Bize İsmâil b. Ebî Üveys haber verdi. (Dedi ki:) Bana kardeşim, Süleyman b. Bilâl'den (⦗s. 24⦘), o Abdullah b. Ömer'den, o Sâbit el-Bünânî'den rivayet etti. (Sâbit dedi ki:) Enes b. Mâlik dedi ki: Ebû Talha dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) bir gün onların yanına çıktı. Onlar yüzünde bir sevinç (müjde) olduğunu anlıyorlardı. Dediler ki: “Ey Allah’ın Resûlü, şimdi yüzünde bir sevinç (müjde) görüyoruz.” Buyurdu: “Evet, şimdi Rabbimden bana bir elçi geldi ve bana haber verdi ki, ümmetimden bana herhangi bir kimse salât getirirse, Allah mutlaka o salâtı ona on misliyle iade eder.”
أَنْبَأَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ ⦗ص: ٢٤⦘ بِلَالٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، قَالَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ: قَالَ أَبُو طَلْحَةَ: إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ عَلَيْهِمْ يَوْمًا يَعْرِفُونَ الْبِشْرَ فِي وَجْهِهِ فَقَالُوا إِنَّا نَعْرِفُ الْآنَ فِي وَجْهِكَ الْبِشْرَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ: «أَجَلْ، أَتَانِي الْآنَ آتٍ مِنْ رَبِّي فَأَخْبَرَنِي أَنَّهُ لَنْ يُصَلِّيَ عَلَيَّ أَحَدٌ مِنْ أُمَّتِي إِلَّا رَدَّهَا اللَّهُ عَلَيْهِ عَشْرَ أَمْثَالِهَا»
2 - Bize Süleyman b. Harb rivayet etti; dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Sabit el-Bünânî'den; o da Süleyman'dan —ki bu zat Hasan b. Ali'nin (r.a.) mevlâsıdır—; o da Abdullah b. Ebî Talha'dan; o da babasından (r.a.) rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) bir gün yüzünde müjde sevinci görülür halde geldi. Ashâb: "Ey Allah'ın Resûlü! Gerçekten biz yüzünde daha önce görmediğimiz bir müjde sevinci görüyoruz" dediler. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Evet! Şüphesiz bana bir melek geldi ve şöyle dedi: 'Ey Muhammed! Şüphesiz Rabbin buyuruyor ki: Seni hoşnut etmez mi —ümmethinden sana salât eden hiç kimse yoktur ki ben ona on salât etmeyeyim ve sana selâm veren hiç kimse yoktur ki ben ona on selâm vermeyeyim—?"
٢ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ قَالَ أَنْبَأَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ سُلَيْمَانَ، مَوْلَى الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَ يَوْمًا وَالْبِشْرُ يُرَى فِي وَجْهِهِ فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَرَى فِي وَجْهِكَ بِشْرًا لَمْ نَكُنْ نَرَاهُ قَالَ: " أَجَلْ إِنَّهُ أَتَانِي مَلَكٌ، فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ إِنَّ رَبَّكَ يَقُولُ أَمَا يُرْضِيكَ أَلَّا يُصَلِّيَ عَلَيْكَ أَحَدٌ مِنْ أُمَّتِكَ إِلَّا صَلَّيْتُ عَلَيْهِ عَشْرًا وَلَا سَلَّمَ عَلَيْكَ إِلَّا سَلَّمْتُ عَلَيْهِ عَشْرًا؟ "
3 - Bize İshak b. Muhammed el-Firvî rivâyet etti. (Dedi ki:) Bize Ebû Talha el-Ensârî, babasından, o da İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan, o da babasından, o da dedesinden rivâyet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Kim bana bir defa salât ederse, Allah ona on defa salât eder. Artık o (kişi) bu sayıyı çoğaltsın veya azaltsın.'
٣ - حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ قَالَ ثنا أَبُو طَلْحَةَ الْأَنْصَارِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «مَنْ صَلَّى عَلَيَّ وَاحِدَةً صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ عَشْرًا فَلْيُكْثِرْ عَدَدَ ذَلِكَ أَوْ لِيُقِلَّ»
5- Bize Ya'kub b. Humeyd anlattı, bana Enes b. İyâd anlattı, Seleme b. Verdân’dan, bana Mâlik b. Evs b. el-Hadesân anlattı, Ömer b. el-Hattâb (r.a.)’dan rivayetle dedi ki: Nebî (s.a.v.) teberrüz [abdest bozmak] için çıktı. Ben de bir su kabı (idâve) ile onun peşinden gittim. Onun işini bitirdiğini ve bir su birikintisinde (şarbe) Allah’a secde etmekte olduğunu gördüm. Bunun üzerine ben ondan uzaklaştım. O işini bitirince başını kaldırdı ve: “Ey Ömer, benden uzaklaşmakla iyi yaptın. Muhakkak ki Cibrîl bana geldi ve dedi ki: “Kim sana bir salât getirirse, Allah ona on salât eder ve onu on derece yükseltir.” buyurdu.
٥ - حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ وَرْدَانَ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَالَ: خَرَجَ النَّبِيُّ يَتَبَرَّزُ فَاتَّبَعْتُهُ بِإِدَاوَةٍ فَوَجَدْتُهُ قَدْ فَرَغَ وَوَجَدْتُهُ سَاجِدًا لِلَّهِ فِي شَرَبَةٍ، فَتَنَحَّيْتُ عَنْهُ فَلَمَّا فَرَغَ رَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ: " أَحْسَنْتَ يَا عُمَرُ حِينَ تَنَحَّيْتَ عَنِّي، إِنَّ جِبْرِيلَ أَتَانِي فَقَالَ: «مَنْ صَلَّى عَلَيْكَ صَلَاةً صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ عَشْرًا وَرَفَعَهُ عَشْرَ دَرَجَاتٍ»
6 - Bize Âsım b. Ali rivâyet etti: Bize Şu‘be b. Haccâc rivâyet etti, o Âsım b. Ubeydullah’tan, o Abdullah b. Âmir b. Rebîa‘dan, o da babasından (rivâyet etti) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Bana salât eden her kula, melekler bana salât ettiği müddetçe salât ederler. Öyleyse (kişi) bunu azaltsın veya çoğaltsın.”
٦ - حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ قَالَ: ثنا شُعْبَةُ بْنُ الْحَجَّاجِ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «مَا مِنْ عَبْدٍ يُصَلِّي عَلَيَّ إِلَّا صَلَّتْ عَلَيْهِ الْمَلَائِكَةُ مَا صَلَّى عَلَيَّ، فَلْيُقِلَّ مِنْ ذَلِكَ أَوْ لِيُكْثِرْ»
Bize Ebû Sâbit rivayet etti; dedi ki: Bize Abdülazîz b. Ebî Hâzim, Alâ b. Abdurrahmân’dan, o babasından, o Ebû Hureyre’den rivayet etti ki, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bana salât ederse, Allah da ona on salât eder.”
٨ - حَدَّثَنَا أَبُو ثَابِتٍ قَالَ: ثنا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنِ الْعَلَاءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «مَنْ صَلَّى عَلَيَّ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ عَشْرًا»
11 - Bize Müsedded rivayet etti. Dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal rivayet etti. Dedi ki: Bize Abdurrahmân b. İshâk, el-Alâ b. Abdurrahmân'dan, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den rivayet etti. Ebû Hureyre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Kim bana bir defa salât ederse, Allah ona on hasene yazar.»
١١ - حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ قَالَ: ثنا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ قَالَ: ثنا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنِ الْعَلَاءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ: رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «مَنْ صَلَّى عَلَيَّ مَرَّةً وَاحِدَةً كَتَبَ اللَّهُ لَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ»
12 - Bize Abdurrahman b. Vâkıd el-Attâr tahdîs etti, dedi ki: Bize Huşeym tahdîs etti, dedi ki: Bize el-Avvâm b. Havşeb tahdîs etti, bana Benî Esed'den bir adam tahdîs etti, Abdurrahman b. Amr'dan (rivayetle) dedi ki: “Kim Peygamber (s.a.v.)'e salât getirirse, Allah onun için on hasene yazar, ondan on seyyie siler ve onu on derece yükseltir.”
١٢ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ وَاقِدٍ الْعَطَّارُ قَالَ: ثنا هُشَيْمٌ قَالَ: ثنا الْعَوَّامُ بْنُ حَوْشَبٍ، حَدَّثَنِي رَجُلٌ مِنْ بَنِي أَسَدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ: «مَنْ صَلَّى عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَتَبَ اللَّهُ لَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ وَمَحَا عَنْهُ عَشْرَ سَيِّئَاتٍ وَرَفَعَ لَهُ عَشْرَ دَرَجَاتٍ»
14. Bize Saîd b. Sellâm el-Attâr tahdis etti: Bize Süfyân -yani es-Sevrî- anlattı; Abdullah b. Muhammed b. Akîl'den, o Tufeyl b. Übey b. Kâ‘b'dan, o da babası (Übey b. Kâ‘b) (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre şöyle buyurdu: Resûlullah (s.a.v.) gecenin üçte ikisinde (teheccüd için) dışarı çıkar ve şöyle buyururdu: "Râcife (birinci sûr üflemesi) geldi; onu Râdife (ikinci sûr üflemesi) takip etmektedir. Ölüm, içindeki her şeyle birlikte geldi." Übey (r.a.) dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Geceleri namaz kılıyorum; namazımın üçte birini sana (salât ü selâm olarak) kılayım mı?" Resûlullah (s.a.v.): "Yarısı" buyurdu. (Übey): "Öyleyse namazımın yarısını sana kılayım mı?" dedi. Resûlullah (s.a.v.): "Üçte ikisi daha fazladır." buyurdu. (Übey): "Bütün namazımı sana kılayım mı?" dedi. (Resûlullah s.a.v.): "O takdirde günahının tamamı bağışlanır." buyurdu. [s. 32]
١٤ - حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ سَلَّامٍ الْعَطَّارُ قَالَ: ثنا سُفْيَانُ - يَعْنِي الثَّوْرِيَّ -، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الطُّفَيْلِ بْنِ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْرُجُ فِي ثُلُثَيِ اللَّيْلِ فَيَقُولُ: «جَاءَتِ الرَّاجِفَةُ تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ، جَاءَ الْمَوْتُ بِمَا فِيهِ» ، وَقَالَ أُبَيٌّ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ أَفَأَجْعَلُ لَكَ ثُلُثَ صَلَاتِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: ⦗ص: ٣٢⦘ «الشَّطْرُ» قَالَ: أَفَأَجْعَلُ لَكَ شَطْرَ صَلَاتِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ «الثُّلُثَانِ أَكْثَرُ» قَالَ: أَفَأَجْعَلُ لَكَ صَلَاتِي كُلَّهَا؟ قَالَ: «إِذَنْ يُغْفَرُ لَكَ ذَنْبُكَ كُلُّهُ»
Bize Abdullah b. Mesleme tahdîs etti (dedi ki): Bize Seleme b. Verdân tahdîs etti (dedi ki): Enes b. Mâlik (r.a.)'i şöyle derken işittim: Nebî (s.a.v.) minbere bir basamak çıktı ve "Âmîn" dedi. Sonra ikinci basamağa çıktı ve "Âmîn" dedi. Sonra üçüncü basamağa çıktı ve "Âmîn" dedi. Sonra (oturmak üzere) doğrulup oturdu. Ashâbı: "Niçin âmîn dedin?" diye sordular. Buyurdu ki: [s. 33] "Bana Cibrîl gelip dedi ki: 'Yanında anılıp da sana salât getirmeyen kişinin burnu sürtülsün!' Ben de 'Âmîn' dedim. Yine dedi ki: 'Ana-babasına yetişip de (onların rızasını alarak) cennete giremeyen kişinin burnu sürtülsün!' Ben de 'Âmîn' dedim. Yine dedi ki: 'Ramazana yetişip de bağışlanmayan kişinin burnu sürtülsün!' Ben de 'Âmîn' dedim."
١٥ - حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ قَالَ: ثنا سَلَمَةُ بْنُ وَرْدَانَ قَالَ: سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ: ارْتَقَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ دَرَجَةً فَقَالَ: «آمِينَ» ثُمَّ ارْتَقَى الثَّانِيَةَ فَقَالَ: «آمِينَ» ثُمَّ ارْتَقَى الثَّالِثَةَ فَقَالَ: «آمِينَ» ثُمَّ اسْتَوَى فَجَلَسَ فَقَالَ أَصْحَابُهُ: عَلَامَ أَمَّنْتَ؟ قَالَ: " ⦗ص: ٣٣⦘ أَتَانِي جِبْرِيلُ فَقَالَ: رَغِمَ أَنْفُ امْرِئٍ ذُكِرْتَ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصِلِّ عَلَيْكَ، فَقُلْتُ: آمِينَ، فَقَالَ: رَغِمَ أَنْفُ امْرِئٍ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ فَلَمْ يَدْخُلِ الْجَنَّةَ، فَقُلْتُ: آمِينَ، فَقَالَ: رَغِمَ أَنْفُ امْرِئٍ أَدْرَكَ رَمَضَانَ فَلَمْ يُغْفَرْ لَهُ فَقُلْتُ: آمِينَ "
16 - Bize Müsedded rivâyet etti. Dedi ki: Bize Büşr b. el-Mufaddal rivâyet etti. Dedi ki: Bize, Saîd el-Makburî vasıtasıyla Ebû Hureyre (r.a.)'den gelen isnadla Abdurrahman b. İshak rivâyet etti. Ebû Hureyre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Yanında anıldığı hâlde bana salât okumayan kişinin burnu sürtülsün; ana-babasına yaşlılık döneminde yetişip de onlar (vasıtasıyla) cennete giremeyen kişinin burnu sürtülsün; Ramazan ayı girip de affedilmeden çıkıp giden kişinin burnu sürtülsün.» 17 - Bize el-Mukaddimî rivâyet etti. Dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey' rivâyet etti. Dedi ki: Bize ⦗s. 34⦘, kendi isnadıyla Abdurrahman b. İshak bunun benzerini rivâyet etti.
١٦ - حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ قَالَ: ثنا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ قَالَ: ثنا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ: صلى الله عليه وسلم «رَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ، وَرَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ عِنْدَ الْكِبَرِ فَلَمْ يُدْخِلَاهُ الْجَنَّةَ، وَرَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ دَخَلَ عَلَيْهِ رَمَضَانُ ثُمَّ انْسَلَخَ قَبْلَ أَنْ يُغْفَرَ لَهُ» ١٧ - حَدَّثَنَا الْمُقَدَّمِيُّ قَالَ: ثنا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ قَالَ: ثنا ⦗ص: ٣٤⦘ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ، بِإِسْنَادِهِ نَحْوَهُ
18 - Bize Ebû Sâbit rivâyet etti. O dedi ki: Bize Abdülazîz b. Ebî Hâzim, Kesîr b. Zeyd'den, o da Velîd b. Rebâh'tan, o da Ebû Hureyre (r.a.)'den rivâyet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) minbere çıkmış ve şöyle buyurmuş: "Âmîn, âmîn, âmîn." Kendisine: "Yâ Resûlallah, sen bunu (daha önce) yapmıyordun?" denildi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Bana Cibrîl dedi ki: Burnu sürtülsün o kimsenin ki Ramazan ayına erişir de bağışlanmaz. Ben de: Âmîn, dedim. Sonra dedi ki: Burnu sürtülsün o kimsenin ki anne babasına veya ikisinden birine erişir de onu Cennete koymazlar. Ben de: Âmîn, dedim. Sonra dedi ki: Burnu sürtülsün o kimsenin ki yanında sen anılırsın da sana salât etmez. Ben de: Âmîn, dedim."
١٨ - حَدَّثَنَا أَبُو ثَابِتٍ قَالَ: ثنا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَقِيَ الْمِنْبَرَ فَقَالَ: «آمِينَ آمِينَ آمِينَ» فَقِيلَ لَهُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا كُنْتَ تَصْنَعُ هَذَا؟ فَقَالَ: قَالَ لِي جِبْرِيلُ: رَغِمَ أَنْفُ عَبْدٍ دَخَلَ عَلَيْهِ رَمَضَانُ لَمْ يُغْفَرْ لَهُ، فَقُلْتُ: آمِينَ، ثُمَّ قَالَ: رَغِمَ أَنْفُ عَبْدٍ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ أَوْ أَحَدَهُمَا لَمْ يُدْخِلَاهُ الْجَنَّةَ فَقُلْتُ: آمِينَ ثُمَّ قَالَ: رَغِمَ أَنْفُ عَبْدٍ ذُكِرْتَ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصِلِّ عَلَيْكَ فَقُلْتُ: آمِينَ "
20 – Bize Ca‘fer b. İbrâhim b. Muhammed b. Alî b. Abdillâh b. Ca‘fer b. Ebî Tâlib; kendi beldesi halkından kendisine haber veren bir kimseden; o da Alî b. Hüseyn b. Alî'den rivayet etti ki: Bir adam her sabah gelir, Nebî (s.a.v.)'in kabrini ziyaret eder, ⦗s: 36⦘ ona salat getirir ve bu fiili, üzerinde Alî b. Hüseyn'in bildiği bir şekilde yapardı. Bunun üzerine Alî b. Hüseyn ona: “Seni buna sevk eden nedir?” diye sordu. Adam: “Nebî (s.a.v.)'e selâm vermeyi seviyorum” dedi. Alî b. Hüseyn ona: “Sana babamdan bir hadis rivayet etmemi ister misin?” dedi. Adam: “Evet” deyince Alî b. Hüseyn şöyle dedi: “Babam, dedemden bana haber verdi ki, dedem şöyle buyurdu: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kabrimi bayram yerine çevirmeyin; evlerinizi de kabirlere çevirmeyin. Bana salat ve selam getirin; nerede olursanız olun, selam ve salatlarınız bana ulaşacaktır.»”
٢٠ - حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، عَمَّنْ أَخْبَرَهُ مِنْ أَهْلِ بَلَدِهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ، أَنَّ رَجُلًا، كَانَ يَأْتِي غَدَاةً فَيَزُورُ قَبْرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَيُصَلِّي ⦗ص: ٣٦⦘ عَلَيْهِ وَيَصْنَعُ مِنْ ذَلِكَ مَا اشْتَهَرَهُ عَلَيْهِ عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ فَقَالَ لَهُ عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ: مَا يَحْمِلُكَ عَلَى هَذَا؟ قَالَ: أُحِبُّ التَّسْلِيمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ لَهُ عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ: هَلْ لَكَ أَنْ أُحَدِّثَكَ حَدِيثًا عَنْ أَبِي؟ قَالَ: نَعَمْ، فَقَالَ لَهُ عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ: أَخْبَرَنِي أَبِي عَنْ جَدِّي أَنَّهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ: «لَا تَجْعَلُوا قَبْرِي عِيدًا وَلَا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قُبُورًا، وَصَلُّوا عَلَيَّ وَسَلِّمُوا حَيْثُمَا كُنْتُمْ فَسَيَبْلُغُنِي سَلَامُكُمْ وَصَلَاتُكُمْ»
21 - Bize Müsedded rivayet etti (dedi ki): Bize Yahyâ, Süfyân'dan tahdîs etti (dedi ki): Bana Abdullah b. es-Sâib, Zâzân'dan, o da Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'tan, o da Nebî (s.a.v.)'den rivayet etti: (Resûlullah s.a.v.) şöyle buyurdu: «Muhakkak ki Allah'ın yeryüzünde seyyâhîn (dolaşan) melekleri vardır; onlar ümmetimden bana selâmı ulaştırırlar.»
٢١ - حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ قَالَ: ثنا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ زَاذَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ هُوَ ابْنُ مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «إِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ مَلَائِكَةً سَيَّاحِينَ يُبَلِّغُونِي مِنْ أُمَّتِي السَّلَامَ»
Bize Ali b. Abdullah rivayet etti. Dedi ki: Bize Hüseyin b. Ali el-Cu‘fî rivayet etti. Dedi ki: Bize Abdurrahmân b. Yezîd b. Câbir rivayet etti. Kendisini şöyle anlatırken işittim: Ebü'l-Eş‘as es-San‘ânî yoluyla, Evs b. Evs'den rivayetle, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Şüphesiz ki günlerinizin en faziletlisi Cuma günüdür. O gün Âdem yaratıldı, o gün (ruhu) kabzedildi, o gün (Sûr'a) üfürülüş (nefha) vardır, o gün kıyamet sarhoşluğu (saika) vardır. Öyleyse bana çokça salât getirin; zira sizin salâtınız bana arz olunur.» Sahâbe: «Ey Allah'ın Resûlü! Sen çürüdüğün hâlde salâtımız sana nasıl arz olunur?» dediler. —Yani: «toprak oldun» manasında.— Buyurdu ki: «Muhakkak Allah, yeryüzüne peygamberlerin cesetlerini yemeyi haram kılmıştır.»
٢٢ - حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: ثنا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ الْجُعْفِيُّ قَالَ: ثنا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، سَمِعْتُهُ يَذْكُرُ، عَنْ أَبِي الْأَشْعَثِ الصَّنْعَانِيِّ، عَنْ أَوْسِ بْنِ أَوْسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «إِنَّ مِنْ أَفْضَلِ أَيَّامِكُمْ يَوْمَ الْجُمُعَةِ؛ فِيهِ خُلِقَ آدَمُ، وَفِيهِ قُبِضَ، وَفِيهِ النَّفْخَةُ، وَفِيهِ الصَّعْقَةُ، فَأَكْثِرُوا عَلَيَّ مِنَ الصَّلَاةِ فَإِنَّ صَلَاتَكُمْ مَعْرُوضَةٌ عَلَيَّ» قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تُعْرَضُ عَلَيْكَ صَلَاتُنَا وَقَدْ أَرِمْتَ؟ - يَقُولُونَ: قَدْ بَلِيتَ - قَالَ: «إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَى الْأَرْضِ أَنْ تَأْكُلَ أَجْسَادَ الْأَنْبِيَاءِ»