Zühdün ve envâının beyânı ile zâhid ismine kimin şâyân olduğu hakkında fasıl.
فَصْلٌ فِي بَيَانِ الزُّهْدِ وَأَنْوَاعِهِ، وَمَنْ هُوَ الْجَدِيرُ بِاسْمِ الزَّاهِدِ
3 - Bize Ebû Muhammed b. Yûsuf haber verdi, Bize Ebû Es'ad b. Ziyâd anlattı, Bize Ca'fer b. Ahmed b. Âsım rivâyet etti, Bize Ahmed b. Ebi'l-Havârî şöyle dedi: "Ebû Mûsâ ed-Deybülî'ye sordum: Dünyada zühd nedir?" O da şöyle cevap verdi: "Dünyada elinden kaçırdığın şeye üzülmemen ve sana gelen şeye sevinmemedir."
٣ - أَخْبَرَنَا أَبُو مُحَمَّدِ بْنُ يُوسُفَ، أَنْبَأَنَا أَبُو أَسْعَدَ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي الْحَوَارِيِّ قَالَ: قُلْتُ لِأَبِي مُوسَى الدَّيْبُلِيِّ: مَا الزُّهْدُ فِي الدُّنْيَا؟ قَالَ: «لَا تَأْيَسْ عَلَى مَا فَاتَكَ مِنْهَا، وَلَا تَفْرَحْ بِمَا أَتَاكَ مِنْهَا»
4 – Bize Ebû Abdurrahman es-Sülemî haber verdi; (o) dedi ki: Abdullah b. el-Hüseyin’i şöyle derken işittim: Muhammed b. Abdullah b. Halife el-Cârûdî’yi şöyle derken işittim: Sehl b. Ali Ebû İmrân’ı şöyle derken işittim: Ebû Süleyman’ı şöyle derken işittim: “Hakikî zâhid, dünyayı zemmetmez ve onu methetmez; ona nazar etmez; dünya ona ikbal ettiğinde sevinmez ve idbar ettiğinde hüzünlenmez.”
٤ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيُّ قَالَ: سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْحُسَيْنِ يَقُولُ: سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَلِيفَةَ الْجَارُودِيَّ يَقُولُ: سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ عَلِيٍّ أَبَا عِمْرَانَ يَقُولُ: سَمِعْتُ أَبَا سُلَيْمَانَ يَقُولُ: «الزَّاهِدُ حَقًّا لَا يَذُمُّ الدُّنْيَا، وَلَا يَمْدَحُهَا، وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهَا، وَلَا يَفْرَحُ بِهَا إِذَا أَقْبَلَتْ، وَلَا يَحْزَنُ عَلَيْهَا إِذَا أَدْبَرَتْ»
9 - Bize Abdullah b. Yûsuf el-İsfahânî haber verdi; bize Ebû Saîd b. el-A‘râbî haber verdi; bize Ebû Yahyâ Muhammed b. Saîd b. Gâlib haber verdi; bize Zeyd b. el-Hubâb rivâyet etti; bize Muâviye b. Abdilhakîm es-Sekafî rivâyet etti; bize Yûnus b. Ubeyd rivâyet etti ki, Âmir b. Abd Kays şöyle dedi: 'Dünya dört kısımdır: mal, kadınlar, uyku ve yemek. Mala ve kadınlara gelince, benim onlara ihtiyacım yoktur. Diğer ikisine gelince, vallahi onlara elbette zarar vereceğim (azaltacağım).' Yine dedi ki: 'Endişemi (kederimi) elbette tek bir şey kılacağım (sadece ahiret kaygısı güdeceğim).'
٩ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ الْأَصْبَهَانِيُّ، أَنْبَأَنَا أَبُو سَعِيدِ بْنُ الْأَعْرَابِيِّ، أَنْبَأَنَا أَبُو يَحْيَى مُحَمَّدُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ غَالِبٍ، ثنا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَبْدِ الْحَكِيمِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ عُبَيْدٍ أَنَّ عَامِرَ بْنَ عَبْدِ قَيْسٍ قَالَ: " الدُّنْيَا أَرْبَعَةُ أَجْزَاءٍ: الْمَالُ، وَالنِّسَاءُ، وَالنَّوْمُ، وَالطَّعَامُ، أَمَّا الْمَالُ وَالنِّسَاءُ: فَلَا حَاجَةَ لِي بِهِمَا، وَأَمَّا الْآخَرَانِ: فَايْمُ اللَّهِ، لَأَضُرَّنَّ بِهِمَا، وَقَالَ: لَأَجْعَلَنَّ الْهَمَّ وَاحِدًا "
12 - Bize Ebû İshâk İbrâhîm b. Muhammed b. İbrâhîm haber verdi; (o dedi ki:) Bize Ebû Ahmed Muhammed b. Ahmed b. el-Ğıtrîf ihbâr etti; (o dedi ki:) Bize Ya‘kūb b. İbrâhîm el-Hâfız tahdîs etti; (o dedi ki:) Bize Âmir b. Recâ tahdîs etti; (o dedi ki:) Bize Dâvûd b. el-Muhabber ihbâr etti; (o dedi ki:) Bize Selâm b. Miskîn tahdîs etti ve dedi ki: Hasan (el-Basrî) sıkça şöyle derdi: "Ey gençler topluluğu! Âhirete yapışın ve onu isteyin; zira çok gördük ki âhireti isteyen kimse ona dünya ile birlikte kavuştu. Dünyayı isteyen hiç kimsenin de dünya ile birlikte âhirete kavuştuğunu görmedik."
١٢ - أَخْبَرَنَا أَبُو إِسْحَاقَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، أَنْبَأَنَا أَبُو أَحْمَدَ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ الْغِطْرِيفِ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَافِظُ، حَدَّثَنَا عَامِرُ بْنُ رَجَاءٍ، أَنْبَأَنَا دَاوُدُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا سَلَّامُ بْنُ مِسْكِينٍ قَالَ: كَانَ الْحَسَنُ كَثِيرًا مَا يَقُولُ: «يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ، عَلَيْكُمْ بِالْآخِرَةِ فَاطْلُبُوهَا؛ فَكَثِيرًا رَأَيْنَا مَنْ طَلَبَ الْآخِرَةَ فَأَدْرَكَهَا مَعَ الدُّنْيَا، وَمَا رَأَيْنَا أَحَدًا طَلَبَ الدُّنْيَا فَأَدْرَكَ الْآخِرَةَ مَعَ الدُّنْيَا»
16 - Bize Ebû Abdillâh el-Hâfız haber verdi; bize Ebü'n-Nasr el-Fakîh bildirdi; bize Sâlih b. Muhammed el-Bağdâdî el-Hâfız rivayet etti; bize Saîd b. Süleyman rivayet etti. Yine bize Alî b. Ahmed b. Abdullah haber verdi; bize Ahmed b. Ubeyd es-Saffâr bildirdi; bize Muhammed b. Gālib rivayet etti; bize Gassân b. er-Rabî' rivayet etti; bize Ebû Akīl Yahyâ b. el-Mütevekkil rivayet etti; bize Ömer b. Muhammed b. Zeyd el-Umerî, Nâfi' ve Abdullah b. Dînar vasıtasıyla İbn Ömer'den (r.a.) rivayet etti ki İbn Ömer şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kim bütün kaygıları tek bir kaygı haline getirirse, Allah ona dünya ve ahiret hususunda kâfî gelir. Kimin kaygıları dallanıp budaklanırsa (dağılırsa), Allah onun hangi vadide helâk olduğuna aldırmaz.» Ebû Abdillâh'ın rivayetinde ise: «Allah onu dünya ve ahiret işinden endişelendiren şey konusunda kâfî gelir» şeklindedir ve sonunda: «Dünyanın hangi vadisinde helâk olduğuna» demiş olup isnadda Abdullah b. Dînar'ı zikretmemiştir.
١٦ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْحَافِظُ، أَنْبَأَنَا أَبُو النَّصْرِ الْفَقِيهُ، حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْبَغْدَادِيُّ الْحَافِظُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، ح وَأَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنْبَأَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُبَيْدٍ الصَّفَّارُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ غَالِبٍ، حَدَّثَنَا غَسَّانُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَقِيلٍ يَحْيَى بْنُ الْمُتَوَكِّلِ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ الْعُمَرِيُّ، عَنْ نَافِعٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «مَنْ جَعَلَ الْهُمُومَ هَمًّا وَاحِدًا كَفَاهُ اللَّهُ دُنْيَاهُ وَآخِرَتَهُ، وَمَنْ تَشَعَّبَتْ بِهِ الْهُمُومُ لَمْ يُبَالِ اللَّهُ فِي أَيِّ أَوْدِيَةٍ هَلَكَ» ، وَفِي رِوَايَةِ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ «كَفَاهُ اللَّهُ مَا هَمَّهُ مِنْ أَمْرِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ» وَقَالَ فِي آخِرِهِ: «فِي أَيِّ أَوْدِيَةِ الدُّنْيَا هَلَكَ» ، وَلَمْ يَذْكُرْ فِي إِسْنَادِهِ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ دِينَارٍ
21. Bize Ebû Abdillâh el-Hâfız haber verdi; bize Hasan b. Muhammed b. İshâk bildirdi; bize Ebû Osmân el-Hannât rivayet etti; bize Ahmed b. Ebî'l-Havârî rivayet etti, dedi ki: Ebû Süleymân ed-Dârânî'yi Ebû Safvân'a şöyle derken işittim: "Zühdün ilk mertebesi (haddi) nedir?" Bunun üzerine Ebû Safvân şöyle dedi: "Dünyayı küçük görmektir." Ebû Süleymân ona: "Madem bu onun başlangıcı, öyleyse ortası nedir? Ve nihâyeti nedir?" diye sordu. Ebû Safvân ona şöyle cevap verdi: "Dünyadan bir şeyde zâhid olur; daha sonra nefsi de onu takip eder; nihâyet gayeye ulaştığında dünyayı küçük görür."
٢١ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْحَافِظُ، أَنْبَأَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ الْحَنَّاطُ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي الْحَوَارِيِّ قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا سُلَيْمَانَ الدَّارَانِيَّ يَقُولُ لِأَبِي صَفْوَانَ: أَيُّ شَيْءٍ أَوَّلُ حُدُودِ الزُّهْدِ؟ فَقَالَ أَبُو صَفْوَانَ: «اسْتِصْغَارُ الدُّنْيَا» ، فَقَالَ لَهُ أَبُو سُلَيْمَانَ: إِذَا كَانَ هَذَا أَوَّلَهُ، فَأَيُّ شَيْءٍ يَكُونُ أَوْسَطَهُ؟ وَأَيُّ شَيْءٍ يَكُونُ آخِرَهُ؟ قَالَ لَهُ أَبُو صَفْوَانَ: «إِنْ زَهِدَ فِي شَيْءٍ مِنَ الدُّنْيَا ، ثُمَّ تَتْبَعُهُ بَعْدُ نَفْسُهُ، فَإِذَا بَلَغَ الْغَايَةَ اسْتَصْغَرَ الدُّنْيَا»
25 - Bize Abdullah el-Hâfız haber verdi; bize Ebû Hâmid Ahmed b. Muhammed b. el-Hüseyin el-Husrevcirdî rivâyet etti; bize Îsâ b. Muhammed el-Mervezî rivâyet etti; bize Hasan b. Hammâd rivâyet etti ve dedi ki: Babam Hammâd'ı şöyle derken işittim: "Basra'ya girdim ve Merhûm el-Attâr'a sordum: 'Hasan'ın sohbet meclislerinden kalan kimse var mı?' O da: 'Bir ihtiyar kalmış,' dedi. Ona gittim ve dedim ki: 'Allah sana rahmet eylesin. Uygun görürsen bana Hasan'ın sözlerinden bir kısmını anlat da ondan öğüt alayım.' Bunun üzerine dedi ki: Hasan sık sık sözlerinde şöyle derdi: 'Ey Âdemoğlu! Dün bir nutfe idin, yarın bir leş olacaksın. Bu ikisi arasında çürüme senin alnını silip götürüyor. İş (yani bu dünya) senden başkasını kastetmişti. Şüphesiz ki sıhhatli (hasta olmayan) kimse, günahların kendisini hasta etmediği kimsedir. Şüphesiz ki temiz olan kimse, hataların kendisini kirletmediği kimsedir. Şüphesiz ki âhireti en çok ananız, sizi dünyayı en çok unutturandır. Şüphesiz ki âhireti en çok unutan insan, dünyayı en çok ananızdır. Şüphesiz ki ibadet ehli, nefsini şerden tutan kimsedir. Şüphesiz ki basiret sahibi (gören) kimse, haramı görüp de ona yaklaşmayandır. Şüphesiz ki akıllı kimse, kıyamet gününü hatırlayan ve hesabı unutmayandır.'"
٢٥ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ الْحَافِظُ، حَدَّثَنَا أَبُو حَامِدٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْحُسَيْنِ الْخُسْرَوْجِرْدِيُّ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ حَمَّادٍ قَالَ: سَمِعْتُ أَبِي حَمَّادًا يَقُولُ: " دَخَلْتُ الْبَصْرَةَ فَسَأَلْتُ مَرْحُومًا الْعَطَّارَ: هَلْ بَقِيَ مِنْ جُلَسَاءِ الْحَسَنِ أَحَدٌ؟ فَقَالَ: بَقِيَ شَيْخٌ، فَأَتَيْتُهُ ، فَقُلْتُ لَهُ: رَحِمَكَ اللَّهُ، إِنْ رَأَيْتَ أَنْ تُحَدِّثَنِي بَعْضَ كَلَامِ الْحَسَنِ فَأَتَّعِظَ بِهِ، فَقَالَ: كَانَ الْحَسَنُ كَثِيرًا يَقُولُ فِي كَلَامِهِ: يَا ابْنَ آدَمَ، نُطْفَةٌ بِالْأَمْسِ وَجِيفَةٌ غَدًا وَالْبِلَى فِيمَا بَيْنَ ذَلِكَ يَمْسَحُ جَبِينَكَ، كَانَ الْأَمْرُ يَعْنِي بِهِ غَيْرَكَ، إِنَّ الصَّحِيحَ مَنْ لَمْ تُمْرِضْهُ الذُّنُوبُ، وَإِنَّ الطَّاهِرَ مَنْ لَمْ تُنَجِّسْهُ الْخَطَايَا، وَإِنَّ أَكْثَرَكُمْ ذِكْرًا لِلْآخِرَةِ أَنْسَاكُمْ لِلدُّنْيَا، وَإِنَّ أَنْسَى النَّاسِ لِلْآخِرَةِ أَكْثَرُكُمْ ذِكْرًا لِلدُّنْيَا، وَإِنَّ أَهْلَ الْعِبَادَةِ مَنْ أَمْسَكَ نَفْسَهُ عَنِ الشَّرِّ، وَإِنَّ الْبَصِيرَ مَنْ أَبْصَرَ الْحَرَامَ فَلَمْ يَقْرَبْهُ، وَإِنَّ الْعَاقِلَ مَنْ يَذْكُرُ يَوْمَ الْقِيَامَةَ، وَلَمْ يَنْسَ الْحِسَابَ "
28 - Bize Ebü’l-Hüseyin b. Bişrân haber verdi; bize Ebü’l-Hüseyin İshâk b. Ahmed el-Kâzî bildirdi; bize Abdullah b. Ahmed b. Hanbel rivayet etti; bize babam (Ahmed b. Hanbel) rivayet etti; bize Ravh rivayet etti; bize Hişâm rivayet etti; o da Hasan-ı Basrî’nin şöyle dediğini rivayet etti:
“Vallahi, ben öyle topluluklara yetiştim ki, onlardan birinin şiddetli bir ihtiyacı olurdu, yanı başında da helâl mal bulunurdu; fakat o (mal sahibine) gidip ondan almazdı. Kendisine: ‘Allah sana rahmet etsin, şuna gitmez misin, içinde bulunduğun hâlde ondan yardım talep etmez misin?’ denilince, şöyle derdi: ‘Hayır, vallahi, bunun kalbimin ve amelimin fesâdına sebep olmasından korkarım.’”
٢٨ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْحُسَيْنِ بْنُ بِشْرَانَ، أَنْبَأَنَا أَبُو الْحُسَيْنِ إِسْحَاقُ بْنُ أَحْمَدَ الْكَاذِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنِ الْحَسَنِ قَالَ: " وَاللَّهِ ، لَقَدْ أَدْرَكْتُ أَقْوَامًا، إِنْ كَانَ أَحَدُهُمْ لَتَكُونُ بِهِ الْحَاجَةُ الشَّدِيدَةُ وَإِلَى جَنْبِهِ الْمَالُ الْحَلَالُ لَا يَأْتِيهِ فَيَأْخُذُ مِنْهُ، فَيُقَالُ لَهُ: رَحِمَكَ اللَّهُ أَلَا تَأْتِي هَذَا فَتَسْتَعِينَ بِهِ عَلَى مَا أَنْتَ فِيهِ؟ فَيَقُولُ: لَا وَاللَّهِ ، إِنِّي أَخْشَى أَنْ يَكُونَ فَسَادَ قَلْبِي وَعَمَلِي "
33 - Bize Ebû Abdurrahman es-Sülemî haber verdi. Dedi ki: Ebü'l-Abbas el-Bağdâdî'yi şöyle derken işittim: Bize Ahmed b. Muhammed b. Sâlih tahdis etti, bize Muhammed b. Abdûn tahdis etti, bize Abdûs b. el-Kâsım tahdis etti. Dedi ki: Serî'yi şöyle derken işittim: «Zâhidlerin ahlâkından beş şey vardır: Helâle şükretmek, haramdan sabretmek, ne zaman öleceğine aldırış etmemek, dünyalık yemekten endişe etmemek ve fakirlik ile zenginliğin onun yanında eşit olması.»
٣٣ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيُّ قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا الْعَبَّاسِ الْبَغْدَادِيَّ يَقُولُ: حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدُونَ، حَدَّثَنَا عَبْدُوسُ بْنُ الْقَاسِمِ قَالَ: سَمِعْتُ السَّرِيَّ يَقُولُ: " خَمْسٌ مِنْ أَخْلَاقِ الزُّهَّادِ: الشُّكْرُ عَلَى الْحَلَالِ، وَالصَّبْرُ عَنِ الْحَرَامِ، وَلَا يُبَالِي مَتَى مَاتَ، وَلَا يُبَالِي مِنْ أَكْلِ الدُّنْيَا، وَيَكُونُ الْفَقْرُ وَالْغِنَى عِنْدَهُ سَوَاءً "
37 - Bize Ebû Abdullah el-Hâfız haber verdi; bize Hasan b. Muhammed b. İshak bildirdi; bize Ebû Osman el-Hannât rivayet etti; dedi ki: Zünnûn'dan işittim şöyle diyordu: "Zenginlikte salâhın alâmetlerinden üçü: Haramdan zühd edip onu terk etmek, maldan hakları edâ etmek suretiyle maldaki gayeyi yerine getirmek ve kibirden korkarak bütün insanlara tevazu göstermektir. Fakirlikte salâhın alâmetlerinden üçü: Kendisine takdir edilen rızka kanaat etmek, nimetlere şükür göstermek için güler yüzlü olmak ve zengin olana tamah ederek ona tevazu göstermeyi terk etmektir. Ahiret sevgisinin alâmetlerinden üçü ise: Çok ağlamak, onu çok zikretmek ve ona devamlı şevk duymak, bir de bu sebepten dünyaya buğz etmektir."
٣٧ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْحَافِظُ، أَنْبَأَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ الْحَنَّاطُ قَالَ: سَمِعْتُ ذَا النُّونِ يَقُولُ: " ثَلَاثَةٌ مِنْ أَعْلَامِ الصَّلَاحِ فِي الْغِنَى: الزُّهْدُ مِنَ الْحَرَامِ تَارِكًا لَهُ، وَإِخْرَاجُ الْحُقُوقِ مِنَ الْمَالِ أَدَاءً لِلْغَرَضِ فِيهِ، وَالتَّوَاضُعُ لِجَمِيعِ النَّاسِ خَوْفًا مِنَ الْكِبْرِ، وَثَلَاثَةٌ مِنْ أَعْلَامِ الصَّلَاحِ فِي الْفَقْرِ: الْقَنَاعَةُ بِالْمَقْدُورِ لَهُ مِنَ الرِّزْقِ، وَطَلَاقَةُ الْوَجْهِ إِظْهَارًا لِلشُّكْرِ عَلَى النِّعَمِ، وَتَرْكُ التَّوَاضُعِ لِلْمُكْثِرِ طَمَعًا فِيهِ، وَثَلَاثَةٌ مِنْ أَعْلَامِ حُبِّ الْآخِرَةِ: كَثْرَةُ الْبُكَاءِ، وَالذِّكْرِ لَهَا، وَدَوَامُ الشَّوْقِ إِلَيْهَا، وَبُغْضُ الدُّنْيَا مِنْ أَجْلِهَا "
Bize Muhammed b. Abdullah b. Muhammed el-Hâfız haber verdi. Bana Ebû Nasr b. Ömer el-Haffâf haber verdi. Bize Muhammed b. el-Münzir tahdis etti. Bize el-Abbâs b. Ahmed et-Tarsûsî tahdis etti. Bize Alî b. Saîd el-Hannât tahdis etti. Dedi ki: Abdülazîz b. Ebân’ı şöyle derken işittim: Süfyân’ı şöyle derken işittim: “Riyâsetteki zühd, dünyadaki zühdden daha şiddetlidir.”
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ الْحَافِظُ، أَخْبَرَنِي أَبُو نَصْرِ بْنُ عُمَرَ الْخَفَّافُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ أَحْمَدَ الطَّرَسُوسِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الْحَنَّاطُ قَالَ: سَمِعْتُ عَبْدَ الْعَزِيزِ بْنَ أَبَانَ يَقُولُ: سَمِعْتُ سُفْيَانَ يَقُولُ: «الزُّهْدُ فِي الرِّئَاسَةِ أَشَدُّ مِنَ الزُّهْدِ فِي الدُّنْيَا»
46 - Bize [Ebû Alî er-Rûzbârî, Ebû Abdillâh el-Hâfız ve Ahmed b. Hasan el-Kâdî] haber verdi. Dediler ki: Bize Ebü'l-Abbâs Muhammed b. Ya‘kûb tahdîs etti. Bize İbrâhîm b. Merzûk el-Basrî, Mısır'da tahdîs etti. Bize Sa‘îd (yani İbn Âmir), Avn b. el-Mu‘ammer'den rivayet ettiğine göre Ömer b. Abdilazîz, Fâtıma'nın yanına girdi ve şöyle dedi: "Ey Fâtıma, yanında bir dirhem var mı, onunla üzüm satın alayım?" Fâtıma: "Hayır" dedi. (Ömer) tekrar: "Peki yanında bakır paran var mı, onunla üzüm satın alayım?" dedi. Fâtıma yine: "Hayır" dedi. Daha sonra (Fâtıma) ona yönelerek şöyle dedi: "Sen mü'minlerin emîrisin; (hâlâ) bir dirhem bularak onunla üzüm satın alamıyor musun? Yahut bir bakır para bularak onunla üzüm satın alamıyor musun?" Bunun üzerine (Ömer) şöyle buyurdu: "Bu (durum) bana, yarın Cehennem'de prangalarla uğraşmaktan daha kolaydır."
٤٦ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَلِيٍّ الرُّوذْبَارِيُّ، وَأَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْحَافِظُ، وَأَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ الْقَاضِي، قَالُوا: حَدَّثَنَا أَبُو الْعَبَّاسِ مُحَمَّدُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَرْزُوقٍ الْبَصْرِيُّ، بِمِصْرَ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ يَعْنِي ابْنُ عَامِرٍ، عَنْ عَوْنِ بْنِ الْمُعَمَّرِ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ دَخَلَ عَلَى فَاطِمَةَ فَقَالَ: «يَا فَاطِمَةُ، عِنْدَكِ دِرْهَمٌ أَشْتَرِي بِهِ عِنَبًا؟» قَالَتْ: لَا، قَالَ: «فَعِنْدَكِ الْفُلُوسُ أَشْتَرِي بِهِ عِنَبًا؟» قَالَتْ: لَا، وَأَقْبَلَتْ عَلَيْهِ فَقَالَتْ: أَنْتَ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ لَا تَقْدِرُ عَلَى دِرْهَمٍ تَشْتَرِي بِهِ عِنَبًا وَلَا عَلَى فُلُوسٍ تَشْتَرِي بِهِ عِنَبًا؟ فَقَالَ: «هَذَا أَهْوَنُ عَلَيَّ مِنْ مُعَالَجَةِ الْأَغْلِالِ غَدًا فِي جَهَنَّمَ»
51 - Bize Ebû Abdurrahman haber verdi. Dedi ki: Muhammed b. Ali en-Nehâvendî'yi şöyle derken işittim: Abbâs b. İsâm'ı şöyle derken işittim: Ebû Hafs b. el-Cellâ'yı şöyle derken işittim: Bişr b. el-Hâris'i şöyle derken işittim: «Zühd, dünyayı terk etmek değildir; zühd, Allah'tan başka her şeye karşı zâhid olmaktır. İşte Dâvûd ve Süleyman (aleyhimesselâm) dünyaya hükmetmişlerdi ve Allah katında zâhidlerden idiler.»
٥١ - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالَ: سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ عَلِيٍّ النَّهَاوَنْدِيَّ يَقُولُ: سَمِعْتُ عَبَّاسَ بْنَ عِصَامٍ يَقُولُ: سَمِعْتُ أَبَا حَفْصِ بْنَ الْجَلَّاءِ يَقُولُ: سَمِعْتُ بِشْرَ بْنَ الْحَارِثِ يَقُولُ: «لَيْسَ الزُّهْدُ فِي الدُّنْيَا تَرْكَ الدُّنْيَا، إِنَّمَا الزُّهْدُ أَنْ يُزْهَدَ فِي كُلِّ مَا سِوَى اللَّهِ، هَذَا دَاوُدُ وَسُلَيْمَانُ عليهما السلام قَدْ مَلَكَا الدُّنْيَا وَكَانَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ»
55 - Bize Ebû Muhammed b. Yûsuf haber verdi; bize Ebû Saîd b. Ziyâd bildirdi; bize İbn Ebî'd-Dünyâ, Ahmed'den rivayet etti. (Ahmed) dedi ki: Ebû Hişâm Abdulmelik el-Muğâzilî'ye: “Zühd nedir?” diye sordum. (O da) şöyle cevap verdi: “Âmâli kesmek, gayreti göstermek ve rahatı terk etmektir.”
٥٥ - أَخْبَرَنَا أَبُو مُحَمَّدِ بْنُ يُوسُفَ، أَنْبَأَنَا أَبُو سَعِيدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي الدُّنْيَا، عَنْ أَحْمَدَ قَالَ: قُلْتُ لِأَبِي هِشَامٍ عَبْدِ الْمَلِكِ الْمُغَازِلِيِّ: أَيُّ شَيْءٍ الزُّهْدُ؟ قَالَ: «قَطْعُ الْآمَالِ، وَإِعْطَاءُ الْمَجْهُودِ، وَخَلْعُ الرَّاحَةِ»