Zühd ve Rikāk —el-Hatîb el-Bağdâdî— [Kitâbü'z-Zühd ve'r-Rikāk'tan Müntehap]
Müellif: Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit b. Ahmed b. Mehdî el-Hatîb el-Bağdâdî (ö. 463/1071)
Muhakkik: Dr. Âmir Hasan Sabrî
Nâşir: Dâru'l-Beşâiri'l-İslâmiyye — Beyrut / Lübnan
Tab‘ı: Birinci Baskı, 1420/2000
Cild Adedi: 1
[Bu nüsha basma eserle uyumludur.]
الزهد والرقائق للخطيب البغداديـ[المنتخب من كتاب الزهد والرقائق]ـالمؤلف: أبو بكر أحمد بن علي بن ثابت بن أحمد بن مهدي الخطيب البغدادي (المتوفى: ٤٦٣هـ)المحقق: د. عامر حسن صبريالناشر: دار البشائر الإسلامية - بيروت / لبنانالطبعة: الأولى، ١٤٢٠هـ - ٢٠٠٠معدد الأجزاء: ١[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah, efendimiz Muhammed'e, âline ve ashâbına salât ve selâm eylesin. Bize, Şeyh Ebû Muhammed Abdülazîz b. Me'âlî b. Müneynâ el-Bâbsarî haber verdi. Dedi ki: Şeyh Kâdî Ebû Bekr Muhammed b. Abdilbâkī b. Muhammed b. Abdillâh el-Ensârî'ye -ben de işitiyordum ve ikrar ediyordum- okunduğunda, dedi ki: Bize, Şeyh Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit el-Hatîb el-Hâfız, kendi ağzından, dört yüz kırk yedi senesi Muharrem ayında rivayet etti. Dedi ki: Kudsî hadis (1) - Bize Ebü'l-Hasan Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ b. Hârûn b. es-Salt el-Ehvâzî haber verdi. Dedi ki: Bize Kâdî Ebû Abdillâh el-Hüseyin b. İsmâil el-Mahâmilî rivayet etti. Dedi ki: Bize Selm b. Cünâde rivayet etti. Dedi ki: Bize Ebû Muâviye rivayet etti, A'meş'ten, Ebû Sâlih'ten, Ebû Hureyre'den (r.a.), dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Allah Teâlâ buyurdu: Ben, kulumun Benim hakkımdaki zannının yanındayım. Beni andığı yerde onunla beraberim. O Beni kendi nefsinde anarsa, Ben de onu kendi nefsimde anarım. O Beni bir cemaat içinde anarsa, Ben de onu ondan daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O Bana bir karış yaklaşırsa..."
بسم الله الرحمن الرحيمصلى الله على سيدنا محمد وآله وسلم تسليماأخبرنا الشيخ أبو محمد عبد العزيز بن معالي بن منينا البابصري، قال: قرئ على الشيخ القاضي أبي بكر محمد بن عبد الباقي بن محمد بن عبد الله الأنصاري - وأنا أسمع فأقر به - قال: حدثنا الشيخ أبو بكر أحمد بن علي بن ثابت الخطيب الحافظ من لفظه، في المحرم من سنة سبع وأربعين وأربعمائة، قال: حَدِيثٌ قُدُسِيٌّ ١ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْحَسَنِ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ مُوسَى بْنِ هَارُونَ بْنِ الصَّلْتِ الْأَهْوَازِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْقَاضِي أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْحُسَيْنُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الْمَحَامِلِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ جُنَادَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " قَالَ اللَّهُ تَعَالَى: أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي، وَأَنَا مَعَهُ حَيْثُ يَذْكُرُنِي، فَإِذَا ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ، ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي، وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلَأٍ ذَكَرْتُهُ فِي مَلَأٍ خَيْرٍ مِنْهُ، وَإِنِ اقْتَرَبَ إِلَيَّ شِبْرًا
Bana bir zira‘ yaklaşana, ben bir kulaç yaklaşırım; bana bir kulaç yaklaşana, ben bir arşın yaklaşırım; bana yürüyerek gelene, ben koşarak varırım. (Salim) dedi ki: Bize İbn Nümeyr, onun mislini rivayet etti. Bu, Kur'an hâmillerinden olan günahkârların azabı hakkında Zâhid Bekir b. Huney’s'in eseridir. 2. Bize Ebü’l-Hüseyin Muhammed b. Ahmed b. Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. Rızk el-Bezzâz ile Ebü’l-Hüseyin Alî b. Muhammed b. Abdullah b. Bişrân el-Mu‘addil haber verdi. İkisi dediler ki: Bize İsmâil b. Muhammed es-Saffâr haber verdi. Bize Ebû Yahyâ Zekeriyyâ b. Yahyâ b. Esed el-Mervezî rivayet etti. Dedi ki: Bize Ma‘rûf el-Kerhî rivayet etti. Dedi ki:
اقْتَرَبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِنِ اقْتَرَبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا اقْتَرَبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا، وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً " قَالَ سَلْمٌ: حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ مِثْلَهُ أَثَرٌ لِلزَّاهِدِ بَكْرِ بْنِ خُنَيْسٍ فِي عَذَابِ فَسَقَةِ حَمَلَةِ الْقُرْآنِ ٢ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْحُسَيْنِ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ رِزْقٍ الْبَزَّازُ، وَأَبُو الْحُسَيْنِ عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بِشْرَانَ الْمُعَدَّلُ، قَالَا: أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُحَمَّدٍ الصَّفَّارُ، حَدَّثَنَا أَبُو يَحْيَى زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى بْنِ أَسَدٍ الْمَرْوَزِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا مَعْرُوفٌ الْكَرْخِيُّ، قَالَ:
Bekr b. Huneyş şöyle demiştir: “Muhakkak ki Cehennem'de bir vadi vardır ki Cehennem her gün yedi defa o vadiden Allah'a sığınır. Yine o vadide bir kuyu vardır ki vadi ve Cehennem her gün yedi defa o kuyudan Allah'a sığınır. Yine o kuyuda bir yılan vardır ki o kuyu, vadi ve Cehennem her gün yedi defa o yılandan Allah'a sığınır. Kur'an hâmillerinden olan fâsıklarla başlanır. Onlar: ‘Ey Rabbimiz! Puta tapanlardan önce bize başlandı’ derler. Onlara: ‘Bilenle bilmeyen bir olur mu?’ denilir.”
قالَ بَكْرُ بْنُ خُنَيْسٍ: " إِنَّ فِي جَهَنَّمَ لَوَادِيًا تَتَعَوَّذُ جَهَنَّمُ مِنْ ذَلِكَ الْوَادِي كُلَّ يَوْمٍ سَبْعَ مَرَّاتٍ، وَإِنَّ فِي الْوَادِي لَجُبًّا يَتَعَوَّذُ الْوَادِي، وَجَهَنَّمُ مِنْ ذَلِكَ الْجُبِّ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعَ مَرَّاتٍ، وَإِنَّ فِي الْجُبِّ لَحَيَّةً يَتَعَوَّذُ ذَلِكَ الْجُبُّ، وَالْوَادِي، وَجَهَنَّمُ مِنْ تِلْكَ الْحَيَّةِ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعَ مَرَّاتٍ، يُبْدَأُ بِفَسَقَةِ حَمَلَةِ الْقُرْآنِ، فَيَقُولُونَ: أَيْ رَبِّ، بُدِئَ بِنَا قَبْلَ عَبَدَةِ الْأَوْثَانِ، قِيلَ لَهُمْ: لَيْسَ مَنْ يَعْلَمُ كَمَنْ لَا يَعْلَمُ "
Ma'rûf el-Kerhî'nin menkıbelerinden: Bize Ebû Abdillah el-Hüseyin b. el-Hasan b. Muhammed b. el-Kâsım el-Mahzûmî haber verdi; bize Muhammed b. Amr el-Bahterî imlâ yoluyla tahdîs etti; bize Yahyâ b. Ebî Tâlib tahdîs etti, dedi ki: İsmâil b. Şeddâd'dan işittim, şöyle dedi: Bize Süfyân b. Uyeyne: "Nerelisiniz?" diye sordu. Biz: "Bağdat ehlindeniz" dedik. Bunun üzerine: "Sizin içinizdeki o din âlimi (habr) ne yapıyor?" dedi. Biz: "Kimdir?" diye sorduk. "Ebû Mahfûz Ma'rûf" dedi. Biz: "İyidir" dedik. O şöyle buyurdu: "O şehrin halkı, içlerinde o kaldığı müddetçe hayır üzere olmaya devam eder."
مِنْ مَنَاقِبِ مَعْرُوفٍ الْكَرْخِيِّ ٣ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْحُسَيْنُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ الْقَاسِمِ الْمَخْزُومِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو الْبَخْتَرِيُّ، إِمْلَاءً، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ: سَمِعْتُ إِسْمَاعِيلَ بْنَ شَدَّادٍ، قَالَ: قَالَ لَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَينَةَ: " مِنْ أَيْنَ أَنْتُمْ "؟ قُلْنَا: مِنْ أَهْلِ بَغْدَادَ، قَالَ: " مَا فَعَلَ ذَلِكَ الْحَبْرُ الَّذِي فِيكُمْ "؟ قُلْنَا: مَنْ هُوَ؟ قَالَ: " أَبُو مَحْفُوظٍ مَعْرُوفٌ "، قَالَ: قُلْنَا: بِخَيْرٍ قَالَ: " لَا يَزَالُ أَهْلُ تَلِكَ الْمَدِينَةِ بِخَيْرٍ مَا بَقِيَ فِيهِمْ "
İbrahim b. Edhem'in kalplerin Allah azze ve celle'den hacb edilmesinin sebebi hakkındaki sözü: 4 - Bize Ebü'l-Hüseyin Muhammed b. Ahmed b. Rızk, imlâen rivâyet etti. Bize Ebû Muhammed Ca'fer b. Muhammed b. Nusayr el-Huldî rivâyet etti. Dedi ki: Bana Mansûr b. el-Mehdî'nin mevlâsı İbrahim b. Nasr el-Mansûrî rivâyet etti. Dedi ki: Bana İbrahim b. Edhem'in hizmetkârı İbrahim b. Beşşâr es-Sûfî el-Horasanî rivâyet etti. Dedi ki: Bir adam bir defasında İbrahim b. Edhem'in yanında durdu ve dedi ki: Ey Ebâ İshak! Kalpler Allah azze ve celle'den niçin hacb edilmiştir? İbrahim dedi ki: Çünkü onlar Allah'ın buğzettiği şeyleri sevdiler. Dünyayı sevdiler, aldanış yurduna, lehve ve laibe meylettiler. Böylece içinde ebedî hayat bulunan bir yurt için ameli terk ettiler; ki orası zeval bulmayan, tükenmeyen, ebedî ve bâkî bir nimet içinde, kendisi için ne son ne de kesinti bulunan sermedî bir mülktür.
قَوْلُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَدْهَمَ فِي سَبَبِ حَجْبِ الْقُلُوبِ عَنِ اللَّهِ عز وجل ٤ - حَدَّثَنَا أَبُو الْحُسَيْنِ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ رِزْقٍ، إِمْلَاءً، حَدَّثَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ نُصَيْرٍ الْخُلْدِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَصْرٍ الْمَنْصُورِيُّ مَوْلَى مَنْصُورِ بْنِ الْمَهْدِيِّ، قَالَ: حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ بَشَّارٍ الصُّوفِيُّ الْخُرَاسَانِيُّ، خَادِمُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَدْهَمَ قَالَ: وَقَفَ رَجُلٌ مرَّةً عَلَى إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَدْهَمَ، فَقَالَ: يَا أَبَا إِسْحَاقَ، لِمَ حُجِبَتِ الْقُلُوبُ عَنِ اللَّهِ عز وجل؟ قَالَ: " لِأَنَّهَا أَحَبَّتْ مَا أَبْغَضَ اللَّهُ، أَحَبَّتِ الدَّنْيَا وَمَالَتْ إِلَى دَارِ الْغُرُورِ، وَاللَّهْوِ، وَاللَّعِبِ، فَتَرَكَتِ الْعَمَلَ لِدَارٍ فِيهَا حَيَاةُ الْأَبَدِ، فِي نَعِيمٍ لَا يَزُولُ وَلَا يَنْفُذُ، خَالِدٍ مُخَلَّدٍ، فِي مِلْكٍ سَرْمَدٍ لَا نِهَايةَ لَهُ، وَلَا انْقِطَاعَ "
5 - Yün elbise giymeye teşvik hakkında sahih olmayan bir hadis: Bize Ebû Bekr Ahmed b. Muhammed b. Ebî Ca‘fer el-Ekrem haber verdi. O dedi: Bize Ebû Alî Îsâ b. Muhammed b. Ahmed et-Tûmârî haber verdi. O dedi: Bize Muhammed b. Yûnus tahdis etti. O dedi: Bize Abdullah b. Dâvûd et-Temmâr tahdis etti. O dedi: Bize İsmâil b. Ayyâş tahdis etti. O, Sevr b. Yezîd'den, o da Hâlid b. Ma‘dân'dan, o da Ebû Ümâme'den (r.a.) rivayet etti. Ebû Ümâme dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yün elbise giymeye sarılın! Zira kalplerinizde imanın tadını bulursunuz. Yün elbise giymeye sarılın! Zira az yemeyi bulursunuz. Yün elbise giymeye sarılın! Zira onunla âhirette tanınırsınız. Şüphesiz yün elbise kalpte tefekkürü hasıl eder, tefekkür de hikmeti doğurur. Hikmet ise vücutta kanın akışı gibi akar. Kimin tefekkürü çoğalırsa, yemesi azalır, dili yorulur. Kimin tefekkürü azalırsa, yemesi çoğalır, bedeni büyür, kalbi katılaşır. Katı kalp ise Allah'tan uzak, cennetten uzak, cehenneme yakındır.”
حَدِيثٌ لَا يَصِحُّ فِي الْحَثِّ عَلَى لِبَاسِ الصُّوفِ ٥ - أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ الْأَخْرَمُ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَلِيٍّ عِيسَى بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ الطُّومَارِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ التَّمَّارُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " عَلَيْكُمْ بِلِبَاسِ الصُّوفِ، تَجِدُونَ حَلَاوَةَ الْإِيمَانِ فِي قُلُوبِكُمْ، وَعَلَيكُمْ بِلِبَاسِ الصُّوفِ تَجِدُونَ قِلَّةَ الْأَكْلِ، وَعَلَيْكُمْ بِلِبَاسِ الصُّوفِ تُعْرَفَونَ بِهِ فِي الْآخِرَةِ، وَإِنَّ لِبَاسَ الصُّوفِ يُورِثُ فِي الْقَلْبِ التَّفَكُّرَ، وَالتَّفَكُّرُ يُورِثُ الْحِكْمَةَ، وَالْحِكْمَةُ تَجْرِي فِي الْجَوْفِ مَجْرَى الدَّمِ، فَمَنْ كَثُرَ تَفَكُّرُهُ، قَلَّ طَعْمُهُ، وَكَلَّ لِسَانُهَ، وَمَنْ قَلَّ تَفَكُّرُهُ كَثُرَ طَعْمُهُ، وَعَظُمَ بَدَنُهُ، وَقَسَى قَلْبُهُ، وَالْقَلْبُ الْقَاسِي بَعِيدٌ مِنَ اللَّهِ، بَعِيدٌ مِنَ الْجَنَّةِ، قَرِيبٌ مِنَ النَّارِ "
Ebû Bekr b. Tâhir'in, 'Mümin bir tek bağırsakla yer, kâfir ise yedi bağırsakla yer' hadisine dair tefsiri: 6 - Bize Rey'de Ebû Alî Abdurrahmân b. Muhammed b. Ahmed b. Fadâle en-Neysâbûrî haber verdi; (dedi ki:) bize Ebû Bekr Muhammed b. Abdillâh b. Şâzân er-Râzî el-Müzekkir haber verdi; (o şöyle) dedi: Ebû Bekr b. Tâhir'i şöyle derken işittim: Nebî (s.a.v.)'in 'Mümin bir tek bağırsakla yer, kâfir yedi bağırsakla yer' hadisinin mânası hakkında buyurdu ki: Kul için
تَفْسِيرٌ لِأَبِي بَكْرِ بْنِ طَاهِرٍ لِحَدِيثِ: الْمُؤْمِنُ يأكلُ فِي مِعًى وَاحِدٍ ٦ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَلِيٍّ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ فَضَالَةَ النَّيْسَابُورِيُّ، بِالرَّيِّ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَاذَانَ الرَّازِيُّ الْمُذَكِّرُ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا بَكْرِ بْنَ طَاهِرٍ، يَقُولُ فِي " مَعْنَى حَدِيثِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم: الْمُؤْمِنُ يَأْكلُ فِي مِعًى وَاحِدٍ، وَالْكَافِرُ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعاءٍ، قَالَ: لِلْعَبْدِ
Yedi bağırsak vardır; biri tabiat, altısı hırstır. Mümin tabiat bağırsağıyla yer, kâfir ise hırs ve tama‘ bağırsaklarıyla yer. —Yahyâ b. Mu‘âz'ın vasiyetlerinden—
Bize Muhammed b. el-Hasan b. Ahmed el-Ehvâzî haber verdi, dedi ki: Ebû Bekr ed-Denif es-Sûfî'yi şöyle derken işittim: Câmi‘ b. Ahmed'i şöyle derken işittim: Yahyâ b. Mu‘âz er-Râzî'yi şöyle derken işittim: "Evini halvet, yemeğini açlık, konuşmanı münâcât kıl. Ya derdinden ölürsün ya da devâna kavuşursun."
سَبْعَةُ أَمْعَاءٍ، وَاحِدٌ مِنْهَا طَبْعٌ، وَسِتَّةٌ حِرْصٌ، فَالْمُؤْمِنُ يَأْكُلُ بِمَعَاءِ الطَّبْعِ، وَالْكَافِرُ يَأْكُلُ بِأَمْعَاءِ الْحِرْصِ وَالطَّمَعِ " مِنْ وَصَايَا يَحْيَى بْنِ مُعَاذٍ ٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ أَحْمَدَ الْأَهْوَازِيُّ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا بَكْرٍ الدَّنِفَ الصُّوفِيَّ، يَقُولُ: سَمِعْتُ جَامِعَ بْنَ أَحْمَدَ، يَقُولُ: سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ مُعَاذٍ الرَّازِيَّ، يَقُولُ: " لِيَكُنْ بَيْتُكَ الْخِلْوَةَ، وَطَعَامُكَ الْجُوعَ، وحَدِيثُكَ الْمُنَاجَاةَ، فَإِمَّا أَنْ تَمُوتَ بِدَائِكَ، وَإِمَّا أَنْ تَصِلَ إِلَى دَوَائِكَ "
Yahyâ b. Muâz'ın ibadet ve sülûk meselelerine dair başlangıcı:
8 - Bize Ebû Tâlib Yahyâ b. Alî et-Tayyib el-‘Iclî, Hulvân'da tahdîs edip şöyle dedi: Abdullah b. Muhammed b. Abdullah ed-Dâmegânî'yi orada şöyle derken işittim: Hasen b. Alî b. Yahyâ b. Sellâm el-ma'rûf bi-Hasan b. Alûye el-Vâiz'in şöyle dediğini işittim: Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Muâz er-Râzî'nin şöyle dediğini işittim: 'Benim işimin başlangıcı, seyahatim esnasında Rey'den çıktığımda oldu. Kalbime nafaka ve harcama meselesi düştü. Kendi kendime düşündüm, bir de baktım ki kalbime bir münâdi şöyle sesleniyor: "Cepte ne varsa çıkar da sana gaybdan verelim."'
Sehl et-Tüsterî'nin yakînin hakikatine dair sözü:
9 - Bize Abdurrahmân b. Muhammed en-Nîsâbûrî haber verdi; bize Muhammed b. Abdullah b. Buhlûl el-Fakîh tahdîs etti; bize Ahmed b. Alî b. Ebî Humeyre tahdîs edip dedi ki: Sehl b. Abdullah'ı şöyle derken işittim: 'Allah'tan başkasına sükûn [güvenme/yönelme] bulunan bir kalbin yakîn kokusunu alması haramdır. Yine Allah azze ve cellenin hoşlanmadığı bir şey barındıran bir kalbin nura girmesi haramdır.'
فِي بَدْءِ يَحْيَى بْنِ مُعَاذٍ بِأُمُورِ الْعِبَادَةِ وَالسُّلُوكِ٨ - حَدَّثَنَا أَبُو طَالِبٍ يَحْيَى بْنُ عَلِيٍّ الطَّيِّبُ الْعِجْلِيُّ، بِحُلْوَانَ قَالَ: سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الدَّامَغَانِيَّ، بِهَا يَقُولُ: سَمِعْتُ الْحَسَنَ بْنَ عَلِيِّ بْنِ يَحْيَى بْنِ سَلَّامٍ الْمَعْرُوفَ بِحَسَنِ بْنِ عَلُويَةَ الْوَاعِظِ، يَقُولُ: سَمِعْتُ أَبَا زَكَرِيَّا يَحْيَى بْنِ مُعَاذٍ الرَّازِيَّ، يَقُولُ: " بَدْءُ أَمْرِي فِي سِيَاحَتِي حَيْثُ خَرَجْتُ مِنَ الرَّيِّ، فَوَقَعَ فِي قَلْبِي شَأْنُ الْمَؤُنَةِ، وَالنَّفَقَةِ، فَتَفَكَّرْتُ فِي نَفْسِي، فَإِذَا بِهَاتِفٍ يَهْتِفُ فِي قَلْبِي: أَخْرِجْ مَا فِي الْجَيْبِ حَتَّى نُعْطِيَكَ مِنَ الْغَيْبِ " قَوْلُ سَهْلٍ التُّسْتَريِّ فِي حَقِيقَةِ الْيَقِينِ ٩ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدٍ النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُهْلُولٍ الْفَقِيهُ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ أَبِي حُمَيْرَةَ، قَالَ: سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ: " حَرَامٌ عَلَى قَلْبٍ أَنْ يَشُمَّ رَائِحَةَ الْيَقِينِ، وَفِيهِ سُكُونٌ إِلَى غَيْرِ اللَّهِ، وَحَرَامٌ عَلَى قَلْبٍ أَنْ يَدْخُلَهُ النُّورُ، وَفِيهِ شَيْءٌ مِمَّا يَكْرَهُ اللَّهُ عز وجل "
Bu, Dâvûd (a.s.) hakkında, Allah ile olan bağında O'ndan başka hiç kimseyi ortak kılmamasına dair bir haberdir. 10 - Bize Ebü'l-Hasan Ahmed b. Muhammed b. Muhammed b. Ebî's-Salt el-Ahvâzî haber verdi; bize Ebû Abdullah Muhammed b. Mahled el-Attâr rivâyet etti; bize Mûsâ b. Hârûn rivâyet etti; bize Muhammed —yani İbn Nuaym b. Heysam— rivâyet ederek dedi ki: Bişr'i —ki İbnü'l-Hâris'tir— şöyle derken işittim: "Allah Teâlâ Dâvûd'a şöyle vahyetti: 'Ey Dâvûd! Benimle senin arana fitneye düşmüş bir bilgin koyma; zira o, sarhoşluğuyla seni muhabbetim yolundan alıkoyar. İşte onlar kullarımın yol kesicileridir.'"
خَبَرٌ عَنْ دَاوُدَ عليه الصلاة والسلام بِأَنْ لَا يَجْعَلَ فِي صِلَتِهِ بِاللَّهِ أَحَدًا غَيْرَهُ ١٠ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْحَسَنِ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي الصَّلْتِ الْأَهْوَازِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ مَخْلدٍ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ هَارُونَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ يَعْنِي ابْنَ نُعَيْمِ بْنِ هَيْصَمٍ، قَالَ: سَمِعْتُ بِشْرَ هُوَ ابْنُ الْحَارِثِ، يَقُولُ: " أَوْحَى اللَّهُ تَعَالَى إِلَى دَاوُدَ: يَا دَاوُدُ، لَا تَجْعَلْ بَيْنِي وَبَيْنَكَ عَالِمًا مَفْتُونًا، فَيَصُدَّكَ بِسُكْرِهِ عَنْ طَرِيقِ مَحبَّتِي، أُولَئِكَ قُطَّاعُ طَرِيقِ عِبَادِي "
Yahyâ b. Muâz er-Râzî'nin Azabın Kıyamet Gününe Ertelenmesi Hakkındaki Sözü: 11 - Bize Abdurrahmân b. Muhammed b. Fedâle er-Reyy'de haber verdi, bize Ahmed b. Muhammed b. İsmâil Buhârâ'da haber verdi, dedi ki: Bize Ebû Mutî‘ Mekhûl b. el-Fazl en-Nesefî tahdîs etti, dedi ki: Yahyâ b. Muâz er-Râzî dedi ki: "Kul için iki musibet vardır ki öncekiler ve sonrakiler onun gibisini işitmemiştir; ölümü anındaki akıbetinde." Denildi: "Bu ikisi nedir?" Dedi: "Her şeyi ertelenir ve her şeyden sorguya çekilir." Ebû Bekr eş-Şiblî'nin Dünyayı Tasviri: 12 - Bize Muhammed b. Alî el-İsfahânî haber verdi, dedi ki: Ebû Hâtim et-Taberî'den işittim, şöyle derken: Ebû Bekr eş-Şiblî'den işittim, vasiyetinde şöyle derken: "Eğer dünyaya bütünüyle bakmak istersen, bir çöplüğe bak; işte dünya odur. Ve eğer bakmak istersen..."
قَوْلُ يَحْيَى بْنِ مُعَاذٍ فِي تَأْخِيرِ الْعَذَابِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ١١ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ فَضَالَةَ بِالرَّيِّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ، بِبُخَارَى قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو مُطِيعٍ مَكْحُولُ بْنُ الْفَضْلِ النَّسَفِيُّ، قَالَ: قَالَ يَحْيَى بْنُ مُعَاذٍ الرَّازِيُّ: " مُصِيبَتَانِ لِلْعَبْدِ لَمْ يَسْمَعَ الْأَوَّلُونَ، وَالْآخِرُونَ بِمِثْلِهَا لَهُ فِي مَآلِهِ عِنْدَ مَوْتِهِ قِيلَ: وَمَا هُمَا؟ قَالَ: يُؤَخَّرُ مِنْهُ كُلُّهُ، وَيُسْأَلُ عَنْهُ كَلُّهُ " تَصْوِيرُ أَبِي بَكْرٍ الشِّبْلِيِّ لِلدُّنْيَا ١٢ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ الْأَصْبَهَانِيُّ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا حَاتِمٍ الطَّبَرِيَّ، يَقُولُ: سَمِعْتُ أَبَا بَكْرٍ الشِّبْلِيَّ، يَقُولُ فِي وَصِيَّتِهِ: " إنْ أَرَدْتَ أنْ تَنْظُرَ إِلَى الدُّنْيَا بِحَذَافِيرِهَا، فَانْظُرْ إِلَى مَزْبَلَةٍ، فَهِيَ الدُّنْيَا، وَإِذَا أَرَدْتَ أَنْ تَنْظُرَ إِلَى
Nefsine bak, bir avuç toprak al; zira ondan yaratıldın, ona döneceksin ve ondan çıkarılacaksın. Ne zaman kendinin ne olduğunu görmek istersen, helâya girdiğinde senden çıkana bak. Hâli böyle olan bir kimsenin, kendisi gibi olan birine karşı üstünlük taslaması veya kibirlenmesi câiz değildir. İbrahim b. Edhem'in hırsı zemmetmekteki sözü [13]: Bize haber verdi Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. Rızk et-Tâî ile Ebü'l-Hasan Ali b. Ahmed b. Ömer el-Mukri', ikisi de dediler ki: Bize haber verdi Ca'fer b. Muhammed el-Huldî, bize rivayet etti İbrahim b. Nasr, bize rivayet etti İbrahim b. Beşşâr, dedi ki: İbrahim b. Edhem'e dedim ki: "Bugün çamurda çalışmaya gideceğim." Bunun üzerine dedi ki: "Ey İbn Beşşâr! Sen hem talep edensin hem de talep edilensin. Senden kaçamayacak olan seni talep ediyor; sen ise kendisine kâfi gelinmiş olanı talep ediyorsun. Sanki senden gizlenen şey sana açılmış ve içinde bulunduğun hâlden nakledilmişsin gibi. Ey İbn Beşşâr! Sanki hiç mahrum bir hırslı, yahut rızıklandırılmış bir ihtiyaç sahibi görmedin." Sonra bana dedi ki: "Ne çaren var?" Dedim ki: "Evet, bakkalda bir dânik alacağım var." Bunun üzerine dedi ki: "Bana ağır geldi, bir dâniğe sahipken çalışma mı talep ediyorsun?"
نَفْسِكَ، فَخُذْ كَفًّا مِنْ تُرَابٍ، فَإِنَّكَ مِنْهَا خُلِقْتَ، وَفِيهَا تَعُودُ، وَمِنْهَا تَخْرُجُ، وَمَتَى أَرَدْتَ أَنْ تَنْظُرَ إِلَى مَا أَنْتَ، فَانْظُرْ إِلَى مَا يَخْرُجُ مِنْكَ فِي دُخُولِكَ الْخَلَاءَ، فَمَنْ كَانَ حَالُهُ كَذَلِكَ، فَلَا يَجُوزُ أَنْ يَتَطَاوَلَ، أَو يَتَكَبَّرَ عَلَى مَنْ هُوَ مِثْلُهُ " قَوْلُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَدْهَمَ فِي ذَمِّ الْحِرْصِ ١٣ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ رِزْقٍ التَّائِيُّ، وَأَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ عُمَرَ الْمُقْرِئُ، قَالَا: أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْخُلْدِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ: قُلْتُ لِإِبْرَاهِيمَ بْنِ أَدْهَمَ: أَمُرُّ الْيَوْمَ أَعْمَلُ فِي الطَّينِ فَقَالَ: " يَا ابْنَ بَشَّارٍ، إِنَّكَ طَالِبٌ، وَمَطْلُوبٌ، يَطْلُبُكَ مَنْ لَا تَفُوتُهُ، وَتَطْلُبُ مَا قَدْ كُفِيتَهُ، كَأَنَّكَ بِمَا قَدْ غَابَ عَنْكَ قَدْ كُشِفَ لَكَ، وَمَا كُنْتَ فِيهِ قَدْ نُقِلْتَ عَنْهُ، يَا ابْنَ بَشَّارٍ، كَأَنَّكَ لَمْ تَرَ حَرِيصًا مَحْرُومًا، وَلَا ذَا فَاقَةٍ مَرْزُوقًا " ثُمَّ قَالَ لِي: " مَا لَكَ حِيلَةٌ "؟ قُلْتُ: نَعَمْ، لِيَ عِنْدَ الْبَقَّالِ دَانِقٌ، فَقَالَ: " عَزَّ عَلَيَّ، تَمْلِكُ دَانِقًا وَتَطْلُبُ الْعَمَلَ "
Kanaat ve Diğer Hususlara Dair Vaazlar 14 - Bize Muhammed b. el-Ferrâc el-Bezzâz haber verdi, bize Ca‘fer b. Muhammed el-Huldî haber verdi, bize Ahmed b. Muhammed b. Mesrûk haber verdi, dedi ki: Bize Ebû Muhammed el-Ensârî tahdis etti, dedi ki: Kudüs’te bir taş üzerinde okudum: “Zenginliğin başı kanaat, fakirliğin başı huzûdur.” İlave olarak dedi ki: Şam’da bir taş üzerinde okudum: “Dilediğin kimseyle konuş, zira onun dengisin; dilediğinden müstağni ol, zira onun emîrisin; dilediğine boyun eğ, zira onun esîrisin.” Dedi ki: Bir kuyunun yanındaki bir taşta da okudum: “Her kim, zaman seni ona muhtaç eder de sen ona yönelirsen, o kimsenin katında hor görülürsün.” Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Ahmed b. Mesrûk’a ait şiir 15 - Bize Muhammed haber verdi, bize Ca‘fer haber verdi, dedi ki: Bize Ahmed b. Mesrûk inşad etti: “Eğer Rabbinin rezzak olduğuna yakînen inanıyor da bir mahlûktan istiyorsan, yakînen inanmış değilsin. Yahut Allah’ın kefil olduğu rızık hakkında şüphe içindeysen, mümin değilsin.” Ebü’l-Fadl eş-Şiklî’nin mutasavvıf bir genç hakkında müşahedesi 16 - Bize Alî b. Ahmed b. Ömer el-Mukri’ ve Abdülmelik b. haber verdi.
مَوَاعِظٌ فِي الْقَنَاعَةِ وَغَيْرِهَا ١٤ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفَرَّاجِ الْبَزَّازُ، أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْخُلْدِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ الْأَنْصَارِيُّ، قَالَ: قَرَأْتُ عَلَى حَجَرٍ بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ: " رَأْسُ الْغِنَى الْقُنُوعُ، وَرَأْسُ الْفَقْرِ الْخُضُوعُ " وَقَالَ أَيْضًا: قَرَأْتُ عَلَى حَجَرٍ بِدِمَشْقَ: " كَلِّمْ مَنْ شِئْتَ فَأَنْتَ نَظِيرُهُ، وَاسْتَغْنِ عَمَّنْ شِئْتَ فَأَنْتَ أَمِيرُهُ، وَاخْضَعْ لِمَنْ شِئْتَ فَأَنْتَ أَسْيرُهُ " قَالَ: وَقَرَأْتُ عَلَى حَجَرٍ عِنْدَ جُبٍّ: " كَلُّ مَنْ أَحْوَجَكَ الدَّهْرُ إِلَيْهِ، فَتَعَرَّضْتَ لَهُ، هِنْتَ عَلَيْهِ " شِعْرٌ لِأَبِي الْعَبَّاسِ أَحْمَدَ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ مَسْرُوقٍ ١٥ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا جَعْفَرٌ، قَالَ: أَنْشَدَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَسْرُوقٍ:" إِنْ كُنْتَ تُوقِنُ أَنَّ رَبَّكَ رَازِقٌ … وَسَأَلْتَ مَخْلُوقًا فَلَسْتَ بِمُوقِنِأَوْ كُنْتَ فِي شَكٍّ مِنَ الرِّزْقِ الَّذِي … كَفَلَ الْإِلَهُ بِهِ فَلَسْتَ بِمُؤْمِنِ " رُؤْيَةُ أَبِي الْفَضْلِ الشِّكْلِيِّ لِشَابٍّ مُتَصَوِّفٍ ١٦ - أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ عُمَرَ الْمُقْرِئُ، وَعَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ
Muhammed b. Abdullah b. Bişrân el-Vâiz ile bir diğeri dediler ki: Bize haber verdi Muhammed b. el-Hüseyin el-Âcurrî, Mekke’de; dedi ki: Bana bazı arkadaşlarımız, Ebû Fadl eş-Şiklî’den rivayet ettiler. Ebû Fadl dedi ki: “Bir yolda bir genç gördüm; üzerinde eski bir elbise vardı. Sanki ona aldırış etmemiştim. Bana dönüp baktı, sonra şöyle dedi:
«Eski elbisemi görüp benden yüz çevirme;
Zira inci sadefin içindedir.
İlmim cedîd, elbisem eskidir;
Giyinmenin nihayeti kibrin nihayetidir.»”
(Ebû Fadl) dedi ki: Bunun üzerine ona sığınmaya başladım ve onunla ünsiyet kurdum.”
“17 – Zünnûn’un, üzerinde salâh alâmetleri bulunan bir genci görmesi: Bize haber verdi Abdurrahmân b. Muhammed en-Neysâbûrî, Rey’de; bize haber verdi Muhammed b. Abdullah b. Şâzân el-Müzekkir; dedi ki: Yûsuf b.
مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بِشْرَانَ الْوَاعِظُ، قَالَا: أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ الْآجُرِّيُّ، بِمَكَّةَ قَالَ: حَدَّثَنِي بَعْضُ أصْحَابِنَا، عَنْ أَبِي فَضْلٍ الشِّكْلِيُّ، قَالَ: " رَأَيْتُ شَابًّا فِي بَعْضِ الطُّرُقِ، وَعَلَيْهِ خَلَقٌ، فَكَأَنِي لَمْ أَحْفلْ بِهِ، فَالْتَفَتَ إِلَيَّ، ثُمَّ قَالَ:"لَا تَنْبُ عَنِّي بِأَنْ تَرَى خَلَقِي … فِإِنَّمَا الدُّرُّ دَاخِلَ الصَّدَفِعِلْمِي جَدِيدٌ وَمَلْبَسِي خَلِقٌ … وَمُنْتَهَى اللُّبْسِ مُنْتَهَى الصَّلَفِ"،قَالَ: فَجَعَلْتُ أَلُوذُ بِهِ، وَأَنِسْتُ بِهِ رُؤْيَةُ ذِي النُّونِ لِشَابٍّ عَلَيْهِ عَلَامَاتُ الصَّلَاحِ ١٧ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدٍ النَّيْسَابُورِيُّ، بِالرَّيِّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَاذَانَ الْمُذَكِّرُ، قَالَ: سَمِعْتُ يُوسُفَ بْنَ