Bâb: Allah Teâlâ'nın «Biz insana, ana-babasına iyilikle davranmasını emrettik» [el-Ankebût: 8] buyruğu.
بَابُ قَوْلِهِ تَعَالَى: {وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا} [العنكبوت: ٨]
Anneye Birr Babı
بَابُ بِرِّ الْأُمِّ
6 - Bize Bişr b. Muhammed rivâyet etti, dedi ki: Bize Abdullah haber verdi, dedi ki: Bize Yahyâ b. Eyyûb haber verdi, dedi ki: Bize Ebû Zür‘a, Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet etti: Bir adam, Allah’ın Nebîsi’ne (s.a.v.) gelip: «Bana ne emrediyorsun?» dedi. (Resûlullah): «Annene iyilik et» buyurdu. (Adam sorusunu) tekrarladı, (yine): «Annene iyilik et» buyurdu. Tekrarladı, (yine): «Annene iyilik et» buyurdu. Dördüncüde (tekrarlayınca): «Babana iyilik et» buyurdu. (Hadis) sahihtir.
٦ - حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ قَالَ: أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ قَالَ: أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَتَى رَجُلٌ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: مَا تَأْمُرُنِي؟ فَقَالَ: «بِرَّ أُمَّكَ» ، ثُمَّ عَادَ، فَقَالَ: «بِرَّ أُمَّكَ» ، ثُمَّ عَادَ، فَقَالَ: «بِرَّ أُمَّكَ» ، ثُمَّ عَادَ الرَّابِعَةَ، فَقَالَ: «بِرَّ أَبَاكَ» صحيح
Vâlideyne yumuşak söz söyleme bâbı.
بَابُ لِينِ الْكَلَامِ لِوَالِدَيْهِ
11 - Bize Âdem tahdîs etti, dedi ki: Bize Şu'be tahdîs etti, dedi ki: Bize Saîd b. Ebî Bürde tahdîs etti, dedi ki: Babamın şöyle anlattığını işittim: O, İbn Ömer (r.a.)'e ve Beyt'i tavaf eden Yemenli bir adama şâhid oldu. Adam annesini sırtına yüklemiş ve şöyle diyordu:[Recez bahrinde]“Muhakkak ki ben, onun yola getirilmiş devesiyim… Binekleri ürkütülecek olsa, ben ürküp kaçmam.”Sonra dedi ki: “Ey İbn Ömer! Sence ben onun hakkını ödedim mi?” O da: “Hayır, tek bir nefesinin karşılığını dahi ödemiş değilsin” buyurdu. (Sahîh)
١١ - حَدَّثَنَا آدَمُ قَالَ: حَدَّثَنَا شُعْبَةُ قَالَ: حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي بُرْدَةَ قَالَ: سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، أَنَّهُ شَهِدَ ابْنَ عُمَرَ وَرَجُلٌ يَمَانِيٌّ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ، حَمَلَ أُمَّهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ، يَقُولُ:[البحر الرجز]إِنِّي لَهَا بَعِيرُهَا الْمُذَلَّلُ … إِنْ أُذْعِرَتْ رِكَابُهَا لَمْ أُذْعَرِ.ثُمَّ قَالَ: يَا ابْنَ عُمَرَ أَتُرَانِي جَزَيْتُهَا؟ قَالَ: لَا، وَلَا بِزَفْرَةٍ وَاحِدَةٍ صحيح
Dedi ki: 14 - Bize Abdurrahmân b. Şeybe rivâyet etti dedi ki: Bana İbnü Ebi'l-Füdeyk haber verdi dedi ki: Bana Mûsâ, Ebû Hâzim'den rivâyet etti ki, Ebû Mürre —Ümmü Hâni' bint Ebî Tâlib'in âzâdlı kölesi— ona şunu haber vermiş: Kendisi, Ebû Hureyre ile birlikte onun Akîk'teki arazisine gitmiş. Ebû Hureyre arazisine girdiğinde yüksek sesle şöyle seslenmiş: “Selam, Allah'ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun ey anneciğim!” Kadın: “Selam, Allah'ın rahmeti ve bereketleri senin de üzerine olsun” diye karşılık vermiş. Ebû Hureyre: “Allah sana rahmet etsin, beni küçükken büyüttün” demiş. Kadın da: “Ey oğulcuğum! Allah senden razı olsun ve sana hayırla karşılık versin; yaşlılığımda bana iyilik ettiğin gibi” demiş. Mûsâ dedi ki: Ebû Hureyre'nin asıl adı Abdullah b. Amr idi. Hasen.
قَالَ: ١٤ - وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ شَيْبَةَ قَالَ: أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي الْفُدَيْكِ قَالَ: حَدَّثَنِي مُوسَى، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، أَنَّ أَبَا مُرَّةَ، مَوْلَى أُمِّ هَانِئِ ابْنَةِ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ، أَنَّهُ رَكِبَ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ إِلَى أَرْضِهِ بِالْعَقِيقِ فَإِذَا دَخَلَ أَرْضَهُ صَاحَ بِأَعْلَى صَوْتِهِ: عَلَيْكِ السَّلَامُ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ يَا أُمَّتَاهُ، تَقُولُ: وَعَلَيْكَ السَّلَامُ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، يَقُولُ: رَحِمَكِ اللَّهُ رَبَّيْتِنِي صَغِيرًا، فَتَقُولُ: يَا بُنَيَّ، وَأَنْتَ فَجَزَاكَ اللَّهُ خَيْرًا وَرَضِيَ عَنْكَ كَمَا بَرَرْتَنِي كَبِيرًا قَالَ مُوسَى: كَانَ اسْمُ أَبِي هُرَيْرَةَ: عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو حسن
16 - Bize Muhammed b. Sellâm rivâyet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Muğîre b. Şu‘be'nin kâtibi Verrâd'dan rivâyet etti, dedi ki: Muâviye, Muğîre'ye şöyle yazdı: "Resûlullah'tan (s.a.v.) duyduklarını bana yaz." Verrâd dedi ki: Bunun üzerine (Muğîre) bana yazdırdı ve ben kendi elimle yazdım: "Ben O'nu (s.a.v.) çok soru sormaktan, malı ziyan etmekten ve kîl ü kāldan nehyederken işittim." Sahîh.
١٦ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَّامٍ قَالَ: أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ وَرَّادٍ، كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ: كَتَبَ مُعَاوِيَةُ إِلَى الْمُغِيرَةِ: اكْتُبْ إِلَيَّ بِمَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ وَرَّادٌ: فَأَمْلَى عَلَيَّ وَكَتَبْتُ بِيَدَيَّ: إِنِّي سَمِعْتُهُ يَنْهَى عَنْ كَثْرَةِ السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةِ الْمَالِ، وَعَنْ قِيلَ وَقَالَ صحيح
19 - Bize Muhammed b. Kesîr anlattı; bize Süfyân, Atâ b. es-Sâib'den; o, babasından; o, Abdullah b. Amr (r.a.)'dan rivayet etti: (Abdullah b. Amr şöyle dedi:) Bir adam Resûlullah (s.a.v.)'e gelerek: 'Hicret üzere sana bey'at etmeye geldim; halbuki ana babamı ağlar bir halde terk ettim' dedi. (Resûlullah (s.a.v.)): 'Onlara dön ve onları güldür, tıpkı onları ağlattığın gibi' buyurdu. (Sahih)
١٩ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ قَالَ: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: جِئْتُ أُبَايِعُكَ عَلَى الْهِجْرَةِ، وَتَرَكْتُ أَبَوَيَّ يَبْكِيَانِ؟ قَالَ: «ارْجِعْ إِلَيْهِمَا فَأَضْحِكْهُمَا كَمَا أَبْكَيْتَهُمَا» صحيح
Bâb: Anasına babasına birr edenin ömrünü Allah ziyade eder.
بَابُ مَنْ بَرَّ وَالِدَيْهِ زَادَ اللَّهُ فِي عُمْرِهِ
25 - Bize Humeydî rivayet etti. Dedi ki: Bize İbn Uyeyne rivayet etti. Dedi ki: Bize Hişâm b. Urve rivayet etti. Dedi ki: Bana babam haber verdi. Dedi ki: Bana Esmâ bint Ebî Bekir haber verdi. Dedi ki: Nebî (s.a.v.) zamanında annem istekli olarak bana geldi. Ben de Nebî'ye (s.a.v.) sordum: “Onunla sıla-ı rahim yapayım mı?” Buyurdu ki: “Evet.” İbn Uyeyne dedi ki: Bunun üzerine Allah Azze ve Celle onun hakkında şu âyeti indirdi: {Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayanlardan nehyetmez} [Mümtehine 8]. Sahihtir.
٢٥ - حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ قَالَ: حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ قَالَ: حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ قَالَ: أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ: أَخْبَرَتْنِي أَسْمَاءُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ قَالَتْ: أَتَتْنِي أُمِّي رَاغِبَةً، فِي عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَسَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم: أَصِلُهَا؟ قَالَ: «نَعَمْ» . قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ: فَأَنْزَلَ اللَّهُ عز وجل فِيهَا: {لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ} [الممتحنة: ٨] صحيح
Bâb: Ana-babasına sövmeyen kimse.
بَابُ لَا يَسُبُّ وَالِدَيْهِ
Bize Hasan b. Bişr rivâyet etti: Bize Hakem b. Abdilmelik, Katâde'den; o da Hasan'dan; o da İmrân b. Husayn (r.a.)'den rivâyet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Zina, hamr içmek ve hırsızlık hakkında ne dersiniz?» Biz: «Allah ve Resûlü daha iyi bilir» dedik. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: «Bunlar büyük günahlardır ve onlarda ceza (hadd) vardır. Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah azze ve celle'ye şirk koşmak ve ana-babaya isyan (ukuk).» Resûlullah (s.a.v.) yaslanmıştı; derken doğrulup oturdu ve buyurdu: «Ve yalan şahitlik!» Zayıf.
٣٠ - حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ بِشْرٍ قَالَ: حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «مَا تَقُولُونَ فِي الزِّنَا، وَشُرْبِ الْخَمْرِ، وَالسَّرِقَةِ؟» قُلْنَا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «هُنَّ الْفَوَاحِشُ، وَفِيهِنَّ الْعُقُوبَةُ، أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ الشِّرْكُ بِاللَّهِ عز وجل، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ» ، وَكَانَ مُتَّكِئًا فَاحْتَفَزَ قَالَ: «وَالزُّورُ» ضعيف
33 - Bize Abbâş b. el-Velîd rivâyet etti; dedi ki: Bize Abdü'l-A'lâ rivâyet etti; dedi ki: Bize Muhammed b. İshâk rivâyet etti, Yezîd b. Abdullah b. Kusayt'tan; o da Muhammed b. Şurahbil'den (Abdüddâroğulları'nın kardeşi); o da Ebû Hureyre'den (r.a.) rivâyet etti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: 'Beşikte konuşan insan yavrularından yalnızca Meryem oğlu Îsâ (a.s.) ve Cüreyc'in arkadaşı konuşmuştur.' Denildi ki: Ey Allah'ın Nebîsi, Cüreyc'in arkadaşı kimdir? Buyurdu ki: 'Cüreyc, kendine ait bir hücrede ibadet eden bir râhip idi. Onun hücresinin dibinde bir sığır çobanı barınırdı. Köy halkından bir kadın da o çobana gidip gelirdi. Bir gün annesi geldi ve "Ey Cüreyc!" diye seslendi; o namaz kılıyordu. (Cüreyc) nefsinde düşündü: Annem mi, namazım mı? Namazını tercih etmeyi uygun gördü. Sonra ikinci kez ona seslendi; yine nefsinde düşündü: Annem mi, namazım mı? Yine namazını tercih etti. Sonra üçüncü kez ona seslendi; yine dedi: Annem mi, namazım mı? Yine namazını tercih etti. Ona cevap vermeyince annesi dedi ki: "Allah seni öldürmesin ey Cüreyc, tâ ki fahişelerin yüzüne bakasın!" Sonra dönüp gitti. Derken o kadının (bir çocuk) doğurduğu haberi krala getirildi. Kral: "Kimden?" dedi. Kadın: "Cüreyc'den" dedi. Kral: "Hücre sahibi mi?" dedi. Kadın: "Evet" dedi. Kral: "Hücresini yıkın ve onu bana getirin" dedi. Bunun üzerine hücresine baltalarla vurdular; nihayet yıkıldı. Ellerini boynuna bir iple bağladılar, sonra götürüldü. Fahişelerin yanından geçirildi; onları gördü ve tebessüm etti; onlar da halkın arasında ona bakıyorlardı. Kral dedi: "Bu kadın ne iddia ediyor?" (Cüreyc): "Ne iddia ediyor?" dedi. (Kral): "Çocuğunun senden olduğunu iddia ediyor" dedi. (Cüreyc): "Sen (böyle mi) iddia ediyorsun?" dedi. Kadın: "Evet" dedi. (Cüreyc): "Şu küçük (çocuk) nerede?" dedi. Dediler ki: "İşte o, kucağında." Ona yöneldi ve: "Baban kim?" dedi. (Çocuk): "Sığır çobanı" dedi. Kral dedi ki: "Hücreni altından yapalım mı?" (Cüreyc): "Hayır" dedi. (Kral): "Gümüşten?" dedi. (Cüreyc): "Hayır" dedi. (Kral): "Peki onu ne yapalım?" dedi. (Cüreyc): "Onu eski hâline çevirin" dedi. (Kral): "Peki tebessüm etmenin sebebi neydi?" dedi. (Cüreyc): "Bildiğim bir mesele (sebebiyleydi). Annemin duası (bedduası) bana erişti" dedi. Sonra onlara (kıssayı) haber verdi." Sahih.
٣٣ - حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ الْأَعْلَى قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قُسَيْطٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ شُرَحْبِيلَ، أَخِي بَنِي عَبْدِ الدَّارِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «مَا تَكَلَّمَ مَوْلُودٌ مِنَ النَّاسِ فِي مَهْدٍ إِلَّا عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ صلى الله عليه وسلم، وَصَاحِبُ جُرَيْجٍ» ، قِيلَ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، وَمَا صَاحِبُ جُرَيْجٍ؟ قَالَ: " فَإِنَّ جُرَيْجًا كَانَ رَجُلًا رَاهِبًا فِي صَوْمَعَةٍ لَهُ، وَكَانَ رَاعِيَ بَقَرٍ يَأْوِي إِلَى أَسْفَلِ صَوْمَعَتِهِ، وَكَانَتِ امْرَأَةٌ مِنْ أَهْلِ الْقَرْيَةِ تَخْتَلِفُ إِلَى الرَّاعِي، فَأَتَتْ أُمُّهُ يَوْمًا فَقَالَتْ: يَا جُرَيْجُ، وَهُوَ يُصَلِّي، فَقَالَ فِي نَفْسِهِ وَهُوَ يُصَلِّي: أُمِّي وَصَلَاتِي؟ فَرَأَى أَنْ يُؤْثِرَ صَلَاتَهُ، ثُمَّ صَرَخَتْ بِهِ الثَّانِيَةَ، فَقَالَ فِي نَفْسِهِ: أُمِّي وَصَلَاتِي؟ فَرَأَى أَنْ يُؤْثِرَ صَلَاتَهُ، ثُمَّ صَرَخَتْ بِهِ الثَّالِثَةَ، فَقَالَ: أُمِّي وَصَلَاتِي؟ فَرَأَى أَنْ يُؤْثِرَ صَلَاتَهُ، فَلَمَّا لَمْ يُجِبْهَا قَالَتْ: لَا أَمَاتَكَ اللَّهُ يَا جُرَيْجُ حَتَّى تَنْظُرَ فِي وَجْهِ الْمُومِسَاتِ، ثُمَّ انْصَرَفَتْ. فَأُتِيَ الْمَلِكُ بِتِلْكَ الْمَرْأَةِ وَلَدَتْ، فَقَالَ: مِمَّنْ؟ قَالَتْ: مِنْ جُرَيْجٍ، قَالَ: أَصَاحِبُ الصَّوْمَعَةِ؟ قَالَتْ: نَعَمْ، قَالَ: اهْدِمُوا صَوْمَعَتَهُ، وَأْتُونِي بِهِ، فَضَرَبُوا صَوْمَعَتَهُ بِالْفُئُوسِ حَتَّى وَقَعَتْ. فَجَعَلُوا يَدَهُ إِلَى عُنُقِهِ بِحَبْلٍ، ثُمَّ انْطُلِقَ بِهِ، فَمَرَّ بِهِ عَلَى الْمُومِسَاتِ، فَرَآهُنَّ فَتَبَسَّمَ، وَهُنَّ يَنْظُرْنَ إِلَيْهِ فِي النَّاسِ، فَقَالَ الْمَلِكُ: مَا تَزْعُمُ هَذِهِ؟ قَالَ: مَا تَزْعُمُ؟ قَالَ: تَزْعُمُ أَنَّ وَلَدَهَا مِنْكَ، قَالَ: أَنْتِ تَزْعُمِينَ؟ قَالَتْ: نَعَمْ، قَالَ: أَيْنَ هَذَا الصَّغِيرُ؟ قَالُوا: هَذا هُوَ فِي حِجْرِهَا، فَأَقْبَلَ عَلَيْهِ فَقَالَ: مَنْ أَبُوكَ؟ قَالَ: رَاعِي الْبَقَرِ. قَالَ الْمَلِكُ: أَنَجْعَلُ صَوْمَعَتَكَ مِنْ ذَهَبٍ؟ قَالَ: لَا، قَالَ: مِنْ فِضَّةٍ؟ قَالَ: لَا، قَالَ: فَمَا نَجْعَلُهَا؟ قَالَ: رُدُّوهَا كَمَا كَانَتْ، قَالَ: فَمَا الَّذِي تَبَسَّمْتَ؟ قَالَ: أَمْرًا عَرَفْتُهُ، أَدْرَكَتْنِي دَعْوَةُ أُمِّي، ثُمَّ أَخْبَرَهُمْ " صحيح
İslam'ın Hristiyan anneye arzı babı
بَابُ عَرْضِ الْإِسْلَامِ عَلَى الْأُمِّ النَّصْرَانِيَّةِ
36 – Bize Ahmed b. Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize Ebû Bekir, Âsım'dan, o Ebû Sâlih'ten, o Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet etti: (Ebû Hureyre) dedi ki: Ölünün ölümünden sonra derecesi yükseltilir. Bunun üzerine (ölen kişi): “Ey Rabbim, bu nedir?” der. Kendisine: “Çocuğun sana istiğfar etti” denir. Hasen.
٣٦ - حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: تُرْفَعُ لِلْمَيِّتِ بَعْدَ مَوْتِهِ دَرَجَتُهُ. فَيَقُولُ: أَيْ رَبِّ، أَيُّ شَيْءٍ هَذِهِ؟ فَيُقَالُ: وَلَدُكَ اسْتَغْفَرَ لَكَ " حسن