهر في منهجه اللغوي والنحوي الذي سنتعرض له فيما بعد، ذلك لأن أبا سعيد كان كما يقول المرحوم الأستاذ أحمد أمين: «زعيم المحافظين في عصره» «٣» حيث يرى أن اللغة مرجعها الرواية والنقل، لا القياس والعقل. وبهذا المنهج استطاع السيرافي أن يهزم (متّى) المنطقي في مناظرة مشهورة، جعلت الوزير ابن الفرات- وكان مشاهدا لها- يقول في السيرافي: «عين الله عليك أيها الشيخ، فقد ندّيت أكبادا، وأقررت عيونا، وبيّضت وجوها، وحكت طرازا لا يبليه الزمان، ولا يتطرّق إليه الحدثان. «٤»وبعد، فإذا كان التلميذ صنعة أستاذه، فقد كان حظ ابن خالويه في تكوين شخصيته، وتربية عقله، وسموّ تفكيره، كبيرا، لأنه جلس في حلقات هؤلاء الأعلام الذين ملئوا(١) نزهة الألباء- ١٨١(٢) نزهة الألباء: ١٨٩.(٣) ظهر الإسلام: ٢ - ٩١.(٤) الامتاع والمؤانسة: ١ - ١٢٨، ١٢٩.
Dünya onların fikrî âsârları ve edebî mahsulleriyle bezenmiştir ki bu eserler onların zikrini ebedîleştirmiş, tarihte sîretlerini güzelleştirmiştir. Seyahatleri – İnbâhü'r-Ruvât, İbn Hâleveyh'in Yemen'e girip orada konakladığını kaydeder. Bu rivayet, el-Lehcî el-Yemenî'nin, İbnü'l-Hâik el-Yemenî ve şiirine temas ettiği eseri el-Ütrucce'de (1) geçmektedir. Şöyle der: 'Buna delil olarak, İmam Hüseyin b. Hâleveyh'in Yemen'e girip orada konakladığı ve ikamet ettiği sırada İbnü'l-Hâik'in divanını şerh etmesi, ona ihtimam göstermesi, garîb kelimelerini ve i'râbını zikretmesidir.' İnbâh sahibi şöyle der: 'İbn Hâleveyh'in Yemen'e girdiğini sadece bu el-Ütrucce kitabından biliyorum. Bu kitap, az bulunur, nâdir bir eserdir; câhiliye ve İslâm devrinden günümüze yakın zamana kadar Yemen şiirini zikreder. Ben ondan bir nüsha görmedim, ne de onu zikreden birini; ancak babamın kitabında bir nüshaya rastladım ki o da vefatından sonra Yemen diyarından getirilmişti.' (2) Her halükârda, eğer bu rivayet sahih ise, şu muhakkaktır ki onun Yemen'e yaptığı bu seyahat, Halep'e gidip oraya yerleşmesinden, Seyfüddevle'nin himayesinde yaşamasından ve ilminin orada yayılmasından önce gerçekleşmiştir. (3) İnbâh ayrıca şunu ekler: O, Meyyâfârikîn ve Hımıs'ta da fayda sağlamak ve tasnif yapmak üzere başköşeye geçmiştir. (4) Nihayet Halep'te karar kılmış ve üç yüz yetmiş senesinde eceli gelmiştir. Sosyal Hayatı – Görünüşe göre İbn Hâleveyh'in geçimi dardı. Bir yandan sıkıntıyı gidermek, diğer yandan yoksulluğu uzaklaştırmak için mal peşinde koşardı. Buna delil olarak, Seyfüddevle'nin meclisinde bir topluluğa sorduğu bir soru karşısında İbn Hâleveyh'in söylediği sözlerdir: 'Uzun bir isim biliyor musunuz ki çoğulu kısadır?' Dediler ki: 'Hayır.' İbn Hâleveyh: 'Ben iki isim biliyorum fakat onları ancak bin dirhem karşılığında söylerim, aksi takdirde teşekkür edilmeden alınıp kullanılır.' (5) Buna şu sözü de delâlet eder: 'Ne çok söyleyen vardır: Neden seni yaya görüyorum? / Dedim ki: Çünkü sen süvarisin.'
(1) el-Ütruc: Hemzenin ötresi, cîmin şeddeli okunmasıyla bilinen bir meyvedir. Tekili 'ütrucce'dir.
(2) el-İnbâh, 1/326.
(3) el-Buğye, 1/529.
(4) el-İnbâh, 1/325.
(5) el-Buğye, 1/530.
الدنيا بآثارهم الفكرية، وإنتاجهم الأدبي، الذي خلّد ذكرهم، وعطر في التاريخ سيرتهم. رحلاته- ذكر «إنباء الرواة»: أنه دخل اليمن، ونزل ديارها، وهي رواية اللّحجي اليمني في كتابه «الأترجّة» «١» حين تعرّضه لابن الحائك اليمني وشعره، قال ما نصه:«ومن الشاهد على ذلك أن الحسين بن خالويه الإمام لما دخل اليمن، ونزل ديارها، وأقام بها، شرح ديوان ابن الحائك، وعنى به، وذكر غريبه وإعرابه».قال صاحب الإنباه:«ولم أعلم أن ابن خالويه دخل اليمن إلّا من كتاب «الأترجة» هذا، وهو كتاب غريب، قليل الوجود اشتمل على ذكر شعر اليمن في الجاهلية والإسلام إلى قريب من زماننا هذا، وما رأيت منه نسخة، ولا من ذكره إلّا نسخة واحدة جاءت في كتاب الوالد أحضرت بعد وفاته من أرض اليمن» «٢».على أية حال كانت إن صحّت هذه الرواية فمن المؤكد أن رحلته هذه إلى اليمن كانت قبل رحلته إلى حلب حيث سكنها، وعاش في كنف سيف الدولة بها، وهناك انتشر علمه. «٣»ويزيد «الإنباه» أنه تصدّر أيضا (بميّافارقين) و (حمص) للإفادة والتصنيف «٤» وأخيرا استقر به المقام في (حلب) حيث وافاه الأجل المحتوم في سنة سبعين وثلاثمائة. حياته الاجتماعية- فيما يبدو أن ابن خالويه كانت معيشته ضنكا، فقد كان يجري وراء المال ليسدّ العوز، ويبعد الفاقة، يدل على ذلك قوله لسيف الدولة حينما سأل جماعة في مجلسه؛ هل تعرفون اسما ممدودا، وجمعه مقصور؟ فقالوا: لا. فقال ابن خالويه: أنا أعرف اسمين لا أقولهما إلّا بألف درهم لئلا يؤخذا بلا شكر. «٥»ويدل على ذلك أيضا قوله:وكم قائل ما لي رأيتك راجلا … فقلت له من أجل أنك فارس(١) الأترج: بضمّ الهمزة، وتشديد الجيم: فاكهة معروفة، الواحدة: «أترجّة».(٢) الإنباه: ١ - ٣٢٦.(٣) البغية ١ - ٥٢٩.(٤) الإنباه: ١ - ٣٢٥(٥) البغية ١ - ٥٣٠.
Ve der ki: Cömertlik benim tabiatımdır, fakat malım yok… Nasıl bağışta bulunur ki borçla hile yapan? İşte nasibim, onu bugün hatıra olarak al… Genişliğe erişinceye kadar gaybda ümitlerim var. [1]
Onun çağdaşları:
1. Ebû Ali el-Fârisî: İbn Hâleveyh’in çağında nahiv, lügat ve kıraat ilimlerinde ün ve mevki sahibi bir zat ortaya çıktı; o, el-Hasen b. Ahmed b. Abdulgaffâr b. Süleymân el-Fârisî’dir. Fârisî, nahvin büyük imamlarından olup, kıyas, illet, mantık ve cedel konusundaki görüşleriyle insanları meşgul etmiş, hatta nahivcilerin pek çoğu onu Ebü'l-Abbas el-Müberred’e üstün tutmuştur. Ebû Tâlib el-Abdî onun hakkında: “Sîbeveyh ile Ebû Ali arasında, ondan daha üstünü yoktur” demiştir.[2] Ebû Ali’nin nahivde ulaştığı bu mertebe, Adudü’d-devle’ye: “Ben nahivde Ebû Ali’nin talebesiyim” dedirtmiştir.[3]
İbn Hâleveyh ile Ebû Ali el-Fârisî arasındaki rekabet son derece şiddetliydi. Ebû Ali, “el-İğfâl” adlı kitabını yazmış ve orada hocası Ebû İshâk ez-Zeccâc’ın “Me‘âni’l-Kur’ân” isimli eserinde ihmâl ettiği hususları zikretmiş; fakat Ebû Ali’nin (el-İğfâl’de) üstadı Zeccâc’a yönelttiği bu tenkit, İbn Hâleveyh’i hoşnut etmemiş, o da onu tahlil etmişti. Ebû Ali de buna “Nakdu’l-Hâzûr” adlı kitabında karşılık vermiş ve sözü iyice genişletmişti. Bağdâdî, “Hazânetü’l-Edeb”inde Ebû Ali ile İbn Hâleveyh arasında tartışma konusu olan bir dizi meseleyi nakletmiş olup, bunlardan örnek olarak İbn Hâleveyh’in şu sözünü anmaktayım: “Vâv harfi, kasidelerin başında ‘ve kâtimi’l-a‘mâk’ gibi kullanıldığında, yalnızca ‘Rabbe’ anlamına delâlet eder; atıf için olamaz, çünkü kendisine atfedilecek bir şey önce geçmemiştir.” Fârisî, “Nakdu’l-Hâzûr”da şöyle demiştir: “Bu, görüşünü naklettiğimiz kimselerden hiçbirinin gittiğini bilmediğimiz ve söylemediğini duymadığımız bir şeydir.”[4]
(1) el-Buğye, I, 530. (2) Nüzhetü’l-Elibbâ, 208. (3) Mu‘cemü’l-Üdebâ, VII, 234. (4) Hazânetü’l-Edeb, I, 39.
وقوله:الجود طبعي، ولكن ليس لي مال … فكيف يبذل من بالقرض يحتالفهاك حظي فخذه اليوم تذكرة … إلى اتساعي فلي في الغيب آمال«١» معاصروه:١ - أبو علي الفارسي:في عصر ابن خالويه ظهر رجل له شهرته، ومكانته في النحو واللغة والقراءات، ذلك هو الحسن بن أحمد بن عبد الغفار بن سليمان الفارسي.كان الفارسي من أكابر أئمة النحو، وشغل الناس بآرائه في القياس والعلّة والمنطق والجدل حتى فضله كثير من النحويين على أبي العباس المبرد.وقال فيه أبو طالب العبدي: ما كان بين سيبويه وأبي علي أفضل منه «٢».هذه المنزلة التي وصل إليها أبو علي في النحو جعلت عضد الدولة يقول: أنا غلام أبي علي في النحو. «٣»وكانت المنافسة بين ابن خالويه وأبي علي الفارسي على أشدّها. فقد كتب أبو علي كتابه «الإغفال»، وذكر فيه ما أغفله شيخه أبو إسحاق الزجاج في كتابه: «معاني القرآن»، ولكن هذا النقد الذي وجهه أبو علي إلى أستاذه الزّجاج في (الإغفال) لم يرض ابن خالويه، فتعقبه فيما كتب. وعقب على تعقيبه أبو على في كتاب سماه «نقض الهاذور» وبسط الكلام فيه كل البسط. وقد أورد البغدادي في «خزانته» طائفة من المسائل التي كانت موضع نقاش بين أبي علي وابن خالويه، أذكر منها على سبيل المثال قول ابن خالويه:«إن الواو إذا كانت في أوائل القصائد نحو: وقاتم الأعماق … فإنها تدل على ربّ فقط، ولا تكون للعطف، لأنه لم يتقدم ما يعطف عليه بالواو.وقال الفارسي في «نقض الهاذور»: هذا شيء لم نعلم أحدا ممّن حكينا قوله ذهب إليه، ولا قال به» «٤».(١) البغية ١ - ٥٣٠(٢) نزهة الألباء: ٢٠٨(٣) معجم الأدباء ٧ - ٢٣٤(٤) خزانة الأدب: ١ - ٣٩.
İbnü'l-Enbârî, Nüzhetü'l-Elibbâ’da şöyle der: O (İbn Hâleveyh) ile Ebû Alî el-Fârisî bir araya gelmiş ve aralarında bir konuşma geçmiş. İbn Hâleveyh, Ebû Alî’ye: “Sîbeveyh’in Kitabı hakkında konuşalım” demiş; Ebû Alî de ona: “Hayır, el-Fasîh hakkında konuşalım” cevabını vermiş.
Ve rivayet edilir ki İbn Hâleveyh, Ebû Alî’ye: “Kılıcın kaç adı vardır?” diye sormuş. Ebû Alî: “Bir adı vardır” demiş. Bunun üzerine İbn Hâleveyh: “Hayır, pek çok adı vardır” diyerek el-Husâm, el-Mihzem, el-Kadîb gibi adları saymaya başlamış. Ebû Alî de: “Bunların hepsi sıfattır” demiş. «1»
İbn Hâleveyh’in Ebû Alî’ye karşı rekabeti, üstadı Ebû Sa‘îd es-Sîrâfî’nin Ebû Alî el-Fârisî’ye olan rekabetinin bir yankısından ibaretti. Zira Ebû Alî – Ebû Hayyân et-Tevhîdî’nin dediğine göre – “Ebû Sa‘îd’e karşı öfke ve hasetle yanıp tutuşuyordu. Çünkü Ebû Sa‘îd, Sîbeveyh’in Kitabı’nı baştan sona, garîb lafızlarıyla, örnekleriyle, şahitleriyle ve şiirleriyle şerhetmeyi başarmıştı. Bu, Allah’ın dilediğine verdiği bir lütuftu. Zira bu iş, ilimlerinin genişliğine ve sözlerinin bolluğuna rağmen ne Müberrid’e, ne Zecâc’a, ne İbn Serrâc’a, ne de İbn Düsteveyh’e nasip olmuştu.” «2»
Ebû Sa‘îd es-Sîrâfî’nin talebesi İbn Hâleveyh nezdindeki yüksek mertebesi sebebiyle, Fârisî’nin Sîrâfî’ye karşı taşkınlığını bildirmek üzere Seyfüddevle’ye bir mektup yolladı. Bu taşkınlık hoş karşılanacak bir davranış değildi. Çünkü Sîrâfî’nin konumu, özellikle mantıkçı Mettâ’nın mağlubiyetinden sonra, etrafında bir kutsiyet ve haşmet örgüsü oluşturmuştu. Bu sebeple ne Ebû Alî’nin ne de başkasının, Arap dilini yücelten ve Sîbeveyh’in Kitabı’nın zorluklarını kolaylaştıran bu şahsiyete dil uzatması uygun düşmezdi.
Fârisî bu mektubun haberini duyunca sessiz kalmadı; o da Seyfüddevle’ye bir mektup göndererek kendisinden atılan iftirayı reddetti ve karışıklığı giderdi. Fârisî’nin mektubunda yer alan ifadelerden bazıları şunlardır: “Bu adamın – yani İbn Hâleveyh’in – sözlerindeki dikkatsizliğini gösteren hususlardan biri de şu sözüdür: ‘Nûh’un ömrü kadar yaşasa bile Sîrâfî’nin huzurunda okumaya asla layık olamaz.’ Oysa o, İbn Behrâz es-Sîrâfî’nin kendisinden çocukların ve öğretmenlerinin ders okuduğunu bilmektedir. Öyleyse ben, çocukların ders okuduğu bir kimsenin huzurunda okumaya layık değil miyim? Bu durumun gizli bir yanı yoktur. Hem o, benim hakkımda aktardıklarında karışıklık yapmıştır. Ben ‘Sîrâfî benden ders okudu’ demedim. Ben sadece ‘O veya bugün bu ilimden bir şeylerle uğraşan başkaları benden öğrendi veya benden aldı’ dedim. ‘Benden öğrendi’ demek, ‘bana okudu’ demek gibi değildir. Çünkü bir kimse, kendisinden bir şey öğrenmediği halde ona ders okuyabilir; yine bir kimse, kendisine ders okumadığı halde ondan bir şey öğrenebilir. İbn Behrâz es-Sîrâfî, Muhammed b. es-Serrî zamanında ve ondan sonra benden öğrenmiştir.”
(1) Nüzhetü’l-Elibbâ, s. 208. (2) el-İmtâ‘ ve’l-Mü’ânese, s. 131.
وقال ابن الأنباري في (نزهة الألباء): إنه اجتمع هو وأبو علي الفارسي فجرى بينهما كلام، فقال لأبي علي: نتكلّم في كتاب سيبويه، فقال له أبو عليّ: بل نتكلم في الفصيح.ويحكى أنه قال لأبي علي: كم للسيف اسما؟ قال: اسم واحد، فقال له ابن خالويه:بل أسماء كثيرة، وأخذ يعدّدها نحو: الحسام، والمخذم، والقضيب … فقال أبو علي:هذه كلها صفات. «١»ولم تكن منافسة ابن خالويه لأبي علي إلّا صدى لمنافسة أستاذه أبي سعيد السيرافي لأبي علي الفارسي، فقد كان أبو علي- كما يقول أبو حيان التوحيدي- «متقدا بالغيظ على أبي سعيد وبالحسد له، كيف تمّ له تفسير كتاب سيبويه من أوّله إلى آخره، بغريبه، وأمثاله، وشواهده، وأبياته، ذلك فضل الله يؤتيه من يشاء، لأن هذا شيء ما تمّ للمبرد، ولا للزجاج، ولا لابن السراج، ولا لابن درستويه مع سعة علمهم، وفيض كلامهم» «٢».ولمنزلة أبي سعيد السّيرافي في نفس تلميذه ابن خالويه أرسل إلى سيف الدولة ليعلمه تطاول الفارسيّ على السّيرافيّ، وهو تطاول غير محمود، لأن منزلة السّيرافي وبخاصة بعد هزيمة (متّى) المنطقي نسجت حوله ثوبا من القدسية والمهابة، فلا يليق بأبي علي أو غيره، أن ينال من هذه الشخصية التي أعلت لغة العرب، وذلّلت مصاعب كتاب سيبويه.ولم يسكت الفارسي حينما علم خبر هذه الرقعة- فأرسل إلى سيف الدولة رقعة ينفي فيها عن نفسه التهمة، ويزيل اللّبس. ومن العبارات التي ضمتها رسالة الفارسي قوله: «من ذلك بعض ما يدل على قلة تحفظ هذا الرجل- يعني بذلك ابن خالويه فيما يقوله- هو قوله:لو يبقى عمر نوح ما صلح أن يقرأ على السّيرافي مع علمه بأن (ابن بهراذ) السّيرافي يقرأ عليه الصبيان ومعلموهم، أفلا أصلح أن أقرأ على من يقرأ عليه الصبيان؟ هذا، مما لا خفاء فيه، كيف، وقد خلط فيما حكاه عنّي؟. وأني قلت: إنّ السيرافي قد قرأ عليّ. ولم أقل هذا، إنما قلت: تعلّم مني، أو أخذ منّي هو أو غيره ممّن ينظر اليوم في شيء من هذا العلم. وليس قول القائل: تعلّم منّي مثل قرأ عليّ، لأنه يقرأ عليه من لا يتعلّم منه، وقد يتعلّم منه من لا يقرأ عليه. وتعلّم ابن بهراذ السيرافي منّي في أيام محمد بن السّري وبعده(١) نزهة الألباء: ٢٠٨.(٢) الإمتاع والمؤانسة: ١٣١.
Bu husus, beni ve kendisini Ali b. el-Verrâk, Muhammed b. Ahmed b. Yûnus gibi tanıyanlardan ve bu sahaya (nahve) talip olan Benî el-Ezrak kâtiplerinden ve başkalarından gizli kalmaz. Keza (Sif Şüveyz'de) bana devamlı uğradığını gören Abdullah b. Ca‘fer b. Dürestûyeh en-Nahvî gibi birçok Fars da (bunu bilir). Zira o, kardeşi Hasan b. Ca‘fer ölmeden önce benim mahallemde (beyt beyte) komşumdu; sonra Darbü'z-Za‘ferânî'de kardeşinden kendisine miras kalan evine taşındı."(1)" Ben bu risâlenin bu kısmını kaydetmeye gayret ettim; tâ ki bu, iki zat arasındaki büyük rekabetin boyutunu gösteren açık bir misal olsun: Bir taraftan her birinin Seyfüddevle'nin gönlünü kazanma çabası, diğer taraftan bu asrın lügat ve nahiv sahalarındaki ihtişamı.
2 - el-Mütenebbî:
Ebü't-Tayyib Ahmed b. el-Huseyn el-Ca‘fî, yalnızca şiirleriyle dünyayı dolduran ve sözleri sağır olanlarca dahi işitilen bir şair değildi; bilakis derinlemesine nüfuz etmiş bir lügat âlimi ve nahivciydi. Bunun delili şudur: Ebü't-Tayyib ile Ebû Ali el-Fârisî bir araya geldi. Ebû Ali ona: "'Fu‘lî' vezninde (fâ‘nın kesresiyle) kaç tane cem‘ gelmiştir?" diye sordu. Mütenebbî: "Hacelâ ve zarabâ, bunlar hacel ve zarabân'ın cem‘idir" diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebû Ali: "O gece bunlara üçüncü birini bulmak için uykusuz kaldım fakat bulamadım" dedi. Ve onun hakkında: "Kendi alanında onun gibisini görmedim" demiştir."(2)"
Mütenebbî, Seyfüddevle'ye methiyeler düzmek ve çokça medh etmek üzere onunla irtibat kurdu. Seyfüddevle'nin meclisinde kendisiyle İbn Hâleveyh arasında geçen münazaralar, iki zat arasındaki rekabetin boyutunu açıklamaktadır.
Rivayet edilir ki Mütenebbî, Seyfüddevle b. Hamdân'a bazı kasidelerinin matlaında şu beyti inşad ettiğinde:
"Vefâkümâ ke'z-ziba‘ eşcâhü tâsîmühû"
Orada İbn Hâleveyh de bulunuyordu. İbn Hâleveyh ona: "Ey Ebü't-Tayyib! Aslında 'şecâhü' denir (bunu mazi fiil zannederek)" dedi. Bunun üzerine Ebü't-Tayyib: "Sus, bu iş sana kalmış değil" karşılığını verdi."(3)"
Yine bir gün Seyfüddevle'nin meclisinde nahivci İbn Hâleveyh ona şöyle dedi: "Eğer kardeşim cahil olmasaydı, kendisine 'Mütenebbî' (nebi taslayan) denilmesine razı olmazdı. Zira Mütenebbî'nin anlamı yalancıdır. Yalancılıkla vasıflanmaya razı olan ise cahildir." Mütenebbî şu cevabı verdi: "Ben buna (bu lakapla anılmaya) razı değilim. Fakat beni bu lakapla çağıranlar beni küçük düşürmek isteyenlerdir; ben de buna mâni olmaya güç yetiremiyorum."(4)"
(1) Ebû Ali el-Fârisî, el-Mesâilü'l-Halebiyye, vr. 114, Tîmûr Ktp., nr. 266 Nahiv.
(2) Nüzhetü'l-Elibbâ, s. 201.
(3) Nüzhetü'l-Elibbâ, s. 201.
(4) Nüzhetü'l-Elibbâ, s. 200.
لا يخفى على من كان يعرفني ويعرفه كعليّ بن الورّاق، ومحمد بن أحمد بن يونس، ومن كان يطلب هذا الشأن من بني الأزرق الكتّاب وغيرهم. وكذلك كثير من الفرس الذين كانوا يرونه يغشاني في (صف شوينز) كعبد الله بن جعفر بن درستويه النحوي، لأنه كان جاري بيت بيت قبل أن يموت الحسن بن جعفر أخوه، فينتقل إلى داره التي ورثها عنه في درب الزعفراني» «١».وإنّي حرصت على تسجيل هذا الجزء من هذه الرسالة، ليكون مثالا واضحا يدلّ على مدى التّنافس الكبير الذي كان بين الرجلين، ليظفر كلّ منهما بقلب سيف الدولة من ناحية، وازدهار هذا العصر في مجالات اللغة والنحو من ناحية أخرى.٢ - المتنبي:لم يكن أبو الطّيّب أحمد بن الحسين الجعفي شاعرا يملأ الدنيا بأشعاره، وتسمع كلماته من به صمم فحسب، بل كان لغويا نحويّا متضلّعا، يدلّ على ذلك أن أبا الطيب «اجتمع هو وأبو علي الفارسيّ، فقال له أبو علي: كم جاء من الجمع على وزن فعلي؟ (بكسر الفاء) فقال المتنبي: حجلى وظربى، جمع: حجل وظربان. قال أبو علي: فسهرت تلك الليلة ألتمس لهما ثالثا فلم أجد. وقال في حقه: ما رأيت رجلا في معناه مثله» «٢».اتصل المتني بسيف الدولة يمدحه، ويكثر من المدح فيه، وكانت بينه وبين ابن خالويه في مجلس سيف الدولة مناقشات توضح مدى التنافس بين الرجلين.يحكى أنه لما أنشد سيف الدولة بن حمدان قوله في مطلع بعض قصائده:وفاؤكما كالزبع أشجاه طاسمه.كان هناك ابن خالويه، فقال له: يا أبا الطيّب: إنما يقال: شجاه- توهّمه فعلا ماضيا- فقال أبو الطيّب: اسكت فما وصل الأمر إليك. «٣»وقال له ابن خالويه النحوي يوما في مجلس سيف الدولة: لولا أن أخي جاهل لما رضي أن يدعي بالمتنبي، لأن معنى المتنبي. كاذب، ومن رضي أن يدعي بالكذب فهو جاهل فقال:لست أرضى أن أدعي بذلك، وإنما يدعوني به من يريد الغض مني، ولست أقدر على المنع. «٤»(١) المسائل الحلبية: لأبي علي الفارسي، ورقة ١١٤، مخطوط رقم ٢٦٦ نحو. تيمور.(٢) نزهة الألباء: ٢٠١.(٣) نزهة الألباء: ٢٠١.(٤) نزهة الألباء: ٢٠٠.
Reîs Ebü'l-Hasan Muhammed b. Ali b. Nasr el-Kâtib, «el-Müfâvada» adlı eserinde şöyle rivayet etmiştir: Bana Ebü'l-Ferec Abdülvâhid b. Nasr el-Bebbâğ anlattı: Bir geceyi hatırlıyorum. Seyfüddevle bir kese (para) istemiş, onu divit bıçağıyla yarmıştı. Bunun üzerine İbn Hâleveyh, mavi yünden yapılmış taylasanının (bir tür hırka/atkı) bir tarafını uzattı; Seyfüddevle de içine bir miktar (para) saçtı. Ben de dibâc (brokar) kumaştan yapılmış durrâ'âmın (bir tür cübbe) eteğini uzattım; o da bana onun içine saçtı. Ebû Tayyib (Mütenebbî) de oradaydı; Seyfüddevle, onun da bizim gibi yapmasını yahut para istemesini bekliyordu. Lâkin o hiçbir şey yapmadı. Bu, Seyfüddevle'yi öfkelendirdi ve paranın tamamını saçıp dağıttı. Mütenebbî, paranın elinden kaçtığını görünce hizmetçilerle birlikte (paraları) toplamak için onlara katıldı. Seyf ed-Devle de (hizmetçilere) onun aleyhine işaret edip dürtükledi; hizmetçiler onu çiğnediler ve üzerine bindiler. Sarığı ve külâhı boynuna geçti. Utandı ve kendisi için büyük bir gece geçirdikten sonra oradan ayrıldı. Ebû Abdullah b. Hâleveyh bu hususta Seyfüddevle'ye hitaben şöyle demiştir: «O büyüklüğü büyük görmez, kendini böyle bir mertebeye alçaltmaz; ancak aptallığından başka bir şey değildir.»
3 – İbn Cinnî:
Ebü'l-Feth Osman b. Cinnî en-Nahvî, İbn Hâleveyh'in çağdaşıdır. İbn Cinnî, H. 392 yılında vefat etmişken, İbn Hâleveyh H. 370 yılında vefat etmiştir. (2) İbn Cinnî, Ebû Ali el-Fârisî'nin öğrencisi olmuş ve kırk yıl boyunca ona arkadaşlık etmiştir. Bu arkadaşlığının sebebi şudur: Ebû Ali el-Fârisî (Musul)'a seyahat etmiş, camiye girmiş ve genç bir adam olan Ebü'l-Feth Osman b. Cinnî'yi nahiv okurken bulmuştu. Önünde bir talebe vardı; ona vâv'ın elif'e kalbi konusunda, mesela 'kâme' ve 'kâle' gibi örnekler hakkında bir şeyler anlatıyordu. Ebû Ali itiraz etmiş ve onu yetersiz bulmuştu. Ebû Ali ona: «Henüz koruk (ham üzüm) iken kuru üzüm kesildin!» dedi. Sonra Ebû Ali kalktı; İbn Cinnî onu tanımıyordu, hakkında soru sordu, kendisine: «O, nahivci Ebû Ali el-Fârisî'dir» denildi. Bunun üzerine onu aramaya çıktı ve Ebû Ali vefat edene kadar ona arkadaşlık etti. İbn Cinnî onun halefi oldu ve ondan sonra Bağdat'ta nahiv okuttu; dersler aldı. (3) Beni bu çağdaşlık ilişkisinde ilgilendiren husus, İbn Cinnî'nin Ebû Ali el-Fârisî'den ders almış olması, İbn Hâleveyh'in ise Ebû Saîd es-Sîrâfî'den ders almış olmasıdır. Her iki şeyh (hoca), devirlerinde nahiv ve dil alanında ilmin zirvesini temsil ediyorlardı; yaratıcılıklarına diledikleri gibi şekil veriyorlardı, ancak usul ve yöntem bakımından ayrışmışlardı. Bu ayrılık, her iki talebenin de ruhuna (kişiliğine) etki etti; onlar aynı yolda yürüdüler, aynı yöntemi takip ettiler. Nitekim Fârisî ve talebesi... (1) İnbâhu'r-Ruvât: 1-327. (2) Nüzhetü'l-Elibbâ: 222. (3) Nüzhetü'l-Elibbâ: 221.
وذكر الرئيس أبو الحسن محمد بن علي بن نصر الكاتب في كتاب: «المفاوضة»:حدثني أبو الفرج عبد الواحد بن نصر الببغاء قال: وأذكر ليلة، وقد استدعي سيف الدولة بدرة، فشقها بسكين الدواة، فمدّ ابن خالويه جانب طيلسانه، وكان صوفا أزرق فحثا فيه سيف الدولة شيئا صالحا، ومددت ذيل درّاعتي وكانت ديباجا، فحثا إليّ فيها، وأبو الطيّب حاضر، وسيف الدولة ينتظر منه أن يفعل مثل فعلنا، أو يطلب شيئا منها، فما فعل، فغاظه ذلك، فنثرها كلها، فلما رأى المتنبي أنها قد فاتته زاحم الغلمان يلتقط معهم، فغمزهم عليه سيف الدولة، فداسوه وركبوه، وصارت عمامته وطرطوره في عنقه، واستحيا، ومضت له ليلة عظيمة، وانصرف.وخاطب أبو عبد الله بن خالويه سيف الدولة في ذلك، فقال: ما يتعاظم تلك العظمة، ويتضع إلى مثل هذه المنزلة إلّا لحماقته. «١»٣ - ابن جنّي:أبو الفتح عثمان بن جنّى النحوي من معاصري ابن خالويه، فقد توفي ابن جنى سنة ٣٩٢ هـ.، على حين توفي ابن خالويه ٣٧٠ هـ. «٢» وقد تتلمذ ابن جنى على أبي علي الفارسيّ، وصحبه أربعين سنة. وكان سبب صحبته إياه أن أبا علي الفارسي سافر إلى (الموصل)، فدخل الجامع، فوجد أبا الفتح عثمان بن جنى يقرأ النحو، وهو شاب، وكان بين يديه متعلّم، وهو يكلّمه في قلب الواو ألفا، نحو: قام، وقال، فاعترض عليه أبو علي فوجده مقصّرا، فقال له أبو علي: زبّبت قبل أن تحصرم، ثم قام أبو علي ولم يعرفه ابن جني، وسأل عنه، فقيل له: هو أبو علي الفارسي النحوي فأخذ في طلبه، وصاحبه إلى أن مات أبو علي وخلفه ابن جنّى ودرس النحو ببغداد بعده، وأخذ عنه. «٣»والذي يعنيني من هذه المعاصرة أن ابن جنّي تتلمذ على أبي علي الفارسي، وأن ابن خالويه تتلمذ على أبي سعيد السيرافي. والشيخان رأسان في عصرهما، عاشا في مجال النحو واللغة يبدعان ما شاء لهما الإبداع، ولكنهما افترقا في المنهج والطريقة. وقد أثرت هذه التفرقة في نفس تلميذيهما، فسارا على الدرب، وسلكا نفس المنهج. فالفارسي وتلميذه(١) إنباه الرواة: ١ - ٣٢٧.(٢) نزهة الألباء: ٢٢٢.(٣) نزهة الألباء: ٢٢١.
Mantık ve illetten çokça söz ederlerdi. Ebû Saîd ve talebesi ise mantığın ehemmiyetine aldırış etmez, nahiv illetlendirmesine bu kadar büyük bir alâka göstermezlerdi; bilakis rivayete, esere, semâ'a ve Araplardan nakledilene itibar ederlerdi. Buna delâlet eden şey, edebiyatçılardan birinin nahvin üç reisi olan Fârisî, Rummânî ve Sîrâfî hakkındaki şu sözüdür: «Nahivcilerden üç şeyhin yanında bulunurduk. Onlardan öylesi vardır ki konuşmasından hiçbir şey anlamayız; öylesi vardır ki konuşmasının bir kısmını anlar, bir kısmını anlamayız; öylesi vardır ki konuşmasının tamamını anlarız. Konuşmasından hiçbir şey anlamadığımız, Ebü'l-Hasan er-Rummânî'dir. Konuşmasının bir kısmını anlayıp bir kısmını anlamadığımız, Ebû Alî el-Fârisî'dir. Konuşmasının tamamını anladığımız ise Ebû Saîd es-Sîrâfî'dir.» [1] İşte bu minval üzere Seyfüddevle'nin sarayı, her ilmî ve edebî mecliste, bir taraftan Fârisî ile İbn Hâleveyh, diğer taraftan İbn Hâleveyh ile el-Mütenebbî arasında cereyan eden pek çok münazaraya şahit olurdu. İbn Cinnî bu meclislerde bulunur, Mütenebbî ile bağı kuvvetlenir, nihayet Mütenebbî onun hakkında şöyle derdi: «Bu öyle bir adamdır ki çoğu kimse onun kıymetini bilmez.» Mütenebbî'nin bu edebî takdiri, İbn Cinnî'nin onun divanını şerh etmesine sebep oldu. Nitekim merhum üstad Ahmed Emin'in dediğine göre: «İbn Cinnî, Mütenebbî'ye olan yakınlığı ve şiirinin çoğu zaman anlamı belirleyen ve tevilleri engelleyen şartlarını bilmesi sebebiyle, divanı kendisinden sonra şerh eden herkesin istifade ettiği bir şerh yazmıştır.» [2] Nitekim nahiv âlimi İbn Cinnî ile şair Mütenebbî arasındaki bağ kuvvetlendiği gibi, nahiv âlimi İbn Hâleveyh ile şair Ebû Firâs el-Hamedânî arasında da aynı şekilde kuvvetli bir bağ oluştu. Ebû Firâs, İbn Hâleveyh'in şiirinin ve divanının yegâne râvisiydi. Merhum Ahmed Emin bu rekabeti şu sözlerle tasvir etmiştir: «Sarayda —Seyfüddevle'nin sarayını kastediyor— iki hizip vardı. Bir hizip Mütenebbî taraftarıydı ki onda nahivci İbn Cinnî yer alıyordu; diğer hizip ise Mütenebbî karşıtıydı ki bunda da lügatçi İbn Hâleveyh ile şair Ebû Firâs bulunuyordu.» [3] Dil ve nahiv alanındaki konumu: İbn Hâleveyh'in dil çalışmalarında sağlam bir yeri vardı. Zira —zikrettiğimiz gibi— İbn Düreyd'den ders almıştı. İbn Düreyd'in dilde «el-Cemhere» adlı bir kitabı vardır ki telif edildiği günden itibaren ilim ehli ve edebiyat erbabı onun kıymetini bilmiş, değerli bir eserdir. Ebû Alî el-Kâlî, «el-Cemhere»nin müellif hattıyla yazılmış bir nüshasına sahipti ve ona karşılık üçyüz miskal vermişse de kabul edilmemişti. Bu durum iyice şiddetlenmişti. [1] Nüzhetü'l-Elibbâ: 211. [2] Zuhûru'l-İslâm: 1/186. [3] Zuhûru'l-İslâm: 1/186.
يكثران من المنطق والعلة. وأبو سعيد وتلميذه لا يحفلان بأهمية المنطق، ولا يعيران التعليل النحوي هذا الاهتمام البالغ، وإنما يحفلان بالرواية، والأثر، والسماع، وما نقل عن العرب يدلّ على ذلك قول بعض الأدباء في رءوس النحو الثلاثة الفارسي، والرمّاني، والسيرافي:«كنّا نحضر عند ثلاثة مشايخ من النحويين، فمنهم من لا نفهم من كلامه شيئا، ومنهم من نفهم بعض كلامه دون البعض، ومنهم من نفهم جميع كلامه، فأمّا من لا نفهم من كلامه شيئا، فأبو الحسن الرمّاني، وأمّا من نفهم بعض كلامه دون البعض فأبو علي الفارسيّ، وأمّا من نفهم جميع كلامه فأبو سعيد السّيرافيّ» «١».هذا، وقد كان بلاط سيف الدولة يشهد في كل المجالس العلميّة والأدبيّة التي تعقد فيه مناظرات عديدة بين الفارسيّ وابن خالويه من ناحية، وبين ابن خالويه والمتنبي من ناحية أخرى … وكان ابن جنى يشهد هذه المجالس، وتوثقت صلته بالمتنبي حتى قال فيه المتنبي:«هذا رجل لا يعرف قدره كثير من الناس»، وهذا التقدير الأدبي من جانب المتنبي جعل ابن جنى يشرح ديوانه شرحا كما يقول المرحوم الأستاذ أحمد أمين: «استفاد منه كلّ من شرح الديوان بعده لاتصاله بالمتنبي، ومعرفته بظروف شعره التي كثيرا ما تحدّد المعنى، وتمنع التأويلات». «٢»وكما توثقت الصلة بين ابن جنّى العالم النحوي وبين المتنبي الشاعر، كذلك توثقت الصلة بين ابن خالويه العالم النحوي وبين الشاعر أبي فراس الحمداني الذي كان الرواية الوحيد لشعره وديوانه. وقد صوّر هذه المنافسة المرحوم أحمد أمين حيث قال ما نصه:«فكان في القصر- يقصد قصر سيف الدولة- حزبان، حزب للمتنبي منه ابن جنّى النحوي، وحزب عليه، منه ابن خالويه اللغوي وأبو فراس الشاعر» «٣». مكانته اللغوية والنحوية:ابن خالويه كانت له قدم راسخة في الدراسات اللغوية، فقد تتلمذ على ابن دريد- كما ذكرنا- وابن دريد له في اللغة كتاب «الجمهرة» وهو كتاب ثمين عرف قيمته أولو العلم، ورجالات الأدب منذ تأليفه، فأبو علي القالي كان يملك نسخة من «الجمهرة» بخط مؤلفها، وكان قد أعطى بها ثلاثمائة مثقال فأبى، فاشتدت(١) نزهة الألباء: ٢١١.(٢) ظهر الإسلام: ١ - ١٨٦.(٣) ظهر الإسلام: ١ - ١٨٦.
Kitaba ihtiyacı olduğu için onu kırk miskal karşılığında sattı ve üzerine şu beyitleri yazdı:
"Yirmi yıl ona alıştım, şimdi sattım / Ondan sonra özlemim ve hasretim arttı.
Hiç sanmazdım ki onu satacağım bir gün / Borçlarım beni zindanlarda bıraksa bile.
Fakat acizlik, yoksulluk ve küçük çocuklar yüzünden / Onların üzerine gözyaşları dökülüyor.
Dedim ki: Gözyaşımdan başka hiçbir şeyim yok / Kalbi dağlanmış hüzünlü birinin sözü.
Ey Ümmü Mâlik, ihtiyaçlar bazen / Sahibinin eli sıkı olduğu değerli şeyleri ortaya çıkarır."
Râvî der ki: Satın alan kişi kitabı geri gönderdi ve onunla birlikte kırk dinar daha yolladı.
İbn Hâleveyh bu Cumhûre'nin râvisi idi. Onun üzerine, kitaptaki bazı yerlere yönelik istidrâklerinden oluşan haşiyeler yazmış; bazı vehim ve tashîflere de dikkat çekmiştir.
İbn Hâleveyh'in dildeki konumu sebebiyle İbn Düreyd'e reddiyeler yöneltmiş ve Cumhûre'sindeki pek çok meselede onu tenkit etmiştir.
Meselâ: Suyûtî der ki: "Arap kelâmında üç vâv ile başlayan tek kelime 'evvel'dir."
Cumhûre'de şöyle denir: "O 'fo‘al' veznindedir, fiili yoktur; aslı 'vevl'dir. Birinci vav hemzeye çevrilmiş, iki vavdan biri diğerine idğâm edilmiş ve 'evvel' denmiştir."
İbn Hâleveyh ise şöyle demiştir: "Doğrusu 'evvel' 'ef‘al' veznindedir. Bunun delili, 'min' harf-i cerriyle birlikte kullanılmasıdır. 'Evvelü min kâzâ' denir."
Dil bilgisinin genişliğini gösteren hususlardan biri de, İbn Düreyd'in Cumhûre'sinde: "Arapçada 'faale faalen' kalıbı sadece iki harften gelmiştir: hanka hankan ve darata daratan" demesi üzerine İbn Hâleveyh'in şu karşılığı vermesidir: "Ferrâ şunları da rivayet etmiştir: halefe halfen, habeka habeken, sareka sarkan, radia radian."
İbn Hâleveyh, dilin sırlarını kavrama ve ondan lezzet alma hususunda ince bir zevke sahiptir.
Suyûtî der ki: "Ef‘al'den ism-i mef‘ûl, fâil vezninde yalnızca bir harfte gelmiştir. O da Arapların: 'Hayvanı merada otlattım (esemtü), işte o sâime (otlayan)dır' demeleridir; 'mesûme' dememişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: ..."
به الحاجة فباعها بأربعين مثقالا وكتب عليها هذه الأبيات:أنست بها عشرين عاما وبعتها … وقد طال وجدي بعدها وحنينيوما كان ظني أنّني سأبيعها … ولو خلدتني في السجون ديونيولكن لعجز وافتقار وصبية … صغار عليهم تستهلّ شئونيفقلت: ولم أملك سوى عبرتي … مقالة مكوىّ الفؤاد حزينوقد تخرج الحاجات يا أم مالك … كرائم رب بهنّ ضنينقال: فأرسلها الذي اشتراها، وأرسل معها أربعين دينارا أخرى. «١»وابن خالويه كان راويا لهذه الجمهرة. وقد كتب عليها حواشي من استدراكه على مواضع منها، ونبه على بعض أوهام وتصحيفات. «٢»ولمكانة ابن خالويه اللغوية ردّ على ابن دريد، ونقده في مسائل عديدة من جمهرته.فمثلا: يقول السيوطي: ليس في الكلام كلمة صدّرت بثلاث واوات إلّا أوّل.قال في الجمهرة: هو فوعل ليس له فعل، والأصل: وولّ قلبت الواو الأولى همزة، وادغمت إحدى الواوين في الأخرى، فقالوا: أوّل.وقال ابن خالويه: الصّواب: أن أوّل: أفعل بدليل صحبة (من) إيّاه، تقول:«أول من كذا» «٣».ومما يدل على اتساعه في حفظ اللغة ردّه على ابن دريد حينما قال في جمهرته: لم يجيء في الكلام فعل فعلا إلّا حرفان: حنق حنقا، وضرط ضرطا.قال ابن خالويه: وحكى الفرّاء: حلف حلفا، وحبق حبقا، وسرق سرقا، ورضع رضعا. «٤»ولابن خالويه حسّ مرهف في إدراك أسرار اللغة وتذوّقه لها:قال السيوطي: لم يأت اسم المفعول من أفعل على فاعل إلّا في حرف واحد، وهو قول العرب: أسمت الماشية في المرعى، فهي سائمة، ولم يقولوا مسامة، قال تعالى:(١) المزهر: ١ - ٩٥.(٢) المزهر: ١ - ٩٥.(٣) المزهر: ١ - ٦٠.(٤) المزهر: ٢ - ٧٥.
«فِيهِ تُسِيمُونَ» (1) [yani 'Onda (hayvanlarınızı) otlatıyorsunuz' (en-Nahl 16:10)] ifadesi, 'esâme yesîm' fiilindendir. İbn Hâleveyh der ki: Zannımca murat şudur: 'Ben onu (hayvanı) otlattım, o da otladı; artık o sâimedir (otlayan hayvan).' Nitekim 'Onu eve soktum, o da girdi; artık o dâhildir' dersin gibi. (2)
İbn Hâleveyh, Arap kelâmının çoğuna vâkıf, onu ezberlemiş bir âlimdir. «Leyse» adlı kitabında şöyle demiştir: Seyfüddevle b. Hamdân'a dedim ki: 'Efendimizin dedesi Hamdân için daha önce kimsenin ulaşamadığı bir fazilet keşfettim. Şöyle ki nahivciler, kelâmda «Rahîm, Râhim, Rahmân» gibi bir örneğin ancak «Nedîm, Nâdim, Nedmân» ile; «Selîm, Sâlim, Selmân» ile bulunduğunu iddia etmişlerdir. Ben de dedim ki: İşte bunun gibi «Humeyd, Hâmid, Hamdân» da böyledir.' (3)
Bedevî Arapların diline inanır, onu delil getirme yerlerinde kullanırdı. «ed-Düreyriyye Şerhi»'nde şöyle demiştir: İkinci harfi boğaz harfi olan her 'fa'îl' veznindeki isimde, fâ'nın harekesini ayn'ın harekesine uydurmak caizdir; «baîr, şaîr, rağîf, rahîm» gibi. Bize İbn Düreyd, Ebû Hâtim'den, o da Asma'î'den rivayetle şunu haber verdi: Bedevîlerden bir ihtiyar insanlardan dilenip şöyle dedi: 'Zayıf bir ihtiyara merhamet edin!' (4)
Onun dilbilimdeki konumuna dair örnekler pek çoktur; ben burada özlü olmak adına sadece zikrettiklerimle yetindim.
Burada sorulacak soru şudur: İbn Hâleveyh'in dil alanında faziletine şahitlik eden, kıymetine işaret eden eserleri vardır ki bunlar inkâr edilemez çünkü elle tutulur bir gerçektir. Peki İbn Hâleveyh, nahivde de dilde olduğu gibi midir?
Bana göre İbnü'l-Enbârî, İbn Hâleveyh'e haksızlık etmiştir; çünkü nahiv sahasında onun hakkında 'Nahivde pek öyle biri değildi' (5) demiştir. Halbuki İbn Hâleveyh'in nahve dair görüşleri, dil hakkındaki görüşlerinden aşağı değildir. Nitekim «el-Hücce» adlı kitabını incelediğimizde bu bize görünmektedir.
İbn Hâleveyh'in nahivle meşhur olmamasının sebebi belki de dilin semâ' ile (işitilerek) alındığına, kıyasla alınmadığına inanmasıdır. Nahiv telifi ise -nahivcilerin alışılageldiği üzere- illet-ma'lûl, kıyas ve mantık etrafında döner. Bu sebeple o, Fârisî ve öğrencisi İbn Cinnî'nin yaptığı gibi nahiv veya usûlüne dair pek çok kitap telif etmemiştir. Bununla birlikte o, nahiv ve dil öğretmeniydi. Rivayet edenler onun için şu hakikati kaydetmişlerdir: 'O, ilim ve edebin her dalında asrının eşsiz imamlarından biriydi; ufuklardan ona yolculuk yapılır, Hamdanoğulları da onu ikram ederlerdi.' (6)
(1) النحل: 10.
(2) المزهر: 2 - 88.
(3) المزهر: 2 - 90.
(4) المزهر: 2 - 90.
(5) نزهة الألباء: 208
(6) إنباه الرواة: 1 - 326.
«فِيهِ تُسِيمُونَ» «١»: من أسام يسيم.قال ابن خالويه: أحسب المراد: أسمتها أنا، فسامت هي، فهي سائمة، كما تقول:أدخلته الدار فدخل، فهو داخل. «٢»وابن خالويه محيط بمعظم كلام العرب، حافظ له. قال في كتاب «ليس»: قلت لسيف الدولة بن حمدان: قد استخرجت فضيلة ل (حمدان) جدّ سيدنا لم أسبق إليها، وذلك أن النحويين زعموا أنه ليس في الكلام مثل: رحيم وراحم، ورحمان، إلّا نديم، ونادم، وندمان. وسليم، وسالم، وسلمان، فقلت: فكذلك: حميد، وحامد، وحمدان. «٣»ويؤمن بلغة الأعراب، يستشهد بها في مواطن الاستشهاد قال في شرح «الدريدية»:كل اسم على فعيل ثانية حرف حلق يجوز فيه اتباع الفاء العين نحو بعير، شعير، رغيف، رحيم. أخبرنا ابن دريد عن أبي حاتم عن الأصمعي أن شيخا من الأعراب سأل الناس، فقال: ارحموا شيخا ضعيفا. «٤»والأمثلة عديدة على مكانته اللغوية اكتفى بما ذكرت منها حبّا في الإيجاز.والسؤال الذي يقال هنا إنّ لابن خالويه أثارا لغوية تشهد بفضله، وتشير إلى قدره، وهي آثار لا تنكر، لأنها واقع ملموس، فهل كان ابن خالويه في النحو كاللغة .. ؟ في رأيي أن ابن الأنباري ظلم ابن خالويه حينما قال عنه في مجال النحو: «ولم يكن في النحو بذاك» «٥» لأن ابن خالويه له آراء في النحو لا تقل عن آرائه في اللغة كما يبدو لنا ذلك عند دراستنا لكتاب الحجّة.ولعل السبب في عدم اشتهار ابن خالويه بالنحو هو أنه كان يؤمن بأن اللغة تؤخذ سماعا، لا قياسا، والتأليف النحوي- كما جرت به عادة النحاة- يدور حول العلّة والمعلول، والقياس والمنطق، ومن أجل ذلك لم يؤلف كتبا عديدة في النحو، أو في أصوله كما فعل الفارسي وتلميذه ابن جنى، ولكنه مع هذا كان معلّما نحويا ولغويا، وقد سجّل له الرواة هذه الحقيقة فقالوا: «كان إماما أحد أفراد الدهر في كل قسم من أقسام العلم والأدب، وكان إليه الرحلة من الآفاق، وكان آل حمدان يكرمونه» «٦».(١) النحل: ١٠.(٢) المزهر: ٢ - ٨٨.(٣) المزهر: ٢ - ٩٠.(٤) المزهر: ٢ - ٩٠.(٥) نزهة الألباء: ٢٠٨(٦) إنباه الرواة: ١ - ٣٢٦.
Akidesi: Müsteşrik olan Sâlim el-Kernûkî, ‘İrâbu Selâsîne Sûre’ adlı eseri tahkik eden kişi, İbn Ebî Tayy'ın onun hakkında: ‘İmâmî olup mezhebini iyi bilen bir âlim idi’ dediğini zikreder. Buna mukabil ez-Zehebî Târih'inde onun Ehl-i Sünnet'ten olduğunu ileri sürer. İbn Hacer ise onun teşeyyu‘unu destekler ve: ‘Seyfüddevle el-Hamdânî'ye yakınlaşmak için yalnızca zâhiren Ehl-i Sünnet'tendi’ der. «1» Sâlim el-Kernûkî'nin kanaatine göre o, İmâmî'dir; çünkü ‘el-İmâme’ adlı kitabı telif etmiştir. Bu kitapta teşeyyu‘ ruhu açık ve net bir şekilde ortaya çıkar; zira kitabında Ehl-i Sünnet'in söylemeyeceği şeyler zikretmiştir. Bana göre İbn Hâleveyh eğer İmâmî olsaydı durumu meşhur olur, düşmanları ve rakipleri onu ifşa ederdi; zira o dönemde ufak hatalar bile sayılırdı. Eğer Mütenebbî onun İmâmî olduğunu hissetseydi, onu hicveder ve Ehl-i Sünnet'ten olan Seyfüddevle'ye onun ayıbını açıklardı; böylece onu sarayından uzaklaştırır ve ülkesinden sürerdi. Eğer İbn Hâleveyh İmâmî olsaydı, Ebû Alî el-Fârisî, İbn Hâleveyh'in kendisine yönelttiği suçlamalara karşı savunma yapmak üzere Seyfüddevle'ye gönderdiği mektuplarında onun hakkında sessiz kalmazdı. Eğer İbn Hâleveyh İmâmî olsaydı, Şâfi‘î mezhebine göre ibadet etmezdi; çünkü Şâfi‘î sünnîdir ve es-Sübkî onu Tabakâtü'ş-Şâfi‘iyye'de zikretmiştir. ‘el-İmâmiyye’ adlı kitabı telif etmesi onu İmâmî yapmaz; zira adam geniş kültüre ve onun farklı alanlarında eser telif etmeye düşkündür. Bundan dolayı kitabını, çağının olaylarına ve toplumunun tarihine vâkıf olduğunu göstermek için yazmıştır. İlmî Üretimi: es-Suyûtî, ‘Buğye’de onun telifleri arasında şunları sayar: el-Cümel fi'n-Nahv, el-İştikâk, İtırğış, el-Kırâât, İ‘râbu Selâsîne Sûre, Şerhu'd-Düreydiyye, el-Maksûr ve'l-Memdûd, el-Elifât, el-Müzekker ve'l-Müennes, Kitâbu Leyse, Kitâbu İştikâkı Hâleveyh, el-Bedî‘ fi'l-Kırâât. «2» Kitâbü'l-İnbâh ise Buğye'ye şunları ilave eder: Kitâbü'l-Esed, Takfiyetü mâ İhtelefe Lafzuhu ve İttefeka Ma‘nâh li'l-Yezîdî, el-Mübtede' fi'n-Nahv, Tezkiretühû ki o, hattıyla yazdığı kendi mecmuasıdır. «3» Mu‘cemü'l-Üdebâ yukarıdakilere şunu ilave eder: (1) Bkz.: ‘İrâbu Selâsîne Sûre’nin mukaddimesi. (2) el-Buğye, 1/530. (3) el-İnbâh, 1/325.
عقيدته:يذكر سالم الكرنوكي وهو مستشرق، حقق كتاب «إعراب ثلاثين سورة»:أن ابن أبي طيّ: قال عنه: «كان إماميّا عالما بالمذهب» على حين يرى الذهبى في تاريخه:أنه كان صاحب سنّة، وابن حجر يؤيد تشيعه ويقول: «كان صاحب سنّة في الظاهر فقط ليتقرّب إلى سيف الدولة الحمداني» «١».وفي رأي سالم الكرنوكي أنه إماميّ لأنه ألف كتاب «الإمامة». وفي هذا الكتاب تظهر روح تشيّعه واضحة جليّة؛ ذلك لأنه ذكر في كتابه أشياء لا يقولها أهل السنة.وفي رأيي أن ابن خالويه لو كان إماميا لاشتهر أمره، وفضحه أعداؤه ومنافسوه في وقت كانت تعدّ فيه الهفوات.ولو كان المتنبي يحس بأنه إماميّ لهجاه، وأظهر عواره لسيف الدولة السني، ليبعده من بلاطه، ويطرده من بلاده. ولو كان ابن خالويه إماميا لما سكت عنه أبو علي الفارسي في رسائله التي كان يبعث بها إلى سيف الدولة مدافعا عن التهم التي كان يوجهها إليه ابن خالويه.ولو كان ابن خالويه إماميا لما تعبّد على المذهب الشافعي، لأن الشافعي سنّي، وقد ذكره السبكي في طبقات الشافعية.وليس تأليفه لكتاب «الإمامية» يجعله إماميّا، فالرجل مولع بالثقافة الواسعة، وبالتأليف في مجالاتها المختلفة. ومن ثم ألّف كتابه ليدل على أنه ملمّ بأحداث عصره وبتاريخ مجتمعه. إنتاجه العلمي:السيوطي في «البغية» ينصّ على أنّ من تصانيفه: الجمل في النحو- الاشتقاق- اطرغش- القراءات- إعراب ثلاثين سورة- شرح الدريدية- المقصور والممدود- الألفات- المذكر والمؤنث- كتاب ليس- كتاب اشتقاق خالويه- البديع في القراءات «٢».ويزيد كتاب الإنباه على البغية ما يأتي:كتاب الأسد- تقفية ما اختلف لفظه واتفق معناه لليزيدي- المبتدأ في النحو- تذكرته، وهو: مجموع ملكته بخطه. «٣»ومعجم الأدباء يزيد على ما ذكر:(١) انظر: مقدمة كتاب: «إعراب ثلاثين سورة».(٢) البغية ١ - ٥٣٠.(٣) الإنباه: ١ - ٣٢٥.
Kitâbü’l-Âl: Eserin başında, âlin yirmi beş kısma ayrıldığı zikredilmekte; ayrıca on iki imamın doğum ve vefat tarihleriyle diğer hususlara yer verilmektedir. «1» «Gâyetü’n-Nihâye» ise şunları ilave eder: el-Bedî‘ fî’l-Kırâât’in hâşiyeleri – Adudüddevle için telif edilen, kırâatlerle ilgili cedvellî bir kitap. «2» İbn Hâleveyh’in alanındaki çalışmalarım esnasında okuduklarımdan, bu râvilere ilaveten şunları ekliyorum:
1 - Kitâbü’r-Rîh: Üç varaktan oluşan bir yazma eserdir. Mısır Kütüphanesi'nde 5252 h. numaralı yazma. Başında şöyle denmektedir: Şeyh Ebû Abdillâh el-Hüseyin b. Hâleveyh en-Nahvî dedi ki: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Allah'ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed'e, onun âline ve ashâbının tamamına olsun. Bilâhare: rîh (rüzgâr) kelimesi müennes bir isimdir... vs.
2 - Kitâbü Esmâillâhi’l-Hüsnâ: Nitekim «İ‘râbü Selâsîne Sûre» adlı eserinde, Esmâ-i Hüsnâ’ya dair bir kitabı olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir: "Onları (Esmâ-i Hüsnâ’yı) her bir ismin iştikakı ve mânasıyla birlikte müstakil bir kitapta tasnif ettim." «3»
3 - "Rabbenâ leke’l-hamdü mil’e’s-semâvâti..." âyetinin sonuna kadar olan kısmına dair bir risale. Bu risaleye, Şeyh Muhyiddîn Yahyâ en-Nevevî, Ebû İshak eş-Şîrâzî’nin «Tashîhu’t-Tenbîh fi’l-Fıkhi alâ Mezhebi’l-İmâm eş-Şâfi‘î» adlı kitabında işaret etmiştir ve şöyle demiştir: "Rabbenâ leke’l-hamdü mil’e’s-semâvâti sözünde «mil’e» kelimesi nasb ve ref‘ ile okunabilir; nasb daha meşhurdur. Bunu nakledenlerden biri de İbn Hâleveyh’tir ve o bu konuda bir eser telif etmiştir." «4»
4 - İbnü’l-Hâik’in divanının garîb ve i‘râb yönünden açıklandığı bir şerh. «5»
5 - «el-Bedî‘» adlı eserden seçme şâz kırâatlere dair Muhtasar bir kitap. Müsteşrik G. Bergsträsser tarafından neşredilmiş olup 1934 yılında Mısır’daki el-Matbaatü’r-Rahmâniyye’de basılmıştır.
6 - Kitâbü’ş-Şecer: Müsteşrik G. Bergsträsser bu kitabın ona aidiyetini reddederek şöyle der: "Onun telifi değildir; aslında eser, «en-Nevâdir fi’l-Lüga» adlı kitabın sahibi olan dilci Ebû Zeyd’e aittir." «6»
(1) Mu‘cemü’l-Üdebâ 9-204.
(2) Gâyetü’n-Nihâye: 1-237.
(3) İ‘râbü Selâsîne Sûre 14.
(4) Mukaddimetü’t-Tenbîh fi’l-Fıkhi alâ Mezhebi’l-İmâm eş-Şâfi‘î.
(5) Bkz. s. 7, Mukaddime.
(6) Muhtasar Şevâzzi’l-Kırâât Mukaddimesi 6.
كتاب الآل: ذكر في أوّله أن الآل ينقسم إلى خمسة وعشرين قسما، وذكر فيه الأئمة الاثني عشر ومواليدهم ووفياتهم، وغير ذلك. «١»«وغاية النهاية» يزيد ما يأتي:حواشي البديع في القراءات- كتاب مجدول في القراءات ألفه لعضد الدولة «٢».ومن قراءاتي في مجال دراسة ابن خالويه أزيد على هؤلاء الرواة ما يأتي:١ - كتاب الريح: وهو مخطوط، يتكون من ثلاث ورقات. مخطوط رقم ٥٢٥٢ هـ- دار الكتب المصرية.أوله: قال الشيخ أبو عبد الله الحسين بن خالويه النحوي: الحمد لله رب العالمين، وصلى الله وسلم على سيدنا محمّد وآله، وصحبه أجمعين، وبعد، فإن الريح اسم مؤنثة .. الخ.٢ - كتاب أسماء الله الحسني:فقد نص في كتابه: «إعراب ثلاثين سورة»: أن له كتابا في أسماء الله الحسنى، وقد قال في ذلك ما نصه:«وقد صنفتها في كتاب مفرد، واشتقاق كل اسم منها ومعناه» «٣».٣ - رسالة في قوله: ربنا لك الحمد ملء السموات إلى آخره، وقد أشار إلى هذه الرسالة الشيخ محي الدين يحيى النووي في كتابه: (تصحيح التنبيه في الفقه على مذهب الإمام الشافعي) للشيخ أبي إسحاق الشيرازي.وقال ما نصه قوله: ربنا لك الحمد ملء السموات، يجوز «ملء» بالنصب والرفع، والنصب أشهر. وممّن حكاها ابن خالويه، وصنف في المسألة. «٤»٤ - شرح ديوان ابن الحائك حيث عني بغريبه وإعرابه. «٥»٥ - كتاب مختصر في شواذ القراءات من كتاب «البديع» عني بنشره المستشرق ج.برجستراسر وطبع بالمطبعة الرحمانية بمصر ١٩٣٤.٦ - كتاب الشجر: وينفي نسبة الكتاب إليه المستشرق ج. برجستراسر فيقول: «ليس مصنّفه، بل الحقيقة مصنف اللغوي أبي زيد صاحب كتاب: «النوادر في اللغة» «٦»(١) معجم الأدباء ٩ - ٢٠٤.(٢) غاية النهاية: ١ - ٢٣٧.(٣) إعراب ثلاثين سورة ١٤.(٤) مقدمة التنبيه في الفقه على مذهب الإمام الشافعي.(٥) انظر ص ٧ من المقدمة(٦) مقدمة مختصر شواذ القراءات ٦.
7 - el-‘Uşerât fi’l-Lugât: Yani on anlamı olan diller (lugatlar) hakkındadır. Bu eser, Tahran’da Mecîd Muvakkar Kütüphanesi’nde bulunan ve H. 760 yılında istinsah edilmiş bir yazma nüshadır. «1»
8 - el-Hâzûr Kitabı: Bu eserinde Ebû Alî el-Fârisî’nin, şeyhi Ebû İshâk ez-Zeccâc’a reddiye olarak kaleme aldığı el-İğfâl adlı kitabına cevap vermiştir. «2»
9 - Dîvân-ı Ebû Firâs el-Hamedânî Şerhi: Şerhin dîvâna yazdığı mukaddimede şu ifadeler yer almaktadır:
«Ebû Abdillâh el-Hüseyin b. Ahmed b. Hâleveyh şöyle der: Yüce şerefe, yaygın fazilet ve kereme, seçkin edebiyata, meşhur cesarete ve rivayet edilen cömertliğe kim sahip olursa (işte o) Ebû Firâs’tır: Hâris b. Saîd b. Hamdûn b. Hâris el-Adevî. Seyfü’d-Devle onu eğitmiş ve himayesine almıştı… Bana hep muhabbetle muamele ederdi… Şiirlerini halk arasında değil sadece bana okur, yayılmasını yasaklardı. Nihayet ulaklar beni ve onu geçti (şiir yayıldı). Bunun üzerine bana verdiği şiirleri aldım ve Allah Azze ve Celle’nin onu doğruluk ve hidayetle teyit etmesini umarak şerh ettim.» «3»
İbn Hâleveyh’in bu dîvâna dair çalışması, rivayet etmek ve dîvândaki şiirlerin farklı vesilelerini açıklamaktan ibarettir.
Bununla birlikte Doktor Sâmî ed-Dehhân dîvânı 1944 yılında iki cilt halinde neşredip tahkik etmiş ve Beyrut’ta bastırmıştır.
10 - Saleb’in Fasîh’inin Şerhi Kitabı: es-Suyûtî, el-Mizher’de bundan nakletmiştir. «4»
Sonuç olarak, İbn Hâleveyh’in geride bıraktığı bu muazzam miras, onun üstün kabiliyetine, geniş kültürüne, kendi asrında ve asrından bugüne dek yüksek mevkiine şahitlik etmektedir. Bu mirastan geriye, bu zatın dehasını ve nahiv ile dil sahasındaki konumunu bize gösteren pek azı kalmıştır.
(1) Bkz.: Mecelletü Ma‘hedi’l-Mahtûtâti’l-Arabiyye, III. cilt, 2: 13.
(2) Hızânetü’l-Edeb: 1, s. 352.
(3) Dîvân-ı Ebû Firâs el-Hamedânî Şerhi Mukaddimesi.
(4) el-Mizher: 1, s. 213 vd.
٧ - العشرات في اللغات: أي اللغات التي لها عشر معان وهو مخطوط بمكتبة مجيد موقر بطهران، ونسخ سنة ٧٦٠ هـ. «١»٨ - كتاب الهاذور الذي ردّ فيه على أبي علي الفارسي حينما ألف كتاب «الإغفال» ليردّ على شيخه أبي إسحاق الزجاج. «٢»٩ - شرح ديوان أبي فراس الحمداني:وقد جاء في مقدمة شرحه للديوان ما نصه:قال أبو عبد الله الحسين بن أحمد بن خالويه: من حلّ من الشرف السامي، والفضل والكرم الذائع، والأدب البارع، والشجاعة المشهورة، والسماحة المأثورة، أبو فراس:الحارث بن سعيد بن حمدون بن الحارث العدوي. كان سيف الدولة … مثقفه ومتبنيه …وما زال يعاملني بالمحبّة … يلقي إليّ شعره دون الناس، ويحظر على نشره حتى سبقتني وإياه الركبان، فحملت منه ما ألقاه إليّ وشرحته مما أرجو أن يقرنه الله عز وجل بالصواب والرشاد. «٣»وليس لابن خالويه عمل في هذا الديوان غير روايته، وبيان المناسبات المختلفة للقصائد التي احتواها الديوان.هذا، وقد قام الدكتور سامي الدهان بنشر الديوان وتحقيقه في جزءين ١٩٤٤ م وطبع في بيروت.١٠ - كتاب شرح فصيح ثعلب، نقل عنه السيوطي في المزهر. «٤»وبعد، فإن هذا التراث الضخم الذي تركه ابن خالويه من ورائه يشهد بقدرته الفائقة، وثقافته الواسعة، ومكانته السامية في عصره، وفيما بعد عصره إلى يومنا هذا. ولم يبق من هذا التراث غير القليل الذي دلّنا على نبوغ هذا الرجل، ومكانته في حقل النحو واللغة.(١) انظر: مجلة معهد المخطوطات العربية، المجلد الثالث ٢: ١٣.(٢) خزانة الأدب: ١ - ٣٥٢.(٣) مقدمة شرح ديوان أبي فراس الحمداني.(٤) المزهر: ١ - ٢١٣، وغيرها.