Az miktardaki bir yemek hakkında Resûlullah (s.a.v.)'in dua buyurduğu ve o yemeğe bereket verilip ondan pek çok kimsenin doyduğuna dair rivayet olunan bâb.
بَابُ مَا رُوِيَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو فِي الشَّيْءِ الْقَلِيلِ مِنَ الطَّعَامِ فَيُجْعَلُ فِيهِ الْبَرَكَةُ حَتَّى يَشْبَعَ مِنْهُ الْخَلْقُ الْكَثِيرُ
2. Bize Ca‘fer rivayet etti, dedi ki: Ebû Mus‘ab Ahmed b. Ebî Bekr ez-Zührî'ye okudum; dedim ki: Size Abdülazîz b. Ebî Hâzim, Süheyl b. Ebî Sâlih'ten, o da Ebû Sâlih'ten, o da Ebû Hureyre'den rivayet etti mi? (O da şöyle anlattı:) Resûlullah (s.a.v.) gazvelerinden birinde konaklamıştı. Ashâbının karnı acıktı [s. 32] ve azıkları tükenmişti. Bunun üzerine Resûlullah'a (s.a.v.) gelip başlarına geleni şikâyet ettiler ve bineklerinin bir kısmını kesmek için izin istediler. O da onlara izin verdi. (İzin alıp) çıktıklarında Ömer b. el-Hattâb'a (r.a.) rastladılar. Ömer: 'Nereden geliyorsunuz?' diye sordu. Onlar da Resûlullah'tan (s.a.v.) develerinin bir kısmını kesmek için izin istediklerini haber verdiler. Ömer: 'Peki izin verdi mi?' dedi. 'Evet' dediler. Ömer: 'Öyleyse size yemin ediyorum (veya: sizden rica ediyorum), benimle Resûlullah'a dönmezseniz olmaz' dedi. Onunla birlikte geri döndüler. Ömer, Resûlullah'a (s.a.v.) gidip şöyle dedi: 'Yâ Resûlallah! Onlara bineklerinin bir kısmını kesmeleri için izin mi veriyorsun? Peki neye binecekler?' Resûlullah (s.a.v.): 'Peki ben onlara ne yapayım? Onlara verecek bir şeyim yok' buyurdu. Ömer: 'Hayır yâ Resûlallah! Yanında fazla azığı olanlara onu sana getirmelerini emredersin, sen de bunu bir yerde toplarsın, sonra dua edersin, sonra da aralarında paylaştırırsın' dedi. (Resûlullah s.a.v.) öyle yaptı. Azıklarının fazlasını getirtti. Kimi az, kimi çok getirdi. Onu bir yere koydu, sonra Allah (c.c.)'ın dilediği kadar dua etti, sonra onu aralarında paylaştırdı. Kavimden yanında (bir şey) bulunan herkes kabını doldurdu, hatta fazlası da arttı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur; ve şehâdet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resulüdür. Kim kıyamet günü bunu şüphe etmeksizin getirirse, Allah (c.c.) onu cennete koyar.'
٢ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ: قَرَأْتُ عَلَى أَبِي مُصْعَبٍ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي بَكْرٍ الزُّهْرِيِّ، قُلْتُ: حَدَّثَكُمْ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَزَلَ فِي غَزْوَةٍ غَزَاهَا، فَأَصَابَ أَصْحَابَهُ جُوعٌ ⦗ص: ٣٢⦘ وَفَنِيَتْ أَزْوَادُهُمْ، فَجَاؤُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَشْكُونَ مَا أَصَابَهُمْ، وَيَسْتَأْذِنُونَهُ فِي أَنْ يَنْحَرُوا بَعْضَ رَوَاحِلِهِمْ، فَأَذِنَ لَهُمْ فَخَرَجُوا فَمَرُّوا بِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فَقَالَ: مِنْ أَيْنَ جِئْتُمْ؟ فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمُ اسْتَأْذَنُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي أَنْ يَنْحَرُوا بَعْضَ إِبَلِهِمْ، قَالَ: فَأَذِنَ لَهُمْ؟ قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: فَإِنِّي أَسْئَلُكُمْ - أَوْ أُقْسِمُ عَلَيْكُمُ - إِلَّا رَجَعْتُمْ مَعِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ، فَرَجَعُوا مَعَهُ فَذَهَبَ عُمَرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَتَأْذَنُ لَهُمْ أَنْ يَنْحَرُوا بَعْضَ رَوَاحِلِهِمْ، فَمَاذَا يَرْكَبُونَ؟ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ: «فَمَاذَا أَصْنَعُ بِهِمْ؟ لَيْسَ مَعِي مَا أُعْطِيهُمْ» قَالَ عُمَرُ: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، تَأْمُرُ مَنْ كَانَ مَعَهُ فَضْلٌ مِنْ زَادِهِ أَنْ يَأْتِيَ بِهِ إِلَيْكَ فَتَجْمَعَهُ عَلَى شَيْءٍ، ثُمَّ تَدْعُو فِيهِ، ثُمَّ تُقَسِّمُهُ بَيْنَهُمْ، قَالَ: فَفَعَلَ فَدَعَا بِفَضْلِ أَزْوَادِهِمْ، فَمِنْهُمُ الْآتِي بِالْقَلِيلِ وَالْكَثِيرِ، فَجَعَلَهُ فِي شَيْءٍ، ثُمَّ دَعَا فِيهِ مَا شَاءَ اللَّهُ عز وجل أَنْ يَدْعُوَا، ثُمَّ قَسَّمَهُ بَيْنَهُمْ فَمَا بَقِيَ مِنَ الْقَوْمِ أَحَدٌ إِلَّا مَلَأَ مَا كَانَ مَعَهُ مِنْ وِعَاءٍ وَفَضَلَ فَضْلٌ، فَقَالَ عِنْدَ ذَلِكَ: «أَشْهَدُ أَنَّ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، مَنْ جَاءَ بِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ غَيْرَ شَاكٍّ، أَدْخَلَهُ اللَّهُ عز وجل الْجَنَّةَ»
3 - Bize Ca‘fer rivâyet etti: Bize Amr b. Muhammed en-Nâkıd [s. 33] rivâyet etti; o da Ebû Muâviye Muhammed b. Hâzim’den, o da A‘meş’ten, o da Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den veya Ebû Hureyre’den –A‘meş şüphe etti– rivâyet etti. Şöyle dedi: Tebük Gazvesi olduğunda insanlar kıtlığa uğradı. Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Resûlü! Keşke bize izin versen de (su taşıyan) develerimizi kesip yesek ve yağlansak” dediler. Resûlullah (s.a.v.) onlara: “Yapın” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (r.a.) gelip: “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer bunu yaparlarsa binitler azalır. Fakat onları yanlarındaki artan azıkları getirmeye çağır, sonra da onlara bereketle dua et; umulur ki Allah teâlâ bunda bir hayır kılar.” –Ömer (r.a.) dedi ki: “Sanırım ‘bir hayır’ dedi”– dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) bir deri sofra getirilmesini emretti, onu yaydı, sonra onları, yanlarındaki artan azıkları getirmeye çağırdı. (Râvî) dedi ki: Adamın biri bir avuç mısır, başka biri bir avuç hurma, bir başkası bir parça ekmek getirdi; nihayet deri sofranın üzerinde bunlardan bir şeyler birikti. Sonra ona bereketle dua etti, sonra “Kaplarınıza alın” buyurdu. (Râvî) dedi ki: Bunun üzerine onu kaplarına aldılar; öyle ki askeri konaklama yerinde bir kap bırakmadılar; [s. 34] hepsini doldurdular. (Râvî) dedi ki: Yediler, doydular ve ondan bir fazlalık kaldı. Sonra Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik ederim. Bu (şahadet) ile karşılaşan, (kalbinde) şüphesi olmayan hiçbir kul cennetten mahrum kalmaz.” Amr b. Muhammed dedi ki: “Ebû Muâviye bu hadisi Bağdat’ta rivâyet etti; Kûfe’de rivâyet etmedi.”
٣ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ: حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ النَّاقِدُ ⦗ص: ٣٣⦘، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَوْ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ - شَكَّ الْأَعْمَشُ - قَالَ: لَمَّا كَانَتْ غَزْوَةُ تَبُوكَ، أَصَابَ النَّاسَ مَجَاعَةٌ، فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوْ أَذِنْتَ لَنَا فَنَحَرْنَا نَوَاضِحَنَا، فَأَكَلْنَا وَادَّهَنَّا، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ: «افْعَلُوا» . قَالَ: فَجَاءَ عُمَرُ رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّهُمْ إِنْ فَعَلُوا قَلَّ الظَّهْرُ، وَلَكِنِ ادْعُهُمْ بِفَضْلِ أَزْوَادِهِمْ ثُمَّ ادْعُ لَهُمْ عَلَيْهِ بِالْبَرَكَةِ، فَلَعَلَّ اللَّهَ تَعَالَى أَنْ يَجْعَلَ فِي ذَلِكَ - قَالَ عُمَرُ: وَحَسِبَ قَالَ - خَيْرًا، قَالَ: فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنِطْعٍ، فَبَسَطَهُ، ثُمَّ دَعَاهُمْ بِفَضْلِ أَزْوَادِهِمْ، قَالَ: فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَجِيءُ بِالْكَفِّ الذُّرَةَ، وَالْآخَرُ بِكَفِّ التَّمْرِ، وَالْآخَرُ بِالْكِسْرَةِ، حَتَّى جُمِعَ عَلَى النِّطْعِ مِنْ ذَلِكَ، ثُمَّ دَعَا عَلَيْهِ بِالْبَرَكَةِ، ثُمَّ قَالَ: «خُذُوا فِي أَوْعِيَتِكُمْ» ، قَالَ: فَأَخَذُوا فِي أَوْعِيَتِهِمْ حَتَّى مَا تَرَكُوا فِي الْمُعَسْكَرِ وِعَاءً إِلَّا ⦗ص: ٣٤⦘ مَلَئُوهُ، قَالَ: وَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا وَفَضَلَتْ مِنْهُ فَضْلَةٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «أَشْهَدُ أَنَّ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ لَا يَلْقَى بِهَا عَبْدٌ غَيْرَ شَاكٍّ، فِيَحْتَجِبَ عَنِ الْجَنَّةِ» قَالَ عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ: «حَدَّثَ أَبُو مُعَاوِيَةَ هَذَا الْحَدِيثَ بِبَغْدَادَ، وَلَمْ يُحَدِّثْ بِهِ بِالْكُوفَةِ»
Bize Ca‘fer rivâyet etti; dedi ki: Bize Ebû Bekir b. Ebi'n-Nadr rivâyet etti; dedi ki: Bana Ebü'n-Nadr Hâşim b. el-Kāsım rivâyet etti; dedi ki: Bize Ubeydullah el-Eşcaî, Mâlik b. Miğvel'den; o da Talha b. Musarrif'ten; o da Ebû Sâlih'ten; o da Ebû Hureyre (r.a.)'den rivâyet etti. Ebû Hureyre şöyle dedi: "Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir yolculukta idik. Halkın azıkları tükendi. Neredeyse develerinden bazılarını kesmeyi düşündüler. Bunun üzerine Ömer (r.a.) dedi ki: 'Yâ Resûlallah! Halktan geriye kalan azıkları toplasaydın da Allah Teâlâ'ya onlar hakkında dua etseydin?' O da öyle yaptı. Derken hurması olan [s. 35] bir hurma getirdi, buğdayı olan da bir buğday getirdi. Mücâhid dedi ki: 'Çekirdeği olan da bir çekirdek getirdi.' (Râvî der ki:) Ben dedim ki: 'Çekirdekle ne yaparlardı?' O dedi: 'Onu emerler ve üzerine su içerlerdi.' Derken Resûlullah (s.a.v.) onlar üzerine dua etti, nihayet halk azıklarını doldurdular. İşte o zaman Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve ben Allah'ın resulüyüm. Bu şehâdetle, onda şüphe etmeksizin Allah'a kavuşan hiçbir kul yoktur ki cennete girmesin.'"
٤ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي النَّضْرِ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو النَّضْرِ هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ: حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ الْأَشْجَعِيُّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ مِغْوَلٍ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَسِيرَةٍ، فَنَفَدَتْ أَزْوَادُ الْقَوْمِ، قَالَ: حَتَّى هَمَّ بِنَحْرِ بَعْضِ جِمَالِهِمْ، قَالَ: فَقَالَ عُمَرُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ جَمَعْتَ مَا بَقِيَ مِنْ أَزْوَادِ الْقَوْمِ فَدَعَوْتَ اللَّهَ تَعَالَى عَلَيْهَا فَفَعَلَ، فَجَاءَ ذُو ⦗ص: ٣٥⦘ التَّمْرَةِ بِتَمْرَةٍ، وَذُو الْبُرَّةِ بِبُرَّةٍ، وَقَالَ مُجَاهِدٌ: وَذُو النَّوَاةِ بِنَوَاةٍ، قَالَ: فَقُلْتُ: وَمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ بِالنَّوَى؟ قَالَ: يَمُصُّونَهُ وَيَشْرَبُونَ عَلَيْهِ الْمَاءَ، قَالَ: فَدَعَا عَلَيْهَا حَتَّى مَلَأَ الْقَوْمُ أَزْوِدَتَهُمْ، قَالَ: فَقَالَ عِنْدَ ذَلِكَ: «أَشْهَدُ أَنَّ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، لَا يَلْقَى بِهَا عَبْدٌ غَيْرَ شَاكٍّ فِيهَا إِلَّا دَخَلَ الْجَنَّةَ»
Bize Ca‘fer rivâyet etti, dedi ki: Bize Osman b. Ebî Şeybe rivâyet etti, dedi ki: Bize Cerîr b. Abdilhamîd, Yezîd b. Ebî Ziyâd’dan, o da Âsım b. Ubeydillah’tan, o da babasından (Ubeydillah), o da Ömer b. el-Hattâb (r.a.)’tan rivâyet etti. Ömer (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Nihayet’Aynu’r-Rûm denilen, yani Aynu Tebûk’e vardığımızda bize şiddetli bir açlık isabet etti. Ben: «Yâ Resûlallah! Yarın düşmanla karşılaşacağız; onlar tok, biz ise açız.» dedim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) halka hitap etti. Sonra ⦗s. 36⦘ şöyle buyurdu: «Kimin yanında fazla yiyecek varsa onu bize getirsin.» (Ömer dedi ki) Deriden bir sergi (nıt‘) serdi. Yirmi küsur sâ‘ (yiyecek) getirildi. Resûlullah (s.a.v.) oturdu ve bereketle dua etti. Sonra insanları çağırarak: «Alın!» buyurdu. Onlar da aldılar; hatta kişi gömleğinin kolunu bağlıyor, sonra onun içine alıyordu. Nihayet herkes ayrıldı ve bir miktar da fazla kaldı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın resûlü olduğuma şehâdet ederim. Bunu, hak ve doğru (muhik) hiçbir adam söylemez ki (sonra) cehenneme girsin.»
٥ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ: خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِعَيْنِ الرُّومِ الَّتِي يُقَالُ لَهَا: عَيْنُ تَبُوكَ، أَصَابَنَا جُوعٌ شَدِيدٌ قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ نَلْقَى الْعَدُوَّ غَدًا وَهُمْ شِبَاعٌ، وَنَحْنُ جِيَاعٌ، قَالَ: فَخَطَبَ النَّاسَ، ثُمَّ ⦗ص: ٣٦⦘ قَالَ: «مَنْ كَانَ مَعَهُ فَضْلُ طَعَامٍ فَلْيَأْتِنَا بِهِ» ، قَالَ: وَبَسَطَ نِطْعًا فَأُتِيَ بِبِضْعَةٍ وَعِشْرِينَ صَاعًا، فَجَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَدَعَا بِالْبَرَكَةِ، ثُمَّ دَعَا النَّاسَ فَقَالَ: «خُذُوا» فَأَخَذُوا حَتَّى جَعَلَ الرَّجُلُ يَرْبِطُ كُمَّ قَمِيصِهِ ثُمَّ يَأْخُذُ فِيهِ، فَصَدَرُوا وَفَضَلَتْ فَضْلَةٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «أَشْهَدُ أَنَّ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ لَا يَقُولُهَا رَجُلٌ مُحِقٌّ فَيَدْخُلَ النَّارَ»
6. Bize Ca‘fer tahdîs etti; dedi ki: Bize Kuteybe b. Saîd, Mâlik b. Enes’ten, o da İshak b. Abdullah b. Ebî Talha’dan tahdîs etti; kendisi Enes b. Mâlik’i şöyle derken işitmiş: Ebû Talha, Ümmü Süleym’e dedi ki: “Gerçekten Resûlullah (s.a.v.)’in sesini zayıfça işittim, onda açlık seziyorum. Yanında bir şey var mı?” Ümmü Süleym: “Evet” dedi. Ardından arpa bazlamaları çıkardı, sonra bir başörtüsü alıp ekmeğin bir kısmını onunla sardı, bir kısmını da bana azık olarak verdi. Sonra beni Resûlullah’a gönderdi. (Resûlullah): “Seni Ebû [s. 37] Talha mı gönderdi?” diye sordu. “Evet” dedim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) yanındakilere: “Kalkınız!” buyurdu. (Enes) der ki: Hemen yola koyuldular; ben de onların önünde yürüyerek Ebû Talha’ya vardım ve durumu ona haber verdim. Ebû Talha: “Yâ Ümmü Süleym! Resûlullah geldi; hâlbuki onları doyuracak yemek yanımızda yok” dedi. Ümmü Süleym: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” cevabını verdi. Bunun üzerine Ebû Talha çıkıp Resûlullah’a yetişti; Resûlullah (s.a.v.) ile Ebû Talha birlikte eve girdiler. Resûlullah: “Yanındakini getir, yâ Ümmü Süleym!” buyurdu. Kadıncağız o ekmeği getirdi. Resûlullah emretti, ekmek ufalandı. Ümmü Süleym bir yağ tulumu sıkıp onu katık yaptı. Sonra Resûlullah o yemeğin üzerine dilediği kadar dua buyurdu. Ardından: “On kişiye izin ver!” dedi. İzin verdi, onlar doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra yine: “On kişiye izin ver!” buyurdu. Derken bütün cemaat —ki yetmiş veya seksen kişi idiler— yedi ve doydular.
7. Bize Ca‘fer tahdîs etti; dedi ki: Bize İshak b. Mûsâ [s. 38] el-Ensârî tahdîs etti; dedi ki: Bize Ma‘n b. Îsâ tahdîs etti; dedi ki: Bana Mâlik, İshak b. Abdullah b. Ebî Talha’dan arz yoluyla rivayet etti; kendisi Enes b. Mâlik’i şöyle derken işitmiş: Ebû Talha, Ümmü Süleym’e dedi... derken Kuteybe hadisinin benzerini zikretti.
٦ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ: قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لِأُمِّ سُلَيْمٍ: لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ، فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَيْءٍ؟ قَالَتْ: نَعَمْ، فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخَذَتْ خِمَارًا، لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ وَزَوَدَتْنِي بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ، أَرْسَلَكِ أَبُو ⦗ص: ٣٧⦘ طَلْحَةَ؟ فَقُلْتُ: نَعَمْ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ: «قُومُوا» ، قَالَ: فَانْطَلَقُوا وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ، فَأَخْبَرْتُهُ، فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ: يَا أُمَّ سُلَيْمٍ، قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ، وَلَيْسَ عِنْدَنَا مِنَ الطَّعَامِ مَا يطْعِمُهُمْ، فَقَالَتِ: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ، حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَأَبُو طَلْحَةَ حَتَّى دَخَلَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ: «هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ» ، فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ فَفُتَّ وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَآدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ مَا شَاءَ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ قَالَ: «ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ» فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ: «ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ» ، فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ أَوْ ثَمَانُونَ رَجُلًا ٧ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى ⦗ص: ٣٨⦘ الْأَنْصَارِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، قَالَ: عَرَضَ عَلَيَّ مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ: قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لِأُمِّ سُلَيْمٍ، فَذَكَرَ مِثْلَ حَدِيثِ قُتَيْبَةَ
8 - Bize Ca‘fer rivâyet etti; dedi ki: Bana Ebü'z-Zinbâ‘ Ravh b. el-Ferec el-Mısrî rivâyet etti; dedi ki: Bize Amr b. Hâlid rivâyet etti; dedi ki: Bize İbn Lehîa, Umâre b. Ğaziyye'den rivâyet etti ki; Rebîa b. Ebî Abdurrahmân ona şöyle haber vermiş: Enes b. Mâlik (r.a.)'i şöyle derken işitmiş: Ebû Talha (r.a.) bir gün geldiğinde, Resûlullah (s.a.v.)'ın ayakta durup Suffe ehlini Kur'ân okuttuğunu gördü; karnının üzerinde taştan bir parça vardı, açlıktan belini onunla düzeltiyordu. Bunun üzerine Ümmü Süleym (r.anhâ)'e döndü ve: 'Beni öfkelendiren bir şey gördüm. Yanında bir şey var mı?' dedi. Ümmü Süleym: 'Evet, biraz arpa' dedi. Ebû Talha: 'Onu hazırla' buyurdu. Ümmü Süleym de hazırladı. Ebû Talha bana: 'Git, Resûlullah (s.a.v.)'ı çağır; senden kimsenin haberi olmasın' dedi. Enes dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) beni görünce: 'Seni Ebû Talha gönderdi, beni çağıracaksın?' buyurdu. 'Evet' dedim. 'Kalkın' buyurdu ve onunla birlikte yetmiş adam kalktı. Ebû Talha'ya geldim ve haber verdim. Bunun üzerine Ebû Talha, Resûlullah (s.a.v.)'a: 'Ey Allah'ın Resûlü, bu sadece senin için hazırladığımız bir şeydir. Vallahi yanımızda onlara yetecek kadar yok' dedi. Resûlullah (s.a.v.): 'Getir yanındakini' buyurdu. Enes yemeği getirdi. Ümmü Süleym'in yanında bir tulum yağ vardı; o (Ümmü Süleym) yağı sıkmaya başladı. Resûlullah (s.a.v.) ona: 'Ver onu, zira erkek kadından daha kuvvetli sıkar' buyurdu. Onu aldı ve sıktı, tâ ki yemeği onunla yağladı. Sonra elini (yemeğe) koydu ve: 'Onar onar gelin' buyurdu. Yemeye başladılar; hiçbiri diğerine bakmadı ta ki tamamlandılar ve Ümmü Süleym'in komşularına hediye edeceği kadar fazlası kaldı.
٨ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنْبَاعِ رَوْحُ بْنُ الْفَرَجِ الْمَصْرِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ عِمَارَةَ بْنِ غَزِيَّةَ، أَنَّ رَبِيعَةَ بْنَ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَهُ: أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ: أَقْبَلَ أَبُو طَلْحَةَ يَوْمًا، فَإِذَا نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ يُقْرِئُ أَصْحَابَ الصُّفَّةِ، عَلَى بَطْنِهِ نَصْلٌ مِنْ حَجَرٍ قَدْ قَوَّمَ بِهِ صُلْبَهُ مِنَ الْجُوعِ، فَرَجَعَ إِلَى أُمِّ ⦗ص: ٣٩⦘ سُلَيْمٍ، فَقَالَ: لَقَدْ رَأَيْتُ مَا غَاظَنِي فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَيْءٍ؟ فَقَالَتْ: نَعَمْ شَيْءٌ مِنْ شَعِيرٍ، قَالَ: فَاصْنَعِيهِ، فَصَنَعَتْهُ وَقَالَ لِي: اذْهَبْ فَادْعُ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَا يَعْلَمْ بِكَ أَحَدٌ، قَالَ أَنَسٌ: فَلَمَّا رَآنِي نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «أَرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ لِتَدْعُوَنِي؟» قُلْتُ: نَعَمْ، قَالَ: «قُومُوا» ، فَقَامَ مَعَهُ سَبْعَونَ رَجُلًا، فَأَتَيْتُ أَبَا طَلْحَةَ، فَأَخْبَرْتُهُ، فَقَالَ لَهُ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، إِنَّمَا هُوَ شَيْءٌ صَنَعْنَاهُ لَكَ، وَاللَّهِ مَا عِنْدَنَا مَا يَحْسِبُهُمْ، فَقَالَ: «هَلُمَّ مَا عِنْدَكَ» ، فَأَتَيْتُهُ بِهِ وَكَانَتْ عِنْدَ أُمِّ سُلَيْمٍ عُكَّةٌ لِلسَّمْنِ، فَجَعَلَتْ تَعْصِرُهَا، فَقَالَ لَهَا نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «هَلُمِّي فَإِنَّ الرَّجُلَ أَشَدُّ عَصْرًا مِنَ الْمَرْأَةِ» فَأَخَذَهَا فَعَصَرَهَا حَتَّى أَدِمَ بِهَا الطَّعَامَ، ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ فِيهِ، ثُمَّ قَالَ: «تَعَالَوْا عَشَرَةً عَشَرَةً» ، فَجَعَلُوا يَأْكُلُونَ وَلَا يَرْعَى أَحَدٌ مِنْهُمْ عَلَى أَحَدٍ حَتَّى كَمُلُوا وَأَفْضَلُوا مَا أَهْدَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ، لِجِيرَانِهَا "
9 - Bize Ca'fer tahdîs etti; dedi ki: Bize Ebû Muhammed Şeybân b. Ferrûh tahdîs etti; dedi ki: Bize Muhammed b. Îsâ el-Abdî tahdîs etti; dedi ki: Bize Sâbit el-Bünânî tahdîs etti; dedi ki: Enes b. Mâlik (r.a.)'e: 'Resûlullah (s.a.v.)'ten gördüğün en hayret verici şeyi bana haber ver' dedim. Dedi ki: 'Evet ey Sâbit! Resûlullah'a (s.a.v.) on sene hizmet ettim; bu süre zarfında yaptığım hiçbir kötü işten dolayı beni ayıplamadı.' (Râvî) dedi ki: 'Peki, O'ndan gördüğün en hayret verici şey nedir?' Enes şöyle dedi: 'Allah'ın Nebîsi (s.a.v.), Zeyneb binti Cahş (r.anhâ) ile evlendiğinde annem bana: 'Ey Enes! Allah'ın Nebîsi (s.a.v.) güvey oldu; fakat sabah kahvaltısı için bir şey hazırlandığını görmüyorum. Şu yağ tulumunu getir' dedi. Ben de ona yağ tulumunu ve bir müd (ölçek) kadar hurma getirdim. O da bunlardan hays [hurma ve yağ ile yapılan bir yemek] yaptı. Sonra annem: 'Ey Enes! Bunu alıp Allah'ın Nebîsi (s.a.v.) ile hanımına götür' dedi. Ben de o haysi taştan bir kap içinde Nebî (s.a.v.)'e getirdiğimde, bana: 'Onu evin bir köşesine koy ve bana Ebû Bekir'i, Ömer'i, Ali'yi, Osman'ı ve ashâbından bir grup kişiyi -Allah'ın rızâsı üzerlerine olsun- çağır' buyurdu. Sonra: 'Mescittekileri ve yolda gördüğün herkesi de çağır' dedi. Ben yiyeceğin azlığına, ama buyurduğu kimselerin çokluğuna şaşırıp duruyordum. (Râvî) dedi ki: Ona isyan etmekten çekinerek çağırdım; nihayet ev ve hücre doldu. Nebî (s.a.v.): 'Ey Enes! Hiç kimseyi görüyor musun?' diye sordu. Ben: 'Hayır, ey Allah'ın Nebîsi' dedim. Bunun üzerine: 'Şu kabı getir' buyurdu. Ben de o kabı alıp önüne koydum. Üç parmağını kabın içine daldırdı; hurmalar kabarmaya başladı. Oradakiler yemek yiyip çıkmaya başladılar; nihayet hepsi doyup gittikten sonra kapta getirdiğim miktar kadar yiyecek kaldı. (Resûlullah): 'Bunu Zeyneb'in önüne koy' buyurdu. Ben de çıkıp üzerlerine hurma dalından bir kapı örttüm. [s. 40-41] Sâbit dedi ki: Bunun üzerine biz: 'Ey Ebâ Hamza! O kaptan yiyenlerin sayısı sence ne kadardı?' dedik. Enes bana: 'Sanırım yetmiş bir ya da yetmiş iki kişiydi' dedi.
٩ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى الْعَبْدِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، قَالَ: قُلْتُ لِأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ: أَخْبِرْنِي بِأَعْجَبِ شَيْءٍ ⦗ص: ٤٠⦘ رَأَيْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ: نَعَمْ يَا ثَابِتُ، خَدَمْتُ رَسُولَ اللَّهِ عَشْرَ سِنِينَ، فَلَمْ يُعَيِّرْ عَلَيَّ شَيْئًا أَسَأْتُ فِيهِ، قَالَ: فَأَعْجَبُ شَيْءٍ رَأَيْتَ مِنْهُ مَا هُوَ؟ قَالَ: إِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا تَزَوَّجَ زَيْنَبَ بِنْتَ جَحْشٍ قَالَتْ لِي أُمِّي: يَا أَنَسُ إِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَصْبَحَ عَرُوسًا، وَلَا أَرَى أَصْبَحَ غَدَاءٌ، فَهَلُمَّ تِلْكَ الْعُكَّةَ، فَأَتَيْتُهَا بِالْعُكَّةِ وَتَمْرٍ قَدْرَ مُدٍّ، فَجَعَلَتْ لَهَا حَيْسًا فَقَالَتْ: يَا أَنَسُ اذْهَبْ بِهَذَا إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَامْرَأَتِهِ، فَلَمَّا أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِتَوْرٍ مِنْ حِجَارَةٍ، وَفِيهِ ذَلِكَ الْحَيْسُ قَالَ: «ضَعْهُ فِي نَاحِيَةِ الْبَيْتِ وَادْعُ لِي أَبَا بَكْرٍ، وَعُمَرَ، وَعَلِيًّا، وَعُثْمَانَ» ، وَنَفَرًا مِنْ أَصْحَابِهِ رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ، ثُمَّ قَالَ: «ادْعُ لِي أَهْلَ الْمَسْجِدِ وَمَنْ رَأَيْتَ فِي الطَّرِيقِ» فَجَعَلْتُ أَتَعَجَّبُ مِنْ قِلَّةِ الطَّعَامِ، وَمِنْ كَثْرَةِ مَنْ يَأْمُرُنِي أَدْعُو النَّاسَ، قَالَ: فَكَرِهْتُ أَنْ أَعْصِيَهُ حَتَّى امْتَلَأَ الْبَيْتُ وَالْحُجْرَةُ، فَقَالَ: «يَا أَنَسُ هَلْ تَرَى أَحَدًا؟» فَقُلْتُ: لَا يَا نَبِيَّ اللَّهِ، قَالَ: «هَلُمَّ ذَلِكَ التَّوْرَ» ، فَجِئْتُ بِذَلِكَ التَّوْرِ فَوَضَعْتُهُ قُدَّامَهُ، فَغَمَسَ بِثَلَاثَةِ أَصَابِعَ لَهُ فِي التَّوْرِ فَجَعَلَ التَّمْرُ يَرْبُو، فَجَعَلُوا يَتَغَدُّونَ وَيَخْرُجُونَ حَتَّى إِذَا فَرَغُوا أَجْمَعِينَ، وَبَقِيَ فِي التَّوْرِ نَحْوٌ مِمَا جِئْتُ بِهِ، قَالَ: «ضَعْهُ قُدَّامَ زَيْنَبَ» ، فَخَرَجْتَ فَأَسْقَفَتْ عَلَيْهِمْ ⦗ص: ٤١⦘ بَابًا مِنْ جَرِيدٍ قَالَ ثَابِتٌ: فَقُلْنَا: يَا أَبَا حَمْزَةَ، كَمْ تَرَى كَانَ الَّذِينَ أَكَلُوا مِنْ ذَلِكَ التَّوْرِ؟ قَالَ: فَقَالَ لِي: «أَحْسَبُ وَاحِدًا وَسَبْعِينَ أَوِ اثْنَيْنِ وَسَبْعِينَ»
10 - Bize Ca‘fer rivâyet etti; dedi ki: Bize Ebû Bekr ve Osman —ki ikisi de Ebû Şeybe’nin oğullarıdır— rivâyet ettiler; dediler ki: Bize Abdullah b. Numeyr rivâyet etti; dedi ki: Bize Sa‘d b. Sa‘îd rivâyet etti; dedi ki: Bana Enes b. Mâlik (r.a.) rivâyet etti; dedi ki: Ebû Talha (r.a.) beni, onun için hazırladığı bir yemeğe davet etmek üzere Resûlullah’a (s.a.v.) gönderdi. Enes der ki: Ben Resûlullah (s.a.v.) ashâbıyla birlikte iken yanına vardım; bana bakınca utandım ve “Ebû Talha’ya icabet buyurun” dedim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ashâbına “Kalkınız” buyurdu. Ebû Talha: “Yâ Resûlallah! Ben bu yemeği yalnız senin için yapmıştım” dedi. Enes der ki: Resûlullah (s.a.v.) yemeğe elini sürdü ve onda bereket için dua etti; ardından “Ashâbımdan on kişi girsin” buyurdu ve “Yiyiniz” dedi. Onlara iki parmağının arasından bir şey çıkarıp verdi; onlar doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Sonra yine “On kişi girsin” buyurdu; onlar da doyuncaya kadar yediler, çıktılar. Bu şekilde onar onar girip çıkmaya devam ettiler. Nihayet onlardan [⦗s. 42⦘] hiçbiri kalmayıp hepsi girip doyuncaya kadar yedi. Enes der ki: Sonra (Ebû Talha) yemeği düzenledi, baktı ki yemek, onlar yedikleri zamanki hâlinin aynısıydı. Ebû Bekr, kendi rivâyetinde Sa‘d b. Sa‘îd’den naklen söylemiş olup “Bize rivâyet etti” ibaresini kullanmamıştır.
١٠ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، وَعُثْمَانُ ابْنَا أَبِي شَيْبَةَ، قَالَا: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ: بَعَثَنِي أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِأَدْعُوَهُ، وَقَدْ جَعَلَ لَهُ طَعَامًا، قَالَ: فَأَقْبَلْتُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ النَّاسِ، قَالَ: فَنَظَرَ إِلَيَّ فَاسْتَحْيَيْتُ، فَقُلْتُ: أَجِبْ أَبَا طَلْحَةَ، فَقَالَ لِلنَّاسِ: «قُومُوا» ، فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا صَنَعْتُ شَيْئًا لَكَ، قَالَ: فَمَسَّهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَدَعَا فِيهَا بِالْبَرَكَةِ، وَقَالَ: «أَدْخِلْ مِنْ أَصْحَابِي عَشَرَةً» وَقَالَ: «كُلُوا» ، وَأَخْرَجَ لَهُمْ شَيْئًا بَيْنَ أُصْبَعَيْهِ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ خَرَجُوا فَقَالَ: «أَدْخِلْ عَشَرَةً» فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ خَرَجُوا فَمَا زَالَ يَدْخُلُ عَشَرَةٌ ⦗ص: ٤٢⦘ وَيَخْرُجُ عَشَرَةٌ حَتَّى لَمْ يَبْقَ مِنْهُمْ أَحَدٌ إِلَّا دَخَلَ، فَأَكَلَ حَتَّى شَبِعَ، قَالَ: ثُمَّ هَيَّأَهَا فَإِذَا هِيَ مِثْلُهَا حِينَ أَكَلُوا، قَالَ أَبُو بَكْرٍ: فِي حَدِيثِهِ عَنْ سَعْدِ بْنِ سَعِيدٍ، وَلَمْ يَقُلْ قَالَ: حَدَّثَنَا
11 — Bize Ca‘fer rivayet etti. Dedi ki: Bize Hüdbe b. Hâlid rivayet etti. Dedi ki: Bize Mübârek b. Fedâle haber verdi. Dedi ki: Bize Bekr b. Abdullah ile Sâbit el-Bunânî, Enes b. Mâlik’ten rivayet etti: Ebû Talha, Resûlullah’ı (s.a.v.) aç görünce Ümmü Süleym’e gelip şöyle dedi: “Ben Resûlullah’ı (s.a.v.) aç gördüm. Yanında bir şey var mı?” Ümmü Süleym: “Yanımızda bir müd kadar arpa unu var.” dedi. Ebû Talha: “Öyleyse onu yoğur ve hazırla. Olur ki Nebî’yi (s.a.v.) davet ederiz de ondan yer.” dedi. Enes der ki: Ümmü Süleym onu yoğurup pişirdi. Nihayet bir pide ortaya çıktı. Ebû Talha bana: “Nebî’yi (s.a.v.) çağır.” dedi. Ben de Nebî’ye (s.a.v.) gittim. O sırada yanında bir topluluk vardı —Mübârek dedi ki: Sanırım seksen küsur kişi dedi—. “Ey Allah’ın Resûlü! Ebû Talha sizi davet ediyor.” dedim. Resûlullah (s.a.v.) ashabına: “Ebû Talha’nın davetine icabet edin.” buyurdu. Enes der ki: Ben koşarak gidip onlarla birlikte geldiğini haber verdim. Ebû Talha eşine: “Vallahi, Resûlullah evimde ne olduğunu benden daha iyi bilir.” dedi. Ebû Talha, Resûlullah’ı (s.a.v.) karşılayıp şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Vallahi, yanımızda bir pideden başka bir şey yok. Seni aç gördüm, Ümmü Süleym’e emrettim, sana bir pide yaptı.” Enes der ki: Resûlullah (s.a.v.) pideyi istedi, bir çanak da istedi ve onu çanağa koydu. Sonra: “Yağ var mı?” buyurdu. Ebû Talha: “Tulumda biraz vardı.” dedi. Tulum getirildi. Nebî (s.a.v.) ile Ebû Talha onu sıkmaya başladılar. Nihayet bir miktar çıktı. Nebî (s.a.v.) onu şehadet parmağına sürdü, sonra pidenin üzerine sürdü ve “Bismillâh” dedi. Pide kabardı. Sonra tulumu tekrar sıktı, yine bir miktar çıktı. Yine şehadet parmağına sürdü, sonra pideye sürdü ve “Bismillâh” dedi. Pide yine kabardı. Resûlullah (s.a.v.) bunu yapmaya devam etti, pide de kabarmaya devam etti. Nihayet pideyi çanak içinde neredeyse akışkan hâle gelmiş gördüm. Resûlullah (s.a.v.): “Bana ashabımdan on kişi çağır.” buyurdu. Ben de ona on kişi çağırdım. Nebî (s.a.v.) elini pidenin ortasına koydu ve “Bismillâh deyip yiyin.” buyurdu. Onlar da pidenin etrafından yediler, nihayet doydular. Sonra: “Bana başka bir on kişi daha çağır.” buyurdu. Ben de ona başka bir on kişi çağırdım. “Bismillâh deyip yiyin.” buyurdu. Onlar da pidenin etrafından yediler, nihayet doydular. Bu şekilde onar onar çağırmaya devam etti; o pideden seksen küsur kişi pidenin etrafından yedi ve doydular. Enes der ki: Pidenin ortası, Resûlullah'ın (s.a.v.) elini koyduğu yerde, olduğu gibi duruyordu [⦗s. 43⦘].
١١ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ: أَخْبَرَنَا مُبَارَكُ بْنُ فَضَالَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ أَبَا طَلْحَةَ، لَمَّا رَأَى رَسُولَ اللَّهِ طَاوِيًا، جَاءَ إِلَى أُمِّ سُلَيْمٍ فَقَالَ: إِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ طَاوِيًا فَهَلْ عِنْدَكِ شَيْءٌ؟ قَالَتْ: عِنْدَنَا نَحْوٌ مِنْ مُدٍّ مِنْ دَقِيقِ شَعِيرٍ، قَالَ: فَاعْجِنِيهِ وَأَصْلِحِيهِ عَسَى أَنْ نَدْعُوَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَيَأَكُلَ مِنْهُ، قَالَ: فَعَجَنَتْهُ وَخَبَزَتْهُ، قَالَ: فَجَاءَ قُرْصٌ، فَقَالَ لِي: ادْعُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ نَاسٌ - قَالَ مُبَارَكٌ: أَحْسَبُهُ قَالَ: بِضْعَةٌ وَثَمَانُونَ - فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَبُو طَلْحَةَ يَدْعُوكَ، فَقَالَ لِأَصْحَابِهِ: " أَجِيبُوا أَبَا طَلْحَةَ، قَالَ: فَجِئْتُ مُسْرِعًا حَتَّى أَخْبَرْتُهُ أَنَّهُ قَدْ جَاءَ وَأَصْحَابُهُ، فَقَالَ لَهَا: وَاللَّهِ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ أَعْلَمُ بِمَا فِي بَيْتِي ⦗ص: ٤٣⦘ مِنِّي، فَاسْتَقْبَلَهُ أَبُو طَلْحَةَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَاللَّهِ مَا عِنْدَنَا شَيْءٌ إِلَّا قُرَيْصٌ، رَأَيْتُكَ طَاوِيًا، فَأَمَرْتُ أُمَّ سُلَيْمٍ فَجَعَلَتْ لَكَ قُرْصًا، قَالَ: فَدَعَا بِالْقُرْصِ، وَدَعَا بِالْجَفْنَةِ فَوَضَعَهُ فِيهَا، فَقَالَ: «هَلْ مِنْ سَمْنٍ؟» فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ: قَدْ كَانَ فِي الْعُكَّةِ شَيْءٌ، قَالَ: فَجَاءَ بِهَا فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ يَعْصِرَانِهَا حَتَّى خَرَجَ شَيْءٌ مَسَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِهِ سُبَّابَتَهُ، ثُمَّ مَسَحَ بِالْقُرْصِ، ثُمَّ قَالَ: «بِسْمِ اللَّهِ» ، فَانْتَفَخَ الْقُرْصُ، ثُمَّ عَصَرَ الْعُكَّةَ فَخَرَجَ شَيْءٌ فَمَسَحَ بِهِ أُصْبُعَهُ السَّبَّابَةَ، ثُمَّ مَسَحَهُ عَلَى الْقُرْصِ، وَقَالَ: «بِسْمِ اللَّهِ» فَانْتَفَخَ الْقُرْصُ، فَلَمْ يَزَلْ يَصْنَعُ ذَلِكَ وَالْقُرْصُ يَنْتَفِخُ حَتَّى رَأَيْتُ الْقُرْصَ فِي الْجَفْنَةِ يَتَمَيَّعُ، فَقَالَ: «ادْعُ لِي عَشَرَةً مِنْ أَصْحَابِي» ، فَدَعَوْتُ لَهُ عَشَرَةً، فَوَضَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ وَسَطَ الْقُرْصِ، وَقَالَ: «كُلُوا بِسْمِ اللَّهِ» ، فَأَكَلُوا حَوَالَيِ الْقُرْصِ حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ قَالَ: «ادْعُ لِي عَشَرَةً أُخْرَى» ، قَالَ: فَدَعَوْتُ لَهُ عَشَرَةً أُخْرَى، فَقَالَ: «كُلُوا بِسْمِ اللَّهِ» ، فَأَكَلُوا مِنْ حَوَالَيِ الْقُرْصِ حَتَّى شَبِعُوا، فَلَمْ يَزَلْ يَدْعُو عَشَرَةً عَشَرَةً يَأْكُلُونَ مِنْ ذَلِكَ الْقُرْصِ حَتَّى أَكَلَ مِنْهُ بِضْعَةٌ وَثَمَانُونَ رَجُلًا مِنْ حَوَالَيِ الْقُرْصِ حَتَّى شَبِعُوا، قَالَ: وَإِنَّ وَسَطَ الْقُرْصِ حَيْثُ وَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ كَمَا هُوَ
12 - Bize Cafer rivâyet etti. Dedi ki: Bize Ebû Seleme Yahyâ b. ⦗ص: 44⦘ Halef rivâyet etti. Dedi ki: Bize Abdü'l-A'lâ, Saîd el-Cüreyrî'den, o da Ebü'l-Verd'den, o da Ebû Muhammed el-Hadramî'den, o da Ebû Eyyûb el-Ensârî'den rivâyet etti. Ebû Eyyûb dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) ve Ebû Bekir (r.a.) için ikisine yetecek miktarda yemek hazırladım. Onlara (yemeği) getirdim. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Git, bana Ensâr’ın ileri gelenlerinden otuz kişiyi davet et.» Ebû Eyyûb der ki: Bu bana ağır geldi, zira fazladan verecek bir şeyim yoktu. Sanki ağır davranmış gibi oldum. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): «Git, bana Ensâr’ın ileri gelenlerinden otuz kişiyi davet et.» buyurdu. Ben de onları davet ettim, geldiler. Resûlullah: «Yeyin.» buyurdu. Doyup ayrılıncaya kadar yediler. Sonra onun Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet ettiler ve çıkmadan önce ona biat ettiler. Sonra (Resûlullah): «Git, bana Ensâr’ın ileri gelenlerinden altmış kişiyi davet et.» buyurdu. Ebû Eyyûb der ki: Vallahi altmış kişiyi davet etmek bana otuz kişiyi davet etmekten daha kolay geldi. Dedi ki: Onları davet ettim. Resûlullah (s.a.v.): «Oturun.» buyurdu. Doyup ayrılıncaya kadar yediler. Sonra onun Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet ettiler ve çıkmadan önce ona biat ettiler. (Resûlullah): «Git, bana Ensâr'dan doksan kişiyi davet et.» buyurdu. Ebû Eyyûb der ki: Doksan ve altmış kişiyi davet etmek bana otuz kişiden daha kolay geldi. Dedi ki: Onları davet ettim. Doyup ayrılıncaya kadar yediler. Sonra onun Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet ettiler ve çıkmadan önce ona biat ettiler ⦗ص: 45⦘. Ebû Eyyûb dedi ki: Bu yemekten yüz seksen kişi yedi; hepsi de Ensâr’dandı.
١٢ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ يَحْيَى بْنُ ⦗ص: ٤٤⦘ خَلَفٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ الْأَعْلَى، عَنْ سَعِيدٍ يَعْنِي الْجُرَيْرِيَّ، عَنْ أَبِي الْوَرْدِ، عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ الْحَضْرَمِيِّ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الْأَنْصَارِيِّ، قَالَ: صَنَعْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلِأَبِي بَكْرٍ رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ طَعَامًا قَدْرَ مَا يَكْفِيهِمَا، فَأَتَيْتُهُمَا بِهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ: «اذْهَبْ فَادْعُ لِي ثَلَاثِينَ مِنْ أَشْرَافِ الْأَنْصَارِ» قَالَ: فَشَقَّ ذَلِكَ عَلَيَّ، مَا عِنْدِي شَيْءٌ أُزِيدُهُ، قَالَ: فَكَأَنِّي تَثَاقَلْتُ، فَقَالَ: «اذْهَبْ فَادْعُ لِي ثَلَاثِينَ مِنْ أَشْرَافِ الْأَنْصَارِ» ، فَدَعَوْتُهُمْ فَجَاؤُوا، فَقَالَ: «اطْعَمُوا» ، فَأَكَلُوا حَتَّى صَدَرُوا، ثُمَّ شَهِدُوا أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، ثُمَّ بَايَعُوهُ قَبْلَ أَنْ يَخْرُجُوا، ثُمَّ قَالَ: «اذْهَبْ فَادْعُ لِي سِتِّينَ مِنْ أَشْرَافِ الْأَنْصَارِ» - قَالَ أَبُو أَيُّوبَ: فَوَاللهِ لَأَنَا بِالسِّتِّينَ أَجْوَدَ مِنِّي بِالثَّلَاثِينَ - قَالَ: فَدَعَوْتُهُمْ، قَالَ: فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «تَرَبَّعُوا» ، فَأَكَلُوا حَتَّى صَدَرُوا، ثُمَّ شَهِدُوا أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، وَبَايَعُوهُ قَبْلَ أَنْ يَخْرُجُوا، قَالَ: «اذْهَبْ فَادْعُ لِي تِسْعِينَ مِنَ الْأَنْصَارِ» - فَقَالَ: فَلَأَنَا أَجْوَدُ بِالتِّسْعِينَ وَبِالسِّتِّينَ مِنِّي بِالثَّلَاثِينَ - قَالَ: فَدَعَوْتُهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى صَدَرُوا، ثُمَّ شَهِدُوا أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ وَبَايَعُوهُ قَبْلَ أَنْ يَخْرُجُوا ⦗ص: ٤٥⦘، وَقَالَ: فَأَكَلَ مِنْ طَعَامِ ذَلِكَ مِائَةٌ وَثَمَانُونَ رَجُلًا كُلُّهُمْ مِنَ الْأَنْصَارِ
13 - Bize Ca‘fer tahdîs etti, dedi ki: Bize Osman b. Ebî Şeybe tahdîs etti, dedi ki: Bize Hâtim b. İsmâ‘îl, Üneys b. Ebî Yahyâ’dan, o da İshâk b. Sâlim’den, o da Ebû Hureyre (r.a.)’den tahdîs etti. Ebû Hureyre dedi ki: Bir gün Resûlullah (s.a.v.) yanıma çıkageldi ve buyurdu: “Bana Ashâb-ı Suffe’den çağır.” Bunun üzerine ben onları tek tek takip edip topladım. Derken Resûlullah’ın kapısına geldik, izin istedik, o da bize izin verdi. Ebû Hureyre dedi ki: Önümüze bir tabak konuldu. Zannederim içinde bir müdd kadar arpa vardı. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) elini o tabağın üzerine koydu ve “Bismillah deyip alınız” buyurdu. Dedi ki: Biz de dilediğimiz kadar yedik, sonra ellerimizi kaldırdık. Resûlullah (s.a.v.) tabak konulduğu sırada şöyle buyurdu: “Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şu anda gördüğünüz şeyin dışında, Muhammed âlinin yanında akşam yiyeceği hiçbir şey yoktur.” Ebû Hureyre’ye şöyle denildi: “Bitirdiğinizde (tabağın) miktarı ne kadardı?” O da dedi ki: “Konulduğu zamanki gibiydi; yalnızca içinde parmak izleri vardı.” [⦗Sayfa: 46⦘]
١٣ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أُنَيْسِ بْنِ أَبِي يَحْيَى، عَنِ إِسْحَاقَ بْنِ سَالِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: خَرَجَ عَلَيَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا، فَقَالَ: «ادْعُ لِي مِنْ أَصْحَابِ الصُّفَّةِ» ، فَجَعَلْتُ أَتْبَعُهُمْ رَجُلًا رَجُلًا فَجَمَعْتُهُمْ، فَجِئْنَا بَابَ رَسُولِ اللَّهِ فَاسْتَأْذَنَّا فَأَذِنَ لَنَا - قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ: وَوُضِعَتْ بَيْنَ أَيْدِينَا صَحْفَةٌ أَظُنُّ أَنَّ فِيهَا قَدْرَ مُدٍّ مِنْ شَعِيرٍ - قَالَ: فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ يَدَهُ عَلَيْهَا، فَقَالَ: «خُذُوا بِسْمِ اللَّهِ» ، قَالَ: فَأَكَلْنَا مَا شِئْنَا، ثُمَّ رَفَعْنَا أَيْدِينَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ حِينَ وُضِعَتِ الصَّحْفَةُ فَقَالَ: «وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ مَا أَمْسَى فِي آلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم طَعَامٌ لَيْسَ تَرَوْنَهُ» قِيلَ لَأَبِي هُرَيْرَةَ: قَدْرُ كَمْ كَانَتْ ⦗ص: ٤٦⦘ حِينَ فَرَغْتُمْ؟ قَالَ: «مِثْلُهَا حِينَ وُضِعَتْ إِلَّا أَنَّ فِيهَا أَثَرَ الْأَصَابِعِ»
14 — Bize Ca‘fer rivayet etti; dedi ki: Bize Ubeydullāh b. Ömer el-Kavārīrî rivayet etti; dedi ki: Bize Yezîd b. Hārûn rivayet etti; dedi ki: Bize Süleymān et-Teymî rivayet etti; o da Ebü’l-‘Alâ’dan, o da Semure b. Cündeb’den rivayetle: “Resûlullāh (s.a.v.)’e içinde yemek bulunan bir çanak getirildi. Derken oradakiler kuşluk vaktinden öğleye kadar nöbetleşe yediler; bir grup kalkar, diğerleri otururdu.” Semure’ye: “O çanak (yemekle) dolduruluyor muydu?” diye soruldu. O da şöyle cevap verdi: “Buna niçin şaşıyorsun? O (çanak) ancak şuradan (yani semâdan) dolduruluyordu” —ve eliyle gökyüzünü işaret etti.
١٤ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ: حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي الْعَلَاءِ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، «أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِقَصْعَةٍ فِيهَا طَعَامٌ، فَتَعَاقَبُوا إِلَى الظُّهْرِ مِنْ غُدْوَةٍ، يَقُومُ قَوْمٌ، وَيَقْعُدُ آخَرُونَ» قَالَ: فَقِيلَ لِسَمُرَةَ: هَلْ كَانَتْ تُمَدُّ؟ قَالَ: «فَمِنْ أَيِّ شَيْءٍ تَعْجَبُ؟ مَا كَانَتْ تُمَدُّ إِلَّا مِنْ هَا هُنَا، وَأَشَارَ إِلَى السَّمَاءِ»
Bize Ca‘fer tahdîs etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Muâz tahdîs etti, dedi ki: Bize Mu‘temir b. Süleymân tahdîs etti, dedi ki: Babam, Ebü'l-Alâ’dan, o da Semüre b. Cündüb’den —ki ona rivayet etmiştir— şöyle dedi: Resûlullah’ın (s.a.v.) yanında bir çanak vardı. İnsanlar ondan yemeye başladılar. Ne zaman bir topluluk doyup kalksa, yerlerine başkaları oturuyordu; bu hâl ilk namaz vaktine kadar devam etti. Dedi ki: Semüre’nin yanında bir adam: 'O çanak (yemek) uzatılıyor muydu?' diye sordu. Semüre şöyle cevap verdi: 'Buna şaşılır mı? O ancak şuradan —veyâ gökten— uzatılıyordu' veya dediği gibi ifade etti.
١٥ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ: وَقَالَ أَبِي، عَنْ أَبِي الْعَلَاءِ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ: «أَنَّ قَصْعَةً كَانَتْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَأْكُلُونَ مِنْهَا، فَكُلَّمَا شَبِعَ قَوْمٌ وَقَامُوا، جَلَسَ مَكَانَهُمْ آخَرُونَ كَذَلِكَ إِلَى صَلَاةِ الْأُولَى» قَالَ: وَقَالَ رَجُلٌ عِنْدَ سَمُرَةَ: هَلْ كَانَتْ تُمَدُّ؟ فَقَالَ سَمُرَةُ: " فَمِمَّ تَعْجَبُ، مَا كَانَتْ تُمَدُّ إِلَّا مِنْ هَا هُنَا، أَوْ قَالَ: مِنَ السَّمَاءِ أَوْ كَمَا قَالَ "
17 – Bize Ca‘fer rivayet etti. Dedi ki: Bize Ebû Hafs Amr b. Ali rivayet etti. Bize Ebû Âsım rivayet etti. Bize Hanzala b. Ebî Süfyân rivayet etti. Bize Saîd b. Mînâ rivayet etti. Dedi ki: Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işittim: “Hendek kazdıkları zaman Resûlullah’ı (s.a.v.) şiddetli açlık içinde gördüm. Hemen hanımıma gidip dedim ki: ‘Ben Resûlullah’ı (s.a.v.) şiddetli açlık içinde gördüm.’ Bunun üzerine hanımım bana içinde bir sâ‘ arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Bizim besili bir kuzumuz da vardı.” (Câbir der ki:) Kuzuyu kestim, işimi bitirip onu çömleğimde doğradım. Sonra Resûlullah’a (s.a.v.) gitmek üzere yöneldim. Hanımım dedi ki: “Beni Resûlullah ve beraberindekilere karşı rezil etme.” Ben de O’na gelip seslendim: “Ey Allah’ın Resûlü! Biz bir kuzumuzu kestik ve yanımızdaki arpadan bir yemek pişirdik. Sen ve beraberindeki bir grup gelin.” Dedi ki: Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) seslendi: “Ey hendek ehli! Câbir bir ziyafet hazırlamış, haydi (size) buyurun!” Sonra Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Çömleğinizi indirmeyin, hamurunuzu pişirmeyin, ben gelinceye kadar.” (Câbir der ki:) Ben geldim, Resûlullah da insanlara öncülük ederek geldi, nihayet hanımımın yanına vardım. Hanımım dedi: “(Vay) senin yüzünden, senin yüzünden!” Ben dedim: “Söylediğini yaptım.” Bana hamur çıkardı. Resûlullah (s.a.v.) ona tükürdü ve bereketledi. Sonra çömleğimize yöneldi, ona da tükürdü ve bereketledi. Sonra buyurdu: “Bana bir ekmek pişiren kadın çağır, seninle birlikte pişirsin; çömleğinizden kepçeyle alın, indirmeyin.” Oysa onlar bin kişiydiler. Allah’a yemin ederim ki (hepsi) yediler, hatta (yemeyi) bırakıp ayrıldılar. Bizim çömleğimiz olduğu gibi (dolu) kaynıyordu ve hamurumuz olduğu gibi pişiriliyordu. Allah ona salât ve selâm eylesin.
١٧ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَا، قَالَ: سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ: لَمَّا حَفَرُوا الْخَنْدَقَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمْصًا شَدِيدًا، فَانْكَفَأْتُ إِلَى امْرَأَتِي، فَقُلْتُ: إِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمْصًا شَدِيدًا فَأَخْرَجَتْ ⦗ص: ٥٠⦘ إِلَيَّ جِرَابًا فِيهِ صَاعٌ مِنْ شَعِيرٍ، وَلَنَا بَهْمَةٌ دَاجِنٌ، قَالَ: فَذَبَحْتُهَا، فَفَرَغْتُ إِلَى فَرَاغِي، وَقَطَّعْتُهَا فِي بُرْمَتِهَا، ثُمَّ وَلَّيْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَتْ: لَا تَفْضَحْنِي بِرَسُولِ اللَّهِ وَمَنْ مَعَهُ، فَجِئْتُهُ فَنَادَيْتُهُ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا قَدْ ذَبَحْنَا بَهْمَةً لَنَا وَطَبَخْنَا طَعَامًا مِنْ شَعِيرٍ كَانَ عِنْدَنَا، فَتَعَالَ أَنْتَ وَنَفَرٌ مَعَكَ، قَالَ: فَصَاحَ رَسُولُ اللَّهِ: «يَا أَهْلَ الْخَنْدَقِ إِنَّ جَابِرًا قَدْ صَنَعَ سُورًا فَحَيَّ بِكُمْ» ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ: «لَا تُنْزِلُنَّ بُرْمَتَكُمْ وَلَا تَخْبِزُنَّ عَجِينَكُمْ حَتَّى أَجِيءَ» ، قَالَ: فَجِئْتُ وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ يَقْدُمُ النَّاسَ حَتَّى جِئْتُ امْرَأَتِي، فَقَالَتْ: بِكَ وَبِكَ، فَقُلْتُ: قَدْ فَعَلْتُ الَّذِي قُلْتِ، فَأَخْرَجَتْ لِي عَجِينًا، فَبَسَقَ فِيهِ وَبَارَكَ، ثُمَّ عَمَدَ إِلَى بُرْمَتِنَا، فَبَسَقَ فِيهَا وَبَارَكَ، ثُمَّ قَالَ ⦗ص: ٥١⦘: «ادْعُ لِي خَابِزَةً فَلْتَخْبِزْ مَعَكِ وَاقْدَحِي مِنْ بُرْمَتِكُمْ وَلَا تُنْزِلُوهَا» ، وَهُمْ أَلْفٌ، فَأُقْسِمُ بِاللَّهِ لَأَكَلُوا حَتَّى تَرَكُوهُ، وَانْحَرَفُوا وَإِنَّ بُرْمَتَنَا لَتَغُطُّ كَمَا هِيَ، وَإِنَّ عَجِينَنَا لِيُخْبَزُ كَمَا هُوَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ