Bize Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed b. Ubeyd b. Süfyân İbn Ebî'd-Dünyâ el-Kureşî rivayet etti. Dedi ki: Bize Ali b. el-Ca'd el-Cevherî rivayet etti. Bize Müslim b. Hâlid rivayet etti. O, el-Alâ b. Abdurrahman'dan; o, babasından; o da Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kişinin keremi dinidir, mürüvveti aklıdır, soyu (hasabı) ahlâkıdır."
١ - حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدِ بْنِ سُفْيَانَ ابْنِ أَبِي الدُّنْيَا الْقُرَشِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ الْجَوْهَرِيُّ، نا مُسْلِمُ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ الْعَلَاءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «كَرَمُ الْمَرْءِ دِينُهُ، وَمُرُوءَتُهُ عَقْلُهُ، وَحَسَبُهُ خُلُقُهُ»
Bana İbrâhîm b. Sa‘îd el-Cevherî rivayet etti: Bize Ahmed b. Yûnus rivayet etti: Bize Fudayl b. ‘Iyâz rivayet etti: Muhammed b. Sevr'den; o Ma‘mer'den; o Ebû Hâzim'den; o Sehl b. Sa‘d'dan (rivayetle) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Şüphesiz Allah (c.c.) kerîmdir (cömerttir), keremi (cömertliği) ve ahlâkın yücelerini sever; ahlâkın düşük/adîlerine ise buğzeder.» Bize Hâlid b. Hiddâş rivayet etti: Bize Abdülazîz b. Ebî Hâzim rivayet etti: O babasından: Bana Talha b. Ubeydullah —yani İbn Kerîz— Nebî (s.a.v.)'den bunun benzerini rivayet etti.
٦ - حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ الْجَوْهَرِيُّ، نا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، نا فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ ثَوْرٍ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ اللَّهَ كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرَمَ وَمَعَالِيَ الْأَخْلَاقِ، وَيُبْغِضُ سَفْسَافَهَا» ٧ - حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ خِدَاشٍ، نَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: حَدَّثَنِي طَلْحَةُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ يَعْنِي ابْنَ كَرِيزٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ
10. Bize Muhammed b. Şu'be b. Cüvân, (o dedi ki:) Bize Yûnus b. Ubeydillah el-Umeyrî, (o dedi ki:) Bize Mübârek b. Fedâle, Muhammed b. el-Münkedir'den, (o da) Câbir b. Abdullah'tan rivayet etti; Câbir dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Şüphesiz Allah Teâlâ, ahlâkın yüce olanlarını sever, bayağı olanlarına buğzeder.»
١٠ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُعْبَةَ بْنِ جُوَانَ، نا يُونُسُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْعُمَيْرِيُّ، نا مُبَارَكُ بْنُ فَضَالَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يُحِبُّ مَكَارِمَ الْأَخْلَاقِ، وَيُبْغِضُ سَفْسَافَهَا»
13 - Bize Muhammed b. Süleym rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Abdülazîz b. Muhammed ed-Derâverdî –ki Bağdat'ta kadı idi– rivayet etti. O, Muhammed b. Aclân'dan, o, Ka'ka' b. Hakîm'den, o, Ebû Sâlih'ten, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet etti. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.»
١٣ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمٍ، نا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ الدَّرَاوَرْدِيُّ وَكَانَ قَاضِيًا بِبَغْدَادَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلَانَ، عَنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ صَالِحَ الْأَخْلَاقِ»
16 - Bize Yûsuf b. Mûsâ rivayet etti. Dedi ki: Bize Vekî‘ haber verdi. Dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh‘ten, o da Mücâhid‘den şöyle rivayet etti: {وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ} [Şuarâ: 84] âyeti hakkında Mücâhid şöyle buyurdu: «Güzel övgü.»
١٦ - حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى قَالَ: نا وَكِيعٌ، نا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ: {وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ} [الشعراء: ٨٤] ، قَالَ: «الثَّنَاءُ الْحَسَنُ»
20 - Bize Dâvûd b. Amr ed-Dabbî tahdîs etti; (o dedi ki) Bize İsmâil b. Ayyaş, Esîd b. Abdurrahman el-Has'amî'den, (o) Ferve b. Mücâhid el-Lahmî'den, (o) Ukbe b. Âmir el-Cühenî'den rivâyet etti. Ukbe (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) ile karşılaştım, bana buyurdu ki: «Ey Ukbe! Senden ilişkiyi kesenle sen ilişkiyi sürdür, seni mahrum edene sen ver, sana zulmedeni affet.»
٢٠ - حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ عَمْرٍو الضَّبِّيُّ، نا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَسِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْخَثْعَمِيِّ، عَنْ فَرْوَةَ بْنِ مُجَاهِدٍ اللَّخْمِيِّ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ قَالَ: لَقِيتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي: «يَا عُقْبَةُ، صِلْ مَنْ قَطَعَكَ، وَأَعْطِ مَنْ حَرَمَكَ، وَاعْفُ عَمَّنْ ظَلَمَكَ»
24 - Bize Yakub b. Ubeyd rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Ebû Mushir haber verdi. (Dedi ki:) Bize Sehl b. Hâşim, İbrahim b. Edhem'den rivayet etti. (İbrahim b. Edhem) dedi ki: Allah tebâreke ve teâlâ, «Affı al, iyiliği emret» [A'râf: 199] âyetini indirdiği zaman, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «İnsanların ahlâkından affı almam emrolundum.»
٢٤ - حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالَ: نا أَبُو مُسْهِرٍ، نا سَهْلُ بْنُ هَاشِمٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَدْهَمَ قَالَ: لَمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ تبارك وتعالى: {خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ} [الأعراف: ١٩٩] ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «أَمِرْتُ أَنْ آخُذَ الْعَفْوَ مِنْ أَخْلَاقِ النَّاسِ»
28 - Bize Humeyd b. Zenceveyh, Ebû Ca‘fer en-Nufeylî'den; o, Ebû’d-Dehmâ el-Basrî'den; o, Ebû Zılâl el-Kasemelî'den; o da Enes b. Mâlik'ten (r.a.) rivâyet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Şüphesiz Allah azze ve celle'nin Arş'ın altında kıldığı yeşil bir zümrüt levhası vardır ve onda şunu yazmıştır: "Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur. Rahmet eder ve rahmet olunmayı dilerim. Üç yüz on küsur ahlâk yarattım. Kim bu ahlâktan birini, Lâ ilâhe illallah şehadetiyle beraber getirirse cennete girer."'
٢٨ - حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ زَنْجَوَيْهِ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ النُّفَيْلِيُّ، نا أَبُو الدَّهْمَاءِ الْبَصْرِيُّ، عَنْ أَبِي ظِلَالٍ الْقَسْمَلِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " إِنَّ لِلَّهِ عز وجل لَوْحًا مِنْ زُمُرُّدَةٍ خَضْرَاءَ جَعَلَهُ تَحْتَ الْعَرْشِ، وَكَتَبَ فِيهِ: إِنِّي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا، أَرْحَمُ وَأَتَرَحَّمُ، خَلَقْتُ بِضْعَةَ عَشَرَ وَثَلَاثَمِائَةِ خُلُقٍ، مَنْ جَاءَ بِخُلُقٍ مَنْهَا مَعَ شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهَ دَخَلَ الْجَنَّةَ "
32 - Bize Mufaddal b. Gassân rivayet etti, dedi ki: Bana babam (Gassân) rivayet etti, o da İbn Uyeyne'den, o da İbn Tavus'tan, o da babasından (Tavus'tan) şöyle dediğini rivayet etti: «Şüphesiz bu ahlâklar, Allah Azze ve Celle'nin kullarından dilediğine bahşettiği bağışlardır. Allah Azze ve Celle bir kul hakkında hayır murad ettiğinde, ona bu ahlâklardan sâlih bir ahlâk bahşeder.»
٣٢ - حَدَّثنَا مُفَضَّلُ بْنُ غَسَّانَ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: «إِنَّ هَذِهِ الْأَخْلَاقَ مَنَائِحُ يَمْنَحُهَا اللَّهُ عز وجل مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ، فَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ اللَّهُ عز وجل بِعَبْدٍ خَيْرًا مَنَحَهُ مِنْهَا خُلُقًا صَالِحًا»
37 - Bana Ebû Ömer Hafs b. Ömer el-Mukri‘ ve Ahmed b. Abdil‘âlâ eş-Şeybânî rivayet ettiler; ikisi de: “Bize İsmâil b. Ayyâş rivayet etti” dediler. Yine bana Süleyman b. Mansûr el-Huzâ‘î rivayet edip dedi: “Bana Yahyâ b. Sa‘îd el-Emevî rivayet etti.” Yine bana Hâşim b. el-Kâsım el-Harrânî rivayet edip dedi: “Bize Muhammed b. Seleme haber verdi; o Bekir b. Huneyş‘ten, o Zeyd b. Ebî Enîse‘den; (bunların) hepsi Abdurrahmân b. Ziyâd b. En‘um‘dan, o Yezîd b. Ebî Mansûr‘dan, o Âişe (r.anhâ)’dan rivayet etti.” (Âişe) şöyle dedi: “Mekârimü’l-ahlâk ondur: Erkekte bulunur da oğlunda bulunmaz; oğlunda bulunur da kendisinde bulunmaz; efendide bulunur da kölesinde bulunmaz; kölede bulunur da efendisinde bulunmaz.” Ve bu hasletlerin aynısını zikretti.
38 - Ebû Bekr b. Ebî’d-Dünyâ dedi ki: “Biz bu kitabımızda, Ümmü’l-mü’minîn (r.anhâ)’nın zikrettiği hasletlerin her biri hakkında, Nebî (s.a.v.)’den, ashâbının tamamından (r.a.) ve onlara ihsan ile tâbi olan tâbiînden ve ulemâdan fazîlet ve zikir ehlinden bize ulaşan (bilgileri) zikredeceğiz; ta ki basîret sahibi basîretini artırsın, kusurlu olan da uzun gafletinden uyanıp kerîm ahlâka rağbet etsin ve Allah azze ve cellenin dini için bir ziynet, dostları için bir süs kıldığı güzel fiillerde yarışsın. Nitekim şöyle denilirdi: Hiçbir kerîm huy ve güzel fiil yoktur ki Allah onu din ile ilişkilendirmiş olmasın.”
٣٧ - حَدَّثَنِي أَبُو عُمَرَ حَفْصُ بْنُ عُمَرَ الْمُقْرِئُ، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ الْأَعْلَى الشَّيْبَانِيُّ قَالَا: نا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، وَحَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ مَنْصُورٍ الْخُزَاعِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْأُمَوِيُّ، وَحَدَّثَنِي هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ الْحَرَّانِيُّ، قَالَ: ثنا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ بَكْرِ بْنِ خُنَيْسٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَبِي أَنَيْسَةَ، كُلُّهُمْ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زِيَادِ بْنِ أَنْعُمٍ، عَنْ يَزِيدِ بْنِ أَبِي مَنْصُورٍ، عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قَالَتْ: «مَكَارِمُ الْأَخْلَاقِ عَشَرَةٌ تَكُونُ فِي الرَّجُلِ وَلَا تَكُونُ فِي ابْنِهِ، وَتَكُونُ فِي ابْنِهِ وَلَا تَكُونُ فِيهِ، وَتَكُونُ فِي السَّيِّدِ وَلَا تَكُونُ فِي عَبْدِهِ، وَتَكُونُ فِي الْعَبْدِ وَلَا تَكُونُ فِي سَيِّدِهِ» وَذَكَرَ هَذِهِ الْخِصَالَ بِعَيْنِهَا ٣٨ - قَالَ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي الدُّنْيَا: " وَنَحْنُ ذَاكِرُونَ فِي كِتَابِنَا هَذَا فِي كُلِّ خَصْلَةٍ مِنَ الْخِصَالِ الَّتِي ذَكَرَتْ أَمُّ الْمُؤْمِنِينَ رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهَا بَعْضَ مَا انْتَهَى إِلَيْنَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَنْ أَصْحَابِهِ رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ ، وَمَنْ بَعْدَهُمْ مِنَ التَّابِعِينَ لَهُمْ بِإِحْسَانٍ، وَأَهْلِ الْفَضْلِ وَالذِّكْرِ مِنَ الْعُلَمَاءِ لِيَزْدَادَ ذُو الْبَصِيرَةِ فِي بَصِيرَتِهِ، وَيَنْتَبِهَ الْمُقَصِّرُ عَنْ ذَلِكَ مِنْ طُولِ غَفْلَتِهِ، فِيَرْغَبُ فِي الْأَخْلَاقِ الْكَرِيمَةِ، وَيُنَافِسَ فِي الْأَفْعَالِ الْجَمِيلَةِ الَّتِي جَعَلَهَا اللَّهُ عز وجل حِلْيَةً لِدِينِهِ وَزِينَةً لِأَوْلِيَائِهِ، وَقَدْ كَانَ يُقَالُ: لَيْسَ مِنْ خُلُقٍ كَرِيمٍ، وَلَا فِعْلٍ جَمِيلٍ إِلَّا وَقَدْ وَصَلَهُ اللَّهُ بِالدِّينِ "
Bana İsmâil b. İbrahim b. Bassâm rivayet etti; (o dedi ki:) Bize Âmir b. Yesâf rivayet etti; (o) Havşeb'den; (o da) Hasan-ı Basrî'den (r.a.) naklen şöyle buyurdu: «Ey Âdemoğlu! İnsanlara güzel ahlakınla arkadaş ol; zira onlar arasında kalışın azdır.»
٤٠ - حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ بَسَّامٍ، نا عَامِرُ بْنُ يَسَافٍ، عَنْ حَوْشَبٍ، عَنِ الْحَسَنِ قَالَ: «ابْنَ آدَمَ، اصْحَبِ النَّاسَ بِمَكَارِمِ أَخْلَاقِكَ، فَإِنَّ الثَّوَاءَ فِيهِمْ قَلِيلٌ»
46 – Ebû Bekir (r.a.) şöyle dedi: Bana, bir adamın Meymûn b. Mihrân’a: “Nasıl sabahladın?” dediği haberi ulaştı. O da: “Yalnız hissederek sabahladım. Toprağın altında nice kerim ahlâk ve güzel fiil yok olup gitmiştir!” diye cevap verdi.
٤٦ - قَالَ أَبُو بَكْرٍ: وَبَلَغَنِي أَنَّ رَجُلًا قَالَ: لِمَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ: كَيْفَ أَصْبَحْتَ؟ قَالَ: «أَصْبَحْتُ مُسْتَوْحِشًا، كَمْ مِنْ خُلُقٍ كَرِيمٍ، وَفِعْلٍ جَمِيلٍ، قَدْ دَرَسَ تَحْتَ التُّرَابِ»
Bana Ebû Ca‘fer, Benî Hâşim'in mevlâsı rivayet etti. Dedi ki: Bana Ebû Bekir el-Medînî rivayet etti. Dedi ki: Saîd b. el-Âs şöyle dedi: «Ey oğulcuğum! Muhakkak ki mekârim (soylu hasletler) eğer kolay ve basit olsaydı, alçaklar bu hususta size öne geçerlerdi. Fakat o çetin ve acıdır; ona ancak faziletini bilen ve sevabını uman sabreder.»
٥٢ - وَحَدَّثَنِي أَبُو جَعْفَرٍ مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرٍ الْمَدِينِيُّ، قَالَ: قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْعَاصِ: «يَا بُنَيَّ، إِنَّ الْمَكَارِمَ لَوْ كَانَتْ سَهْلَةً يَسِيرَةً لَسَابَقَكُمْ إِلَيْهَا اللِّئَامُ، وَلَكِنَّهَا كَرِيهَةٌ مُرَّةٌ لَا يَصْبِرُ عَلَيْهَا إِلَّا مَنْ عَرَفَ فَضْلَهَا، وَرَجَا ثَوَابَهَا»
60 – Bize Ebû Kureyb tahdîs etti; (dedi ki:) Bize Abdullah b. Numeyr, Haccâc b. Dînâr'dan; o Şehr b. Havşeb'den; o Amr b. Abasa'dan rivâyet etti. Amr b. Abasa (r.a.) şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resûlü (s.a.v.), iman nedir?' Buyurdu ki: 'Sabır ve müsamahadır.' Dedim ki: 'Peki imanın hangisi daha faziletlidir?' Buyurdu ki: 'Güzel ahlaktır.'
٦٠ - حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، نا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ حَجَّاجِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَبَسَةَ قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا الْإِيمَانُ؟ قَالَ: «الصَّبْرُ وَالسَّمَاحَةُ» . قُلْتُ: فَأَيُّ الْإِيمَانِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: «خُلُقٌ حَسَنٌ»
62 - Bana ilim ehlinden biri, Halef b. Halîfe'den rivayet ettiğine göre Haccâc b. Dînâr, Muhammed b. Zekvân'dan, o Ubeyd b. Umeyr'den, o Amr b. Abese'den şöyle nakletmiştir: Bir adam Nebî (s.a.v.)'e sordu: "İman nedir?" Buyurdu: "Sabır, müsamaha ve güzel ahlâktır." Yani sabır ile Allah azze ve cellenin haram kıldıklarından kaçınmayı, müsamaha ile Allah azze ve cellenin farz kıldıklarını eda etmeyi, güzel ahlâk ile de ahlâk ve amellerin faziletli olanlarını (mekârim-i ahlâkı) kastetti.
٦٢ - حَدَّثَنِي بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ، عَنْ خَلَفِ بْنِ خَلِيفَةَ، نا الْحَجَّاجُ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ ذَكْوَانَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَبَسَةَ: أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: مَا الْإِيمَانُ؟ قَالَ: «الصَّبْرُ وَالسَّمَاحَةُ، وَحُسْنُ الْخُلُقِ، يَعْنِي بِالصَّبْرِ عَنْ مَحَارِمِ اللَّهِ عز وجل، وَالسَّمَاحَةِ أَدَاءَ مَا افْتَرَضَ اللَّهُ عز وجل عَلَيْهِ، وَحُسْنِ الْخُلُقِ مَكَارِمَ الْأَخْلَاقِ وَالْأَعْمَالِ»