Câmi‘u’l-‘Ulûm ve’l-Hikem (thk. el-Arnaût) — Kısım: Hadis Şerhleri. Kitap: Câmi‘u’l-‘Ulûm ve’l-Hikem fî Şerhi Hamsîne Hadîsen min Cevâmi‘i’l-Kelim. Müellif: Zeynüddîn Ebü’l-Ferec Abdurrahmân b. Şihâbiddîn el-Bağdâdî, sonra Dımaşkī, meşhur: İbn Receb el-Hanbelî (736-795 h.). Muhakkik: Şuayb el-Arnaût [ö. 1438 h.] ve İbrahim Bâcîs. Neşreden: Müessesetü’r-Risâle — Beyrut. Tab‘: Yedinci baskı, 1417 h. — 1997 m. Cüz sayısı: 2 (tek ciltte). [Kitap baskıya uygundur.] Neşir tarihi (Şâmile): 8 Zilhicce 1431.
جامع العلوم والحكم - ت الأرنؤوط (ابن رجب الحنبلي)القسم: شروح الحديثالكتاب: جامع العلوم والحكم في شرح خمسين حديثا من جوامع الكلمالمؤلف: زين الدين أبو الفرج عبد الرحمن بن شهاب الدين البغدادي ثم الدمشقي الشهير بابن رجب (٧٣٦ - ٧٩٥ هـ)المحقق: شعيب الأرناؤوط [ت ١٤٣٨ هـ]- إبراهيم باجسالناشر: مؤسسة الرسالة - بيروتالطبعة: السابعة، ١٤١٧ هـ - ١٩٩٧ معدد الأجزاء: ٢ (في مجلد واحد)[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Yayıncının Önsözü. Bazı mühim türâş eserlerini yeniden neşretmek veya tehzîb etmek ve diğer bazılarını halel getirmeksizin kısaltmak suretiyle ihyâ etmek, ancak okuyucuyu faydalandırma ve ona yardımcı olma gayretinin bir ifadesidir. Bu eserlerin mütalâasını kolaylaştırmak, kalbe hoş gelecek bir hâle getirmek ve ayrıca onları diğer telifler arasındaki ehemmiyetini hissettiren güzel bir kılıfla takdim etmek hedeflenmiştir.
Müessesetü'r-Risâle bünyesindeki Tahkik Birimi bu fikri benimseyip hayata geçirmek için gayret sarf ederek bir dizi kitap neşretmiştir. İşte bu kitaplardan biri de elimizdeki eserdir.
Üstad Şeyh Şuayb el-Arnaût ve Üstad Şeyh Nuaym el-‘Arkûsî ile diğerlerinin, sessizce ve hoşnut bir gönülle çalışan, müessesenin iftihar ettiği bir üretim için gayretlerini esirgemeyen kimselerin başında yer almaları, okuyucularımıza sunduğumuz eserin kendisine şükrettiğimiz bir itimad ve güven kaynağı olduğu şuuruyla bizi iftiharlandırmaktadır.
Ben, müessesede çalışanlara sarf ettikleri gayretten ötürü teşekkür ederken, Allah Teâlâ'ya onların işlerinde bereket vermesi, onları muvaffak kılması ve ellerinden tutması için dua ediyorum. Zira onlar fazilet ve kerem sahipleridir. Allah onları müessese adına en güzel karşılıkla mükâfatlandırsın.
Biz ihlasla Allah'a dua ediyoruz ki bizi takdim ettiğimiz çalışmadan dolayı mükâfatlandırsın, okuyucuya hizmet etmede muvaffak olmayı ümit ediyoruz. Allah maksadın arkasındadır. Rıdvân Da'bûl.
مقَدّمة النّاشر إن إحياء بعض كتب التراث الهامة بإعادة نشرها أو تهذيبها واختصار بعضها الآخر اختصارًا غير مخل، إن هو إلَّا محاولة القصد منها إفادة القارئ ومساعدته بجعلها سهلة قريبة المأخذ، محببة إلى النفس، فضلًا عن إظهارها بالمظهر الجميل الذي يشعر بأهميتها بين المؤلفات.ولقد عمل مكتب التحقيق في "مؤسسة الرسالة" جاهدًا على تبني هذه الفكرة وتنفيذها فعلًا فأصدر مجموعة من هذه الكتب، أحدها هذا الكتاب الذي بين أيدينا.وإن وجود الأستاذ الشيخ شعيب الأرنؤوط والأستاذ الشيخ نعيم العرقسوسي وغيرهما على رأس هؤلاء الذين يعملون بصمت، وبنفس رضية ولا يألون جهدًا في سبيل إنتاج تعتز به المؤسسة، يجعلنا نشعر باعتزاز بأن ما نقدمه لقرائنا هو مصدر اطمئنان وثقة نشكر الله عليه.وأنا إذ أشكر العاملين في المؤسسة على ما يبذلونه من جهد أدعو الله العلي القدير أن يبارك لهم في أعمالهم وأن يوفقهم ويأخذ بأيديهم، فهم أهل فضل ومكرمة، وأن يجزيهم عن المؤسسة أحسن الجزاء.إننا ندعو الله مخلصين أن يثيبنا على ما نقدم، آملين أن نوفق إلى خدمة القارئ، والله من وراء القصد. رضوان دعبول
Mâlik (rivayet etmiştir). Bunun üzerine Abdurrahmân b. Ganm, (bu hadisin) senedinde bir ziyade yapmıştır. Bazı hâfızlar bu rivayeti tercih etmiş ve şöyle demişlerdir: Muâviye b. Sellâm, kardeşi Zeyd'in hadisini Yahyâ b. Ebî Kesîr'den daha iyi bilir. Bu görüşü kuvvetlendiren husus, Abdurrahmân b. Ganm'den Ebû Mâlik'ten başka bir vecihten rivayet edilmiş olmasıdır. Bu durumda Müslim'in rivayeti munkatı‘ olur.
Muâviye'nin hadisinde, Yahyâ b. Ebî Kesîr'in hadisine muhalefet eden bazı hususlar vardır. Zira İbn Mâce'deki hadisinin lafzı şöyledir: "Abdesti güzelce almak (ispâğ) imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Tesbîh ve tekbir göklerle yer arasını doldurur. Namaz bir nurdur. Zekât bir burhandır. Sabır bir ziyâdır (ışıktır). Kur'an senin lehine veya aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabahleyin çıkar; kimi nefsini satar, onu (azaptan) âzâd eder, kimi de onu helâk eder."
Tirmizî, Müslim'in tahric ettiği Yahyâ b. Ebî Kesîr hadisini tahric etmiştir. Hadisinin lafzı: "Abdest imanın yarısıdır." Hadisinin geri kalanı Müslim'in siyâkı gibidir.
İmam Ahmed ve Tirmizî, Benî Süleym'den bir adamın hadisinden tahric etmişlerdir. Adam şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) onları (bu sözleri) benim elimde veya(1) kendi elinde saydı: "Tesbîh mîzanın yarısıdır, Elhamdülillah onu doldurur, tekbir göklerle yer arasını doldurur, oruç sabrın yarısıdır, tahâret (abdestsizlikten temizlenme) imanın yarısıdır."(2)
(1) (A) ve (B) nüshalarında: "ve" (vav) şeklindedir; (C) nüshası esas alınmıştır.
(2) Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/363; Tirmizî, (3519) ve Tirmizî bu hadis için "hasendir" demiştir. Ayrıca Abdürrezzâk (20582), el-Mervezî, "Ta‘zîmu Kadri's-Salât" (432-434) ve Dârimî (1/167) de rivayet etmiştir.
مالك، فزاد في إسناده عبد الرحمن بن غنم، ورجَّحَ هذه الرواية بعضُ الحفاظ، وقال: معاوية بن سلام أعلمُ بحديثِ أخيه زيدٍ من يحيى بن أبي كثير، ويقوِّي ذلك أنه قد روي عن عبد الرحمن بن غنم عن أبي مالك من وجهٍ آخر، وحينئذ فتكونُ روايةُ مسلمٍ منقطعةً.وفي حديثِ معاويةَ بعضُ المخالفة لحديث يحيى بن أبي كثير، فإنَّ لفظ حديثه عند ابن ماجه: "إسباغ الوضوء شطرُ الإِيمان، والحمد لله مِلء الميزان، والتسبيحُ والتكبيرُ مِلء السماء والأرض، والصلاة نورٌ، والزكاة برهانٌ، والصبر ضياءٌ، والقرآنُ حُجَّةٌ لك أو عليك، كلُّ النَّاسِ يغدو، فبائع نفسه فمعتقها، أو موبقها".وخرَّج الترمذي حديث يحيى بن أبي كثير الذي خرَّجه مسلم، ولفظ حديثه: "الوضوءُ شطرُ الإِيمانِ"، وباقي حديثه مِثلُ سياقِ مسلمٍ.وخرَّج الإِمامُ أحمدُ والترمذي من حديث رجل من بني سليم، قال: عدَّهُنَّ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم في يدي أو(١) في يده: "التسبيحُ نصفُ الميزان، والحمد لله تملؤه، والتكبير يملأ ما بين السماء والأرض، والصومُ نصفُ الصبر، والطهورُ نصفُ الإِيمان"(٢).(١) في (أ) و (ب): "و" والمثبت من (ج).(٢) رواه أحمد ٥/ ٣٦٣، والترمذي (٣٥١٩)، وقال: هذا حديث حسن. ورواه أيضًا عبد الرزاق (٢٠٥٨٢) والمروزي في "تعظيم قدر الصلاة" (٤٣٢) - (٤٣٤)، والدارمي ١/ ١٦٧.
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Hamd, bizi İslâm dinine hidâyet eden, insanların hayırlısının sünnetiyle bizi şereflendiren, bize itâatine ve rızâsına ulaşmayı nasip eden Allah’a mahsustur. Allah, kendisinin ve kelimelerinin gerçekten inanan, risâleti tebliğ eden, emâneti edâ eden, ümmete nasîhat eden ümmî Peygamber Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.), âline ve hayırlı seçkin ashâbına ve onları kıyâmet gününe kadar ihsânla takip eden tâbiînine salât eylesin. Emme ba‘d: İşte bu, Resûlullah’ın (s.a.v.) cevâmiu‘l-keliminden seçilmiş elli hadîsin şerhini ihtivâ eden büyük ve kapsamlı bir kitaptır. Onun az lafzında çok mânalar bulunmakta olup bunlar, Allah’ın Resûlüne (s.a.v.) mahsus kıldığı hususlardandır. İmâm Ebû Süleyman Hamd b. Muhammed b. İbrâhîm el-Hattâbî (v. 388/998) de “Garîbü’l-Hadîs” (1/64) adlı eserinde Resûlullah’ın (s.a.v.) cevâmiu‘l-keliminden bir kısmına işâret ederek şöyle demiştir: “Allah, Resûlüne (s.a.v.) cevâmiu‘l-kelimi ihsân etmiştir; onları peygamberliğine destek, risâletine alâmet kılmıştır; tâ ki az bir sözde çok ilim derlenip toplansın, böylece dinleyenlerin onu ezberlemesi kolaylaşsın ve taşıması ağır gelmesin. Kim onun sözlerindeki cevâmii tâkip ederse, onların açıklığından mahrum kalmaz. Ben onlardan çeşitlerini anlattım ve sana örneklerinden harfler yazdım ki, onların benzerlerine ve türdeşlerine delâlet etsin. Bunlardan kazâiyyât ve ahkâm ile ilgili olarak şu sözüdür: “Mü’minlerin kanları eşittir, en aşağıları onların zimmetiyle amel edebilir, onlar diğerlerine karşı bir eldirler.” Bir diğer sözü: “Menîha (belli süreyle verilen hayvan) iâde edilir, âriyet (ödünç) ödenir, borç ödenir, kefil borçludur.” İşte bu iki hadis, lafızlarının hafifliğine rağmen canların ve malların genel hükümlerini ihtivâ eder. Yine Resûlullah’ın (s.a.v.) şu sözü: “Allah’tan yakîn ve âfiyet dileyin.” Şu kapsamlı tavsiyeyi düşün; onun dünya ve âhiret hayrını kuşattığını görürsün. Zira âhiret işinin düzeni yakîndir, dünya işinin düzeni ise âfiyettir. Kendisinde yakîn bulunmayan her tâat heba olur ve
بسم الله الرَّحمن الرحيم الحمدُ لله الذي هدانا لدينِ الإِسلامِ، وأكرمنا بسنة خيرِ الأنامِ، ووفقنا لِطاعته ومرضاته، وصلى الله على سيدنا محمد النَّبيّ الأمي الذي يؤمن بالله وكَلِمَاتِه، بلغ الرِّسالةَ، وأدى الأمانةَ، ونَصَحَ للأُمَّةِ، وعلى آله وأصحابه الأخيار المُنْتَجَبِينَ، وتابعيهم بإحسانٍ إلى يومِ الدين.وبعد، فهذا كتابٌ عظيم حافِل، يتضمَّنُ شرحَ خمسين حديثًا منتقاةٍ من جوامع كلمِهِ صلى الله عليه وسلم، يَندرِجُ تحتها معانٍ كثيرةٌ في ألفاظٍ قليلة، وهي مما خصَّ الله به رسولَه صلى الله عليه وسلم.وقد أشار الإِمامُ أبو سليمان حَمْدُ بن محمد بن إبراهيم الخطابي المُتوفَّى سنة (٣٨٨) هـ إلى يسيرٍ من جوامع كَلِمِهِ صلى الله عليه وسلم في كتابه "غريب الحديث" ١/ ٦٤ فقال: وقد أمدَّ اللهُ رسولَه صلى الله عليه وسلم بجوامع الكَلِمِ التي جعلها رِدْءًا لِنبوته، وعَلَمًا لرسالته، لينتظِمَ في القليل منها عِلْمُ الكثيرِ، فَيَسْهُلُ على السامعين حِفظُهُ ولا يؤوْدُهُم حَمْلُهُ، ومن تتبع الجوامع من كلامه، لم يَعْدَم بيانَها، وقد وصفتُ منها ضروبًا، وكتبتُ لك مِن أمثلتها حروفًا تدلُّ على ما وراءها من نظائرها وأخواتها، فمنها في القضايا والأحكام قولُه: "المؤمِنونَ تتكافؤُ دماؤُهم، ويَسعَى بِذِمَّتِهم أدناهُم، وهُمْ يَدٌ على من سِواهم" وقوله: "المنيحةُ مردودةٌ، والعارِيَّة مؤدَّاةٌ، والدَّين مَقضِي، والزَّعيمُ غارِم". فهذان الحديثان على خِفَّةِ ألفاظهما يتضمنان عامةَ أحكام الأنفس والأموال. ومنها قولُه صلى الله عليه وسلم: "سَلُوا الله اليقينَ والعافيةَ". فتأمَّل هذه الوصَيَّة الجامعة تجدها محيطةً بخير الدُّنيا والآخرة، وذلك أن مِلاك أمرِ الآخرةِ اليقينُ، وملاك أمر الدُّنيا العافيةُ، فكُلُّ طاعة لا يقين معها هَدَرٌ، وكل
İyilik haline afiyetin eşlik etmemesi, onu kederli kılar. İşte bu söz, veciz oluşuna ve az sayıdaki harfine rağmen, iki kısmından biriyle dinin bütün esaslarını kuşatmakta, diğer kısmıyla da dünyaya dair faydaların genelini ihtiva etmektedir. Ardından İmam, Hafız, Müftî, Şeyhülislâm Takıyyüddîn Ebû Amr Osman b. Mûsâ eş-Şehrezûrî —ki İbnü's-Salâh diye meşhurdur, vefatı 643 h.— bir meclis tertip edip ona "el-Ehâdîsü'l-Külliyye" adını verdi. Bu eserinde, dinin kendisi üzerine bina edildiği söylenen kapsamlı hadisleri ve bu anlamdaki veciz küllî kelimeleri bir araya getirdi. Bu meclisi, yirmi altı hadisi ihtiva etmekteydi. Sonra Fakîh, İmam, Zâhid, Kudve Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Şeref en-Nevevî —vefatı 676 h.—, İbnü's-Salâh'ın bu meclisinde zikrettiği hadisleri aldı ve bunlara tam kırk iki hadis daha ilave ederek kitabına "el-Erbaûn" adını verdi. Nevevî'nin derlediği bu kırk hadis meşhur oldu, ezberlenmesi yaygınlaştı ve Allah, bu eseri, derleyenin niyetinin bereketi ve güzel kasdı sebebiyle faydalı kıldı —Allah ona rahmet etsin. Daha sonra Hafız İbn Receb el-Hanbelî, bütün bunlara, ilim ve hikmet türlerini kapsayan küllî kelimelerden sekiz hadis daha ekledi; böylece hadis sayısı elliye ulaştı. Bunun üzerine —talebeden bir topluluğun talebine icabetle— Allah Teâlâ'ya istiharede bulunarak, bu hadislerin Allah'ın kendisine kolay kıldığı mânâlarını şerheden, yine O Sübhânehû'nun açmayı nasip ettiği kaidelerini ve yapılarını beyan eden bir kitap telif etmeye yöneldi. İbn Receb bu şerhinde, nebevî hadislerin fıkhını kavramaya, garîb lafızlarını tefsire, mânâlarını açıklamaya, farklı rivayetlerini te'vile, hükümlerini beyana ve bunlardan kaynaklanan fıkhî meselelerle âlimlerin ihtilâflarını ortaya koymaya büyük önem verdi. Bu sebeple eser, bize intikal eden şerhlerin en yücesi(1), en önemlisi ve faydalar bakımından en zengini olmuştur.
(1) Nevevî'nin Kırk Hadisi'ni şerh eden âlimlerden bazıları şunlardır:
1 - Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Ferec b. Ahmed el-İşbîlî (ö. 699 h.)
2 - İmam Ebü'l-Feth Takıyyüddîn Muhammed b. Alî b. Vehb —ki İbn Dakīkı'l-Îd diye meşhurdur (ö. =
نعمة لم تصحبها العافية كَدَرٌ، فصار هذا الكلام على وجازته وقِلَّة حروفه أحَدُ شطريه محيطًا بجوامع أمرِ الدين وشطره الآخر متضمنًا عامةَ مصالحِ الدُّنيا.ثم أملى الإِمامُ الحافظُ المفتي شيخُ الإِسلام تقيُّ الدين أبو عمرو عثمانُ بنُ موسى الشَّهْرزُوري الشهير بابن الصَّلاح المتوفَّى ٦٤٣ هـ مجلسًا سمَّاه: الأحاديث الكلية جمع فيه الأحاديثَ الجوامعَ التي يُقال: إن مدارَ الدين عليها، وما كان في معناها من الكلمات الجامعة الوجيزة، وقد اشتمل مجلسُه هذا على ستة وعشرين حديثًا.ثم إنَّ الفقيه الإِمامَ الزاهدَ القُدوةَ أبا زكريا يحيى بن شرف النووي المتوفَّى سنة ٦٧٦ هـ أخذ هذه الأحاديث التي أملاها ابنُ الصلاح، وزاد عليها تمامَ اثنين وأربعين حديثًا، وسمَّى كتابه بالأربعين، واشتهرت هذه الأربعون التي جمعها، وكَثُرَ حفظُها، ونفع اللهُ بها ببركةِ نيَّةِ جامعها وحُسْنِ قصده رحمه الله.ثم إنَّ الحافظ ابن رجب ضَمَّ إلى ذلك كُلِّه ثمانية أحاديث أُخَرَ من جوامع الكلم الجامعة لأنواع العلومِ والحِكَمِ، فبلغت خمسين حديثًا. ثم استخارَ الله تعالى - إجابةً لجماعة من طلبة العلم - في جمع كتاب يتضمن شرح ما يَسَّرَ الله من معانيها، وتقييد ما يفتح به سبحانه من تبيين قواعدها ومبانيها.وقد اعتنى في شرحه هذا بالتفقه بالأحاديث النبوية وتفسير غريبها، وشرحِ معانيها، وتأويلِ مختلفها، وبيان أحكامها، وما يَترتَّبُ عليها من الفِقه واختلاف العلماء، فكان من أَجَلِّ الشروح(١) التي انتهت إلينا، وأكثرِها أهميةً، وأحفلِها بالفوائد.(١) وقد تولى شرح الأربعين النووية غير واحد من الأئمة منهم:١ - أبو العباس أحمد بن فرج بن أحمد الإِشبيلي (ت ٦٩٩) هـ.٢ - والإِمام أبو الفتح تقي الدين محمد بن علي بن وهب الشهير بابن دقيق العيد (ت =
Onu [şerhi] kısa bir mukaddime ile başlatmış ve bu mukaddimede şerhte izlediği yöntemi açıklamıştır. Şöyle demiştir: Bilmiş ol ki, benim gayem ancak bu küllî hadislerin ihtiva ettiği nebevî lafızları şerh etmektir. Bu sebeple, şeyhin (Allah ona rahmet etsin), bu hadislerin sahabe (Allah onlardan razı olsun) râvilerinin biyografilerinde kullandığı lafızlarla bağlı kalmam; keza hadisleri nispet ettiği kitaplara yaptığı atıflardaki lafızlara da bağlı kalmam. Bilakis, onu ifade eden manayı getiririm. Zira sana bildirdim ki benim gayem ancak Resûlullah'ın (s.a.v.) cevâmiu'l-kelim [öz ve kapsamlı] sözlerinin manalarını ve bu sözlerin ihtiva ettiği edebler, hikmetler, marifetler, ahkâm ve şeriatları şerh etmektir. Ve hadisin şerhi hakkında konuşmadan önce isnadına latif bir işarette bulunurum; böylece hadisin sahih, kuvvetli veya zayıf olduğu bilinir. Ayrıca bu manada rivayet edilen hadislerden bazısını zikrederim, eğer bunda = 702) H. ve o matbu. 3 - İmam Necmüddîn Süleyman b. Abdilkavî el-Hanbelî et-Tûfî (ö. 710 H.). 4 - Tâcüddîn Ömer b. Alî el-Lahmî el-İskenderî el-Fâkihânî (ö. 731 H.). 5 - Zeynüddîn Serîcâ b. Muhammed el-Malatî (ö. 788 H.). 6 - Allâme Sa‘düddîn Sa‘d b. Ömer et-Teftâzânî (ö. 791 H.) ve o matbu. 7 - Cemâlüddîn Yûsuf b. el-Hasan et-Tebrîzî (ö. 804 H.). 8 - Hâfız Sirâcüddîn Ebû Hafs Ömer b. Alî b. Ahmed el-Ensârî, İbnü'l-Mülakkın diye meşhur (ö. 804 H.). 9 - Allâme Mu‘înüddîn Abdurrahmân b. Safiyyüddîn (ö. 905 H.). 10 - Hâfız Celâlüddîn Abdurrahmân b. Ebî Bekr b. Muhammed es-Süyûtî (ö. 911 H.). 11 - Allâme Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Muhammed b. Alî b. Hacer el-Mekkî el-Heytemî (ö. 973 H.) ve o matbu. 12 - Allâme Muslihüddîn Muhammed es-Sa‘dî el-‘Abbâdî (ö. 979 H.). 13 - Allâme Nûrüddîn Alî b. Sultân Muhammed el-Kârî el-Herevî el-Mekkî (ö. 1114 H.) ve o matbu.
وقد بدأه بمقدمة موجزةٍ أبانَ فيها عن الطريقة التي اتبعها في الشرح، فقال: اعلم أنه ليس من غرضي إلَّا شَرْحُ الألفاظ النبوية التي تضمنتها هذه الأحاديث الكلية، فلذلك لا أتقيَّدُ بألفاظِ الشيخ رحمه الله في تراجم رواة هذه الأحاديث من الصحابة رضي الله عنهم، ولا بألفاظه في العزو إلى الكتب التي يعزو إليها، وإنَّما آتي بالمعنى الذي يدلُّ على ذلك، لأني قد أعلمتُك أنه ليس لي غرض إلا في شرح معاني كلمات النَّبيِّ صلى الله عليه وسلم الجوامع، وما تضمنته من الآداب والحِكَمِ والمعارفِ، والأحكامِ والشرائع.وأُشير إشارةً لطيفَة قبل الكلام في شرح الحديث إلى إسناده ليُعْلَمَ بذلك صحته وقوته وضعفه، وأذكرُ بعضَ ما رُوي في معناه من الأحاديث إن كان في ذلك= ٧٠٢) هـ وهو مطبوع.٣ - والإِمام نجم الدين سليمان بن عبد القوي الحنبلي الطوفي (ت ٧١٠) هـ.٤ - وتاج الدين عمر بن علي اللخمي الإسكندري الفاكهاني (ت ٧٣١) هـ.٥ - وزين الدين سَرِيجا بن محمد المَلَطي (ت ٧٨٨) هـ.٦ - والعلامة سعد الدين سعد بن عمر التفتازاني (ت ٧٩١) هـ وهو مطبوع.٧ - وجمال الدين يوسف بن الحسن التبريزي (ت ٨٠٤) هـ.٨ - والحافظ سراج الدين أبو حفص عمر بن علي بن أحمد الأنصاري المعروف بابن الملقن (ت ٨٠٤) هـ.٩ - والعلامة معين الدين عبد الرَّحمن بن صفي الدين (ت ٩٠٥) هـ.١٠ - والحافظ جلال الدين عبد الرَّحمن بن أبي بكر بن محمد السيوطي (ت ٩١١) هـ.١١ - العلامة أبو العباس أحمد بن محمد بن علي بن حجر المكي الهيثمي (ت ٩٧٣) هـ وهو مطبوع.١٢ - والعلامة مصلح الدين محمد السعدي العبادي (ت ٩٧٩) هـ.١٣ - والعلامة نور الدين علي بن سلطان محمد القاري الهروي المكي (ت ١١١٤) هـ وهو مطبوع.
Bâb, şeyhin zikretmiş olduğu hadisten başka bir şeydir; hatta bâbda ondan başkası bulunmasa veya ondan gayrısı sahih olmasa bile. Bütün bunlara işaret ettim. Okuyucu, müellifin şerhine giriştiği her hadisin akabinde şu hususları görecektir:
1 – Hadisin Sahihler, Müsnedler, Sünenler ve Mu‘cemlerden hafızasının ihata ettiği kadarıyla tahrici; tariklerinin ve lafızlarının zikri, aralarında mukayese, sıhhati hususunda tetkik ve sahih, hasen veya zayıf olduğuna dair derecesinin beyanı. Müellif (Allah rahmet eylesin) bu bapta bir imamdır; zira rivâyet ve dirâyet yönüyle hadis ilmine galebe çalmış, vaktinin ekserisini ona sarf etmiş, nihayet yalnız onunla tanınır hâle gelmiş ve bu sahada ondan daha mütehassısı görülmemiştir.
2 – Karşısına çıkan hadisin manasını izah edip açıklığa kavuşturan âyet-i kerîmelere istişhad etmesi; selef-i sâlihînden bu âyetlerin muradına dair nakledilenleri aktarması ve bunları şahidleri arasında en ön sıraya koymaya itina göstermesi.
3 – Şerh etmekte olduğu hadisin ihtiva ettiği manada varid olan Nebevî hadislere çokça istişhad etmesi; onları olduğu gibi, bir harfini dahi eksiltmeden nakletmesi ve kaynaklarından tahric etmesi. Bu, onun kuvvetli hıfzına, ince anlayışına ve geniş vukufuna delalet eden pek çok ve büyük bir adettir.
Bu hadislerin pek çoğu sahihtir. Müellif, derecelerini ya onları Sahih sahiplerinden tahric edenlere nispet ederek ya da sıhhatlerini açıkça belirterek beyan etmiştir. Bir kısmı ise hafif zaaf taşımaktadır ki ekseriyetle bu zaafa işaret etmiştir. Bunlar, mutâbaat ve şevâhid için elverişli olan veyahut akaid ve ahkâma dair olmayan türdendir.
Tahkik ehlinden birden fazla imam, zayıf hadislerin rivayet edilmesine ve –zaafları şiddetli olmadığı takdirde– bunlarla amel edilmesine cevaz vermiştir. Ve bunlar bir aslın altına girer…
الباب شيء غير الحديث الذي ذكره الشيخ وإن لم يكن في الباب غيرُه أو لم يكن يَصِحُّ فيه غيره، نبهتُ على ذلك كُلِّهِ.ويرى القارئ بإثر كل حديث تصدَّى المؤلفُ لشرحه جملةَ أشياء هي:١ - تخريج الحديث من الصِّحاح والمسانيد والسنن والمعاجم مما وعته ذاكرته، وإيرادُ طرقه وألفاظه، والمقارنة بينها، والتدقيق في صحتها، وبيانُ درجته من الصحةِ أو الحسن أو الضعف، والمؤلف رحمه الله إمامٌ في هذا الباب، فقد غلب عليه علمُ الحديث روايةً ودراية، وصرف مُعْظَمَ وقته فيه حتَّى صار لا يُعرف إلا به، ولم يُرَ أتقن منه فيه.٢ - الاستشهادُ بالآيات القرآنية التي تجلو معنى الحديثِ الذي يَعْرِضُ له وتوضحه، ونقل ما هو مأثور عن السلف في بيان المراد منها، واحتفاله بذلك في إحلالها مرتبةَ الصدارةِ من شواهده.٣ - إكثارُه من الاستشهادِ بالأحاديث النبوية مما ورد في المعنى الذي تضمنه الحديثُ الذي هو بصدد شرحه، يأتي بها على وجهها لا يَخْرِمُ منها حرفًا، وتخريجُها من مصادرها، وهو شيء كثير وعدد ضخم يدُلُّ على قوة حفظه، ودِقَّة فهمه، وسَعَةِ اطِّلاعه.وهذه الأحاديث منها ما هو صحيح وهي الكثرة الكاثرة، وقد بين المؤلف درجتها إما بعزوها إلى مخرجيها من أصحاب الصحاح، وإما بالتنصيص على صحتها، ومنها ما فيه ضعفٌ خفيف وقد نبَّه على ضعفها في الأعم الأغلب، وهي من النوع الذي يصلح للمتابعات والشواهد، أو تكون واردة في غير العقائد والأحكام.وقد ترخص غير واحدٍ من الأئمة ذوي التحقيق في رواية الأحاديث الضعيفة، وجواز العمل بها إذا كان ضعفُها غيرَ شديدٍ، وتَندَرِجُ تحتَ أصلٍ
Genel olarak amellerin faziletleri, ahlâkın güzellikleri (kerâim-i ahlâk), kıssalar, mev'izalar, tergîb ve terhîb ve buna benzer konular hakkındadır. 4 - Hadislerde geçen garîb lafızların tefsiri ve muhtevalarının şerhi, konusuyla ilgili rivayet edilen ve bâb hadisinde bulunmayan takyîd, tahsîs, tashîh ve izâh unsurlarını barındıran hadislere dayanılarak yapılmıştır. Müellif, bu şerhte oldukça faydalı ve zevkli bir biçimde geniş açıklamalar yapmış, insanın dünya ve âhiret işlerinde muhtaç olduğu faydalar ve nâdir bilgilerle şerhini doldurmuştur. 5 - Hadisten istifade edilen fıkhî hükümlerin zikredilmesi -ki mükellefin bunlara şiddetle ihtiyacı vardır- ve bu hükümlerin, sahabe, tâbiîn ve kendilerine tâbi olunan imamlardan söyleyenlerine nispet edilmesi. Bu durum, müellifin selef fetvalarına ne denli vâkıf olduğunu, onların ilmî âsârını, ictihad ettikleri meseleleri, bunları kavrayışını, maksat ve gayelerini bildiğini ve bu meselelerde ihtilâf ettikleri hususları ne derece hafız olduğunu göstermektedir. Zira o, her bir görüşü deliliyle desteklemekte, ardından delil bakımından daha güçlü ve nassa daha uygun gördüğünü tercih etmektedir. 6 - Hadis şerhinin sonunda, konuyla ilgili olarak ilim, takvâ ve veref sahibi olarak nitelendirilen selef-i sâlihînden me'sûr bir grup hikmetin zikredilmesi. Bu hikmetler, nefsin derinliklerine nüfuz eden, insanı hissedilir biçimde daha iyiye doğru değiştiren etkili özlü sözlerdir. Bazı ehl-i ilim, bu kitabın genel olarak ve özellikle ahlâk bahislerinin İbn Rajab el-Hanbelî'nin hayatının büyük bir kısmını yansıttığı; ayrıca onun kitabında zikrettikleriyle, kendisini biyografik olarak anlatanların naklettikleri arasında güçlü bir bağ bulunduğu kanaatindedir. Bu şerhin önceki baskıları: Bu şerh daha önce Hindistan'ın Amritsar şehrinde basılmıştır. Baskıda esas alınan nüshaya ve basım yılına dair bir açıklama bulunmamaktadır. Nüshanın son sayfasında, musahhihleri Abdülganî ve Abdülvâhid el-Gaznevî tarafından kaleme alınan şu ifade yer almaktadır: 'Henüz bize müyesser olmadığından...'
عام في فضائل الأعمال وكرائم الأخلاق، والقصص والمواعظ، والترغيب والترهيب، وما إلى ذلك.٤ - تفسيرُ غريب الحديث وشرح مضامينه بالاعتماد على الأحاديث التي ترد في موضوعه وفيها من التقييد والتخصيص والتوضيح وإزالة اللَّبس ما ليس في حديث الباب. وقد أسهب في الشرح إسهابًا مفيدًا ممتعًا، شحنه بالفوائد والفرائدِ مما تَمَسُّ حاجةُ الإِنسان إليه في شؤون دنياه وآخرته.٥ - إيرادُ الأحكام الفقهية المستفادة من الحديث - وهي مما تشتد حاجةُ المكلف إليها - ونسبتُها إلى قائليها من الصحابة والتابعين والأئمة المتبوعين مما يدل على اطلاعه الواسع على فتاوى السلف، وحفظِه لآثارهم العلمية، وما كانوا يجتهدون من مسائل، وتفهُّم لها، ومعرفةٍ بمراميها وغاياتها، وما اختلفوا فيه من هذه المسائل، فإنه يحتج لِكُلِّ قول منها بدليله، ثم يُرجح ما يراه أبلغَ في الحجة، وأوفق للنص.٦ - ذكرُ طائفة من الحِكَمِ المأثورة عن السلف الصالح الذين وُصِفُوا بالعلم والتقوى والورع في نهاية شرحِ الحديث مما له صلة به، وهي حِكَمٌ مؤثِّرة تتغلغل إلى أعماقِ النفس، فتحدث فيها تغييرًا ملموسًا نحو الأفضل.ويرى بعض أهل العلم أن هذا الكتاب بعامة، وفصول الأخلاقيات بخاصة تمثل الكثير من حياة ابن رجب، وأن هناك ترابطًا قويًا بين ما ذكره هو في كتابه، وما ذكره عنه من ترجموا له. الطبعات السابقة لهذا الشرح:وقد سبق لهذا الشرح أن طبع في الهند في بلدة (آمرتسر) ولم يرد وصفٌ للأصل المعتمدِ في الطبع، ولا السنةِ التي طُبِع فيها، وجاء في آخر صفحة منها بقلم مُصَحِّحَيْها عبد الغني وعبد الواحد الغزنوييْن ما نصه: ولما لم يَتَيَسَّرْ لنا
Sahih bir nüsha olup, nazar edenlerden rica ederiz ki kusurlarımızı hoş görsünler; yanılgı ve hataların üzerini örtme, görülen eksiklikleri düzeltme lütfunu Allah’tan dileriz. Ardından, Mustafa el-Bâbî el-Halebî Matbaası tarafından Mısır’da (1346) hicrî yılında, Hindistan baskısı esas alınarak basılmış; bu baskıda, üzerinde yaptığımız mukabelede görüldüğü üzere binden fazla tashif ve tahrif bulunan Hind nüshası birebir kopyalanmıştır. İşte bu baskı –yani Mustafa el-Bâbî el-Halebî baskısı–, meşru olmayan yollarla maddî kâr elde etmeye çalışan varrâklar tarafından kopya edilip çarşılarda yaygınlaştırılmıştır. Merhum âlim Ahmed Şâkir, bu şerhten sekiz hadisi dört risâle hâlinde neşretmiş; bu yayınında metnin tahkikiyle iktifa etmiş, dil ve hadis alanında bazı meseleleri ele alan az sayıda ta‘lik eklemiştir. Daha sonra Şeyh Muhammed el-Ahmedî Ebû’n-Nûr, Mısır Dâru’l-Kütüb’de bulunan birkaç nüshaya dayanarak bu şerhin tahkikini üstlenmiş ve (1388) hicrî (1969) milâdî yılında, yirmi hadisi ihtiva eden iki cilt yayımlamış; ardından eserin geri kalanı –ki üçte beşi teşkil eder– bugüne değin yayımlanmamıştır [*]. Benim bu sanata yeni başladığım ilk dönemlerde, müellifin zengin ilmî birikimini, derin anlayışını ve sünnet ilimlerinde –rivâyet, dirâyet ve fıkıh yönüyle– geniş ufkunu ortaya koyan bu kapsamlı şerhi tahkîk etme hususunda güçlü bir arzum vardı; ancak güvenilir bir asıl nüshanın bulunmayışı beni bu işten alıkoyuyordu. Sonra Allah sübhânehû ve teâlâ, yirmi yıl veya daha fazla bir süre sonra bu arzumu gerçekleştirmeyi bana nasip etti; bana, müellif –Allah rahmet eylesin– dönemine yakın, mukabele edilmiş ve tashih görmüş birkaç değerli yazma nüshayı kolaylaştırdı. O hâlde hamd, O’na gerçek manada hamddır; rüşdüne ulaştırması için muvaffakiyet diler, fazlının artmasını niyaz ederiz. – Esas Alınan Nüshaların Tanıtımı: – Birincisi: Dımaşk Zâhiriyye’de bulunan yazma asıldan fotokopiyle çoğaltılmış nüsha [*] (Şâmile notu: Ardından Şeyh Muhammed el-Ahmedî Ebû’n-Nûr kitabın tahkikini tamamlamış olup ‘Şâmile’de tam metin olarak yayımlanmıştır.)
نسخةٌ صحيحة، فالمرجو من الناظزين أن يَعْذُرونَا في العثراتِ، ويرحم الله من عمَّا عن الخطأ والخطل، وسد ما رأى من الخلل.ثم قامت بطبعه مكتبةُ مصطفى البابي الحلبي في مصر سنة (١٣٤٦) هـ. معتمدةً على الطبعة الهندية، فجاءت صورةً مطابقة لها بتصحيفاتها وتحريفاتها التي تزيد على الألف كما تبين لنا في المقابلة على الأصول الخطية النفيسة التي اعتمدنا عليها في هذه الطبعة.وعن هذه الطبعة - أعني طبعة مصطفى البابي الحلبي - صوَّر الوراقون الذين يطمعون بالربح المادي ولو بطريقة غير مشروعة، وعمَّموها في الأسواق. وقد نشر المرحوم العلامة أحمد شاكر ثمانية أحاديث من هذا الشرح في أربع رسائل، اقتصر فيها على تحقيق النَّصِّ، مع تعليقات قليلة تناول فيها مباحث في اللغة والحديث. ثم قام الشيخ محمدٌ الأحمدي أبو النور بتحقيق هذا الشرح معتمدًا على عدة نسخ موجودة في دار الكتب المصرية، فأصدر منه سنة (١٣٨٨) هـ (١٩٦٩) م جزأين يتضمنان شرح عشرين حديثًا، ثم توقف عن إصدار ما تبقّى منه وهو ثلاثة أخماسه إلى يومنا هذا[*]. وكانت لي في أوائل انتحالي لهذه الصنعة رغبة قوية في تحقيق هذا الشرح الحافل الذي تتبدَّى منه وفرةُ محفوظِ المؤلف، ودِقَّةُ فهمه، واتساعُ دائرته في علوم السنة رواية ودراية وتفقهًا، وكان يَصرِفُنِي عن تحقيقه عدم وجود أصلٍ متقنٍ أعتمده، ثم شاء الله سبحانه وتعالى أن يُحقق لي هذه الرغبة بعد عشرين عامًا أو تزيد، فيسَّرَ لي عدةَ أصول خطية نفيسة مقابلة ومصححة، وكلها قريبةُ عهد بالمؤلف رحمه الله، فالحمد لله حق حمده، ونسأله التوفيق لرشده، ونرغب إليه في المزيد من فضله. - وصف الأصول المعتمدة:- الأولى: نسخة مُصوَّرةٌ عن الأصل الخطي الموجودة في ظاهرية دمشق،[*] (تعليق الشاملة): ثم أتم الشيخ محمد الأحمدي أبو النور تحقيق الكتاب، وهو منشور تامًا بـ «الشاملة»
Bu nüshayı bize Üstad Süleyman el-Harş getirmiş olup Allah kendisini hayırla mükâfatlandırsın. Biz bu nüshayı (أ) rumuzuyla işaretledik. Varakları (231) yapraktır; her sayfada yirmi beş satır ve her satırda yaklaşık on iki kelime bulunmaktadır. Hattı nesih olup açık ve okunaklıdır. Şerh edilen hadisler kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Nüsha, kalite ve nadirlik bakımından son derece üstündür; hatası ise nadirdir. Haşiyelerinde, değerini artıran ve şanını yücelten güzel tashih ve istidrâkler bulunmaktadır. Başlık sayfasında şu ibare yer almaktadır:
1 - Kitâbu Şerhi’n-Neveviyye, te’lîfi: Şeyhü’l-İmâmü’l-Âlimü’l-Allâme, er-Rıhle, Muhaddisü’ş-Şâm, el-Hâfız Zeynüddîn Ebü’l-Ferec Abdurrahmân b. eş-Şeyhü’l-İmâmü’l-Âlimü’l-Allâme Şihâbüddîn Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Receb el-Hanbelî radıyallahu teâlâ anh ve râziye anh.
2 - Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn: Şeyhimiz Allâme Şeyh İmâdüddîn Ebü’l-Fidâ İsmâîl el-Bikâî eş-Şâfiî — Allah teâlâ kendisini rahmetiyle kuşatsın —’nin hattıyla şu ibareyi buldum: Bu harflerin kâtibi — Allah teâlâ kendisine lutfeylesin — dedi ki: Bu şerhi istinsah ettim ve bir kısmını Dımaşk’ta müellifine — ki asıl nüshayı elinde tutuyordu — okudum. Ardından müellif Allah teâlânın rahmetine kavuştu ve onun benzerini kendisinden sonra bırakmadığını bilmiyorum. Sonra arkadaşımız Medenî, el-Haccâr diye meşhur Şeyh Abdülkâdir el-Hicâzî, şerhi istinsah etti ve onu şeyhe — Allah ona rahmet etsin — okudu. Daha sonra şerhin medhinde bir beyit nazmetti; ben de üzerine beyitler ekledim. Onun söylediği beyit şudur:
"Bu kitap, ağırlığınca altınla satılsaydı, satıcı aldanmış olurdu."
"Bilâkis ağırlığınca inci, yakūt ve gizli sedefle satılsaydı bile (yine değerini bulmazdı)."
"Onu satan kimse, eğer akıllı ise, hüsrana uğramış, kederlenmiş bir alışveriş yapmış olur."
"Nice faydalı ilim incileri var ki, onunla insanlara gösterildi, (aslında) onun sadırında saklıydı."
"Bâkî ilminin cevherini dünya incileriyle satmak, ancak akılsız bir ahmağın işidir."
"Allah’ım, ona, bütün hocalarımıza, anne-babalarımıza ve 'Âmîn' diyene rahmet eyle."
Bunu söyleyen ve yazan İsmâîl el-Bikâî, ardından ed-Dimeşkî — Allah teâlâ kendisini affetsin — … ve O’nun lütfuyla.
وقد أحضرها إلينا الأستاذ سليمان الحرش فجزاه الله خيرًا، ورمزنا لها بِـ (أ)، وعدد أوراقها (٢٣١) ورقة، في كلّ صفحة خمسة وعشرون سطرًا، وفي كلّ سطر اثنتا عشرة كلمة تقريبًا، وخَطُّهَا نَسخيٌ واضحٌ ومقروء، وقد كتبت الأحاديث المشروحة بالأحمر، وهي غاية في الجودة والنفاسة، والخطأ فيها نادرٌ، جاء في حواشيها تصحيحات واستدراكات جيدة تزيد من قيمتها وتُعلي من شأنها.وجاء في لوحة العنوان ما نصّه:١ - كتاب شرح النواوية، تأليف الشيخ الإِمام العالم العلامة الرِّحْلَةِ محدث الشام الحافظ زين الدين أبو الفرج عبد الرَّحمن بن الشيخ الإِمام العالم العلامة شهاب الدين أبو العباس أحمد بن رجب الحنبلي رحمه الله تعالى ورضي عنه.٢ - الحمد لله رب العالمين: وجدتُ بخط شيخنا العلامة الشيخ عماد الدين أبي الفداء إسماعيل البقاعي الشافعي تغمده الله تعالى برحمته ما صورتُه: قال كاتبُ هذه الأحرف لَطَفَ الله تعالى به: نسختُ هذا الشرح، وقرأتُ منه على مصنفه قطعةً بدمشق وهو ممسك بأصله، ثم توفي إلى رحمة الله تعالى، ولم أعلم أنه خلَّف بعده مثلَه، ثم إنَّ صاحبنا الشيخ عبد القادر الحجازي المدني الشهير بالحجار نسخ الشرحَ، وقرأه على الشيخ رحمه الله، ثم بعد ذلك نظم بيتًا من الشعر في مدح الشرح، فتممتُ عليه أبياتًا، والبيتُ الذي هو قوله:هذا كتابٌ لو يُباع بوزنه … ذهبًا لكان البائعُ المغبونابل لو يُباعُ بوزنه دُرًّا ويا … قُوتًا كذلك لؤلؤًا مكنونارَجَعَ الذي قد باعه إن كان ذا … عقلٍ بصفقة خاسرٍ محزوناكم دُرّ علمٍ نافع أبدى به … للنَّاس كان بصدره مخزوناما باع جوهر علمه الباقي بغا … لي الدر إلا أحمقًا مفتونايا ربِّ فارحمه وكُلَّ شيوخنا … والوالدين وقائلًا: آميناقال ذلك وكتبهُ إسماعيل البقاعي ثم الدمشقي عفا الله تعالى عنه … وبمنه
Dört yüz sekiz [804] senesi Şevval ayının dördü. Bu, fakir ve zayıf kul Abdurrahmân b. Yûsuf el-Hanbelî'nin —Allah teâlâ onu affeyleyip mağfiret buyursun— hattıdır. Dedim ki: İşte bu İsmâil el-Bikâî'nin hal tercümesini Hâfız, "İnbâü'l-Gamr" (5/165) adlı eserinde şöyle vermiştir: "İsmâil b. Alî b. Muhammed el-Bikâî, sonradan Dımaşkī, nâsih [müstensih] idi. İlimle meşgul olur, Hanbelîlere arkadaşlık eder ve Şâfiî olmasına rağmen onların itikadına meylederdi. Halka hadis okur, onlara nasihat eder ve vaaz verirdi. Din ve hayır ile meşgul olarak insanlar için yazı yazardı. Güzel şiirleri vardı; Dımaşk'ta bana onlardan okudu. Kendi hattıyla Sahîh-i Buhârî'yi emsalsiz bir tarzda tek bir cilt hâlinde yazmıştı, öyle ki o cilt yangından —kenarlarındaki az bir kısım hariç— kurtulmuş ve yirmi miskalden fazlaya satılmıştı. Vak‘a esnasında Trablus'a kaçmış, orada beş senesinin sonuna kadar kalmış, sonra dönüp Dımaşk'ta muharrem 806'da vefat etmiştir." Bu nüsha 852 senesinde yazılmıştır; yani müellifin —Allah'ın rahmeti üzerine olsun— vefatından elli yedi yıl sonra. Nitekim son varakın hâtimesinde şu ibare yer almaktadır: "Mübârek kitap, Allah'ın en zayıf kullarından ve O'nun rahmetine en muhtaç olanlardan, kusurunu itiraf eden hakir kul Muhammed b. Ahmed b. Ebî Bekir el-Hanbelî —Allah onu affetsin— tarafından, Ramazân-ı Muazzam'ın onuncu günü, sene 852'de tamamlanmıştır." Daha sonra 853 senesinde mukabele ve tashih edilmiştir. Nitekim son varakta farklı bir hatla şu da kayıtlıdır: "Allah teâlâya hamd ve O'nun yardımıyla gücüm yettiğince mukabele ve tashih edilmiştir. Bunun son oturumu, Allah'ın mübârek kıldığı Muharrem ayının altıncı günü, sene 853'te, Kasyun eteğindeki Diyâiyye Medresesi'nde —Allah teâlâ vakfedenlere rahmet ve rıdvân ihsan eylesin— bu mübârek nüshanın mâliki ile birlikte, Allah teâlâya muhtaç fakir Şeyh ... Alâüddîn'in nüshası esas alınarak yapılmıştır."
في رابع شوال سنة أربع وثمانمئة.وذا خطّ العبد الفقير الضعيف عبد الرَّحمن بن يوسف الحنبلي عمَّا الله تعالى عنه وغفر له ..قلت: وإسماعيل البقاعي هذا ترجمه الحافظ في "إنباء الغمر" ٥/ ١٦٥: فقال: إسماعيلُ بنُ علي بن محمد البقاعي ثم الدمشقي الناسخ، كان يشتغلُ بالعلم ويَصْحَبُ الحنابلة، ويميلُ إلى معتقدهم مع كونه شافعيًا، وكان يقرأ الحديثَ للعامة وينصحهم ويَعِظُهُم، ويكتب للنَّاس مع الدينِ والخير، وله نظم حسن أنشدني منه بدمشق، وقد كتب بخطه "صحيح البخاري" في مجلدة واحدة معدومة النظير، سلمت من الحريق إلا اليسير من حواشيها، فبيعت بأزيدَ من عشرين مثقالًا، وفرَّ في الكائنة إلى طرابلس، فأقام بها إلى آخر سنة خمس، ورجع فمات بدمشق في المحرم سنة (٨٠٦) هـ.وقد كتبت هذه النسخة سنة (٨٥٢) هـ، أي: بعد وفاة المؤلف رحمه الله بسبع وخمسين سنة، فقد جاء في خاتمة الورقة الأخيرة ما نصه:تم الكتاب المبارك على يد أضعف عباد الله وأحوجهم إلى رحمته وغفرانه العبد الحقير المعترف بالتقصير محمد بن أحمد بن أبي بكر الحنبلى عفا الله عنه، وذلك في عاشر رمضان المعظم سنة اثنتين وخمسين.ثم قوبلت وصححت سنة (٨٥٣) هـ. ففي الورقة الأخيرة أيضًا بخطٍّ مغاير ما نصه:بلغ مقابلة وتصحيحًا بحمد الله تعالى وعونه حَسْبَ الطاقةِ في مجالس متفرقة آخِرُها السادسُ من شهرِ الله المحرم الحرام عامَ ثلاثة وخمسين وثمانمئة بمدرسة الضيائية تغمد الله تعالى واقفها بالرحمة والرضوان بسفح قاسيون بإمساك نسخة مع مالك هذه النسخة المباركة الفقير إلى الله تعالى شيخ … علاء الدين
Bağdâdî; eldeki nüsha, yaklaşık on nüshayla karşılaştırılmıştır. Bunlar arasında müellifin hattını taşıyan bir nüsha da bulunmaktadır. Allah teâlâ onu rahmet ve rızasıyla kuşatsın. Bununla birlikte: "Bir kusur bulursan onu kapat… Kusurdan münezzeh ve yüce olan Allah'tır."
Bunu, Allah teâlâ ve sübhânehûya muhtaç olan fakir Abdurrahmân b. İbrâhim b. Yûsuf el-Hanbelî, Allah'a hamd ederek ve Resûlü Muhammed'e salât ederek yazdı.
Dedim ki: Ziyâiyye Medresesi, Kâsiyûn Dağı'nın eteğinde, el-Muzafferî Câmii'nin doğusundadır. Vâkıfı onu kendi malıyla, hayırseverlerin yardımıyla inşa etmiş ve onu bir dârülhadis kılmıştır. Hâfız, mutqın, sâbit Ziyâüddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Abdilvâhid el-Makdisî -vefâtı: 643 h.-. Oraya kitaplarını ve cüzlerini vakfetmiştir. Orada, Şeyh Muvaffakuddin, Bahâeddin Abdurrahmân, Hâfız Abdülazîz, İbn Hâcib, İbn Sellâm, İbn Hâmill ve Şeyh Alî el-Mevsılî'nin vakfından kıymetli pek çok kitap ve hadis cüzü bulunuyordu. Tatarların Kazan Han'ın saldırısı sırasında, Sâlih'in felaketinde (699 h.) yağmalanmış ve içindeki pek çok şey kaybolmuştur. Daha sonra sarsılmış ve gerilemiştir.
Orada vâkıfı ve ondan sonra bir grup âlim ders vermiştir. Bunlar arasında Şeyh Takiyyüddin, Şemseddin -Sâlihiyye Dağı'nın hatîbi-, Şemseddin b. Kemâl el-Makdisî, Ebü'l-Abbâs es-Sa'dî, Muhammed b. İbrâhim b. Abdillâh el-Makdisî, Zeynüddin el-Harrânî, Şemseddin el-Kabâkibî ve Ahmed b. Muhammed b. Abdurrahîm bulunmaktadır.
Şeyh Ahmed Duhmân (rahimehullâh) dedi ki: Bu medrese, el-Muzafferî Câmii'nin (Hanbelîler Câmii) menfaatleri için kullanılan bir mekân hâline gelmiştir. Eski yapısından kuzey eyvanının kemerinden başka bir şey kalmamıştır.
Dedim ki: Abdurrahmân b. İbrâhim b. Yûsuf, Yûsuf b. Abdiilhâdî'nin hocasıydı. Ona 'el-Cevheru'l-Munaddad'da (s. 64) biyografi ayırmış ve şöyle demiştir:
البغدادي، والنسخة الممسكة مقابلة على قريبٍ من عشر نسخ، منها نسخة عليها خط المصنف تغمده الله تعالى برحمته ورضوانه ومع ذلك:إن تجد عيبًا فسُدَّ الخللا … جلَّ من لا عَيْبَ فيه وعلاوكتب الفقير إلى الله تعالى سبحانه عبد الرَّحمن بن إبراهيم بن يوسف الحنبلي حامدًا لله ومصليًا على رسوله محمد …قلت: والمدرسةُ الضيائية هي بسفح جبل قاسيون شرقي الجامع المظفري، بناها واقِفُها من ماله بمعونة أهل الخير وجعلها دار حديث الحافظُ المتقنُ الثبتُ ضياءُ الدين أبو عبد الله محمد بن عبد الواحد المقدسي المتوفى سنة (٦٤٣) هـ، وأوقف فيها كتبه وأجزاءه، وكان بها كتب كثيرة نفيسة وأجزاء حديثية من وقف الشيخ موفق الدين، والبهاء عبد الرَّحمن، والحافظ عبد العزيز، وابن الحاجب، وابن سلام، وابن هامل، والشيخ علي الموصلي. وقد نُهبت في نكبة الصالح نوبة قازان التتري سنة (٦٩٩) هـ، وراح منها شيء كثير، ثم تمايلت وتراجعت.وقد درَّس بها واقفها وبعدَه جماعةٌ من أهل العلم، منهم الشيخ تقي الدين، وشمس الدين خطيب جبل الصالحية، وشمس الدين بن الكمال المقدسي، وأبو العباس السعدي، ومحمد بن إبراهيم بن عبد الله المقدسي، وزين الدين الحراني، وشمس الدين القباقبي، وأحمد بن محمد بن عبد الرحيم.قال الشيخ أحمد دهمان رحمه الله: أصبحت هذه المدرسة دارًا تستغل لمصالح الجامع المظفري (جامع الحنابلة) ولم يبق فيها من بنائها القديم إلَّا قوس إيوانها الشمالي.قلتُ: وعبد الرَّحمن بن إبراهيم بن يوسف كان شيخًا ليوسف بن عبد الهادي، وقد ترجم له في "الجوهر المنضد" ص ٦٤، فقال:
Şeyh, imam, âlim, allâme, zâhid, âbid, vera‘ sahibi, kudve, hüccet, fazilet sahibi Zeynüddîn Ebü’l-Ferec Abdurrahmân b. el-Habbâl el-Hanbelî; fakih, kāri’, muhaddis, mütkın bir zat idi. Şeyhülislâm medresesinde ilim, Kur’an ve diğer alanlarda ders okuturdu. Zühd, rızâ, vera‘, dindarlık, hoşnut ve temiz bir nefis ile güzel sözlü bir kimseydi. Sünnet ve esere tâbi, talebelere karşı yumuşak ve şefkatliydi. Tefsir ve selef sözlerine dair bilgisi vardı. Kur’an’ı defalarca yazdı; hatta yüzden fazla mushaf istinsah etti. Kendisinde ed-Dıyâiyye meşîhatı bulunuyordu. 866 (h.) yılında vefat etti. Cuma namazının ardından el-Câmi‘u’l-Muzafferî’de cenaze namazı kılındı ve Kāsyûn eteğindeki Ravza’nın altına defnedildi. Cenazesi kalabalıktı, başlar üstünde taşındı.
Nüshanın mâliki Alâüddîn el-Bağdâdî’ye gelince, onun biyografisini es-Sehâvî “ed-Dav’u’l-Lâmi‘” (5/208)’de şöyle vermiştir: Alî b. el-Behâ’ b. Abdilhamîd b. el-Behâ’ b. İbrâhîm b. Muhammed b. el-Alâ’ ez-Zerîrânî (nun ile), aslen Bağdatlı olup Irak doğumlu, sonra Dımaşk’a yerleşmiş, Sâlihiyye semtinde oturan Hanbelîdir; “el-Alâ’ b. el-Behâ’” diye bilinir. Yaklaşık olarak 818 (h.) yılında doğdu. 837 (h.) yılında Şam’a geldi. Orada Takıyyüddîn b. Kunds ve Burhânüddîn b. Müflih’ten fıkıh öğrendi; her ikisinden usûl aldı. Hac vazifesini ifa etti ve Beyt-i Makdis’i defalarca ziyaret etti. Kendisini Dımaşk’ın Sâlihiyye semtinde gördüm; bizimle birlikte birçok hocadan semâ‘da bulundu. Hatta “Sahîhayn”i Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Ma‘tûk ve Nizâmüddîn b. Müflih’ten okudu. Keza “Müsned”in bir kısmını ve başka eserleri İbn et-Tahhân, İbn Nâzır es-Sâhibe ve İbn Berdes’ten işitti. İbn et-Tahhân’dan işittikleri arasında İbn Fâris’in “Meâhızu’l-İlim” adlı eseri de vardır. 877 (h.) yılında Kāhire’ye geldi; zamanın müderrislerine devam ederek mertebelerini ayırt etmeye çalıştı. İmlâ meclislerimde huzurumda bulundu, benden ve Şihâb eş-Şâvî’den “Müsned”in bir kısmını dinledi. O yılın Zilkade ayının ortasına kadar orada kaldı. Ardından Takıyyüddîn el-Bastî ve Seyyid Abdülkādir el-Kādirî gibi bir grup talebeye ders verdikten ve ikisine ve başkalarına icazet verdikten sonra yola çıktı. Şeyhûniyye Hankâhı’nın sufîlerine katıldı. Mezhep kadısı Bedrüddîn es-Sa‘dî ve başkalarından ürktü (çekindi). Döndüğünde, bana ulaştığına göre Necmüddîn b. Burhânüddîn b. Müflih’in kazâdaki naibi oldu; ancak ben bunu onun için hoş karşılamadım, lakin…
الشيخُ الإِمام العالم العلامة الزاهد العابد الورع القدوة الحجة ذو الفضل زين الدين أبو الفرج عبد الرَّحمن بن الحبال الحنبلي الفقيه المقرئ المحدث المتقن، كان يُقرئ بمدرسة شيخ الإِسلام في العلم والقرآن وغيرهما، وكان صاحبَ زهدٍ ورضًا وورع ودينٍ ونفس رضية طيبة، وكلام حسن، تابعًا للسنة والآثار، رفيقًا بالطلبة، شفيقًا عليهم، له معرفةٌ بالتفسير وكلام السلف، كتب القرآن مرارًا، حتَّى إنه كتب أكثر من مئة مصحف، وكانت معه مشيخة الضيائية، توفي سنة (٨٦٦) هـ، وصلّي عليه عقب صلاة الجمعة بالجامع المظفري، ودُفِنَ تحت الروضة بسفح قاسيون، وكانت جنازته حافلة رفعت على الرؤوس.وأما مالك النسخة علاء الدين البغدادي، فقد ترجم له السخاوي في "الضوء اللامع" ٥/ ٢٠٨ فقال: علي بن البهاء بن عبد الحميد بن البهاء بن إبراهيم بن محمد بن العلاء الزريراني بالنون، البغدادي الأصل العراقي المولد ثم الدمشقي الصالحي الحنبلي، ويُعْرَفُ بالعلاء بن البهاء. وُلِدَ تقريبًا سنة ثمان عشرة وثمانمئة، وقَدِمَ الشام في سنة سبع وثلاثين، فتفقه بالتقي بن قندس، وبالبرهان بن مُفْلِح، وعنهما أخذ الأصول، وحجَّ وزار بيت المقدس مرارًا، ولقيتهُ بصالحية دمشق، فسمع معنا على كثيرين، بل قرأ "الصحيحين" على الشمس محمد بن أحمد بن معتوق والنظّام بن مفلح، وكذا سمع بعض "المسند" وغيره على ابن الطحان وابن ناظر الصاحبة وابن بردس، ومن مسموعه على ابن الطحان "مآخذ العلم" لابن فارس، وقَدِمَ القاهرة في سنة سبع وسبعين، وتردد لمدرسي الوقت لتمييز مراتبهم، وحضر عندي في مجالس الإِملاء، وسمع مني وعلى الشهاب الشاوي بعض "المسند" وأقام إلى أثناء ذي القعدة من التي تليها، ثم توجه بعد أن درّس جماعة من الطلبة كالتقي البسطي، والسيد عبد القادر القادري، وأذن لهما ولغيرهما، ونزل في صوفية الخانقاه الشيخونية، واستوحش من قاضي المذهب البدر السعدي ومن غيره، ولما رجع ناب فيما بلغني عن النجم بن البرهان بن مفلح في القضاء، وما أحببتُه له ولكن
Çoğunlukla safâ ve hayır hâli hâkimdi; fıkıh bilgisini hazır bulundurma ve iştirak ile birlikte. 990 senesinde Mekke'de mücâvir olarak bulundu ve orada fıkıh dersi verdi. Son varakta: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Bunu mütâlaa ederek tamamlayan, Allah'ın kullarının en fakiri ve Rabbinin mağfiretine en muhtaç olan Ahmed b. Ali b. el-Bağdâdî'dir. Allah onu, anne-babasını, hocalarını, kendilerine mağfiret duasında bulunanları ve bütün Müslümanları bağışlasın. (Bu mütâlaa) sonuncusu 903 senesi Rebîulevvel ayının on birinci Cuma gecesi –ki bu ay mübarek Mevlid ile müşerref kılınmıştır– olan meclislerde gerçekleşmiştir. Hamd Allah'a mahsustur. Salât ve selâm Efendimiz Muhammed (s.a.v.)'e, âline, ashâbına ve onların hepsine olsun. İşte bu Ahmed b. Ali'ye Necmüddîn el-Gazzî, 'el-Kevâkibü's-Sâire' (1/140) adlı eserinde biyografi tahsis ederek şöyle demiştir: Ahmed b. Ali b. el-Behâ b. Abdülhamîd b. İbrahim; eş-Şeyh el-Allâme el-Kâdî Şihâbüddîn, İbn el-Kâdî el-Allâme Alâüddîn el-Bağdâdî ed-Dımaşkī es-Sâlihî el-Hanbelî. 870 senesi Rebîulevvel ayının onuncu Pazartesi gecesi doğdu. İlmi babasından ve başkalarından aldı. Fıkıh ve ferâizde seçkin âlimlerdendi. Mezhebinin riyâseti ona intikal etti. Fetvâlarda kendisine müracaat edildi ve insanlar bu hususta ondan istifade etti; ayrıca ilimle iştigal ve daha önce kimsenin ulaşamadığı bir itkān üzere şahitlik icrasında da bulundu. Kādılkudât Zeynü'l-Âbidîn, 923 senesi Rebîulevvelinde ona Osmanlı Devleti'nde kazâ niyâbetini tevdi etti. Sonra kazâyı bırakıp ilim ve ibadete yöneldi. Şeyhülislâm el-Cedd'in en hâss arkadaşlarındandı. Onun, Şeyhülislâm Rıdâüddîn el-Gazzî (baba) üzerinde meşîhati vardı; babanın da onun üzerinde meşîhati vardı. Ondan (Şihâbüddîn'den) nazmının ve telifinin çoğunu aldı. İşte bu zât (biyografisi yazılan Ahmed b. Ali), Şeyhülislâm Rıdâüddîn el-Gazzî'nin huzurunda fetvâ yazmasına işaret etti. (Rıdâüddîn) önceleri onu, hocalarının hayatında fetvâ yazmaktan menediyordu. Biyografisi yazılan bu zât kendisinden (Rıdâüddîn'den) onun (Şihâbüddîn'in) yazmasına izin vermesini talep etti; o da izin verdi ve (Şihâbüddîn) 928 senesi Kurban Bayramı gecesi yazdı. Nitekim bu hikâye 'Bülgâtü'l-Vâcid fî Tercemeti'l-Vâlid' adlı eserde detaylandırılmıştır. Ardından Şeyh Şihâbüddîn el-Bağdâdî'nin vefatı gündüzün erken vaktinde vuku buldu.
الغالب عليه الصفاء والخير مع استحضارٍ للفقه ومشاركة، وكان مجاورًا بمكة في سنة تسعين، وأقرأ هناك الفقه.وفي الورقة الأخيرة:١ - الحمد لله رب العالمين: أنهاه مطالعةً مالِكُه أفقرُ عبيد الله وأَحْوَجُهُم إلى غفران ربِّه الهادي أحمدُ بن علي بن البغدادي غفر الله له ولوالديه ولمشايخه ولمن دعا لهم بالمغفرة ولسائرِ المسلمين في مجالسَ آخِرُها ليلة الجمعة، حادي عشر ربيع الأول المشرف بالمولد الشريف سنة ثلاث وتسعمئة، والحمد لله، وصلى الله على سيدنا محمد وآله وصحبه وسلم أجمعين.وأحمد بن علي هذا ترجم له نجم الدين الغزي في "الكواكب السائرة" ١/ ١٤٠ فقال: أحمدُ بن علي بن البهاء بن عبد الحميد بن إبراهيم الشيخ العلامة القاضي شهاب الدين ابن القاضي العلامة علاء الدين البغدادي الدمشقي الصالحي الحنبلي. وُلِد ليلة الاثنين عاشر ربيع الأول سنة سبعين وثمانمئة، وأخذ العلمَ عن أبيه وغيره، وكان من العلماء المتميزين في الفقه والفرائض، وانتهت إليه رئاسةُ مذهبه، وقُصِدَ بالفتاوى وانتفع النَّاسُ به فيها، وفي الاشتغال، وتعاطي الشهادة على وجهِ إتقانٍ لم يُسبَقْ إليه، وفوض إليه نيابة القضاء في الدولة العثمانية قاضي القضاة زينُ العابدين في ربيع الأول سنة ثلاث وعشرين وتسعمئة، ثم ترك القضاء وأقبل على العلم والعبادة. وكان من أخصِّ أصحاب شيخ الإِسلام الجدِّ، وله على الوالد مشيخة، وللوالد عليه مشيخة أيضًا، أخذ عنه كثيرًا مِن نظمه وتأليفه، وهو الذي أشار إليه بالكتابة على الفتوى بمحضر من والده شيخ الإِسلام رضي الدين الغزي، وكان يمنعه أولًا من الكتابة في حياة شيوخه، فاستأذنه له في الكتابة صاحب الترجمة، فأَذِنَ له فيها، وكتب ليلة عيد الأضحى سنة ثمانٍ وعشرين وتسعمئة كما استوفيت القصة في كتاب "بلغة الواجد في ترجمة الوالد" ثم كانت وفاةُ الشيخ شهاب الدين البغدادي بكرةَ النَّهار
Cuma günü, Receb'in on birinci, sene dokuz yüz yirmi dokuz. Bâbülferâdîs türbesine defnedildi. 2 - Bu eseri, Rabb-i Kadîr'inin afv u lûtfuna ümidvar olan hakîr kul İsmâil b. Abdülbâkī el-Yâzicî tetebbu etmiştir. Kendisi Şam'daki Câmi-i Emevî'nin vâizi ve müderrisidir. Allah onu mağfiret buyursun ve âkıbetini güzel kılsın, âmîn. Derim ki: İşte bu İsmâil'in hal tercümesini el-Murâdî, 'Sülükü'd-Dürer' adlı eserinde (1/255) vermiş ve şöyle demiştir: İsmâil b. Abdülbâkī b. İsmâil el-Yâzicî el-Hanefî ed-Dımaşkî, Şeyh, İmâm, âlim, fakîh, vâiz idi. Fünûnda mâhir, kıymetli âlimlerdendi. Takriben bin elliden sonra doğdu, Dımaşk'ta yetişti. Bir grup şeyhten ilim tahsil etti… Fazlıyla şöhret buldu, Emevî Camii'nde ders verip faydalı oldu ve orada vaaz etti. Fıkıhta 'el-Hidâye' üzerine bir şerhi olup ibâdât kısmının dörtte birine ulaştı; büyük bir cilt halindedir. Tefsirde 'el-Celâleyn'e iki ciltlik bir şerh yazdı ancak tamamlayamadı. Vefatı (1121) hicrîdir. Yâzicî, Türkçe bir kelime olup 'kâtip' demektir. 3 - Bu eseri tetebbu etti… içindekilerle birlikte fakîr kul… el-Kâdirî, Ömeriyye Medresesi'nde mukîm, Allah onu affetsin ve bağışlasın, âmîn, sene (1047) hicrî. İkinci nüsha ki (ب) rumuzuyla gösterilmiştir: Yaprak sayısı (230) varak olup her sayfada (25) satır, her satırda yaklaşık (17) kelime bulunmaktadır. İyi bir nüshadır; hataya nadiren rastlanır. Haşiyelerinde kıymetli düzeltmeler ve ilâveler mevcuttur. Hattı nesih olup okunaklı ve açıktır. Nüshanın ilk levhasında başlık şöyle gelmiştir: Kitâbu Câmiu'l-Ulûm ve'l-Hikem fî Şerhi Hamsîne Hadîsen min Cevâmiu'l-Kelim. Telif: Şeyh, İmâm, âmil, allâme, muhaddis, müfessir, usûlî, âbid.
يومَ الجمعة حادي عشر رجب سنة تسع وعشرين وتسعمئة، ودُفِن بتربة باب الفراديس.٢ - طالع فيه العبد الحقير راجي عفو ولطف ربه القدير إسماعيل بن عبد الباقي اليازجي الواعظ والمدرس بالجامع الشريف الأموي غفر الله له وأحسن عاقبته، آمين.قلت: وإسماعيل هذا ترجم له المرادي في "سلك الدرر" ١/ ٢٥٥، فقال: إسماعيل بن عبد الباقي بن إسماعيل اليازجي الحنفي الدمشقي الشيخُ الإِمامُ العالم الفقيه الواعظ. كان من العلماء الأجِلَّاء البارعين في الفنون، وُلِدَ بعد الخمسين وألف تقريبًا، ونشأ بدمشق، واشتغل بطلب العلم على جماعة من الشيوخ … ، واشتهر بالفضل، ودرسَ وأفاد بالجامع الأموي، ووعظ به، وله شرحٌ على "الهداية" بالفقه، وصل فيه إلى ربع العبادات في مجلد كبير، وكتب شرحًا على "الجلالين" بالتفسير جزأين ولم يتم، توفي سنة (١١٢١) هـ، واليازجي لفظة تركية معناها: الكاتب.٣ - استوعب مطالعته … بما فيه العبدُ الفقيرُ … القادري المجاور في مدرسةِ العمرية عفا الله عنه وسامحه، آمين، سنة (١٠٤٧) هـ.النسخة الثانية المرموز لها بـ (ب):عَدَدُ أوراقها (٢٣٠) ورقة، في كُلِّ صفحة (٢٥) سطرًا، وفي كل سطر (١٧) كلمة تقريبًا، وهي نسخةٌ جيدة يَنْدُرُ وقوعُ الخطأ فيها، وفي حواشيها تصويبات واستدراكات قيمة، وخطها نسخي مقروء واضح.وجاء العنوانُ في اللوحة الأولى منه هكذا:كتاب جامع العلوم والحكم في شرح خمسين حديثًا من جوامع الكلم تأليف الشيخ الإِمام العامل العلامة المحدّث المفسِّر الأصولي العابد