Bismillâhirrahmânirrahîm. 1 - (1/أ) Hamd, bâtın ve zâhir nimetleri, tam ve bol lütufları sebebiyle Allah'a mahsustur. Allah'ın salâtı, en parlak âyetler ve en nurlu hükümlerle gönderilen efendimiz Muhammed'in üzerine olsun; dünya ve ahiret devam ettiği müddetçe devam eden bir salât ve selâm olarak. Emmâ ba‘d... Hikmet ve ilimlerin türlerinin kendisine takdim edildiği, hususî ve umumî olarak nasihatin kendisine vacip olduğu kişilerin en hak edeni; Allah'ın İslam işlerini tevdi ettiği, böylece hükümlerini en muvafık maksada ve en güzel nizama göre tanzim eden, reayasının maslahatları için güzel bir gayretle çalışan ve Allah teâlânın nimetlerine bâtınen ve zâhiren şükreden kimsedir. 2 - Bu, (1/ب) sultânî hükümlerden bir özet, İslamî kaidelerden bir seçki, beytülmâl mallarının ve sarf yerlerinin zikri, atâ ve iktâlarının sahih olduğu hususlar, gazve ve cihad için hazır bekletilenlerin hak ettiği şeyler, büyük emirler ve askerlerin zikri, savaş aletleri olan silâh ve teçhizat, savaşın keyfiyeti, savaş ehlinden kime hitap edildiği, fey ve ganimet mallarının tafsilatı ve kısımları ile bunlara ait hükümlerin tafsilatı, müşriklerle mütarekenin zikri, zimmet ehli ve müste'menlerin hükümlerinden ibarettir.
(بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم) ١ - (١ / أ) الْحَمد لله على نعمه الْبَاطِنَة وَالظَّاهِرَة، وآلائه الوافية الوافرة، وَصلى الله على سيدنَا مُحَمَّد الْمَبْعُوث بِالْآيَاتِ الباهرة وَالْأَحْكَام الزاهرة، صَلَاة وَسلَامًا دائمين بدوام الدُّنْيَا وَالْآخِرَة، وَبعد … . .فأحق من أهديت إِلَيْهِ أَنْوَاع الحكم والعلوم، وَوَجَبَت لَهُ النَّصِيحَة على الْخُصُوص والعموم: من ولاه الله أُمُور الْإِسْلَام، فنظم أَحْكَامه على أوفق مُرَاد، وَأحسن نظام، وسعى السَّعْي الْجَمِيل فِي مصَالح رَعيته، وشكر نعم الله تَعَالَى عَلَيْهِ فِي سَرِيرَته وعلانيته.٢ - وَهَذَا مُخْتَصر فِي جمل (١ / ب) من الْأَحْكَام السُّلْطَانِيَّة، ونبذ من الْقَوَاعِد الإسلامية، وَذكر أَمْوَال بَيت المَال وجهاته، وَمَا يَصح من عطائه وإقطاعاته، وَمَا يسْتَحقّهُ المرصدون للغزو وَالْجهَاد، وَذكر أكَابِر الْأُمَرَاء والأجناد، وآلات الْقِتَال من السِّلَاح والأعتاد، وَكَيْفِيَّة الْقِتَال، وَمن الْمُخَاطب من أَهله، وتفصيل أَمْوَال الْفَيْء والغنائم وأقسامها، وَمَا يخْتَص بهَا من تَفْصِيل أَحْكَامهَا، وَذكر هدنة الْمُشْركين، وَأَحْكَام أهل الذِّمَّة والمستأمنين.
3 - Bu eser sünnetlere, âsâra ve emsâr ulemâsının sözlerine dayanmaktadır. Bu sebeple anlaşılması temin edilmiş olduğundan mütalaası kolay, hacminin küçüklüğü sebebiyle de müracaatı yakındır. Bu eserde, çok yazmaktan usanç gelmesi endişesiyle son derece ihtisârı hedefledim. Allah Teâlâ'dan güzel maksatlarını kabul buyurması ve faydalarından istifade edilmesi umulur. Şüphesiz O, en kerim mes'ûl (2/a) ve en hayırlı me'mûldür. Onu, mânasını hissettirecek ve muktezasını ortaya koyacak bir isimle adlandırdım: "Tahrîru'l-Ahkâm fî Tedbîri Ehli'l-İslâm". Onu, kitabın maksadını toplayan bâblar üzere tertip ettim:
Birinci Bâb: İmametin vücubu, imamın şartları ve ahkâmı hakkındadır.
İkinci Bâb: İmam ve sultana ait olan ve kendilerine tevdi edilen görevler hakkındadır.
Üçüncü Bâb: Vezirlerin tayini ve üstlendikleri yükler hakkındadır.
Dördüncü Bâb: Emirlerin düşmanlara karşı cihad için hazırlık olarak tayin edilmesi hakkındadır.
Beşinci Bâb: Şer'î nizamların ve hoşnutluk veren makamlarının kurallarının korunması hakkındadır.
Altıncı Bâb: (2/b) Askerlerin ve teçhizatın alınarak cihad farîzasını icra etmeleri hakkındadır.
٣ - واستندت فِيهِ إِلَى السّنَن والْآثَار، وأقوال عُلَمَاء الْأَمْصَار، فَهُوَ سهل المطالعة لتقرير فهمه، قريب الْمُرَاجَعَة لصِغَر حجمه، وقصدت فِيهِ غَايَة الِاخْتِصَار مَخَافَة الْملَل من الْإِكْثَار، والمرجو من الله تَعَالَى قبُول حسن مقاصده وَحُصُول النَّفْع بفوائده، إِنَّه أكْرم مسؤول (٢ / أ) ، وَخير مأمول.وَقد سميته بِمَا يشْعر بِمَعْنَاهُ، ويسفر عَن مُقْتَضَاهُ وَهُوَ " تَحْرِير الْأَحْكَام فِي تَدْبِير أهل الْإِسْلَام ".ورتبته على أَبْوَاب تجمع مَقْصُود الْكتاب:الْبَاب الأول: فِي وجوب الْإِمَامَة، وشروط الإِمَام وَأَحْكَامه.الْبَاب الثَّانِي: فِيمَا للْإِمَام وَالسُّلْطَان وَمَا عَلَيْهِ مِمَّا هُوَ مفوض إِلَيْهِ.الْبَاب الثَّالِث: فِي تَقْلِيد الوزراء وَمَا يحملونه من الأعباء.الْبَاب الرَّابِع: فِي اتِّخَاذ الامراء عدَّة لجهاد الْأَعْدَاء.الْبَاب الْخَامِس: فِي حفظ الأوضاع الشَّرْعِيَّة وقواعد مناصبها المرضية.الْبَاب السَّادِس: (٢ / ب) فِي اتِّخَاذ الأجناد والأعتاد لقيامهم بفريضة الْجِهَاد.
Yedinci Bâb: Sultânın atâları, cihâtı ve iktâ‘âtının çeşitleri hakkındadır.
Sekizinci Bâb: Ecnâdın atâsının takdiri ve ehl-i cihâdın istihkak ettikleri hakkındadır.
Dokuzuncu Bâb: Cihâd farzını îfâ edenler için at, silâh ve teçhizat edinilmesi hakkındadır.
Onuncu Bâb: Dîvânın tesisi ve Sultân dîvânının kısımları hakkındadır.
On Birinci Bâb: Cihâdın fazileti, mukaddimâtı ve onu müdâfaa edenlerden buna ehil olanlar hakkındadır.
On İkinci Bâb: Cihâd ve kıtâlin keyfiyyeti ile kahramanlarla mükâfehede sabır hakkındadır.
(3/a) On Üçüncü Bâb: Ganîmet, aksâmı ve ahkâmının tefâsîli hakkındadır.
On Dördüncü Bâb: Ganîmetin taksimi, müstehıkkı ve hükkâmın bu hususta üzerine vâcip olanlar hakkındadır.
On Beşinci Bâb: Hüdne, emân ve isti’mânın ahkâmı hakkındadır.
On Altıncı Bâb: İslâm ehli arasında ehl-i bağya karşı kıtâl hakkındadır.
On Yedinci Bâb: Zimmet akdi, ahkâmı ve iltizâmı gereken hususlar hakkındadır.
الْبَاب السَّابِع: فِي عَطاء السُّلْطَان وجهاته، وأنواع إقطاعاته.الْبَاب الثَّامِن: فِي تَقْدِير عَطاء الأجناد وَمَا يسْتَحقّهُ أهل الْجِهَاد.الْبَاب التَّاسِع: فِي اتِّخَاذ الْخَيل وَالسِّلَاح والأعتاد للقائمين بِفَرْض الْجِهَاد.الْبَاب الْعَاشِر: فِي وضع الدِّيوَان، وأقسام ديوَان السُّلْطَان.الْبَاب الْحَادِي عشر: فِي فضل الْجِهَاد ومقدماته، وَمن يتأهل لَهُ من حماته.الْبَاب الثَّانِي عشر: فِي كَيْفيَّة الْجِهَاد والقتال وَالصَّبْر على مكافحة الْأَبْطَال.(٣ / أ) الْبَاب الثَّالِث عشر: فِي الْغَنِيمَة وأقسامها وتفاصيل أَحْكَامهَا.الْبَاب الرَّابِع عشر: فِي قسْمَة الْغَنِيمَة ومستحقيها وَمَا يجب على الْحُكَّام فِيهَا.الْبَاب الْخَامِس عشر: فِي الْهُدْنَة والأمان وَأَحْكَام الاستئمان.الْبَاب السَّادِس عشر: فِي قتال أهل الْبَغي من أهل الْإِسْلَام.الْبَاب السَّابِع عشر: فِي عقد الذِّمَّة وَأَحْكَامه وَمَا يجب الْتِزَامه.
(Birinci Bölüm) (İmâmetin Vücûbu, İmamın Şartları ve Ahkâmı Hakkında) 4 - Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet, hevâya uyma; sonra o seni Allah'ın yolundan saptırır." Yine Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Onlar ki, kendilerini yeryüzünde iktidar sahibi kılsak, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar. İşlerin sonu Allah'a aittir." Allah Sübhânehu, hükümdarların yardımını bu dört şarta bağlamıştır. Şayet bu şartları yerine getirirlerse, vaad edilen yardım onlar için gerçekleşir. 5 - Dini korumak, müslümanların işlerini yönetmek, saldırganların ellerini durdurmak, mazlumları zalimlerden adaletle kurtarmak, hakları yerlerinden alıp toplama ve harcamada yerlerine koymak üzere bir imam nasbetmek vaciptir. Zira bu sayede beldelerin düzelmesi, kulların güvenliği ve fesat kaynaklarının kesilmesi sağlanır. Çünkü halkın halleri ancak onları yöneten ve onları korumaya kendini adayan bir sultan ile düzelir. Ve bu sebeple bazıları şöyle demiştir:
(الْبَاب الأول) (فِي وجوب الْإِمَامَة وشروط الإِمَام وَأَحْكَامه) ٤ - قَالَ الله تَعَالَى: {يَا دَاوُد إِنَّا جعلناك خَليفَة فِي الأَرْض فاحكم بَين النَّاس بِالْحَقِّ وَلَا تتبع الْهوى فيضلك عَن سَبِيل الله} (٣ / ب) .وَقَالَ الله تَعَالَى: {الَّذين إِن مكناهم فِي الأَرْض أَقَامُوا الصَّلَاة وَآتوا الزَّكَاة وَأمرُوا بِالْمَعْرُوفِ ونهوا عَن الْمُنكر وَللَّه عَاقِبَة الْأُمُور} .ضمن سُبْحَانَهُ نصْرَة الْمُلُوك بِهَذِهِ الشُّرُوط الْأَرْبَعَة، فَإِذا قَامُوا بِهَذِهِ الشُّرُوط تحقق لَهُم النَّصْر الْمَشْرُوط.٥ - وَيجب نصب إِمَام بحراسة الدّين، وسياسة أُمُور الْمُسلمين، وكف أَيدي الْمُعْتَدِينَ، وإنصاف المظلومين من الظَّالِمين، وَيَأْخُذ الْحُقُوق من مواقعها، ويضعها جمعا وصرفاً فِي موَاضعهَا، فَإِن بذلك صَلَاح الْبِلَاد وَأمن الْعباد، وَقطع مواد الْفساد، لِأَن الْخلق لَا تصلح أَحْوَالهم إِلَّا بسُلْطَان يقوم بسياستهم، ويتجرد لحراستهم؛ وَلذَلِك قَالَ بعض
Hukemâ der ki: Sultânın kırk yıl cürkârlıkta bulunması, bir saat başıboş bırakılmış reâyâdan daha hayırlıdır. İmâm et-Turtûşî (rahmetullahi aleyh) de Allah teâlânın: {Eğer Allah insanların bir kısmını diğerleriyle defetmeseydi, yeryüzü fesada uğrardı} [Bakara, 251] kavli hakkında şöyle nakletmiştir: Meâlinde denilmiştir ki—eğer Allah teâlâ yeryüzünde sultanı ikame edip kuvvetliyi zayıftan defetmeseydi, mazluma zâlimine karşı insaf etmeseydi, insanlar birbirlerine saldırırlardı. Sonra Allah teâlâ, kullarına sultanı ikame etmek suretiyle minnet ederek: {Fakat Allah, âlemlere karşı lütuf sahibidir} [Bakara, 251] buyurmuştur.
الْحُكَمَاء: جور (٤ / أ) السُّلْطَان أَرْبَعِينَ سنة خير من رعية مُهْملَة سَاعَة وَاحِدَة.وَنقل الطرطوشي. رحمه الله فِي قَوْله تَعَالَى: {وَلَوْلَا دفع الله النَّاس بَعضهم بِبَعْض لفسدت الأَرْض} قيل فِي مَعْنَاهُ: لَوْلَا أَن الله تَعَالَى أَقَامَ السُّلْطَان فِي الأَرْض يدْفع الْقوي عَن الضَّعِيف، وينصف الْمَظْلُوم من ظالمه؛ لتواثب النَّاس بَعضهم على بعض، ثمَّ امتن الله تَعَالَى على عباده بِإِقَامَة السُّلْطَان لَهُم بقوله تَعَالَى: {وَلَكِن الله ذُو فضل على الْعَالمين} .
Hadiste rivayet edilmiştir: "Sultan, Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir; kullarından her mazlum ona sığınır. Adaletle hükmettiğinde ecir onundur, tebaaya da şükür gerekir; zulmettiğinde ise günah onun üzerinedir, tebaaya da sabır gerekir." Ali (r.a.)'den rivayetle: "Adil bir imam, sağanak yağmurdan daha hayırlıdır." Zira insanlar, hükümdarın dini üzeredir. Hükümdar adil olduğunda, tebaa adalete ve onun kanunlarına bağlı kalır; (4/b) böylece hak canlanır, insanlar birbirine insaflı davranır, zulüm ortadan kalkar. Gök bereketini gönderir, yer bitkilerini çıkarır, hayırlar çoğalır ve ticaretler gelişir. Denilmiştir ki: Adil sultanın mertebesinin üstünde, ancak gönderilmiş bir peygamber veya mukarreb bir meleğin mertebesi vardır. Ahmed b. Hanbel (r.a.)'den rivayetle: "Eğer bir duam olsaydı..."
وَرُوِيَ فِي الحَدِيث: " السُّلْطَان ظلّ الله فِي الأَرْض يأوي إِلَيْهِ كل مظلوم من عباده، فَإِذا عدل كَانَ لَهُ الْأجر وعَلى الرّعية الشُّكْر، وَإِن جَار كَانَ عَلَيْهِ الإصر وعَلى الرّعية الصَّبْر ".وَعَن عَليّ رَضِي الله تَعَالَى عَنهُ: إِمَام عَادل خير من مطر وابل. وَذَلِكَ لِأَن النَّاس على دين الْملك، فَإِذا عدل لَزِمت الرّعية الْعدْل وقوانينه، (٤ / ب) فانتعش الْحق، وتناصف النَّاس، وَذهب الْجور، فترسل السَّمَاء بركاتها، وَتخرج الأَرْض نباتها، وتكثر الْخيرَات وتنمو التِّجَارَات.وَقيل: لَيْسَ فَوق رُتْبَة السُّلْطَان الْعَادِل رُتْبَة إِلَّا نَبِي مُرْسل أَو ملك مقرب. وَعَن أَحْمد بن حَنْبَل رضي الله عنه: لَو كَانَت لي دَعْوَة
Bu dua ile sultana yönelindi; zira sultanın ıslâhı, beldenin ve kulların ıslâhına; fesâdı ise her ikisinin de fesâdına sebeptir. Denilmiştir ki: Sultan, tebaa için, ceset için ruh mesabesindedir. Şayet ruhun mizâcı istikamet üzere olursa, bütün âzâ ve hislerin mizâcı da istikamet bulur; eğer bozulursa, âzânın mizâcı da onun bozulmasıyla bozulur ve cesedin halleri âtıl hâle gelir.Fasıl (1) 6 - İmâmet iki türlüdür: İhtiyârî ve cebrî:7 - İhtiyârî olana gelince: Ehline on şart vardır ki bunlar: İmâmın erkek, hür, bâliğ, akıllı, Müslüman, âdil, şecî‘, Kureyşli, âlim ve ümmetin siyaseti ile maslahatlarını üstlenecek kifayette (5 / a) olmasıdır.
مستجابة لَدَعَوْت بهَا إِلَى السُّلْطَان، لِأَن فِي صَلَاحه صَلَاح الْبِلَاد والعباد، وَفِي فَسَاده فسادهما.وَقيل: السُّلْطَان من الرّعية كالروح من الْجَسَد، فَإِن استقام مزاجها استقام مزاج جَمِيع أَعْضَائِهِ وحواسه، وَإِن فَسدتْ فسد مزاج الْأَعْضَاء بفسادها، وتعطلت أَحْوَال الْجَسَد.فصل (١) ٦ - الْإِمَامَة ضَرْبَان: اختيارية وقهرية:٧ - أما الاختيارية: فلأهليتها عشر شُرُوط وَهِي: أَن يكون الإِمَام ذكرا، حرا، بَالغا، عَاقِلا، مُسلما، عدلا، شجاعاً، قرشياً، عَالما، كَافِيا (٥ / أ) لما يَتَوَلَّاهُ من سياسة الْأمة ومصالحها،
Ne zaman ki, bu niteliklere sahip olan bir kimse için biat akdedilmişse ve ondan başka bir imam da mevcut değilse, onun biatı ve imameti akdedilmiş olur; Allah'a isyan olmayan hususlarda ona itaat vacip olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (emir sahiplerine) itaat edin." Böylece veliyyü'l-emre itaati, Allah'a ve Resûlüne itaatle yan yana getirmiş; onlara itaat emrini mutlak olarak vermiş ve bundan masiyet dışında hiçbir şeyi istisna etmemiştir. Bu da, masiyet olmayan konularda onlara muhalefet etmenin masiyet olduğuna delalet eder. Ömer (r.a.)'ın, günah olmayan bir hususta emrine muhalefet edenlere uyguladığı ta'zir cezaları da bu şekilde yorumlanır.
Fasıl (2)
8 - İmamet-i ihtiyariyye iki vecihle akdedilir. Kahrî imamet ise üçüncü bir vecihle akdedilir.
9 - İhtiyari imamette birinci yol: Emirler, âlimler, reisler ve halkın ileri gelenlerinden müteşekkil ehl-i hall ü akdin biatıdır.
فَمَتَى عقدت الْبيعَة لمن هَذِه صفته - وَلم يكن ثمَّة إِمَام غَيره انْعَقَدت بيعَته وإمامته؛ ولزمت فِي غير مَعْصِيّة الله طَاعَته.قَالَ تَعَالَى: {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا أطِيعُوا الله وَأَطيعُوا الرَّسُول وأولي الْأَمر مِنْكُم}فقرن طَاعَة ولي الْأَمر بِطَاعَتِهِ وَطَاعَة رَسُوله، واطلق الْأَمر بطاعتهم وَلم يسْتَثْن مِنْهُ شَيْء إِلَّا الْمعْصِيَة، فَدلَّ ذَلِك على أَن مخالفتهم فِيمَا لَيْسَ بِمَعْصِيَة مَعْصِيّة، وعَلى هَذَا يحمل مَا ورد من تعزيرات عمر رضي الله عنه مِمَّن خَالف أمره فِي غير مَعْصِيّة.فصل (٢) ٨ - وتنعقد الْإِمَامَة الاختيارية: بطريقتين.والقهرية: بطرِيق ثَالِث.٩ - الطَّرِيق الأول فِي الاختيارية: بيعَة أهل العقد والحل: من الْأُمَرَاء وَالْعُلَمَاء، والرؤساء، ووجوه النَّاس
Bey'at ehli, imamın beldesinde hazır bulunmaları mümkün olan kimselerdir (5/b); nitekim Ebû Bekir (r.a.)'in Sakîfe günündeki bey'atı da böyleydi. Bey'at ehlinde belirli bir sayı şart koşulmaz; aksine bey'at akdedilirken hazır bulunması mümkün olanlar yeterlidir. Bey'atın sıhhati, diğer beldeler halkının bey'atına bağlı değildir; bilakis bu durum onlara ulaştığında, eğer kendisine bey'at edilen kişi bu işe ehil ise, onlara da muvafakat etmek gerekir. 10 - İkinci Yol: Kendinden önceki imamın yerine halife tayin etmesi (istihlâf): Nitekim Ebû Bekir (r.a.) halife tayin etmiş ve bunun sıhhati üzerinde icmâ edilmiştir. Şayet imam, kendinden sonraki işi bir cemaat arasında şûrâya bırakırsa bu da sahih olur; onlar da içlerinden birinde ittifak ederler. Nitekim Ömer (r.a.)'in aşere-i mübeşşereden olan şûrâ ehli hakkında yaptığı gibi. Bunlar altı kişiydi: Osman, Ali, Talha...
الَّذِي يَتَيَسَّر حضورهم بِبَلَد الإِمَام (٥ / ب) عِنْد الْبيعَة، كبيعة أبي بكر رضي الله عنه يَوْم السَّقِيفَة.وَلَا يشْتَرط فِي أهل الْبيعَة عدد مَخْصُوص، بل من تيَسّر حُضُوره عِنْد عقدهَا، وَلَا تتَوَقَّف صِحَّتهَا على مبايعة أهل الْأَمْصَار، بل مَتى بَلغهُمْ لَزِمَهُم الْمُوَافقَة إِذا كَانَ الْمَعْقُود لَهُ أَهلا لَهَا.١٠ - الطَّرِيق الثَّانِي:اسْتِخْلَاف الإِمَام الَّذِي قبله: كَمَا اسْتخْلف أَبُو بكر رضي الله عنهما، وَأَجْمعُوا على صِحَّته.فَإِن جعل الإِمَام الْأَمر بعده شُورَى فِي جمَاعَة صَحَّ أَيْضا، ويتفقون على وَاحِد مِنْهُم، كَمَا فعل عمر رضي الله عنه بِأَهْل الشورى من الْعشْرَة، وَكَانُوا سِتَّة: عُثْمَان، وَعلي، وَطَلْحَة،
Ve Zübeyr, Sa‘d ve Abdurrahmân, Osmân üzerinde ittifak ettiler. Şayet imâmeti filana, onun ardından da filana tevdi etmiş olsaydı, bu da sahih olurdu. Ve hilâfet ondan sonra … üzere.
وَالزُّبَيْر، وَسعد، وَعبد الرَّحْمَن، وَاتَّفَقُوا على عُثْمَان، وَلَو عهد بِالْإِمَامَةِ إِلَى فلَان وَبعده إِلَى فلَان صَحَّ أَيْضا، وَكَانَت الْخلَافَة بعده على
Onun düzenlediği şey, Nebî (s.a.v.)'in Mûte Gazvesi kumandanları hakkında yaptığı gibidir (6/a). Halife olarak tayin edilen (müstahlef) ile ondan sonra tayin edilecek (müstahlef ba‘dehû) hakkında şart koşulur: İkisinin de imamet şartlarını toplamış olmaları; veliahtın (veliyyü'l-ahd) ise ahidden sonra ve kendisine istihlâf yapılanın ölümünden önce bunu kabul etmesi. Eğer reddederse biat akdedilmiş olmaz. 11 – Üçüncü yol ise ki kendisiyle cebrî biatın akdedildiği yoldur: O da şevke sâhibinin zor kullanmasıdır (kahr). Vakit imamsız kaldığında, ehliyetli bir kimse imamete talip olup insanları şevkesi ve askerleriyle, ne biat ne de istihlâf olmaksızın kahrederse, onun biati akdedilmiş olur ve itaati vacip olur. Müslümanların birliği düzenlensin ve kelimeleri birleşsin diye. Bunda cahil veya fasık olması, en sahih görüşe göre kusur teşkil etmez. Bir kimse için şevke ve galebe ile imamet akdedildikten sonra bir başkası çıkıp birinciyi şevkesi ve askerleriyle kahrederse, birinci azledilir ve ikinci imam olur; yukarıda zikrettiğimiz gibi (6/b).
مَا رتبه، كَمَا فعل (٦ / أ) النَّبِي [صلى الله عليه وسلم] فِي أُمَرَاء غَزْوَة مؤته.وَيشْتَرط فِي الْخَلِيفَة الْمُسْتَخْلف والمستخلف بعده: أَن يَكُونَا قد جمعا شُرُوط الْإِمَامَة، وَأَن يقبل ولي الْعَهْد ذَلِك بعد الْعَهْد، وَقبل موت الْمُسْتَخْلف لَهُ، فَإِن رده لم تَنْعَقِد الْبيعَة.١١ - وَأما الطَّرِيق الثَّالِث،الَّذِي تَنْعَقِد بِهِ الْبيعَة القهرية: فَهُوَ قهر صَاحب الشَّوْكَة، فَإِذا خلا الْوَقْت عَن إِمَام فتصدى لَهَا من هُوَ من أَهلهَا، وقهر النَّاس بشوكته وَجُنُوده بِغَيْر بيعَة أَو اسْتِخْلَاف، انْعَقَدت بيعَته، ولزمت طَاعَته، لينتظم شَمل الْمُسلمين وتجتمع كلمتهم.وَلَا يقْدَح فِي ذَلِك كَونه جَاهِلا أَو فَاسِقًا فِي الْأَصَح.وَإِذا انْعَقَدت الْإِمَامَة بِالشَّوْكَةِ وَالْغَلَبَة لوَاحِد ثمَّ قَامَ آخر فقهر الأول بشوكته وَجُنُوده، انْعَزل الأول وَصَارَ الثَّانِي إِمَامًا، لما قدمْنَاهُ (٦ / ب)
Müslümanların maslahatı ve söz birliği içindir. Bundan dolayı İbn Ömer (r.a.) Harre vakasında şöyle buyurmuştur: "Biz gâlib olanın yanındayız." Fasıl (3) 12 - Hilâfetin şartları salih bir cemaatte bulunsaydı, ehlü'l-hal ve'l-akd, Müslümanlar için en salih olanı takdim ederdi. Faziletçe daha düşük olana biat akdedilse, bu çoğu âlime göre caizdir. Mesela birisi daha âlim, diğeri daha cesur olsa: bu durumda ikisinden vaktin durumunun gerektirdiğini takdim etmek evlâdır. Zira düşmanın zuhur etmesi, ondan korkulması ve sınır boylarında gedik açılması hâlinde cesur olan, âlim olandan daha evlâdır. Bid'atların zuhur etmesi, düşman korkusunun bulunmadığı bir emniyet ortamında ilmin azalması hâlinde ise âlim olan daha evlâdır. 13 - İmamet (hilâfet) akdi iki kişiye yapılamaz; ister bir beldede ister iki beldede, ister bir bölgede ister iki bölgede olsun. Aynı anda iki kişiye biat akdedilse, her iki biat da bâtıl olur ve yeniden bunlardan biri veya başka birisi için biat yenilenir. Şayet ilk biat sahibi hayatta iken sonradan ayrı bir vakitte ikinci bir biat yapılmış olsa, bu ikinci biat (7/a) nerede olursa olsun bâtıldır.
من مصلحَة الْمُسلمين وَجمع كلمتهم، وَلذَلِك قَالَ ابْن عمر فِي أَيَّام الْحرَّة: نَحن مَعَ من غلب. فصل (٣) ١٢ - لَو كَانَت شُرُوط الْخلَافَة فِي جمَاعَة صَالِحَة لَهَا، قدم أهل الْحل وَالْعقد أَصْلحهم للْمُسلمين.فَإِن عقدت للمفضول جَازَ عِنْد أَكثر الْعلمَاء.وَلَو كَانَ أحدهم أعلم مثلا وَالْآخر أَشْجَع مثلا: فَالْأولى أَن يقدم مِنْهُمَا من يَقْتَضِيهِ حَال الْوَقْت؛ فَإِن كَانَ عِنْد ظُهُور الْعَدو وخوفه وخلل الثغور، فالأشجع أولى من الأعلم.وَإِن كَانَ عِنْد ظُهُور الْبدع وَقلة الْعلم مَعَ الْأَمْن من الْعَدو وظهوره، فالأعلم أولى.١٣ - وَلَا يجوز عقد الْإِمَامَة لاثْنَيْنِ، لَا فِي بلد وَاحِد وَلَا فِي بلدين، وَلَا فِي إقليم وَاحِد وَلَا فِي إقليمين، فَإِن عقد لاثْنَيْنِ فِي وَقت وَاحِد بطلت الْبيعَة وتستأنف لأَحَدهمَا أَو لغَيْرِهِمَا، وَإِن كَانَا فِي وَقْتَيْنِ مَعَ بَقَاء الأول، فالبيعة الثَّانِيَة (٧ / أ) بَاطِلَة حَيْثُ كَانَت.
Ve eğer ikisinden hangisinin önce (biat aldığı) bilinmezse, onlardan biri veya başka biri için biat yeniden başlatılır. Fasıl (4) 14 - Biatın tarifi şudur: "Seni, adaleti ikame etmek ve imâmetin farzlarını Kitâbullah ve Resûlullah'ın (s.a.v.) sünneti üzere yerine getirmek hususunda razı olarak biat ettik." denilmesidir. Biat el sıkışmaya muhtaç değildir; bilakis söz yeterlidir. 15 - Kendisi için biat akdedilen kişiye "halife" denilmesi ve ona "Resûlullah'ın (s.a.v.) halifesi" denilmesi caizdir; zira o, Resûlullah'ın ümmetindeki halifesidir. En sahih olan ise ona "Allah'ın halifesi" denilmemesidir. Nitekim Ebû Bekir (r.a.)'e "Ey Allah'ın halifesi!" denildiğinde şöyle buyurmuştur: "Ben Allah'ın halifesi değilim, lakin ben Resûlullah'ın (s.a.v.) halifesiyim."
وَإِن جهل السَّابِق مِنْهُمَا استؤنفت الْبيعَة لأَحَدهمَا أَو لغَيْرِهِمَا.فصل (٤) ١٤ - وَصفَة الْبيعَة أَن يُقَال: " بايعناك راضين على إِقَامَة الْعدْل وَالْقِيَام بفروض الْإِمَامَة على كتاب الله وَسنة رَسُوله [صلى الله عليه وسلم] ". وَلَا تفْتَقر إِلَى الصفق بِالْيَدِ بل يَكْفِي فِيهِ القَوْل.١٥ - وَمن عقدت لَهُ الْبيعَة جَازَ أَن يُسمى " خَليفَة " وَأَن يُقَال خَليفَة رَسُول الله [صلى الله عليه وسلم] ، لِأَنَّهُ خَليفَة فِي أمته، وَالأَصَح: أَن لَا يُقَال خَليفَة الله، وَلذَلِك عِنْدَمَا قيل لأبي بكر رضي الله عنه: " يَا خَليفَة الله ". قَالَ: لست خَليفَة الله، وَلَكِنِّي خَليفَة رَسُول الله [صلى الله عليه وسلم] .
**İkinci Bâb: Halîfe ve Sultana Ait Olan ve Kendisine Tevdi Edilen Hususlarda Kendisinin Sorumlu Olduğu Vazifeler Hakkındadır.**
16. Müslümanların imamının, her iklimin, beldenin, nahiyenin veya işin velâyetini, o işte genel nezaret (7/b) için ehl-i vukuf birine tevdi etmesi câizdir. Zira ihtiyaç, bilhassa uzak beldelerde buna davet etmektedir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) Attâb b. Üseyd'i Mekke'ye vâli tayin etmiş; Ebû Bekir (r.a.) Hâlid b. Velîd'i Şam'a, Osman b. Ebî'l-Âs (r.a.)'ı da Tâif'e vâli tayin etmiştir.
الْبَاب الثَّانِي فِيمَا للخليفة وَالسُّلْطَان وَمَا عَلَيْهِ مِمَّا هُوَ مفوض إِلَيْهِ ١٦ - لإِمَام الْمُسلمين أَن يُفَوض ولَايَة كل أقليم أَو بلد أَو نَاحيَة أَو عمل إِلَى كفؤٍ للنَّظَر (٧ / ب) الْعَام فِيهِ، لِأَن الْحَاجة تَدْعُو إِلَى ذَلِك لاسيما فِي الْبِلَاد الْبَعِيدَة، كَمَا ولى رَسُول الله [صلى الله عليه وسلم] عتاب بن أسيد مَكَّة، وَولى أَبُو بكر رضي الله عنه خَالِد بن الْوَلِيد على الشَّام، وَعُثْمَان بن أبي الْعَاصِ رضي الله عنه على الطَّائِف،
Ve Ebû Mûsâ (r.a.) Zübeyd valisiydi. Ömer (r.a.) ise Ebû Ubeyde'yi Şam'a, Ebû Mûsâ'yı Basra'ya, Ammâr b. Yâsir'i Kûfe'ye, Amr b. el-Âs'ı Mısır'a vali tayin etti. Bu durum halifelerin âdeti olmaya devam etti; zira ihtiyaç buna gerektiriyordu.
وَأَبا مُوسَى رضي الله عنه على زبيد. وَولى عمر رضي الله عنه أَبَا عُبَيْدَة على الشَّام، وَأَبا مُوسَى على الْبَصْرَة، وعمار بن يَاسر على الْكُوفَة، وَعَمْرو بن الْعَاصِ على مصر. وَلم يزل ذَلِك عَادَة الْخُلَفَاء لِأَن الْحَاجة تَدْعُو إِلَيْهِ.