Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hamd, ulûhiyet birliğinde tek olan, rubûbiyet azametiyle izzet bulan, âlemlerin nefislerine ecelleriyle kaim olan ve onların dönüşümlerini, hallerini en iyi bilen, ardarda gelen nimetleriyle onlara minnet eden, tam ve bol nimetleriyle onlara lütufta bulunan Allah'a mahsustur. O, yarattıklarını dilediği anda, hiçbir yardımcı ve danışman olmaksızın yarattı; insanı da dilediği gibi, benzeri ve dengi olmaksızın yarattı. Böylece meşieti, kudretiyle onlarda cari oldu; iradesi, izzetiyle onlarda nüfuz etti. Onlara güzel bir serbestlik (iyi fiilleri işleme kabiliyeti) ilham etti ve içlerine ahlakın çeşitlenmesini yerleştirdi. Onlar, kaderlerinin dereceleri üzere yürürler, ahlaklarının çeşitliliği üzere dönerler ve haklarında hükmettiği ve takdir ettiği şeylerde hayran hayran dolaşırlar. (Allah Teâlâ buyurdu ki:) 'Her bir grup, kendilerinde olanla sevinmektedir' (23/53). Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; O, yüce göklerin yaratıcısı, yerlerin ve toprağın (serâ) var edicisidir. O'nun hükmünü geri çevirecek yoktur, kazasını reddedecek yoktur. (Allah Teâlâ buyurdu ki:) 'O, yaptığından sorulmaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir' (21/23). Ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun seçilmiş kulu ve beğenilmiş rasûlüdür. Onu parlak nur ve hoşnut olunan emirle gönderdi; peygamberlerin arasının açıldığı, yolların silindiği bir zamanda. Böylece onunla azgınlığı ezdi, imanı tamamladı, onu bütün dinlere üstün kıldı ve putperestleri onunla bastırdı. Allah'ın salât ve selâmı, semada bir feleğin döndüğü ve melekûtta bir meleğin tesbih ettiği müddetçe onun üzerine ve bütün âlinin üzerine olsun. Amma ba'd: Zamanın değiştiği akıllı kişiye aşikâr olmuş, dönüştüğü anlayışlı kişiye görünmüştür. Öyle ki, onun memesi (bereketi) bolluktan sonra kurumuş, dalı tazelikten sonra solmuş, özü rutubetten sonra incelmiş, tadı tatlılıktan sonra acılaşmıştır. İçinde öyle topluluklar türemiştir ki, akıl sahibi olduklarını iddia ederler; (halbuki) aklın gerektirdiğinin aksine kalplerindeki şehvetleri kullanırlar ve aklın bizzat kendisinin gerektirdiği şeyleri (iç dürtülerle) terk ederler.
بسم اللَّه الرحمن الرحيمالحمد لله المتفرد بوحدانية الألوهية المتعزز بعظمة الربوبية القائم على نفوس العالم بآجالها والعالم بتقلبها وأحوالها المان عليهم بتواتر آلائه المتفضل عليهم بسوابغ نعمائه الذي أنشأ الخلق حين أراد بلا معين ولا مشير وخلق البشر كما أراد بلا شبيه ولا نظير فمضت فيهم بقدرته مشيئته ونفذت فيهم بعزته إرادته فألهمهم حسن الإطلاق وركب فيهم تشعب الأخلاق فهم على طبقات أقدارهم يمشون وعلى تشعب أخلاقهم يدورون وفيما قضى وقدر عليهم يهيمون و (٢٣ ٥٣ {كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ} )وأشهد أن لا إله إلا الله فاطر السموات العلا ومنشيء الأرضين والثرى لا معقب لحكمه ولا راد لقضائه (٢١ ٢٣ {لا يُسْأَلُ عما يفعل وهم يسألون} )وأشهد أن محمدا عبده المجتبى ورسوله المرتضى بعثه بالنور المضي والأمر المرضي على حين فترة من الرسل ودروس من السبل فدمغ به الطغيان وأكمل به الإيمان وأظهره على كل الأديان وقمع به أهل الأوثان ف صلى الله عليه وسلم مَا دار في السماء فلك وما سبح في الملكوت ملك وعلى آله أجمعين ٠أما بعد فإن الزمان قد تبين للعاقل تغيره ولاح للبيب تبدله حيث يبس ضرعه بعد الغزارة وذبل فرعه بعد النضارة ونحل عوده بعد الرطوبة وبشع مذاقه بعد العذوبة فنبع فيه أقوام يدعون التمكن من العقل باستعمال ضد مَا يوجب العقل من شهوات صدورهم وترك مَا يوجبه نفس العقل بهجسات
Onlar, kalplerini, güçlükler karşısında üzerine akideler bağladıkları aklın temelini nifak ve müdâhene kılmışlar; musibetler vâkî olduğunda ise onun dallarını güzel giyim ve fasâhat olarak belirlemişlerdir. Zannetmişlerdir ki bu dört şeyi sağlamlaştıran kimse, kendisine uyulması gereken akıllı kişidir; bunları sağlamlaştırmaktan geri kalan ise, kendisinden uzaklaşılması gereken en ânuk (ahmak) kişidir. Ne zaman ki âlemin avâmının onların fiillerine aldanıp, halkın hevâ ehlinin onların benzerlerine uyduklarını gördüm, işte bu beni, muhtevası latif bir mânâ ihtiva eden, akıl sahiplerinin zamanlarında hâlleri bilmek hususunda muhtaç oldukları şeyleri kapsayan hafif bir kitap telif etmeye sevketti. Öyle ki bu kitap, hazır olduklarında akıl sahipleri için bir tezkire (hatırlatma) ve gıyâblarında (yahut vefatlarından sonra) sahiplerine yardımcı olsun. Onun sayesinde âlim, akranlarına üstün gelir; kitabı muhafaza eden kimse, emsâline faik olur. Bu kitap, akıllı için halvetlerde sâdık bir nedîm (dost) ve sahralarda onu muhafaza eden bir üns (arkadaş) olur. Eğer kardeşlerinden lâyık olan birine tahsis edilirse, o kimse onu divanında (kitaplığında) eksik etmez; şayet onu dostlarına tercih ederek kendine has kılarsa, bu kitap sayesinde emsâllerine üstün gelir. Onda, akıllı kişinin kullanmasının güzel olduğu övülen hasletleri ve yapmasının çirkin olduğu yerilen huyları beyan ediyorum; ayrıca iktisarı (kısa tutmayı) sürdürme ve çokça uzatmaktan kaçınma kasdı ile hareket ediyorum. Ta ki taşıyan için hafif olsun, dinleyen kulağı onu anlayabilsin. Zira haber türleri ve şiir çeşitleri, eğer müctehid onları uzatmada gayret ederse, onların nihayetine ulaşmayı ümit edemez. Çoğaltmada kemâle ermeyi ümit etmeyen kimse, ihtisarla (özetle) yetinmeyi hak etmiştir. Allah, isabetli olana muvaffak kılan ve rüşde hidâyet edendir. O'ndan sırların ıslâhını ve günahlar sebebiyle cezalandırmayı terk etmesini dilerim. Şüphesiz O, Cevâd, Kerîm, Raûf, Rahîm'dir.
قلوبهم جعلوا أساس العقل الذي يعقدون عَلَيْهِ عند المعضلات النفاق والمداهنة وفروعه عند ورود النائبات حسن اللباس والفصاحة وزعموا أن من أحكم هذه الأشياء الأربع فهو العاقل الذي يجب الاقتداء به ومن تخلف عَن إحكامها فهو الأنوك الذي يجب الإزورار عنه ٠فلما رأيت الرعاع من العالم يغترون بأفعالهم والهمج من الناس يقتدون بأمثالهم دعاني ذلك إلى تصنيف كتاب خفيف يشتمل متضمنه على معنى لطيف مما يحتاج إليه العقلاء في أيامهم من معرفة الأحوال في أوقاتهم ليكون كالتذكرة لدوي الحجى عند حضرتهم وكالمعين لأولى النهى عند غيبتهم يفوق العالم به أقارنه والحافظ له أترابه يكون النديم الصادق للعاقل في الخلوات والمؤنس الحافظ له في الفلوات إن خص به من يجب من إخوانه لم يفتقده من ديوانه وإن استبد به دون أوليائه فاق به على نظرائه ٠أبين فيه مَا يحسن للعاقل استعماله من الخصال المحمودة ويقبح به إتيانه من الخلال المذمومة مع القصد في لزوم الاقتصار وترك الإمعان في الإكثار ليخف على حامله وتعيه أذن مستمعه لأن فنون الأخبار وأنواع الأشعار إذا استقصى المجتهد في إطالتها فليس يرجو النهاية إلى غايتها ومن لم يرج التمكن من الكمال في الإكثار كان حقيقا أن يقنع بالاختصار ٠والله الموفق للسداد والهادي إلى الرشاد وإياه أسأل إصلاح بالأسرار وترك المعاقبة على الأوزار إنه جواد كريم رءوف رحيم ٠
Akla sarılmanın teşviki ve akıllı-lebîb kişinin vasfı hakkında nakledilenler: Bize Muhammed b. Yûsuf b. Matar tahdîs etti, bize Abdullah b. Ahmed b. Şebbüveyh tahdîs etti, bize Ahmed b. Yûnus tahdîs etti, bize Fudayl b. İyâz tahdîs etti, Muhammed b. Sevr’den, o Ma‘mer’den, o Ebû Hâzim’den, o Sehl b. Sa‘d’dan (radıyallahu anh) rivâyetle dedi ki: Nebiyy-i Zîşân (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, ahlâkın yüksek ve şerefli olanlarını sever; basit ve âdî olanlarını ise kerih görür.” Ebû Hâtim [İbn Hibbân] dedi ki: Ben, aklın fazileti hakkında Nebî’den (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih bir haber bilmiyorum. Zira Ebân b. Ebî ‘Ayyâş, Seleme b. Verdân, Umeyr b. İmrân, Alî b. Zeyd, el-Hasen b. Dînâr, ‘Abbâd b. Kesîr, Müseyyere b. Abdirabbih, Dâvûd b. el-Muhbir, Mansûr b. Saffâr ve benzerleri, rivâyetleriyle ihticâc edilen kimselerden değildir. Bu sebeple onların aklın fazileti hakkında naklettikleri hadisleri [kitabımda] zikretmedim. Kişinin, ahlâkın yüksek ve şerefli olanlarını sevmesi, basit ve âdî olanlarını kerih görmesi ise bizzat aklın ta kendisidir. Akıl sebebiyle kişi nasîbine erişir; akıl, gurbette ünsiyet verir ve yokluğu giderir. Ondan daha üstün bir mal yoktur. Kişinin dini ancak aklı tamam olunca tamam olur. Akıl, doğru yolu tutmanın bilgisi ve hatadan kaçınmanın ilmi anlamına gelen bir isimdir. Kişi, bu mertebenin ilk basamağında bulunduğu zaman “edîb”; sonra “erîb”; sonra “lebîb”; sonra da “âkıl” diye isimlendirilir. Nitekim bir adam, dehâ mertebesinin ilk sınırına girdiği zaman kendisine “şeytan” denilir. Azgınlıkta ileri gidince “mârid” denilir. Daha da ileri gidince “abkarî” denilir. Hilesine şiddetli bir şer de eklenince “ifrît” denilir.
ذكر الحث على لزوم العقل وصفة العاقل اللبيبحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ بْنِ مَطَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ شَبُّوَيْهِ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ ثَوْرٍ عَنْ مَعْمَرٍ عَنْ أَبِي حَازِمٍ عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ مَكَارِمَ الأَخْلاقِ وَيَكْرَهُ سَفْسَافَهَاقال أَبُو حاتم لست أحفظ عَن النَّبِيّ صلى الله عليه وسلم خبرا صحيحا في العقل لأن أبان بن أبي عياش وسلمة بْن وردان وعمير بن عمران وعلي ابن زيد والحسن بْن دينار وعباد بن كثير ومسيرة بن عبد ربه وداود ابن المحبر ومنصور بن صفر وذويهم ليسوا ممن أحتج بأخبارهم فأخرج مَا عندهم من الأحاديث في العقل ٠وإن محبة المرء المكارم من الأخلاق وكراهته سفسافها هو نفس العقل ٠ فالعقل به يكون الحظ ويؤنس الغربة وينفي الفاقة ولا مال أفضل منه ولا يتم دين أحد حتى يتم عقله ٠والعقل اسم يقع على المعرفة بسلوك الصواب والعلم باجتناب الخطأ فإذا كان المرء في أول درجته يسمى أديبا ثم أريبا ثم لبيبا ثم عاقلا كما أن الرجل إذا دخل في أول حد الدهاء قِيلَ له شيطان فإذا عتا في الطغيان قِيلَ مارد فإذا زاد على ذلك قِيلَ عبقري فإذا جمع إلى خبثه شدة شر قِيلَ عفريت
Aynı şekilde câhile de ilk mertebesinde bön (mâik), sonra hafifmeşrep (rakî‘), sonra alık (enük), sonra ahmak denir. Allah’ın kullarına en üstün bağışı akıldır. Şu sözü söyleyen ne güzel söylemiştir:
“Allah’ın insana taksim ettiği en üstün şey aklıdır. İyiliklerden hiçbir şey onunla kıyaslanamaz.
Rahmân kişinin aklını tamamladığında, ahlâkı ve maksatları da kemâle erer.
Kişi insanlar arasında aklıyla yaşar; şüphesiz ilmi ve tecrübeleri akıl üzere cereyan eder.
Kişinin insanlar nezdindeki değerini artıran şey aklının kalitesidir; kazancı kendisine yasaklanmış olsa bile.”
Bize Muhammed b. Süleyman b. Fâris haber verdi, (dedi ki:) Bize Ahmed b. Seyyâr rivâyet etti, (dedi ki:) Bize Habîb el-Cellâb rivâyet etti, dedi ki: İbnü’l-Mübârek’e, “Kişiye verilen en hayırlı şey nedir?” denildi. “Akıl fıtratı” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Güzel edep” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Kendisine danışacağı sâlih bir kardeş” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Uzun süreli susmak” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Âcil ölüm” dedi.
Bize Muhammed b. Dâvûd er-Râzî haber verdi, (dedi ki:) Bize Muhammed b. Humeyd rivâyet etti, (dedi ki:) Bize İbnü’l-Mübârek rivâyet etti, dedi ki: Akîl’e, “Kula verilen en faziletli şey nedir?” diye soruldu. “Akıl fıtratı” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Güzel edep” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Kendisine danışacağı öz kardeş” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Uzun süreli susmak” dedi. “Ya o yoksa?” denildi. “Âcil ölüm” dedi.
Ebû Hâtim dedi ki: Akıl iki türlüdür: Matbû‘ (doğuştan) ve mesmû‘ (sonradan kazanılan). Bunlardan matbû‘ olan toprak gibidir, mesmû‘ olan ise tohum ve su gibidir. Matbû‘ aklın, kendisine mesmû‘ akıl ulaşıp onu uykusundan uyandırmadıkça ve onu gizli yerlerinden serbest bırakmadıkça, mahsul veren bir amele erişmesine imkân yoktur. Tohum ve su, yerin derinliklerinde bulunan bitki bolluğunu nasıl dışarı çıkarırsa… Doğal akıl insanın bâtınında, ağacın damarlarının topraktaki konumu gibidir. Mesmû‘ akıl ise zâhirinde olup, ağacın meyvesinin dallarından sarkması gibidir.
Bana bir beyit inşad eden Muhammed b. İshâk b. Habîb el-Vâsıtî’dir.
وكذلك الجاهل يقال له في أول درجته المائق ثم الرقيع ثم الأنوك ثم الأحمق ٠وأفضل مواهب اللَّه لعباده العقل ولقد أحسن الذي يقول … وأفضل قسم اللَّه للمرء عقله … فليس من الخيرات شيء يقاربهإذا أكمل الرحمن للمرء عقله … فقد كملت أخلاقه ومآربهيعيش الفتى في الناس بالعقل إنه … على العقل يجري علمه وتجاربهيزيد الفتى في الناس جودة عقله … وإن كان محظورا عَلَيْهِ مكاسبه … أخبرنا مُحَمَّد بْن سليمان بْن فارس حَدَّثَنَا أَحْمَد بْن سيار حَدَّثَنَا حبيب الجلاب قَالَ قِيلَ لابن المبارك مَا خير مَا أعطى الرجل قَالَ غريزة عقل قِيلَ فإن لم يكن قَالَ أدب حسن قِيلَ فإن لم يكن قَالَ أخ صالح يستشيره قِيلَ فإن لم يكن قَالَ صمت طويل قِيلَ فإن لم يكن قَالَ موت عاجلأخبرنا مُحَمَّد بْن داود الرازي حَدَّثَنَا مُحَمَّد بْن حميد حَدَّثَنَا ابن المبارك قَالَ سئل عقيل مَا أفضل مَا أعطي العبد قَالَ غريزة عقل قَالَ فإن لم يكن قَالَ فأدب حسن قَالَ فإن لم يكن قَالَ فأخ شقيق يستشيره قال فإن لم يكون فطول الصمت قَالَ فإن لم يكن قَالَ فموت عاجلقال أَبُو حاتم العقل نوعان مطبوع ومسموع فالمطبوع منهما كالأرض والمسموع كالبذر والماء ولا سبيل للعقل المطبوع أن يخلص له عمل محصول دون أن يرد عَلَيْهِ العقل المسموع فينبهه من رقدته ويطلقه من مكامنه يستخرج البذر والماء مَا في قعور الأرض من كثرة الربعفالعقل الطبيعي من باطن الإنسان بموضع عروق الشجرة من الأرض والعقل المسموع من ظاهره كتدلي ثمرة الشجرة من فروعها ٠ أنشدني مُحَمَّد بْن إِسْحَاق بْن حبيب الواسطي
Aklı iki tür gördüm: Matbû (fıtrî) ve mesmû (kesbî). Mesmû olan, matbû olmadıkça fayda vermez; tıpkı güneşin fayda vermemesi gibi, ancak gözün nuru men edilmiştir. Bize Rakka’da el-Kattân haber verdi; bize Mûsâ b. Mervân rivâyet etti; bize Bakiye, Abdullah b. Hassân’dan rivâyet etti; (o da) İbn Âmir’den rivâyet etti; dedi ki: Atâ b. Ebî Rebâh’a dedim ki: “Ey Ebû Muhammed! Kula verilen en üstün şey nedir?” “Akıl (Allah’a dair akıldır)” dedi. Bana Ahmed b. Abdullah es-San‘ânî, Abdullah b. İkrâş’a ait şu şiiri okudu: “Genci insanlar arasında süsleyen, aklının sağlamlığıdır; kazanç yolları kendisine yasaklanmış olsa bile. Genci insanlar arasında çirkinleştiren ise aklının hafifliğidir; soyu ve asaleti ne kadar değerli olsa da.” Ebû Hâtim dedi ki: Akıl sahibine düşen, aklını hikmetle diriltmeye, bedenini gıdayla diriltmekten daha fazla önem vermektir. Çünkü bedenlerin gıdası yiyecekler, aklın gıdası ise hikmettir. Bedenler yiyecek ve içeceğin yokluğunda öldükleri gibi, akıllar da hikmet olan gıdalarını kaybettiklerinde ölürler. Beldelerde dolaşmak ve Allah’ın yaratışını ibretle seyretmek de kişinin aklını artırır, bu dolaşma sırasında malını kaybetse bile. Bana Abdurrahmân b. Muhammed el-Mukâtilî şu şiiri okudu: “Şüphesiz akıl sahibi, malın yokluğunu kendisi için bir kazanç sayar; ne zaman ki aklı sağlam olursa. Kişiye mal yokluğundan dolayı bir ayıp gelmez; eğer aklı kemale ermiş ve dini düzgün ise.” Bize Muhammed b. el-Müseyyib haber verdi; bize Ahmed b. İsmâil el-Medenî rivâyet etti; dedi ki: Hâtim b. İsmâil’i şöyle derken işittim: “Allah, emanet olarak verdiği aklı olmayan hiçbir kul bırakmaz; ancak onu bir gün o akılla kurtarır.” Ebû Hâtim dedi ki: Akıl, kalplerin ilacı, müctehidlerin bineği ve âhiret ekininin tohumudur.
.. رأيت العقل نوعين … فمطبوع ومسموعولا ينفع المسموع … إذا لم يك مطبوعكما لا تنفع الشمس … وضوء العين ممنوع … أخبرنا القطان بالرقة حَدَّثَنَا موسى بْن مروان حَدَّثَنَا بقية عَن عَبْد اللَّه بْن حسان حدثني ابن عامر قَالَ قلت لعطاء بْن أَبِي رباح يا أبا مُحَمَّد مَا أفضل مَا أعطي العبد قَالَ العقل عَن اللهأنشدني أحمد بن عبد الله الصنعاني لعبد اللَّه بْن عكراش … يزين الفتى في الناس صحة عقله … وإن كان محظورا عَلَيْهِ مكاسبهيشين الفتى في الناس خفة عقله … وإن كرمت أعراقه ومناسبه … قال أَبُو حاتم فالواجب على العاقل أن يكون بما أحيا عقله من الحكمة أكلف منه بما أحيا جسده من القوت لأن قوت الأجساد المطاعم وقوت العقل الحكم فكما أن الأجساد تموت عند فقد الطعام والشراب وكذلك العقول إذا فقدت قوتها من الحكمة ماتت ٠والتقلب في الأمصار والاعتبار بخلق اللَّه مما يزيد المرء عقلا وإن عدم المال في تقلبه ٠أنشدني عَبْد الرحمن بْن مُحَمَّد المقاتلي … إن ذا العقل يرى غنما له … عدم المال إذا مَا العقل صحما على المرء بعدم سبة … إن وفا العقل وإن دين صلح … أخبرنا مُحَمَّد بْن المسيب حَدَّثَنَا أَحْمَد بْن إِسْمَاعِيل المدني قَالَ سمعت حاتم ابن إِسْمَاعِيل يقول مَا استودع اللَّه عقلا عبدا إلا استنقذه به يوما مَا قال أَبُو حاتم العقل دواء القلوب ومطية المجتهدين وبذر حراثة الآخرة
Müminin dünyadaki tacı ve musibetlerin vukuunda silahı akıldır. Akıldan yoksun olanı, sultan aziz kılmaz; mal da onun kadrini yüceltmez. Dünya lezzetinden tattığı şeyler kendisini âhiretinden gafil kılan kimsenin aklı yoktur. Nitekim en şiddetli sakatlık cehalet olduğu gibi, en şiddetli yoksulluk da akıl yoksulluğudur. Akıl ile heva (nefsânî arzu) birbirine zıttır. Kişiye vâcip olan, re'yine (doğru görüşüne) yardımcı olması, hevasını ise ertelemesidir (ona uymayı geciktirmesidir). Kendisine iki husus karışık geldiğinde, onlardan hevasına en yakın olanı sakınsın. Zira hevadan kaçınmakta, kalplerin gizli hallerinin (serâir) ıslahı vardır. Akıl ile vicdanlar (zamâir) düzelir.
Bize Amr b. Muhammed el-Ensârî haber verdi; bize Muhammed b. Ubeydillah el-Cuşemî rivayet etti; bize el-Medâinî nakletti; dedi ki: Muâviye b. Ebî Süfyân (r.a.), uzun ömürlü bir Arab'a: 'Gördüğün en güzel şeyi bana haber ver' dedi. O da şöyle cevapladı: 'Allah korkusu (takvâ) ve âhiret talebiyle birlikte, mürüvvetin (insanlık kemalinin) akıl ile talep edilmesi.'
Abdülazîz b. Süleyman el-Ebreş bana şöyle inşâd etti: 'Kişinin aklı tamam olunca, işleri, ikramları ve yapıları da tamam olur. Eğer akıl yoksa, malca çok cömert olsa bile noksanlığı ortaya çıkar.'
Bize Hasan b. Süfyân haber verdi; bize Ebû Kâmil el-Cahderî rivayet etti; bize Îmrân b. Hâlid el-Huzâî rivayet etti; dedi ki: Hasan-ı Basrî'yi (r.a.) şöyle derken işittim: 'Bir kulun dini, aklı tamam olmadıkça asla tamam olmaz.'
Ebû Hâtim dedi ki: Akıl sahiplerinin mertebe bakımından en üstünü, nefsi en sürekli murakabe (hesap) eden ve bu hususta en az gevşeklik gösterenidir.
İşte akıl ile kalpler mamur olur; nitekim ilim ile akıllar (hilmler) ortaya çıkarılır. Saadetin direği akıl, iradenin başı da akıldır. Eğer akıl bir surette tasavvur edilseydi, nûrundan dolayı güneş onun yanında sönük kalırdı. Akıllıya yakın olmak, her halükârda hayrı umulan bir durumdur; tıpkı cahile yakın olmanın her halükârda şerrinden korkulan bir durum olması gibi.
وتاج المؤمن في الدنيا وعدته في وقوع النوائب ومن عدم العقل لم يزده السلطان عزا ولا المال يرفعه قدرا ولا عقل لمن أغفله عَن أخراه مَا يجد من لذة دنياه فكما أن أشد الزمانة الجهل كذلك أشد الفاقة عدم العقلوالعقل والهوى متعاديان فالواجب على المرء أن يكون لرأيه مسعفا ولهواه مسوفا فإذ اشتبه عَلَيْهِ أمران اجتنب أقربهما من هواه لأن في مجانبته الهوى إصلاح السرائر وبالعقل تصلح الضمائر ٠أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ الأَنْصَارِيُّ ثَنَا ثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عبيد الله الجشمى حدثنا المداينى قَالَ قَالَ مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ لِرَجُلٍ مِنَ الْعَرَبِ عَمَّرَ دَهْرًا أَخْبِرْنِي بِأَحْسَنِ شَيْءٍ رَأَيْتَهُ قَالَ عَقْلٌ طُلِبَ بِهِ مُرُوءَةٌ مَعَ تَقْوَى اللَّهِ وَطَلَبِ الآخِرَةِوأنشدني عَبْد العزيز بْن سليمان الأبرش … إذا تم عقل المرء تمت أموره … وتمت أياديه وتم بناوهفإن لم يكن عقل تبين نقصه … ولو كان ذا مال كثيرا عطاؤه … أخبرنا الحسن بْن سُفْيَان حَدَّثَنَا أَبُو كامل الجحدري حَدَّثَنَا عمران بْن خالد الخزاعي قَالَ سمعت الحسن يقول مَا تم دين عَبْد قط حتى يتم عقله قال أَبُو حاتم أفضل ذوي العقول منزلة أدومهم لنفسه محاسبة وأقلهم عنها فترةفبالعقل تعمر القلوب كما أن بالعلم تستخرج الأحلام وعمود السعادة العقل ورأس الاختيار ولو صور العقل صورة لأظلمت معه الشمس لنوره فقرب العاقل مرجو خيره على كل حال كما أن قرب الجاهل مخوف شره على كل حال ٠
Akıllı kişiye üzülmesi gerekmez; çünkü üzüntü fayda vermez ve çokluğu aklı zedeler. Hüzünlenmemelidir; çünkü hüzün musibeti geri çevirmez ve devamı aklı eksiltir. Akıllı, hastalık kendisine gelmeden önce onu keser, iş başa gelmeden önce onu defeder. Başına geldiğinde ise rıza gösterir ve sabreder. Akıllı, gücü yettiğince asla kimseyi korkutmaz ve bir çıkış yolu bulabildiği halde korku üzere devam etmez. Kendisi için zilletten korktuğu zaman, iffetine sımsıkı sarılarak sahip olduğu yeni ve eski (bütün) maldan vazgeçer; zira iffet, aklın şubelerinin kutbudur. Bana el-Muntesır b. Bilâl b. el-Muntesır el-Ensârî şu beyitleri inşad etti: «Sen iffeti ve takvayı emretmiyor musun? / İş nihayetinde O’na döner. / Eğer gücün yetiyorsa, aklının faziletini al; / Zira akıllar için üstünlük görülür.» Bize Hüseyin b. İshak el-İsfahânî, el-Kerec‘de haber verdi; bize Muhammed b. Ali et-Tâhî rivayet etti; bize Amr b. Osman el-Hazzâz el-Harrânî rivayet etti; bize Mufaddal b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Alî (r.a.) dedi ki: Allah Adem’i cennetten indirdiği zaman Cebrâil ona geldi ve dedi ki: «Ben üç şeyde seni muhayyer bırakmakla emrolundum; birini seç, ikisini bırak.» Adem: «O üç şey nedir?» dedi. Cebrâil: «Haya, din ve akıl» dedi. Adem: «Ben aklı seçtim» dedi. Bunun üzerine Cebrâil haya ve dine: «Çekilin gidin» dedi (ve onu [aklı] çağırdı). Onlar: «Biz akıl ile beraber olmakla emrolunduk, nerede olursa» dediler. Sonra Cebrâil yükseldi ve «İşiniz size kalmış» dedi. Ebû Hâtim dedi ki: Kimin aklı güzel, yüzü çirkin olursa, yüzünün çirkinlikleri nefsinin faziletlerini yok edemez. Kimin yüzü güzel, aklı az olursa, yüzünün güzellikleri nefsinin eksikliklerini gideremez. Akıllı kişi, fakir dahi olsa üzülmemelidir; çünkü akıllıdan zenginleşmesi umulur; çok mal sahibi olan cahilin ise malının kalıcılığına güven olmaz. Akıllının malı, aklı ve takdim ettiği salih amelleridir.
ولا يجب للعاقل أن يغتم لأن الغم لا ينفع وكثرته تزري بالعقل ولا أن يحزن لأن الحزن لا يرد المرزئة ودوامه ينقص العقلوالعاقل يحسم الداء قبل أن يبتلى به ويدفع الأمر قبل أن يقع فيه فإذا وقع فيه رَضِيَ وصبر والعاقل لا يخيف أحدا أبدا مَا استطاع ولا يقيم على خوف وهو يجد منه مذهبا وإذا خاف على نفسه الهوان طابت نفسه عما يملك من الطارف والتالد مع لزوم العفاف إذ هو قطب شعب العقلأنشدني المنتصر بْن بلال بْن المنتصر الأنصاري … أولست تأمر بالعفاف وبالتقى … وإليه آل الأمر حين يؤولفإن استطعت فخذ بعقلك فضله … إن العقول يرى لها تفضيل … أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ إِسْحَاقَ الأَصْبَهَانِيُّ بِالْكَرَجِ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ الطَّاحِيُّ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ الْخَزَّازُ الْحَرَّانِيُّ حَدَّثَنَا مُفَضَّلُ بْنُ صَالِحٍ قَالَ عَلِيٌّ لَمَّا أَهْبَطَ اللَّهُ آدَمَ مِنَ الْجَنَّةِ أَتَاهُ جَبْرِيلُ فَقَالَ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أُخَيِّرَكَ في ثلاثة فَاخْتَرْ وَاحِدَةً وَدَعِ اثْنَتَيْنِ فَقَالَ آدم وما الثلاث فقال الْحَيَاءُ وَالدِّينُ وَالْعَقْلُ فَقَالَ آدَمُ فَإِنِّي قَدِ اخْتَرْتُ الْعَقْلَ قَالَ فَقَالَ جِبْرِيلُ لِلْحَيَاءِ وَالدِّينِ انْصَرِفَا وَدَعَاهُ فَقَالا إِنَّا أُمِرْنَا أَنْ نَكُونَ مَعَ الْعَقْلِ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ عَرَجَ جِبْرِيلُ وَقَالَ شَأْنَكُمْقال أَبُو حاتم من حسن عقله وقبح وجهه فقد أفقد فضائل نفسه قبائح وجهه ومن حسن وجهه وقل عقله فقد أذهب محاسن وجهه نقائص نفسه فلا يجب للعاقل أن يغتم إذا كان معدما لأن العاقل قد يرجى له الغنى ولا يوثق للجاهل المكثر ببقاء ماله ومال العاقل عقله وما قدم من صالح عمله
Aklın âfeti; kibir, helâk edici belâ ve aşırı refahtır. Çünkü belâlar peş peşe geldiğinde kişinin aklını helâk eder; refah ise arka arkaya geldiğinde onu azdırır. Akıllı düşman, kişi için cahil dosttan daha hayırlıdır.
Alî b. Muhammed el-Bessâmî bana şu şiiri inşâd etti: “Akıllı düşmanın sana, âşıkâne bağlı cahil ahmaktan daha hayırlıdır. Akıllı kişi güzel işleri yapar ve en doğru, en yumuşak olana yönelir.”
Muhammed b. el-Hüseyin b. Kuteybe, Askalân’da bize haber verdi: İbn Ebî’s-Serî rivâyet etti: Dâvûd b. el-Cerrâh ve Damre b. Rebîa, Halîd b. Dülec’ten naklen rivâyet ettiler; dedi ki: Muâviye b. Kurra’yı şöyle derken işittim: “Muhakkak ki insanlar hacceder, umre yapar, cihâd eder, namaz kılar, oruç tutar; ancak kıyâmet gününde akılları miktarınca mükâfatlandırılırlar.”
Muhammed b. Mahmûd b. Adî en-Nesâî’nin şöyle dediğini işittim: Alî b. Haşrem’den işittim; Hafs b. Humeyd el-Ekkâf’tan işittim: “Akıllı aldanmaz, vera‘ sahibi de aldanmaz.”
Ebû Hâtim dedi ki: Bu ibare, birçok mânâyı kendinde toplayan kapsamlı bir sözdür. Nitekim tevfik olmaksızın gayretin fayda vermediği gibi; güzelliğin tatlılık olmaksızın, sevincin emniyet olmaksızın bir anlamı olmadığı gibi; akıl da vera‘ olmaksızın, ezber de amel olmaksızın fayda vermez. Sevincin emniyete, akrabalığın muhabbete tâbi olması gibi, bütün mürüvvetler de akla tâbidir.
Her kavmin akılları, yaşadıklıkları devir ölçüsündedir. Akıllı kişi ömürden en güzel olanını seçer, (bu) kısa da olsa; zira o, uzun da olsa sıkıntılı bir hayattan daha hayırlıdır. Kendisinden faydalanılmayan hafıza sahibi akıl, harap olmuş verimli toprak gibidir.
Akıllı kimse, kendisine sorulmadıkça söze başlamaz; kabul görmediği yerde fazla münâkaşa etmez; iyice tetkik etmedikçe cevap vermekte acele etmez.
وآفة العقل الصلف والبلاء المردي والرخاء المفرط لأن البلايا إذا تواترت عَلَيْهِ أهلكت عقله والرخاء إذا تواتر عَلَيْهِ أبطره والعدو العاقل خير للمرء من الصديق الجاهل ٠أنشدني علي بْن مُحَمَّد البسامي … عدوك ذو العقل أبقى عليك … من الجاهل الوامق الأحمقوذو العقل يأتي جميل الأمور ويقصد للأرشد الأرفق … أخبرنا مُحَمَّد بْن الحسين بْن قتيبة بعسقلان حَدَّثَنَا ابن أَبِي السري حَدَّثَنَا داود بْن الجراح وضمرة بْن ربيعة عَن خليد بْن دعلج قال سمعت معاوية ابن قرة يقول إن القوم ليحجون ويعتمرون ويجاهدون ويصلون ويصومون وما يعطون يوم القيامة إلا على قدر عقولهمسمعت مُحَمَّد بْن محمود بن عدي النسائي يقول سمعت علي بْن خشرم يقول سمعت حفص بْن حميد الأكاف يقول العاقل لا يغبن والورع لا يغبنقال أَبُو حاتم هذه لفظة جامعة تشتمل على معان شتى فكما لا ينفع الاجتهاد بغير توفيق ولا الجمال بغير حلاوة ولا السرور بغير أمن كذلك لا ينفع العقل بغير ورع ولا الحفظ بغير عمل وكما أن السرور تبع للأمن والقرابة تبع للمودة كذلك المروءات كلها تبع للعقلوعقول كل قوم على قدر زمانهم فالعاقل يختار من العمر أحسنه وإن قل فإنه خير من الحياة النكدة وإن طالت والعقل الموعى غير المنتفع به كالأرض الطيبة الخراب ٠والعاقل لا يبتدىء الكلام إلا أن يسأل ولا يكثر التماري إلا عند القبول ولا يسرع الجواب إلا عند التثبت ٠
Âkıl hiç kimseyi küçük görmez; zira sultanı küçük gören dünyasını harap eder, müttakîleri küçük gören dinini mahveder, kardeşlerini küçük gören mürüvvetini yok eder, avâmı küçük gören ise haysiyetini (sıyânetini) kaybeder. Âkılın kendi kusuru kendisine gizli kalmaz; çünkü kendi kusuru kendisine gizli kalan kişinin, başkalarının güzel vasıfları da gizli kalır. Kişi için en şiddetli cezalardan biri, kusurunun kendisine gizli kalmasıdır; zira kusurunu bilmeyen onu terk edemez, başkalarının güzel vasıflarını bilmeyen ise onları elde edemez. Yeni başlayan için tecrübeler ne kadar faydalıdır! Muntesır b. Bilâl b. el-Muntesır el-Ensârî bana şu beyitleri inşâd etti: “Görmez misin ki akıl, sahiplerine ziynettir / Ve aklın kemâli, uzun tecrübeler iledir. Geçmiş zaman, akıl sahibine öğüt vermiştir / Ve kişi günleri geçtikçe tecrübelerle artar.” Bize Hasan b. Süfyân haber verdi; Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti; Cerîr, Hakem b. Abdullah’tan şöyle dediğini nakletti: “Araplar şöyle derdi: ‘Akıl tecrübeler, hazım ise sû-i zandır.’” Ebû Hâtim şöyle demiştir: “Kişi, tecrübelerle bilgi sahibi olmadıkça işlerde isabet edemez.” Âkıl, küçüklüğünde güzel bir meşrebe sahip olur; çocukluğunda sağlam bir ibret alma yetisine; bülûğ çağında güzel bir iffet ve nezâkete; gençliğinde beğenilen ahlâka; orta yaşında re’y ve hazma sahip olur. Kendini hedefinin bir adım (bertüve) gerisinde tutar, sonra kendine bir hedef belirler ve orada durur; zira her şeyde sınırı aşan noksanlığa düşer. Akıl ancak kullanılmakla fayda verir; tıpkı yardımcıların ancak fırsat anında faydalı olması gibi. Re’y de ancak intihâl (seçip alma) ile fayda verir; tıpkı fırsatın ancak yardımcıların hazır bulunmasıyla tamamlanması gibi. Hayır hasletlerinin çoğu üzerinde akıl galip gelmeyen kişinin, helâkinin kendisine en yakın şeylerde olmasından korkarım.
والعاقل لا يستحقر أحدا لأن من استحقر السلطان أفسد دنياه ومن استحقر الأتقياء أهلك دينه ومن استحقر الإخوان أفنى مروءته ومن استحقر العام أذهب صيانته ٠والعاقل لا يخفى عَلَيْهِ عيب نفسه لأن من خفي عَلَيْهِ عيب نفسه خفيت عَلَيْهِ محاسن غيره وإن من أشد العقوبة للمرء أن يخفى عَلَيْهِ عيبه لأنه ليس بمقلع عَن عيبه من لم يعرفه وليس بنائل محاسن الناس من لم يعرفها وما أنفع التجارب للمبتدى ٠أنشدني المنتصر بْن بلال بْن المنتصر الأنصاري … ألم تر أن العقل زين لأهله … وأن كمال العقل طول التجاربوقد وعظ الماضي من الدهر ذا النهى … ويزداد في أيامه بالتجارب … أخبرنا الحسن بْن سُفْيَان حَدَّثَنَا عثمان بْن أبى شيبة حَدَّثَنَا جرير عن الحكم ابن عَبْد اللَّه قَالَ كانت العرب تقول العقل التجارب والحزم سوء الظنقال أَبُو حاتم لا يكون المرء بالمصيب في الأشياء حتى تكون له خبرة بالتجاربوالعاقل يكون حسن المأخذ في صغره صحيح الاعتبار في صباه حسن العفة عند إدراكه رَضِيَ الشمائل في شبابه ذا الرأي والحزم في كهولته يضع نفسه دون غايته برتوة ثم يجعل لنفسه غاية يقف عندها لأن من جاوز الغاية في كل شئ صار إلى النقص ٠ولا ينفع العقل إلا بالاستعمال كما لا تنفع الأعوان إلا عند الفرصة ولا ينفع الرأي إلا بالإنتخال كما لا تتم الفرصة إلا بحضور الأعوان ٠ومن لم يكن عقله أغلب خصال الخير عَلَيْهِ أخاف أن يكون حتفه في أقرب الأشياء إليه ٠
Aklın başı, bir şeyin meydana gelmesi mümkün olanı, henüz vuku bulmadan önce bilmektir. Âkile şu üç şeyden sakınması gerekir: Zira onlar aklı ifsad etmede ateşin kuru çalıları (yabani hünnap dallarını) yakmasından daha süratlidir: Gülmeye dalıp gitmek, çok temenni etmek ve kötü sebat (yanlışta ısrar). Çünkü âkil, gücünün yetmediği şeye kalkışmaz; ancak ulaşabileceği şey için çalışır; ancak gücünün yettiği şeye söz verir; ancak fayda sağlayacağı kadar harcar; ancak zenginliği nispetinde karşılık bekler; elde ettiği şeyle ancak faydası kendisine dönen kadar sevinir. 0 Âkil, dostuna canını ve malını verir; tanıdığına yardımını ve huzurunu verir; düşmanına adaletini ve iyiliğini verir; halka güler yüzünü ve selâmını verir. Ancak ihtiyacına kavuşmasını sevdiği kimseden yardım ister; ancak sözünü bir kazanç (fayda) gördüğü kimseyle konuşur; mecburen aksi olmadıkça. Bildiği ilmi dahi (öne sürüp) iddia etmez; zira adamların faziletleri onların kendilerinin iddia ettikleri değil, insanların kendilerine nispet ettikleridir. Akıldan nasibine erişmişken dünyanın geçici kırıntılarından ne kaçırdığına aldırmaz. Abdurrahman b. Muhammed el-Mukâtilî bana şu beyti inşad etti: 'Kim akıllı olur da zengin olmazsa, ayağı olup da nalını olmayan gibidir. / Kim zengin olur da akıllı olmazsa, nalı olup da ayağı olmayan gibidir.' Ebû Hâtim dedi ki: 'Âkile, malı olmasa bile, işlerinin çirkinliklerini güzelliklere çevirmesi yeter bir fazilettir.' Böylece anlayışsızlığı (belâdeti) hilme, hileyi akla, saçma sözü (hezeri) belâgate, sertliği (hiddeti) zekâya, acziyeti (iyyi) suskunluğa (sukûta), cezayı terbiyeye, cesareti azme, korkaklığı ihtiyata (tedbîre), israfı cömertliğe, eli sıkılığı da takdire (ölçülü olmaya) dönüştürür. Neredeyse âkili görmezsin ki şu vasıflarda olmasın: Büyüklere saygılı, akranlarına nasihatçi, kardeşlerine uyumlu, düşmanlara karşı tedbirli, dostları kıskanmayan, sevdiklerini aldatmayan, kötülere sataşmayan, zenginken cimrilik etmeyen, fakirken hırslı (tamahkâr) olmayan, hevâya uymayan, öfkeye kapılıp şaha kalkmayan (azmayan, gemini salmayan), idarede şımarmayan, bulamadığı şeyi temenni etmeyen, bulunca biriktirip yığmayan (istif etmeyen), bir davaya girmeyen ve münazaraya karışmayan.
ورأس العقل المعرفة بما يمكن كونه قبل أن يكونوالواجب على العاقل أن يجتنب أشياء ثلاثة فإنها أسرع في إفساد العقل من النار في يبيس العوسج الاستغراق في الضحك وكثرة التمني وسوء التثبت لأن العاقل لا يتكلف مالا يطيق ولا يسعى إلا لما يدرك ولا يعد إلا بما يقدر عَلَيْهِ ولا ينفق إلا بقدر مَا يستفيد ولا يطلب من الجزاء إلا بقدر مَا عنده من الغناء ولا يفرح بما نال إلا بما أجدى عَلَيْهِ نفعه منه ٠والعاقل يبذل لصديقه نفسه وماله ولمعرفته رفده ومحضره ولعدوه عدله وبره وللعامة بشره وتحيته ولا يستعين إلا بمن يحب أن يظفر بحاجته ولا يحدث إلا من يرى حديثه مغنما إلا أن يغلبه الاضطرار عَلَيْهِ ولا يدعي مَا يحسن من العلم لأن فضائل الرجال ليست مَا ادعوها ولكن مَا نسبها الناس إليهم ولا يبالي مَا فاته من حطام الدنيا مع مَا رزق من الحظ في العقل ٠أنشدني عَبْد الرحمن بْن مُحَمَّد المقاتلي … فمن كان ذا عقل ولم يك ذا غنى … يكون كذي رجل وليست له نعلومن كان ذا مال ولم يك ذا حجى … يكون كذي نعل وليست له رجل … قال أَبُو حاتم كفى بالعاقل فضلا وإن عدم المال بأن تصرف مساوى أعماله إلى المحاسن فتجعل البلادة منه حلما والمكر عقلا والهذر بلاغة والحدة ذكاء والعي صمتا والعقوبة تأديبا والجرأة عزما والجبن تأنيا والإسراف جودا والإمساك تقديرا فلا تكاد ترى عاقلا إلا موقرا للرؤساء ناصحا للأقران مواتيا للإخوان متحرزا من الأعداء غير حاسد للأصحاب ولا مخادع للأحباب ولا يتحرش بالأشرار ولا يبخل في الغنى ولا يشره في الفاقه ولا ينقاد للهوى ولا يجمح في الغضب ولا يمرح في الولاية ولا يتمنى مالا يجد ولا يكتنز إذا وجد ولا يدخل في دعوى ولا يشارك في مراء
Davasını (hüccetini) ancak bir kadı gördüğünde ortaya koyar ve acısını, ancak şifa umduğu kimseden başkasına şikâyet etmez. Bir kimseyi, ancak onda bulunan bir özellikle över; zira bir adamı, kendisinde olmayan bir şeyle metheden, hicvinde aşırıya gitmiş olur. Kendi yapmadığı bir fiilden dolayı övgü kabul eden kimse de alay konusu olmayı hedeflemiş demektir. Âkil, malı olmadığı hâlde ikram görür (saygı duyulur); tıpkı yatıyor olsa dahi kendisinden korkulan arslan gibi. Âkilin sözü, sağlam bedenin dengeli oluşu gibi dengelidir; cahilin sözü ise, hastanın bedenindeki karışıklık gibi çelişkilidir. Âkilin sözü az da olsa büyük bir değer taşır; nitekim günaha yaklaşmak az da olsa büyük bir musibettir. Akıldan olan, her işe girişmeden önce ihtiyatlı davranmaktır. Aklın âfeti ise kendini beğenmektir (ucb). Bilakis âkile düşen, nefsini kötü komşuya, kötü arkadaşa ve kötü sohbet arkadaşına sabretmeye hazırlamasıdır; zira bunlar, günler geçtikçe onun başına gelmekten geri durmaz. Âkilin bu sıfatla (âkil) anılmaktan hoşlanmaması gerekir; çünkü deha (kurnazlık) ile tanınan kimseden sakınılır. Âkilin aklından olan, aklını gücü yettiğince gizlemesidir; zira tohum, bir müddet toprakta gizlense de, mutlaka zamanı gelince ortaya çıkar. Aynı şekilde âkilin aklı da gizli kalmaz, onu gizlemek için gayret gösterse bile. Kişinin mekârim-i ahlâka (yüce ahlâkî faziletlere) sahip olmasının ilk adımı, akla bağlı olmaktır. Bana Ali b. Muhammed el-Bisâmî inşad etti: Şüphesiz ki mekârim (faziletler) taksim edilmiş kapılardır; birincisi akıl, ikincisi sükût, üçüncüsü ilim, dördüncüsü hilm, beşincisi cömertlik, altıncısı doğruluk, yedincisi sabır, sekizincisi şükür, dokuzuncusu yumuşaklık, onuncusu doğruluktur. Bize Ömer b. Abdullah b. Ömer el-Hecerî, el-Ubülle'de haber verdi; bize Abdullah b. Hubeyk tahdîs etti; bize Mûsâ b. Tarîf tahdîs etti; Şuayb b. Harb dedi ki: Şu'be bana dedi ki: Akıllarımız azdır. Kendimizden daha az akıllı olanla oturduğumuzda, o az olan şey de gider. Ve ben gerçekten o adamı görüyorum, oturur...
ولا يدلي بحجة حتى يرى قاضيا ولا يشكو الوجع إلا عند من يرجو عنده البرء ولا يمدح أحدا إلا بما فيه لأن من مدح رجلا بما ليس فيه فقد بالغ في هجائه ومن قبل المدح بما لم يفعله فقد استهدف للسخرية ٠والعاقل يكرم على غير مال كالأسد يهاب وإن كان رابضا وكلام العاقل يعتدل كاعتدال جسد الصحيح وكلام الجاهل يتناقض كاختلاط جسد المريضوكلام العاقل وإن كان نزرا حظوة عظيمة كما أن مقارفة المأثم وإن كان نزرا مصيبة جليلةومن العقل التثبت في كل عمل قبل الدخول فيهوآفة العقل العجب بل على العاقل أن يوطن نفسه على الصبر على جار السوء وعشير السوء وجليس السوء فإن ذلك مما لا يخطيه على ممر الأيام ٠ولا يجب للعاقل أن يحب أن يسمى به لأن من عرف بالدهاء حذر ومن عقل العاقل دفن عقله مَا استطاع لأن البذر وإن خفي في الأرض أياما فإنه لا بد ظاهر في أوانه وكذلك العاقل لا يخفى عقله وإن أخفى ذلك جهده ٠وأول تمكن المرء من مكارم الأخلاق هو لزوم العقلأنشدني علي بْن مُحَمَّد البسامي … إن المكارم أبواب مصنفة … فالعقل أولها والصمت ثانيهاوالعلم ثالثها والحلم رابعها … والجود خامسها والصدق ساديهاوالصبر سابعها والشكر ثامنها … واللين تاسعها والصدق عاشيها … أخبرنا عمر بْن عَبْد اللَّه بن عمر الهجرى بالأبلة حَدَّثَنَا عَبْد اللَّه بْن خبيق حَدَّثَنَا موسى بْن طريف قَالَ شعيب بْن حرب قَالَ لي شعبة عقولنا قليلة فإذا جلسنا مع من هو أقل عقلا منا ذهب ذلك القليل وإني لأرى الرجل يجلس
Kendisinden daha az akıllı olan kimseyle birlikte olup ondan nefret ettim. Ebû Hâtim dedi ki: Kişi için dünyadaki hayır hasletlerinin ilki akıldır. O, Allah’ın kullarına bahşettiği en üstün şeylerdendir. O hâlde Allah’ın nimetini, onun zıddına sahip olan ve bu hâl üzere devam eden kimseyle sohbet ederek lekelememelidir. Akıllıya vâcib olan ise güzel hâl ve tavır sahibi olması, çok sükût etmesidir. Zira bu, peygamberlerin ahlakındandır. Nitekim kötü hâl ve tavır sahibi olmak ve sükûtu terk etmek de bedbahtların şiarındandır. Akıllı kimse emelini uzatmaz. Zira emeli güçlü olanın ameli zayıf olur. Eceli gelene emeli fayda vermez. Akıllı kimse hazırlıksız savaşmaz, delilsiz tartışmaz, güçsüz güreşmez. Zira akıl ile nefisler canlanır, kalpler aydınlanır, işler yürür ve dünya mamur olur. Akıllı kimse dünyada görmediğini gördüğüyle ölçer, işitmediğini işittiğine kıyas eder, başına gelmeyeni gelenle karşılaştırır, ömründen kalanı geçenle, elde edemediğini verilenle değerlendirir. Mala güvenmez, her ne kadar tam bir hâl içinde olsa da. Çünkü mal gelir gider, akıl ise kalır ve yerinden ayrılmaz. Eğer akıl bir ağaç olsaydı, ağaçların en güzeli olurdu. Nitekim sabır bir meyve olsaydı, meyvelerin en değerlisi olurdu. Akıllının aklının gelişmesine vesile olan şey, kendi benzerlerine yaklaşması ve zıtlarından uzaklaşmasıdır. Bize Muhammed b. el-Muhâcir el-Muaddil haber verdi; bize Ebû Ca‘fer b. Bint Ebî Sa‘îd es-Sa‘lebî tahdîs etti; bize Muhammed b. Ebî Mâlik el-Gazzî tahdîs etti, dedi ki: Babamı şöyle derken işittim: “Akıllılarla oturun, dost olsunlar veya düşman; zira akıllar, akılları aşılar.” Ebû Hâtim dedi ki: Akıllılarla sohbet etmek iki manadan hâli olmaz: Ya bir hâli hatırlamak [cümle burada kesilmektedir].
مع من هو أقل عقلا منه فأمقتهقال أَبُو حاتم أول خصال الخير للمرء في الدنيا العقل وهو من أفضل مَا وهب اللَّه لعباده فلا يجب أن يدنس نعمة اللَّه بمجالسة من هو بضدها قائموالواجب على العاقل أن يكون حسن السمت طويل الصمت فإن ذلك من أخلاق الأنبياء كما أن سوء السمت وترك الصمت من شيم الأشقياء ٠ والعاقل لا يطول أمله لأن من قوى أمله ضعف عمله ومن أتاه أجله لم ينفعه أملهوالعاقل لا يقاتل من غير عدة ولا يخاصم بغير حجة ولا يصارع بغير قوة لأن بالعقل تحيا النفوس وتنور القلوب وتمضي الأمور وتعمر الدنياوالعاقل يقيس مَا لم ير من الدنيا بما قد رأى ويضيف مالم يسمع منها إلى مَا قد سمع وما لم يصب منها إلى مَا قد أصاب وما بقي من عمره بما فني وما لم ينل منها بما قد أوتي ولا يتكل على المال وإن كان في تمام الحال لأن المال يحل ويرتحل والعقل يقيم ولا يبرح ولو أن العقل شجرة لكانت من أحسن الشجر كما أن الصبر لو كان ثمرة لكان من أكرم الثمر ٠والذي يزداد به العاقل من نماء عقله هو التقرب من أشكاله والتباعد من أضداده ٠ولقد أَخْبَرَنَا مُحَمَّد بْن المهاجر المعدل حَدَّثَنَا أَبُو جعفر ابن ابنة أَبِي سَعِيد الثعلبي حَدَّثَنَا مُحَمَّد بْن أبى مالك الغزي قَالَ سمعت أَبِي يقول جالسوا الألباء أصدقاء كانوا أو أعداء فإن العقول تلقح العقولقال أَبُو حاتم مجالسة العقلاء لا تخلو من أحد معنيين إما تذكر الحالة
Âkıl kimsenin dikkat etmesi gereken şeyler ile câhil kimsenin bilmesi gereken mühim hususlardan istifadeye yöneliktir. Âkılın yakınlığı, benzerleri için kazanç, muhalifleri için ise her hâlükârda bir ibrettir. Kendisine bu isim verilen kimse, yalnızca kendisinin nazlanmasına tahammül edecek olana karşı nazlanmalı; yalnızca kendisine yönelmesini sevene yönelmelidir. Şayet aklın iki ebeveyni olsaydı, bunların biri sabır, diğeri de sebat olurdu. Allah bizi, kendisinde aklın güzelliğini ve varlığını birleştirip nimetlerin tamamıyla, kendisini Rabbine yaklaştıran hasletlerin yoluna koyduğu kimselerden eylesin. Bu, ebediyet ve sonsuzluk yurtlarında O'nun dilediğini yapana aittir.
**NEFİSLERİN ISLAHI: TAKVAYA SARILMAK**
Bize Tüster'de Ahmed b. Muhammed b. Yahyâ b. Züheyr haber verdi; bize Ömer b. Şebbe rivâyet etti; bize Müemmil b. İsmâil rivâyet etti; bize Şu'be, Ziyâd b. Alkame'den; o da Üsâme b. Şerîk'ten rivâyetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah'ın senden hoşlanmadığı bir şeyi, halvette (yalnız başına) iken de yapma.”
Ebû Hâtim der ki: Azimli âkıl kimseye düşen, aklın emredilenler ve nehyedilenler cinsinden şubeleri bulunduğunu; avam ve aşağılık kimselerden ayrışmak için bunları bilmesi ve vaktinde kullanması gerektiğini bilmektir. İşte ben bu kitapta —Allah bunu takdir buyurmuş ve dilemiş olarak— aklın emredilenler ve nehyedilenler cinsinden elli şubesini zikredeceğim. Böylece kitap, her bir bâbı Resûlullah (s.a.v.)'in sünnetine dayanan elli bâbdan müteşekkil olacaktır. Sonra da her bir sünnetin akabinde —Allah'ın lütfettiği tevfike göre— gerektiği kadar konuşacağız, inşallah.
Aklın şubelerinin ilki, Allah takvasına sarılmak ve nefsin (iç dünyanın) ıslahıdır. Zira iç dünyası düzgün olanın Allah dışını da düzeltir; iç dünyası bozuk olanın ise Allah dışını da bozar. Ne güzel söylemiş şair:
"Ne zaman bir gün halvete çekilsen sakın deme: 'Yalnızım'
De ki: 'Üzerimde bir gözetleyici var.'
Allah'ın bir an olsun gaflet ettiğini sanma,
Ne de O'ndan gizlenen bir şeyin gaib olduğunu zannetme."
التي يحتاج العاقل إلى الانتباه لها أو الإفادة بالشيء الخطير الذي يحتاج الجاهل الى معرفتها ٠فقرب العاقل غنم لأشكاله وعبرة لأضداده على الأحوال كلها ولا يجب لمن تسمى به أن يتدلل إلا على من يحتمل دلاله ويقبل إلا على من يحب إقباله ولو كان للعقل أبوان لكان أحدهما الصبر والأخر التثبت ٠جعلنا اللَّه ممن ركب فيه حسن وجود العقل فسلك بتمام النعم مسلك الخصال التي تقربه الى ربه في داري الأمد والأبد إنه الفعال لما يريد ٠ذكر إصلاح السرائر للزوم تقوى اللهأَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ زُهَيْرٍ بِتُسْتَرَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ شَبَّةَ حدثنا مؤمل ابن إِسْمَاعِيلَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ زِيَادِ بْنِ عَلاقَةَ عَنْ أُسَامَةَ بْنِ شَرِيكٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا كَرِهَ اللَّهُ مِنْكَ شَيْئًا فَلَا تَفْعَلْهُ إِذَا خَلَوْتَقال أَبُو حاتم الواجب على العاقل الحازم أن يعلم أن للعقل شعبا من المأمورات والمزجورات لا بد له من معرفتها واستعمالها في أوقاتها لمباينة العام وأوباش الناس بها ٠وإني ذاكر في هذا الكتاب إن اللَّه قضى ذلك وشاءه خمسين شعبة من شعب العقل من المأمورات والمزجورات ليكون الكتاب مشتملا على خمسين بابا بناء كل باب منها على سنة رَسُول اللَّه صلى الله عليه وسلم ثم نتكلم في عقيب كل سنة منها بحسب مَا يمن اللَّه به من التوفيق لذلك إن شاء اللَّه ٠فأول شعب العقل هو لزوم تقوى اللَّه وإصلاح السريرة لأن من صلح جوانيه أصلح اللَّه برانيه ومن فسد جوانيه أفسد اللَّه برانيه ٠ولقد أحسن الذي يقول … إذا مَا خلوت الدهر يوما فلا تقل … خلوت ولكن قل علي رقيبولا تحسبن اللَّه يغفل ساعة … ولا أن مَا يخفى عَلَيْهِ يغيب …
Görmez misin ki bugün gitmekte en sür’atli olandır
Ve yarın, görenler için pek yakındır
Bize haber verdi Abdullah b. Mahmud b. Süleyman es-Sa‘dî; bize hadis rivayet etti Şu‘be b. Hubeyra; bize hadis rivayet etti Cafer b. Süleyman, o da Mâlik b. Dînâr’dan; Mâlik (şöyle) dedi: Allah’a itaati ticaret edin; kârlar sermayesiz olarak size gelir.
Ebû Hâtim dedi ki: Kişinin dünyada ibadetlerinin ekseni, iç dünyasını (sırları) ıslah etmek ve vicdanları ifsat etmeyi terk etmektir. Akıllı kişiye düşen, iç dünyasını ıslah etmeye özen göstermesi; kalbinin yönelişinde, dönüşünde, hareketinde ve sükûnunda onu korumasıdır. Çünkü vakitlerin bulanması ve lezzetlerin bozulması ancak kalbin bozulmasıyladır. Eğer sırları ıslah etmenin, akıllıyı buna yöneltecek bir sebebi olmasa bile, sırf Allah’ın onun iç yüzünü –hayır veya şer olsun– nasıl olduğunu açığa çıkarması, onun bunlara riayeti ihmâl etmemesini gerektirirdi. Bana şu şiiri okudu Abdülazîz b. Süleyman el-Abraş: “Allah, o kulu alenen giydirir; ki o, gizlilikte saklanırdı. / İyilik veya kötülük ne idiyse, bütün var olanı ve her türlü gidişini ortaya çıkaracaktır. / İnsanlara gösteriş yapmaktan Allah’tan hayâ et; çünkü riyâ, ne kötü bir azıktır.”
Bize haber verdi Ebû Ya‘lâ; bize rivayet etti Şureyh b. Yûnus; bize rivayet etti Ubeyde b. Humayd, o da Mansûr’dan; Mansûr ise Atâ b. Ebî Rebâh’tan; Atâ da babasından; babası dedi ki: Ka‘b dedi ki: İsrâiloğulları için denizi yarana yemin ederim ki, Tevrat’ta şöyle yazılı buluyorum: Ey Âdemoğlu, Rabbinden kork, akrabanı gözet, anne-babana iyilik et ki ömrün uzasın, işlerin kolaylaşsın ve sıkıntılar senden uzaklaştırılsın.
Bize rivayet etti Muhammed b. Süleyman b. Fâris; bize rivayet etti Muhammed b. Ali eş-Şakîkî; bize rivayet etti babam; bize rivayet etti Cafer b. Süleyman ed-Dabaî, o da Mâlik b. Dînâr’dan; Mâlik dedi ki: Şüphesiz ki kalp, eğer ...
.. ألم تر أن اليوم أسرع ذاهب … وأن غدا للناظرين قريب … أخبرنا عَبْد اللَّه بْن محمود بْن سليمان السعدي حَدَّثَنَا شعبة بْن هبيرة حَدَّثَنَا جعفر بْن سليمان عَن مالك بْن دينار قَالَ اتخذ طاعة اللَّه تجارة تأتك الأرباح من غير بضاعة ٠قال أَبُو حاتم قطب الطاعات للمرء في الدنيا هو إصلاح السرائر وترك إفساد الضمائروالواجب على العاقل الاهتمام بإصلاح سريرته والقيام بحراسة قلبه عند إقباله وإدباره وحركته وسكونه لأن تكدر الأوقات وتنغص اللذات لا يكون إلا عند فسادهولو لم يكن لإصلاح السرائر سبب يؤدي العاقل إلى استعماله إلا إظهار اللَّه عَلَيْهِ كيفية سريرته خيرا كان أو شرا لكان الواجب عَلَيْهِ قلة الإغضاء عَن تعاهدهاأنشدني عَبْد العزيز بْن سليمان الأبرش … يلبس اللَّه في العلانية العبد … الذي كان يختفي في السريرهحسنا كان أو قبيحا سيبدى … كل مَا كان ثم من كل سيرهفاستح اللَّه أن ترائى للناس … فإن الرياء بئس الذخيره … أخبرنا أَبُو يعلى حَدَّثَنَا شريح بْن يونس حَدَّثَنَا عبيدة بْن حميد عَن منصور عَن عطاء بْن أبى رباح عَن أبيه قَالَ قَالَ كعب والذي فلق البحر لبني إسرائيل إني لأجد في التوراة مكتوبا يا بن آدم اتق ربك وصل رحمك وبر والديك يمد لك في عمرك وييسرلك يسرك ويصرف عنك عسرك ٠حدثنا مُحَمَّد بْن سليمان بْن فارس حَدَّثَنَا مُحَمَّد بْن علي الشقيقي حَدَّثَنَا أَبِي حَدَّثَنَا جعفر بْن سليمان الضبعي عَن مالك بْن دينار قَالَ إن القلب إذا لم يكن
Onda, içinde sâkin bulunmayan evin harap olması gibi harab eden bir hüzün vardır. İyilerin kalpleri iyilik amelleriyle kaynar; fâcirlerin kalpleri ise günah amelleriyle kaynar. Allah sizin kaygılarınızı görmektedir. Öyleyse kaygılarınıza bir bakın, Allah size rahmet etsin.
Muhammed b. Mübdi'illâh b. Zencî el-Bağdâdî bana şu beyti inşad etti: “Ne zaman güzel bir iş ilan edersen, ondan daha güzelini yapmalısın... Hayrın sürûru onunla nişanlanmıştır; şerrin sürûru ise şerle nişanlanmıştır.”
Bize Ebû Ya‘lâ haber verdi, bize Şüreyh b. Yûnus rivâyet etti, bize Ebû Muâviye, A‘meş'ten, o da İbrâhim'den rivâyet etti. İbrâhim dedi ki: “Kişi bazen hayır niyetiyle bir söz söyler; Allah da onu kulların kalplerine öyle yerleştirir ki 'Bu sözüyle ancak hayır kastetmiştir' derler. Kişi bazen şer söz söyler, hayır kastetmez; Allah da onu insanların kalplerine öyle yerleştirir ki 'Bu sözüyle ancak şer kastetmiştir' derler.”
Bize Muhammed b. Ömer el-Hemedânî rivâyet etti, bize el-Katvânî rivâyet etti, bize Seyyâr rivâyet etti, bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'dan rivâyet etti. Dedi ki: Hasan'ı (el-Basrî) şöyle derken işittim: “Siz burada duruyorsunuz, ecelinizi bekliyorsunuz. Ölüm ânında haberi alacaksınız. Öyleyse yanınızda bulunanlardan size sonra olacaklar (âhiretiniz) için (azık) alın.”
Ebû Hâtim (el-Büstî) dedi ki: “Âkil olan kimseye, yanında bulunanlardan kendinden sonrası için takvâ ve sâlih amel alması; iç dünyasını (sır) ıslah ederek ve kalbin kabûlü ile reddi hâlinde ibadetlerdeki boşluklardan fesadı gidererek hareket etmesi vâciptir. Zira yolun sıhhati (kalbin) ona yönelmesinde mevcut ise onu organlarıyla icra eder; eğer o (yöneliş) mevcut değilse organlarını ondan alıkoyar. Çünkü kalbin safâya ermesiyle organlar safâya erer.”
Muntasır b. Bilâl b. Muntasır el-Ensârî bana şu beyti inşad etti: “Bir adam ki kalbini Allah için saflaştırmamışsa / Her bakan bakıştan bir ürküntü içindedir. / Bir adam ki sermâyesiyle öbür evine (âhirete) göç etmemişse / O bir tüccar değildir. / Bir adam ki dinini verip dünyayı satın almışsa / O bundan zararlı çıkmış bir alışverişle dönmüştür.”
Bize Ahmed b. el-Hüseyin b. Abdilcebbâr es-Sûfî, Bağdat'ta haber verdi, bize Ebû Nasr et-Temmâr rivâyet etti.
فيه حزن خرب كما يخرب البيت إذا لم يكن فيه ساكن وإن قلوب الأبرار تغلي بأعمال البر وإن قلوب الفجار تغلي بأعمال الفجور والله يرى همومكم فانظروا مَا همومكم رحمكم الله ٠أنشدني محمد بن مبد اللَّه بْن زنجي البغدادي … وإذا أعلنت أمرا حسنا … فليكن أحسن منه مَا تسرفمسر الخير موسوم به … ومسر الشر موسوم بشر … أخبرنا أَبُو يعلى حَدَّثَنَا شريح بْن يونس حَدَّثَنَا أَبُو معاوية عَن الأعمش عَن إِبْرَاهِيم قَالَ إن الرجل ليتكلم بالكلام ينوي فيه الخير فيلقي اللَّه في قلوب العباد حتى يقولوا مَا أراد بكلامه هذا إلا الخير وإن الرجل ليتكلم بالكلام الشر لا ينوى فيه الخير فيلقى اللَّه في قلوب الناس حتى يقولوا مَا أراد بكلامه هذا إلا الشر ٠حدثنا محمد بن عمر الهمداني حدثنا القطواني حدثنا سيار حَدَّثَنَا حماد بْن زيد عَن أيوب قَالَ سمعت الحسن يقول إنكم وقوف ها هنا تنتظرون آجالكم وعند الموت تلقون الخبر فخذوا مما عندكم لما بعدكمقال أَبُو حاتم الواجب على العاقل أن يأخذ مما عنده لما بعده من التقوى والعمل الصالح بإصلاح السريرة ونفي الفساد عَن خلل الطاعات عند إجابة القلب وإبائه فإذا كان صحة السبيل في إقباله موجودا أنفذه بأعضائه وإن كان عدم وجوده موجودا كبحه عنها لأن بصفاء القلب تصفو الأعضاء ٠وأنشدني المنتصر بْن بلال بْن المنتصر الأنصاري … وإن امرأ لم يصف لله قلبه … لفي وحشة من كل نظرة ناظروإن امرأ لم يرتحل ببضاعة … إلى داره الأخرى فليس بتاجروإن امرأ ابتاع دنيا بدينه … لمنقلب منها بصفقة خاسر …أخبرنا أَحْمَد بْن الحسين بْن عَبْد الجبار الصوفي ببغداد حَدَّثَنَا أَبُو نصر التمار