et-Tergîb ve’t-Terhîb - el-Münzirî - İlmiyye baskısı (Abdülazîm el-Münzirî)
Bölüm: Sünnet Kitapları
Kitap: et-Tergîb ve’t-Terhîb mine’l-Hadîsi’ş-Şerîf
Müellif: Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullah, Ebû Muhammed Zekiyyüddîn el-Münzirî (ö. 656 H)
Muhakkik: İbrahim Şemseddin
Yayınevi: Dâru’l-Kütübi’l-‘İlmiyye - Beyrut
Baskı: Birinci Baskı, 1417
Cilt Sayısı: 4
Uyarılar:
1 - Bu baskının muhakkiki, metnin tespitinde Muhammed Ammâre Külliye’nin tahkîkine dayanmış ve onun mufassal hâşiyelerine ihtiyaç duymamıştır.
2 - Bu elektronik nüsha daha önce kitabın başından sonuna kadar hadis numaralandırmasıyla yayılmıştır. Bu numaralandırma matbu nüshaya ait değildir, bilakis bazı programlardan otomatik olarak alınmış bir numaralandırmadır. Bu (mevcut) nüsha ise bundan salimdir.
[Kitabın numaralandırması matbu nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
الترغيب والترهيب - المنذري - ط العلمية (عبد العظيم المنذري)القسم: كتب السنةالكتاب: الترغيب والترهيب من الحديث الشريفالمؤلف: عبد العظيم بن عبد القوي بن عبد الله، أبو محمد، زكي الدين المنذري (ت ٦٥٦ هـ)المحقق: إبراهيم شمس الدينالناشر: دار الكتب العلمية - بيروتالطبعة: الأولى، ١٤١٧عدد الأجزاء: ٤تنبيهات:١ - اعتمَد محقق هذه الطبعة في إثبات المتن على تحقيق محمد عمارة كُليّة واستغنَى عن حواشيه المُسهِبة.٢ - انتشرَتْ هذه النُسخة الإلكترونية سابقًا مرقمة الأحاديث من أول الكتاب لآخره، وليس هذا الترقيم من المطبوع، وإنما هو ترقيم آلي مِن بعض البرامج، وقد سلِمَتْ هذه النسخة من ذلك.[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
SADAKA TEŞVİKİ, BUNA DAİR ÖZENDİRME İLE FAKİRİN (GÜCÜ NİSPETİNDEKİ) GAYRETİ VE KİŞİNİN ÜZERİNE VACİP OLMAYAN BİR ŞEYİ SADAKA VERMESİ HAKKINDA GELENLER • Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kim temiz bir kazançtan bir hurma değerinde sadaka verir —ki Allah temiz olandan başkasını kabul etmez— muhakkak Allah onu sağ eliyle kabul eder, sonra onu sahibi için öyle büyütür/bereketlendirir ki tıpkı birinizin tayını büyüttüğü gibi, nihayet o (sadaka) dağ gibi olur.” Bunu Buhârî, Müslim, Nesâî, Tirmizî, İbn Mâce ve İbn Huzeyme Sahîh'inde rivayet etmiştir. • İbn Huzeyme'nin rivayetinde (şöyle denir): “Şüphesiz kul, temiz (malından) sadaka verdiğinde Allah onu kendisinden kabul eder, onu sağ eliyle alır ve onu öyle büyütür/bereketlendirir ki tıpkı birinizin tayını veya deve yavrusunu büyüttüğü gibi. Kişi bir lokma sadaka verir de o lokma Allah'ın elinde —yahut 'Allah'ın avucunda' dedi— dağ gibi oluncaya kadar büyür. Öyleyse sadaka veriniz.” • Tirmizî'nin sahih bir rivayetinde (şöyle denir): Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Muhakkak Allah sadakayı kabul eder, onu sağ eliyle alır, sonra onu sizden biriniz için öyle büyütür/bereketlendirir ki tıpkı birinizin tayını büyüttüğü gibi. Nihayet bir lokma (bile) Uhud Dağı gibi olur. Bunun tasdiki Allah'ın kitabındadır: ‘Bilmezler mi ki, kullarından tevbeyi kabul eden ve sadakaları alan bizzat Allah'tır.’ (Tevbe 104) ve ‘Allah faizi mahveder, sadakaları ise büyütür/bereketlendirir.’ (Bakara 276).” Mâlik de bu hadisi Saîd b. Yesâr'dan mürsel olarak Tirmizî'nin bu rivayetine benzer bir şekilde rivayet etmiş, Ebû Hureyre'yi zikretmemiştir. • Âişe (r.anhâ)'dan, Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Muhakkak Allah sizden biriniz için bazen bir hurmayı, bazen bir lokmayı öyle büyütür/bereketlendirir ki tıpkı birinizin tayını veya deve yavrusunu büyüttüğü gibi, nihayet o (sadaka) Uhud Dağı gibi olur.” Bunu Taberânî ve İbn Hibbân Sahîh'inde rivayet etmiştir. Lafız İbn Hibbân'a aittir.
التَّرْغِيب فِي الصَّدَقَة والحث عَلَيْهَا وَمَا جَاءَ فِي جهد الْمقل وَمن تصدق بِمَا لَا يجب • عَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم من تصدق بِعدْل تَمْرَة من كسب طيب وَلَا يقبل الله إِلَّا الطّيب فَإِن الله يقبلهَا بِيَمِينِهِ ثمَّ يُرَبِّيهَا لصَاحِبهَا كَمَا يُربي أحدكُم فلوه حَتَّى تكون مثل الْجَبَلرَوَاهُ البُخَارِيّ وَمُسلم وَالنَّسَائِيّ وَالتِّرْمِذِيّ وَابْن مَاجَه وَابْن خُزَيْمَة فِي صَحِيحه • وَفِي رِوَايَة لِابْنِ خُزَيْمَة إِن العَبْد إِذا تصدق من طيب تقبلهَا الله مِنْهُ وَأَخذهَا بِيَمِينِهِ فرباها كَمَا يُربي أحدكُم مهره أَو فَصِيله وَإِن الرجل ليتصدق باللقمة فتربو فِي يَد الله أَو قَالَ فِي كف الله حَتَّى تكون مثل الْجَبَل فتصدقوا • وَفِي رِوَايَة صَحِيحَة لِلتِّرْمِذِي قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم إِن الله يقبل الصَّدَقَة ويأخذها بِيَمِينِهِ فيربيها لاحدكم كَمَا يُربي أحدكُم مهره حَتَّى إِن اللُّقْمَة لتصير مثل أحد وتصديق ذَلِك فِي كتاب الله {ألم يعلمُوا أَن الله هُوَ يقبل التَّوْبَة عَن عباده وَيَأْخُذ الصَّدقَات} التَّوْبَة ٤٠١ ويمحق الله الرِّبَا ويربي الصَّدقَات الْبَقَرَة ٦٧٢وَرَوَاهُ مَالك بِنَحْوِ رِوَايَة التِّرْمِذِيّ هَذِه عَن سعيد بن يسَار مُرْسلا لم يذكر أَبَا هُرَيْرَة • وَعَن عَائِشَة رضي الله عنها عَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قَالَ إِن الله ليربي لاحدكم التمرة واللقمة كَمَا يُربي أحدكُم فلوه أَو فَصِيله حَتَّى تكون مثل أحدرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ وَابْن حبَان فِي صَحِيحه وَاللَّفْظ لَهُ
El-Falu (fâ’nın fethası, lâm’ın zammesi ve vâv’ın şeddeli okunuşuyla), atın ilk doğan yavrusu olan taydır. El-Fasîl ise, dişi deveden sütten kesilinceye kadar olan yavrusudur. Ebû Berze el-Eslemî (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kul bir lokma ekmek sadaka verir de o lokma, Allah azze ve celle katında öyle büyür ki, Uhud Dağı gibi olur." Bunu Taberânî, el-Kebîr’de rivâyet etmiştir. Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Allah azze ve celle, bir lokma ekmek, bir tutam hurma ve miskinin faydalandığı benzeri şeyler sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Buna emreden ev sahibi, onu hazırlayan hanımı ve miskine sunan hizmetçi." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hamd, hizmetçilerimizi unutmayan Allah’a mahsustur." Bunu Hâkim ve Taberânî, el-Evsat’ta rivâyet etmiştir. Lâfız Taberânî’ye aittir. Bu hadis, tamamıyla inşâallah gelecektir. El-Kabdatü (kâf’ın fethası veya zammesi, bâ’nın sükûnu ve sâd-ı mühmele ile okunur), alan kişinin üç parmağının ucuyla tuttuğu miktardır. Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sadaka maldan bir şey eksiltmez. Allah, affetmesiyle bir kulun ancak izzetini artırır. Hiç kimse Allah için tevazu göstermez ki Allah azze ve celle onu yükseltmesin." Bunu Müslim ve Tirmizî rivâyet etmiştir. Mâlik ise mürsel olarak rivâyet etmiştir. İbn Abbâs (r.anhümâ)’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Sadaka maldan bir şey eksiltmez. Bir kul sadaka vermek için elini uzattığında, o sadaka dilencinin eline düşmeden önce Allah’ın eline düşer. Bir kul, ihtiyacı olmadığı halde dilenme kapısını açmaz ki Allah ona fakirlik kapısını açmasın." Bunu Taberânî rivâyet etmiştir. Câbir b. Abdullah (r.anhümâ)’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) bize hutbe verdi ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Ölmeden önce Allah’a tevbe edin. Sizi meşgul edecek şeyler başınıza gelmeden önce sâlih amellere koşun. Sizinle Rabbiniz arasındaki bağı, O’nu çok zikretmekle ve gizli-açık çok sadaka vermekle sağlamlaştırın ki rızıklandırılasınız, yardım göresiniz ve yaralarınız sarılsın." Bunu İbn Mâce, Cuma bahsinde daha önce geçen bir hadiste rivâyet etmiştir. Âişe (r.anhâ)’dan rivâyet edildiğine göre onlar bir koyun kestiler. Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Geriye ne kaldı?"
الفلو بِفَتْح الْفَاء وَضم اللَّام وَتَشْديد الْوَاو هُوَ الْمهْر أول مَا يُولدوالفصيل ولد النَّاقة إِلَى أَن يفصل عَن أمه • وَرُوِيَ عَن أبي بَرزَة الْأَسْلَمِيّ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم إِن العَبْد ليتصدق بالكسرة تربو عِنْد الله عز وجل حَتَّى تكون مثل أحدرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ فِي الْكَبِير • وَرُوِيَ عَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم إِن الله عز وجل ليدْخل باللقمة الْخبز وقبضة التَّمْر وَمثله مِمَّا ينْتَفع بِهِ الْمِسْكِين ثَلَاثَة الْجنَّة رب الْبَيْت الْآمِر بِهِ وَالزَّوْجَة تصلحه وَالْخَادِم الَّذِي يناول الْمِسْكِين فَقَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم الْحَمد لله الَّذِي لم ينس خدمنارَوَاهُ الْحَاكِم وَالطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط وَاللَّفْظ لَهُ فِي حَدِيث يَأْتِي بِتَمَامِهِ إِن شَاءَ اللهالقبضة بِفَتْح الْقَاف وَضمّهَا وَإِسْكَان الْبَاء وبالصاد الْمُهْملَة هُوَ مَا يتَنَاوَلهُ الْآخِذ برؤوس أنامله الثَّلَاث • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه أَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قَالَ مَا نقصت صَدَقَة من مَال وَمَا زَاد الله عبدا بِعَفْو إِلَّا عزا وَمَا تواضع أحد لله إِلَّا رَفعه الله عز وجلرَوَاهُ مُسلم وَالتِّرْمِذِيّ وَرَوَاهُ مَالك مُرْسلا • وَرُوِيَ عَن ابْن عَبَّاس رضي الله عنهما يرفعهُ قَالَ مَا نقصت صَدَقَة من مَال وَمَا مد عبد يَده بِصَدقَة إِلَّا ألقيت فِي يَد الله قبل أَن تقع فِي يَد السَّائِل وَلَا فتح عبد بَاب مَسْأَلَة لَهُ عَنْهَا غنى إِلَّا فتح الله لَهُ بَاب فقررَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ • وَرُوِيَ عَن جَابر بن عبد الله رضي الله عنهما قَالَ خَطَبنَا رَسُول الله صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا أَيهَا النَّاس تُوبُوا إِلَى الله قبل أَن تَمُوتُوا وَبَادرُوا بِالْأَعْمَالِ الصَّالِحَة قبل أَن تشْغَلُوا وصلوا الَّذِي بَيْنكُم وَبَين ربكُم بِكَثْرَة ذكركُمْ لَهُ وَكَثْرَة الصَّدَقَة فِي السِّرّ وَالْعَلَانِيَة تُرْزَقُوا وَتنصرُوا وَتجبرُوارَوَاهُ ابْن مَاجَه فِي حَدِيث تقدم فِي الْجُمُعَة • وَرُوِيَ عَن عَائِشَة رضي الله عنها أَنهم ذَبَحُوا شَاة فَقَالَ النَّبِي صلى الله عليه وسلم مَا بَقِي
Bir rivayette şöyle buyrulmuştur: «Onun (koyunun) sadece kürek kemiği kalmıştı.» Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Kürek kemiği dışında hepsi kaldı.» Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve «Hasen-sahîh hadis» demiştir. Manası şudur: Onlar (sahabe) o koyunun kürek kemiği dışındaki kısımlarını tasadduk ettiler. • Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kul, ‘Malım, malım!’ der. Hâlbuki onun malından kendisine ait olan ancak üç şeydir: Yiyip tükettiği, giyip eskittiği veya verip biriktirdiği (âhiret için sakladığı). Bunun dışındaki malı ise gider gider ve onu insanlara (geride) bırakır.» Bunu Müslim rivayet etti. • İbn Mes‘ûd (r.a.)’den rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Hanginizin, vârisinin malı kendi malından daha sevimlidir?» Sahabe: «Yâ Resûlallah, bizden hiç kimse yoktur ki kendi malı kendisine daha sevimli olmasın» dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): «O halde kişinin kendi malı, (âhiret için) önden gönderdiğidir. Vârisinin malı ise geriye bıraktığıdır.» buyurdu. Bunu Buhârî ve Nesâî rivayet etti. • Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Bir adam çöllük bir arazide iken bir buluttan bir ses işitti: ‘Filanın bahçesini sula.’ Bunun üzerine o bulut yöneldi ve suyunu kara taşlı bir araziye boşalttı. Bir de ne görsün, o taşlık arazideki su yollarından biri bütün suyu emmiş. Adam suyun izini takip etti; bir de baktı ki bir adam bahçesinde duruyor, suyu küreğiyle yönlendiriyor. Ona: ‘Ey Allah’ın kulu, adın nedir? diye sordu. Adam, buluttan duyduğu ismi söyledi. Bunun üzerine bahçe sahibi ona: ‘Ey Allah’ın kulu, adımı niçin sordun?’ dedi. Adam: ‘Şu bulutu gördün mü, ondan suyunun bu olduğunu işittim, ‘Filanın bahçesini sula’ diyordu, senin ismin oydu. Bahçede ne yapıyorsun?’ dedi. Bahçe sahibi: ‘Madem böyle söyledin, şunu söyleyeyim: Ben bahçemden çıkan mahsule bakarım, üçte birini tasadduk ederim, üçte birini kendim ve ailem yer, üçte birini de (tohumluk vb. olarak) geri koyarım.’ dedi.» Bunu Müslim rivayet etti. (Hadîka: Etrafı duvarla çevrili bahçe demektir. Harre: Hâ’nın fethi ve râ’nın şeddiyle, içinde siyah taşlar bulunan arazi. Şerce: Şîn’in fethi, râ’nın sükûnu, cîm ve te-i te’nîsle, suyun düz araziye aktığı yer (su yolu) demektir. Mishât: Sîn ve hâ’nın sükûnuyla, demirden yapılmış kürek (bel) demektir.) • Adî b. Hâtim (r.a.)’den rivayetle, Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle derken işittim: «Sizden hiçbiriniz…» (Hadis burada kesilmiştir.)
مِنْهَا قَالَت مَا بَقِي مِنْهَا إِلَّا كتفهاقَالَ بَقِي كلهَا غير كتفهارَوَاهُ التِّرْمِذِيّ وَقَالَ حَدِيث حسن صَحِيح وَمَعْنَاهُ أَنهم تصدقوا بهَا إِلَّا كتفها • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَقُول العَبْد مَالِي مَالِي وَإِنَّمَا لَهُ من مَاله ثَلَاث مَا أكل فأفنى أَو لبس فأبلى أَو أعْطى فاقتنى مَا سوى ذَلِك فَهُوَ ذَاهِب وتاركه للنَّاسرَوَاهُ مُسلم • وَعَن ابْن مَسْعُود رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم أَيّكُم مَال وَارثه أحب إِلَيْهِ من مَاله قَالُوا يَا رَسُول الله مَا منا أحد إِلَّا مَاله أحب إِلَيْهِقَالَ فَإِن مَاله مَا قدم وَمَال وَارثه مَا أخررَوَاهُ البُخَارِيّ وَالنَّسَائِيّ • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم بَينا رجل فِي فلاة من الأَرْض فَسمع صَوتا فِي سَحَابَة اسْقِ حديقة فلَان فَتنحّى ذَلِك السَّحَاب فأفرغ مَاءَهُ فِي حرَّة فَإِذا شرجة من تِلْكَ الشراج قد استوعبت ذَلِك المَاء كُله فتتبع المَاء فَإِذا رجل قَائِم فِي حديقة يحول المَاء بمسحاته فَقَالَ لَهُ يَا عبد الله مَا اسْمك قَالَ فلَان للاسم الَّذِي سمع فِي السحابة فَقَالَ لَهُ يَا عبد الله لم سَأَلتنِي عَن اسْمِيقَالَ سَمِعت فِي السَّحَاب الَّذِي هَذَا مَاؤُهُ يَقُول اسْقِ حديقة فلَان لاسمك فَمَا تصنع فِيهَا قَالَ أما إِذْ قلت هَذَا فَإِنِّي أنظر إِلَى مَا يخرج مِنْهَا فأتصدق بِثُلثِهِ وآكل أَنا وعيالي ثلثه وأرد ثلثهرَوَاهُ مُسلمالحديقة الْبُسْتَان إِذا كَانَ عَلَيْهِ حَائِطالْحرَّة بِفَتْح الْحَاء الْمُهْملَة وَتَشْديد الرَّاء الأَرْض الَّتِي بهَا حِجَارَة سودوالشرجة بِفَتْح الشين الْمُعْجَمَة وَإِسْكَان الرَّاء بعْدهَا جِيم وتاء تَأْنِيث مسيل المَاء إِلَى الأَرْض السهلةوالمسحاة بِالسِّين والحاء الْمُهْمَلَتَيْنِ هِيَ المجرفة من الْحَدِيد • وَعَن عدي بن حَاتِم رضي الله عنه قَالَ سَمِعت رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَقُول مَا مِنْكُم
Hiçbiriniz istisna olmamak üzere, Allah onunla arasında hiçbir tercüman bulunmaksızın konuşacaktır. Kişi sağına bakar, önceden gönderdiği amellerden başkasını görmez; soluna bakar, yine önceden gönderdiği amellerden başkasını görmez; önüne bakar, yüzünün karşısında ateşten başka bir şey görmez. Öyleyse yarım hurma ile dahi olsa ateşten sakının. Bir rivâyette: “Sizden kim bir hurma parçasıyla dahi olsa ateşten korunmaya güç yetirirse bunu yapsın.” Bunu Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir. Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Herhangi biriniz yarım hurma ile dahi olsa yüzünü ateşten korusun.” Ahmed b. Hanbel sahih bir isnadla rivâyet etmiştir. Âişe (r.anhâ)’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Yarım hurma ile dahi olsa ateşten korun. Çünkü o (sadaka), aç kimseyi tok kimse gibi doyurur.” Ahmed b. Hanbel hasen bir isnadla rivâyet etmiştir. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.)’tan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.)’i minberin tahtaları üzerinde şöyle buyururken işittim: “Yarım hurma ile dahi olsa ateşten sakının. Çünkü sadaka, eğriliği düzeltir, kötü ölümü (sû-i hâtimeyi) defeder ve aç kimse için tok kimsenin yerine geçer.” Bunu Ebû Ya‘lâ ve Bezzâr rivâyet etmiştir. Bu hadis Enes, Ebû Hureyre, Ebû Ümâme, Nu‘mân b. Beşîr ve diğer sahâbeden (r.anhüm) de rivâyet edilmiştir. Câbir (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.)’i Kâ‘b b. Ucre’ye şöyle buyururken işitmiştir: “Ey Kâ‘b b. Ucre! Namaz bir kurbandır (yakınlaştırıcı), oruç bir kalkandır, sadaka da tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi hatayı söndürür. Ey Kâ‘b b. Ucre! İnsanlar iki sabah yolcusudur: Kimi nefsini satar, böylece boynunu bağlamış olur; kimi de nefsini satın alır, böylece boynunu azad etmiş olur.” Bunu Ebû Ya‘lâ sahih bir isnadla rivâyet etmiştir. Kâ‘b b. Ucre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey Kâ‘b b. Ucre! Şüphesiz süht (haram) üzerinde biten hiçbir et ve kan cennete girmez. Cehennem ona daha layıktır. Ey Kâ‘b b. Ucre! İnsanlar iki sabah yolcusudur: Kimi nefsini kurtuluşa çıkarır, böylece onu azad eder; kimi de nefsini bağlar (helake sürükler). Ey Kâ‘b b. Ucre! Namaz bir kurbandır, oruç bir kalkandır, sadaka da tıpkı buzun taş üzerinde eriyip gittiği gibi hatayı söndürür.” Bunu İbn Hibbân Sahîh’inde rivâyet etmiştir.
من أحد إِلَّا سيكلمه الله لَيْسَ بَينه وَبَينه ترجمان فَينْظر أَيمن مِنْهُ فَلَا يرى إِلَّا مَا قدم فَينْظر أشأم مِنْهُ فَلَا يرى إِلَّا مَا قدم فَينْظر بَين يَدَيْهِ فَلَا يرى إِلَّا النَّار تِلْقَاء وَجهه فَاتَّقُوا النَّار وَلَو بشق تَمْرَةوَفِي رِوَايَة من اسْتَطَاعَ مِنْكُم أَن يسْتَتر من النَّار وَلَو بشق تَمْرَة فَلْيفْعَلرَوَاهُ البُخَارِيّ وَمُسلم • وَعَن عبد الله بن مَسْعُود رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم ليق أحدكُم وَجهه النَّار وَلَو بشق تَمْرَةرَوَاهُ أَحْمد بِإِسْنَاد صَحِيح • وَعَن عَائِشَة رضي الله عنها قَالَت قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَا عَائِشَة استتري من النَّار وَلَو بشق تَمْرَة فَإِنَّهَا تسد من الجائع مسدها من الشبعانرَوَاهُ أَحْمد بِإِسْنَاد حسن • وَرُوِيَ عَن أبي بكر الصّديق رضي الله عنه قَالَ سَمِعت رَسُول الله صلى الله عليه وسلم على أَعْوَاد الْمِنْبَر يَقُول اتَّقوا النَّار وَلَو بشق تَمْرَة فَإِنَّهَا تقيم العوج وتدفع ميتَة السوء وَتَقَع من الجائع موقعها من الشبعانرَوَاهُ أَبُو يعلى وَالْبَزَّار وَقد رُوِيَ هَذَا الحَدِيث عَن أنس وَأبي هُرَيْرَة وَأبي أُمَامَة والنعمان بن بشير وَغَيرهم من الصَّحَابَة رضي الله عنهم • وَعَن جَابر رضي الله عنه أَنه سمع رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَقُول لكعب بن عجْرَة يَا كَعْب بن عجْرَة الصَّلَاة قرْبَان وَالصِّيَام جنَّة وَالصَّدَََقَة تطفئ الْخَطِيئَة كَمَا يطفئ المَاء النَّار يَا كَعْب بن عجْرَة النَّاس غاديان فبائع نَفسه فموثق رقبته ومبتاع نَفسه فِي عتق رقبتهرَوَاهُ أَبُو يعلى بِإِسْنَاد صَحِيح • وَعَن كَعْب بن عجْرَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَا كَعْب بن عجْرَة إِنَّه لَا يدْخل الْجنَّة لحم وَدم نبتا على سحت النَّار أولى بِهِيَا كَعْب بن عجْرَة النَّاس غاديان فغاد فِي فكاك نَفسه فمعتقها وغاد فموثقهايَا كَعْب بن عجْرَة الصَّلَاة قرْبَان وَالصَّوْم جنَّة وَالصَّدَََقَة تطفئ الْخَطِيئَة كَمَا يذهب الجليد على الصَّفَارَوَاهُ ابْن حبَان فِي صَحِيحه
• Muâz b. Cebel (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: Nebî (s.a.v.) ile bir seferde idim. Hadisi zikretti, nihayetinde şöyle buyurduğunu aktardı: Ardından Nebî (s.a.v.) buyurdu ki: «Sana hayır kapılarını göstereyim mi?» «Evet, yâ Resûlallah» dedim. «Oruç bir kalkandır, sadaka ise suyun ateşi söndürdüğü gibi hatayı söndürür» buyurdu. Bunu Tirmizî rivayet etmiş ve «Hasen sahih bir hadistir» demiştir. Tamamı 'Sükût/konuşma' bahsinde gelecektir. Ayrıca İbn Hibbân'ın Sahîh'inde Câbir (r.a.) hadisi olarak da yer alır. Bu hadis, Kaza kitabında, inşallah Teâlâ, gelecek olan bir hadiste de mevcuttur.
• Enes b. Mâlik (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü (sû-i hâtimeyi) defeder.» Bunu Tirmizî ve İbn Hibbân kendi sahîhinde rivayet etmiştir. Tirmizî «Bu hasen garib bir hadistir» demiştir. İbnü'l-Mübârek, 'Kitâbü'l-Birr' adlı eserinde bu hadisin son kısmını rivayet etmiş olup lafzı şöyledir: «Muhakkak ki Allah, sadaka vasıtasıyla yetmiş kötü ölüm kapısını defeder.» (Yedreü —dâl-ı mühmele ile— yani 'defeder, uzaklaştırır'. Vezin ve mânâ bakımından aynıdır.)
• Ebû Kebşe el-Enmârî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işitmiştir: «Üç şey vardır ki onlar üzerine yemin ederim, size bir söz daha söyleyeceğim onu ezberleyin.» Buyurdu ki: «Bir kulun malı sadakadan eksilmez; bir kula bir zulüm yapılır da o buna sabrederse, Allah onun izzetini artırmaktan başka bir şey yapmaz; bir kul dilencilik kapısı açarsa, Allah da onun üzerine fakirlik kapısı açar» veya buna benzer bir ifade. «Size bir söz daha söyleyeceğim, onu ezberleyin. Dünya dört kişi içindir: Allah'ın kendisine hem mal hem ilim verdiği kul; o, bu malda Rabbine karşı takvâ sahibi olur, akrabasını gözetir ve Allah'ın hakkını bilir. İşte bu en üstün mertebededir. Allah'ın kendisine ilim verdiği fakat mal vermediği kul; o doğru niyet sahibidir, 'Keşke malım olsaydı da filanın yaptığı gibi amel etseydim' der. O niyetiyle (amel edenle) aynıdır, ecirleri eşittir. Allah'ın kendisine mal verdiği fakat ilim vermediği kul; malında bilgisizce hareket eder, onda Rabbine karşı takvâ sahibi olmaz, akrabasını gözetmez ve Allah'ın hakkını bilmez. İşte bu en kötü mertebededir. Allah'ın kendisine ne mal ne de ilim vermediği kul; o, 'Keşke malım olsaydı da onda filanın yaptığı gibi amel etseydim' der. O da niyetiyle (amel edenle) aynıdır, veballeri eşittir.» Bunu Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştir. Tirmizî «Hasen sahih bir hadistir» demiştir.
• Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.), cimri ile sadaka verenin misalini şöyle anlattı: Göğüslerine ve köprücük kemiklerine kadar elleri sıkışmış, üzerlerinde demirden iki zırh bulunan iki adam gibidirler.
• وَعَن معَاذ بن جبل قَالَ كنت مَعَ النَّبِي صلى الله عليه وسلم فِي سفر فَذكر الحَدِيث إِلَى أَن قَالَ فِيهِ ثمَّ قَالَ يَعْنِي النَّبِي صلى الله عليه وسلم أَلا أدلك على أَبْوَاب الْخَيْرقلت بلَى يَا رَسُول اللهقَالَ الصَّوْم جنَّة وَالصَّدَََقَة تطفئ الْخَطِيئَة كَمَا يطفئ المَاء النَّاررَوَاهُ التِّرْمِذِيّ وَقَالَ حَدِيث حسن صَحِيح وَيَأْتِي بِتَمَامِهِ فِي الصمت وَهُوَ عِنْد ابْن حبَان من حَدِيث جَابر فِي حَدِيث يَأْتِي فِي كتاب الْقَضَاء إِن شَاءَ الله تَعَالَى • وَعَن أنس بن مَالك رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم إِن الصَّدَقَة لتطفئ غضب الرب وتدفع ميتَة السوءرَوَاهُ التِّرْمِذِيّ وَابْن حبَان فِي صَحِيحه وَقَالَ التِّرْمِذِيّ حَدِيث حسن غَرِيب وروى ابْن الْمُبَارك فِي كتاب الْبر شطره الْأَخير وَلَفظه إِن الله ليدرأ بِالصَّدَقَةِ سبعين بَابا من ميتَة السوءيدْرَأ بِالدَّال الْمُهْملَة أَي يدْفع وَزنه وَمَعْنَاهُ • وَعَن أبي كَبْشَة الْأَنمَارِي رضي الله عنه أَنه سمع رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَقُول ثَلَاث أقسم عَلَيْهِنَّ وَأُحَدِّثكُمْ حَدِيثا فاحفظوه قَالَ مَا نقص مَال عبد من صَدَقَة وَلَا ظلم عبد مظْلمَة صَبر عَلَيْهَا إِلَّا زَاده الله عزا وَلَا فتح عبد بَاب مَسْأَلَة إِلَّا فتح الله عَلَيْهِ بَاب فقر أَو كلمة نَحْوهَا وَأُحَدِّثكُمْ حَدِيثا فاحفظوهقَالَ إِنَّمَا الدُّنْيَا لأربعة نفر عبد رزقه الله مَالا وعلما فَهُوَ يَتَّقِي فِيهِ ربه ويصل فِيهِ رَحمَه وَيعلم لله فِيهِ حَقًا فَهَذَا بِأَفْضَل الْمنَازل وَعبد رزقه الله علما وَلم يرزقه مَالا فَهُوَ صَادِق النِّيَّة يَقُول لَو أَن لي مَالا لعملت بِعَمَل فلَان فَهُوَ بنيته فأجرهما سَوَاء وَعبد رزقه الله مَالا وَلم يرزقه علما يخبط فِي مَاله بِغَيْر علم وَلَا يَتَّقِي فِيهِ ربه وَلَا يصل فِيهِ رَحمَه وَلَا يعلم لله فِيهِ حَقًا فَهَذَا بأخبث الْمنَازل وَعبد لم يرزقه الله مَالا وَلَا علما فَهُوَ يَقُول لَو أَن لي مَالا لعملت فِيهِ بِعَمَل فلَان فَهُوَ بنيته فوزرهما سَوَاءرَوَاهُ التِّرْمِذِيّ وَابْن مَاجَه وَقَالَ التِّرْمِذِيّ حَدِيث حسن صَحِيح • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه قَالَ ضرب رَسُول الله صلى الله عليه وسلم مثل الْبَخِيل والمتصدق كَمثل رجلَيْنِ عَلَيْهِمَا جنتان من حَدِيد قد اضطرت أَيْدِيهِمَا إِلَى ثديهما وتراقيهما
Nitekim Allah Teâlâ, sadaka veren kimseyi öyle kıldı ki, o her sadaka verdiğinde sadaka ondan yayılıp açılır, nihayet parmak uçlarını kaplar ve izini siler. Cimri kimseyi de öyle kıldı ki, her ne zaman bir sadaka vermeye niyetlense (o demir halkalar) büzülür ve her halka yerine yapışır.
Ebû Hureyre (r.a.) dedi ki: Ben Resûlullah’ı (s.a.v.) iki parmağıyla işte böyle yakasında genişletmeye çalışırken gördüm, ama genişlemiyordu.
Buhârî, Müslim ve Nesâî rivayet etmiştir. Onun lafzı şöyledir: İnfak eden sadaka veren kimse ile cimrinin misali, üzerlerinde göğüslerinden köprücük kemiklerine kadar demirden iki cübbe (cübbetân) yahut iki zırh (cünnetân) bulunan iki adam gibidir. İnfak eden kimse infak etmek istediğinde zırh ona genişler yahut geçer, nihayet parmak uçlarını kaplar ve izini siler. Cimri ise infak etmek istediğinde (zırh) büzülür, her halka yerine yapışır, hatta onu köprücük kemiğinden veya boynundan sıkıştırır.
Ebû Hureyre (r.a.) diyor ki: Şahitlik ederim ki o, Resûlullah’ı (s.a.v.) genişletmeye çalışırken gördü, ama genişlemiyordu.
Cünne (cim’in zammı ve nûn’un şeddesiyle): insanı koruyan her şeydir ve neyden olduğuna izafe edilir.
Terâkī, terkuve’nin çoğuludur. Te’nin fethiyle (terkuve) okunur, zammıyla (türkuve) okumak lahn’dır (yanlıştır). Bu, insanın boğaz çukuru ile omzu arasında bulunan kemiktir.
Kalasat (kaf ve lam’ın fethiyle): yani büzüldü, sıyrıldı; gevşeyip yayılmanın zıddıdır.
Ceyb: kişinin elbise ve benzerinde başını çıkardığı yarıktır.
• Mâlik’ten (rahimehullah) rivayet olunduğuna göre, ona Âişe (r.anhâ) hakkında şu haber ulaştı: Âişe oruçlu iken bir miskin ona yiyecek istedi. Evinde bir ekmekten başka bir şey yoktu. Âişe, hizmetçisine: “Bunu ona ver” dedi. Hizmetçi: “Senin iftar edeceğin bir şey kalmadı” deyince Âişe: “Ver ona” dedi. Hizmetçi dedi ki: Ben de verdim. Akşam olunca, daha önce ona hiç koyun hediye etmemiş olan bir aile veya bir kimse ona bir koyun ve onun kefenini hediye etti. Âişe onu çağırdı ve: “Bundan ye, senin kurundan daha hayırlıdır” dedi.
Mâlik dedi ki: Bana ulaştığına göre, bir miskin, Mü’minlerin annesi Âişe’den (r.anhâ) yiyecek istedi ve...
فَجعل الْمُتَصَدّق كلما تصدق بِصَدقَة انبسطت عَنهُ حَتَّى تغشى أنامله وَتَعْفُو أَثَره وَجعل الْبَخِيل كلما هم بِصَدقَة قلصت وَأخذت كل حَلقَة بمكانهاقَالَ أَبُو هُرَيْرَة فَأَنا رَأَيْت رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَقُول بِأُصْبُعَيْهِ هَكَذَا فِي جيبه يوسعها وَلَا تتوسعرَوَاهُ البُخَارِيّ وَمُسلم وَالنَّسَائِيّ وَلَفظه مثل الْمُنفق الْمُتَصَدّق والبخيل كَمثل رجلَيْنِ عَلَيْهِمَا جبتان أَو جنتان من حَدِيد من لدن ثديهما إِلَى تراقيهما فَإِذا أَرَادَ الْمُنفق أَن ينْفق اتسعت عَلَيْهِ الدرْع أَو مرت حَتَّى تجن بنانه وَتَعْفُو أَثَره فَإِذا أَرَادَ الْبَخِيل أَن ينْفق قلصت ولزمت كل حَلقَة موضعهَا حَتَّى أخذت بترقوته أَو بِرَقَبَتِهِيَقُول أَبُو هُرَيْرَة رضي الله عنه أشهد أَنه رأى رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يوسعها وَلَا تتسعالْجنَّة بِضَم الْجِيم وَتَشْديد النُّون كل مَا وقى الْإِنْسَان ويضاف إِلَى مَا يكون مِنْهُالتراقي جمع ترقوة بِفَتْح التَّاء وَضمّهَا لحن وَهُوَ الْعظم الَّذِي يكون بَين ثغرة نحر الْإِنْسَان وعاتقهوقلصت بِفَتْح الْقَاف وَاللَّام أَي انجمعت وتشمرت وَهُوَ ضد استرخت وانبسطتوالجيب هُوَ الْخرق الَّذِي يخرج الْإِنْسَان مِنْهُ رَأسه فِي الثَّوْب وَنَحْوه • وَعَن مَالك رحمه الله أَنه بلغه عَن عَائِشَة رضي الله عنها أَن مِسْكينا سَأَلَهَا وَهِي صَائِمَة وَلَيْسَ فِي بَيتهَا إِلَّا رغيف فَقَالَت لمولاة لَهَا أعطيها إِيَّاه فَقَالَت لَيْسَ لَك مَا تفطرين عَلَيْهِ فَقَالَت أعطيها إِيَّاهقَالَت فَفعلت فَلَمَّا أمسينا أهْدى لَهَا أهل بَيت أَو إِنْسَان مَا كَانَ يهدي لَهَا شَاة وكفنها فدعتها عَائِشَة فَقَالَت كلي من هَذَا خير من قرصك • قَالَ مَالك وَبَلغنِي أَن مِسْكينا استطعم عَائِشَة أم الْمُؤمنِينَ رضي الله عنها وَبَين
Âişe (r.anhâ)'nın elinde bir üzüm salkımı vardı. Bir adama: “Bir tane al, onu ver” dedi. Adam ona bakmaya ve hayret etmeye başladı. Bunun üzerine Âişe (r.anhâ): “Hayret mi ediyorsun? Bu tanede kaç zerre miktarı görüyorsun?” dedi. Bu rivayet el-Muvatta’da bu şekilde, senedsiz olarak belâğ tarikiyle zikredilmiştir.
“Kefen” sözü, onu örten şey demektir; yiyecek ve diğer şeylerden.
Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir adam: ‘Muhakkak bir sadaka vereceğim’ dedi. Sadakasını çıkarıp bir hırsızın eline koydu. Ertesi gün insanlar: ‘Bu gece bir hırsıza sadaka verildi’ diye konuşmaya başladılar. Adam: ‘Allah’ım, bir hırsız için sana hamd olsun’ dedi. Sonra yine: ‘Muhakkak bir sadaka vereceğim’ dedi. Sadakasını çıkarıp bir zâniyenin eline koydu. Ertesi gün insanlar: ‘Bu gece bir zâniyeye sadaka verildi’ diye konuştular. Adam: ‘Allah’ım, bir zâniye için sana hamd olsun’ dedi. Yine: ‘Muhakkak bir sadaka vereceğim’ dedi. Sadakasını çıkarıp bir zenginin eline koydu. Ertesi gün insanlar: ‘Bu gece bir zengine sadaka verildi’ diye konuştular. Adam: ‘Allah’ım, bir hırsız, bir zâniye ve bir zengin için sana hamd olsun’ dedi. Sonra (Allah tarafından) kendisine gelindi ve denildi ki: “Senin hırsıza verdiğin sadakaya gelince, umulur ki bu onu hırsızlıktan alıkoyar; zâniyeye gelince, belki onu zinadan uzaklaştırır; zengine gelince, belki o ibret alır ve Allah’ın verdiğinden infak eder.”
Buhârî (lafız ona aittir), Müslim ve Nesâî rivayet etmişlerdir. (Müslim ve Nesâî rivayetlerinde şöyle denilmiştir): “Ona gelindi ve denildi ki: ‘Senin sadakan kabul edilmiştir.’ Sonra hadisi zikrettiler.”
Ukbe b. Âmir (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Her kişi, insanlar arasında hüküm verilinceye kadar sadakasının gölgesindedir.”
Yezîd dedi ki: “Ebü’l-Hayr Mürsed, bir gün dahi olsa –bir çörek veya bir soğan dahi olsa– sadaka vermeksizin geçirmezdi.”
Ahmed, İbn Huzeyme, İbn Hibbân (Sahihlerinde) ve Hâkim rivayet etmiş; Hâkim, “Müslim’in şartına göre sahihtir” demiştir.
İbn Huzeyme’nin bir rivayetinde de Yezîd b. Ebî Habîb, Mürsed b. Ebî Abdillah el-Yezenî’den şöyle nakletmiştir: “O, Mısır halkından mescide ilk giden (ruh eden) kimseydi. Onu mescide girerken, elbisesinin kolunda ya ufak paralar, ya ekmek ya da buğdaydan ibaret bir sadaka olmaksızın görmedim.” Râvî dedi ki: “Hatta bazen soğan taşıdığını görürdüm. Ben: ‘Ey Ebü’l-Hayr! Bu, elbiseni kokutuyor’ derdim. O da: ‘Ey İbn Ebî Habîb! Evde sadaka olarak bundan başka bir şey bulamadım. Bana Resûlullah (s.a.v.)’in ashabından bir zat, Resûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu haber verdi: “Müminin kıyamet günündeki gölgesi sadakasıdır”’ derdi.”
Yine Ukbe b. Âmir (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz sadaka, sahiplerinin hararetini söndürür.”
يَديهَا عِنَب فَقَالَت لإِنْسَان خُذ حَبَّة فأعطه إِيَّاهَا فَجعل ينظر إِلَيْهَا ويعجب فَقَالَت عَائِشَة رضي الله عنها أتعجب كم ترى فِي هَذِه الْحبَّة من مِثْقَال ذرة ذكره فِي الْمُوَطَّأ هَكَذَا بلاغا بِغَيْر سَنَدقَوْله وكفنها أَي مَا يَسْتُرهَا من طَعَام وَغَيره • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه أَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قَالَ قَالَ رجل لأتصدقن بِصَدقَة فَخرج بِصَدَقَتِهِ فوضعها فِي يَد سَارِق فَأَصْبحُوا يتحدثون تصدق اللَّيْلَة على سَارِق فَقَالَ اللَّهُمَّ لَك الْحَمد على سَارِق لأتصدقن بِصَدقَة فَخرج بِصَدَقَتِهِ فوضعها فِي يَد زَانِيَة فَأَصْبحُوا يتحدثون تصدق اللَّيْلَة على زَانِيَةقَالَ اللَّهُمَّ لَك الْحَمد على زَانِيَة لأتصدقن بِصَدقَة فَخرج بِصَدَقَتِهِ فوضعها فِي يَد غَنِي فَأَصْبحُوا يتحدثون تصدق اللَّيْلَة على غَنِيقَالَ اللَّهُمَّ لَك الْحَمد على سَارِق وزانية وغني فَأتي فَقيل لَهُ أما صدقتك على سَارِق فَلَعَلَّهُ أَن يستعف عَن سَرقته وَأما الزَّانِيَة فلعلها أَن تستعف عَن زنَاهَا وَأما الْغَنِيّ فَلَعَلَّهُ أَن يعْتَبر فينفق مِمَّا أعطَاهُ اللهرَوَاهُ البُخَارِيّ وَاللَّفْظ لَهُ وَمُسلم وَالنَّسَائِيّ وَقَالا فِيهِ فَأتي فَقيل لَهُ أما صدقتك فقد تقبلت ثمَّ ذكر الحَدِيث • وَعَن عقبَة بن عَامر رضي الله عنه قَالَ سَمِعت رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَقُول كل امرئ فِي ظلّ صدقته حَتَّى يقْضى بَين النَّاسقَالَ يزِيد فَكَانَ أَبُو الْخَيْر مرْثَد لَا يخطئه يَوْم إِلَّا تصدق فِيهِ بِشَيْء وَلَو بكعكة أَو بصلَةرَوَاهُ أَحْمد وَابْن خُزَيْمَة وَابْن حبَان فِي صَحِيحَيْهِمَا وَالْحَاكِم وَقَالَ صَحِيح على شَرط مُسلم • وَفِي رِوَايَة لِابْنِ خُزَيْمَة أَيْضا عَن يزِيد بن أبي حبيب عَن مرْثَد بن أبي عبد الله الْيَزنِي أَنه كَانَ أول أهل مصر يروح إِلَى الْمَسْجِد وَمَا رَأَيْته دَاخِلا الْمَسْجِد قطّ إِلَّا وَفِي كمه صَدَقَة إِمَّا فلوس وَإِمَّا خبز وَإِمَّا قَمحقَالَ حَتَّى رُبمَا رَأَيْت البصل يحملهُ قَالَ فَأَقُول يَا أَبَا الْخَيْر إِن هَذَا ينتن ثِيَابك قَالَ فَيَقُول يَا ابْن أبي حبيب أما إِنِّي لم أجد فِي الْبَيْت شَيْئا أَتصدق بِهِ غَيره إِنَّه حَدثنِي رجل من أَصْحَاب رَسُول الله صلى الله عليه وسلم أَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قَالَ ظلّ الْمُؤمن يَوْم الْقِيَامَة صدقته • وَعنهُ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم إِن الصَّدَقَة لتطفئ عَن أَهلهَا حر
Kabirler... Mümin, kıyamet gününde yalnızca sadakasının gölgesinde gölgelenir. Bunu et-Taberânî el-Kebîr'de ve el-Beyhakî rivayet etmiş olup senedinde İbn Lehîa bulunmaktadır. • Hasan'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.), Rabbi Azze ve Celle'den naklettiği bir hadis-i kudsîde şöyle buyurmuştur: "Ey Âdemoğlu, hazineni katıma boşalt; ne yanma, ne boğulma, ne de çalınma korkusu olmaksızın, sana en muhtaç olduğun anda onu tastamam veririm." Bunu et-Taberânî ve el-Beyhakî rivayet etmiş; Beyhakî, "Bu hadis mürseldir" demiştir. Ayrıca İbn Ömer'den merfû olarak Nebî (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet ettik: "Allah bir şeyi emânet aldığında onu muhakkak korur." • Meymûne bint Sa'd'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü, bize sadaka hakkında fetva ver." Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): "Sadaka, Allah Azze ve Celle'nin rızasını gözeterek ve sevabını umarak verildiğinde, cehenneme karşı bir perdedir" buyurmuştur. Bunu et-Taberânî rivayet etmiştir. • Büreyde (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kişi, yetmiş şeytanın çenesini çözüp onu engellemeye çalışmadıkça sadaka olarak bir şey çıkaramaz." Bu hadisi Ahmed, el-Bezzâr, et-Taberânî ve İbn Huzeyme Sahîh'inde rivayet etmiştir. A'meş'in Büreyde'den işitmesinde tereddüt vardır. el-Hâkim ve el-Beyhakî de rivayet etmiş; Hâkim, "Buhârî ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir" demiştir. el-Beyhakî aynı zamanda Ebû Zer'den mevkuf olarak şunu rivayet etmiştir: "Bir sadaka, her biri ondan men'e çalışan yetmiş şeytanın çenesini çözmedikçe ortaya çıkmaz." • Enes (r.a.) şöyle dedi: Ebû Talha, Medine'deki Ensar arasında hurma bahçeleri bakımından en çok mala sahip olandı. Ona en sevimli gelen malı da Mescid'in karşısında bulunan Beyrahâ adlı bahçesiydi. Resûlullah (s.a.v.) oraya girer ve içindeki tatlı sudan içerdi. Enes devamla dedi ki: "'Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz' meâlindeki Âl-i İmrân 29. âyeti nâzil olunca Ebû Talha kalkıp Resûlullah'a (s.a.v.) geldi ve: 'Ey Allah'ın Resûlü! Allah Tebâreke ve Teâlâ: Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz buyuruyor. Şüphesiz benim en sevdiğim malım Beyrahâ'dır. O, Allah katında sevabını ve âhirette saklanmasını umduğum bir sadakadır. Ey Allah'ın Resûlü, onu Allah'ın sana gösterdiği şekilde yerleştir' dedi." Resûlullah (s.a.v.) de: "Bah bah! Bu ne kârlı mal! Bu ne kârlı mal!" buyurdu. Bu hadisi Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî muhtasar olarak rivayet etmiştir.
الْقُبُور وَإِنَّمَا يستظل الْمُؤمن يَوْم الْقِيَامَة فِي ظلّ صدقتهرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ فِي الْكَبِير وَالْبَيْهَقِيّ وَفِيه ابْن لَهِيعَة • وَعَن الْحسن رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم فِيمَا يروي عَن ربه عز وجل أَنه يَقُول يَا ابْن آدم أفرغ من كَنْزك عِنْدِي وَلَا حرق وَلَا غرق وَلَا سرق أوفيكه أحْوج مَا تكون إِلَيْهِرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ وَالْبَيْهَقِيّ وَقَالَ هَذَا مُرْسل وَقد روينَا عَن ابْن عمر عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم أَنه قَالَ إِن الله إِذا استودع شَيْئا حفظه • وَرُوِيَ عَن مَيْمُونَة بنت سعد أَنَّهَا قَالَت يَا رَسُول الله أَفْتِنَا عَن الصَّدَقَة فَقَالَ إِنَّهَا حجاب من النَّار لمن احتسبها يَبْتَغِي بهَا وَجه الله عز وجلرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ • وَعَن بُرَيْدَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم لَا يخرج رجل شَيْئا من الصَّدَقَة حَتَّى يفك عَنْهَا لحيي سبعين شَيْطَانارَوَاهُ أَحْمد وَالْبَزَّار وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن خُزَيْمَة فِي صَحِيحه وَتردد فِي سَماع الْأَعْمَش من بُرَيْدَة وَالْحَاكِم وَالْبَيْهَقِيّ وَقَالَ الْحَاكِم صَحِيح على شَرطهمَا وَرَوَاهُ الْبَيْهَقِيّ أَيْضا عَن أبي ذَر مَوْقُوفا عَلَيْهِ قَالَ مَا خرجت صَدَقَة حَتَّى يفك عَنْهَا لحيا سبعين شَيْطَانا كلهم ينْهَى عَنْهَا • وَعَن أنس رضي الله عنه قَالَ كَانَ أَبُو طَلْحَة أَكثر الْأَنْصَار بِالْمَدِينَةِ مَالا من نخل وَكَانَ أحب أَمْوَاله إِلَيْهِ بيرحاء وَكَانَت مُسْتَقْبلَة الْمَسْجِد وَكَانَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يدخلهَا وَيشْرب من مَاء فِيهَا طيبقَالَ أنس فَلَمَّا نزلت هَذِه الْآيَة {لن تنالوا الْبر حَتَّى تنفقوا مِمَّا تحبون} آل عمرَان ٢٩قَامَ أَبُو طَلْحَة إِلَى رَسُول الله صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُول الله إِن الله تبارك وتعالى يَقُول {لن تنالوا الْبر حَتَّى تنفقوا مِمَّا تحبون} وَإِن أحب أَمْوَالِي إِلَيّ بيرحاء وَإِنَّهَا صَدَقَة أَرْجُو برهَا وَذُخْرهَا عِنْد الله فضعها يَا رَسُول الله حَيْثُ أَرَاك اللهقَالَ فَقَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم بخ ذَلِك مَال رابح ذَلِك مَال رابحرَوَاهُ البُخَارِيّ وَمُسلم وَالتِّرْمِذِيّ وَالنَّسَائِيّ مُخْتَصرا
Beyruhâ, bâ’nın kesri ve fethiyle memdûd olarak, Ebû Talha (r.a.)’ya ait bir hurma bahçesinin adıdır. Hocalarımızdan bazısı şöyle demiştir: Doğrusu, bâ-i müvahhede ve râ’nın fethiyle maksûr olarak 'Beyruhâ'dır; insanlar ise onu tahrif etmiştir. 'Râbih' lafzı ise bâ-i müvahhede ve yâ-i müsenne ile rivayet edilmiştir.
Ebû Zer (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: 'Ey Allah’ın Resûlü! Namaz hakkında ne buyurursunuz?' Resûlullah (s.a.v.): 'Amelin tamamıdır' buyurdu. 'Ey Allah’ın Resûlü! Benim nezdimde en faziletli ameli terk ettim –yahut en hayırlısını mı–?' dedim. 'O nedir?' buyurdu. 'Oruçtur' dedim. 'Hayırlıdır, fakat orada (o derecede) değildir' buyurdu. 'Ey Allah’ın Resûlü! Ya sadaka?' diye sordum ve bir kelime zikretti. 'Buna gücüm yetmezse?' dedim. 'Yemeğinin fazlasıyla' buyurdu. 'Bunu da yapamazsam?' dedim. 'Bir hurma parçasıyla' buyurdu. 'Bunu da yapamazsam?' dedim. 'Güzel bir sözle' buyurdu. 'Bunu da yapamazsam?' dedim. 'İnsanlara şerri bırak; çünkü bu, nefsine verdiğin bir sadakadır' buyurdu. 'Bunu da yapamazsam?' dedim. 'Sende hiçbir hayır bırakmamayı mı istiyorsun?' buyurdu. Bunu Bezzâr rivayet etti, lafız ona aittir. İbn Hibbân ise Sahîh’inde bundan biraz daha uzun bir şekilde rivayet etti. Hâkim de rivayet etti; inşallah lafzı gelecektir.
Beyhakî de rivayet etmiş olup rivayetlerinden birinin lafzı şöyledir: 'Resûlullah (s.a.v.)’e bir kulu cehennemden ne kurtarır diye sordum, “Allah’a iman” buyurdu. “Ey Allah’ın Nebîsi! İmanla birlikte amel de var mıdır?” dedim. “Allah’ın sana verdiğinden (başkalarına) harcarsın ve Allah’ın sana rızık olarak verdiğinden infak edersin” buyurdu. “Ey Allah’ın Nebîsi! Ya fakir olup harcayacak bir şey bulamazsa?” dedim. “Emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker yapar” buyurdu. “Emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münkere gücü yetmezse?” dedim. “Akılsıza yardım etsin” buyurdu. “Ey Allah’ın Resûlü! Ya bunu yapmayı beceremezse?” dedim. “Mazluma yardım etsin” buyurdu. “Ey Allah’ın Nebîsi! Ya zayıf olup bir mazluma yardım edemezse?” dedim. “Arkadaşın için hayırdan hiçbir şey bırakmamayı mı istiyorsun? (Hiç olmazsa) onun insanlara eziyet etmesine engel olsun” buyurdu. “Ey Allah’ın Resûlü! Ya bunu yaparsa cennete girer mi?” dedim. “Bu hasletlerden herhangi birini işleyen hiçbir mümin kul yoktur ki, o haslet onun elinden tutup onu cennete sokmasın” buyurdu.
Râfi‘ b. Hadîc (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Sadaka, yetmiş kötülük kapısını kapatır.' Bunu Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de rivayet etti.
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Sadakada acele edin; çünkü belâ sadakayı geçemez.' Bunu Beyhakî merfû‘ ve mevkuf olarak Enes’e dayandırarak rivayet etti. Mevkuf olanı daha doğru olsa gerektir.
بيرحاء بِكَسْر الْبَاء وَفتحهَا ممدودا اسْم لحديقة نخل كَانَت لأبي طَلْحَة رضي الله عنه وَقَالَ بعض مَشَايِخنَا صَوَابه بيرحى بِفَتْح الْبَاء الْمُوَحدَة وَالرَّاء مَقْصُورا وَإِنَّمَا صحفه النَّاسوَقَوله رابح رُوِيَ بِالْبَاء الْمُوَحدَة وبالياء الْمُثَنَّاة تَحت • وَعَن أبي ذَر رضي الله عنه قَالَ قلت يَا رَسُول الله مَا تَقول فِي الصَّلَاة قَالَ تَمام الْعَمَلقلت يَا رَسُول الله تركت أفضل عمل فِي نَفسِي أَو خَيره قَالَ مَا هُوَ قلت الصَّوْمقَالَ خير وَلَيْسَ هُنَاكَقلت يَا رَسُول الله وَأي الصَّدَقَة وَذكر كلمةقلت فَإِن لم أقدر قَالَ بِفضل طَعَامكقلت فَإِن لم أفعل قَالَ بشق تَمْرَةقلت فَإِن لم أفعل قَالَ بِكَلِمَة طيبَةقلت فَإِن لم أفعل قَالَ دع النَّاس من الشَّرّ فَإِنَّهَا صَدَقَة تصدق بهَا على نَفسكقلت فَإِن لم أفعل قَالَ تُرِيدُ أَن لَا تدع فِيك من الْخَيْر شَيْئارَوَاهُ الْبَزَّار وَاللَّفْظ لَهُ وَابْن حبَان فِي صَحِيحه أطول مِنْهُ بِنَحْوِهِ وَالْحَاكِم وَيَأْتِي لَفظه إِن شَاءَ الله • وروى الْبَيْهَقِيّ وَلَفظه فِي إِحْدَى رواياته قَالَ سَأَلت رَسُول الله صلى الله عليه وسلم مَاذَا يُنجي العَبْد من النَّار قَالَ الْإِيمَان بِاللَّهقلت يَا نَبِي الله مَعَ الْإِيمَان عمل قَالَ أَن ترضخ مِمَّا خولك الله وترضخ مِمَّا رزقك اللهقلت يَا نَبِي الله فَإِن كَانَ فَقِيرا لَا يجد مَا يرْضخ قَالَ يَأْمر بِالْمَعْرُوفِ وَينْهى عَن الْمُنكرقلت إِن كَانَ لَا يَسْتَطِيع أَن يَأْمر بِالْمَعْرُوفِ وَلَا ينْهَى عَن الْمُنكر قَالَ فليعن الأخرققلت يَا رَسُول الله أَرَأَيْت إِن كَانَ لَا يحسن أَن يصنع قَالَ فليعن مَظْلُوماقلت يَا نَبِي الله أَرَأَيْت إِن كَانَ ضَعِيفا لَا يَسْتَطِيع أَن يعين مَظْلُوما قَالَ مَا تُرِيدُ أَن تتْرك لصاحبك من خير ليمسك أَذَاهُ عَن النَّاسقلت يَا رَسُول الله أَرَأَيْت إِن فعل هَذَا يدْخلهُ الْجنَّة قَالَ مَا من عبد مُؤمن يُصِيب خصْلَة من هَذِه الْخِصَال إِلَّا أخذت بِيَدِهِ حَتَّى تدخله الْجنَّة • وَرُوِيَ عَن رَافع بن خديج رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم الصَّدَقَة تسد سبعين بَابا من السوءرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ فِي الْكَبِير • وَعَن أنس بن مَالك رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم باكروا بِالصَّدَقَةِ فَإِن الْبلَاء لَا يتخطى الصَّدَقَةرَوَاهُ الْبَيْهَقِيّ مَرْفُوعا وموقوفا على أنس وَلَعَلَّه أشبه
Ondan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sadaka verin; zira sadaka, sizi ateşten kurtaracak fidyedir.” Bunu Beyhakî, Hâris b. Umeyr tarîkiyle Humeyd’den, o da ondan rivayet etmiştir. • Ali b. Ebî Tâlib’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sadakayı erkenden verin; çünkü belâ onu aşamaz.” Bunu Taberânî rivayet etmiş; Rezîn de Câmi‘inde zikretmiştir. Ancak hadis, temel hadis kaynaklarının hiçbirinde yer almamaktadır. • Hâris el-Eş‘arî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah, Yahyâ b. Zekeriyyâ’ya (a.s.) beş kelime vahyetti ki, onlarla amel etsin ve İsrâiloğulları’na da onlarla amel etmelerini emretsin…” (Râvî) hadisi zikretti ve şu kısma ulaştı: “…Size sadakayı emrediyorum. Bunun misâli, düşmanın esir alıp ellerini boynuna bağladığı ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdığı bir adam hâli gibidir. O adam, ‘Kendimi sizden fidye ile kurtarabilir miyim?’ diyerek az çok demeden vermeye başlar; nihâyet nefsini kurtarır.” Hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve sahih olduğunu belirtmiştir. İbn Huzeyme (lafız ona âit olmak üzere), İbn Hibbân Sahîh’inde ve Hâkim de rivayet etmiş; Hâkim, “Buhârî ve Müslim’in şartına göre sahihtir” demiştir. Hadisin tamâmı, namazda iltifât bölümünde geçmişti. • Râfi‘ b. Mükeyyis’ten (r.a.) –ki kendisi Hudeybiye’de bulunanlardandı– rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İyi yönetim/geçim berekettir; kötü ahlâk uğursuzluktur. İyilik ömrü artırır, sadaka günahları söndürür ve kötü ölümden korur.” Bunu Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr’de rivayet etmiştir; râvileri arasında adı belirtilmeyen biri vardır. Ebû Dâvûd da hadisin bir kısmını rivayet etmiştir. • Amr b. Avf’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Müslümanın sadakası ömrü ziyâdeleştirir, kötü ölümü engeller ve Allah, onunla kibir ve böbürlenmeyi giderir.” Bunu Taberânî, Kesîr b. Abdullah tarîkiyle, babasından, dedesi Amr b. Avf’tan rivayet etmiştir. Tirmizî bu rivâyeti hasen görmüş; İbn Huzeyme ise bu metin dışındaki bir rivâyeti sahîhlemiştir. • Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Bana anlatıldığına göre ameller birbirine karşı övünür; sadaka, ‘Ben sizden daha fazîletliyim’ der.” Bunu İbn Huzeyme Sahîh’inde ve Hâkim rivayet etmiş; Hâkim, “Buhârî ve Müslim’in şartına göre sahihtir” demiştir. • Avf b. Mâlik’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) elinde bir değnek olduğu hâlde dışarı çıktı. Bir kimse, kötü hurma salkımı (sadaka olarak) asmıştı. O salkımı değnekle dürtükleyip şöyle buyurdu: “Bu sadakanın sâhibi dileseydi, (ondan daha iyisini) tasadduk ederdi.”
• وَعنهُ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم تصدقوا فَإِن الصَّدَقَة فكاككم من النَّاررَوَاهُ الْبَيْهَقِيّ من طَرِيق الْحَارِث بن عُمَيْر عَن حميد عَنهُ • وَرُوِيَ عَن عَليّ بن أبي طَالب رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم باكروا بِالصَّدَقَةِ فَإِن الْبلَاء لَا يتخطاهارَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ وَذكره رزين فِي جَامعه وَلَيْسَ فِي شَيْء من الْأُصُول • وَعَن الْحَارِث الْأَشْعَرِيّ رضي الله عنه أَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قَالَ إِن الله أوحى إِلَى يحيى بن زَكَرِيَّا عَلَيْهِمَا الصَّلَاة وَالسَّلَام بِخمْس كَلِمَات أَن يعْمل بِهن وَيَأْمُر بني إِسْرَائِيل أَن يعملوا بِهن فَذكر الحَدِيث إِلَى أَن قَالَ فِيهِ وآمركم بِالصَّدَقَةِ وَمثل ذَلِك كَمثل رجل أسره الْعَدو فَأوثقُوا يَده إِلَى عُنُقه وقربوه ليضربوا عُنُقه فَجعل يَقُول هَل لكم أَن أفدي نَفسِي مِنْكُم وَجعل يُعْطي الْقَلِيل وَالْكثير حَتَّى فدى نَفسهالحَدِيث رَوَاهُ التِّرْمِذِيّ وَصَححهُ وَابْن خُزَيْمَة وَاللَّفْظ لَهُ وَابْن حبَان فِي صَحِيحه وَالْحَاكِم وَقَالَ صَحِيح على شَرطهمَا وَتقدم بِتَمَامِهِ فِي الِالْتِفَات فِي الصَّلَاة • وَعَن رَافع بن مكيث وَكَانَ مِمَّن شهد الْحُدَيْبِيَة رضي الله عنه أَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قَالَ حسن الملكة نَمَاء وَسُوء الْخلق شُؤْم وَالْبر زِيَادَة فِي الْعُمر وَالصَّدَََقَة تطفئ الْخَطِيئَة وتقي ميتَة السوءرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ فِي الْكَبِير وَفِيه رجل لم يسم وروى أَبُو دَاوُد بعضه • وَعَن عَمْرو بن عَوْف رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم إِن صَدَقَة الْمُسلم تزيد فِي الْعُمر وتمنع ميتَة السوء وَيذْهب الله بهَا الْكبر وَالْفَخْررَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ من طَرِيق كثير بن عبد الله عَن أَبِيه عَن جده عَمْرو بن عَوْف وَقد حسنها التِّرْمِذِيّ وصححها ابْن خُزَيْمَة لغير هَذَا الْمَتْن • وَعَن عمر رضي الله عنه قَالَ ذكر لي أَن الْأَعْمَال تباهى فَتَقول الصَّدَقَة أَنا أفضلكمرَوَاهُ ابْن خُزَيْمَة فِي صَحِيحه وَالْحَاكِم وَقَالَ صَحِيح على شَرطهمَا • وَعَن عَوْف بن مَالك رضي الله عنه قَالَ خرج رَسُول الله صلى الله عليه وسلم وَبِيَدِهِ عَصا وَقد علق رجل قنو حشف فَجعل يطعن فِي ذَلِك القنو فَقَالَ لَو شَاءَ رب هَذِه الصَّدَقَة تصدق
“Bundan daha kötüsü yoktur. Şüphesiz bu sadakanın Rabbi, kıyamet günü kötü hurma (hasef) yiyecektir.” Bunu Nesâî (lafız ona aittir), Ebû Dâvûd, İbn Huzeyme ve İbn Hibbân kendi Sahihlerinde bir hadiste rivayet etmişlerdir.
• Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim haram bir mal toplar, sonra onu sadaka olarak verirse, onun için bunda bir ecir olmaz ve günahı (ısr) boynunda kalır.” Bunu İbn Huzeyme ve İbn Hibbân kendi Sahihlerinde, ayrıca Hâkim rivayet etmiştir. Bunların tamamı Derrâc’ın, İbn Huceyre vasıtasıyla Ebû Hureyre’den rivayet ettiği yolla gelmiştir.
• Yine Ebû Hureyre (r.a.)’den, Nebî (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Sadakanın hayırlısı, ihtiyaç sahibini zengin bırakandır. Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır. (Nafakasına) bakmakla yükümlü olduğun kimselerden başla. Hanımın: ‘Ya bana infak et veya beni boşa!’ der. Kölen: ‘Ya bana infak et veya beni sat!’ der. Çocuğun ise: ‘Bizi kime bırakıyorsun?’ der.” Bunu İbn Huzeyme Sahihinde rivayet etmiştir. Muhtemelen sözün “Hanımın şöyle der…” kısmı Ebû Hureyre’nin kendi sözü olup müdrectir.
• Yine Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre o: “Yâ Resûlallah! Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sormuş, Resûlullah (s.a.v.): “Fakirin (azla yetinerek gösterdiği) çaba ve gayretle verdiği sadaka; bakmakla yükümlü olduğun kimselerden başla.” buyurmuştur. Bunu Ebû Dâvûd, İbn Huzeyme Sahihinde ve Hâkim rivayet etmiş; Hâkim: “Müslim’in şartına göre sahihtir.” demiştir.
• Yine Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir dirhem, yüz bin dirhemin önüne geçmiştir.” Bunun üzerine bir adam: “Bu nasıl olur, yâ Resûlallah?” dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Bir adamın çok malı vardır, malının yanından (arzından) yüz bin dirhem alıp onu sadaka olarak verir. Diğer bir adamın ise sadece iki dirhemi vardır; onlardan birini alır ve onu sadaka olarak verir.” buyurdu. Bunu Nesâî, İbn Huzeyme ve İbn Hibbân Sahihinde (lafız İbn Hibbân’a aittir) ve Hâkim rivayet etmiş; Hâkim: “Müslim’in şartına göre sahihtir.” demiştir. (Resûlullah’ın sözündeki) “arzından” (bir kelimesi) ayn harfinin ötre ve zâd harfiyle (yani “arz” olarak) okunur; yani malının bir tarafından/kısmından.
• Ümmü Buceyd (r.anhâ)’den rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Fakir bir adam kapımın önünde duruyor; ona verecek bir şey bulamıyorum.” Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ona: “Eğer yanmış bir tırnak parçasından (zalef) başka bir şey bulamazsan, onu eline ver (sadaka olarak ver).” buyurdu. Bunu Tirmizî ve İbn Huzeyme rivayet etmiştir.
بأطيب من هَذَا إِن رب هَذِه الصَّدَقَة يَأْكُل حشفا يَوْم الْقِيَامَةرَوَاهُ النَّسَائِيّ وَاللَّفْظ لَهُ وَأَبُو دَاوُد وَابْن خُزَيْمَة وَابْن حبَان فِي صَحِيحَيْهِمَا فِي حَدِيث • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم من جمع مَالا حَرَامًا ثمَّ تصدق بِهِ لم يكن لَهُ فِيهِ أجر وَكَانَ إصره عَلَيْهِ رَوَاهُ ابْن خُزَيْمَة وَابْن حبَان فِي صَحِيحَيْهِمَا وَالْحَاكِم كلهم من رِوَايَة دراج عَن ابْن حجيرة عَنهُ • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم قَالَ خير الصَّدَقَة مَا أبقت غنى وَالْيَد الْعليا خير من الْيَد السُّفْلى وابدأ بِمن تعول تَقول امْرَأَتك أنْفق عَليّ أَو طَلقنِيوَيَقُول مملوكك أنْفق عَليّ أَو بِعني وَيَقُول ولدك إِلَى من تكلنا رَوَاهُ ابْن خُزَيْمَة فِي صَحِيحه وَلَعَلَّ قَوْله تَقول امْرَأَتك إِلَى آخِره من كَلَام أبي هُرَيْرَة مدرج • وَعنهُ رضي الله عنه أَنه قَالَ يَا رَسُول الله أَي الصَّدَقَة أفضل قَالَ جهد الْمقل وابدأ بِمن تعولرَوَاهُ أَبُو دَاوُد وَابْن خُزَيْمَة فِي صَحِيحه وَالْحَاكِم وَقَالَ صَحِيح على شَرط مُسلم • وَعَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه أَيْضا قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم سبق دِرْهَم مائَة ألف دِرْهَم فَقَالَ رجل وَكَيف ذَاك يَا رَسُول الله قَالَ رجل لَهُ مَال كثير أَخذ من عرضه مائَة ألف دِرْهَم تصدق بهَا وَرجل لَيْسَ لَهُ إِلَّا دِرْهَمَانِ فَأخذ أَحدهمَا فَتصدق بِهِرَوَاهُ النَّسَائِيّ وَابْن خُزَيْمَة وَابْن حبَان فِي صَحِيحه وَاللَّفْظ لَهُ وَالْحَاكِم وَقَالَ صَحِيح على شَرط مُسلمقَوْله من عرضه بِضَم الْعين الْمُهْملَة وبالضاد الْمُعْجَمَة أَي من جَانِبه • وَعَن أم بجيد رضي الله عنها أَنَّهَا قَالَت يَا رَسُول الله إِن الْمِسْكِين ليقوم على بَابي فَمَا أجد لَهُ شَيْئا أعْطِيه إِيَّاه فَقَالَ لَهَا رَسُول الله صلى الله عليه وسلم إِن لم تجدي إِلَّا ظلفا محرقا فادفعيه إِلَيْهِ فِي يَدهرَوَاهُ التِّرْمِذِيّ وَابْن خُزَيْمَة
Bir rivayette şu ziyâde vardır: “Dilencini, yanık bir tırnak dahi olsa geri çevirme.” İbn Hibbân, Sahîh’inde rivayet etmiştir. Tirmizî ise “Hasen sahih bir hadistir” demiştir. “Zalf” (kırık zâ ile) sığır ve koyunda atın nalı mesâbesindedir. Ebû Zer (r.a.)’den rivâyet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benî İsrâil’den bir âbid, bir savmaa’da altmış yıl Allah’a ibadet etti. Derken yeryüzü yağmurla yeşerdi. Rahip, savmaa’sından (dışarıya) baktı ve ‘İnsem de Allah’ı ansam, böylece daha fazla hayır elde etsem’ dedi. İndi, beraberinde bir veya iki ekmek vardı. Yeryüzünde dolaşırken bir kadına rastladı. Onunla konuşmaya başladı, kadın da onunla konuştu. Nihayet onunla zina etti, sonra bayıldı. Bir göle inip yıkandı. Bir dilenci geldi, ona iki ekmeği alması için işâret etti. Sonra öldü. Altmış yıllık ibadet, o zina ile tartıldı; zina, onun hasenâtını bastırdı. Ardından o ekmek veya iki ekmek, hasenâtının yanına konuldu; hasenâtı ağır bastı ve böylece bağışlandı.” Bunu İbn Hibbân Sahîh’inde rivayet etmiştir. Beyhakî ise onu İbn Mes‘ûd’dan mevkuf olarak rivayet etmiştir; lafzı şöyledir: “Bir râhip, savmaa’sında altmış yıl Allah’a ibadet etti. Bir kadın gelip onun yanına indi, o da kadının yanına indi ve altı gece onunla zina etti. Sonra pişman olup kaçtı, bir mescide gelip oraya sığındı. Üç gün hiçbir şey yemeden kaldı; nihayet bir ekmek getirildi, onu kırdı. Sağındaki adama yarısını, solundakine ise öbür yarısını verdi. Allah, ölüm meleğini gönderdi, canını aldı. Altmış yıllık ibadet bir kefeye, altı günlük zina diğer kefeye konuldu; altı gün ağır bastı (yani günahlar ağır geldi). Sonra ekmek konuldu, ekmek altı günü ağır bastı (yani ekmek sadakası günahları bastırdı).” Muğîre b. Abdullah el-Cu‘fî’den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: “Hısafa b. Hısafa denilen bir sahâbînin yanında oturduk. O, şişman bir adama bakmaya başladı. Ben ‘Ona ne bakıyorsun?’ dedim. O da ‘Resûlullah (s.a.v.)’den işittiğim bir hadisi hatırladım. O şöyle buyurmuştu: “Şiddetli (güçlü) kimdir bilir misiniz?” “İnsanı yere yıkan kimsedir” dedik. Buyurdu ki: “Asıl şiddetli (güçlü) öfke anında nefsine hâkim olandır. ‘Rakūb’ (çocuksuz) kimdir bilir misiniz?” “Çocuğu olmayan kimsedir” dedik. Buyurdu ki: “Asıl rakūb, çocuğu olup da onlardan hiçbirini (âhiret için) önden göndermeyen kimsedir.” Sonra “Sulük (yoksul) kimdir bilir misiniz?” dedi. “Malı olmayan kimsedir” dedik. Buyurdu ki: “Asıl sulük, malı olup da ondan hiçbir şeyi (âhiret için) önden göndermeyen kimsedir.”” Bunu Beyhakî rivayet etmiştir; senedine bakılır. Hâfız der ki: “İnşâallahü Teâlâ el-Melbis kitabında, fakire giydirilmesi bahsinde gelecektir.”
وَزَاد فِي رِوَايَة لَا تردي سَائِلك وَلَو بظلف محرقوَابْن حبَان فِي صَحِيحه وَقَالَ التِّرْمِذِيّ حَدِيث حسن صَحِيحالظلْف بِكَسْر الظَّاء الْمُعْجَمَة للبقر وَالْغنم بِمَنْزِلَة الْحَافِر للْفرس • وَعَن أبي ذَر رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم تعبد عَابِد من بني إِسْرَائِيل فعبد الله فِي صومعة سِتِّينَ عَاما فأمطرت الأَرْض فاخضرت فَأَشْرَف الراهب من صومعته فَقَالَ لَو نزلت فَذكرت الله فازددت خيرا فَنزل وَمَعَهُ رغيف أَو رغيفان فَبَيْنَمَا هُوَ فِي الأَرْض لَقيته امْرَأَة فَلم يزل يكلمها وتكلمه حَتَّى غشيها ثمَّ أُغمي عَلَيْهِ فَنزل الغدير يستحم فجَاء سَائل فَأَوْمأ إِلَيْهِ أَن يَأْخُذ الرغيفين ثمَّ مَاتَ فوزنت عبَادَة سِتِّينَ سنة بِتِلْكَ الزنية فرجحت الزنية بحسناته ثمَّ وضع الرَّغِيف أَو الرغيفان مَعَ حَسَنَاته فرجحت حَسَنَاته فغفر لَهُرَوَاهُ ابْن حبَان فِي صَحِيحه وَرَوَاهُ الْبَيْهَقِيّ عَن ابْن مَسْعُود مَوْقُوفا عَلَيْهِ وَلَفظه إِن رَاهِبًا عبد الله فِي صومعته سِتِّينَ سنة فَجَاءَت امْرَأَة فَنزلت إِلَى جنبه فَنزل إِلَيْهَا فواقعها سِتّ لَيَال ثمَّ سقط فِي يَده فهرب فَأتى مَسْجِدا فأوى فِيهِ ثَلَاثًا لَا يطعم شَيْئا فَأتي برغيف فَكَسرهُ فَأعْطى رجلا عَن يَمِينه نصفه وَأعْطى آخر عَن يسَاره نصفه فَبعث الله إِلَيْهِ ملك الْمَوْت فَقبض روحه فَوضعت السِّتُّونَ فِي كفة وَوضعت السِّتَّة فِي كفة فرجحت يَعْنِي السِّتَّة ثمَّ وضع الرَّغِيف فرجح يَعْنِي رجح الرَّغِيف السِّتَّة • وَعَن الْمُغيرَة بن عبد الله الْجعْفِيّ قَالَ جلسنا إِلَى رجل من أَصْحَاب النَّبِي صلى الله عليه وسلم يُقَال لَهُ خصفة بن خصفة فَجعل ينظر إِلَى رجل سمين فَقلت لَهُ مَا تنظر إِلَيْهِ فَقَالَ ذكرت حَدِيثا سمعته من رَسُول الله صلى الله عليه وسلم سمعته يَقُول هَل تَدْرُونَ مَا الشَّديد قُلْنَا الرجل يصرع الرجلقَالَ إِن الشَّديد كل الشَّديد الَّذِي يملك نَفسه عِنْد الْغَضَب تَدْرُونَ مَا الرقوب قُلْنَا الرجل الَّذِي لَا يُولد لَهُقَالَ إِن الرقوب الرجل الَّذِي لَهُ الْوَلَد لم يقدم مِنْهُم شَيْئا ثمَّ قَالَ تَدْرُونَ مَا الصعلوك قَالَ قُلْنَا الرجل الَّذِي لَا مَال لَهُ قَالَ إِن الصعلوك كل الصعلوك الَّذِي لَهُ المَال لم يقدم مِنْهُ شَيْئارَوَاهُ الْبَيْهَقِيّ وَينظر سَنَدهقَالَ الْحَافِظ وَيَأْتِي إِن شَاءَ الله تَعَالَى فِي كتاب الملبس بَاب فِي الصَّدَقَة على الْفَقِير بِمَا يلْبسهُ
• GİZLİ SADAKA TEŞVİKİ • Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Yedi kişiyi Allah, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde, Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir: Âdil devlet başkanı; Allah’a ibadet içinde yetişen genç; kalbi mescitlere bağlı olan adam; Allah için birbirlerini seven, bu sevgi üzere bir araya gelip bu sevgi üzere ayrılan iki adam; mevki ve güzellik sahibi bir kadının kendisini çağırması üzerine ‘Ben Allah’tan korkarım’ diyen adam; bir sadaka verip onu gizleyen, öyle ki sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyen adam; ve tenhada Allah’ı zikredip gözleri yaşaran adam.” Bunu Buhârî ve Müslim, Ebû Hureyre’den bu şekilde rivayet etmişlerdir. Ayrıca Mâlik ve Tirmizî de, ihtilaflı olarak (Ebû Hureyre veya Ebû Saîd’den) rivayet etmişlerdir. • Enes (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Allah yeryüzünü yaratınca sallanmaya ve yalpalamaya başladı. O’nu dağlarla sabitledi (çiviledi). Bunun üzerine yeryüzü duruldu. Melekler dağların sağlamlığına hayret ederek dediler ki: ‘Ey Rabbimiz! Dağlardan daha sağlam bir varlık yarattın mı?’ Allah: ‘Evet, demir’ buyurdu. Dediler ki: ‘Demirden daha sağlam bir varlık yarattın mı?’ Allah: ‘Ateş’ buyurdu. Dediler ki: ‘Ateşten daha sağlam bir varlık yarattın mı?’ Allah: ‘Su’ buyurdu. Dediler ki: ‘Sudan daha sağlam bir varlık yarattın mı?’ Allah: ‘Rüzgâr’ buyurdu. Dediler ki: ‘Rüzgârdan daha sağlam bir varlık yarattın mı?’ Allah: ‘Âdemoğlu; sağ eliyle bir sadaka verir de onu sol elinden gizlerse’ buyurdu.” Bunu Tirmizî (lafız ona aittir), Beyhakî ve başkaları rivayet etmiştir. Tirmizî “Bu garîb bir hadistir” demiştir. • Muâviye b. Hayde (r.a.)’den, Nebî (s.a.v.)’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz gizli sadaka, Rab (tebareke ve teâlâ)’nın gazabını söndürür.” Bunu Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de rivayet etmiştir. Senedinde Sadaka b. Abdullah es-Semîn bulunur; şâhid olarak onunla ilgili bir sakınca yoktur. • Ebû Ümâme (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “İyilik (maruf) işleri, kötü ölümlerden korur; gizli sadaka, Rabbin gazabını söndürür; sıla-i rahim ömrü uzatır.” Bunu Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr’de hasen bir senedle rivayet etmiştir.
• التَّرْغِيب فِي صَدَقَة السِّرّ • عَن أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه قَالَ سَمِعت رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَقُول سَبْعَة يظلهم الله فِي ظله يَوْم لَا ظلّ إِلَّا ظله الإِمَام الْعَادِل وشاب نَشأ فِي عبَادَة الله عز وجل وَرجل قلبه مُعَلّق بالمساجد ورجلان تحابا فِي الله اجْتمعَا على ذَلِك وتفرقا عَلَيْهِ وَرجل دَعَتْهُ امْرَأَة ذَات منصب وجمال فَقَالَ إِنِّي أَخَاف الله وَرجل تصدق بِصَدقَة فأخفاها حَتَّى لَا تعلم شِمَاله مَا تنْفق يَمِينه وَرجل ذكر الله خَالِيا فَفَاضَتْ عَيناهُرَوَاهُ البُخَارِيّ وَمُسلم عَن أبي هُرَيْرَة هَكَذَا ورويناه أَيْضا وَمَالك وَالتِّرْمِذِيّ عَن أبي هُرَيْرَة أَو أبي سعيد على الشَّك • وَرُوِيَ عَن أنس رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم لما خلق الله الأَرْض جعلت تميد وتكفأ فأرساها بالجبال فاستقرت فعجبت الْمَلَائِكَة من شدَّة الْجبَال فَقَالَت يَا رَبنَا هَل خلقت خلقا أَشد من الْجبَال قَالَ نعم الْحَدِيد قَالُوا فَهَل خلقت خلقا أَشد من الْحَدِيد قَالَ النَّارقَالُوا فَهَل خلقت خلقا أَشد من النَّار قَالَ المَاءقَالُوا فَهَل خلقت خلقا أَشد من المَاء قَالَ الرّيح قَالُوا فَهَل خلقت خلقا أَشد من الرّيح قَالَ ابْن آدم إِذا تصدق بِصَدقَة بِيَمِينِهِ فأخفاها من شِمَاله رَوَاهُ التِّرْمِذِيّ وَاللَّفْظ لَهُ وَالْبَيْهَقِيّ وَغَيرهمَا وَقَالَ التِّرْمِذِيّ حَدِيث غَرِيب • وَعَن مُعَاوِيَة بن حيدة رضي الله عنه عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم قَالَ إِن صَدَقَة السِّرّ تطفئ غضب الرب تبارك وتعالىرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ فِي الْكَبِير وَفِيه صَدَقَة بن عبد الله السمين وَلَا بَأْس بِهِ فِي الشواهد • وَعَن أبي أُمَامَة رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم صنائع الْمَعْرُوف تَقِيّ مصَارِع السوء وَصدقَة السِّرّ تطفئ غضب الرب وصلَة الرَّحِم تزيد فِي الْعُمررَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ فِي الْكَبِير بِإِسْنَاد حسن
Ümmü Seleme'den (r.anhâ) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Maruf işler kötü ölümlerden korur; gizlice verilen sadaka Rabbin gazabını söndürür; sıla-i rahim ömrü uzatır; her maruf sadakadır; dünyada maruf ehli olanlar ahirette de maruf ehlidir; dünyada münker ehli olanlar ahirette de münker ehlidir; cennete ilk girenler maruf ehlidir." Bunu Taberânî el-Evsat'ta rivayet etmiştir. Yine Ebû Ümâme'den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Ebû Zerr (r.a.) dedi ki: "Yâ Resûlallah, sadaka nedir?" Buyurdu ki: "Kat kat fazlasıyla verilen şeydir. Allah katında daha fazlası vardır." Sonra şu âyeti okudu: {Allah'a güzel bir borç veren kimdir ki, Allah onu kendisine kat kat fazlasıyla ödesin?} Bakara 542. Denildi ki: "Yâ Resûlallah, hangi sadaka daha faziletlidir?" Buyurdu: "Fakire gizlice vermek veya az malı olanın emeğiyle verdiği sadakadır." Sonra şu âyeti okudu: {Sadakaları açıklarsanız ne iyi!} Bakara 172 âyeti. Bunu Ahmed mutavvelan, Taberânî rivayet etmiştir. Lâfız Taberânî'ye aittir. İsnâdlarında Ali b. Yezîd bulunmaktadır. Yine Ebû Zerr'den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Üç kişi vardır ki Allah onları sever; üç kişi vardır ki Allah onlara buğzeder. Allah'ın sevdiklerine gelince: Bir adam bir topluluğa gelir, onlardan Allah adına (bir şey) ister, aralarında bir akrabalık bağı olmadığı hâlde onlar vermezler; o adam geri dönerken içlerinden biri gizlice ona verir; bu verişi Allah'tan ve veren kimseden başkası bilmez. Yine bir topluluk gece yolculuğu yaparlar, uyku en sevdikleri şey olduğu hâlde başlarını koyarlar (yatarlar), ancak bir kişi kalkar, beni (Allah'ı) tazarru ile anar ve âyetlerimi okur. Yine bir kişi bir seriyyede bulunur, düşmanla karşılaşırlar ve bozguna uğrarlar; o kişi göğsünü siper ederek ileri atılır, öldürülünceye veya Allah ona fetih verinceye kadar savaşır. Allah'ın buğzettikleri ise: İhtiyar zânî, kibirli fakir ve zalim zengindir." Bunu Ebû Dâvûd, İbn Huzeyme Sahîh'inde rivayet etmiştir. Lâfız ikisine aittir; ancak İbn Huzeyme "onlar vermezler" ifadesini söylememiştir. Nesâî ve Tirmizî bunu "Hûrîlerin konuşması babı"nda zikretmiş ve sahihlemiştir. İbn Hibbân da Sahîh'inde rivayet etmiş, ancak sonunda "ve ihtiyar zânîye, cimriye ve kibirlilere buğzetti" demiştir. Hâkim de rivayet etmiş ve "isnadı sahihtir" demiştir. KOCA VE AKRABALARA SADAKA VERMEYİ TEŞVİK ETMEK VE ONLARI DİĞERLERİNE TAKDİM ETMEK Zeyneb es-Sekafiyye'den (r.anhâ) —ki Abdullah b. Mes'ûd'un (r.a.) hanımıdır— rivayet olunduğuna göre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
• وَرُوِيَ عَن أم سَلمَة رضي الله عنها قَالَت قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم صنائع الْمَعْرُوف تَقِيّ مصَارِع السوء وَالصَّدَََقَة خفِيا تطفئ غضب الرب وصلَة الرَّحِم تزيد فِي الْعُمر وكل مَعْرُوف صَدَقَة وَأهل الْمَعْرُوف فِي الدُّنْيَا هم أهل الْمَعْرُوف فِي الْآخِرَة وَأهل الْمُنكر فِي الدُّنْيَا هم أهل الْمُنكر فِي الْآخِرَة وَأول من يدْخل الْجنَّة أهل الْمَعْرُوفرَوَاهُ الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط • وَعَن أبي أُمَامَة رضي الله عنه أَن أَبَا ذَر قَالَ يَا رَسُول الله مَا الصَّدَقَة قَالَ أَضْعَاف مضاعفة وَعند الله الْمَزِيد ثمَّ قَرَأَ {من ذَا الَّذِي يقْرض الله قرضا حسنا فيضاعفه لَهُ أضعافا كَثِيرَة} الْبَقَرَة ٥٤٢ قيل يَا رَسُول الله أَي الصَّدَقَة أفضل قَالَ سر إِلَى فَقير أَو جهد من مقل ثمَّ قَرَأَ {إِن تبدوا الصَّدقَات فَنعما هِيَ} الْبَقَرَة ١٧٢ الْآيَةرَوَاهُ أَحْمد مطولا وَالطَّبَرَانِيّ وَاللَّفْظ لَهُ وَفِي إسنادهما عَليّ بن يزِيد • وَعَن أبي ذَر رضي الله عنه أَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم قَالَ ثَلَاثَة يُحِبهُمْ الله وَثَلَاثَة يبغضهم الله فَأَما الَّذين يُحِبهُمْ فَرجل أَتَى قوما فَسَأَلَهُمْ بِاللَّه وَلم يسألهم بِقرَابَة بَينهم وَبَينه فمنعوه فَتخلف رجل بأعقابهم فَأعْطَاهُ سرا لَا يعلم بعطيته إِلَّا الله وَالَّذِي أعطَاهُ وَقوم سَارُوا ليلتهم حَتَّى إِذا كَانَ النّوم أحب إِلَيْهِم مِمَّا يعدل بِهِ فوضعوا رؤوسهم فَقَامَ يتملقني وَيَتْلُو آياتي وَرجل كَانَ فِي سَرِيَّة فلقي الْعَدو فهزموا فَأقبل بصدره حَتَّى يقتل أَو يفتح لَهُوَالثَّلَاثَة الَّذين يبغضهم الله الشَّيْخ الزَّانِي وَالْفَقِير المختال والغني الظلومرَوَاهُ أَبُو دَاوُد وَابْن خُزَيْمَة فِي صَحِيحه وَاللَّفْظ لَهما إِلَّا أَن ابْن خُزَيْمَة لم يقل فمنعوهوَالنَّسَائِيّ وَالتِّرْمِذِيّ ذكره فِي بَاب كَلَام الْحور الْعين وَصَححهُ وَابْن حبَان فِي صَحِيحه إِلَّا أَنه قَالَ فِي آخِره وَيبغض الشَّيْخ الزَّانِي والبخيل والمتكبروَالْحَاكِم وَقَالَ صَحِيح الْإِسْنَاد • التَّرْغِيب فِي الصَّدَقَة على الزَّوْج والأقارب وتقديمهم على غَيرهم • عَن زَيْنَب الثقفية امْرَأَة عبد الله بن مَسْعُود رضي الله عنهما قَالَت قَالَ رَسُول