Muhtasaru Minhâci'l-Kâsidîn. Telifi: İmam Şeyh Ahmed b. Abdurrahman b. Kudâme el-Makdisî. Takdim yazan: Prof. Muhammed Ahmed Dehmân. Ta‘lik yapan: Şuayb el-Arnaût – Abdulkadir el-Arnaût. Yayınevi: Dâru'l-Beyân Kütüphanesi, Dımaşk, P.K. 2854, Tel: 229045. Dağıtım: Kur'an İlimleri Basım ve Yayın Müessesesi, Beyrut, P.K. 155136 – Dımaşk, P.K. 4620.
مُخْتََصَرُ مِنْهَاجِ القَاصِدِينْ تأليفالإِمَام الشَّيخ أَحمَد بن عبد الرحَّمن بن قَدامَة المَقْدِسي قدم لهالأستاذ محمد أحمد دهمان عَلّق عَلَيهشعَيْب الأرنؤوط - عبد القادر الأرنؤوط الناشرمكتَبَةُ دَارِ البَيَانْدمشق ص. ب ٢٨٥٤هاتف ٢٢٩٠٤٥ التوزيعمؤسسة علوم القرآن للطِباعَةِ وَالنشربيروت. ص. ب: ١٥٥١٣٦دمشق. ص. ب: ٤٦٢٠
Dımaşk - Beyrut 1398 hicrî - 1978 milâdî
دمشق - بيروت١٣٩٨ هـ - ١٩٧٨ م
Bismillâhirrahmânirrahîm. Mukaddime-i Nâşir.
Elhamdülillah; O'na hamd eder, O'ndan yardım diler ve O'ndan mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur; kimi saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve elçisidir.
Ve ba‘d: İşte bu kitap, İmam Allâme Necmüddîn Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Abdurrahmân b. Ebî Ömer b. Ahmed b. Kudâme el-Makdisî el-Hanbelî'nin "Muhtasaru Minhâci'l-Kâsıdîn" adlı eseridir. Müellif bu eserini, İmam Abdurrahmân b. el-Cevzî'nin "Minhâcü'l-Kâsıdîn"inden ihtisar etmiştir. İbnü'l-Cevzî de Minhâc'ı İmam Gazzâlî'nin "İhyâü Ulûmi'd-Dîn"inden ihtisar etmiştir. Böylece bu kitabımız, bir ihtisarın ihtisarı olarak ortaya çıkmış olup Allah'ın Kitabı'ndan ve Resûlü'nün (s.a.v.) Sünneti'nden iktibas edilmiş ahlâka dair harikulâde dersler ihtiva etmektedir. Allah Teâlâ'yı Rab, İslâm'ı din ve Muhammed (s.a.v.)'i resul olarak kabul eden herkesin ondan istifadesi kolaylaştırılmıştır. Küçük hacmine rağmen faydası bol, istifadesi kapsamlı ve tesiri büyüktür. Geçmişte ve günümüzde ilim talebeleri onu okuyup istifade etmekte birbirini izlemiştir. Bu sebeple ben, onu tahkik ve tashih bakımından hakkını veren, yüce mevkiine yakışır yeni bir baskıyla neşretmeye karar verdim. Kitabı, muhterem üstad Muhammed Ahmed Duhmân'ın (Allah onu korusun) sahip olduğu üç yazma nüsha üzerinde mukabele ettim; kendisi bu nüshaları minnettarlığımıza mazhar olarak bize takdim etti. Ben de kitabın onun ilk neşrettiği baskısıyla karşılaştırdım. Mukabele tamamlanınca kitabı, hadis ilimlerindeki ihtisaslarıyla bilinen iki üstad Şuayb el-Arnaût ve Abdulkâdir el-Arnaût'a teslim ettik. Onlar da kitabın haşiyelerini yazıp yalnızca zayıf hadisleri belirtmekle yetindiler; sahih hadislere dokunmadılar. Bilindiği üzere bu kitap, bu baskımızdan önce üç kez basılmıştır. Birincisi 1347 hicrî yılında üstad şeyh Muhammed Ahmed Duhmân tarafından neşredilmiştir. İkincisi ise 1380 hicrî yılında Şam'da Müslüman Gençlik Kütüphanesi (Dâru'l-Kütübi'l-Arabiyye) ile İslâmî Ofis ortaklığıyla neşredilmiştir.
بسم الله الرحمن الرحيم مقدمة الناشرالحمد لله نحمده، ونستعينه، ونستغفره، ونعوذ بالله من شرور أنفسنا ومن سيئات أعمالنا، من يهده الله فلا مضل له، ومن يضلل، فلا هادي له، وأشهد أن لا إِله إِلا الله وحده لا شريك له، وأشهد أن محمداً عبده ورسوله.وبعد فهذا كتاب "مختصر منهاج القاصدين" للإِمام العلامة نجم الدين أبو العباس أحمد بن عبد الرحمن بن أبي عمر بن أحمد بن قدامة المقدسي الحنبلي اختصره من كتاب "منهاج القاصدين" للإِمام عبد الرحمن بن الجوزي الذي اختصر المنهاج من كتاب "إِحياء علوم الدين" للإمام الغزالي، فجاء كتابنا هذا مختصراً للمختصر، وحوى دروساً رائعة في الأخلاق المقتبسة من كتاب الله عز وجل وسنة رسوله صلى الله عليه وآله وسلم، ويسر الانتفاع بها لكل من رضي بالله تعالى رباً وبالإِسلام ديناً وبمحمد صلى الله عليه وآله وسلم رسولاً، فهو على صغر حجمه غزير النفع، عميم الفائدة، جليل الأثر، تعاقب على دراسته والافادة منه طلبة العلم قديماً وحديثاً، ولذا فقد صح مني العزم على طبعه طبعة جديدة تأخذ حظها من التحقيق والضبط بما يتناسب مع مكانته الجليلة، فقد قمت بمقابلته على ثلاثة مخطوطات يملكها الأستاذ الفاضل محمد أحمد دهمان حفظه الله فقد قدمها لنا مشكوراً فقابلتها على مطبوعته من الكتاب التي نشرها أول مرة وعند الانتهاء من المقابلة دفعناه إلى الأستاذين شعيب الأرنؤوط، وعبد القادر الأرنؤوط، اللذين عرفا بتخصصهما في علوم السنة النبوية الشريفة، فقاما بتعليق حواشيه واقتصرا على بيان الأحاديث الضعيفة وأما الأحاديث الصحيحة فلم يتعرضا لها.هذا وقد سبق لهذا الكتاب أن طبع قبل طبعتنا هذه ثلاث طبعات الأولى نشرها الأستاذ الشيخ محمد أحمد دهمان عام ١٣٤٧ هـ، والثانية نشرتها مكتبة الشباب المسلم (دار الكتب العربية) بدمشق بالاشتراك مع المكتب الإِسلامي عام ١٣٨٠ هـ،
Bu eserin tetkikini Şeyh Abdülkadir el-Ernâvût üstlenmiştir. Üçüncü baskısı ise 1389 hicrî yılında Şeyh Şuayb el-Ernâvût'un nezaretinde Şam'daki el-Mektebü'l-İslâmî tarafından neşredilmiştir. Son olarak, bu kitabın tahkik, tashih ve talikini üstlenen herkese teşekkürlerimi sunmaktan geri duramam; Allahü'l-Aliyyü'l-Kadîr'den niyaz ederim ki bu kitabın sevabını, malın ve evladın fayda vermediği, ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenlerin kurtulacağı gün için, kitaba nazar eden herkese tahsis buyursun. Rabbimiz, sana tevekkül ettik, sana yöneldik, dönüş sanadır. Güç ve kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah'tandır. Dualarımızın sonu ise: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Şam, 1 Zilkade 1398. Beşir Uyun.
حيث نظر فيها الشيخ عبد القادر الأرناؤوط. والثالثة نشرها المكتب الإسلامي بدمشق عام ١٣٨٩ هـ بإشراف الشيخ شعيب الأرناؤوط. وفي الختام لا يفوتني أن أزجي الشكر لكل من أشرف على تحقيقه وتصحيحه والتعليق عليه راجياً الله العلي القدير أن يدخر ثواب هذا الكتاب لكل من نظر فيه ليوم لا ينفع فيه مال ولا بنون إِلا من أتى الله بقلب سليم، ربنا عليك توكلنا وإليك أنبنا وإليك المصير ولا حول ولا قوة إِلا بالله العزيز الحكيم.وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين.دمشق في ١ ذي القعدة ١٣٩٨.بشير عيون
Bismillâhirrahmânirrahîm. Mukaddime, Allâme Şeyh Muhammed Ahmed Dehmân tarafından kaleme alınmıştır. İmâm Gazzâlî'nin "İhyâu Ulûmi'd-Dîn" adlı eseri, takvâ ve salâh sâhibi Müslümanın genel kanunu hükmündedir. Zira müellif, hâtırasında yer eden ahlâk ve edeb türlerini kitabında toplamış; onları tefsir etmiş, tahlil etmiş ve teşvik etmiştir. Aynı şekilde düşük ve kötü ahlâk ile âdâbı da tefsir ve tahlil etmiş, bunlardan uzak durulmasını teşvik etmiştir. Böylece eseri, kendi türünde benzerlerinden üstün kılan bir ahlâk ve terbiye kitabı olmuştur. Eserin ortaya çıkışı, onu tenkit edenler ile savunanlar arasında büyük bir yankı uyandırmıştır. Tenkit ise, Gazzâlî'nin eserinde zikrettiği mevzû hadislere ve insanın şahsiyetindeki insanlığı öldüren, onu insana hayır getirmeyen hayalî sözlerde kaybolmaya sevk eden bazı hikâyelere münhasırdır. Onu tenkit edenlerin başında büyük âlim Abdurrahmân b. el-Cevzî (510-597 H) gelmektedir; onu oldukça sert bir şekilde tenkit etmiştir. Ancak o, sadece sözle yetinmemiş, fiilî bir harekete geçmiştir: Mevzû hadislere müracaat edip onları çıkarmış, yerlerine sahih hadisleri koymuş; ayrıca, İbnü'l-Cevzî'nin ifadesiyle fânîlikten bahsetmek gibi, altında hiçbir fayda bulunmayan kelime, lafız ve hikâyeleri çıkarıp atmıştır. Bu kitaba "Minhâcü'l-Kâsıdîn" adını vermiştir; fakat Gazzâlî'nin "İhyâ"sında koyduğu ilk plandan çıkmamıştır. Bu, çok faydalı bir çalışma olmuş; sadece abartı ve kargaşa ile yetinmeyip insanlara faydalı ve topluma yararlı şeylere yönelmiş ve gerçekten büyük bir fayda sağlayan bir ıslah gerçekleştirmiştir. Fakat "İhyâ" kitabı, birinci tenkitten sonra ikinci derecede olan başka bir tenkidi de barındırıyordu: Gazzâlî, kitabını fıkhî araştırmalarla doldurmuş, bu da kitabın şişmesine ve hacminin büyüklüğünden şikâyete yol açmıştı. Derken yedinci asırda Ahmed b. Abdirrahmân b. Muhammed b. Ahmed b. Kudâme el-Makdisî gelmiş, eseri fıkhî meselelerden arındırmıştır; zira onların yeri fıkıh kitaplarıdır. Böylece onu bir kitap hâline getirmiştir.
بسم الله الرحمن الرحيم مقدمة بقلم العلامة الشيخ محمد أحمد دهمانيعد كتاب "إحياء علوم الدين" للإِمام الغزالي القانون العام للمسلم التقي الصالح، ذلك أن مؤلفه قد حشد في كتابه من أنواع الأخلاق والأداب ما جرى على ذاكرته، ففسرها وحللها وحض عليها، وجرى مثل ذلك في الأخلاق والآداب المنحطة السيئة ففسرها وحللها وحض على التباعد عنها، فكان كتابه كتاب أخلاق وتربية جعله يمتاز في نوعه عن أمثاله من الكتب، وأحدث ظهوره ضجة كبيرة بين ناقد ومنتصر له، وينحصر النقد فيه في الأحاديث الموضوعة التي أوردها الغزالي فيه، وفي بعض الحكايات التي تقتل من شخصية الإِنسان إنسانيته وتجعله يهيم في كلمات وهمية لا تأتي بخير للإنسان، وكان في طليعة الناقدين له العالم الكبير عبد الرحمن بن الجوزي (٥١٠ - ٥٩٧ هـ) فقد نقده نقداً مراً، ولكنه لم يكتف بالقول فقط بل عمد إلى أمر عملي، فرجع إلى الأحاديث الموضوعة فحذفها، وأثبت مكانها الأحاديث الصحيحة وعمد إلى الكلمات والألفاظ والحكايات التي لا طائل تحتها، فحذفها كما يقول ابن الجوزي كالكلام في الفناء.وسمى هذا الكتاب "منهاج القاصدين" ولكنه لم يخرج عن التخطيط الأول الذي وضعه الغزالي في كتابه "الإِحياء" وكان عملاً مفيداً جداً لم يكتف بالتهويل والتهويش، بل عمد إلى ما ينفع الناس ويفيد المجتمع وأصلح اصلاحاً حقيقياً ذا فائدة عظمى، ولكن كتاب "الإحياء" كان يحوي نقداً آخر هو في الدرجة الثانية بعد النقد الأول، فالغزالي ملأ كتابه بأبحاث فقهية جعلت الكتاب يتضخم ويدعو إلى التذمر من كبر حجمه، فجاء في القرن السابع أحمد بن عبد الرحمن بن محمد بن أحمد بن قدامة المقدسي، فخلصه من المسائل الفقهية، لأن موضعها كتب الفقه، وجعله كتاباً
Ahlâkî ve terbiyevî açıdan, bu kitabı okumak kolaylaştı ve kitap ilk cildin onda biri hacmine geldi. 1342 senesinde bu kitabın bir nüshası elime geçti; onu beğendim ve şer‘î medreselerde kendisinden istifade edilmesi gayesiyle neşredilmesinin uygun bir fırsat olduğunu gördüm. Ardından ikinci ve üçüncü bir nüsha daha elime geçti ve bu durum, kitabın tab‘ ve neşredilmesini düşünmeme vesile oldu — kendisinden beklenen fayda göz önüne alınarak. Nihayet onu tab‘ ettirdim. Şam’da Külliyye-i Şer‘iyye kurulduğunda, kitabı idare heyetine ve dekanına arz ettim; çalışmamı beğendiler ve Şam, Halep, Humus, Hama’daki bütün okullarında ders kitabı olarak kararlaştırdılar. Ardından bütün İslâm âlemine yayıldı. Ayrıca Şam’da Dâru’l-Beyân Kitabevi’nin sahibi Seyyid Beşîr ‘Uyûn’a bu kitabın, okuyucuyu rahatlatacak ve istifadesini kolaylaştıracak sağlam bir baskısını yapması için izin verdim. Zannımca o bu arzumu gerçekleştirmiştir. Hastalığımın şiddeti ve göz zafiyetim sebebiyle kitaba hâşiye yazma, içinde geçen zayıf hadisleri tahric etme ve bu hadislerin zayıflığını beyan etme işini, Sünnet ilimlerine vukufiyetleri ve tahkik sanatındaki maharetleriyle tanınan iki üstad —Şuayb el-Arnavut ve Abdulkadir el-Arnavut— üstlendi. Allah Teâlâ onlara hayırlı mükâfat versin ve kendilerinden faydalandırsın. Duâmızın sonu, hamdin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğudur. İşte size [Kudâmeoğulları’nın] hâl tercümesi:
Haçlı Seferleri sırasında Nablus bölgesi, Balyan b. Barzan isminde zalim bir Fransız emîrine düşmüştü. Bu emîr, bölge halkına en kötü muameleyi yapıyordu: Haçlı komşuları emri altındakilere bir dinar vergi koyduğunda, o her bir kimseden dört dinar alıyordu — işte muamelesi her hususta böyleydi. Cemmâ‘îl köyünde —ki günümüzde Cemmâ‘în diye anılır— sâlih bir fakih bulunuyor, halka ilim dersleri veriyor ve ara sıra onlara vaaz ediyordu. Şeyh Ahmed b. Kudâme’nin bu dersleri icra ettiği Fransız emîre ulaştı; emîr onu öldürmeye karar verdi. Bu durum Şeyh Ahmed b. Kudâme’ye bildirilince, önünde Şam şehrine kaçmaktan ve Melik Nureddin Mahmud b. Zengî’ye sığınmaktan başka bir yol görmedi. 551 yılında Şeyh Ahmed b. Kudâme, Nablus dağından Şam şehrine, bazı akrabalarıyla birlikte kaçtı. Kendisi ve akrabaları, Şam kapılarından biri olan Bâb eş-Şarkî’nin dışında bulunan ve "Ebû Sâlih Mescidi" denilen bir mescide indiler. Ardından hicretler peş peşe devam etti ve bu mescitte ona katıldılar. Bu mescidin yeri sağlıksızdı, o bölgenin havası kötüydü ve aralarında veba salgını baş gösterdi. Birer birer vefat etmeye başladılar. Şeyh’in göğsü daraldı…
أخلاقياً تربوياً، فأصبح من السهل قراءة مثل هذا الكتاب، وأصبح يمثل عشر حجم الكتاب الأول. وفي سنة ١٣٤٢ وقعت بيدي نسخة هذا الكتاب فأعجبت به ورأيت نشره فرصة سانحة للفائدة منه في المدارس الشرعية الدينية، ثم وقعت بيدي نسخة ثانية وثالثة، وهذا ما دعاني إلى أن أفكر في طبعه ونشره نظراً للفائدة المتوخاة منه، فطبعته، ولما تأسست الكلية الشرعية في دمشق عرضته على إدارتها وعمدتها فاستحسنت عملي وقررته في جميع مدارسها في دمشق وحلب وحمص وحماة ثم انتشر في جميع العالم الإسلامي.هذا وقد سمحت للسيد بشير عيون -صاحب مكتبة دار البيان بدمشق- أن يطبع هذا الكتاب طبعة متقنة تريح القارىء وتيسر له الانتفاع به، وأظن أنه قد حقق رغبتي، ونظراً لمرضي الشديد وضعف نظري، فقد قام الأستاذان شعيب الأرنؤوط وعبد القادر الأرنؤوط اللذين عرفا بتمكنهما من علوم السنة، وصناعة التحقيق بتعليق حواشيه، وبتخريج ما ورد فيه من الأحاديث الضعيفة، وبيان ضعفها فجزاهما الله تعالى خير الجزاء، ونفع بهما. وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين. وإليك ترجمة:بنو قدامةفي الحروب الصليبية كانت مقاطعة نابلس من نصيب أمير فرنسي ظالم كان اسمه باليان بن بارزان، وكان يعامل أهل مقاطعته أسوأ معاملة، فحينما يفرض جيرانه من الصليبيين على من تحت يده ديناراً أخذ هو من كل واحد منهم أربعة دنانير، وهكذا كانت معاملته في كل الأمور. وكان في قرية جَمَّاعيل -ويدعونها في عصرنا هذا جماعين- فقيه صالح يقرأ للناس دروس العلم ويعظهم في بعض الأحيان. وبلغ الأمير الفرنسي ما يقوم به الشيخ أحمد بن قدامة من هذه الدروس فعزم على قتله، وبلغ ذلك الشيخ أحمد بن قدامة فلم ير أمامه إلا الفرار إلى مدينة دمشق والالتجاء إلى ملكها نور الدين محمود بن زنكي وفي سنة ٥٥١ هـ فر الشيخ أحمد بن قدامة من جبل نابلس إلى مدينة دمشق مع بعض أقاربه، ونزل هو وأقاربه بمسجد خارج الباب الشرقي أحد أبواب دمشق في مسجد يقال له: "مسجد أبي صالح"، وأخذت الهجرات تتابع بعد ذلك وتنضم إليه في هذا المسجد، وكان هذا المسجد موقعه غير صحي وهواء تلك الجهة رديئاً وأصابهم الوباء، وأخذوا يتوفون الواحد تلو الواحد، وضاق صدر الشيخ
Ahmed b. Kudâme bu hâdise üzerine, cemaatinden elçiler göndererek havası sıhhatli bir yer araştırttı. Cemaatinden biri onlara Kâsiyûn Dağı’nın eteğini gösterdi; oraya gittiklerinde mevkiyi güzel buldular. Bunun üzerine Sâlihiyye’ye giderek el-Medresetü’l-Ömeriyye’yi inşa ettiler. Batısında ise etrafı her yönden odalarla çevrili geniş bir ev yaptılar ki bu eve “Deyrü’l-Hanâbile” adı verildi. Bu iki bina Yezîd Nehri’nin kıyısında yer alıyordu. Halk onlara iyilik eder, yiyecek ve giyecek hediye eder ve kendilerine “sâlihler” diye hitap ederdi; bu sebeple onlara “Sâlihîn” denildi ve Kâsiyûn Dağı’nın yamacı o zamandan itibaren “es-Sâlihiyye” diye anılmaya başlandı. İnsanlar burada evler inşa etti, böylece burası sonradan mamur, yeni bir belde haline geldi.
Şeyh Ahmed b. Kudâme’nin iki değerli oğlu dünyaya geldi: Biri Şeyh Ebû Ömer, diğeri Muvaffakuddîn. Ebû Ömer –ki adı Muhammed’dir– idari işlerini üstlendi; Deyrü’l-Hanbelî ve el-Medresetü’l-Ömeriyye’yi kurdu. Cemmâ‘îl’de (528) doğdu, Şam’da (608) vefat etti ve Sâlihiyye’ye defnedildi. Muvaffakuddîn ise –adı Abdullah’tır– küçük kardeştir; (541)’de Cemmâ‘îl’de doğdu, babasıyla birlikte Şam’a hicret etti, Câmiu’l-Emevî yakınında bir evde ikamet etti ve bu camide, Hanâbile mihrabının yanındaki Hanâbile Kāâ‘sında ders verdi. Hanbelî fıkhına dair meşhur “el-Muğnî” kitabının ve pek çok başka eserin müellifidir. Şam’da (620) vefat etti, Sâlihiyye’de aile mezarlığının yakınına defnedildi. Kendisinin hayatta iken vefat eden oğulları ve kızları vardı; nesli kesildi.
Kudâmeoğulları arasından çıkan âlimlerin bir kısmı Şeyh Ebû Ömer’in soyundandır.
Bu kitabın muhtasarının müellifi: (A) nüshasının başında, müellifin Necmüddîn Ebü’l-Abbas Ahmed b. İzzüddîn Ebî Abdillah Muhammed b. Şemsüddîn Ebî Muhammed Abdurrahmân b. Şeyhülislâm Ebî Ömer olduğu kaydedilmiştir. Bu nispet şüpheli görünmektedir. Zira Necmüddîn Ebü’l-Abbas Ahmed, İbn Şeyh Hatîbi’l-Cebel (yani Cebel-i Sâlihiyye) olarak bilinir; babası ise Kādılkudât Şeyhü’l-Cebel Abdurrahmân’dır. O da Sâlihiyye’de kıymetli, meşhur kütüphaneye sahip el-Medresetü’l-Ömeriyye’yi bina eden Şeyhülislâm Ebû Ömer’in oğludur. Bu sebeple kitabın başında babasının İzzüddîn Ebû Abdillah Muhammed olarak kaydedilmesinin hatalı olduğu ve bu kaydın kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır. Çünkü Necmüddîn Ebü’l-Abbas Ahmed, Kādılkudât Abdurrahmân b. Ebî Ömer’in oğludur. Bu da bazı kimselerde karışıklığa yol açmıştır.
أحمد بن قدامة من هذا الحادث، فأرسل رسلاً من جماعته يفتشون على محل هواؤه صحي، فدلهم أحد جماعته على سفح جبل قاسيون وذهبوا إليها فوجدوا موقعها حسناً. فذهبوا إلى الصالحية وبنوا المدرسة العمرية، وغربها بنوا داراً فسيحة تحيط بها غرف من جميع جهاتها دعيت تلك الدار "بدير الحنابلة" وكان هذان البناءان على ضفة نهر يزيد. وكان الناس يبرونهم ويهدونهم الطعام والملابس ويدعونهم بالصالحين فسموا بالصالحين وسمي لحف جبل قاسيون بالصالحية من ذلك الوقت. وأنشأ الناس فيها دوراً، فأصبحت بعد ذلك بليدة زاهرة جديدة.وأنجب الشيخ أحمد بن قدامة ولدين نجيبين أحدهما الشيخ أبو عمر والآخر موفق الدين.أما أبو عمر واسمه محمد فتولى شؤونهم الإدارية، وأنشأ الدير الحنبلي والمدرسة العمرية، ولد بجماعيل (٥٢٨) هـ وتوفي بدمشق سنة (٦٠٨) ودفن بالصالحية.أما موفق الدين، فاسمه عبد الله وهو الأخ الأصغر ولد سنة (٥٤١) بجماعيل وهاجر مع أبيه إلى دمشق، وسكن داراً قرب الجامع الأموي، ويقيم بهذا الجامع في قاعة الحنابلة قرب محرابهم، وهو مؤلف كتاب "المغني" الشهير بالفقه الحنبلي وغيره كثيراً من المؤلفات، وتوفي بدمشق سنة (٦٢٠) ودفن في الصالحية قرب مقبرة أهله وله أولاد وبنات ماتوا في حياته وانقطع عقبه.وما خرج من العلماء من بني قدامة منهم من سلالة الشيخ أبي عمر. مختصِر هذا الكتاب:ورد في أول هذا الكتاب من نسخة (أ) بأن مؤلفه نجم الدين أبو العباس أحمد ابن عز الدين أبي عبد الله محمد بن شمس الدين أبي محمد عبد الرحمن بن شيخ الإسلام أبي عمر، وهذا ما يجعل هذه النسبة مشكوكاً فيها، فنجم الدين أبو العباس أحمد يعرف بابن شيخ خطيب الجبل -أي جبل الصالحية- وأبوه قاضي القضاة شيخ الجبل عبد الرحمن، وهو ابن شيخ الإسلام أبي عمر الذي بنى وأنشأ مدرسة العمرية في الصالحية ذات المكتبة القيمة الشهيرة، ولذلك ظهر لنا أن ما ورد في أول الكتاب من أن أباه عز الدين أبي عبد الله محمد هو خطأ، وأنه يجب حذفها لأن نجم الدين أبا العباس أحمد هو ابن قاضي القضاة عبد الرحمن بن أبي عمر، وهذا ما جعل التباساً لدى بعض
Bu ziyade sebebiyle insanlar [bu zâtı tanır]; Muhtasar'ın sahibi Necmüddîn Ebü'l-Abbâs Ahmed ise pek çok kitapta maruf, meşhur ve hal tercümesi zikredilmiş bir zâttır. Babasının Abdurrahman b. Ebî Ömer olduğu da sabittir. İşte nesep silsilesi: O, Necmüddîn b. eş-Şeyh Kādılkudât Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Şeyhülislâm Şemseddîn Abdurrahman b. Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Kudâme el-Makdisî es-Sâlihî el-Hanbelî'dir. Şâban ayında, altı yüz elli bir (651) senesinde [Milâdî 1253] doğdu. Hadis dinledi fakat rivayet çağına erişemedi. Babasından fıkıh tahsil etti ve babasının işaretiyle onun hayatında kadılık vazifesini üstlendi. Berzâlî şöyle demiştir: O, Cebel [bölgesinin] hatibi, kādılkudâtı, pek çok medresenin müderrisi ve Hanbelîlerin şeyhiydi. Fazilet sahibi bir fakîh, süratli ezberleyen, anlayışı güzel, büyük kerem sahibi, yiğit ve cesur biriydi. Henüz otuz yaşına varmadan kadılık görevine getirildi ve bu görevi en mükemmel şekilde ifa etti. Başkası da şöyle demiştir: es-Sefh [bölgesindeki] Dârü'l-Hadîs el-Eşrefiyye'de ders verdi; Sultan el-Melikü'l-Mansûr ile birlikte Trablusşam'ın fethinde hazır bulundu. Güzel kisveli, zeki, dersleri güzel, ezber kabiliyeti olan ve ilimlerde iyi bir paye sahibiydi. Salı günü, Cemâziyelevvel'in on ikisinde, Kâsiyûn'daki evinde vefat etti ve babası ile dedesinin yanına defnedildi. Yaşı otuz sekiz idi. 28 Şevval 1398 – 1 Teşrîn-i Evvel 1978 M. Muhammed Ahmed Dehmân
الناس بسبب هذه الزيادة، والمختصر نجم الدين أبو العباس أحمد هو معروف ومشهور ومترجم في كثير من الكتب، وهو مثبت بأن أباه عبد الرحمن ابن أبي عمر.وإليك صورة نسبه.هو نجم الدين بن الشيخ قاضي القضاة أبو العباس أحمد بن شيخ الإسلام شمس الدين عبد الرحمن بن محمد بن أحمد بن محمد بن قدامة المقدسي الصالحي الحنبلي، ولد في شعبان سنة إحدى وخمسين وستمائة، وسمع الحديث ولم يبلغ أوان الرواية، وتفقه على والده وولي القضاء في حياة والده بإشارته.قال البرزالي: كان خطيب الجبل، وقاضي القضاة، ومدرس أكثر المدارس، وشيخ الحنابلة وكان فقيهاً فاضلاً، سريع الحفظ جيد الفهم كبير المكارم، شهماً شجاعاً، ولي القضاء ولم يبلغ ثلاثين سنة، فقام أتم قيام. وقال غيره: درس بدار الحديث الأشرفية بالسفح، وشهد فتح طرابلس مع السلطان الملك المنصور، وكان مليح البزة ذكياً مليح الدروس له قدرة على الحفظ ومشاركة جيدة في العلوم.توفي يوم الثلاثاء ثاني عشر جمادى الأولى بمنزله بقاسيون ودفن عند أبيه وجده. وكان عمره ثمانية وثلاثين سنة.٢٨ شوال ١٣٩٨ هـ - ١ تشرين الأول ١٩٧٨ ممحمد أحمد دهمان
Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve işimizde bize bir rüşd hazırla. Bismillâhirrahmânirrahîm. Şeyh, İmam, Âlim, Zâhid, Âbid, Ehad, Allâme Necmüddîn Ebü'l-Abbâs Ahmed —ki o, Şeyh, İmam, Âlim, Âmil, Zâhid, Âbid, Allâme İzzüddîn Ebû Abdullah Muhammed'in oğludur— o da Şeyh, İmam, Âlim, Âmil, Zâhid, Âbid, Allâme, Şeyhülislâm, Müftî'l-Enâm, Seyyidü'l-Ulemâ ve'l-Hükkâm Şemseddîn Ebû Muhammed Abdurrahmân'ın oğludur —ki o da Şeyh, İmam, Âlim, Âmil, Ârif, Zâhid, Vera‘ sahibi, Şeyhülislâm Ebû Ömer Muhammed b. Ahmed b. Muhammed İbn Kudâme el-Makdisî el-Hanbelî'dir (r.a.)— şöyle dedi: Hamd, rahmetiyle bütün kulları kuşatan, itaat edenleri rüşd yoluna hidayetle tahsis eden, lütfuyla onları sâlih amellere muvaffak kılan ve böylece murâda erme başarısına ulaştıran Allah'a mahsustur. O'nu, bol ihsanını [الإرفاد: vermek, yardım] ikrar eden bir hamd ile överim. Kovulmanın ve uzaklaştırmanın vebalinden O'na sığınırım. Kendisinden başka ilah olmayan, tek ve ortağı bulunmayan Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim; öyle bir şehadet ki onu hesap günü için saklarım. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir; hidayet ve isabet yolunu açıklayan, sapıklık ve inat ehlinden inkârcıları ve mülhidleri susturan (bir peygamberdir). Allah Teâlâ ona ve en kerim, en cömert âline öyle bir salât eylesin ki onunla emel ve muradın nihayetine ulaşsın. Ve ba‘d (bundan sonra): Bir defasında Şeyh, İmam, Âlim, Ehad Cemâlüddîn İbnü'l-Cevzî'nin —Allah Teâlâ ona rahmet etsin— “Minhâcü'l-Kâsıdîn” adlı kitabına rastladım. Onu kitapların en yücesi, en faydalısı ve en çok fayda içereni olarak gördüm. Bu sebeple onu elde etmek ve mütalaa etmek arzusuyla... Ne zaman ki...
رَبَّنَا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًابسم الله الرحمن الرحيمقال الشيخ الإمام العالم الزاهد العابد الأوحد العلامة، نجم الدين أبو العباس أحمد، بن الشيخ الإمام العالم العامل الزاهد العابد العلامة، عز الدين أبي عبد الله محمد، بن الشيخ الإمام العالم العامل الزاهد العابد العلامة شيخ الإسلام مفتي الأنام، سيد العلماء والحكام، شمس الدين، أبي محمد عبد الرحمن، بن الشيخ الإمام العالم العامل العارف الزاهد الورع شيخ الإسلام، أبي عمر محمد بن أحمد بن محمد ابن قدامة، المقدسي الحنبلي رضي الله عنه:الحمد لله الذي عم برحمته جميع العباد، وخص أهل طاعته بالهداية إلى سبيل الرشاد، ووفقهم بلطفه لصالح الأعمال، ففازوا ببلوغ المراد.أحمده حمد معترف بجزيل الإرفاد (١) وأعوذ به من وبيل الطرد والإبعاد، وأشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له، شهادة أدخرها ليوم المعاد.وأشهد أن محمداً عبده ورسوله، موضح طريق الهدى والسداد، قامع الجاحدين والملحدين من أهل الزيغ والعناد، صلى الله تعالى عليه وعلى آله الأكرمين الأجواد، صلاة تبلغه بها نهاية الأمل والمراد.وبعد: فإني كنت وقفت مرة على كتاب: "منهاج القاصدين" للشيخ الإمام العالم الأوحد، جمال الدين ابن الجوزي، رحمه الله تعالى، فرأيته من أجل الكتب وأنفعها، وأكثرها فوائد، فحصل عندي بموقع، ورغبت في تحصيله ومطالعته، فلما(١) الإرفاد: الإعطاء والإعانة.
Onu ikinci defa mütâlaa ettiğimde, zihnimdeki düşünceden daha üstün olduğunu gördüm; lâkin onun geniş bir kitap olduğunu müşâhede ettim. Bunun üzerine, kitabın ekser maksadını, en mühim meselelerini ve fâidelerini –baş taraflarında fürûa dair zâhir meseleler olarak zikredilenler müstesnâ– ihtivâ eden bu muhtasarı ondan telhîs etmeyi arzu ettim. Zirâ o meseleler, halk arasında müntesir olan fıkıh kitaplarında meşhurdur; kitabın asıl maksadı ise başka idi. Onun tertîbini ve aynen elfâzını muhâfaza etmeyi iltizâm etmedim; bilakis ihtisâr kastıyla bâzısını mânâ ile zikrettim. Belki münâsib olduğu takdirde, onun dışından bir hadis veya az bir şey de eklemişimdir. Allâh Teâlâ a‘lem. Allâh‘ı Kerîm‘den niyâz ederim ki, onunla bizi, onu okuyanı, işiteni ve ona bakanı faydalandırsın; onu hâlisâne kendi rızâsına hasretsin; sonumuzu hayr eylesin; söz, amel ve niyette râzı olduğu şeylere muvaffak kılsın; kusur ve taksîrimizi bağışlasın; bizi bir an nefsimize ve mahlûkâtından hiçbirine bırakmasın. Şüphesiz O bize yeter; O ne güzel Vekîl‘dir. (1) Müellif [İbnü’l-Cevzî] -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- bu hutbeyi bitirdikten sonra şöyle dedi: Emmâ ba‘d: Ey sâdık mürîd ve azimli, kararlı kişi! Senin, meşgul eden dünya fazlalıklarından sıyrılmak için nefsini hazırladığını ve âhirete inkitâ‘a azmettiğini gördüm. Bunun sebebi, halka karışmanın karışıklık doğuracağını, nefis muhâsebesini ihmâlin ise ta‘frîtin aslı olduğunu, ömür eğer idrâk edilmezse onu fevtin idrâk edeceğini ve nefeslerin merhalelerinin bineklideki yolcuyu ölüm menziline süratlendirdiğini bilmendir. Senin halvetinde yanına alacağın, sükût hâlinde konuşturacağın nasıl bir enîs (kitap) olduğuna baktım. (1) Bu hutbe nüsha (A)’da mevcuttur. Nüsha (B)’de ise bunun yerine buraya dâhil edilen şu hutbe bulunmaktadır –ki aynen şöyledir– (Besmeleden sonra): “Hamd, uykudakileri uyandırıcı korkunç şeylerle gafletlerindeki uyuyanları uyaran, vaizlerin mülâyemetleriyle tövbekârları hatalarından arındıran, en tatlı kelimeler ve lafızlarla halvetlerinde âriflere ilham eden, zâhidleri edep yönünden en şerefli arzularından sakındırarak nihayet onları zâhir bakışlardan ayıran, ve öfkelilerle savaşan arslanın kalkışı gibi nefislerle savaşa kalkan, kendilerine tevdî edileni koruyup muhâfaza eden –zirâ muhâfaza ancak muhâfızlarındır– Allah’a mahsustur. O’na sayısı hadsiz, lafızları dâimî olmak üzere çokça hamd ederim. Ukâz günündeki fasîhleri getirdiği şeyle âciz bırakan Nebîsi Muhammed’e, ve yakîn, takvâ ve uyanıklık ehli olan âl ve ashâbına salât ve selâm ederim. Öyle bir salât ki onunla kıyâmet günü alevlerin ve kızgın ateşin hararetinden, yakıtı insanlar ve taşlar olan, üzerlerinde sert melekler bulunan ateşten korunayım. Müellifi Abdurrahmân b. Ali b. Muhammed b. Cevzî -Allah rahmet eylesin- dedi: Bu kitabıma ‘Minhâcü’l-Kāsıdîn ve Müfîdü’s-Sâdıkîn’ adını verdim. Allâh Teâlâ‘dan niyâz ederim ki, onunla bizi, onu okuyanı, işiteni ve ona bakanı faydalandırsın; onu kerîm vechinin rızâsına hâlis kılsın; sonumuzu hayr eylesin; söz, amel ve niyette râzı olduğu şeylere muvaffak kılsın; kusur ve taksîrimizi bağışlasın; bizi bir an nefsimize ve mahlûkâtından hiçbirine bırakmasın. Şüphesiz O bize yeter; O ne güzel Vekîl‘dir.”
تأملته ثانيا، وجدته فوق ما كان في نفسي، لكن رأيته كتابا مبسوطاً، فأحببت أن أعلِّق منه هذا المختصر الذي قد احتوى على أكثر مقاصده، وأجل مهماته وفوائده سوى ما ذكر في أوائله من مسائل ظاهرة تتعلق بالفروع، فإنها مشهورة في كتب الفقه المستفيضة بين الناس، إذ كان المقصود من الكتاب غير ذلك.ولم ألتزم فيه المحافظة على ترتيبه وذكر ألفاظه بعينها، بل ذكرت بعضها بالمعنى قصداً للاختصار، وربما ذكرت فيه حديثاً أو شيئاً يسيراً من غيره إن كان مناسباً له، والله تعالى أعلم.وأسأل الله الكريم أن ينفعنا به، ومن قرأه، أو سمعه، أو نظر فيه، وأن يجعله خالصاً لوجهه، وأن يختم لنا بخير، ويوفقنا لما يرضاه من القول والعمل والنية، وأن يسامحنا في تقصيرنا وتفريطنا، ولا يكلنا إلى أنفسنا طرفة عين، ولا إلى أحد من خلقه، فإنه حسبنا ونعم الوكيل (١). قال المصنف [ابن الجوزي] رحمة الله عليه - بعد فراغه من هذه الخطبة:أما بعد: فإني رأيتك أيها المريد الصادق، والعازم الجازم، قد وطنت نفسك على التخلي عن فضول الدنيا الشاغلة، وعزمت على الانقطاع إلى الأخرة، علماً منك أن مخالطة الخلق توجب التخليط، وإهمال المحاسبة للنفس أصل التفريط، وأن العمر إن لم يستدرك أدركه الفوت، وأن مراحل الأنفاس تسرع بالراكب إلى منزل الموت.فنظرت أي أنيس من الكتب تستصحبه في خلوتك، وتستنطقه في حال صمتك، فإذا(١) هذه الخطبة موجودة في نسخة (أ)، وفي نسخة (ب) بدلاً عنها الخطة المدرجة هنا وهي هذه بعد البسملة:"الحمد لله منبه الراقدين في غفلاتهم بمزعجات الايقاظ، ومنزه التائبين من هفواتهم بملاطفات الوعاظ، ومحدث العارفين في خلواتهم بأحلى الكلمات والألفاظ، ومحذر الزاهدين بأشرف شهواتهم تأدباً حتى فرقوا عن الظاهرين اللحاظ، وقاموا إلى محاربة النفوس قيام الليث لحرب المغتاظ، وحفظوا ما استحفظوا فحفظوا وإنما الحفظ للحفاظ.أحمده حمداً كثيراً فائت العدد دائم الألفاظ، وأصلي وأسلم على نبيه محمد الذي أعجز الفصحاء بما جاء به قساقيس يوم عكاظ، وعلى آله وأصحابه أهل اليقين والتقى والاستيقاظ، صلاة أتقي بها يوم البعث حر لظى والشواظ، ناراً وقودها الناس والحجارة عليها ملائكة غلاظ.قال مؤلفه عبد الرحمن بن علي بن محمد بن الجوزي رحمه الله: سميت كتابي هذا: "منهاج القاصدين ومفيد الصادقين".وأسأل الله تعالى أن ينفعنا به ومن قرأه، أو سمعه، أو نظر فيه، وأن يجعله خالصاً لوجهه الكريم، وأن يختم لنا بخير ويوفقنا لما يرضيه من القول والعمل والنية، وأن يسامحنا في تقصيرنا وتفريطنا ولا يكلنا إلى أنفسنا طرفة عين ولا إلى أحد من خلقه، فإنه حسبنا ونعم الوكيل.
Sen, 'İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn' kitabını tercih ediyor ve onun kendi türünde eşsiz olduğunu, kendiliğinden kıymetli bulunduğunu iddia ediyorsun. Öyleyse bil ki, 'İhyâ' kitabında âlimlerden başkasının bilemeyeceği âfetler vardır. Bunların en azı, bâtıl, mevzû ve mevkuf hadislerdir; o (müellif) bunları merfu‘ olarak nakletmiştir. Oysa onları sadece iktibas ettiği gibi nakletmiş; uydurmamıştır. Mevzû bir hadisle amel etmek ve uydurma bir lafza aldanmak caiz değildir. Günlerin ve gecelerin namazlarını kılmanı, içlerinde Resûlullah (s.a.v.)'in söylediği tek bir kelime bulunmadığı hâlde, sana nasıl reva görebilirim? Sana sûfîlerin sözlerinden onun [1][yani İhyâ müellifi] derlediği ve amel etmeye teşvik ettiği şeylerin ulaşmasını nasıl tercih edebilirim ki bunların fenâ, bekā, şiddetli açlık emri, ihtiyaç olmaksızın seyahate çıkmak, azıksız çöle girmek gibi — bunların ayıplarını [2][el-avâr fetha ile ayıp demektir; bazen damme ile de okunur] 'Telbîsü İblîs' [3][Dımeşk'te Dâru'l-Beyân Kütüphanesi'nde Prof. Hayreddin Vânlı'nın tahkikiyle basılmıştır] adlı kitabımda ortaya koyduğum — konularda hiçbir aslı yoktur. Sana, onun (İhyâ'nın) fesatlarından arınmış, faydalarına halel getirmeyen bir kitap yazacağım. Onda en sahih ve en meşhur nakilleri, en sağlam ve en iyi anlamları esas alacak; çıkarılması uygun olanı çıkaracak, eklenmesi uygun olanı ekleyeceğim.' Daha sonra [İbnü'l-Cevzî] şöyle dedi: 'Madem ki nefsin hakkını tam olarak vermek ve onu gemlemek üzere uzlete karar verdin; o hâlde nefsine vekilin ilim olsun. Hevânın inceliklerini araştır ki kurtulasın. İki kişiden birinin yolundan sakın: Fıkıhta cedeli bilen ve başkanlığıyla yetinen; yahut kadılık elde edip mevkiini korumaya çalışan; yahut vaazı süsleyip ağının gözlerini daraltan bir âlim. Yahut cehaletinde bozuk reyiyle dönenen; elini öptürmek ve bereketine inanmakla yakınlaşmaya çalışan; Allah'ın şeriatı ve sünneti olmaksızın hevâsına göre amel eden bir zâhid. İşte bu ikisi doğru yoldan sapmış, amellerin kabuklarıyla yetinip özden mahrum kalmış, yeni başlayanları parlak serap ile aldatan kimselerdir. Onların yolu, dosdoğru yol ve kurtuluş yolu olan selef-i sâlihîn sünnetinden uzaktır.'
أنت تؤثر كتاب "إحياء علوم الدين" وتزعم انفراده في جنسه، ونفاسته في نفسه.فاعلم أن في كتاب "الإحياء" آفات لا يعلمها إلا العلماء. وأقلها الأحاديث الباطلة الموضوعة والموقوفة، وقد جعلها مرفوعة، وإنما نقلها كما اقتراها لا أنه افتراها، ولا ينبغي التعبد بحديث موضوع، والاغترار بلفظ مصنوع.وكيف أرتضي لك أن تصلي صلوات الأيام ولياليها، وليس فيها كلمة قالها رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم.وكيف أوثر أن يطرق سمعك من كلام المتصوفة الذي جمعه (١) وندب إلى العمل به مالا حاصل له من الكلام في الفناء، والبقاء، والأمر بشدة الجوع، والخروج إلى السياحة في غير حاجة، والدخول في الفلاة بغير زاد، إلى غير ذلك مما قد كشفت عن عواره (٢) في كتابي المسمى بـ "تلبيس إبليس (٣) "وسأكتب لك كتاباً يخلو عن مفاسده، ولا يخل بفوائده، أغتمد فيه من النقول الأصح والأشهر، ومن المعنى الأثبت والأجود، وأحذف ما يصلح حذفه، وأزيد ما يصلح أن يزاد.ثم قال بعد ذلك [ابن الجوزي]: وإذ قد صح عزمك على العزلة لاستيفاء حق الحق من النفس، والأخذ على يدها، فليكن وكيلك عليها العلم، وكن باحثاً عن دقائق هواها لعلك تسلم، واحذر سبيل أحد رجلين:عالم عرف الجدال في الفقه واقتنع برئاسته، أو نال القضاء فسعى في حفظ منزلته، أو زخرف الوعظ فضيق أعين شبكته.أو زاهد يتقلب برأيه الفاسد في جهالته، ويتقرب بتقبيل يده واعتقاد بركته، ويعمل بهواه دون شرع الله وسنته.فهذان عادلان عن منهاج الصواب، مقتنعان بقشور الأعمال عن خالص اللباب، خادعان للمبتدئين بلامع السراب، وطريقهما بمعزل عن سنن السلف الصالح الذي هو جادة الاستقامة وطريق السلامة.(١) أي صاحب الإحياء.(٢) العوار بالفتح: العيب وقد يضم.(٣) طبع مكتبة دار البيان بدمشق بتحقيق الاستاذ خير الدين وانلي.
Bu kitapta sana —inşallah— onların haberlerinden, eserlerine delâlet edenleri dercedip sunacağım. Bu kitabımıza, mübtedînin muhtaç olduğu gibi müntehînin de ihtiyacı vardır; zira onda ibâdetlerin esrarı ve muâmelâtın âfâtına karşı uyarılar bulunmaktadır. Müellif (musannif) bu kitabı dört rub‘a ayırmıştır: Birincisi: Rub‘-ı İbâdât. İkincisi: Rub‘-ı Âdât. Üçüncüsü: Rub‘-ı Mühlikât. Dördüncüsü: Rub‘-ı Münciyât. Bu dört kısmın her biri kitaplara, bablara ve fasıllara ayrılmıştır. İşte birinci rub‘un aksâmından:
وسأدرج لك في هذا الكتاب إن شاء الله من أخبارهم ما يدل على آثارهم.وكتابنا هذا يحتاج إليه المنتهي، كما يفتقر إليه المبتدي، لأن فيه أسرار العبادات، والتحذير من آفات المعاملات. وقد جعله المصنف أربعة أرباع:الأول: ربع العبادات.والثاني: ربع العادات.والثالث: ربع المهلكات.والرابع: ربع المنجيات.وكل واحدة من هذه الأقسام الأربعة يشتمل على كتب، وأبواب، وفصول، فمن أقسام الربع الأول:
Kitabın birinci çeyreği: İbadetler çeyreği. İlim kitabı, fazileti ve ilgili hususlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "De ki: Bilenlerle bilmeyenler hiç eşit olur mu?" [Zümer, 9]. Yine yüce Allah buyurdu: "Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin" [Mücâdele, 11]. İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Âlimlerin, müminlerin üzerinde yedi yüz derecesi vardır; iki derece arası beş yüz yıllık mesafedir. Yine Allah Teâlâ buyurdu: "Kulları içinde Allah'tan ancak âlimler hakkıyla korkar" [Fâtır, 28]. Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim'de Muâviye b. Ebî Süfyân (r.a.)'dan gelen hadiste şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: "Allah bir kimseye hayır murad ederse, onu dinde fakih kılar." Ebû Ümâme (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.)'e iki kişi anıldı; biri âbid, diğeri âlimdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Âlimin âbide üstünlüğü, benim en aşağınıza olan üstünlüğüm gibidir." Sonra Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah, melekleri, göklerdeki ve yerdekiler, hatta yuvasındaki karınca, hatta balık bile insanlara hayrı öğretenlere dua eder." Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve "hasen sahihtir" demiştir. Diğer bir hadiste: "Âlimin âbide üstünlüğü, bedir gecesindeki dolunayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler ne bir dinar ne de bir dirhem miras bırakmışlardır; onlar sadece ilim miras bırakmışlardır. Kim onu alırsa, büyük bir nasip almış olur." Safvân b. Assâl (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Şüphesiz melekler, taleb ettiği şeyden hoşnut olarak ilim talep edenin üzerine kanatlarını gererler." Bu hadisi İmâm Ahmed ve İbn Mâce rivayet etmiştir. Hattâbî şöyle demiştir: Meleklerin kanatlarını koyması (vaz'ı) ile ilgili üç görüş vardır: Birincisi: Kanatlarını yaymalarıdır.
الربع الأول من الكتاب: ربع العباداتكتاب العلم وفضله وما يتعلق بهقال الله تعالى: {قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ} [الزمر: ٩]. وقال تعالى: {يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ} [المجادلة: ١١] قال ابن عباس رضى الله عنهما: للعلماء درجات فوق المؤمنين بسبعمائة درجة، ما بين الدرجتين مسيرة خمسمائة عام، وقال تعالى: {إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ} [فاطر: ٢٨].وفى "الصحيحين" من حديث معاوية بن أبى سفيان رضى الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم يقول: "من يرد الله به خيراً يفقهه فى الدين".وعن أبى أمامة رضى الله عنه قال: ذكر لرسول الله صلى الله عليه وآله وسلم رجلان: أحدهما: عابد، والآخر: عالم، فقال رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: "فضل العالم على العابد كفضلى على أدناكم"، ثم قال رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: "إن الله وملائكته، وأهل السموات والأرض، حتى النملة فى جحرها، وحتى الحوت ليصلون على معلمي الناس الخير" رواه الترمذى وقال: حديث حسن صحيح.وفى حديث آخر: "فضل العالم على العابد كفضل القمر ليلة البدر على سائر الكواكب، وإن العلماء ورثة الأنبياء، وإن الأنبياء لم يورثوا ديناراً ولا درهماً، وإنما ورثوا العلم، فمن أخذ به أخذ بحظ وافر".وعن صفوان بن عسال رضى الله عنه، أن النبى صلى الله عليه وآله وسلم قال: "إن الملائكة لتضع أجنحتها لطالب العلم رضى بما يطلب" رواه الإمام أحمد، وابن ماجة.قال الخطابي: في معنى وضعها أجنحتها ثلاثة أقوال:أحدها: أنه بسط الأجنحة.
İkincisi: İlmin tâlibine karşı tevâzu mânâsına gelmesidir. Üçüncü: İlim meclislerine inmek ve uçmaktan vazgeçmek murâd edilir. Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim ilim taleb etmek için bir yol tutarsa, Allah ona cennete giden bir yolu kolaylaştırır.” [Müslim rivâyet etmiştir.] Yine ondan (s.a.v.) rivâyet olunduğuna göre şöyle buyurmuştur: “Kim, İslâm’ı diriltmek için ilim tahsîl ederken ölüm kendisine gelirse, onunla nebîler arasında cennette yalnızca bir derece fark olur.” [Bu rivâyet zayıftır. Dârimî, 1/100, Hasan’dan mürsel olarak; Taberânî el-Evsat’ta İbn Abbâs’tan mevkuf olarak benzerini tahric etmiştir. Senedinde Muhammed b. el-Ca‘d olup metrûktur.] Bu bâbta pek çok haber bulunmaktadır. Bazı hükemâ şöyle derdi: “Ne olurdu bilsem! İlmi kaçıran ne kazanmış, ilmi elde eden ne kaybetmiştir?” İlim öğretmenin faziletlerinden biri de Buhârî ve Müslim’in el-Câmi‘u’s-Sahîh’lerinde Sehl b. Sa‘d (r.a.)’den tahric ettikleri şu hadistir: Resûlullah (s.a.v.) Alî (r.a.)’ye şöyle buyurmuştur: “Allah’ın senin vâsıtanla bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin için kırmızı develerden (dünyalıktan) daha hayırlıdır.” İbn Abbâs (r.a.) şöyle demiştir: “İnsanlara hayrı öğreten kimse için yerdeki her canlı, hattâ denizdeki balık bile istiğfâr eder.” Benzeri, merfû bir hadiste de rivâyet edilmiştir. Denilirse ki: “Balığın muallim için istiğfâr etmesinin vechi nedir?” Cevap: “İlmin faydası her şeye, hattâ balığa kadar ulaşır. Zira âlimler ilim sayesinde helâl ile haramı bilmişler ve her şeye, hattâ boğazlanacak hayvana ve balığa bile ihsânı emretmişlerdir. Bunun üzerine Allah teâlâ, onların güzel amellerinin karşılığı olarak bütün mahlûkata onlar için istiğfâr etmeyi ilhâm etmiştir.” Ebû Mûsâ (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilmin misâli, bir araziye isâbet eden bol yağmur gibidir. O arazinin bir kısmı iyi topraktır, suyu kabul eder ve bol bitki ve ot yetiştirir. Bir kısmı da çoraktır [ot bitmez] ama suyu tutar; Allah insanları onunla faydalandırır; insanlar ondan içer, sular ve ekerler. Bir başka kısmı ise…”
الثاني: أنه بمعنى التواضع لطالب العلم.الثالث: أن المراد به النزول عند مجالس العلم وترك الطيران.وعن أبى هريرة رضى الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: "من سلك طريقاً يلتمس فيه علماً سهل الله له طريقاً إلى الجنة" رواه مسلم.وروى عنه صلى الله عليه وآله وسلم أنه قال: "من جاءه الموت وهو يطلب العلم ليحيي به الإسلام، كان بينه وبين الأنبياء فى الجنة درجة واحدة" (١)، وفيه أخبار كثيرة.وكان بعض الحكماء يقول: ليت شعري، أي شىء أدرك من فاته العلم، وأي شىء فات من أدرك العلم.ومن فضائل التعليم ما أخرجاه فى "الصحيحين" عن سهل بن سعد رضى الله عنه، أن رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم قال لعلى رضى الله عنه: "لأن يهدى الله بك رجلاً واحداً خير من أن يكون لك حمر النعم".وقال ابن عباس: "إن الذى يعلم الناس الخير تستغفر له كل دابة حتى الحوت فى البحر". وروى نحو ذلك فى حديث مرفوع إلى النبى صلى الله عليه وآله وسلم.فإن قيل: ما وجه استغفار الحوت للمعلم؟فالجواب: أن نفع العلم يَعُمُّ كل شىء حتى الحوت، فإن العلماء عرفوا بالعلم ما يحل ويحرم، وأوصوا بالإحسان إلى كل شىء حتى إلى المذبوح (٢) والحوت، فألهم الله تعالى الكل الاستغفار لهم جزاءاً لحسن صنيعهم.وعن أبى موسى رضى الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: "إن مثل ما بعثني الله به من الهدى والعلم، كمثل غيث أصاب أرضاً، فكانت منها طائفة طيبة قبلت الماء، فأنبتت الكلأ والعشب الكثير، وكان منها أجادب (٣) أمسكت الماء، فنفع الله بها الناس، فشربوا وسقوا وزرعوا، وأصاب منها طائفة أخرى، إنما هي(١) حديث ضعيف رواه الدارمي ١/ ١٠٠ عن الحسن مرسلاً، وأخرجه الطبراني في "الأوسط" عن ابن عباس مرفوعاً بنحوه، وفيه محمد بن الجعد وهو متروك.(٢) في الهامش: كما في حديث "إن الله كتب الإحسان على كل شيء".(٣) جمع أجدب وهى الأرض التي لا تنبت.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Kıy‘ân(1) su tutmaz ve ot bitirmez. İşte bu, Allah'ın dininde fakih olan ve Allah'ın benimle gönderdiği şeyle kendisini faydalandırdığı, böylece öğrenip öğreten kimsenin misalidir. Bir de buna başını kaldırmayan ve Allah'ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin misalidir.' Buhârî ve Müslim, Sahîh'lerinde tahriç etmişlerdir.
Allah sana rahmet etsin, şu hadise bak; insanlar hakkında ne kadar isabetlidir! Zira fukaha, anlayış sahipleri olup, suyu kabul edip ot bitiren yerlere benzerler; çünkü onlar bildiler, anladılar, fürû‘ çıkardılar ve öğrettiler. Fıkıh ve anlayışla rızıklandırılmamış muhaddislerden nakilcilerin durumu ise, suyu tutan çorak yerlere benzer; onların yanındakinden faydalanılır. İşiten fakat öğrenmeyen ve ezberlemeyenler ise, cehalet avamıdır.
Hasan-ı Basrî (rahmetullahi aleyh) dedi ki: 'Âlimler olmasaydı insanlar hayvanlar gibi olurdu.'
Muâz b. Cebel (r.a.) dedi ki: 'İlmi öğrenin. Zira onu Allah için öğrenmek haşyet, talep etmek ibadet, müzakeresi tesbih, araştırması cihad, bilmeyene öğretmesi sadaka, ehline vermesi kurbettir. İlim yalnızlıkta ünsiyet, halvette arkadaştır.'
Kâ‘b (rahmetullahi aleyh) dedi ki: 'Allah Teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma şöyle vahyetti: Ey Mûsâ, hayrı öğren ve insanlara öğret. Zira ben hayrı öğreten ve öğrenenin kabirlerini, orada yalnızlık hissetmeyecekleri şekilde nurlandıracağım.'
1. Fasıl: İlim Talebi Farzdır
Enes b. Mâlik (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre, Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'İlim talep etmek her Müslümana farzdır.' Ahmed, el-İlel'de rivayet etmiştir. (2) Ayrıca İbn Mâce, Sünen'inde (nr. 224) rivayet etmiştir. Hâfız el-Mizzî'nin dediği gibi, bu hadis tarikleriyle hasendir.
Müellif (rahmetullahi teâlâ aleyh) dedi ki: 'İnsanlar bu hususta ihtilaf etmiştir. Fukaha: Bu ilim fıkıh ilmidir; zira onunla helal ve haram bilinir, dedi. Müfessirler ve muhaddisler ise: Bu ilim Kitap ve Sünnet ilmidir; zira onlarla bütün ilimlere ulaşılır, dedi.'
(1) 'Kıy‘ân', 'kâ‘a'nın çoğuludur; düz arazi demektir.
(2) Bu dipnot metinde geçmektedir: 'Ve İbn Mâce, Sünen'inde (nr. 224) rivayet etmiştir. Hâfız el-Mizzî'nin dediği gibi, bu hadis tarikleriyle hasendir.'
قيعان (١) لا تمسك ماء ولاتنبت كلأ، فذلك مثل من َفقُه فى دين الله ونفعه الله بما بعثنى به فعلم وعلم، ومثل من لم يرفع بذلك رأساً ولم يقبل هدى الله الذى أرسلت به" أخرجاه فى "الصحيحين".فانظر رحمك الله إلى هذا الحديث ما أوقعه على الخلق، فإن الفقهاء أولي الفهم، كمثل البقاع التي قبلت الماء فأنبتت الكلأ، لأنهم علموا وفهموا، وفرعوا وعلَّموا. وغاية الناقلين من المحدثين الذين لم يرزقوا الفقه والفهم، أنهم كمثل الأجادب التي حفظت الماء فانتفع بما عندهم، وأما الذين سمعوا ولم يتعلموا ولم يحفظوا، فهم العوام الجهلة.وقال الحسن رحمه الله: لولا العلماء لصار الناس مثل البهائم.وقال معاذ بن جبل رضى الله تعالى عنه: تعلموا العلم، فإن تعلمه لله خشية، وطلبه عبادة، ومدارسته تسبيح، والبحث عنه جهاده، وتعليمه لمن لا يعلمه صدقه، وبذله لأهله قربة، وهو الأنيس فى الوحدة، والصاحب فى الخلوة.وقال كعب رحمه الله: أوحى الله تعالى إلى موسى عليه السلام: أن تعلم يا موسى الخير وعلمه للناس، فإني منور لمعلم الخير ومتعلمه قبورهم حتى لا يستوحشوا بمكانهم. ١ ـ فصل [طلبُ العلمِ فريضةُُ]قد روى عن أنس بن مالك رضى الله عنه، عن النبى صلى الله عليه وآله وسلم أنه قال: "طلب العلم فريضة على كل مسلم" رواه أحمد فى "العلل" (٢).قال المصنف رحمه الله تعالى: اختلف الناس فى ذلك.فقال الفقهاء: هو علم الفقه، إذ به يعرف الحلال والحرام.وقال المفسرون والمحدثون: هو علم الكتاب والسنة، إذ بهما يتوصل إلى العلوم كلها.(١) جمع قاع وهى الأرض المستوية.(٢) وابن ماجه في "سننه" رقم (٢٢٤) وهو حديث حسن بطرقه كما قال الحافظ المزي.