Delâilü'n-Nübüvve - es-Sekkâr; Delâilü'n-Nübüvve, Dr. Münkız b. Mahmûd es-Sekkâr
دلائل النبوة - السقاردلائل النبوة د. منقذ بن محمود السقار
Kur'an-ı Kerîm bizi, Resûlullah (s.a.v.)'in nübüvvet delilleri üzerinde tefekküre birçok âyette davet etmiştir: {De ki: Size tek bir öğüt veriyorum: Allah için ikişer ikişer ve tek başınıza kalkın, sonra düşünün ki arkadaşınızda (Muhammed'de) hiçbir delilik yoktur. O, şiddetli bir azabın öncesinde sizin için ancak bir uyarıcıdır} (Sebe': 46). Şimdi de Nebî (s.a.v.)'in nübüvvetine şehâdet eden delilleri arz edeceğiz. Bu, müminlerin imanını pekiştirmek, onları taklitten burhan ve delile çıkarmak içindir. Aynı zamanda bu, Peygamberimiz (s.a.v.)'i, hayatının ve davetinin azamet yönlerini tanımaktan uzak kalmış beşeriyet için bir davettir; onları bu kerîm Nebî'yi tanımaya ve O'na nebi ve rasûl olarak iman etmeye çağırmaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)'in nübüvvetine şahitlik eden nübüvvet delilleri çeşitli ve çoktur. Bunlar altı kısımda toplanır: Birincisi: Nebî (s.a.v.)'in haber verdiği ve hayatında veya vefatından sonra aynen haber verdiği gibi gerçekleşen gaybî haberlerdir. Bu türden ayrıca, modern deneysel bilimin doğruluğuna şahitlik ettiği ilmî i‘câz da bulunmaktadır. İkincisi: Allah'ın Nebî (s.a.v.)'e bahşettiği hissî mûcizelerdir; yemeğin çoğaltılması, hastaların iyileştirilmesi ve ayın yarılması gibi. Üçüncüsü: Mânevî delillerdir; Allah'ın O'nun duasına icabet etmesi, O'nu öldürülmekten koruması ve risâletinin yayılması gibi. Bu tür deliller, Allah'ın O'nu desteklediğine, önce şahsına, sonra davetine ve dinine yardım ettiğine delâlet eder. Allah, kendisi hakkında yalan uyduran bir yalancıyı böyle desteklemez. Nübüvvet delillerinin dördüncü türü ise en büyük ve en kalıcı olanıdır: O, Kur'an-ı Kerîm'dir; Allah'ın senelerin ve asırların eskitemediği mûcizesidir. Bu kitap, Allah'ın içine koyduğu ilmî, teşrî‘î ve beyânî i‘câz türleri ve diğer i‘câz yönleriyle birlikte ebedî bir mûcize ve parlak bir delildir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki kendisine, insanların benzerine iman ettiği âyetler (mûcizeler) verilmiş olmasın. Bana verilen ise Allah'ın bana vahyettiği vahiydir. Bu sebeple kıyamet günü ümmetçe en çok olanlarının ben olacağını ümit ediyorum.' (1) Beşinci tür ise, önceki nübüvvetlerin, Nebî (s.a.v.)'in gelişini haber vermeleri ve müjdelemeleridir. O, Allah'ın peygamberlerden, gönderildiğinde O'na iman etmeleri ve yardım etmeleri hususunda mîsak aldığı Nebî'dir: {Hani Allah...} (1) (1) Buhârî, hadis no: 4981; Müslim, hadis no: 152, lafız Müslim'e aittir.
وقد دعانا القرآن الكريم للتأمل في دلائل نبوة النبي صلى الله عليه وسلم في غير آية: {قل إنما أعظكم بواحدة أن تقوموا لله مثنى وفرادى ثم تتفكروا ما بصاحبكم من جنة إن هو إلا نذير لكم بين يدي عذاب شديد} (سبأ: ٤٦).ولسوف نعرض للأدلة التي تشهد بنبوة النبي صلى الله عليه وسلم، تثبيتاً لإيمان المؤمنين، وخروجاً به من التقليد إلى البرهان والدليل، وهو أيضاً دعوة للبشرية التائهة عن معرفة نبينا صلى الله عليه وسلم وجوانب العظمة في حياته ودعوته، دعوة لهم للتعرف على هذا النبي الكريم، والإيمان به نبياً ورسولاً.ودلائل النبوة الشاهدةُ بنبوة نبينا صلى الله عليه وسلم متنوعةٌ وكثيرة، ويجمعها أقسام ستة:الأول: الغيوب التي أخبر عنها النبي صلى الله عليه وسلم وتحققتْ حال حياته أو بعد وفاته كما أخبر عنها، ومن هذا النوع أيضاً ما أخبر به عليه الصلاة والسلام من الإعجاز العلمي الذي شهد بصحته العلم التجريبي الحديث.الثاني: المعجزات الحسية التي وهبها الله النبي صلى الله عليه وسلم كتكثير الطعام وشفاءِ المرضى وانشقاقِ القمر.الثالث: الدلائل المعنوية، كاستجابة الله دعاءه، وعصمتِه له من القتل، وانتشارِ رسالته عليه الصلاة والسلام، فهذا النوع من الدلائل يدل على تأييد الله له ومعيِته لشخصه ثم لدعوته ودينه، ولا يؤيد الله دعياً يفتري عليه الكذب بمثل هذا.وأما رابع أنواع دلائل نبوته صلى الله عليه وسلم فهو أعظمُها وأدومُها، إنه القرآن الكريم معجزة الله التي لا تبليها السُنونُ ولا القرون، هذا الكتاب معجزة خالدة ودليل باهر بما أودعه الله من أنواع الإعجاز العلمي والتشريعي والبياني، وغيرِها من وجوه الإعجاز، يقول رسول الله صلى الله عليه وسلم: ((ما من الأنبياء من نبي، إلا قد أُعطي من الآيات، ما مثلٌه آمن عليه البشر، وإنما كان الذي أُوتيتُ وحياً أَوحى اللهُ إليّ، فأرجو أن أكون أكثرَهم تابعاً يوم القيامة)). (١)وخامس أنواع دلائل النبوة إخبار النبوات السابقة وتبشيرها بمقدمه صلى الله عليه وسلم، فهو النبي الذي أخذ الله الميثاق على الأنبياء أن يؤمنوا به وينصروه حال بعثته: {وإذ أخذ الله(١) رواه البخاري ح (٤٩٨١)، ومسلم ح (١٥٢) واللفظ له.
Allah Teâlâ'nın peygamberlerden aldığı mîsâk: "Size kitap ve hikmet verdiğim halde, sonra elinizdekini tasdik eden bir resûl geldiğinde ona mutlaka iman edecek ve ona mutlaka yardım edeceksiniz." Buyurdu ki: "İkrar ettiniz mi ve bu ahdimi üzerinize aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" dediler. "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahitlerdenim" buyurdu (Âl-i İmrân, 81). Delâil-i nübüvvenin altıncı türü ise Resûlullah (s.a.v.)'in ahlâkı ve şahsî halleridir ki, kemâline ve nübüvvetine delâlet eder. Zira bu sıfatlar ve bu kemâlât, Allah'ın onu terbiye etmesinden başka bir yolla onda içtima etmiş olamaz. Nitekim Allah onu terbiye etmiş ve ne güzel terbiye etmiştir. Araştırmamda delâil-i nübüvveden bahsedeceğim konuda, muhaddislerin şartlarına göre rivayet edilmiş sahih haberlerle iktifa edecek; siyer ve farklı delâil kitaplarını ağırlaştıran zayıf ve garip rivayetlerden kalemi çekeceğim. Bu delilleri tamamen ihata ettiğimi iddia etmiyorum. Aksine, şöhreti veya başka sebeplerle terkettiğim, fakat bence sahih olan deliller bulunmaktadır. Aynı şekilde ilmî ve beyânî i'câz vecihlerinin birçoğunu da bilerek geçiştirip ehl-i ihtisasa havale ediyorum. Bütün bunlarda gücüm yettiğince çalışıyor, Allah'tan tevfik ve sedad niyaz ediyorum. İftiranın çoğaldığı, Resûlullah (s.a.v.)'in şahsına ve risâletine yönelik haksız şüphelerin yaygınlaştığı bir zamanda, bu kitabı İslâm kütüphanesine sunmaktan memnuniyet duyuyorum. Sevgilimiz ve önderimiz (s.a.v.)'e karşı bir nebze olsun vazifeyi ifa etmesi ümidiyle. Allah, tevfikin sahibidir.
ميثاق النبيين لما آتيتكم من كتاب وحكمة ثم جاءكم رسول مصدق لما معكم لتؤمنن به ولتنصرنه قال أأقررتم وأخذتم على ذلكم إصري قالوا أقررنا قال فاشهدوا وأنا معكم من الشاهدين} (آل عمران: ٨١).وأما سادس أنواع دلائل النبوة فأخلاق النبي صلى الله عليه وسلم وأحواله الشخصية الدالة على كماله ونبوته، إذ لم تجتمع فيه هذه الصفات وتلك الكمالات إلا من تأديب الله له، فقد أدّبه فأحسن تأديبه.وما أعرض للحديث عنه من دلائل النبوة في بحثي؛ أقتصر فيه على الصحيح الذي روي وفق شروط المحدثين، وأكفّ القلم عن الضعيف والغريب الذي أثقل كتب السير والدلائل المختلفة.ولست أزعم أني استوفيت هذه الدلائل، بل قد صح عندي منها ما تركته لشهرته أو لغيره من الأسباب، كما تغافلت عن كثير من وجوه الإعجاز كالعلمي والبياني، تاركاً ذلك لأهل الاختصاص، وفي كل ذلك أبذل وسعي آملاً من الله التوفيق والسداد.ويسرني أن أتقدم للمكتبة الإسلامية بهذا الكتاب، في وقت كثر الافتراء واستطار التشكيك الظالم في شخصه صلى الله عليه وسلم ورسالته، راجياًً أن يقوم ببعض الواجب تجاه حبيبنا وقدوتنا صلى الله عليه وسلم، والله ولي التوفيق.
Resûlullah’ın (s.a.v.), hayatı esnasında vuku bulan gayb haberlerine gelince; gayb, Allah’ın sırrıdır. O, Tebâreke ve Teâlâ, gizli olanı ve daha gizlisini bilendir. {Gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanı da bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın} (En‘âm: 59). Peygamber (s.a.v.) de diğer insanlar gibi gaybı bilmez: {De ki: Size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem; size ben bir meleğim de demiyorum} (En‘âm: 50), {De ki: Allah'ın dilediği dışında ben kendime ne bir fayda ne bir zarar vermeye mâlik değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette hayırdan çoğaltırdım ve bana kötülük dokunmazdı. Ben ancak inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim} (A‘râf: 188).
Böylece Peygamber, gayba dair bir şey haber verdiğinde, bu, Allah’ın kendisine tahsis edip kendisini muttali kıldığı ilimden bir parçadır; ta ki bu, nübüvvetinin burhanı ve risaletinin delili olsun. Peygamber (s.a.v.) yaklaşık bin kadar gaybî meseleyi haber vermiştir; bunlardan bazısı Kur’ân’da, bazısı sünnettedir ve her biri onun nübüvvetine ve risaletine delildir. Onun (s.a.v.) haber verdiği gayblar çeşitlere ayrılır: Kimisi onun (s.a.v.) hayatta olduğu sırada, kimisi ondan sonra, kimisi de kıyamete yakın gerçekleşecektir. Bütün bunlar, onun nübüvvetine ve risaletine delâlet eder.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) haber verip hayatında vuku bulan gayblardan biri, Tebük seferine çıkarken esmek üzere olduğunu bildirdiği rüzgâr hadisesidir. O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bu gece üzerinize şiddetli bir rüzgâr esecek; sakın içinizden kimse ayağa kalkmasın. Kimin devesi varsa, onu iyice bağlasın.” Hadisi rivayet eden Ebû Humeyd (r.a.) der ki: “Gerçekten şiddetli bir rüzgâr esti. Bir adam kalktı, rüzgâr onu kaldırıp Tayy Dağları’na fırlattı (Buhârî, hadis no: 1482; Müslim, hadis no: 1392).”
Peki, insanların hava durumunu ve rüzgârların hareketlerini tahmin edemediği bir zamanda, bu rüzgârın eseceğini Peygamber’e (s.a.v.) kim haber verdi? Şüphesiz ki, kendisinden hiçbir şeyin kaybolmadığı Allah haber verdi.
Nevevî der ki: “Bu hadis, Allah’ın Resûlü’nün (s.a.v.) gaybı haber verdiği ve rüzgâr sırasında kalkmanın zararından korkulması gerektiğini bildirdiği apaçık bir mucizeyi ihtiva etmektedir. Onda, Resûlullah’ın (s.a.v.) ...
إخباره صلى الله عليه وسلم بغيوب تحققت في حياتهالغيب سر الله، فهو وحده تبارك وتعالى الذي يعلم السر وأخفى {وعنده مفاتح الغيب لا يعلمها إلا هو ويعلم ما في البر والبحر وما تسقط من ورقةٍ إلا يعلمها ولا حبةٍ في ظلمات الأرض ولا رطبٍ ولا يابسٍ إلا في كتابٍ مبينٍ} (الأنعام: ٥٩).والنبي صلى الله عليه وسلم كسائر البشر لا يعلم الغيب {قل لا أقول لكم عندي خزائن الله ولا أعلم الغيب ولا أقول لكم إني ملكٌ} (الأنعام: ٥٠)، {قل لا أملك لنفسي نفعاً ولا ضراً إلا ما شاء الله ولو كنت أعلم الغيب لاستكثرت من الخير وما مسني السوء إن أنا إلا نذيرٌ وبشيرٌ لقومٍ يؤمنون} (الأعراف: ١٨٨).فإذا ما أخبر النبي عن شيء من الغيوب؛ فإنما يخبر بشيء من علم الله الذي خصه به وأطلعه عليه، ليكون برهان نبوته ودليل رسالته.ولقد أخبر النبي صلى الله عليه وسلم عن زهاء ألف أمر غيبي، بعضها في القرآن، وبعضها في السنة، وكل منها دليل على نبوته ورسالته.والغيوب التي أخبر بها صلى الله عليه وسلم على ضروب، فمنها ما تحقق حال حياته صلى الله عليه وسلم، ومنها بعده، ومنها ما يكون قريباً من الساعة، وفي كل ذلك دلائل على نبوته ورسالته.ومن الغيوب التي تنبأ بها صلى الله عليه وسلم ووقعت حال حياته خبر الريح التي تنبأ صلى الله عليه وسلم بهبوبها وهو منطلق وأصحابُه إلى تبوك فقال: ((ستهبُّ عليكم الليلة ريحٌ شديدة، فلا يقُمْ فيها أحدٌ منكم، فمن كان له بعيرٌ فليشُدَّ عِقاله)).قال أبو حميد رضي الله عنه راوي الحديث: فهبَّت ريحٌ شديدة، فقام رجلٌ، فحملته الريح، فألقته بجبلي طيء. (١) فمن الذي أخبر النبي صلى الله عليه وسلم بهبوب هذه الريح في زمن ما كان الناس يقدرون على التنبؤ بالطقس وحركات الرياح؟ إنه الله الذي لا تغيب عنه غائبة.قال النووي: "هذا الحديث فيه هذه المعجزة الظاهرة؛ من إخبارِه عليه الصلاة والسلام بالمغيَّب، وخوفِ الضرر من القيام وقت الريح .. وفيه ما كان عليه صلى الله عليه وسلم من(١) رواه البخاري ح (١٤٨٢)، ومسلم ح (١٣٩٢).
Ümmetine şefkat, onlara merhamet, menfaatlerine ihtimam, din veya dünyada kendilerine zarar verecek şeylerden sakındırmasıdır. (1) Resûlullah (s.a.v.)'in gaybî haberlerinden biri de, Fars'ın mağlubiyetini ve Rum'un galebesini haber vermesidir; öyle bir zamanda ki, Fars devleti Rum İmparatorluğu'nu dünya haritasından neredeyse silecek duruma gelmişti. Nitekim II. Kisrâ Ebrûvîz'in orduları Nil Vadisi'ne kadar ulaşmış ve Rum diyarının büyük kısımları ona boyun eğmişti. Birkaç yıl içinde Fars ordusu Şam diyarını ve Mısır'ın bir kısmını kontrol altına almayı başardı; orduları kuzeyde Antakya'yı işgal etti. Bu durum Rum İmparatorluğu için yakın bir sona işaret ediyordu. Bu Fars tufanı karşısında Rum kralı Herakleios, hükümdarlığının merkezi Kostantiniyye'den kaçmayı düşündü ve neredeyse bunu yapacaktı; ancak Rum Başpiskoposu onu direnmeye ikna etmeseydi ve Farslardan zelil bir barış talep etmeseydi kaçacaktı. İşte bu olayların ortasında, tüm beklentilerin aksine, Resûlullah (s.a.v.), kendisine ve davetine karşı pusuda bekleyen Mekke şartlarında Rum'un birkaç sene, yani dokuz seneyi geçmeyecek bir süre içinde Fars'a galip geleceğini ilan etti. Zira kendisine şu âyet-i kerîme nâzil oldu: “Rum (ordusu) yenildi. Yeryüzünün (deniz seviyesine göre) en alçak noktasında (adna'l-ard). Onlar bu yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç yıl içinde. Emir, önceden de sonradan da Allah'ındır. O gün müminler sevinecektir. Allah'ın yardımıyla.” (Rûm, 2-5) Tarihçi Edward Gibbon şöyle der: “O vakitte, Kur'an bu öngörüyü bildirdiğinde, bundan daha imkânsız bir kehanet olamazdı. Zira Herakleios'un hükümetinin ilk on yılı, Roma İmparatorluğu'nun sonunun yaklaştığına işaret ediyordu.” (2) Gerçekten de Resûlullah (s.a.v.), neredeyse rakibine teslim olmak üzere olan mağlubun zaferini haber veriyor ve bu zafer için öyle hassas bir vakit belirliyordu ki, gerçekleşmesi imkânsız denebilecek kadar uzak görünüyordu. (1) Şerhu Sahîhi Müslim, 15/42. (2) Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi, 5/74.
الشفقة على أمته ، والرحمةِ لهم ، والاعتناءِ بمصالحهم ، وتحذيرِهم مما يضرُّهم في دين أو دنيا". (١)ومن إخباره صلى الله عليه وسلم بالغيوب تنبؤه بهزيمة الفرس وغلب الروم، في وقت كادت دولة الفرس أن تزيل الإمبرطورية الرومانية من خارطة الدنيا، فقد وصلت جيوش كسرى أبرويز الثاني إلى وادي النيل، ودانت له أجزاء عظيمة من مملكة الرومان.سنواتٌ معدودة تمكن فيها جيش الفرس من السيطرة على بلاد الشام وبعض مصر، واحتلت جيوشهم أنطاكيا شمالاً، مما آذن بنهاية وشيكة للإمبرطورية الرومانية.وأمام هذا الطوفان الفارسي أراد هرقل ملك الروم أن يهرب من عاصمة ملكه القسطنطينية، وكاد أن يفعل لولا أن كبير أساقفة الروم أقنعه بالصمود وطلب الصلح الذليل من الفرس.ووسط هذه الأحداث - وخلافاً لكل التوقعات - أعلن النبي صلى الله عليه وسلم في أجواء مكة المتربصة به وبدعوته أن الروم سينتصرون على الفرس في بضع سنين، أي فيما لا يزيد عن تسع سنين، فقد نزل عليه قول الله تعالى: {غلبت الروم - في أدنى الأرض وهم من بعد غلبهم سيغلبون - في بضع سنين لله الأمر من قبل ومن بعد ويومئذٍ يفرح المؤمنون - بنصر الله} (الروم: ٢ - ٥).يقول المؤرخ إدوار جِبن: "في ذلك الوقت، حين تنبأ القرآن بهذه النبوءة، لم تكن أية نبوءةٍ أبعدَ منها وقوعاً، لأن السنين العشر الأولى من حكومة هرقل كانت تؤذن بانتهاء الإمبرطورية الرومانية". (٢)لقد كان النبي صلى الله عليه وسلم يتنبأ بانتصار المهزوم الذي يكاد يستسلم لخصمه، ويحدد موعداً دقيقاً لهذا النصر الذي ما من شيء أبعد في تحققه منه.(١) شرح صحيح مسلم (١٥/ ٤٢).(٢) تاريخ سقوط وانحدار الإمبراطورية الرومانية، إدوار جبن (٥/ ٧٤).
Kureyş, putperestlikte kardeşleri olan Farsların tarafına meyletmiş hevalarına aykırı düşen bu garip haberi kulaktan kulağa yaydı. Oysa Müslümanlar, Rumların ehl-i kitap olmaları sebebiyle onların zaferini arzuluyor ve bu haberle müjdeleniyorlardı. İbn Abbas (r.a.) dedi ki: "Müşrikler, Farsların Rumlara galip gelmesini severlerdi, çünkü onlar da kendileri de putperest idi. Müslümanlar ise Rumların Farslara galip gelmesini severlerdi, çünkü onlar ehl-i kitap idi. Bunu Ebû Bekir'e söylediler. Ebû Bekir de bunu Resûlullah'a (s.a.v.) iletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Şüphesiz onlar (Rumlar) galip geleceklerdir.' Bunun üzerine Ebû Bekir onlara (müşriklere) bunu anlattı. Onlar dediler ki: 'Aramızda bir süre belirle. Eğer biz (yani Farsların zaferi devam ederek) galip gelirsek, şu kadar şu kadar (rehin olarak) bize ait olsun. Siz (Rumların zaferiyle) galip gelirseniz, şu kadar şu kadar size ait olsun.' Ebû Bekir, beş yıllık bir süre belirledi. Rumlar (o beş senede) galip gelmediler. Bunu Peygamber'e (s.a.v.) ilettiler. O (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Onu ondan aşağıya (dokuz yıla) belirleseydin ya! Zira Arap dilinde "bid'" (birkaç) ondan aşağısı demektir. Vallahi Allah, Rumların birkaç sene içinde zafer kazanacağını vaadetti.' Ebû Saîd dedi: 'Bid', ondan aşağısıdır.' Dedi ki: 'Sonra Rumlar daha sonra zafer kazandılar.' İbn Abbas dedi: İşte bu, Allah Teâlâ'nın şu kavlidir: {Rumlar mağlup oldu - en yakın yerde - ve onlar mağlubiyetlerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir.} (1) Gerçekten iş, O'nun (s.a.v.) haber verdiği gibi oldu. 623 miladi yılı ve sonrasında Herakleios eğlence ve sefahetinden kurtulup üç başarılı sefer düzenledi ve Farsları Roma topraklarından çıkardı. 626 yılında Romalılar ilerleyişlerine devam ederek Dicle nehrinin kıyılarına, Fars devletinin sınırları içine ulaştılar. Farslar, Ninova savaşında yenilgilerinden sonra Romalılarla barış istemek zorunda kaldılar ve ellerine geçmiş olan kutsal haçı -onlara göre- iade ettiler. Peki, Muhammed'e (s.a.v.) bu büyük haberi kim haber verdi? O, Allah'ın vahyidir ve O'nun (s.a.v.) risâletinin ve nübüvvetinin delilidir. (1) Tirmizî rivayet etmiştir (hadis no: 3193), Elbânî onu Sahih-i Tirmizî'de (hadis no: 2551) sahihlemiştir.
وتناقلت قريش هذه النبوءة الغريبة التي خالفت أهواءهم التي مالت إلى جانب الفرس إخوانِهم في الوثنية، بينما أحب المسلمون انتصار الروم لأنهم أهل كتاب، واستبشروا بالخبر.قال ابن عباس: (كان المشركون يحبون أن يظهر أهل فارس على الروم، لأنهم وإياهم أهلُ أوثان، وكان المسلمون يحبون أن يظهر الروم على فارس لأنهم أهلُ كتاب، فذكروه لأبي بكر، فذكره أبو بكر لرسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: أما إنهم سيَغلبون.فذكره أبو بكر لهم، فقالوا: اجعل بيننا وبينك أجلاً، فإن ظهرنا [أي بدوام انتصار الفرس] كان لنا كذا وكذا [أي من الرهن]، وإن ظهرتم [أي بانتصار الروم] كان لكم كذا وكذا، فجعل أجلاً خمس سنين، فلم يظهر الروم [أي في هذه السنينِ الخمس].فذكروا ذلك للنبي صلى الله عليه وسلم فقال: ألا جعلته إلى دون العشر [أي طلب منه زيادة الأجل إلى تسع سنين، لأن البضع في لغة العرب ما دون العشر]، والله قد وعد بظفر الروم في بضع سنين.قال أبو سعيد: والبضع ما دون العشر.قال: ثم ظهرت الروم بعد، قال ابن عباس: فذلك قوله تعالى: {غلبت الروم - في أدنى الأرض وهم من بعد غلبهم سيغلبون - في بضع سنين}. (١)لقد كان الأمر كما تنبأ عليه الصلاة والسلام، ففي عام ٦٢٣م وما بعدها استطاع هرقل أن يتخلص من لهوه ومجونه، وشن ثلاث حملات ناجحة أخرجت الفرس من بلاد الرومان.وفي عام ٦٢٦م واصل الرومان زحفهم حتى وصلوا إلى ضفاف دجلة داخل حدود الدولة الفارسية، واضطر الفرس لطلب الصلح مع الرومان بعد هزيمتهم في معركة نينوى، وأعادوا لهم الصليب المقدس - عندهم - وكان قد وقع بأيديهم.فمن ذا الذي أخبر محمداً صلى الله عليه وسلم بهذه النبوءة العظيمة؟ إنه وحي الله، وهو دليل رسالته ونبوته عليه الصلاة والسلام.(١) رواه الترمذي ح (٣١٩٣)، وصححه الألباني في صحيح الترمذي ح (٢٥٥١).
Eğer Allah teâlânın {Rumlar mağlup oldu - yeryüzünün en alçak yerinde} kavli üzerinde düşünecek olursak, gözlerimiz onun (s.a.v.) nübüvvetinin delillerinden bir başka delili de kaçırmaz. Zira Allah teâlânın "ي أَدْنَى الْأَرْضِ" ifadesi, modern ilmin ortaya koyduğu bir ilmî hakikate işaret etmektedir ki o da, Şeria Vadisi'nde Ölü Deniz yakınlarında Farsların Rumlara galip geldiği bölgenin, yeryüzünün en alçak noktası, yani dünyanın en aşağı yeri olduğudur – Britanya Ansiklopedisi ve diğer kaynakların da teyit ettiği gibi (1). Bu, Latîf ve Habîr olan Allah'ın ilminin bir parçasıdır.
Allah'ın, Peygamberine bildirmediği takdirde bilemeyeceği gayblardan ona gösterdiği şeylerden biri de, Hâtıb b. Ebî Beltea (r.a.)'nın, Peygamber (s.a.v.)'in Mekke'yi fethetmeye azmettiği haberini Kureyş'e göndermek üzere bir kadınla yolladığı mektubun haberidir. Allah bunu Peygamberine açıklayınca, Ali (r.a.), Zübeyr (r.a.) ve Mikdâd b. Esved'i göndererek şöyle buyurdu: "Gidin, Ravza-i Hâh'a varın; orada bir kadın (deve üzerindeki bir kadın) bulacaksınız, yanında bir mektup var. Onu alın." Ali (r.a.) der ki: "Hemen yola çıktık, Ravza'ya vardık; kadını gördük ve 'Mektubu çıkar' dedik." (2)
İbn Hacer der ki: "Bu hadiste, Allah'ın Peygamberini Hâtıb'ın kadınla olan macerasından haberdar etmesi, nübüvvet alâmetlerindendir." (3)
Bunun gibi mucizevî haberlerden biri de, Peygamber (s.a.v.)'in Medine'de iken Mûte'de şehit düşen üç kumandanı haber vermesidir. Enes (r.a.) şöyle der: Peygamber (s.a.v.), onların haberi gelmeden önce Zeyd, Cafer ve İbn Revâha'nın ölümünü halka duyurdu ve şöyle buyurdu: "Sancağı Zeyd aldı, vuruldu; sonra Cafer aldı, vuruldu; sonra İbn Revâha aldı, vuruldu" – gözlerinden yaşlar akıyordu – "sonra sancağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç [Hâlid b. Velîd] aldı, nihayet Allah onlara fetih verdi." (4)
Peygamber (s.a.v.)'e, onların öldürüldüğü haberinin insanlara ulaşmasından önce bunu bildiren, gaybı bilen Allah'tır. et-Tahâvî der ki: "Bunda nübüvvet alâmetlerinden açık bir alâmet vardır." (5)
(1) Taberiye Gölü çukurluğu, yeryüzünün deniz seviyesinden 209 m aşağıda olmasıyla dünyanın ikinci büyük çukurluğu sayılırken, Ölü Deniz bölgesinde bu rakam 395 m'ye ulaşmaktadır. Bkz: Dünya Atlası, Beyrut Kütüphanesi (s. 95), Râbıtatü'l-Âlemi'l-İslâmî'nin İ'câz-ı İlmî Heyeti tarafından yayımlanan 'İnnehü'l-Hak' kitabından naklen (s. 79).
(2) Buhârî rivayet etmiştir (3007) ve Müslim rivayet etmiştir (2494).
(3) Fethu'l-Bârî (12/324).
(4) Buhârî rivayet etmiştir (3929).
(5) Umdetü'l-Kârî (17/269).
ولو تأملنا قوله تعالى: {غلبت الروم - في أدنى الأرض} فإن أعيننا لن تخطئ برهاناً آخر من براهين نبوته صلى الله عليه وسلم، فقوله تعالى: {في أدنى الأرض} يشير إلى حقيقة علمية كشف عنها العلم الحديث، وهي أن البقعة التي انتصر فيها الفرس على الروم في منطقة الأغوار قريباً من البحر الميت هي أدنى الأرض، أي أخفض مكان في الأرض كما تؤكده الموسوعة البريطانية وغيرها (١)، إنه بعض علم اللطيف الخبير.ومما أطلع الله نبيه عليه من الغيوب التي لا يعرفها لولا إخبار الله له؛ خبر كتاب حاطب بن أبي بلتعة رضي الله عنه الذي أرسله إلى قريش مع امرأة، يخبرهم فيه بعزم النبي صلى الله عليه وسلم على غزو مكة.فلما كشف الله ذلك لنبيه؛ بعث علياً والزبيرَ والمقدادَ بنَ الأسود، وقال: ((انطلقوا حتى تأتوا روضة خاخ، فإن بها ظعينة، ومعها كتاب، فخذوه منها))، يقول علي رضي الله عنه: فانطلقنا حتى انتهينا إلى الروضة، فإذا نحن بالظعينة، فقلنا: أخرجي الكتاب. (٢)قال ابن حجر: "وفيه من أعلام النبوة إطلاعُ الله نبيه على قصة حاطب مع المرأة". (٣)ومثله من الإخبار المعجِز نعْيُه لقادة مؤتة الثلاثة - وقد استشهدوا في الشام - وهو في المدينة، يقول أنس رضي الله عنه: نعى النبي صلى الله عليه وسلم زيداً وجعفراً وابنَ رواحة للناس قبل أن يأتيَهم خبرُهم، فقال: ((أخذ الراية زيد فأصيب، ثم أخذ جعفر فأصيب، ثم أخذ ابن رواحة فأصيب، وعيناه تذرفان؛ حتى أخذ الراية سيف من سيوف الله، حتى فتح الله عليهم)). (٤)فالذي أعلم النبيَّ صلى الله عليه وسلم بمقتلهم قبل أن يأتي خبرهم إلى الناس هو الله علام الغيوب، قال الطحاوي: "وفيه عَلَمٌ ظاهر من أعلام النبوة". (٥)(١) يعتبر منخفض بحيرة طبريا ثاني أكبر المنخفضات في العالم، حيث تنخفض فيه اليابسة إلى ٢٠٩ م تحت سطح البحر، بينما هي في منطقة البحر الميت تصل إلى ٣٩٥ م تحت سطح البحر. انظر: أطلس العالم، مكتبة بيروت (ص ٩٥) نقلاً عن كتاب "إنه الحق" الذي أصدرته هيئة الإعجاز العلمي للقرآن والسنة برابطة العالم الإسلامي (ص ٧٩).(٢) رواه البخاري ح (٣٠٠٧)، ومسلم ح (٢٤٩٤).(٣) فتح الباري (١٢/ ٣٢٤).(٤) رواه البخاري ح (٣٩٢٩).(٥) عمدة القاري (١٧/ ٢٦٩).
Resûlullah (s.a.v.)'in gayba dair haberlerindendir ki, Ebû Hureyre (r.a.)'e insan suretinde tecessüm eden şeytanın hakikatini bildirmesi ve onun defalarca geleceğini haber vermesidir. Nitekim bir şeytan gelip zekât yemeğinden çalmış, Ebû Hureyre de onu yakalamış, fakat fakirlik ve geçim sıkıntısından şikâyet edince onu salıvermiştir. Ebû Hureyre der ki: «Onu salıverdim. Sabah olunca Peygamber (s.a.v.) bana: 'Ey Ebû Hureyre, dün geceki esirin ne yaptı?' diye sordu. Ben de: 'Yâ Resûlallah, şiddetli ihtiyaç ve âile geçiminden şikâyet etti, ben de ona acıdım ve yolunu serbest bıraktım' dedim. (Resûlullah s.a.v.) buyurdu ki: 'İyi bil ki o sana yalan söyledi ve geri dönecektir.'» Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (s.a.v.)'in «Geri dönecektir» sözü üzerine onun döneceğini anladım… Adam, Peygamber (s.a.v.)'in haber verdiği gibi geri döndü ve Ebû Hureyre onu ikinci defa salıverdi. Peygamber (s.a.v.) onun üçüncü defa geleceğini de haber verdi ve öyle oldu. Nihayet sabahleyin Peygamber (s.a.v.)'e gittiğinde Resûlullah (s.a.v.): «Ey Ebû Hureyre, üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?» buyurdu. (Ebû Hureyre): «Hayır» dedi. (Peygamber s.a.v.): «İşte o şeytandır» buyurdu.(1) İbn Hacer der ki: «Bunda Peygamber (s.a.v.)'in gayba muttali kılındığına delil vardır.»(2) İşte bu gayb haberleri ve Resûlullah (s.a.v.)'in bildirdiği diğer gaybî hususlar, O'nun nübüvvetine dair apaçık deliller ve parlak burhanlardır. Zira bunlar, sırrı ve fısıltıyı bilen (Allah) tarafından kendisine bildirilmiş gayblardır.
(1) Buhârî, Vekâlet, «Bir adamı vekil bırakıp vekil bir şeyi bırakırsa…» babında cezm sigasıyla muallak olarak zikretmiştir.
(2) Fethu'l-Bârî (4/571).
ومن إخباره صلى الله عليه وسلم بالغيوب؛ تعريفه أبا هريرة رضي الله عنه بحقيقة الشيطان المتمثل في صورة رجل،، وتنبؤه بأنه سيأتي مرة بعد مرة، فقد جاءه شيطان، يسرق من طعام الزكاة، فأمسك به أبو هريرة، ثم خلّى عنه لما شكى الفقر والعَيْلة.يقول أبو هريرة: فخليتُ عنه، فأصبحتُ، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: ((يا أبا هريرة، ما فعل أسيرك البارحة؟)) فقلت: يا رسول الله، شكا حاجة شديدة وعِيالاً، فرحمته، فخليتُ سبيله، قال: ((أما إنه قد كذَبك، وسيعود))، قال أبو هريرة: فعرَفتُ أنه سيعود لقول رسول الله صلى الله عليه وسلم: ((إنه سيعود)) …وعاد الرجل كما أخبر النبي صلى الله عليه وسلم، وأطلقه أبو هريرة ثانية، فأخبره النبي بمقدَمِه ثالثة، فكان كما أخبر.فلما غدا إلى النبي صلى الله عليه وسلم قال له صلى الله عليه وسلم: ((تعلم من تخاطب منذ ثلاث ليالٍ يا أبا هريرة؟)) قال: لا، قال: ((ذاك شيطان)). (١)قال ابن حجر: "وفيه إطلاع النبي صلى الله عليه وسلم على المغيَبات". (٢)فهذه الغيوب وغيرَها مما أخبر به صلى الله عليه وسلم أدلةٌ واضحة وبراهينُ ساطعة على نبوة النبي صلى الله عليه وسلم، فهي غيوب أخبره بها عالمُ السر والنجوى.(١) ذكره البخاري معلقاً بصيغة الجزم في كتاب الوكالة، باب "إذا وكل رجلاً فترك الوكيل شيئاً فأجازه".(٢) فتح الباري (٤/ ٥٧١).
Resûlullah (s.a.v.)'in vefatından sonra gerçekleşen gaybî haberleri. Şüphesiz daha önce zikrettiğimiz gaybî hususlar, Nebî (s.a.v.)'in nübüvvetine delâlet ediyorsa, şimdi elimizde bulunan gaybî haberler daha büyük bir delâlete sahiptir. Zira biz, Resûlullah (s.a.v.)'in haber verdiği ve vefatından sonra gerçekleşen hususları ele alacağız; bu da O'nun nübüvvetine dair doğru bir delil teşkil etmektedir.
Peygamber (s.a.v.) bir gün ashabı arasında hutbe irad etmek üzere durdu. Huzeyfe'yi dinleyelim ki o bize haberi anlatıyor.
Huzeyfe şöyle diyor: "Bir hutbe irad etti ki, o hutbede kıyamete kadar olacak hiçbir şeyi bırakmadı, hepsini zikretti. Bilen bildi, bilmeyen bilmedi." Huzeyfe diyor ki: "Bir şeyi unuttuğumu görürdüm, sonra kişinin gözünden kaybolup da tekrar gördüğünde tanıması gibi tanırdım." (1)
İbn Hacer dedi ki: "Bu, onun tek bir mecliste mahlûkatın başlangıcından fenasına ve yeniden diriltilmelerine kadar bütün hallerini haber verdiğine delalet eder. Bu da başlangıç (mebde'), yaşayış (meâş) ve dönüş (meâd) hakkında haber vermeyi kapsar. Bütün bunları tek bir mecliste zikretmek, âdet harici (hârikulâde) büyük bir iştir. Üstelik mucizelerinin çokluğunda şüphe olmamakla birlikte, bu durum O'na (s.a.v.) cevâmiu'l-kelim verildiğine yakındır." (2)
Huzeyfe'nin bu rivayeti mücmel olarak naklettiği şeyi, Amr b. Ahtab el-Ensârî (r.a.) tafsilatlandırmıştır. Şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.) bize sabah namazını kıldırdı, minbere çıkıp hutbe verdi, öğle vakti girince indi ve namaz kıldırdı, sonra tekrar minbere çıkıp hutbe verdi, ikindi vakti girince indi ve namaz kıldırdı, sonra yine minbere çıkıp güneş batana kadar hutbe verdi. Bize kıyamet gününe kadar olacak şeyleri haber verdi. Onlardan en iyi ezberleyenimiz en bilenimizdir." (3)
Kâdı Iyâz dedi ki: "İşte bu, ona gösterilen gayblardan ve olacak şeylerden bir kısmıdır. Bu babdaki hadisler, dibine ulaşılamayan ve suyu tüketilemeyen bir deniz gibidir. Bu mucize, kat'î olarak bilinen mucizeleri cümlesindendir; haberi bize mütevâtir olarak ulaşmıştır; rivayet edenlerin çokluğu ve manalarının gayba muttali olma konusunda ittifak etmesi sebebiyle." (4)
(1) Buhârî, no: 6604; Müslim, no: 2891.
(2) Fethu'l-Bârî, 6/336.
(3) Müslim, no: 2892.
(4) eş-Şifâ bi Ta'rîfi Hukûki'l-Mustafâ, 1/335-336.
إخباره صلى الله عليه وسلم بالغيوب المستقبلة التي تحققت بعد وفاتهولئن دلت الغيوب التي ذكرناها قبل على نبوة النبي صلى الله عليه وسلم فإن ما بين أيدينا من الغيوب أعظم دلالة، إذ سنتناول ما أخبر به صلى الله عليه وسلم وتحقق بعد موته صلى الله عليه وسلم، فكان أيضاً برهاناً صادقاً على نبوته صلى الله عليه وسلم.وقف النبي صلى الله عليه وسلم يوماً خطيباً بين أصحابه، ولنسمع إلى حذيفة وهو يقص علينا الخبر.يقول حذيفة: "خطب خطبة، ما ترك فيها شيئاً إلى قيام الساعة إلا ذكره، علِمه من علِمه، وجهِله من جهِله"، يقول حذيفة: (إنْ كنت لأرى الشيء قد نسيتُ، فأعرِف ما يعرِف الرجل إذا غاب عنه، فرآه فعرَفه). (١)قال ابن حجر: "دل ذلك على أنه أخبر في المجلس الواحد بجميع أحوال المخلوقات منذ ابتُدئت إلى أن تفنى، إلى أن تُبعث ، فشمل ذلك الإخبارَ عن المبدأ والمعاش والمعاد ، في تيسير إيراد ذلك كلِّه في مجلس واحد من خوارق العادة أمرٌ عظيم ، ويقْرَب ذلك - مع كون معجزاته لا مرية في كثرتها - أنه صلى الله عليه وسلم أعطي جوامع الكلم". (٢)وهذا الذي رواه حذيفة مجملاً؛ فصّله عمرو بن أخطب الأنصاري رضي الله عنه، فقال: (صلى بنا رسول الله صلى الله عليه وسلم الفجر، وصعد المنبر فخطبنا حتى حضرت الظهر، فنزل فصلى، ثم صعد المنبر، فخطبنا حتى حضرت العصر، فنزل فصلى، ثم صعد المنبر، فخطَبَنا حتى غربت الشمس، فأخبرنا بما هو كائن إلى يوم القيامة، فأعلمُنا أحفظُنا). (٣)قال القاضي عياض: " من ذلك ما أطلع عليه من الغيوب وما يكون، والأحاديث في هذا الباب بحر لا يُدرك قعره، ولا ينزَف غمْرُه، وهذه المعجزة من جملة معجزاته المعلومة على القطع، الواصلِ إلينا خبرها على التواتر، لكثرة رواتها واتفاق معانيها على الاطلاع على الغيب". (٤)(١) رواه البخاري ح (٦٦٠٤)، ومسلم ح (٢٨٩١).(٢) فتح الباري (٦/ ٣٣٦).(٣) رواه مسلم ح (٢٨٩٢).(٤) الشفا بتعريف حقوق المصطفى (١/ ٣٣٥ - ٣٣٦).
Ve Nebîmiz (s.a.v.)'e keşfolunan bâhir gaybî haberlerden biri de Ümmü Harâm bint Milhân hakkındaki haberdir. Şöyle ki Ümmü Harâm, Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işitmişti: 'Ümmetimden deniz gazâsına çıkan ilk ordu (cenneti) kendilerine vâcip kılmıştır.' Bunun üzerine Ümmü Harâm: 'Ey Allah'ın Resûlü, ben de onlardan mıyım?' dedi. O da: 'Sen onlardansın' buyurdu. Sonra Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Ümmetimden Kayser'in şehrine gazâ eden ilk ordu mağfiret olunmuştur.' Ben de: 'Ey Allah'ın Resûlü, ben onlardan mıyım?' dedim. 'Hayır' buyurdu. (1) İbn Hacer der ki: 'Bunda, Resûlullah (s.a.v.)'in ileride vuku bulacak şeylere dair verdiği çeşitli haberler vardır; öyle ki söylediği gibi vaki olmuştur. Bu, O'nun nübüvvet alâmetlerinden sayılmıştır. Bunlardan biri, ümmetinin kendisinden sonra bâkî kalacağını haber vermesidir. Yine onlarda düşmana karşı kuvvet, kudret ve zarar verme ehliyetinin bulunduğunu, beldelerde öyle güç kazanacaklarını ki nihayet deniz gazâsına çıkacaklarını, Ümmü Harâm'ın o zamana kadar yaşayacağını, onun deniz gazâsına çıkanlarla beraber olacağını ve onun ikinci gazâ zamanına yetişmeyeceğini bildirmesidir.' (2) Şeyhân'ın (Buhârî ve Müslim) rivayet ettikleri bir hadiste de şöyledir: Bir gün Resûlullah (s.a.v.) onun evinde uyumuş, sonra gülerek uyanmıştı. Ümmü Harâm: 'Seni güldüren nedir, ey Allah'ın Resûlü?' diye sordu. O da: 'Ümmetimden Allah yolunda gazâ eden birtakım kimseler bana arz olundu; şu denizin sırtına binerler, tahtlar üzerinde hükümdarlar (yahut hükümdarlar gibi)' buyurdu. Bunun üzerine Ümmü Harâm: 'Ey Allah'ın Resûlü, Allah'a dua et, beni onlardan kılsın' dedi. O da ona dua etti. Sonra başını koyup uyudu, yine gülerek uyandı. Ümmü Harâm yine: 'Seni güldüren nedir, ey Allah'ın Resûlü?' diye sordu. O da: 'Ümmetimden Allah yolunda gazâ eden birtakım kimseler bana arz olundu' buyurdu. Ümmü Harâm: 'Ey Allah'ın Resûlü, Allah'a dua et, beni onlardan kılsın' dedi. O da: 'Sen öncekilerdensin' buyurdu. Nitekim Ümmü Harâm bint Milhân, Muâviye (r.a.) zamanında denize bindi, denizden çıktığında bineğinden düşüp vefat etti. (3) Taberânî ve başkaları, kabrinin Kıbrıs adasında bilindiğini nakletmiştir. (4) Peki Nebî (s.a.v.)'e kendisinden sonra olacakları kim haber verdi? Ona ümmetinin kendisinden sonra deniz gazâsına çıkacağını, Ümmü Harâm bint Milhân'ın bu gazâya yetişeceğini ve ona iştirak edeceğini kim bildirdi?
ومن الغيوب الباهرة التي كشفت لنبينا صلى الله عليه وسلم خبر أم حرام بنت ملحان، فقد سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: ((أول جيش من أمتي يغزون البحر قد أوجبوا)).قالت أم حرام: قلتُ: يا رسول الله أنا فيهم؟ قال: ((أنتِ فيهم)).ثم قال النبي صلى الله عليه وسلم: ((أول جيش من أمتي يغزون مدينة قيصر مغفور لهم)).فقلتُ: أنا فيهم يا رسول الله؟ قال: ((لا)). (١)قال ابن حجر: " وفيه ضروب من إخبار النبي صلى الله عليه وسلم بما سيقع، فوقع كما قال ، وذلك معدود من علامات نبوته: منها إعلامه ببقاء أمته بعده، وأن فيهم أصحابُ قوةٍ وشوكة ونِكاية في العدو، وأنهم يتمكنون من البلاد حتى يغزوا البحر، وأن أمَّ حرام تعيش إلى ذلك الزمان، وأنها تكون مع من يغزو البحر، وأنها لا تدرك زمان الغزوة الثانية ". (٢)وفي حديث يرويه الشيخان أنه صلى الله عليه وسلم نام يوماً في بيتها، ثم استيقظ وهو يضحك، فسألَتْه: ما يضحكك يا رسولَ الله؟ قال: ((ناس من أمتي عُرضوا عليّ غُزاة في سبيل الله، يركبون ثبج [ظهر] هذا البحر، مُلوكاً على الأَسِرّة، أو مثل الملوك على الأَسرّة)).قالت: فقلت: يا رسول الله، ادع الله أن يجعلني منهم، فدعا لها.ثم وضع رأسه فنام، ثم استيقظ وهو يضحك، قالت: فسألته أم حرام: ما يضحكُك يا رسول الله؟ قال: ((ناس من أمتي عُرِضوا عليّ غُزاة في سبيل الله)) فقالت: يا رسول الله، ادع الله أن يجعلني منهم، قال: ((أنت من الأولين)).فركبت أمُّ حرامٍ بنتِ مِلحانٍ البحرَ في زمن معاوية رضي الله عنه، فصُرعت عن دابتها حين خرجت من البحر، فهلكت. (٣)وقد نقل الطبراني وغيره أن قبرها معروف في جزيرة قبرص. (٤)فمن الذي أعلم النبي صلى الله عليه وسلم بما يكون بعده؟ من الذي أعلمه بأن أمته سوف تغزو البحر من بعده، وأن أم حرام بنت ملحان ستعيش حتى تدرك هذا الغزو، فتشارك فيه؟(١) رواه البخاري ح (٢٩٢٤).(٢) فتح الباري (١١/ ٨٠).(٣) رواه البخاري ح (٢٧٨٩)، ومسلم ح (١٩١٢).(٤) ذكره الطبراني في الكبير ح (٣١٦)، وأبو نعيم في الحلية ح (٢/ ٦٢).
el-Bâcî şöyle demiştir: "Bu, onun peygamberliğinin apaçık alametlerindendir: O (s.a.v.) olayları vukûundan önce oldukları şekilde bilir, sonra o olaylar aynen onun haber verdiği gibi gerçekleşir, hiçbir sapma olmaz ve bu durum ondan (s.a.v.) çoğu hallerde bulunacak şekilde tekrar ederdi. Her kim yıldız falcılığı (tancim) veya başka yollarla kehanette bulunursa, çoğunlukla hata eder; bazı şeylerde isabet etse bile tıpkı zan sahibi, tahminci ve kâhinin yaptığı gibidir." (1) Peygamber (s.a.v.) Tebük'te iken ashabına altı önemli olayın vuku bulacağını bildirdi; bunların sırasını belirterek Avf b. Mâlik'e şöyle buyurdu: "Kıyametten önce altı (alamet) say: Benim vefatım, sonra Beytülmakdis'in fethi, sonra sizi koyunların uyuz hastalığı gibi yakalayan bir ölüm (salgını), sonra malın bollaşması öyle ki kişiye yüz dinar verilir de o hâlâ hoşnutsuz olur, sonra öyle bir fitne ki içine girmedik hiçbir Arap evi kalmaz, sonra sizinle Benî Asfar (Rumlar) arasında bir barış (mütareke) olur; onlar ahitlerini bozarlar ve seksen sancak altında size gelirler, her sancak altında on iki bin kişi." (2) Bu hadiste Peygamber (s.a.v.) altı olayı sıralamaktadır: Birincisi vefatı (s.a.v.), sonra Beytülmakdis'in fethi ki bu, Hicrî on beşinci yılda olmuştur; sonra sahabeleri etkileyen büyük bir ölüm (salgını) ki bu, Hicrî on sekizinci yıldaki Amvâs vebası ile gerçekleşmiştir; sonra Hz. Osman döneminde fetihler zamanında malların çoğalmasıyla malın bollaşması; sonra Araplara isabet eden fitne ki bu, Hz. Osman (r.a.)'ın şehadeti fitnesi zamanında vuku bulmuş olup, o fitne içine girmediği ev bırakmayan fitnelerin kapısı olmuştur. Son alamete gelince, o da Benî Asfar (Rumlar) ile yapılacak barış ve ardından savaştır. Âlimler bunun henüz vuku bulmadığında ve bunun ahir zamandaki fitneler ve büyük savaşlar (melâhim) sırasında olacağında ittifak etmişlerdir. İbn Hacer şöyle demiştir: "Bu hadiste, çoğu ortaya çıkmış olan nübüvvet alametlerinden şeyler vardır." (3) Eğer bunlardan dördüncü olay hakkında konuşmak istersek, Peygamber (s.a.v.)'in şu sözünü zikrederiz: "Sizde mal çoğalıp taşıncaya, hatta mal sahibi sadakasını kabul edecek birini bulmaktan endişe duyuncaya, sadakasını arz edip de kendisine arz edilen kişi 'Bana ihtiyacım yok' deyinceye kadar kıyamet kopmaz." (4) İbn Hacer şöyle demiştir: "Bu hadis üç hale işaret etmektedir."(1) el-Müntekā Şerhu'l-Muvatta' (1/420).(2) Buhârî rivayet etmiştir, hadis no: 3176.(3) Fethu'l-Bârî (6/321).(4) Buhârî rivayet etmiştir, hadis no: 1412; Müslim rivayet etmiştir, hadis no: 157.
قال الباجي: " وهذا من أعلام نبوته الواضحة: أن يعلم بالأشياء على وجهها قبل أن تكون ثم تكون على حسب ذلك لا تخرم عنه ويتكرر ذلك منه صلى الله عليه وسلم تكراراً يوجد في أكثر الأحوال، وكل من يتعاطى تكهناً بتنجيم أو غيره فإن الأغلب عليه الخطأ وإن أصاب في بعض الأشياء على ما يفعل الظان والمخمن والحازر". (١)وبينما النبي صلى الله عليه وسلم في تبوك؛ أنبأ أصحابه بوقوع ستة أحداث مهمة، رتب وقوعها فقال لعوف بن مالك: ((اعدد ستاً بين يدي الساعة: موتي، ثم فتحُ بيت المقدس، ثم مُوتانٌ يأخذُ فيكم كقُعاص الغنم، ثم استفاضة المال حتى يُعطى الرجل مائة دينار فيظل ساخطاً، ثم فتنةٌ لا يبقى بيت من العرب إلا دخلته، ثم هدنة تكون بينكم وبين بني الأصفر، فيغدِرون، فيأتونكم تحت ثمانين غاية، تحت كل غايةٍ اثنا عشر ألفاً)). (٢)وفي هذا الحديث يذكر النبي صلى الله عليه وسلم أحداثاً ستة يرتبها، أولها: موتُه صلى الله عليه وسلم، ثم فتحُ بيت المقدس، وقد كان ذلك في العام الخامس عشرَ من الهجرة، ثم موت عظيم يصيب الصحابة، وتحقق ذلك في طاعون عِمواس في السنة الثامنةِ عشرة للهجرة، ثم استفاضةُ المال حين كثرت الأموال زمن الفتوح في عهد عثمان، ثم الفتنةُ التي تصيب العرب، وقد وقعت زمن فتنة قتل عثمان رضي الله عنه التي كانت بوابة للفتن التي ما تركت بيتاً إلا ودخلته.وأما العلامة الأخيرة، وهي الهدنة ثم الحرب مع بني الأصفر- وهم الروم - فقد اتفق العلماء على أنها لم تقع، وأن ذلك يكون في فتن وملاحم آخر الزمان.قال ابن حجر: " وفيه أشياء من علامات النبوة قد ظهر أكثرُها". (٣)ولو شئنا الحديث عن الحدث الرابع منها؛ فإنا نذكر قول النبي صلى الله عليه وسلم: ((لا تقوم الساعة حتى يكثر فيكم المال فيفيض، حتى يُهِمَّ ربَ المال من يقبلُ صدقَتَه، وحتى يعرِضَه فيقولَ الذي يَعرِضُه عليه: لا أَرَب لي)). (٤)قال ابن حجر: "في هذا الحديث إشارة إلى ثلاثة أحوال:(١) المنتقى شرح الموطأ (١/ ٤٢٠).(٢) رواه البخاري ح (٣١٧٦).(٣) فتح الباري (٦/ ٣٢١).(٤) رواه البخاري ح (١٤١٢)، ومسلم ح (١٥٧).
Birinci hal: Yalnızca malın çokluğuna işarettir. Bu, sahabe döneminde olmuştur. Bu sebeple onun hakkında ‘içinizde çoğalır’ denilmiştir. İkinci hal: Malın bolluktan taşmasına işarettir. Öyle ki herkes başkasının malını almaktan müstağni olur. Bu, sahabe devrinin sonu ile onlardan sonraki devrin başlangıcında olmuştur. Bu sebeple ‘mal sahibini kaygılandırır’ denilmiştir. Bu durum, Ömer b. Abdülazîz zamanında vâki olana uymaktadır. Üçüncü hal: Bunda malın feyezanına ve herkesin istiğna hâline gelmesine işaret vardır. Öyle ki mal sahibi, sadakasını kabul edecek birini bulamadığı için endişelenir. Hatta bu endişe artar; sadakasını başkasına arz eder; üstelik sadakayı hak etmeyen birine bile olsa, o da almayı reddeder ve ‘buna ihtiyacım yok’ der. Bu, Îsâ (a.s.) zamanında olacaktır (1). Yani onun nüzûlünden sonra.
Resûlullah (s.a.v.)'in, Allah'ın kendisini nübüvvetinin delili olarak bilgilendirdiği gaybî haberlerden biri de, Uveys el-Karenî'nin Yemen'den gelmesidir. Resûlullah (s.a.v.) ashabına onun bazı vasıflarını ve hâllerini anlatarak şöyle buyurdu: ‘Yemen'den size bir adam gelecek, ona Uveys denir. Yemen'de annesinden başkasını bırakmaz [yani sadece annesi vardır]. Vücudunda beyaz lekeler bulunuyordu. Allah'a dua edince Allah onu giderdi; ancak bir dinar veya dirhem büyüklüğünde bir yer kaldı. Sizden kim onunla karşılaşırsa, sizin için mağfiret dilesin (2).’
Nitekim Resûlullah (s.a.v.)'in haber verdiği gibi oldu. Ömer (r.a.) zamanında Yemen halkı geldi. Ömer (r.a.) kafileleri tek tek yoklamaya başlayarak: ‘İçinizde Karen'den biri var mı?’ diye sordu. Nihayet Karen kabilesine geldiğinde: ‘Siz kimsiniz?’ dedi. Onlar: ‘Karen'iz.’ dediler. Ömer (r.a.)'ın yuları veya Uveys'in yuları düştü; biri diğerine [yuları] uzattı. Bunun üzerine Ömer (r.a.) onu tanıdı. Ömer: ‘Adın nedir?’ dedi. O: ‘Ben Uveys'im.’ dedi. Ömer: ‘Annen var mı?’ dedi. O: ‘Evet.’ dedi. Ömer: ‘Beyazlıktan bir şey var mıydı?’ dedi. O: ‘Evet vardı, Allah Azze ve Celle'ye dua ettim de onu benden giderdi; ancak göbeğimde bir dirhemlik bir yer kaldı, onunla Rabbimi anarım.’ dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) ona: ‘Benim için mağfiret dile.’ dedi. Uveys: ‘Sen benim için mağfiret dilemeye daha layıksın, sen Resûlullah (s.a.v.)'in sahabîsisin.’ dedi.
(1) Fethu'l-Bârî (13/93-94). (2) Müslim rivayet etmiştir (2542).
الأولى: إلى كثرة المال فقط، وقد كان ذلك في زمن الصحابة، ومن ثَم قيل فيه: ((يكثر فيكم)) ..الحالة الثانية: الإشارة إلى فيضه من الكثرة، بحيث أن يحصل استغناء كلُّ أحدٍ عن أخذ مالِ غيرِه، وكان ذلك في آخر عصر الصحابة وأولِ عصر مَن بعدَهم، ومن ثَم قيل: ((يُهِمَّ ربَ المال))، وذلك ينطبق على ما وقع في زمن عمرَ بنِ عبد العزيز.الحالة الثالثة: فيه الإشارة إلى فيضه وحصول الاستغناء لكل أحد، حتى يهتم صاحب المال بكونه لا يجد من يَقبل صدقته، ويزداد [أي الهمُّ] بأنه يعرضه على غيره؛ ولو كان ممن لا يستحق الصدقة، فيأبى أخذَه، فيقول: لا حاجة لي فيه، وهذا في زمن عيسى عليه السلام". (١) أي بعد نزوله.ومما أخبر به صلى الله عليه وسلم من المغيبات - التي أطلعه الله عليها لتكون برهان نبوته - قدومُ أُويس القَرَني من اليمن، وقد ذكر صلى الله عليه وسلم لأصحابه بعضَ صفته وأحواله، فقال: ((إن رجلاً يأتيكم من اليمن، يقال له: أُويس، لا يدع باليمن غيرَ أمٍ له، قد كان به بياض، فدعا الله فأذهبه عنه؛ إلا موضعَ الدينار أو الدرهم، فمن لقيه منكم فليستغفر لكم)). (٢)وقد كان كما أخبر صلى الله عليه وسلم، فقد أقبل أهل اليمن زمن عمر؛ فجعل يستقري الرفاق، فيقول: هل فيكم أحد من قَرَن؟ حتى أتى على قرن، فقال: من أنتم؟ قالوا: قَرَن.قال: فوقع زِمامُ عمر رضي الله عنه أو زِمام أويس، فناوله أحدهما الآخر، فعرفه.فقال عمر: ما اسمك؟ قال: أنا أويس.فقال: هل لك والدة؟ قال: نعم.قال: فهل كان بك من البياض شيء؟ قال: نعم، فدعوتُ اللهَ عز وجل فأذهبَه عني إلا موضعَ الدِرهم من سُرَّتي لأذكر به ربي.فقال له عمر رضي الله عنه: استغفر لي. قال: أنتَ أحقُّ أن تستغفر لي، أنت صاحب رسول الله صلى الله عليه وسلم.(١) فتح الباري (١٣/ ٩٣ - ٩٤).(٢) رواه مسلم ح (٢٥٤٢).
Bunun üzerine Ömer (r.a.) şöyle dedi: "Muhakkak ki ben Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: 'Tâbiînin en hayırlısı, kendisine Üveys denilen bir adamdır. Onun bir annesi vardır ve kendisinde beyazlık [alaca hastalığı] bulunuyordu. Allah (c.c.)'a dua etti, Allah da onu giderdi; ancak göbeğinde bir dirhem yeri kadar kaldı.'" Bunun üzerine Üveys, onun için istiğfarda bulundu, sonra halkın arasına daldı ve nereye gittiği bilinemedi [yani kayboldu].
(1) Ahmed rivayet etti, no: 268; Nebî (s.a.v.)'e ref' edilen kısmı Müslim rivayet etti, no: 2542.
(2) Nevevî dedi ki: "Bu Üveys kıssasında Resûlullah (s.a.v.) için apaçık mûcizeler vardır." [Şerhu's-Sahîhi'l-Müslim, 16/94]
Nebî (s.a.v.), Hicaz'da infilâk edecek bir yanardağdan haber vermektedir ki ışığı şafak vaktinde yansıyacak ve Şam'daki Basra halkı bunu görecektir. Nitekim bu tebşiri, hicrî 654 senesinde tahakkuk etmiş, O'nun nübüvvet ve risâletine başka bir delil teşkil etmiştir. Zira O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet kopmazdan evvel Hicaz topraklarından bir ateş çıkmadıkça... ki o, Basra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır."
(3) Buhârî rivayet etti, no: 7118; Müslim rivayet etti, no: 2902.
(4) Nevevî dedi ki: "Bizim zamanımızda, altıyüz elli dört [654] senesinde Medine'de bir ateş çıktı. Bu, pek büyük bir ateşti; Medine'nin doğu tarafında, Harrâ'nın ötesinde zuhur etti. İlmî tevatür yoluyla bütün Şam'da ve diğer beldelerde bilindi. Medine halkından orada hazır bulunanlar bana haber verdiler." [Şerhu Sahîhi Müslim, 18/29]
İbn Kesîr dedi ki: "Tarihçiler ve diğer insanlar bunu zikretmişlerdir. Bunun altıyüz elli dört [654] senesinde vukuu tevatür yoluyla sabit olmuştur. Şeyh, İmam, Hafız, hadis üstadı ve zamanının tarihçilerinin imamı, Ebû Şâme lakaplı Şihâbuddîn Abdurrahmân b. İsmâil, târihinde şöyle dedi: 'Bu ateş, Cuma günü, altıyüz elli dört senesi Cemâziye'l-Âhire'nin beşinde zuhur etti...' ve Medine'nin doğusunda zuhur keyfiyeti hakkında Medine halkından mütevatir mektuplar zikretti. Şeyh Şihâbuddîn, Medine halkının bu günlerde Mescid-i Nebevî'ye sığındıklarını ve üzerinde bulundukları günahlardan Allah'a tevbe ettiklerini zikretti."
Sonra (Allah'ın rahmetine kavuşan) İbn Kesîr, bu hususta söylenmiş bazı şiirleri nakletti:
Ey zararı gideren, suçlarımızı bağışlayarak...
Muhakkak ki bizi, ey Rabbimiz, belâlar kuşattı.
Sana, yüklenmeye güç yetiremediğimiz musibetleri şikâyet ediyoruz;
bizler gerçekten onlara lâyıkız.
Öyle zelzeleler ki katı, sert kayalar bile onlardan huşû duyar;
katı bir kaya zelzeleye nasıl dayanabilir?
(1) Ahmed rivayet etmiştir, no: 268; Nebî (s.a.v.)'e ref' edilen kısmı Müslim rivayet etmiştir, no: 2542.
(2) Nevevî'nin Sahîh-i Müslim Şerhi, 16/94.
(3) Buhârî rivayet etmiştir, no: 7118; Müslim rivayet etmiştir, no: 2902.
(4) Sahîh-i Müslim Şerhi, 18/29.
فقال عمر رضي الله عنه: إني سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: ((إن خير التابعين رجل يقال له أويس، ولهُ والدة، وكان به بياض، فدعا الله عز وجل، فأذهبَه عنه إلا موضعَ الدِرهم في سُرَّتِه)) فاستغفَر له أويس، ثم دخل في غِمار الناس، فلم يُدر أين وقع [أي ذهب]. (١)قال النووي: "وفي قصة أويس هذه معجزات ظاهرة لرسول الله صلى الله عليه وسلم ". (٢)ويخبر النبي صلى الله عليه وسلم عن بركان يثور في الحجاز ينعكس ضوؤه بالشفق، فيلحظه أهل بصرى بالشام، فتحقق تنبؤه صلى الله عليه وسلم عام ٦٥٤هـ، ليكون دليلاً آخر على نبوته ورسالته صلى الله عليه وسلم، فقد قال عليه الصلاة والسلام: ((لا تقوم الساعة حتى تخرج نار من أرض الحجاز، تضيء أعناقَ الإبل ببصرى)). (٣)قال النووي: "وقد خرجت في زماننا نار بالمدينة سنة أربع وخمسين وستمائة، وكانت ناراً عظيمة جداً، من جنب المدينة الشرقي وراء الحرة، تواتر العلم بها عند جميع الشام وسائر البلدان، وأخبرني من حضرها من أهل المدينة". (٤)قال ابن كثير: "وقد ذكر أهل التاريخ وغيرهم من الناس، وتواتر وقوع هذا في سنة أربع وخمسين وستمائة، قال الشيخ الإمام الحافظ شيخ الحديث وإمام المؤرخين في زمانه شهاب الدين عبد الرحمن بن إسماعيل الملقب بأبي شامة في تاريخه: إنها ظهرت يوم الجمعة في خامس جمادى الآخرة سنة أربع وخمسين وستمائة .. وذكر كتباً متواترة عن أهل المدينة في كيفية ظهورها شرق المدينة .. وقد ذكر الشيخ شهاب الدين أن أهل المدينة لجؤوا في هذه الأيام إلى المسجد النبوي، وتابوا إلى الله من ذنوب كانوا عليها".ثم نقل رحمه الله بعض ما قيل من شعر فيها:يا كاشف الضر صفحاً عن جرائمنا … فقد أحاطت بنا يا رب بأساءنشكو إليك خُطوباً لا نطيق لها … حملاً ونحن بها حقاً أحقاءزلازل تخشع الصمُّ الصِّلاد لها … وكيف تقوى على الزلزال صماء(١) رواه أحمد ح (٢٦٨)، والمرفوع إلى النبي صلى الله عليه وسلم رواه مسلم ح (٢٥٤٢).(٢) شرح النووي على صحيح مسلم (١٦/ ٩٤).(٣) رواه البخاري ح (٧١١٨)، ومسلم ح (٢٩٠٢).(٤) شرح صحيح مسلم (١٨/ ٢٩).
Yedi [gün] ikamet edip yeri sarsıyor, derken yarıldı; öyle bir manzaradan ki güneşin gözü kamaştı. Ateşten bir deniz, üzerinde gemiler akar; tepelerden [oluşan] gemiler yere demir atmış. Ona ait kıvılcımlar görülür, saray gibi, uçuşur; sanki dökülüp saçılan kesintisiz bir yağmur gibi. Ondan taşların kalpleri yarılır, ne zaman ki derin bir nefes verse; korkudan şihaplar gibi ışıkları titrer. Ne büyük bir âyet! Allah Resûlü’nün mûcizelerinden, anlayan akıl sahipleri için [1].
Resûlullah (s.a.v.)’in nübüvvetinin alâmetlerinden biri de, nübüvvet iddiasında bulunan deccalların zuhûrunu haber vermesidir. O, bu hususta şöyle buyurarak uyarmıştır: «Kıyamet, yalancı deccallar –ki sayıları otuza yakındır– gönderilmedikçe kopmaz; her biri kendisinin Allah’ın Resûlü olduğunu iddia eder.» [2]
Bir rivâyette ise: «Ümmetimde yirmi yedi yalancı ve deccal vardır; bunlardan dördü kadındır. Ben nebîlerin sonuncusuyum; benden sonra nebî yoktur.» buyrulmuştur [3].
İbn Hacer şöyle demiştir: «Hadisten maksat, mutlak olarak nübüvvet iddiasında bulunan değildir; zira bunlar, çoklukları sebebiyle sayılamazlar; çünkü ekserisi bu iddiayı cinnetten almaktadır. Maksat, kendisi için bir kuvvet (şevket) doğan ve bir şüphe ortaya çıkan kimsedir.» [4]
Yalancı peygamberlik iddiasında bulunan dört kadından ilki, Arap Yarımadası’nın ortasında nübüvvet iddia eden Secâh et-Temîmiyye’dir. İbn Hacer şöyle demiştir: «Bunun doğruluğu, Resûlullah (s.a.v.)’in hayatının son döneminde ortaya çıktı. Yemâme’de Müseylime, Yemen’de Esved el-Ansî çıktı; ardından Ebû Bekir’in hilâfeti döneminde Benî Esed b. Huzeyme içinden Tulayha b. Huveylid ve Benî Temîm içinden Secâh et-Temîmiyye çıktı.» [5]
Resûlullah (s.a.v.) açıkça bildirmiş ve kendisinden sonra iki deccalın durumunun ortaya çıkacağını haber vermiştir; bu ikisi, O’nun (s.a.v.) hayatının sonunda nübüvvet iddiasında bulunmuştur: Yemâme’deki Müseylime el-Kezzâb ve Yemen’deki Esved el-Ansî.
[1] el-Bidâye ve’n-Nihâye (6/253).
[2] Buhârî rivâyet etmiştir (h.no: 3609) ve Müslim (h.no: 157).
[3] Ahmed rivâyet etmiştir (h.no: 22849); İbn Hacer, Fethu’l-Bârî’de (13/93) isnadını güzel bulmuş; el-Albânî ise Sahîhu’l-Câmi’’de (h.no: 7707) sahihlemiştir.
[4] Fethu’l-Bârî (6/714).
[5] Fethu’l-Bârî (6/714).
أقام سبعاً يرجُّ الأرض فانصدعت … عن منظر منه عين الشمس عشواءبحر من النار تجري فوقه سفن … من الهضاب لها في الأرض إرساءيرى لها شرر كالقصر طائشةٌ … كأنها ديمة تنصَبُّ هطْلاءتنشق منها قلوب الصخر إن زفرت … رعباً وترعد مثل الشهب أضواءفيالها آية من معجزات رسول … الله يعقلها أقوام ألباء (١)ومن علامات نبوته صلى الله عليه وسلم إخباره عن ظهور الدجالين الذين يدَّعون النبوة، فقال محذراً منهم: ((لا تقوم الساعة حتى يُبعث دجالون كذابون قريباً من ثلاثين، كلهم يزعم أنه رسول الله)). (٢)وفي رواية: ((في أمتي كذابون ودجالون، سبعة وعشرون، منهم أربع نسوة، وإني خاتم النبيين، لا نبي بعدي)). (٣)قال ابن حجر: "وليس المراد بالحديث من ادعى النبوة مطلقاً؛ فإنهم لا يُحصَون كثرة، لكون غالبهم ينشأ لهم ذلك عن جنون .. وإنما المراد من قامت له شوكة، وبدت له شبهة ". (٤)وأول النسوة الأربع اللاتي يتنبأن بالكذب سجاحُ التميمية التي ادعت النبوة في وسط الجزيرة العربية، قال ابن حجر: "وقد ظهر مصداق ذلك في آخر زمن النبي صلى الله عليه وسلم، فخرج مسيلمة باليمامة، والأسود العنسي باليمن، ثم خرج في خلافة أبي بكر طليحةُ بن خويلد في بني أسد بن خزيمة، وسجاح التميمية في بني تميم .. ". (٥)وقد نصّ النبي صلى الله عليه وسلم وأنبأ عن دجالَيْن يظهر أمرهما بعده، وقد ادعيا النبوة في آخر حياته صلى الله عليه وسلم، وهما مسيلمةُ الكذاب في اليمامة، والأسودُ العنسي في اليمن.(١) البداية والنهاية (٦/ ٢٥٣).(٢) رواه البخاري ح (٣٦٠٩) ومسلم ح (١٥٧).(٣) رواه أحمد ح (٢٢٨٤٩)، وجوَّد إسنادَه ابن حجر في الفتح (١٣/ ٩٣)، وصححه الألباني في صحيح الجامع ح (٧٧٠٧).(٤) فتح الباري (٦/ ٧١٤).(٥) فتح الباري (٦/ ٧١٤).
Nitekim Nebî (s.a.v.) rüyasında ellerinde iki altın bilezik olduğunu görmüş, (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Onların durumu beni endişelendirdi. Bunun üzerine rüyamda bana onları üflemem vahyedildi. Ben de onları üfledim, uçup gittiler. Ben de bunu benden sonra çıkacak iki yalancı (peygamberlik iddiasında bulunan kişi) olarak yorumladım."
Rüyası gerçekleşmiştir. Nitekim iki yalancıdan ilki Müseylime idi. O, Resûlullah (s.a.v.) zamanında Medine'ye gelmiş ve "Muhammed benden sonra işi (hilâfeti) bana verirse ona uyarım" demeye başlamıştı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) elinde bir hurma dalı olduğu hâlde onun yanına gelmiş ve şöyle buyurmuştur: "Şu parçayı bile isteseydin onu sana vermezdim. Allah'ın senin hakkındaki hükmünün ötesine geçemezsin. Eğer (benden) yüz çevirirsen Allah seni helâk edecektir. Ben seni, (rüyamda) kendisinde gördüğüm şeyin sahibi olarak görüyorum."
Ebû Hureyre (r.a.) demiştir ki: "Bunlardan biri el-Ansî, diğeri ise Yemâme sahibi yalancı Müseylime idi." (1)
Nevevî şöyle demiştir: "Onun (s.a.v.) şu sözü: 'Eğer yüz çevirirsen Allah seni helâk edecektir' yani itaatimden yüz çevirirsen Allah seni öldürecektir... Nitekim Allah Teâlâ onu Yemâme günü öldürmüştür. Bu da nübüvvetin mûcizelerindendir." (2)
Nitekim sahâbîler onunla savaşmak üzere çıktılar; Allah onu onların elleriyle öldürdü, böylece onun hilesini söndürdü ve okunu boşa çıkardı.
Bunun gibi, Allah diğer bir sapkın olan onun türdeşi el-Esved el-Ansî'nin de hilesini boşa çıkarmıştır. Zira o, Nebî (s.a.v.)'in vefatından hemen önce peygamberlik iddiasında bulunmuş, Yemenli bedevilerden bir grup onu takip etmiş, böylece güçlenmiş ve onlar sayesinde kolu kuvvetlenmişti. Bunun üzerine Allah onu, Fîrûz ed-Deylemî ve Yemenli Müslümanlardan bir kısmı ile o sahte peygamberin hanımının yardımıyla öldürmüştür. Nitekim Nebî (s.a.v.)'in rüyasında gördüğü şey onun hakkında gerçekleşmiş, onun sapkınlığı (dağılıp) rüzgârların savurduğu toz gibi olmuştur: "Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren ise yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller verir." (er-Ra'd, 17)
Peygamberlik iddiasında bulunan yalancılardan biri de Nebî (s.a.v.)'in, Sakif (kabilesi) içinden çıkacağını haber verdiği bir yalancıdır. Onun haberi, Sıddîk'ın kızı Esmâ'nın rivayet ettiği doğru bir haberdir. Esmâ, oğlu Abdullah b. Zübeyr'in öldürülmesinden sonra Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî'nin yanına girmiş ve Haccâc'a şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.) bize, Sakif içinde bir yalancı ve bir mübir (mahvedici) olacağını haber verdi. Yalancıyı gördük, mahvediciye gelince, seni ondan başkası sanmıyorum." (3)
(1) Buhârî, h. 3351; Müslim, h. 4218.
(2) Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi, 15/33.
(3) Müslim, h. 4617.
فقد رأى النبي صلى الله عليه وسلم في رؤياه أن في يديه سِوارين من ذهب، يقول صلى الله عليه وسلم: ((فأهمني شأنُهما، فأُوحي إليَّ في المنام أن انفُخْهما، فنفختُهما، فطارا، فأوَّلْتُهما كذابَيْن يخرجان بعدي)).وقد تحققت رؤياه، فكان مسيلمة أول الكذابَين، فقد قدم المدينة على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم، فجعل يقول: إن جعل لي محمد الأمر من بعده تبِعتُه، فأقبل إليه رسول الله صلى الله عليه وسلم وفي يده قطعة جريد فقال: ((لو سألتني هذه القطعة ما أعطيتُكَها، ولن تعدوَ أمر الله فيك، ولئن أدبرت ليعقِرَنك الله، وإني لأراك الذي أُريتُ فيك ما رأيت)).قال أبو هريرة: (فكان أحدهما العنسي، والآخر مسيلمة الكذاب صاحب اليمامة). (١)قال النووي: "قوله: ((ولئن أدبرت ليعقرِنك الله)) أي إن أدبرت عن طاعتي ليقتلنك الله .. وقتله الله تعالى يوم اليمامة، وهذا من معجزات النبوة ". (٢)فقد خرج الصحابة لقتاله، وقتله الله بأيديهم، فأطفأ كيده، وأطاش سهمه.ومثله رد الله كيد أخيه في الضلالة، الأسودِ العنسي ثانيَ الكذابَيْن، وذلك لما ادعى النبوة قبيل وفاة النبي صلى الله عليه وسلم ، وتابعه قوم من أعراب اليمن، فقوي، واشتد بهم ساعِدُه، فقتله الله على يد فيروزٍ الديلمي وبعضِ المسلمين من أهل اليمن، بمساعدة زوجة الدعي الكذاب، فتحقق فيه ما رآه النبي صلى الله عليه وسلم في رؤياه، فصارت ضلالته هباء تذروه الرياح {فأما الزبد فيذهب جفاءً وأما ما ينفع الناس فيمكث في الأرض كذلك يضرب الله الأمثال} (الرعد: ١٧).ومن الكذابين الذين ادعوا النبوة؛ كذابٌ أنبأ النبي صلى الله عليه وسلم أنه يخرج في ثقيف، وخبره نبأ صدق ترويه أسماء بنت الصديق، فقد دخلت على الحجاج بن يوسف الثقفي بعد مقتل ابنها عبد الله بنِ الزبير فقالت للحجاج: (إن رسول الله صلى الله عليه وسلم حدثنا أن في ثقيف كذاباً ومُبيراً، فأما الكذاب فرأيناه، وأما المبير فلا إخالُكَ إلا إياه). (٣)(١) رواه البخاري ح (٣٣٥١)، ومسلم ح (٤٢١٨).(٢) شرح النووي على صحيح مسلم (١٥/ ٣٣).(٣) رواه مسلم ح (٤٦١٧).