Taberânî’nin Mekârimü’l-Ahlâk’ı. Rabb’im, hayrı kolaylaştır; bu eserle bize ve Müslümanlara hayırlı bir son nasip eyle, âmîn. Allah, Muhammed’e salât eylesin. Bize, şeyhülecell, imam, fakih, zahid, hafız, şeyhülislam Cemâleddin, ümmetin bir tanesi, imamların övüncü, sünnetin kılıcı, hafızların en güçlüsü, selefin bakiyesi Ebû Tâhir Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. İbrahim es-Selefî el-İsfahânî –Allah bekasını daim eylesin, canını muhafaza buyursun– haber verdi. Dedi ki: Bana, İsfahan’da dört yüz doksan senesinde Şeyh Ebû Nasr el-Fadl b. Ali b. Ahmed el-Hanefî el-Mukrî haber verdi. O da dedi ki: Bana, Cemâziyelevvel ayında dört yüz on dört senesinde kendisine okunarak Ebû Saîd Muhammed b. Ali b. Amr b. Mehdî el-Hâfız en-Nakkâş haber verdi. O da dedi ki: Bana, Ebü’l-Kâsım Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb el-Lahmî et-Taberânî haber verdi ve şöyle dedi: Bunlar, müminin hayatında şerefe nail olduğu ve ölümünden sonra kurtuluş umduğu Mekârimü’l-Ahlâk hakkında bölümlerdir. Bunları ihtisar ederek çıkardım; metinleri zikrettim, tarikleri bıraktım; ta ki onları işitenler faydalansın, inşallah. İşte bundan.
مَكَارِمُ الْأَخْلَاقِ لِلطَّبَرَانِيِّرَبِّ يَسِّرِ الْخَيْرَ، وَاخْتِمْ بِخَيْرٍ لَنَا بِهِ وَلِلْمُسْلِمِينَ آمِينَوَصَلَّى اللَّهُ عَلَى مُحَمَّدٍأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ الْأَجَلُّ الْإِمَامُ الْفَقِيهُ الزَّاهِدُ الْحَافِظُ شَيْخُ الْإِسْلَامِ جَمَالُ الدِّينِ، أَوْحَدُ الْأُمَّةِ، فَخْرُ الْأَئِمَّةِ، سَيْفُ السُّنَّةِ، أَحْفَظُ الْحُفَّاظِ، بَقِيَّةُ السَّلَفِ، أَبُو طَاهِرٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ السَّلَفِيُّ الْأَصْبَهَانِيُّ أَدَامَ اللَّهُ بَقَاءَهُ، وَحَرَسَ حَوْبَاءَهُ قَالَ: أَنَا الشَّيْخُ أَبُو النَّصْرِ الْفَضْلُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ أَحْمَدَ الْحَنَفِيُّ الْمُقْرِئُ بِأَصْبَهَانَ سَنَةَ تِسْعِينَ وَأَرْبَعِمِائَةٍ، أَنَا أَبُو سَعِيدٍ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ عَمْرِو بْنِ مَهْدِيٍّ الْحَافِظُ النَّقَّاشُ قِرَاءَةً عَلَيْهِ فِي جُمَادَى الْأُولَى سَنَةَ أَرْبَعَ عَشْرَةَ وَأَرْبَعِمِائَةٍ. أَنَا أَبُو الْقَاسِمِ سُلَيْمَانُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَيُّوبَ اللَّخْمِيُّ الطَّبَرَانِيُّ قَالَ: هَذِهِ أَبْوَابٌ فِي مَكَارِمِ الْأَخْلَاقِ الَّتِي يَنَالُ بِهَا الْمُؤْمِنُ الشَّرَفَ فِي حَيَاتِهِ، وَيَرْجُو فِيهَا النَّجَاةَ بَعْدَ مَوْتِهِ، خَرَّجْتُهَا عَلَى الِاخْتِصَارِ ذَكَرْتُ الْمُتَونَ وَتَرَكْتُ الطُّرُقَ لِيَنْتَفِعَ بِهَا مَنْ يَسْمَعُهَا إِنْ شَاءَ اللَّهُ فَمِنْ ذَلِكَ
Kur'ân tilâvetinin, Allah Teâlâ'yı çokça zikretmenin, hayır konuşmak dışında sükût etmenin, miskinleri sevmenin ve onlarla mücâlesenin fazîleti bâbı.
بَابُ فَضْلِ تِلَاوَةِ الْقُرْآنِ وَكَثْرَةِ ذِكْرِ اللَّهِ تَعَالَى وَالصَّمْتِ إِلَّا مِنْ خَيْرٍ، وَحُبِّ الْمَسَاكِينَ وَمُجَالَسَتِهِمْ
Hüsn-i Hulk Hakkında Gelen Bâb
بَابُ مَا جَاءَ فِي حُسْنِ الْخُلُقِ
5 - Bize Amr b. Hafs es-Sedûsî rivâyet etti; Bize Âsım b. Alî rivâyet etti; Bize Ebû Ma‘şer, Muhammed b. el-Münkedir vasıtasıyla Câbir’den (r.a.) rivâyet etti. Câbir (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Dikkat edin, size hayırlılarınızı haber vereyim mi?» Ashâb: «Evet, bildirin yâ Resûlallah!» dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): «Ahlâkı en güzel olanlarınızdır» buyurdu.
٥ - ثنا عَمْرُو بْنُ حَفْصٍ السَّدُوسِيُّ، ثنا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ، ثنا أَبُو مَعْشَرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِخِيَارِكُمْ؟» ، قَالُوا: بَلَى قَالَ: «أَحْسَنُكُمْ أَخْلَاقًا»
8 - Bize Muhammed rivayet etti, (dedi ki:) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti, (dedi ki:) Bize Ebû Usâme rivayet etti, Zekeriyyâ b. Siyâh'tan, o İmrân b. Rabâh'tan, o Alî b. Umâre el-Vâlibî'den, o Câbir b. Semure'den rivayetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Muhakkak insanların İslâmı en güzel olanı, ahlâkı en güzel olanıdır."
٨ - ثنا مُحَمَّدٌ، ثنا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، ثنا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ زَكَرِيَّا بْنِ سِيَاهٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ عُمَارَةَ الْوَالِبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ أَحْسَنَ النَّاسِ إِسْلَامًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا»
11 - Bize Muhammed b. Sâlih b. el-Velîd en-Nersî tahdîs etti, bize Hüseyin b. Ebî Seleme b. Ebî Kebşe tahdîs etti, bize Ya‘kūb b. İshâk el-Hadramî tahdîs etti, bize Nadr b. Ma'bed el-Haremî tahdîs etti, o Muhammed b. Sîrîn'den, o Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Güzel ahlâk, günâhı eritir; tıpkı güneşin buzu erittiği gibi.»
١١ - ثنا مُحَمَّدُ بْنُ صَالِحِ بْنِ الْوَلِيدِ النَّرْسِيُّ، ثنا الْحُسَيْنُ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ أَبِي كَبْشَةَ، ثنا يَعْقُوبُ بْنُ إِسْحَاقَ الْحَضْرَمِيُّ، ثنا النَّضْرُ بْنُ مَعْبَدٍ الْحَرَمِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «حُسْنُ الْخُلُقِ يُذِيبُ الْخَطِيئَةَ كَمَا تُذِيبُ الشَّمْسُ الْجَلِيدَ»
Yumuşak huyluluğun, ahlâk güzelliğinin, kolaylaştırmanın ve tevazunun fazileti babı
بَابُ فَضْلِ لِينِ الْجَانِبِ، وَسُهُولِ الْأَخْلَاقِ، وَقُرْبِ الْمَأْخَذِ، وَالتَّوَاضُعِ
17 - Bize Ebü'z-Zinbâ‘ rivâyet etti. Bize Mûsâ b. Nâsıh rivâyet etti. Bize İsmet b. Muhammed el-Ensârî, Yahyâ b. Sa‘îd el-Ensârî'den, o Süleyman b. Yesâr'dan, o da Ebû Hureyre (r.a.)'den rivâyet etti. (Ebû Hureyre) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Ne mutlu, kendisinde bir eksiklik bulunmadığı hâlde tevazu gösterene. Ne mutlu, fıkıh ve hikmet ehliyle beraber olup zillet ve masiyet ehlinden uzak durana. Ne mutlu, malının fazlasını infak edip sözünün fazlasını tutana. Ne mutlu, sünnetim kendisine yetip onu aşmayarak bid‘ate sapmayana.»
١٧ - ثنا أَبُو الزِّنْبَاعِ، ثنا مُوسَى بْنُ نَاصِحٍ، ثنا عِصْمَةُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْأَنْصَارِيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الْأَنْصَارِيِّ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «طُوبَى لِمَنْ تَوَاضَعَ فِي غَيْرِ مَنْقَصَةٍ، وَطُوبَى لِمَنْ خَالَطَ أَهْلَ الْفِقْهِ وَالْحِكْمَةِ وَجَانَبَ أَهْلَ الذُّلِّ وَالْمَعْصِيَةِ، وَطُوبَى لِمَنْ أَنْفَقَ الْفَضْلَ مِنْ مَالِهِ وَأَمْسَكَ الْفَضْلَ مِنْ قَوْلِهِ، وَطُوبَى لِمَنْ وَسِعَتْهُ سُنَّتِي، وَلَمْ يَعْدُهَا إِلَى بِدْعَةٍ»
Bâb: Kişinin Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmesinin fazîleti
بَابُ فَضْلِ تَبَسُّمِ الرَّجُلِ فِي وَجْهِ أَخِيهِ الْمُسْلِمِ
Bâb: Rıfkın, Hilmin ve Enâletin Fazileti
بَابُ فَضْلِ الرِّفْقِ وَالْحِلْمِ وَالْأَنَاةِ
Muhammed b. Ali es-Sâiğ, İbrahim b. Muhammed eş-Şâfiî'den; o, Muhammed b. Abdurrahman et-Teymî Ebû Girâre'den; o, Kâsım b. Muhammed'den; o da Hz. Âişe (r.anhâ)'dan rivayetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Allah bir ev halkına hayır murad ettiğinde, onlara rifk (yumuşaklık ve mülayemet) nasip eder.»
٢٦ - ثنا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ الصَّائِغُ، ثنا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدٍ الشَّافِعِيُّ، ثنا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ التَّيْمِيُّ أَبُو غِرَارَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِأَهْلِ بَيْتٍ خَيْرًا أَدْخَلَ عَلَيْهِمُ الرِّفْقَ»
29 - Bize Heysem b. Hâlid el-Mıssîsî rivayet etti; bize Dâvûd b. Muâz rivayet etti; bize Abdülvâris b. Saîd rivayet etti; Yûnus b. Ubeyd'den; Abdurrahmân b. Ebî Bekre'den; el-Eşec el-Asarî'den şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) bana buyurdu: "Muhakkak ki sende Allah'ın senden sevdiği iki haslet vardır: Hilim ve enâh." Dedim ki: "Yâ Resûlallah, bu iki hasleti ben mi edindim yoksa Allah beni bunlar üzerine mi yarattı?" Buyurdu: "Bilakis Allah seni bunlar üzerine yaratmıştır." Bunun üzerine dedim ki: "Beni razı olduğu iki haslet üzerine yaratan Allah'a hamdolsun."
٢٩ - ثنا الْهَيْثَمُ بْنُ خَالِدٍ الْمِصِّيصِيُّ، ثنا دَاوُدُ بْنُ مُعَاذٍ، ثنا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ الْأَشَجِّ الْعَصَرِيِّ قَالَ: قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " إِنَّ فِيكَ لَخَلَّتَيْنِ يُحِبُّهُمَا اللَّهُ مِنْكَ: الْحِلْمُ وَالْأَنَاةُ " قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَخَلَّقُ بِهِمَا أَمْ جَبَلَنِي اللَّهُ عَلَيْهِمَا؟ قَالَ: «بَلْ جَبَلَكَ اللَّهُ عَلَيْهِمَا» ، قُلْتُ: فَالْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي جَبَلَنِي عَلَى خَلَّتَيْنِ يَرْضَاهُمَا
32 - Bize Alî b. Abdilazîz tahdîs etti; bize Müslim b. İbrahim tahdîs etti; bize Şu‘be tahdîs etti. (H.) Yine bize Abdullah b. Muhammed b. Saîd b. Ebî Meryem tahdîs etti; bize Muhammed b. Yûsuf el-Firyâbî tahdîs etti; bize Süfyân tahdîs etti. Her iki râvi de A‘meş‘ten, o Yahyâ b. Vessâb‘tan, o da İbn Ömer‘den (r.a.) rivayet etti. İbn Ömer dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «İnsanlarla karışıp onların kendisine eziyet etmesine rağmen bu eziyetlere sabreden kimse, insanlarla karışmayan ve onların eziyetine sabretmeyen mü‘minden daha faziletlidir.»
٣٢ - ثنا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، ثنا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، ثنا شُعْبَةُ، ح، وثنا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، ثنا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ الْفِرْيَابِيُّ، ثنا سُفْيَانُ، كِلَاهُمَا عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ وَثَّابٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «الَّذِي يُخَالِطُ النَّاسَ فَيُؤْذُونَهُ فَيَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ أَفْضَلُ مِنَ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لَا يُخَالِطُ النَّاسَ وَلَا يَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ»
35 - Muâz b. el-Müsennâ, Muhammed b. Kesîr'den, o da Süfyân'dan, o da el-A'meş'ten, o da Ebû İshâk'tan, o da Ebû Ubeyde'den, o da Ebû Mes'ûd'dan rivayet etti ki: "Bir kardeşinizi bir günaha düşerken gördüğünüzde, şeytana karşı ona yardımcı olmayın; 'Allah onu rezil etsin, Allah onu çirkinleştirsin' demeyin. Fakat 'Allah tevbesini kabul etsin, onu bağışlasın' deyin."
٣٥ - ثنا مُعَاذُ بْنُ الْمُثَنَّى، ثنا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، ثنا سُفْيَانُ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ قَالَ: " إِذَا رَأَيْتُمْ أَخَاكُمْ قَارَفَ ذَنْبًا فَلَا تَكُونُوا أَعْوَانًا لِلشَّيْطَانِ عَلَيْهِ، تَقُولُوا: أَخْزَاهُ اللَّهُ، قَبَّحَهُ اللَّهُ، وَلَكِنْ قُولُوا: تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِ، غَفَرَ لَهُ "
37 – Bize Abdân b. Ahmed rivâyet etti; (dedi ki:) Bize İbrâhim b. el-Müsterim el-Urûkî rivâyet etti; (dedi ki:) Bize Şuayb b. Beyân es-Saffâr, İmrân el-Kattân’dan, o Katâde’den, o da Enes’ten (r.a.) rivâyet etti ki: Nebî (s.a.v.) bir kavmin yanından geçerken onlar bir taşı kaldırıyorlardı. Nebî (s.a.v.): «Bu nedir?» diye sordu. Onlar: «Ey Allah’ın Resûlü! Bu, câhiliye döneminde ‘Şiddetliler Taşı’ diye adlandırdığımız bir taştır» dediler. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.): «Size en şiddetlinizi haber vereyim mi? Öfke anında nefsine en çok sahip olanınızdır» buyurdu.
٣٧ - ثنا عَبْدَانُ بْنُ أَحْمَدَ، ثنا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُسْتَمِرِّ الْعُرُوقِيُّ، ثنا شُعَيْبُ بْنُ بَيَانٍ الصَّفَّارُ، عَنْ عِمْرَانَ الْقَطَّانِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم: مَرَّ عَلَى قَوْمٍ يَرْفَعُونَ حَجَرًا فَقَالَ: «مَا هَذَا؟» قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ حَجَرٌ كُنَّا نُسَمِّيهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ: حَجَرُ الْأَشِدَّاءِ، فَقَالَ: «أَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى أَشَدِّكُمْ؟ أَمْلَكُكُمْ لِنَفْسِهِ عِنْدَ الْغَضَبِ»