Bismillâhirrahmânirrahîm. Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e salât ve selâm olsun. Şeyh, fakih, imam, âlim, allâme, muhakkik, velî, sâlih, zâhid, nâsih Ebû Muhammed en-Nûrî es-Safâkısî el-Mâlikî (Allah ondan râzı olsun, onu hoşnut etsin ve cenneti onun makamı ve sığınağı kılsın, âmîn) dedi ki: Hamd, bize insanlar içinden çıkarılmış en hayırlı ümmet olma şerefiyle îmân ve İslâm nimetini bahşeden; ayrıca bizlere Kerîm Kitabı’nı korumayı lütfedip her harfi, mahrecinden çıkarıldıktan sonra hak ettiği sıfatları ve buna bağlı olarak terkīk ve tafhîm gibi hususları yerine getirmek sûretiyle tecvidle okumamızı emreden Allah’a mahsustur. Şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yoktur; ve efendimiz Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah ona, hakkını tanıtmak ve kadrini yüceltmek üzere (Şüphesiz sen büyük bir ahlâk üzeresin) âyetini indirmiştir. En fasih Arap olan, kendisine indirilen en şerefli kitap sayesinde içerdiği icâz ve tibyân gibi sırlarla akılları kendine çeken efendimiz Muhammed’e; ayrıca hidâyet, faydalı ilimler ve dosdoğru yol olan bu kitapla birlikte, fasâhat ve belâgat konusunda ileri gidip he’yi fısıldayıp mîm’i cehren söyleyen peygamberimizin âline, ashâbına ve zevcelerine eksiksiz ve en kâmil salât ü selâm olsun. Bil ki –Allah beni de seni de kendisinden hakkıyla sakınanlardan eylesin– ve Allah’a ihlas gösteririm.
بسم الله الرحمن الرحيموصلى الله على سيدنا محمد وسلم قال الشيخ الفقيه الإمام العالم العلامة المحقق الولي الصالح الزاهد الناصح أبو محمد النوري الصفاقسي المالكي رضي الله عنه وأرضاه وجعل الجنة مقره ومأواه آمين.الحمد لله الذي انعم علينا بنعمة الإيمان والإسلام من خير أمة أخرجت للناس ومنّ علينا بحفظ كتابه الكريم، وأمرنا بتجويده بإعطاء كل حرف بعد إخراجه من مخرجه ما يستحقه من الصفات وما يترتب على ذلك كالترقيق والتفخيم. اشهد إن لا اله إلا اله وحده لا شريك له وان سيدنا محمدا عبده ورسوله الذي انزل الله عليه تعريفا بحقه وتشريفا لقدره (وإنَّك لّعّلّى خُلُقٍ عّظيمٍ) . والصلاة والسلام الأتمان الأكملان على سيدنا محمد أفصح العرب المنزل عليه أشرف الكتب الآخذ باللب لما فيه من الأسرار كالإعجاز والتبيان. والهدى والعلوم النافعة والصراط المستقيم. وعلى آل سيدنا محمد وأصحاب سيدنا محمد وأزواج سيدنا محمد الذين برعوا في الفصاحة والبلاغة فهمسوا الهاء وجهروا بالميم. وبعد فأعلم جعلني الله وإياك ممن يتقي الله حق تقاته. وأخلص لله
Bütün niyetlerinde, hareketlerinde ve sükûnetlerinde [Allah'a yönelmek gerekir]. Allah'ın kitabını indirildiği hâliyle tilâvet etmek, tâatlerin en büyük ve en yüce olanlarındandır; yakınlık vesilelerinin en üstünüdür. Bu ise ancak zikrettiğimiz bâbların ve tahrir ettiğimiz fasılların hakkıyla itkân edilmesiyle mümkün olur. Öyleyse bunları hıfz ve fehim sûretiyle tahsîl etmeye çalış; zira bunlar pek faydalı ve son derece kıymetlidir. Bunlardan faydalanmak ise ancak riyâzetten ve senden önceki mütehassıs hocaların ağzından lafzın tekrar edilerek alınmasından sonra mümkün olur. Resûlullah (s.a.v.)'in her yıl Kur'an'ı Cibrîl'e (a.s.) arz ettiği, vefat ettiği senede ise iki defa arz ettiği sahih olarak bilinmektedir. Yine O (s.a.v.)'in Übeyy'e (r.a.) 'Lem Yekün' (Beyyine) Sûresi'ni okuması, tilâvet yolunu ve kıraat keyfiyyetini öğretmek içindi; tâ ki bu, kârîler ve öğrenciler için bir sünnet olsun. Sahâbenin de O'na (s.a.v.) okuyup ondan dinlemeleri ve birbirlerine okumaları âdetti. Nitekim Ubâde b. es-Sâmit (r.a.) şöyle derdi: 'Bir adam hicret ettiğinde Resûlullah (s.a.v.) onu aramızdan birine teslim eder, o da ona Kur'an öğretirdi.' Aynı şekilde tâbiîn ve onları izleyenler de bu yolu takip etmiş, böylece iş müteselsil ve mütevâtir olarak bize kadar ulaşmıştır. Yakîn ilmiyle bilinmiştir ki, kitaplarla yetinip kendi anlayış ve bilgisine güvenen kimse kötülük etmiş, muhalefet ve bid‘at işlemiş; belki büyük bir vebale ve ağır bir tehlikeye düşmüştür. Allah Teâlâ'dan tevfîk, âfiyet ve dosdoğru yolu takip etmeyi niyaz ederiz. Bu hususu muhakkik imam Ahmed el-Kastallânî de beyan etmiştir. Birmâvî ve Kirmânî'den nakledildiğine göre, Nebî (s.a.v.)'in her yıl Cibrîl'e Kur'an'ı müzâkere etmesinin faydası, ona lafzın tecvîdini ve harflerin mahreçlerinden doğru çıkarılmasını öğretmek ve bu hususta bir sünnet kılmaktır.
في جميع نياته، وحركاته وسكناته. أن كتاب الله وقراءته كما أنزل من عظيم الطاعات وأعلاها. وأجل القرابات أسناها. ولا يكون ذلك إلا بإتقان مثل هذه الأبواب التي ذكرناها. والفصول التي حررناها، فعليك بتحصيلها حفظا وفهما فهي عظيمة النفع جليلة القدر ولا يتم لك التفع بذلك إلا بعد الرياضة وتكرار اللفظ بعد تلقي من أفواه المتقنيين قبلك من مشائخهم المتقنين ومن تأمل ما صح انه صلى الله عليه ة سلم كان يعرض القرآن على جبريل عليه الصلاة والسلام كل عام مرة وفي عام نقلته إلى ما عند الله من الخير والكرامة مرتين وقراءتَه صلى الله عليه وسلم على أبيّ سورة (لَمْ يَكُنْ) ليعلمه صلى الله عليه وسلم طريق التلاوة وكيفية القراءة ليكون ذلك سنة للمقرئين والمتعلمين، وما كان الصحابة يفعلونه من قراءتهم عليه صلى الله عليه وسلم وسماعهم منه وقراءة بعضهم على بعض كما قال عبادة بن الصامت كان الرجل إذا هاجر دفعه صلى الله عليه وسلم إلى رجل منا يعلمه القرآن وكذلك التابعون وتابعوهم حتى وصل الامر الينا مسلسلا متواترا عَلِمَ عِلْمَ يقين إن من اجتزأ من الكتب واتكل على فهمه وعلمه فقد اساء، وخالف وابتدع وربما وقع في أمر عظيم. وخطر جسيم. نسأله سبحانه التوفيق والعافية وسلوك سواء السبيل وقد نص على هذا الإمام المحقق أحمد القسطلاني. ونقل عن البرماوي والكرماني إن فائدة مدارسة النبي (لجبريل القرآن كل سنة تعليمه (تجويد لفظه وتصحيح إخراج الحروف من مخارجها وليكون سنة
Ümmet hakkında, talebelerin şeyhlerin huzurunda kıraatlerini güzelleştirmeleri meselesi sona ermiştir. Dedim ki: Bunu bundan daha umumî bir manaya hamletmek evlâdır. Nitekim ondan (s.a.v.) şu hadis sahih olarak rivayet edilmiştir: "Sizin hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." Yine buyurdu: "Allah katında en faziletliniz, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." Ayrıca buyurdu: "Kur'an'da mahir olan, kirâm-ı kâtibîn (şerefli yazıcı melekler) ile beraberdir." İlk iki hadis, şüphe için değil, tenevvü‘ (çeşitlilik) maksadıyla vav'ın yerine iki 'ev' lafzıyla rivayet edilmiştir. Bu, müjde bakımından daha büyüktür; zira zikredilen faziletin, iki işten birini yapana sabit olduğunu gerektirir. Allah en iyi bilendir. Kitabıma şu adı verdim: "Tenbîhu'l-Gâfilîn ve İrşâdu'l-Câhilîn 'ammâ Yeka'u Lehüm mine'l-Hatai Hâle Tilâvetihim li-Kitâbillâhi'l-Mübîn" (Gafilleri Uyarmak ve Cahilleri, Apaçık Kitabullah'ı Tilâvet Ederken Başlarına Gelen Hatadan Dolayı Doğru Yola İletmek). Allah'tan bu kitabı faydalı kılmasını ve sebebiyle Müslümanlara hayır ulaştırmasını niyaz ederim. Âmin. O bana yeter, O ne güzel vekildir.
في حق الأمة لتجويد التلامذة على الشيوخ قراءتهم انتهى. قلت وحمله على ما هو أعم من هذا أولى وقد صح عنه (انه قال: خيركم من تعلم القرآن وعلَّمه وقال إن أفضلكم عند الله من تعلم القرآن وعلمه وقال الماهر بالقرآن مع السفرة الكرام البررة، وقد روي الحديثان الأولان بأوالتي للتنويع لا للشك موضع الواو وهي أعظم في البشرى لأنها تقتضي إثبات الأفضلية المذكورة لمن فعل أحد الأمرين والله أعلم.وسميت كتابي هذا " تنبيه الغافلين وإرشاد الجاهلين. عما يقع لهم من الخطأ حال تلاوتهم لكتاب الله المبين " والله أسأل أن ينفع به. ويوصل للمسلمين الخير بسببه. آمين فهو حسبي ونعم الوكيل.
Harflerin Mahreçleri, Lakapları ve Sıfatları Babı. Bil ki Arap lisanı, harfler bakımından dillerin en çoğuna sahip olanıdır. Zira Acem dillerinde mu‘cem (noktalı) zâ harfi ve mühmele (noktasız) hâ harfi bulunmaz. Esma‘î der ki: Farsça, Süryânîce ve Rumca’da mu‘cem (noktalı) zel harfi yoktur. Keza beş harf daha vardır ki Araplar bunları çokça kullanmakta temayüz etmiş olup Acem dillerinin bazılarında asla bulunmaz: Bunlar mühmele (noktasız) ‘ayn ve sâd ile dâd, kâf ve sülüs-i mevsûle sâ (ث)’dır. Ve Araplar yine hemzeyi ortada ve sonda kullanmakta ihtisas kazanmışlardır; Acemler ise hemzeyi ancak kelâmın başında kullanırlar. Ebû Muhammed Mekkî, er-Ri‘âye ve diğer eserlerinde şöyle demiştir: Lisanın harfler bakımından en çok harfe sahip olmasıyla birlikte, bu harfler yirmi dokuz harfte münhasır kılınmıştır. Bunlar: elif, be, te, se… tâ yâ'ya kadar. İşte bunlar, iki âlemde (kevneyn) her konuşanın hecelediği harflerdir. O hâlde, hikmetinin sırlarını ve kudretinin bâhir delillerini bunlara yerleştiren Allah'ı tesbih ederiz. Bunların tamamı birbirinden farklıdır; ya mahreç ve sıfat bakımından ya da bunlardan biri itibarıyla. İki harf asla mahreç ve sıfatlarda mutabık olmaz; eğer mutabık olsalardı tek bir harf olurlardı. Meselâ dâl harfi, süfliyet ve infitâh (aşağılık ve açıklık) sıfatları olmasaydı tâ olurdu; tâ ise isti‘lâ ve ıtbâk (yükselme ve kapanma) sıfatları olmasaydı dâl olurdu; zira mahreçte ittifak ederler. Se (ث) ve hâ (ح) ise mahreçte ihtilaf etmeselerdi (farklı olmasalardı) aynı olurlardı. Müttefekun aleyh olan doğru görüşe göre mahreç sayısı on yedidir. Bu, imam, âlim Ebü’l-Abbâs el-Halîl b. Ahmed b. Amr el-Ferâhîdî el-Ezdî’nin mezhebidir. Talebesi Ebû Bişr Amr b. Osmân lakaplı Sîbeveyh ve onu takip eden bir topluluk (ki Şâtıbî de bunlardandır) on altı demiş, böylece cevfî mahreci düşürmüşler; elifin mahrecini gırtlağın en derin noktası (aksâ’l-halk) olarak, vâv ile yâ’nın sâkinlerini -ölü sükûnla sâkin olarak- ...
باب مخارج الحروف وألقابها وصفاتهااعلم إن لغة العرب اكثر اللغات حروفا فليس في لغة العجم ظاء معجمة ولا حاء مهملة وقال الأصمعي ليس في الفارسية ولا السريانية ولا في الرومية ذال أي معجمة وكذلك خمسة أحرف انفردت العرب بكثرة استعمالها ولم توجد في بعض لغات العجم البتة وهي العين والصاد المهملتان والضاد والقاف والثاء المثلثة واختصت العرب أيضا باستعمال الهمزة متوسطة ومتطرفة ولم تستعملها العجم إلا في أول الكلام. قال الشيخ أو محمد مكي في الرعاية وغيره ومع كونها اكثر اللغات حروفا انحصرت في تسعة وعشرين حرفا وهي أ - با - تا - ثا - إلى الياء فهي هجاء كل ناطق في الكونيين فسبحان من جعل فيها أسرار حكمته وباهر قدرته وكلها يخالف بعضها إما في المخرج والصفة أو في أحدهما ولا يتفق حرفان في المخرج والصفات أبدا ولو اتفقا في ذلك لكانا حرفا واحدا فالدال مثلا لولا التسفل والانفتاح اللذان فيه لكان طاء والطاء لولا الاستعلاء والإطباق اللذان فيه لكان دالا لاتفاقهما في المخرج، والثاء والحاء لولا اختلافهما في المخرج لكانا سبعة عشر على الصحيح وهو مذهب الإمام العالم أبي العباس الخليل بن أحمد ابن عمرو الفراهيدي الازدي وقال تلميذه أبو بشر عمرو بن عثمان الملقب بسيبويه وتبعه جماعة منهم الشاطبي ستة عشر فاسقطوا مخرج الحروف الجوفية وجعلوا مخرج الألف أقصى الحلق والواو والياء الساكنين سكونا ميتا من
Muharriklerin mahreci. İbn Mansûr el-Eslemî —ki el-Karrâ‘ diye bilinir— şöyle demiştir: Mahrecler on dörttür. Bir cemaat da ona tâbi olmuş ve lâm, râ ve nûn'un mahrecini bir kabul etmişlerdir. Doğru olan ise birinci görüştür. Hiss (duyu) buna şahittir. Bir harfin mahreci, onu sâkin veya müşedded olarak telaffuz edip sıfatlarını göz önünde bulundurmak suretiyle bilinir.
Birinci mahrec: Cevf'tir. Bu, elif (harekesiz olmaz), kendinden önceki harf ötreli olan sâkin vâv ve kendinden önceki harf esreli olan sâkin yâ'nın mahrecidir. Bu harflere hevâiyye, cevfiyye, hurûf-ı medd ü lîn denir; hâ ile birlikteyse hurûf-ı hafiyye diye adlandırılır. Cevf'e nisbet edilirler, çünkü mahreclerinin son kesildiği yer cevftir; ancak hakikatte bunlar ağız ve boğazda yayılan bir hava olup yâ'nın havası aşağıya, vâv'ın havası orta seviyeye doğrudur. Nitekim (yükselen) hava daha fazladır. Sübhanallah, O, sanatının bazı acâibini yaratışında nasıl da göstermektedir.
İkinci mahrec: Boğazın sonu (aksa'l-halk). Bu, hemze ve hâ'nın mahrecidir.
Üçüncü mahrec: Boğazın ortası. Bu, ayın ve hâ-i mühmele'nin mahrecidir.
Dördüncü mahrec: Boğazın başlangıcı. Bu, ğayn ve hâ-i mu'ceme'nin mahrecidir. Bu altı harfe halkıyye (boğaz harfleri) denir.
Beşinci mahrec: Dileğin boğaza yakın tarafı ile üst damağın o kısmıdır. Bu, kaf'ın mahrecidir.
Altıncı mahrec: Kaf'ın mahrecinden ağza doğru biraz ilerisi ile alt damağın o kısmıdır —bir cemaat üst damak olduğunu söylemiş, bazıları da şahısların farklılığına göre her iki görüşün de bulunduğunu, herkesin kendi tecrübesine göre anlattığını ifade etmiştir. Bu, kef'in mahrecidir. Kaf ve kef'e, küçük dile (lehât) nisbetle 'lehâviyyân' denir; lehât, boğazın üzerine sarkan et parçası yahut ağız ile boğaz arasındaki bölgedir.
مخرج المحركين. وقال ابن منصور الاسلمي المعروف بالقرّاء أربع عشر وتبعه جماعة وجعلوا مخرج اللام والراء والنون واحد والصواب الأول، والحس شاهد له ويعرف مخرج الحرف بأن تنطق به ساكنا أو مشدّدا مع ملاحظة صفاته.المخرج الاول الجوف وهو مخرج الألف ولا يكون ساكنا والواو الساكن وهو ما قبله ضمة. والياء الساكنة وهي ما قبلها كسرة وتسمى هذه الحروف الهوائية والجوفية وحروف المد واللين وتسمى مع الهاء الحروف الخفية ونسبت إلى الجوف لأنه آخر انقطاع مخرجها وإلا فهي في الحقيقة هواء ينتشر في الفم والحلق إلا إن متصعد واكثر، وهواء الياء متسفل. وهواء الواو متوسط فسبحان من أظهر بعض عجائب صنعه في خلقه.الثاني أقصى الحلق وهو مخرج الهمزة والهاء.الثالث وسط الحلق وهو مخرج العّين والحاء المهملتين.الرابع أدنى الحلق وهو مخرج الغين والخاء المعجمتين وتسمى هذه الحروف الستة الحلقية.الخامس طرف اللسان مما يلي الحلق وما فوقه من الحنك الأعلى وهو مخرج القاف.السادس طرف اللسان بعد مخرج القاف قليلا مما يلي الفم وما يليه من الحنك الأسفل وقال جماعة الأعلى قال بعضهم يوجد على كل من الأمرين بحسب اختلاف الأشخاص فعبر كل على حسب وجدانه ومخرج الكاف ويقال لها مع القاف اللهويان نسبة إلى اللهاة وهو اللحْمة المشرفة على الحلق أو ما بين الفم والحلق.
Yedinci: Dilin ortası ve onun üst damaktan hizasında bulunan kısım; cîm, şın-ı mu‘ceme ve med harfi olmayan yâ’nın mahrecidir.
Sekizinci: Dilin yan kenarının ilk kısmı ve ona bitişik olan azı dişleridir. Çoğunlukla sol taraftaki azı dişleri, bazen de sağ taraftakiler olur. Bu, dâd-ı mu‘ceme’nin mahrecidir. Dâd ve kendisinden önceki üç harf (cîm, şın, yâ) “şeceriyye” diye adlandırılır; bu isim, “şecerü’l-hanek”e (damak yarığının ağza açılan kısmı) nispetledir. Halîl b. Ahmed’e göre “şecer”, ağzın açıklığıdır. Buna göre bu harfler, diğerlerine nispetle telaffuz sırasında ağzın daha fazla açılması sebebiyle bu ismi almıştır. Bazı âlimler bu hususta başka açıklamalar da getirmiştir.
Dokuzuncu: Dilin iki yan kenarından ucunun nihayetine kadar olan kısım ve üst damaktan bunun hizasında bulunan; kesici dişlerin, küçük azıların, köpek dişlerinin ve gülüş dişlerinin üst kısmıdır. Bu, lâm’ın mahrecidir.
Ağızda insanların çoğunda otuz iki diş bulunur. Kimilerinde ise yirmi sekiz diş vardır. Bunlar: Dört kesici diş (sânîye); ikisi üstte, ikisi alttadır. Bunlar ağzın ön kısmında bulunur. Bunların ardından yine dört adet kesici diş daha gelir ki bunlara “davâhık” (gülüş dişleri) denir; çünkü gülünce ortaya çıkarlar. Gülünce görünen her dişe “dâhike” denildiği de olur.
Bunların ardından, ağzında otuz iki diş bulunanlarda on iki, yirmi sekiz diş bulunanlarda ise sekiz adet azı dişi gelir ki bunlara “erhâ” ve “tavâhîn” (öğütücü azılar) denir.
Bunların ardından dört adet “nevâciz” (yirmi yaş dişleri) gelir. Bütün dişlere “esnân” (dişler) adı da verilebilir; nitekim Yüce Allah’ın “Dişe diş” (el-Mâide 5/45) kavli ve Resûlullah’ın (s.a.v.) Amr b. Hazm ile Yemen halkına gönderdiği kitabında geçen “Dişte (senede) beş deve (diyet gerekir)” ifadesi ile “Dişin diyeti, diyetin yarısının onda biridir” şeklindeki sözümüz bu kabildendir.
Onuncu: Dilin ucu; lâm mahrecinden biraz aşağıda olup nûn’un mahrecidir.
On birinci: Dilin ucu; lâm mahrecine nispetle dilin sırtına doğru biraz daha iç kısımda olup râ’nın mahrecidir.
Bu üç harf (lâm, nûn, râ) fe, bâ ve mîm ile birlikte “zelkıyye” diye adlandırılır. “Zelk” (=ذلق), her şeyin uç kısmı demektir.
On ikinci: Dilin ucu ile üst kesici dişlerin kökleri ve bunun damağa doğru yükselen kısmı; tı, dâl-ı mühmele ve te’nin mahrecidir. Bunlara “nıt‘iyye” denir; “nıt‘”a nispet edilmiştir.
السابع وسط اللسان وما يحاذيه من الحنك الأعلى مخرج الجيم والشين المعجمة والياء غير المدية.الثامن اول حافة اللسان وما يليها من الأضراس من الجانب الأيسر كثيرا ومن الأيمن قليلا وهو مخرج الضاد المعجمة، والضاد والثلاثة قبله تسمى الشَّجْرِية نسبة الة شجر الحنك وهو ما يقابل طرف اللسان وقال الخليل الشجر مفتح الفم وعليه فسميت بذلك الانفتاح للآنفتاح الفم عند النطق بها اكثر من غيرها ونّظَّر بعضهم فيه.التاسع حافتا اللسان إلى منتهى طَرَفِه ومحاذيه من الحنك الأعلى ما فوق الثنتين والرباعية والناب والضاحك وهو مخرج اللام وفي الفم اثنتان وثلاثون سنا في غالب الناس وفي بعضهم ثمان وعشرون أربع ثنايا اثنتان من فوق واثنتان من أسفل وهي المقدمة في الفم ويليها أربع أضراس كذلك يقال لها الضواحك لأنها تظهر عند الضحك ويقال لكل سن تظهر عند الضحك ضاحكة ويليها اثنا عشر عند من في فمه اثنتان وثلاثون عند من في فمه ثمان وعشرون يقال لها الارحا والطواحين ويليها أربع نواجذ وقد يطلق على الجميع أسنان كما في قوله تعالى والسِّنَّ بالسِّنّ وقوله (في كتابه لأهل اليمن الذي بعثه مع عمرو بن حزم وفي السِّنّ خّمسٌ مِنَ الإبِلِ وكقولنا في السن نصف عشر الدية.العاشر طرف اللسان اسفل من مخرج اللام قليلا وهو مخرج النون.الحادي عشر طرف السان ادخل إلى ظهره قليلا من مخرج اللام وهو مخرج الراء وتسمى الثلاثة مع الفاء والباء والميم الذلقية وذلق كل شيء طَرَفُه.الثاني عشر طرف اللسان واصول الثنيتن العليين مصعدا إلى جهة الحنك مخرج الطاء والدال المهملتين والتاء المثناة فوق وتسمى النِّطْعَيِةَّ نسبة إلى نِطع
On üçüncü mahreç: Dilin ucu ile üst ön iki dişin uçları; sâd, sin ve zâ harflerinin mahrecidir. Bunlara, çıktıkları yere nispetle eseliyye denir ki o yer dilin ucudur (eseliu'l-lisan). On dördüncü mahreç: Dilin ucu ile üst ön iki dişin uçları; zı (mu‘ceme), zâl (mu‘ceme) ve sâ (müsellese) harflerinin mahrecidir. Bunlara lisviyye denir; lisâ (diş eti), dişlerin içinde bittiği et parçasıdır. On beşinci mahreç: Alt dudağın içi ile üst ön iki dişin uçları; fâ harfinin mahrecidir. Ebû Hayyân der ki: «Bu harf Türklerin dilinde yoktur, bu sebeple onlar ‘fakîh’ kelimesini be-i muvahhide ile ‘bakîh’ şeklinde söylerler.» On altıncı mahreç: İki dudak arası; vav-ı gayrı meddiye, be-i muvahhide ve mim harflerinin mahrecidir. Ancak bu iki dudak be ve mim ile kapanır, vav ile açılır. Bunlara şefehî (dudak harfleri) veya şefevî denir. On yedinci mahreç: Hayşûm (geniz); burada burun ve burun ile ağız arasındaki delik kastedilir. Bu, tenvin ile sâkin nûn ve mîmin ihfâ ve idgam-ı meal-gunne hallerindeki mahrecidir. İnşallahü teâlâ bu hükmün tafsilâtı bâbında gelecektir. Bu durumda nûn ve mîmin mahreci asıl mahrecinden hayşûma intikal eder; tıpkı med harfi olan vav ve yâ’nın mahrecinin cevfe intikal etmesi gibi. Diğer harfler ise mahreçlerinden asla intikal etmez. İşte bu on yedi mahreç, takribî olarak ve bizim zayıf noksan idrakimize göredir. Yoksa hakikatte her harf için ayrı bir mahreç vardır. Bunlar cevf, boğaz, dil, iki dudak ve genizde toplanmıştır. Cevfte bir, boğazda üç, dilde on, iki dudakta iki, genizde bir mahreç bulunur.
غاز الحنك وهو سقفه وفيه آثار كالتحزيز والنِّطْع بكسر النون واسكان الطاء وفتحتها.الثالث عشر طرف اللسان وطرفا الثنيتين السلفيين وهو مخرج الصياد والسين المهتلتين والزاي وتسمى الأسلية نسبة إلى الموضع الذي يخرجن منه وهو أسلة اللسان وهي طرفه.الرابع عشر طرف اللسان وطرفا الثنيتين العلييين مخرج الظاء والذال المعجمتين والثاء المثلثة وتسمى اللِّثَوَية نسبة إلى اللِّثَةِ وهي اللحمة التي تنبت فيها الأسنان.الخامس عشر باطن الشفة السفلى وطرفا الثنيتين العليَيَيْن وهو مخرج الفاء قال أبو حيان وليست في لسان الترك ولذلك يقولون في في فقيه بقيه بالباء الموحدة.السادس عشر بين الشفتين وهو مخرج الواو غير الدية والباء الموحدة والمليم لكنهما يَنْطبقان مع الباء والميم وينفتحان مع الواو وتسمى الشفهية والشفوية.السابع عشر الخيشوم والمراد به هنا الانف والخرق بينه وبين الفم وهو مخرج التنوين والميم والنون الساكنين حال الإخفاء والإدغام بالغنة وسياستي حكم ذلك إن شاء الله تعالى في بابه م فصلا وينتقل مخرجهما في هذه الحالة عن مخرجهما الأصلي إلى الخيشوم كما ينتقل مخرج الواو والياء الديتين إلى الجوف وباقي الحروف لا تنتقل عن مخارجها أبدا فهذه سبعة عشر مَخْرَجا على جهة التقريب وإدراكنا الضعيف الناقص وإلا ففي الحقيقة لكل حرف مخرج وانحصرت في الجوف والحلق واللسان والشفتين والخيشوم ففي الجوف واحد وفي الحلق ثلاث وفي اللسان عشر وفي الشفتين اثنان وفي الخيشوم واحد.
Fasıl: Harflerin sıfatlarına gelince, bil ki bir harf için iki, üç ve daha fazla sıfat bulunabilir. Bunlardan kimi zıt sahibidir, kimi de zıttan yoksundur. Birincisi beş sıfattır: Cehr ve zıddı hems. Hems harfleri, 'Sekete fehaşşehû şahsun' sözünde toplanmıştır. Bu sıfatla vasıflanmalarının sebebi, telaffuz esnasında nefesin akmasıdır; zira mahreçlere zayıfça dayanıldığından ses gizli kalır. Hems, hafif sestir. Bu harflerden bazısı hems bakımından diğerlerinden daha azdır; nitekim sâd, hâ-i mu‘ceme ve tâ, geri kalanlar gibi değildir. Geriye kalan on dokuz harf ise cehirlidir. Bunlar, mahreçlerine kuvvetlice dayanıldığından nefes akışı olmaz ve ses açığa çıkar. Cehr, şiddetli ve güçlü sestir. Bunlardan bazısı, bünyelerindeki kuvvet sıfatlarına göre diğerlerinden daha güçlüdür.
Şiddet ve zıddı olan hâlis rikkat ile şiddete karışık olanı ise… Şiddet harfleri sekizdir; 'Ecedte kutbeke' sözünde toplanmıştır. Bunların bu sıfatla vasıflanması, mahreçlerine şiddetle yapışmaları ve oralarda kuvvetli olmaları sebebiyledir; öyle ki telaffuzda ses hapsolur ve dayanma kuvvetinden dolayı nefes akmaz. Şiddet ile rikkat arasında orta olan harfler beştir; 'Lin umaru' sözünde toplanmıştır. Bunlar ise dayanmanın zayıflığından dolayı telaffuzda sesin akmasıyla vasıflanmıştır. Nitekim hâ‘nın vakfı, mîmin vakfı gibi değildir; çünkü birincide ses hapsedilir, ikincide ise ses akar. Bütün bunlar, en azından bir ayırt etme gücü olan kimse için duyularla idrak edilir.
İsti‘lâ ve harfleri yedidir; 'Kızz, hus, dağz' sözünde toplanmıştır. Bunlar, telaffuzda dilin yükselmesiyle vasıflanmıştır; böylece ses onlarla birlikte yükselir. Zıddı istifâldir; harfleri ise geriye kalan yirmi iki tanedir. Bunlar, telaffuzda dilin yükselmemesiyle vasıflanmıştır. İsti‘lâ ve istifâle bağlı olarak tafhîm ve terkîk ortaya çıkar. en-Neşr'de denildiğine göre, istifâl harflerinin tamamı ince okunur; içlerinden hiçbirini kalın okumak caiz değildir. Ancak, Allah lafzındaki lâm, üzerinde fetha veya damme bulunduğunda ittifakla müstesnadır; yine râ, damme veya fetha ile harekeli olduğunda çoğu râvîye göre mutlak olarak, sâkin olduğunda ise bazı haller müstesnadır. İsti‘lâ harflerinin tamamı ise kalın okunur; hiçbiri bundan istisna edilmez.
فصلوأما صفات الحروف فاعلم إن الحرف قد تكون له صفتان وثلاث وأكثر ومنها ما له ضد ومنها ما لا ضد له فالأول خمس وهي الجهر وضده الهمس والحروف المهموسة يجمعها قولك سَكَتَ فَحَشَّهُ شَخْصٌ ووصفت بذلك لجريان النَّفَس معها عند اللفظ بها لضعف الاعتماد على مخارجها فيخفي الصوت بها والهمس هو الحس الخفي وبعضها اقل في الهمس من بعض فليس الصاد والخاء المعجمة والتاء كباقيها والتسع عشرة الباقية مجهورة ووصفت بذلك لقوة الاعتماد عليها في مخارجها فلا يجري النفس معها فيجهر الصوت بها والجهر الصوت الشديد القوي وبعضها أقوى من بعض على قدر ما فيها من صفات القوة.والشدة وضده الرِّخْو الخالص واو المشوب بشدة والشديدة ثمان يجمعها قولك أجَدْتَّ قُطْبَكَ ووصفت بذلك لشدة لزومها لمواضعها وقوتها فيها حتى حبس الصوت عند لفظها إن يجري معها لقوة الاعتماد عليها والمتوسطة بين الشدة والرخاوة خمس يجمعها قولك لِنْ عُمَرُ ووصفت بذلك لجري الصوت مع لفظها لضعف الاعتماد فليس الوقف على الحج كالوقف على المس لما في الأول من حبس الصوت وجريانه مع الثاني وكل ذلك مدرك بالحس لمن معه أدنى تمييز.والاستعلاء وحروفه سبعة يجمعها قولك قِظْ خُصَّ ضَغْظٌ ووصفت بذلك لارتفاع اللسان بها عند النطق بها فيعَلو الصوت معها وضده الاستفال وحروفه الاثنان والعشرون الباقية ووصفت بذلك لعدم استعلاء اللسان عند النطق بها ويترتب على الاستعلاء وألاستفال التفخيم والترقيق قال في النشر الحروف المستفلة كلها مرققة لا يجوز تفخيم شيء منها إلا اللام من اسم الله بعد فتحة أو ضمة إجماعا وإلا الراء المضمومة أو المفتوحة مطلقا في اكثر الرواة والساكنة في بعض الأحوال والحروف المستعلية كلها مفخمة لا يستثنى شيء منها
Her hâlükârda, ancak onun (ra harfinin) tefhîmi tek bir mertebede değildir. En kuvvetlisi, fetha ile harekelenip peşinden elif gelmesidir; onu, fetha ile harekelenip peşinden elif gelmemesi izler; onu, zammeli olması izler; onu, sâkin olması izler; daha düşük mertebede ise kesreli olmasıdır. Elif ise ne rakīk ne de mufahham olarak vasıflanır, bilakis kendisinden önceki harfe göredir; zira o, onu terkīk ve tefhîmde takip eder. Söz bitti, şu ziyade ile birlikte: Onun tefhîmi, kesreli olduğunda daha evlâdır. Buna dair daha fazla beyan, inşallah gelecektir. İtbâk (kapanma) ve harfleri dörttür: bunlar; tâ, dâd, sâd ve zâdır. Bunların en kuvvetlisi noktasız tâ (ط) dır, cehr ve şiddetinden dolayı; en zayıfı ise noktalı zâ (ظ) dır, rikkatinden dolayı. Dâd ve sâd ise ikisi ortadadır. Zıddı ise infitâh (açılma) olup harfleri geri kalan yirmi beş harftir. Bununla vasıflandılar, çünkü bu harflerin telaffuzunda dil ile damak arasında açıklık vardır; matbûka (kapanmış) harflerin aksine, zira onlar, itbâk sebebiyle, yani telaffuzları esnasında dilin bir kısmının üst damağa yapışması sebebiyle (kapanma) olur. İzlâk (akıcılık) ve harfleri altıdır; ‘mür binefl’ sözünde toplanır. Bununla vasıflandılar, çünkü bazıları dilin ‘zelk’ından, yani ucundan/başından çıkar; üçü ise iki dudak arasından çıkar ki onlar ‘taraf’tır. Geri kalan harfler, yirmi üç tane olup musammata (kapalı/kilitli) diye adlandırılır. Çünkü onlar ‘ismet’ (ses vermez) oldu, yani dört ve daha fazla harfli bir kelimede tek başına bulunmaktan men edildi. ‘Asmeta’ ifadesinden gelir: kişi kendini konuşmaktan alıkoyduğunda (sükût ettiğinde) kullanılır. Bu sebeple Arap kelâmında dört harfli ve daha fazla olan hiçbir kelime bulamazsın ki içinde müzleka harflerden bir harf bulunmasın, onların hafifliği için. Elif ise havâî (nefesî) bir harftir, musammata ve müzlekanın dışındadır. Bu yüzden dediler ki: ‘Asced’ kelimesi, altının, inci, yakut gibi tüm cevherin isimlerindendir; aynı zamanda büyük deve, iri buzağılar ve altın taşıyan develer ile kralların binekleri için kullanılır. Kelime Acemî’dir (yabancı kökenlidir), çünkü dört harfli kelimelerdendir ancak içinde ne elif ne de müzleka harflerden bir harf bulunur. Kendilerine zıt bulunmayan, bilakis yalnız bazı harflere ait sıfatlara gelince: Bunlardan biri de kalkale harfleridir. Beş harf olup ‘kutbu ceddin’ sözünde toplanır. Bu harflerde diğerlerine nazaran kalkale bulunmasının sebebi, sâkin olduklarında zayıflamaları ve bu sebeple sükûn esnasında ses çıkarmaya ihtiyaç duymalarıdır. ‘Kalkale’ fiilinden gelir: ses çıkardığında denir. İster vasıl hâlinde (birleşik okumada) sâkin olsun — ‘halaknâ’ gibi
في حال من الأحوال إلا إن تفخيمها ليس في رتبة واحدة فأقواه إذا فتحت وجاء بعدها ألف ويليه إذا فتحت وليس بعدها ألف ويليه إذا كانت مضمومة ويليه إذا كانت ساكنة ودونه إذا كانت مكسورة وأما الألف فلا توصف برقيق ولا تفخيم بل بحسب ما يتقدمها فإنها تتبعه ترقيقا وتفخيما انتهى مع زيادة إلا إن تفخيمها أولى إذا كانت مكسورة وسيأتي لهذا مزيد بيان إن شاء الله تعالى.والإطباق وحروفه أربعة وهي الطاء والضاد والصاد والظاء وأقواها الطاء المهملة لجهرها وشدتها وأضعفها الظاء المعجمة لرخاوتها والضاد والصاد متوسطتان وضده الانفتاح وحروفه الخمسة والعشرون الباقية ووصفت بذلك لانفتاح ما بين اللسان والحنك عند النطق بها بخلاف المُطْبَقَة لانطباق أي التصاق طائفة من السان بالحنك الأعلى عند النطق بها.والاذلاق وحروفه ستة يجمعها قولك مُر بِنَفْلٍ ووصفت بذلك لخروج بعضها من ذَ لْق السان أي طرفه وثلاثة من بين الشفتين وهما طرف، وباقي الحروف وهي ثلاثة وعشرون مُصْمَمَتةٌ ولقب بذلك لأنها أصمتت أي منعت من الانفراد بكلمة رباعية فأكثر من قولهم اصمت إذا منع نفسه من الكلام فلا تجد كلمة رباعية فاكثر في كلام العرب إلا وفيها حرف من الحروف المُذْلقَة لخفتها والألف وهي حرف هوائي خارج عن المصمتة والمذلقة ولذلك قالوا إن عسجدا اسم من أسماء الذهب والجوهر كله كالدر والياقوت والبعير الضخم وكبار الفصلان والإبل تحمل الذهب وركايب الملوك أعجمي لكونها من الكلمات الرباعية وليس فيه ألف ولا حرف من الحروف المذلقة.وأما الصفات التي لا ضد لها بل هي مختصة ببعض الحروف فمن ذلك حروف القلقلة وهي خمسة أحرف يجمعها قولك قُطْبُ جَدٍ وسبب القلقلة في هذه الأحرف دون غيرها إنها لما سكنت ضَعُفت فيحتاج إذ ظهور صوت حال سكونها من قلقل إذا صوت وسواء كان هذا سكونا في الوصل نحو خَلَقْنا
Ve etvâren, nef‘as̱ü, en-necdeyn, medednâ yahut الْحَقُّ, مُحِيطٌ, الْغَيْب, الْخُرُوج, الْوَدُودُ gibi vakf kelimelerinde… Kim bunu (kalḳaleyi) sadece vakf hâline tahsis edip vasıl hâline şamil görmezse yanılmıştır. Çünkü bu harfler vakf hâlinde daha belirgindir; zira vakf nefesin kesildiği yerdir ve bu harfler şedîde (şiddetli) ve mechûre (sesli) olup nefesin kendileriyle akmasına mani olduklarından beyana çok ihtiyaç duyarlar. Öyle ki sakin oldukları hâlde harekeye benzer bir duruma çıkarlar; nitekim Araplar “ḳalḳaltu’ş-şey’e” derler, yani onu hareket ettirdim. Eğer bu olmasaydı belirgin olmazdı. Halîl (b. Ahmed) dedi ki: “Kalḳale, şiddetli çağlıktır.” Yine dedi ki: “Kalḳale, sesin şiddetidir.” Sözü bitti. Bu harfler içinde en belirgini kāf’tır, kuvveti ve mahrecindeki zayıflık sebebiyle. Bazı bize gelenler kalḳaleyi inkâr etmiştir, ancak onun inkârına itibar edilmez; çünkü bu konuda nakiller birbirini teyit etmiş, kırâat ve Arap dili âlimleri bu hususta icmâ etmiştir. Biz bu kalḳale ile bütün hocalarımızdan, Mağribli ve Maşrıklılardan okuduk ve sayısız kişiden işittik. Biz bunu alırız, bunu okuturuz. İşte bu, hakkın kendisidir, onda şüphe yoktur. Allah en iyi bilendir.
Bunlardan bir kısmı da safîr harfleridir ki bunlar صاد, زاي ve سين’dir. Bunlara bu isim verilmiştir, çünkü telaffuz edildiklerinde kuş sesine benzer bir ıslık çıkar.
Bunlardan biri de müstetîl harftir ki o, noktalı ve sâkıta (düşen) ضاد’dır. İstitâle ile vasıflanmıştır, çünkü mahrecinde uzar.
Bunlardan ikisi de inhirâf harfleridir ki bunlar لام ve راء’dır. Bunlara bu isim verilmiştir, çünkü kendi mahreçlerinden saparak başka bir harfin mahrecine bağlanırlar.
Bunlardan biri de mükerrer harftir ki o راء’dır. Bu harf, elif ve te’nîs hâ’sı ile birlikte imâle harfleri olarak da adlandırılır. Tekrîrinin mânası, lafızda büyümesidir, yoksa aynen tekrar edilmesi veya dilin onunla titretilmesi değildir. Çünkü bu (titretme) hoş görülmeyip sakınılması gereken bir şeydir.
Bunlardan biri de tefşî harfidir ki o sadece noktalı شين’dir. Bu şekilde vasıflanmıştır, çünkü çıktığında ses onunla yayılır, hatta noktalı ve yukarı kalkmış (meşâle) ظاء’nın mahrecine kadar ulaşır. Bazıları şın ile birlikte noktalı s̱â’yı, bazıları fâ’yı, bazıları dâd’ı, bir başkası sâd, sîn ve mîm’i de eklemiştir. Ancak Dânî gibi tahkik ehlinin üzerinde ittifak ettiği sahih olan, birincisidir (yani sadece şın).
وأطْوَاراً ونَبْعَثُ والنَّجْدَيْنِ ومَدَدَنْا أو الوقف نحو الْحَقُّ ومُحِيطٌ والْغَيْب والخُرُوج والْوَدُودُ ومن خصها بالوقف دون الوصل فقد وهم إلا إنها في حال الوقف اظهر لان الوقف محل انقطاع النَّفَس وهي شديدة مجهورة تمنع النَّفس إن يجري معها فاحتاجت إلى كثرة البيان حتى إنها مع كونها ساكنة تخرج إلى شبه الحركة من قولهم قلقلت الشيء إذا حركته ولولا ذلك لم تتبين قال الخليل القلقلة شدة الصياح وقال أيضا القلقلة شدة الصوت انتهى وأبينها في ذلك القاف لقوتها وضعفها في مخرجها وقد أنكر بعض من ورد علينا القلقلة ولا عبرة بإنكاره فقد تظافرت النصوص عليها واجمع على ذلك علماء القراءة والعربية وبها قرأنا على جميع شيوخنا المغاربة والمشارقة وسمعناها ممن لا يحصى وبه نأخذ وبه نقري وهو الحق الذي لا شك فيه والله اعلم.ومنها حروف الصفير وهي الصاد والزاي والسين لقبت بذلك لأنها يخرج معها حال النطق بها صفير كصفير الطاير.ومنها الحرف المستطيل وهو الضاد المعجمة الساقطة ووصف بالاستطالة لأنه يستطيل في مخرجه.ومنها حرفا الانحراف وهما اللام والراء ووصفا بذلك لأنهما انحرفا عن مخرجهما حتى اتصلا بمخرج غيرهما.ومنها الحرف المكرر وهو الراء وتسمى مع الألف وهاء التأنيث حروف الإمالة ومعنى تكريره نموه في اللفظ لا إعادته وترعيد اللسان به فان ذلك لحسن يجب التحرز منه.ومنها حرف التفشي وهي الشين المعجمة فقط ووصف بذلك لان الصوت ينتشر به عند خروجه حتى يتصل بمخرج الظاء المعجمة المشالة وزاد بعضهم مع الشين الثاء المثلثة وبعضهم الفاء وبعضهم الضاد وآخر الصاد والسين والميم والصحيح الذي عليه المحققون كالداني الأول.
Bunlardan biri, lîn harfleridir ki bunlar, kendilerinden önceki harf üstün (fethalı) olarak sâkin bulunan vav ve yâ’dır. Bu şekilde nitelendirilmelerinin sebebi, dil üzerinde bir yumuşaklık ve kolaylık ile çıkmalarıdır. Bir diğeri de hetef harfi olup bu, hemzedir. Kimileri ona ‘cersî harf’ de der. Heteff ve ceres, şiddetli ses demektir. Bütün harfler seslendirilir, ancak hemzenin bu hususta, kuvveti ve mahrecinin uzaklığı sebebiyle ayrı bir üstünlüğü vardır. İşte bundan dolayı Araplar, hemzeyi diğer harflerde genişletmedikleri ölçüde genişletmişlerdir.
Tekmîl: Cehr, şiddet, istilâ, ıtbâk, tafhîm, kalekale, safîr, istitâle ve inhirâf, kuvvet sıfatlarındandır. Hems, rahâvet, insifâl, infitâh, terkîk ve inzilâk ise zayıflık sıfatlarındandır. Meselâ sâd harfi şiddetlidir. Harflerin kimi kuvvetli, kimi zayıf, kimi de kuvvet ve zayıflık bakımından orta hallidir; bu, sahip oldukları kuvvet ve zayıflık sıfatlarına göredir. Meselâ tâ harfi, cehr gibi kuvvet sıfatlarına sahip olması sebebiyle son derece kuvvetlidir; bu yüzden telaffuzu sırasında nefes onunla birlikte akmaz, çünkü mahrecindeki itimad [dayanma] kuvvetlidir. Hâ harfi ise bunun tam tersinedir; çünkü rahâvet gibi zayıflık sıfatlarına sahiptir. Hemze ve yâ, cehr gibi kuvvet sıfatlarına ve insifâl gibi zayıflık sıfatlarına sahip olmaları sebebiyle orta hallidirler. Bütün harfler bu esas üzere yürütülür. İnşâallah teâlâ bunların tamamı ileride ayrıntılı olarak gelecektir. Allah muvaffak kılandır.
Müşerrebe (Karışık) Harfler Faslı: Bunlara, lâm'ın fetha ve kesresiyle 'muhâlita' da denir. Bunlar dört harftir ki Araplar, kendi dillerini bu harflerle genişletmiş ve meşhur yirmi dokuz harfe ilave etmişlerdir.
Birincisi: ‘Zikrâ’, ‘kusrâ’ ve ‘etâ’ gibi kelimelerdeki imâleli eliftir. Bu harf, yâ ile elif arasında bir harftir; ne tam yâ, ne de tam eliftir.
İkincisi: Teshil edilmiş hemzedir.
ومنها حرفا اللين وهما الواو والياء الساكنان المفتوح ما قبلهما ووصفا بذلك لأنهما يخرجان في لين وَقلَّةٍ على اللسان.ومنها الحرف الهتوف وهو الهمزة ويسميه بعضهم بالحرف الجرسي والهتف والجرس الصوت الشديد والحروف كلها يصوت بها لكن الهمزة لها مزية في ذلك لقوتها وبعد مخرجها ولذلك توسعت العرب فيها ما لم توسع في ساير الحروف.تكميل: الجهر والشدة والاستعلاء والإطباق والتفخيم والقلقلة والصفير والاستطالة والانحراف من صفات القوة. والهمس والرخاوة والانسفال والانفتاح والترقيق والانذلاق من صفات الضعف، فالصاد مثلا شديد والحروف منها ما هو قوي ومنها ما هو ضعيف ومنها ما هو متوسط بين القوة والضعف على حسب ما اتصفت به من صفات القوة والضعف، فالطاء مثلا شديد القوة لأجل ما اتصف به من صفات القوة كالجهر ولذا لا يجري النفس معها عند النطق بها لقوة الاعتماد عليها في موضع خروجها والهاء على العكس من ذلك لأجل ما اتصف به من صفات الضعف كالرخاوة. والهمزة والياء متوسطتان لأجل ما اتصفتا به من صفات القوة كالجهر، والضعف كالانسفال وأجر جميع الحروف على هذا وسيأتي كله م فصلا إن شاء الله تعلى والله الموفق. فصل في الحروف المشربةوتسمى المخالطة بفتح اللام وكسرها وهي أربعة أحرف وسَّعَت بها العرب لغَاتها وزادتها مع التسعة والعشرين الحروف المشهورة. الأول الألف الممالة في نحو ذكْرَى وَقُصْوى وَأتىَ فهي حرف بين الياء والألف فلا هي ياء خالصة ولا ألف خالصة. الثاني الهمزة المسهلة
Beyne beyne – Nâfi‘ ve başkalarının okuduğu gibi – kıraat kitaplarında tafsil edildiği üzere, iki harf arasında bir harftir. Bu, Sîbeveyh’i meşgul eden harftir; o –Allah rahmet eylesin– mutlak teshile bakarak böyle görmüş, Hasan b. Abdullah es-Sîrâfî ise ona muhalefet ederek, teshile bakarak üç harf olduğunu söylemiştir: Hemze ile elif arasında, onunla vav arasında ve onunla yâ arasında. İşte bu, tahkiktir. Üçüncüsü, Hamza kıraatinde صِرَاطَ ve الصّرَاطَ kelimelerinde zâ (ز) ile karışık sâd (ص) dır; aynı şekilde Hamza ve Kisâî kıraatinde أصْدَقُ, فاصْدَعْ ve تصديق gibi. Dördüncüsü, Verş kıraatinde müfahham lâm (ل)’dır: الصَّلَاةَ, مُصَلَّى, طَلَّقْتُمْ, أظْلَمُ gibi. Zira onu tafhîm ile mahreci genişletilir, öyle ki başka bir harfin mahrecine ulaşır. Mekkî –Allahu teâlâ rahmet eylesin– müfahham olanın elif olduğunu söylemiş ve “Onu tafhîm ile vav lafzına yaklaştırır” demiştir. Bizim zikrettiğimiz ise daha güzeldir; zira Verş’ten nakledilen –onun ve başkalarının naklettiği gibi– lâmın tafhîmidir, elif ise tâbidir. Ayrıca lâmın tafhîmi çoğu zaman elife yakın olmaksızın da vaki olur, ظَلَّلْناَ gibi. O da buna benzer bir örnek vermiştir. Bu, Hicaz halkında yaygın bir lugattır. İşte bunlar, fasih dilde kullanılan ve Kur’an-ı Azîm’de vârid olan dört harftir; her birinin mahreci, kendisinde ortak oldukları iki harfin mahreci arasında orta bir mahreçtir. Mekkî –Allah rahmet eylesin– nûn-ı muhfâta (gizli nûn) da eklemiştir. Bunda nazar vardır; çünkü o, ihfâ sebebiyle nûn olmaktan çıkmaz ve iki mahreç arasında yer almaz, aksine başka bir mahrece (hayşûma) intikal eder. Halbuki hayşûm on yedi mahreçten sayılmıştır. Eğer bunu kabul edersek, karşımıza vav ve yâ-i mâiyye (akıcı vav ve yâ) çıkar; zira onlar da iki müteharrik harfin mahrecinden başka bir mahrece intikal ederler. Bazı Araplar başka harfler de ekler: Bunlardan biri, sîn-i mühmele (noktasız sin) ile cîmi zâ (ز) gibi yapmaktır – sehl ve câiz gibi. Bir diğeri, kâf ile kâf arasında bir harf yapmaktır ki şimdi çöllerde bulunanların çoğunda bu galebe çalmıştır; başkasını güzel telaffuz edemezler. Bunlardan biri de cîm ile kâf arasında bir harftir ki İbn Düreyd bunu zikretmiştir. Biz bunu Mısır köylülerinden çokça işittik; onlar (mesela) ‘ceal’ kelimesinde karışık bir harf kullanırlar. Bazı hâfızlar harfleri saymıştır…
بين بين كما قرأ به نافع وغيره كما هو مفصل في كتب القراءات وهي حرف بين حرفين وهو حرف عناء سيبويه نظراً منه رحمه الله إلى مطلق التسهيل وخالفه الحسن بن عبد الله السيرافي وقال هي ثلاثة أحرف نظراً إلى التسهيل الهمزة بينهما وبين الألف وبينها وبين الواو وبين الياء وهذا هو التحقيق. الثالث الصاد المشربة بالزاي في صِرَاطَ والصّرَاطَ في قراءة حمزة نحو أصْدَقُ فاصْدَعْ وتصديق الذي في قراءة حمزة والكسائي. الرابع اللام المفخم في قراءة ورش نحو الصَّلَاةَ ومُصَلَّى وطَلَّقْتُمْ وأظْلَمُ إذ بتفخيمه يُتوسع في مخرجه حتى يصل إلى مخرج غيره وجعل مكي رحمه الله تعالى المفخم الألف قال وتقرب بتفخيمها من لفظ الواو وما ذكرناه احسن إذ المنقول عن ورش كما نقله هو وغيره إنما هو التفخيم اللام والألف تابع وأيضا يقع تفخيم اللام كثيرا من غير مقارنة الألف له نحو وظَلَّلْناَ وقد مثل هو بنحوه وهي لغة فاشية في أهل الحجار فهده أربعة أحرف مستعملة في اللغة الفصحى واردة القرآن العظيم ومخرج كل واحد منها متوسط بين مخرجي الحرفين اللذين اشتركا فيه وزاد مكي رحمته الله النون المخفاة وفيه نظر لأنها بالإخفاء لا تخرج عن كونها نونا ولم تقع بين مخرجين وإنما تنتقل إلى مخرج آخر وهو الخيشوم وقد عد من السبعة عشر مخرجا ولو قلنا بهذا لورد علينا واو والياء الماءيتان لانهما ينتقلان عن مخرج المتحركتين إلى مخرج آخر وبعض العرب يزيد حروفا أخرى منها جعل السين المهملة والجيم كالزاي في نحو سهل وجايز. ومنها جعل القاف بينه وبين الكاف وه الآن الغالب على من يوجد في البوادي لا يحسنون غيره، ومنها حرف بين الجيم والكاف ذكره ابن دُرَيْد وقد سمعناه من أهل قرى مصر كثيرا فيقولون في جعل كمل في حرف ممزوج وقد عد بعض الحفاظ الحروف
Beğenilen kollarıyla ellidir. Zikrettiklerimiz dışında kalanların tümü, fasih dilde vârid olduğu halde şâzdır, kullanımı azdır; ne Kur’ân-ı Kerîm’de ne de fasih kelâmda bulunmaz.
Fasıl: Müellifi Ebû Muhammed Ali en-Nûrî es-Safâkısî —Allah onu mağfiret eylesin, rahmet buyursun ve zamanların geçişi boyunca sevabını kat kat ihsan etsin— şöyle dedi: Biz harfleri mücmel olarak zikretmiştik. Şimdi onları, Mağriblilerin ıstılahındaki tertiplerine göre harf harf mufassal olarak zikredecek; kırâat ehlinin çokça hataya düştüğü bir hususa dikkat çekecek ve bütün bunları Azîmüşşân Allah’ın Kitabı’ndan lafızlarla temsil edeceğiz ki mesele son derece açık bir şekilde ortaya çıksın. Fayda yaygınlaşsın ve menfaat hâsıl olsun. Bütün bunlarda Allah’tan yardım dileriz.
Öncelikle bil ki, harf [metinde “الحر” geçmekte olup “الحرف” kastedilmektedir] şu anlamlara gelir: Bir şeyin ucu (tarafı); buna ekmek kenarı (harfü’r-rağîf), dağ kenarı (harfü’l-cebel), ordu kanadı (harfü’l-ceyş) dâhildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İnsanlardan kimi Allah’a bir uçtan (kenardan) ibadet eder.” (Hac 22/11) Yani sağlamca yerleşmeden ve dine derinleşmeden; şeyin kenarında duran, en ufak bir sebeple zevale uğrar. Bir diğer anlamı da heceleme harflerinden biridir. Buna ayrıca “hecâ” da denir. O, kelimenin, kendisinden oluştuğu harfleri göstermek üzere taksim edilmesidir. Bu adla anılmıştır, çünkü onları bilmeye genellikle ancak onunla ulaşılır. Halil (b. Ahmed) ve Sîbeveyh onlara “bütün Arapça’nın kendisinden oluştuğu Arapça harfleri” adını vermiştir. Bunlara ayrıca “hurûfu’l-mu‘cem” denir. Ya birleştirilmedikçe anlam ifade etmedikleri için —ki “bâb-ı mu‘cem” (kilitli kapı) denir, tıpkı “mükrem” gibi—; veya yarısının ve birinin noktalı (mu‘cem) olması sebebiyle. Nitekim “filan kitabı a‘ceme” denir, yani onu noktaladı. Burada “a‘ceme”deki hemze selb ve izale içindir; yani onu noktalayarak “âcem” (anlaşılmaz) olmaktan çıkardı. Çünkü harfler çok fazla karışıklığa yol açmaz, özellikle şekilce benzer olanlar; anlamları ancak tedebbür ve tefekkür ile anlaşılır. Kâmus’ta denilmiştir ki: “Hurûf-ı mu‘cem, yani el-i‘câm (noktalama), masdar olarak el-medhal gibidir; yani onun şanındandır ki noktalanır.” Söz burada sona ermiştir. Bunun dışında başka şeyler de söylenmiştir. Yirmi dokuz harftir; … hakkında ihtilaf vardır.
بفروعها المستحسنة خمسين وكلها سوى ما ذكرنا انه وارد في الفصيح شاذَ قليل الاستعمال لم يوجد في القرآن ولا في الفصيح من الكلام.فصلقال مؤلفه أبو محمد علي النوري الصفاقسي غفر الله له ورحمه واجزل على ممر الازمان ثوابه قد ذكرنا الحروف مجملة ونذكرها الآن مفصلة حرفا بعد حرف على حسب ترتيبها في اصطلاح المغاربة مع التنبه على شيء يقع الخطأ فيه كثيرا للقراء مع التمثيل جميع ذلك بالفظ من كتاب الله جلّ ذكره ليتبين الأمر غاية البيان. ويعم النفع وتحصل الفائدة والله المستعان على ذلك كله. واعلم أولا إن الحر يطلق على أشياء منها طرف الشيء ومنه حرف الرغيف وحرف الجبل وحرف الجيش قال الله تعالى وَمنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللهَ عَلَى حرف أي طرف من غير تمكن ولا توغل في الدين القايم على طرف الشيء يزول بأدنى سبب، ومنها واحد حروف التهجي ويقال له أيضا الهجاء وه تقطيع الكلمة لبيان الحروف التي تركبت منها وسميت بذلك لأنه لا يتوصل لمعرفتها عادة إلا به وسماها الخليل وسيبويه حروف العربية التي يتركب منها كلا العرب وتسمى حروف المُعْجَم، إما لأنها لا تفصح بمعنى إلا إذا ركبت من قولهم باب مُعْجَم كَمُكْرم إذا كان مقفلا أو لان نصفها وواحدا معجم أي منقوط من قولهم أعجم فلان الكتاب إذا نقطه، والهمزة في أعجم للسلب والإزالة أي عجمته بنقطه لان الحروف إذا لم يقع فيها الالتباس كثيرا لا سيما ما كان منها متماثل الصورة فلا يتضح معناه إلا بتدبر وتفكر، وقال في القاموس وحروف المعجم أي الاعجام مصدر كالمدخل أي من شانه إن يعجم انتهى وقيل غير هذا. وتسعة وعشرون حرفا خلاف في
Bu, muhakkikler nezdinde böyledir. Sîbeveyh şöyle demiştir: Arap harflerinin aslı yirmi dokuz harftir; bunlar hemze, elif ve mahreçlerine göre sıralanışıyla sonuna kadar olanlardır. el-Muberred ise bunların yirmi sekiz olduğunu iddia etmiştir. el-Cârîrî dedi ki: el-Muberred harfleri yirmi sekiz sayar, hemzeyi bırakır ve der ki: Onun bir sûreti yoktur, ancak bazen vav, bazen yâ, bazen elif olarak yazılır. Ben onu şekilleri muhafaza edilmiş, bilinen, dillerde cari olan, lafızda mevcut bulunan ve işaretlerle istidlal edilen harflerle birlikte saymam. Sözü burada biter. Bu görüş son derece şâzz ve nazardan uzaktır. Çünkü hemze ile bu üç harften her biri (vav, yâ, elif) mahreç ve sıfat bakımından birbirinden ayrılan iki harftir; biri diğerinin bulunmadığı yerde bulunur ve ikisi birden sayıca az olmayan kelimelerde bir araya gelir: binâen, duâen, âbâüküm, en-nübüetü, henîen ve merîen gibi. Bu ise iki şeyi bir sayma babındandır ki şüphesiz bâtıldır. Bazı ahmak kimseler ise harflerin yirmi sekiz olduğuna inanır, ancak el-Muberred'in söylediği şekilde değil. Onlar lâm ile lâm-elfin bir olduğunu iddia ederler. Halbuki durum böyle değildir. Bilakis lâm-elif ile kastedilen, med elifidir ki o, ikinci harftir. 'Câe' denilir. Bu, ona diğer hece harflerinin isimleri gibi bir isimdir. Ancak bu isim mürekkeptir; çünkü elif ancak başka bir harfle birlikte telaffuz edilebilir. Bu sebeple onun ismi de başka bir harfle birlikte (mürekkep) yapılmıştır. Elif, kelimelerde en çok dolaşan harflerdendir. Kim onu inkâr ederse, hissî olanı inkâr etmiş ve akıllıların seviyesinden çıkmış olur. Hadiste ise Ebû Zerr el-Gıfârî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.)'e sordum: 'Ey Allah'ın Resûlü, gönderilen her peygamber ne ile gönderildi?' Buyurdu ki: 'İndirilen kelimelerle.' Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü, Allah'ın Âdem'e indirdiği kitap hangisidir?' Buyurdu ki: 'el-Mu‘cem Kitabı: Elif, Bâ, Tâ, Sâ... sonuna kadar.' Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü, harfleri yirmi sekiz saydım.' Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.)'in gözleri kızarıncaya kadar öfkelendi. Sonra buyurdu ki: 'Ey Ebû Zerr! Beni hak ile peygamber olarak gönderene yemin ederim ki Allah'ın Âdem'e indirdiği...'
ذلك عند المحققين قاله سيبويه اصل حروف العربية تسعة وعشرون حرفا وهي الهمزة والألف وساقها إلى آخرها على ترتيبها في المخارج، وزعم المبرد إنها ثمانية وعشرون قال الجاريري وكان المبرد يعدها ثمانية وعشرين ويترك الهمزة ويقول لا صورة لها وإنما تكتب تارة واوا وتارة ياء وتارة ألفا فلا أتعدها مع الحروف التي أشكالها محفوظة معروفة جارية على الألسن موجودة في اللفظ يستدل عليها بالعلامات انتهى، وهو في غاية من الشذوذ وبعد منِ النظر لانهما أي الهمزةَ وأحدَ هذه الحروف الثلاثة حرفان متميزان مخرجا وصفة يوجد أحدهما حيث لا يوجد الآخر ويجتمعان فيما لا يعد كثرة من الكلمات بنِاءً، وَدُعاَءً، وآباَؤُكُمْ، والنُّبؤَةُ، وَهَنِيئاً وميَريثاً وهو من باب جعل الاثنَّين واحدا وهو باطل بلا شك، وبعض الأغبياء يعتقد إنها ثمانية وعشرون لكن لا على الوجه الذي قاله المبرد بل يزعم إن لاما ولام ألف واحد والأمر ليس كذلك بل لمراد بلام ألف الألف المدية التي هي ثاني حروف قال وجاء فهو اسم لها كساير أسماء حروف التهجي إلا انه اسم مركب لأجل إن الألف لا يمكن النطق بها إلا مقرونة مع غيرها فجعل اسمها كذلك مقرونا مع غيره وهي من اكثر الحروف في الكلام دورا ومن أنكرها فقد أنكر المحسوس وخرج عن طور العقلاء وفي الحديث عن أبي ذر الغفاري رضي الله عنه انه قال سألت رسول الله صلى الله عليه وسلم فقلت يا رسول الله كل نبي مرسل بم يرسل قال بكلمات تنزل فقلت يا رسول الله أي كتاب أنزله الله على ءادم قال كتاب المعجم أ - ب - ت - ث إلى أخره قلت يا رسول الله كم حرف قال تسعة وعشرون قلت يا رسول الله عددت ثمانية وعشرين فغضب رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى احمرت عيناه ثم قال يا أبا ذر والذي بعثني بالحق نبيا ما انزل الله على آدم إلا
Yirmi dokuz harf... Dedim ki: “İçlerinde elif ve lâm yok mudur?” Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Lâm-elif tek bir harftir. Allah onu, yanında yetmiş bin melek olduğu halde Âdem’e tek bir sahifede indirdi. Kim lâm-elife muhalefet ederse, Allah’ın indirdiğini inkâr etmiş olur. Kim lâm-elif saymazsa, benden berîdir, ben de ondan berîyim. Kim yirmi dokuz harf oldukları hâlde bu harflere iman etmezse, ateşten ebediyyen çıkmaz.” Allah Teâlâ buyurdu: “Elif-Lâm-Mîm. İşte o kitap...” Sanki şöyle buyurdu: “Yâ Muhammed! Bu harfler, benim atan Âdem’e indirdiğim kitabın ta kendisidir.” Söz burada sona erdi.
Eğer dersen ki: “Acaba elif, harflerin başında zikredilmemiş midir?” Derim ki: “Bununla maksat hemzedir.” es-Sıhâh’ta denildiğine göre elif iki türlüdür: Lin harfi olan elif ve müteharrik elif. Lin harfi olana “elif” denir; müteharrik olana ise “hemze” denir. Hocalarımızın hocası Ebû Bekir eş-Şenâvî dedi ki: “Elif” ismi, “câe” fiilinin ortasında bulunan med harfi ile onun sonunda bulunan hemze arasında ortak bir isimdir. Bunun delili, elifin sâkin veya müteharrik olmasıdır. Vasıl elifi ise derc hâlinde düşer. Müteharrik olana hem “elif” hem de “hemze” denir. “Hemze” ise, hareketli olanı sâkinden ayırt etmek için sonradan türetilmiş bir isimdir. Bu sebeple heceleyişte (teheccîde) hemzeyi zikretmeyip sadece elif ile yetinmişlerdir. Yalnızca iki yerde, her iki anlamına işaret etmek üzere hemzeyi zikretmişlerdir.
Eğer dersen ki: “Niçin ‘hemze’ demeyip ‘elif’ dediler?” Derim ki: “Âdetleri, her ismin başında o ismi oluşturan harfi kullanmaktı. Eğer ‘hemze’ deselerdi, söylenmesi ‘hâ-hemze’ şeklinde olurdu. Ayrıca çoğunlukla hemze, elif resmiyle yazıldığı için, özellikle kelime başında bulunduğunda mutlaka elif resmiyle yazıldığı için ona ‘elif’ diye ifade edilmiştir.”
Eğer dersen ki: “Med elifine niçin ‘be-elif’ veya ‘te-elif’ değil de ‘lâm-elif’ denildi? Bununla delil getirmek, ötekiyle delil getirmek gibidir.” Derim ki: “Bu itiraz yerinde değildir. Çünkü lâm-elif, med elifinin ismidir. Bu, mürtcel (sonradan türetilmiş) bir alem (özel isim)dir. Aynı şekilde diğer harflerin isimleri de, yazı sanatını bilenlerce malum olan yazı şekilleri için mürtcel alemlerdir. Meselâ ‘cîm’ bir isimdir; onun müsemmâsı ise ‘Ca‘fer’deki ‘cîm’in telaffuzu olan ‘ce’dir. Diğer harfler de böyledir. Halîl bir gün ashabına: ‘Ca‘fer’deki ‘cîm’i nasıl telaffuz ediyorsunuz?’ diye sormuş, onlar da ‘cîm’ demişlerdi. Halîl: ‘Siz ismi söylediniz, sorulandan (yani ‘ce’den) söz etmediniz’ buyurdu. Mürtcel alemlerde ise –tıpkı Esed oğullarından bir kabile olan Ka‘kas veya Yemen’den bir kabile olan Eded gibi– bu tür bir kıyaslama gerekmez.
تسعة وعشرين حرفا قلت أليس فيها ألف ولام فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم لام الألف حرف واحد أنزله الله على ءادم في صحيفة واحدة ومعه سبعون ألف ملك من خالف لام الألف فقد كفر بما انزل علي، من لم يعد لام ألف فهو بريء مني وأنا بريء منه ومن لم يؤمن بالحروف وهي تسعة وعشرون لا يخرج من النار أبدا، قال الله تعالى الم ذَلِك الْكِتبُ فكأنه قال يا محمد هذه الحروف ذلك الكتاب الذي أنزلته على أبيك ءادم انتهى فان قلت أليس قد ذكر الألف في أول الحروف قلت المراد به الهمزة قال في الصحاح الألف على ضربين لينية ومتحركة فاللينية تسمى ألفا والمتحركة تسمى همزة، وقال شيخ شيوخنا أبو بكر الشنواني الألف اسم مشترك بين المدة التي هي أوسط حروف جاء والهمزة التي هي أخرها بدليل الألف ساكنة أو متحركة وألف الوصل تسقط في الدرج والمتحركة تسمى ألفا وتسمى همزة والهمزة اسم مستحدث تمييزا للمتحرك عن الساكان ولذلك لم يذكروا الهمزة في التهجيبلبلاقتصروا على الألف وذكرت في موضعين من التهجي تنبيها على معنييها انتهى فان قلت لِمَ لم يقولوا همزة وقالوا ألف قلت عادتهم إن يجعلوا في أول كل اسم حرف مسماه، فلو قالوا همزة لكان ها، وأيضا عبر عنها بالألف لأنها تكتب بصورته كثيرا لا سيما إن كانت أولا فلا تكتب إلا بصورته فان قلت لم قيل للألف المدية لام ألف ولم يقل با ألف أو تا ألف والدلالة بهذا كالدلالة بهذا قلت هذا غير وارد لانّ لام ألف اسم للألف المديّة فهو علم مرتجل أي مبتكر وكذلك أسماء ساير الحروف فهي اعلام مرتجلة للنقوش المعروفة عند من يحسن صنعة الكتابة والجيم مثلا اسم ومسماه جه من كجعفر وهكذا ساير الحروف وقد قال الخليل يوما لاصحابه كيف تنطقون بالجيم من جعفر قالوا جيم قال إنما نطقتم بالاسم ولم تنطقوا بالمسؤول عنه وهو جه والأعلام المرتجلة كفقعس أبو قبيلة من بني اسد وأدد أبو قبيلة من اليمن لا يلزم فيها