Sünen-i İbn Mâce - tahkik: Şuayb el-Arnavût [öl. 1438 h.] / Kısım: Kütüb-i Sitte / Kitap: Sünen-i İbn Mâce (tahkik: el-Arnavût) / Müellif: Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd b. Mâce el-Kazvînî (209-273 h.) / Muhakkikler: Şuayb el-Arnavût [öl. 1438 h.], Âdil Mürşid, Muhammed Kâmil Karabellî, Abdüllatîf Harzullâh / Naşir: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye / Tab‘ı: Birinci Baskı, 1430 h. / 2009 / Adet-i Ecza: 5 / [Kitap numaralandırması matbu nüshaya uygundur] / Şâmile’de neşir tarihi: 27 Zilkade 1434
سنن ابن ماجه - ت الأرنؤوط (ابن ماجه)القسم: كتب السنةالكتاب: سنن ابن ماجه ت الأرنؤوطالمؤلف: أبو عبد الله محمد بن يزيد بن ماجة القزويني (٢٠٩ - ٢٧٣ هـ)المحقق: شعيب الأرنؤوط [ت ١٤٣٨ هـ]- عادل مرشد - محمَّد كامل قره بللي - عَبد اللّطيف حرز اللهالناشر: دار الرسالة العالميةالطبعة: الأولى، ١٤٣٠ هـ - ٢٠٠٩ معدد الأجزاء: ٥[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Sünen, İmam Hâfız Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd b. Mâce el-Kazvînî’nin (209-273 h.) tasnifidir. Metnini tahkik eden, zabtını yapan, hadislerini tahric eden ve üzerine ta‘likte bulunanlar: Şuayb el-Arnaût, Âdil Mirşed, Muhammed Kâmil Kara Belli ve Abdüllatîf Hırzullah’tır. I. Cilt. Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye.
السُّنن تصنيفالإمام الحافظ أبي عبد الله محمَّد بن يزيد بن ماجة القزويني٢٠٩ - ٢٧٣ هـ حققه وضبط نصه، وخرج أحاديثه، وعلق عليهشعيب الأرنؤوطعادل مرشدمحمَّد كامل قره بلليعبد اللطيف حرز الله الجُزء الأوّل دار الرسالة العالمية
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillâhirrahmânirrahîm. SÜNNET BÖLÜMLERİ (1)
1. Bâb: Resûlullah (s.a.v.)'in Sünnetine Tâbi Olmak
1 – Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti. Bize Şerîk, A‘meş'ten; o da Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre (r.a.)'nin şöyle dediğini rivâyet etti: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Size emrettiğim şeyleri alın (yapın); size nehyettiğim şeylerden de sakının." (2)
2 – Bize Muhammed b. es-Sabbâh rivâyet etti. Bize Cerîr, A‘meş'ten; o da Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre (r.a.)'nin şöyle dediğini haber verdi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Beni (kendi hâlime) bırakın, size (bir şey) bıraktığım sürece. Sizden öncekileri helâk eden şey, peygamberlerine çok fazla soru sormaları ve ihtilafa düşmeleriydi. Ben size bir şey emredersem, gücünüz yettiğince onu yerine getirin; bir şeyden nehyedersem, ondan da kaçının." (3)
(1) Bu başlık, yazma nüshaların hiçbirinde yer almamaktadır. Onu, Hâfız el-Mizzî'nin "Tuhfetü'l-Eşrâf" adlı eserindeki uygulamadan iktibas ettik. Zira o, İbn Mâce'nin bu bölümlerini "es-Sünne" adıyla tahric eder.
(2) Hadis sahihtir. Şerîk –ki o Abdullah b. en-Nuhâ‘î'dir– zabtı zayıf olmakla birlikte ona; Abdullah b. Numeyr (Ahmed, el-Müsned, 10429), Müslim (2357 hadisinin ardından), Cerîr b. Abdilhamîd (müellifin bir sonraki hadisi) ve Ebû Muâviye (Tirmizî, 2874) mutâbaat etmiştir.
(3) İsnadı sahihtir.
بسم الله الرحمن الرحيم أَبْوَابُ السُّنَّةِ (١)١ - بَابُ اتِّبَاعِ سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم -١ - حدَثنا أبو بَكْر بنُ أبي شَيْبةَ، حدثنا شَرِيكٌ، عن الأعمَش، عن أبي صالحعن أبي هُرَيرةَ رضي الله عنه، قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: "ما أمَرتكم به فخُذُوهُ، وما نَهَيتكُم عنه فانتَهُوا" (٢).٢ - حدَثنا مُحمَّدُ بنُ الصَباح، أخبرنا جَريرٌ، عن الأعمش، عن أبي صالحٍعن أبي هُرَيرةَ رضي الله عنه، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "ذَرُوني ما تَرَكتكُم، فإنَّما هَلَكَ مَن كان قَبلَكم بسُؤَالِهِم واختِلافِهم على أنبيائِهم، فإذا أمَرتكم بشيءٍ - فخُذُوا منه ما استَطَعتُم، وإذا نَهَيتكُم عن شيءٍ فانتَهُوا" (٣).(١) هذا العنوان لم يرد في شيء من الأصول الخطية، واقتبسناه من عمل الحافظ المزي في "تحفة الأشراف" فإنه يخرج من هذه الأبواب عند ابن ماجه باسم: السُّنة.(٢) حديث صحيح، شريك -وهو ابن عبد الله النخعي- وان كان سيىء الحفظ تابعه عبد الله بن نمير عند أحمد في "المسند" (١٠٤٢٩)، ومسلم بإثر الحديث (٢٣٥٧)، وجرير بن عبد الحميد عند المصنف وهو الحديث التالي، وأبو معاوية عند الترمذي (٢٨٧٤).(٣) إسناده صحيح. =
3 – Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti; bize Ebû Muâviye ile Vekî‘, A‘meş’ten; o da Ebû Sâlih’ten; o da Ebû Hureyre (r.a.)’den (tahdîs yoluyla) rivâyet etti. Ebû Hureyre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Bana itaat eden, muhakkak Allah’a itaat etmiş olur; bana isyan eden de muhakkak Allah’a isyan etmiş olur.» (1)
4 – Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivâyet etti; bize Zekeriyyâ b. Adî, İbnü’l-Mübârek’ten; o da Muhammed b. Sûka’dan; o da Ebû Ca‘fer’den (tahdîs yoluyla) rivâyet etti. Ebû Ca‘fer dedi ki: İbn Ömer (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)’den bir hadis işittiği zaman, onu ne aşar ne de onun gerisinde kalırdı. (2)
= Bu hadisi Müslim de 2357 (131) numaralı hadisin peşi sıra; Tirmizî ise 2874 numara ile A‘meş’ten iki ayrı tarikten bu isnâd ile tahric etmiştir.
Buhârî (7288), Müslim (2357) numaralı hadisin peşi sıra ve Nesâî (5/110-111) de Ebû Hureyre’den gelen tariklerle tahric etmişlerdir.
Bu hadis “Müsned-i Ahmed”de (7367 ve 10429) ile “Sahîh-i İbn Hibbân”da (18-21) da yer almaktadır.
(1) İsnâdı sahihtir. Bu hadis İbn Ebî Şeybe’nin “el-Musannef”inde (2/212) de bulunmaktadır. Müellif tarafından ileride 2859 numara ile buradakinden daha uzun bir metin olarak gelecektir. Aynı hadis, buradakinden daha uzun bir metin olarak Buhârî (2957), Müslim (1835) ve Nesâî (7/154 ve 8/276) tarafından Ebû Hureyre’den gelen tariklerle tahric edilmiştir. Ayrıca “Müsned-i Ahmed” (7434 ve 10089) ile “Sahîh-i İbn Hibbân”da (4556) da yer almaktadır.
(2) İsnâdı sahihtir. Ebû Ca‘fer –ki Muhammed b. Alî b. Hüseyin b. Alî b. Ebî Tâlib olup lakabı Bâkır’dır– Dârimî (318) ile İbn Hibbân’ın “Sahîh”inde (264) Muhammed b. Sûka yoluyla gelen tarik ile tahric edilmiştir.
“لم يعدُه” ifadesi hakkında Sindî şöyle demiştir: ‘Ayn harfi sâkin olmak üzere okunur; yani hadiste vârid olan miktarın ötesine aşırılıkla geçmezdi’ demektir. “ولم يقصر” ise ‘onun gerisinde kusur etmezdi’, yani gereği gibi amel etmekten geri durmazdı anlamına gelir.
٣ - حدَثنا أبو بكر بنُ أبي شَيْبةَ، حدثنا أبوْ مُعاويةَ ووَكيعٌ، عن الأعمش، عن أبي صالحِعن أبي هُرَيرةَ، قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: "مَن أطاعَني، فقد أطاعَ اللهَ، ومَن عَصَاني، فقد عَصَى الله" (١).٤ - حدّثنا مُحمَّدُ بنُ عَبد الله بنِ نُمَيرٍ، حدثنا زَكريا بنُ عَدِي، عن ابن المُبارَكِ، عن مُحمَّدِ بنِ سُوقَةَ، عن أبي جَعفَر، قال:كان ابنُ عمرَ إذا سَمِعَ من رسولِ الله صلى الله عليه وسلم حديثًا لم يَعْدُهُ ولم يُقصّرْ دونَه (٢).= وأخرجه مسلم بإثر الحديث (٢٣٥٧) / (١٣١)، والترمذي (٢٨٧٤) من طريقين عن الأعمش، بهذا الإسناد.وأخرجه البخاري (٧٢٨٨)، ومسلم بإثر الحديث (٢٣٥٧)، والنسائي ٥/ ١١٠ - ١١١ من طرق عن أبي هريرة.وهو في "مسند أحمد" (٧٣٦٧) و (١٠٤٢٩)، و"صحيح ابن حبان" (١٨ - ٢١).(١) إسناده صحيح.وهو في "المصنف" لابن أبي شيبة ٢/ ٢١٢.وسيأتي عند المصنف بأطول مما هنا برقم (٢٨٥٩).وأخرجه بأطول مما هنا البخاري. (٢٩٥٧)، ومسلم (١٨٣٥)، والنسائي ٧/ ١٥٤ و ٨/ ٢٧٦ من طرق عن أبي هريرة.وهو في "مسند أحمد" (٧٤٣٤) و (١٠٠٨٩)، و"صحيح ابن حبان" (٤٥٥٦).(٢) إسناده صحيح. أبو جعفر: هو محمَّد بن علي بن الحسين بن علي بن أبي طالب، لقبه: الباقر.وأخرجه الدارمي (٣١٨)، وابن حبان في "صحيحه" (٢٦٤) من طريق محمَّد ابن سوقة، به.قوله: "لم يعدُه"، قال السندي: بسكون العين، أي: لم يتجاوز بالزيادة على قدر الوارد في الحديث، والافراط فيه. "ولم يقصر" في التقصير دونه، بأن لا يعمل =
5 - Bize Hişâm b. Ammâr ed-Dımaşkī rivâyet etti; bize Muhammed b. Îsâ b. Sümey‘ rivâyet etti; bize İbrâhîm b. Süleymân el-Efṭas, Velîd b. Abdirrahmân el-Cureşî'den; o da Cübeyr b. Nüfeyr'den; o da Ebü'd-Derdâ'dan (r.a.) rivâyetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) yanımıza çıktı, bizler fakirliği anıyor ve ondan korkuyorduk. Şöyle buyurdu: "Fakirlikten mi korkuyorsunuz? Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki, dünya üzerinize öyle bir dökülecek ki, sonunda sizden birinizin kalbi ondan başkasına meyletmez. Vallahi sizi beyaz (apaçık) bir gece gibi (bir yol üzere) bıraktım, gecesiyle gündüzü birdir." Ebü'd-Derdâ (r.a.) dedi ki: "Vallahi Resûlullah (s.a.v.) doğru söyledi. Vallahi bizi beyaz (apaçık) bir gece gibi bıraktı, gecesiyle gündüzü birdir." (1)
6 - Bize Muhammed b. Beşşâr rivâyet etti; bize Muhammed b. Ca‘fer rivâyet etti; bize Şu‘be, Muâviye b. Kurre'den; o da babasından rivâyetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ümmetimden bir topluluk, kıyamet kopana kadar yardıma mazhar olmaya devam edecek, kendilerini yalnız bırakanlar onlara zarar veremeyecektir." (2)
= Bu hadis aslen böyledir; ya da (rivâyet edilen) miktardan daha azıyla gelmiştir. Hâsılı, hadiste gelen sınırda durmuş, ne ifrat ne de tefrite gitmiştir.
Uyarı: Bu hadis (Sahîh-i Müslim'de) geçmemektedir. Ebü'l-Kāsım b. Asâkir de kitabı "el-İşrâf alâ Ma‘rifeti'l-Etrâf"ta zikretmemiştir; nitekim Mizzî, "Tuhfetü'l-Eşrâf"ta (7442) buna işaret etmiştir.
(1) Senedi hasendir. Hişâm b. Ammâr ile Muhammed b. Îsâ b. Kāsım b. Sümey‘ hakkında, onları sahîh derecesinden düşüren sözler vardır; râvîlerin geri kalanı sika (güvenilir)dir. Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî, Irbâz b. Sâriye, Amr b. Avf, Ukbe b. Âmir ve Avf b. Mâlik'ten de rivâyetler olup bunlar Ahmed'in "Müsned"inde (11865, 17142, 17234, 17433, 23982) yer almaktadır; bu hadisler sahihtir.
"İllâ hîyeh" ifadesi hakkında Sindi şöyle demiştir: Bu, dünyâ zamiridir; sondaki hâ ise sekten hâsıdır (durma hâ'ı).
(2) Senedi sahihtir.
٥ - حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى بْنِ سُمَيْعٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْأَفْطَسُ، عَنْ الْوَلِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْجُرَشِيِّ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍعَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ: خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ نَذْكُرُ الْفَقْرَ وَنَتَخَوَّفُهُ، فَقَالَ: "آلْفَقْرَ تَخَافُونَ؟ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتُصَبَّنَّ عَلَيْكُمْ الدُّنْيَا صَبًّا حَتَّى لَا يُزِيغَ قَلْبَ أَحَدِكُمْ إِزَاغَةً إِلَّا هِيَهْ، وَايْمُ اللَّهِ لَقَدْ تَرَكْتُكُمْ عَلَى مِثْلِ الْبَيْضَاءِ، لَيْلُهَا وَنَهَارُهَا سَوَاءٌ".قَالَ أَبُو الدَّرْدَاءِ: صَدَقَ وَاللَّهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، تَرَكَنَا- وَاللَّه-ِ عَلَى مِثْلِ الْبَيْضَاءِ، لَيْلُهَا وَنَهَارُهَا سَوَاءٌ (١).٦ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَعَنْ أَبِيهِ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: "لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي مَنْصُورِينَ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ" (٢).= بذلك الحديث أصلًا، أو يأتي بأقل من القدر الوارد. والحاصل أنه كان واقفًا عند الحد الوارد في الحديث ولم يأت بإفراط فيه ولا تفريط.تنبيه: هذا الحديث لم يرد في (م)، ولم يذكره أبو القاسم بن عساكر في كتابه "الإشراف على معرفة الأطراف" كما نبه على ذلك المزي في "تحفة الأشراف" (٧٤٤٢).(١) إسناده حسن، هشام بن عمار ومحمد بن عيسى بن القاسم بن سُميع فيهما كلام يحطهما عن رتبة الصحيح، وباقي رجاله ثقات.وفي الباب عن أبي سعيد الخدري، وعن العرباض بن سارية، وعمرو بن عوف، وعقبة بن عامر، وعوف بن مالك، عند أحمد في "المسند" برقم (١١٨٦٥) و (١٧١٤٢) و (١٧٢٣٤) و (١٧٤٣٣) و (٢٣٩٨٢)، وهي أحاديث صحيحة.قوله: "إلا هِيَه"، قال السندي: هي ضمير الدنيا، والهاء في آخره للسكت.(٢) إسناده صحيح. =
7. Bize Hişâm b. Ammâr rivayet etti; dedi ki: Bize Yahyâ b. Hamza rivayet etti; dedi ki: Bize Ebû Alkame Nasr b. Alkame, Umeyr b. el-Esved ile Kesîr b. Mürre el-Hadramî'den; onlar da Ebû Hüreyre'den rivayet ettiler ki Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir topluluk, Allah azze ve cellenin emrini ayakta tutmaya devam edecek; onlara muhalefet edenler onlara zarar veremeyecektir.”
8. Bize Hişâm b. Ammâr rivayet etti; dedi ki: Bize Cerrâh b. Melîh rivayet etti; dedi ki: Bize Bekir b. Zur'a rivayet etti; dedi ki: Onu Tirmizî (2337), Ebû Dâvud et-Tayâlisî yoluyla Şu'be'den bu isnadla tahric etmiştir. O, Müsned-i Ahmed'de (15596), Sahîh-i İbn Hibbân'da (61) ve (6834) yer almaktadır. Aynı konuda Muğîre b. Şu'be'den Buhârî (3640) ve Müslim (1921); Muâviye'den Buhârî (3641) ve Müslim (1923/174); Câbir ile Ukbe b. Âmir'den Müslim (1923) ve (1924) rivayet etmiştir.
İmâm Nevevî, Şerh-i Müslim'de (13/66-67) şöyle demiştir: “Bu tâifeye gelince; Buhârî: 'Onlar ehl-i ilimdir' demiştir. Ahmed b. Hanbel: 'Eğer onlar ehl-i hadis değillerse, kim olduklarını bilmiyorum' demiştir. Kâdî İyâd: 'Ahmed bu sözüyle Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat ile ehl-i hadis mezhebine inananları kastetmiştir' demiştir. Ben (İmâm Nevevî) derim ki: Muhtemelen bu tâife müminlerin türleri arasında dağılmış durumdadır; içlerinde cesur savaşçılar, fıkıh âlimleri, muhaddisler, zâhidler, iyiliği emredip kötülükten nehyedenler ve daha başka hayır türleriyle uğraşanlar bulunur. Bunların bir arada bulunmaları şart değildir; aksine yeryüzünün çeşitli bölgelerine dağılmış olabilirler.” Biz deriz ki: İmâm Nevevî'nin vardığı bu sonuç, doğru olandır ve ondan başka bir yola sapmak doğru değildir.
(1) Sahih hadistir; Hişâm b. Ammâr'a tâbi olunmuştur [başka râviler de onu rivayette takip etmiştir]. Onu Ya'kûb b. Süfyân, el-Ma'rife ve't-Târîh'te (2/296-297) Abdullah b. Yûsuf'tan; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliyâ'da (9/307) Muhammed b. el-Mübârek'ten— her ikisi de Yahyâ b. Hamza'dan— bu isnadla rivayet etmişlerdir. O, Müsned-i Ahmed'de (8274) ve Sahîh-i İbn Hibbân'da (6835) iki ayrı yoldan Muhammed b. Aclân → Ka'ka' b. Hakîm → Ebû Sâlih → Ebû Hüreyre senediyle rivayet edilmiştir. Bu sened kuvvetlidir.
٧ - حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَلْقَمَةَ نَصْرُ بْنُ عَلْقَمَةَ، عَنْ عُمَيْرِ بْنِ الْأَسْوَدِ، وَكَثِيرِ بْنِ مُرَّةَ الْحَضْرَمِيِّعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: "لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي قَوَّامَةً عَلَى أَمْرِ اللَّهِ عز وجل لَا يَضُرُّهَا مَنْ خَالَفَهَا" (١).٨ - حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا الْجَرَّاحُ بْنُ مَلِيحٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ زُرْعَةَ قَالَ:= وأخرجه الترمذي (٢٣٣٧) من طريق أبي داود الطيالسي، عن شعبة، بهذا الإسناد.وهو في "مسند أحمد" (١٥٥٩٦)، و"صحيح ابن حبان" (٦١) و (٦٨٣٤).وفي الباب عن المغيرة بن شعبة عند البخاري (٣٦٤٠)، ومسلم (١٩٢١).وعن معاوية عند البخاري (٣٦٤١)، ومسلم بإثر (١٩٢٣) / (١٧٤).وعن جابر وعقبة بن عامر عند مسلم (١٩٢٣) و (١٩٢٤).قال الإمام النووي في "شرح مسلم" ١٣/ ٦٦ - ٦٧: أما هذه الطائفة، فقال البخاري: هم أهل العلم، وقال أحمد بن حنبل: إن لم يكونوا أهل الحديث، فلا أدري من هم، قال القاضي عياض: إنما أراد أحمد: أهل السنة والجماعة، ومن يعتقد مذهب أهل الحديث. قلت (القائل هو الإمام النووي): ويحتمل أن هذه الطائفة مفرقة بين أنواع المؤمنين، منهم شجعان مقاتلون، ومنهم فقهاء، ومنهم محدِّثون، ومنهم زهاد وآمرون بالمعروف وناهون عن المنكر، ومنهم أهل أنواع أخرى من الخير، ولا يلزم أن يكونوا مجتمعين، بل قد يكونون متفرقين في أقطار الأرض. قلنا: وهذا الذي انتهى إليه الإمام النووي هو الصواب الذي لا مَعدِلَ عنه.(١) حديث صحيح، هشام بن عمار قد توبع.وأخرجه يعقوب بن سفيان في "المعرفة والتاريخ" ٢/ ٢٩٦ - ٢٩٧ عن عبد الله ابن يوسف، وأبو نعيم في "الحلية" ٩/ ٣٠٧ عن محمَّد بن المبارك، كلاهما عن يحيى بن حمزة، بهذا الإسناد.وهو في "مسند أحمد" (٨٢٧٤)، و "صحيح ابن حبان" (٦٨٣٥) من طريقين عن محمَّد بن عجلان، عن القعقاع بن حكيم، عن أبي صالح، عن أبي هريرة.وهذا سند قوي.
Ebû Anabe el-Havlânî’yi –ki o, Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte iki kıbleye doğru namaz kılmıştı– şöyle derken işittim: Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Allah, bu dine öyle fidanlar dikmeye devam eder ki, onları kendi itaati uğrunda kullanır.”(1)
9 – Bize Ya‘kūb b. Humeyd b. Kâsib tahdîs etti; bize el-Kāsım b. Nâfi‘ tahdîs etti; bize el-Haccâc b. Ertae, Amr b. Şuayb’dan, o da babasından tahdîs etti; dedi ki: Muâviye hutbe vermek üzere ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Âlimleriniz nerede? Âlimleriniz nerede? Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: ‘Ümmetimden bir taife insanlara galip gelmedikçe kıyamet kopmaz; onları yüzüstü bırakanın da, yardım edenin de aldırış etmezler.’”(2)
10 – Bize Hişâm b. Ammâr tahdîs etti; bize Muhammed b. Şuayb tahdîs etti; bize Saîd b. Beşîr, Katâde’den, o da Ebû Kılâbe’den, o da Ebû Esmâ’dan tahdîs etti.
(1) İsnâdı hasendir. Bu hadis “el-Müsned”de (17787) ve “Sahîh İbn Hibbân”da (326) Heysem b. Hârice yoluyla, Cerrah b. Mulîh’ten bu isnâdla yer almaktadır. Bûsîrî “ez-Zevâid”de şöyle demiştir: Bu isnâd sahihtir, ricalinin tamamı sika! (2) İsnâdı, Ya‘kūb b. Humeyd’in zayıflığı, el-Kāsım b. Nâfi‘in meçhuliyeti ve el-Haccâc b. Ertae’nin tedlisi sebebiyle zayıftır. Ancak hadis, Umeyr b. Hânî’in Muâviye’den rivayetiyle Buhârî (3641) ve Müslim’de (1923/174) şu lafızla sahihtir: “Ümmetimden bir taife, Allah’ın emriyle kaim olmaya devam edecek; onları yüzüstü bırakan da, kendilerine muhalefet eden de zarar veremeyecek, nihayet Allah’ın emri gelince onlar bu hal üzere olacaklardır”, Müslim’de: “Ve onlar insanlara galip geleceklerdir” ibaresi de bulunur. Müslim ayrıca hadisi (1923) Yezîd b. Esam yoluyla Muâviye’den merfû‘ olarak şu lafızla tahric etmiştir: “Müslümanlardan bir topluluk, hak üzere savaşarak kendilerine karşı duranlara kıyamet gününe kadar galip gelmeye devam edecektir.” Bu hadis “Müsned-i Ahmed”de (16932) de yer almaktadır.
سَمِعْتُ أَبَا عِنَبَةَ الْخَوْلَانِيَّ، وَكَانَ قَدْ صَلَّى الْقِبْلَتَيْنِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: "لَا يَزَالُ اللَّهُ يَغْرِسُ فِي هَذَا الدِّينِ غَرْسًا يَسْتَعْمِلُهُمْ فِي طَاعَتِهِ" (١).٩ - حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا الحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ:قَامَ مُعَاوِيَةُ خَطِيبًا، فَقَالَ: أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ؟ أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ؟سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: "لَا تَقُومُ السَّاعَةُ إِلَّا وَطَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرُونَ عَلَى النَّاسِ، لَا يُبَالُونَ مَنْ خَذَلَهُمْ وَلَا مَنْ نَصَرَهُمْ" (٢).١٠ - حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُعَيْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ بَشِيرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي قِلَابَةَ، عَنْ أَبِي أسماء(١) إسناده حسن.وهو في "المسند" (١٧٧٨٧)، و"صحيح ابن حبان" (٣٢٦) من طريق الهيثم ابن خارجة، عن الجراح بن مليح، بهذا الإسناد.وقال البوصيري في "الزوائد": هذا إسناد صحيح، رجاله كلهم ثقات!(٢) إسناده ضعيف لضعف يعقوب بن حميد، وجهالة القاسم بن نافع، وتدليس الحجاج بن أرطأة، لكن الحديث صحيح من طريق عمير بن هانئ عن معاوية عند البخاري (٣٦٤١)، ومسلم بإثر الحديث (١٩٢٣) / (١٧٤) بلفظ: "لا تزال طائفة من أمتي قائمة بأمر الله، لا يضرهم من خذلهم ولا من خالفهم، حتى يأتي أمر الله وهم على ذلك"، وعند- مسلم: "وهم ظاهرون على الناس".وأخرجه مسلم بإثر الحديث (١٩٢٣) من طريق يزيد بن الأصم، عن معاوية مرفوعًا: "ولا تزال عصابة من المسلمين يقاتلون على الحق ظاهرين على من ناوأهم إلى يوم القيامة".وهو في "مسند أحمد" (١٦٩٣٢).
Sevbân (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Ümmetimden bir topluluk, hak üzere muzaffer kılınmış olarak devam edecek; onlara muhalefet edenler, Allah'ın emri gelinceye kadar kendilerine zarar veremeyecektir.' (1)
11. Bize Ebû Saîd Abdullah b. Saîd rivayet etti (dedi ki): Bize Ebû Hâlid el-Ahmer rivayet etti (dedi ki): Mücâlid'i, Şa'bî vasıtasıyla Câbir b. Abdullah'tan rivayet ederken işittim. Câbir (r.a.) dedi ki: Nebî (s.a.v.)'in yanında idik. Bir çizgi çizdi, sağına iki çizgi, soluna da iki çizgi çizdi. Sonra elini ortadaki çizginin üzerine koyarak şöyle buyurdu: 'Bu, Allah'ın yoludur.' Ardından şu âyeti okudu: {Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun; (başka) yollara uymayın; sonra bu yollar sizi O'nun yolundan ayırıp parçalar.} [En'âm: 153] (2).
(1) Sahih hadistir. Hişâm b. Ammâr'a mutâbaat edilmiştir. Ebû Kılâbe: Abdullah b. Zeyd el-Cermî, Ebû Esmâ: Amr b. Mersed er-Rahabî'dir. Hadisi Müslim (1920), Ebû Dâvûd (4252) ve Tirmizî (2379), Hammâd b. Zeyd tarikiyle bu isnadla tahric etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayeti daha uzundur. Ayrıca Müsned-i Ahmed'de de yer almaktadır (22395).
(2) Hasen li-gayrihîdir. Bu isnad ise Mücâlid b. Saîd'in zayıflığı sebebiyle zayıftır. Hadisi Abd b. Humeyd (1141), İbn Ebî Âsım es-Sünne'de (16), Muhammed b. Nasr el-Mervezî es-Sünne'de (13), Âcurrî eş-Şerîa'da (s. 12) ve Lâlikâî Şerhu Usûli'l-İ'tikâd'da (95) iki ayrı yoldan Mücâlid'den bu isnadla tahric etmişlerdir. Ayrıca Müsned-i Ahmed'de (15277) yer almaktadır. Bu hadisin İbn Mes'ûd (r.a.)'tan gelen bir şâhidi olup Ahmed'de (4142) rivayet edilmiştir; isnadı hasendir. Tenbih: Bu hadis Müslim'de yer almamıştır. Mizzi'nin Tuhfetü'l-Eşrâf'ta (2357) işaret ettiği üzere, Ebü'l-Kâsım b. Asâkir de onu zikretmemiştir.
عَنْ ثَوْبَانَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: "لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي عَلَى الْحَقِّ مَنْصُورِينَ، لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ عز وجل" (١).١١ - حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ الْأَحْمَرُ، سَمِعْتُ مُجَالِدًا يَذْكُرُ عَنْ الشَّعْبِيِّعَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَخَطَّ خَطًّا، وَخَطَّ خَطَّيْنِ عَنْ يَمِينِهِ، وَخَطَّ خَطَّيْنِ عَنْ يَسَارِهِ، ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ فِي الْخَطِّ الْأَوْسَطِ، فَقَالَ: "هَذَا سَبِيلُ اللَّهِ". ثُمَّ تَلَا هَذِهِ الْآيَةَ: {وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ} [الأنعام: ١٥٣] (٢).(١) حديث صحيح، هشام بن عمار قد توبع. أبو قلابة: هو عبد الله بن زيد الجَرمي، وأبو أسماء: هو عمرو بن مرثَد الرَّحَبي.وأخرجه مسلم (١٩٢٠)، وأبو داود (٤٢٥٢)، والترمذي (٢٣٧٩) من طرق عن حماد بن زيد، بهذا الإسناد. ورواية أبي داود مطولة.وهو في "مسند أحمد " (٢٢٣٩٥).(٢) حسن لغيره، وهذا إسناد ضعيف لضعف مجالد: وهو ابن سعيد.وأخرجه عبد بن حميد (١١٤١)، وابن أبي عاصم في "السنة" (١٦)، ومحمد ابن نصر المروزي في "السنة" (١٣)، والآجري في "الشريعة" ص ١٢،- واللالكائي في "شرح أصول الاعتقاد" (٩٥) من طريقين عن مجالد، بهذا الإسناد.وهو في: مسند أحمد" (١٥٢٧٧).وله شاهد من حديث ابن مسعود عند أحمد (٤١٤٢)، وإسناده حسن. تنيه: لم يرد هذا الحديث في (م)، ولم يذكره أبو القاسم بن عساكر فيما أشار إليه المزي في "تحفة الأشراف" (٢٣٥٧).
2 - Resûlullah'ın (s.a.v.) Hadisini Tazim Etme ve Ona Muhalefet Edenlere Şiddetli Tehdit (Tağlîz) Bâbı
12 - Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe tahdîs etti, bize Zeyd b. el-Hubâb tahdîs etti, Muâviye b. Sâlih'ten, bana Hasan b. Câbir tahdîs etti, Mikdâm b. Ma'dî Kerib el-Kindî'den (rivâyetle) ki Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yakında bir adam, koltuğuna yaslanmış halde iken benden bir hadis rivayet edilir de şöyle der: 'Bizimle sizin aranızda Allah'ın Kitabı vardır. Onda helal bulduğumuzu helal sayarız, haram bulduğumuzu haram kılarız.' Biliniz ki Resûlullah'ın (s.a.v.) haram kıldığı, Allah'ın haram kıldığı gibidir." (1)
13 - Bize Nasr b. Alî el-Cehdamî tahdîs etti, bize Süfyân b. Uyeyne kendi evinde tahdîs etti —ki ben ona (hadisi) sordum—, Sâlim Ebü'n-Nadr'dan —sonra hadiste geçti, dedi: veya Zeyd b. Eslem'den—, Ubeydullah b. Ebî Râfi'den, (1) Hadis, "Biliniz ki Resûlullah'ın haram kıldığı, Allah'ın haram kıldığı gibidir" sözü olmaksızın sahihtir. Zira bu ifadeyi yalnızca Hasan b. Câbir rivayet etmiş olup, kendisi Hâfız ez-Zehebî'nin "el-Mücerred fî Esmâi Ricâli Süneni İbn Mâce" adlı eserinde belirttiği üzere mestûrdur. Hâfız İbn Hacer de "et-Takrîb"de: Makbûldür; yani mütâbaat halinde, aksi takdirde yumuşaklık vardır, demiştir. Nitekim kendisinden daha sağlam olanlar bu ifadeyi nakletmemiştir.
Bu hadisi Tirmizî (2855) Abdurrahmân b. Mehdî yoluyla Muâviye b. Sâlih'ten bu isnadla tahric etmiş ve: "Bu vecihten hasen garib bir hadistir" demiştir. Ayrıca "Müsned-i Ahmed"de (17194) yer almaktadır.
Ebû Dâvud (4604) ise Hureyz b. Osmân yoluyla Abdurrahmân b. Ebî Avf'tan, o da Mikdâm b. Ma'dî Kerib'den rivayet etmiş olup bu rivayetinde "Biliniz ki Resûlullah'ın haram kıldığı…" ibaresi yer almamaktadır; senedi sahihtir ve ricali sikadır. Bu rivayet "Müsned-i Ahmed"de (17174) ve "Sahîh-i İbn Hibbân"da (12) da bulunmaktadır.
Resûlullah'ın "koltuğuna yaslanmış" (mütteki'en alâ erîketihî) sözü hakkında es-Sindî şöyle demiştir: Yani süslü sedirine oturmuş halde.
٢ - بَابُ تَعْظِيمِ حَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالتَّغْلِيظِ عَلَى مَنْ عَارَضَهُ١٢ - حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ جَابِرٍعَنْ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِي كَرِبَ الْكِنْدِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: "يُوشِكُ الرَّجُلُ مُتَّكِئًا عَلَى أَرِيكَتِهِ يُحَدَّثُ بِحَدِيثٍ مِنْ حَدِيثِي فَيَقُولُ: بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ عز وجل، فمَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَلَالٍ اسْتَحْلَلْنَاهُ، وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَرَامٍ حَرَّمْنَاهُ، أَلَّا وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِثْلُ مَا حَرَّمَ الله" (١).١٣ - حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ فِي بَيْتِهِ -أَنَا سَأَلْتُهُ عنه-، عَنْ سَالِمٍ أَبِي النَّضْرِ -ثُمَّ مَرَّ فِي الْحَدِيثِ، قَالَ: أَوْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ- عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ،(١) حديث صحيح دون قوله: "ألا وإن ما حرَّم رسول الله مثل ما حرَّم الله"، فقد إنفرد بها الحسن بن جابر، وهو مستور كما قال الحافظ الذهبي في "المجرد في أسماء رجال سنن ابن ماجه"، وقال الحافظ ابن حجر في "التقريب": مقبول؛ أي: عند المتابعة وإلا فليَّن، وقد رواه من هو أوثق منه بدونها.وأخرجه الترمذي (٢٨٥٥) من طريق عبد الرحمن بن مهدي، عن معاوية بن صالح، بهذا الإسناد. وقال: حديث حسن غريب من هذا الوجه.وهو في "مسند أحمد" (١٧١٩٤).وأخرجه أبو داود (٤٦٠٤) من طريق حريز بن عثمان، عن عبد الرحمن بن أبي عوف، عن المقدام بن معدي كرب، ولم يقل فيه: "ألا وان ما حرَّم رسول الله .. " إلخ، وسنده صحيح ورجاله ثقات.وهو في "مسند أحمد" (١٧١٧٤)، و"صحيح ابن حبان" (١٢).قوله: "متكأ على أريكته"، قال السندي: أي: جالسا على سريره المزيَّن.
Babasından rivayetle, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden birinizi, kürsüsüne yaslanmış olarak, emrettiğim veya nehyettiğim bir husus kendisine ulaştığında, 'Bilmiyorum, biz Allah'ın kitabında bulduğumuza uyarız' derken bulmayayım." (1)
14 - Bize Ebû Mervân Muhammed b. Osman el-Osmânî rivayet etti, bize İbrahim b. Sa'd b. İbrahim b. Abdurrahman b. Avf, babasından, o da Kâsım b. Muhammed yoluyla Âişe'den (r.anhâ) rivayetle, Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu nakletti: "Kim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ihdas ederse, o merduddur (reddedilmiştir)." (2)
15 - Bize Muhammed b. Rumh b. el-Muhâcir el-Mısrî rivayet etti, dedi ki: Bize Leyş b. Sa'd, İbn Şihâb'tan, o da Urve b. Zübeyr'den haber verdi. (1) İsnadı sahihtir. Ayrıca Ebû Dâvûd (4605) ve Tirmizî (2854), Süfyân b. Uyeyne tarikiyle bu isnadla tahriç etmişlerdir. Ancak bu ikisi Zeyd b. Eslem'i zikretmemişler, Tirmizî ise Ebü'd-Durr ile Muhammed b. el-Münkedir'i birlikte zikretmiştir. Tirmizî: "Hasen sahihtir" demiştir. Bu hadis Müsned-i Ahmed'de de (23861) yer almaktadır. (2) İsnadı sahihtir. Ayrıca Buhârî (2697), Müslim (1718) ve Ebû Dâvûd (4606), İbrahim b. Sa'd tarikiyle bu isnadla tahriç etmişlerdir. Bu hadis Müsned-i Ahmed'de de (24450) yer almaktadır. Onun "فَهُوَ رَدٌّ" sözünün anlamı, "merdûd"dur; bu, masdarın ism-i mef‘ûl yerinde kullanılmasıdır, tıpkı "halk ve mahlûk, nesih ve mensûh" gibi. Sanki şöyle demiştir: O bâtıldır, itibara alınmaz. Hâfız (İbn Hacer) şöyle demiştir: Bu hadis İslâm'ın esaslarından sayılır ve onun kaidelerinden biridir. Zira manası şudur: Kim dinde, aslından bir aslın şahitlik etmediği bir şey icat ederse ona itibar edilmez. Nevevî'nin de belirttiği gibi bu hadis, münkerâtı iptal etmek ve bu konuda delil getirmeyi yaygınlaştırmak için ezberlenmeye ve kullanılmaya değer hadislerdendir.
عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: "لَا أُلْفِيَنَّ أَحَدَكُمْ مُتَّكِئًا عَلَى أَرِيكَتِهِ، يَأْتِيهِ الْأَمْرُ مِمَّا أَمَرْتُ بِهِ أَوْ نَهَيْتُ عَنْهُ، فَيَقُولُ: لَا أَدْرِي، مَا وَجَدْنَا فِي كِتَابِ اللَّهِ اتَّبَعْنَاهُ" (١).١٤ - حَدَّثَنَا أَبُو مَرْوَانَ مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الْعُثْمَانِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍعَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: "مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ، فَهُوَ رَدٌّ" (٢).١٥ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ الْمِصْرِيُّ، قال: أخبرنا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ(١) إسناده صحيح.وأخرجه أبو داود (٤٦٠٥)، والترمذي (٢٨٥٤) من طرق عن سفيان بن عيينة، بهذا الإسناد. ولكنهما لم يذكرا زيد بن أسلم، وقرن الترمذي بأبي الضر محمدَ بنَ المنكدر. وقال الترمذي: حسن صحيح.وهو في "مسند أحمد" (٢٣٨٦١).(٢) إسناده صحيح.وأخرجه البخاري (٢٦٩٧)، ومسلم (١٧١٨)، وأبو داود (٤٦٠٦) من طرق عن إبراهيم بن سعد، بهذا الإسناد.وهو في "مسند أحمد" (٢٤٤٥٠).وقوله: "فهو رد" معناه: مردود من إطلاق المصدر على اسم المفعول، مثل خلق ومخلوق ونسخ ومنسوخ، وكأنه قال: فهو باطل غير مُعتَد به.قال الحافظ: وهذا الحديث معدود من أصول الإسلام، وقاعدة من قواعده، فإن معناه: من اخترع في الدين ما لا يشهد له أصلٌ من أصوله، فلا يلتفت إليه، وهذا الحديث -كما قال النووي- مما ينبغي أن يُعتنى بحفظه واستعماله في إبطال المنكرات وإشاعة الاستدلال به كذلك.
Abdullah b. Zübeyr anlatmıştır ki: Ensârdan bir adam, Resûlullah (s.a.v.)'in huzurunda Zübeyr ile, hurma ağaçlarını suladıkları Harre'nin su kanalları hakkında dava etti. Ensârî: 'Suyu salıver, geçsin' dedi. Zübeyr bunu kabul etmedi. İkisi Resûlullah (s.a.v.)'in huzurunda muhakeme oldular. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Ey Zübeyr, sen sula, sonra suyu komşuna sal.' Bunun üzerine Ensârî öfkelendi ve dedi ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! O senin halanın oğlu olduğu için mi?' Resûlullah (s.a.v.)'in yüzünün rengi değişti. Sonra şöyle buyurdu: 'Ey Zübeyr, sula, sonra suyu duvara (1) ulaşıncaya kadar tut.' Zübeyr dedi ki: 'Vallahi, şu âyetin (en-Nisâ: 65) bu olay hakkında indiğini düşünüyorum: "Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapmadıkça ve sonra verdiğin hükümden içlerinde bir sıkıntı duymayarak tam teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (65) (2)
(1) [İbnü't-Tîn: Çoğu rivayette fetha ile okunmuştur, bazılarında sükûn ile ki lügat itibarıyla bu doğrudur. Duvarların temeli anlamındadır. Kurtubî'nin açıklamasına göre: suyun hurma köklerine ulaşmasıdır.]
(2) İsnadı sahihtir. Buhârî (2359), Müslim (2357), Ebû Dâvûd (3637), Tirmizî (1414) ve (3276), Nesâî 8/245 tariklerinden Leys b. Sa'd vasıtasıyla bu isnadla tahriç etmiştir. Ayrıca Buhârî (2361) ve (4585) Ma'mer, (2362) İbn Cüreyc, (2708) Şuayb yoluyla; üçü de İbn Şihâb ez-Zührî'den, Urve'den, Zübeyr'den … şeklinde rivayet etmiş olup bu rivayetlerde Abdullah b. Zübeyr zikredilmemiştir. Ayrıca Müsned'de (16116), Sahih-i İbn Hibbân'da (24) yer almaktadır. İleride 2480 numarada gelecektir. Nesâî 8/238-239'da İbn Vehb tarikiyle, Leys ve Yûnus b. Yezîd'den, Zührî'den, Urve'den, kardeşi Abdullah b. Zübeyr'den, babası Zübeyr'den rivayet etmiştir. Dedi ki: …
أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ حَدَّثَهُ: أَنَّ رَجُلًا مِنْ الْأَنْصَارِ خَاصَمَ الزُّبَيْرَ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ الَّتِي يَسْقُونَ بِهَا النَّخْلَ، فَقَالَ الأنْصَارِيُّ: سَرِّحْ الْمَاءَ يَمُرُّ، فَأَبَى عَلَيْهِ، فَاخْتَصَمَا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: "اسْقِ يَا زُبَيْرُ، ثُمَّ أَرْسِلْ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ. فَغَضِبَ الْأَنْصَارِيُّ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَنْ كَانَ ابْن عَمَّتِكَ؟ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ قَالَ: "يَا زُبَيْرُ، اسْقِ، ثُم َّاحْبِسْ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ (١) "، قَالَ: فَقَالَ الزُّبَيْرُ: وَاللَّهِ، إِنِّي لَأَحْسِبُ هَذِهِ الْآيَةَ نَزَلَتْ فِي ذَلِكَ: {فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا (٦٥)} [النساء: ٦٥] (٢).(١) ضُبط في (ذ) بفتح الدال، وفي "فتح الباري" ٥/ ٣٧ تعليقًا على رواية البخاري (٢٣٥٩): قال ابن التين: ضُبط في أكثر الروايات بفتح الدال وفي بعضها بالسكون، وهو الذي في اللغة، وهو أصل الحائط.والمعنى- كما قال القرطبي-: أن يصل الماء إلى أصول النخل.(٢) إسناده صحيح.وأخرجه البخاري (٢٣٥٩)، ومسلم (٢٣٥٧)، وأبو دود (٣٦٣٧)، والترمذي (١٤١٤) و (٣٢٧٦)، والنسائي ٨/ ٢٤٥ من طرق عن الليث بن سعد، بهذا الإسناد. وأخرجه البخاري (٢٣٦١) و (٤٥٨٥) من طريق معمر، و (٢٣٦٢) من طريق ابن جريج، و (٢٧٠٨) من طريق شعيب، ثلاثتهم عن ابن شهاب الزهري، عن عروة، أن الزبير … إلخ، لم يذكروا فيه عبد الله بن الزبير.وهو في "مسند أحمد" (١٦١١٦)، و"صحيح ابن حبان" (٢٤).وسيأتي برقم (٢٤٨٠).وأخرجه النسائي ٨/ ٢٣٨ - ٢٣٩ من طريق ابن وهب، عن الليث ويونس بن يزيد، عن الزهري، عن عروة، عن أخيه عبد الله بن الزبير، عن أبيه الزبير، به. قال =
16 - Bize Muhammed b. Yahyâ en-Neysâbûrî rivâyet etti; bize Abdürrezzâk rivâyet etti; bize Ma‘mer, ez-Zührî’den; o da Sâlim’den; o da İbn Ömer’den rivâyet etti ki, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah’ın câriyelerini [kadın kullarını] mescidlerde namaz kılmaktan menetmeyiniz." Bunun üzerine İbn Ömer’in bir oğlu [Abdullah b. Vâkıd veya Bilâl] dedi ki: "Biz onları menediyoruz." İbn Ömer (r.a.) dedi ki: "O zaman şiddetli bir öfkeyle kızdı ve şöyle dedi: Sana Resûlullah (s.a.v.)’ten hadis rivâyet ediyorum, sen ise ‘Biz onları menediyoruz’ mu diyorsun?!" (1)
17 - Bize Ahmed b. Sâbit el-Cahderî ve Ebû Amr Hafs b. Amr (2) rivâyet etti; ikisi dedi ki: Bize Abdülvehhâb es-Sekafî rivâyet etti; bize Eyyûb, Saîd b. Cübeyr’den rivâyet etti.
Hâfız [İbn Hacer], Fethu’l-Bârî’de (5/35): "Sanki İbn Vehb, Leys’in rivâyetini Yûnus’un rivâyetine hamletti; aksi takdirde Leys’in rivâyetinde Zübeyr’in zikri yoktur. Vallâhu a‘lem." demektedir.
"Şirâci’l-harre" kavlinde es-Sindî şöyle demiştir: "Şin’in kesresiyle (şirâc), şerçe -fetha ve sükûnla- kelimesinin çoğuludur. Bunlar harredeki [siyah taşlık arazideki] su yollarıdır. Harre ise siyah taşlı bir yerdir."
"Serrihi’l-mâe" (suyu salıver) ifadesi, tesrîh kökündendir, yani "gönder/salıver" anlamındadır.
(1) İsnâdı sahihtir.
Hadis, tam ve muhtasar olarak Buhârî (865, 873, 5238); Müslim (442/134, 135, 137); Nesâî (2/42) — Sâlim b. Abdillâh b. Ömer tarîkinden; Buhârî (899); Müslim (442/138, 139); Ebû Dâvûd (568); Tirmizî (577) — Mücâhid tarîkinden; Buhârî (900); Müslim (442/136); Ebû Dâvûd (566) — Nâfi‘ tarîkinden; Müslim (442/140) — Bilâl b. Abdillâh b. Ömer tarîkinden; Ebû Dâvûd (567) — Habîb b. Ebî Sâbit tarîkinden olmak üzere beş ayrı tarîkten İbn Ömer vasıtasıyla Resûlullah (s.a.v.)’den rivâyet edilmiştir.
Müslim’deki Mücâhid rivâyetinde, İbn Ömer’in azarladığı oğlunun isminin Vâkıd olduğu; Bilâl b. Abdillâh rivâyetinde ise, Abdullah’ın azarladığı kişinin Bilâl olduğu zikredilmiştir.
Bu hadis ayrıca Müsned-i Ahmed’de (4522) ve Sahîh-i İbn Hibbân’da (2208) da yer almaktadır.
(2) Yazma nüshalarda ve Muhammed Fuâd Abdülbâkî baskısında ile yine Tuhfetü’l-Eşrâf (9657) baskısında: "Hafs b. Ömer" şeklindedir. Bizim tespit ettiğimiz ise [M] nüshasının kenarındaki nüshadan ve
١٦ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍعَنْ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: "لَا تَمْنَعُوا إِمَاءَ اللَّهِ أَنْ يُصَلِّينَ فِي الْمَسْجِدِ". فَقَالَ ابْنٌ لَهُ: إِنَّا لَنَمْنَعُهُنَّ، قال: فَغَضِبَ غَضَبًا شَدِيدًا، وَقَالَ: أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وتَقُولُ: إِنَّا لَنَمْنَعُهُنَّ؟! (١)١٧ - حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ ثَابِتٍ الْجَحْدَرِيُّ، وَأَبُو عَمْرٍو حَفْصُ بْنُ عمرو (٢)، قالا حدَّثنا عبدُ الوهَّاب الثَّقَفيُّ، حدَّثنا أيوبُ، عن سعيد بن جُبَيرٍ= الحافظ في "الفتح" ٥/ ٣٥: كأن ابن وهب حمل رواية الليث على رواية يونس، وإلا فرواية الليث ليس فيها ذِكر الزبير، والله أعلم.قوله: "في شِراج الحرة"، قال السندي: بكسر الشين: جمع شَرْجة -بفتح فسكون- وهي مسايل الماء بالحرة: وهي أرض ذات حجارة سود."سرِّح الماء" من التسريح، أي: أرسِل.(١) إسناده صحيح.وأخرجه تامًا ومختصرًا البخاري (٨٦٥) و (٨٧٣) و (٥٢٣٨)، ومسلم (٤٤٢) (١٣٤) و (١٣٥) و (١٣٧)، والنسائي ٢/ ٤٢ من طريق سالم بن عبد الله بن عمر، والبخاري (٨٩٩)، ومسلم (٤٤٢) (١٣٨) و (١٣٩)، وأبو داود (٥٦٨)، والترمذي (٥٧٧) من طريق مجاهد، والبخاري (٩٠٠)، ومسلم (٤٤٢) (١٣٦)، وأبو داود (٥٦٦) من طريق نافع، ومسلم (٤٤٢) (١٤٠) من طريق بلال بن عبد الله بن عمر، وأبو داود (٥٦٧) من طريق حبيب بن أبي ثابت، خمستهم عن ابن عمر، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم. وذكر في رواية مجاهد عند مسلم أن ابن عبد الله بن عمر الذي زجره اسمه واقد، وذكر في رواية بلال بن عبد الله أن الذي زجره عبد الله هو بلال.وهر في " مسند أحمد" (٤٥٢٢)، و "صحيح ابن حبان" (٢٢٠٨).(٢) في الأصول الخطية ومطبوعة محمَّد فؤاد عبد الباقي وكذا المطبوع من "تحفة الأشراف" (٩٦٥٧): حفص بن عُمَر، وما أثبتناه. من نسخة على هامش (م) ومن =
Abdullah b. Mugaffel'den rivayet edildiğine göre, kendisinin yanında bir yeğeni oturuyordu. (Yeğeni) çakıl atınca onu nehyetti ve şöyle dedi: "Resûlullah (s.a.v.) bundan nehyetti ve şöyle buyurdu: 'Şüphesiz o (taş atmak) ne bir av yakalar ne de düşmana (etkili bir) yara açar; aksine dişi kırar ve gözü çıkarır.'" (Abdullah b. Mugaffel) dedi ki: Bunun üzerine yeğeni yine çakıl atmaya devam etti. Bunun üzerine (Abdullah) şöyle dedi: "Sana Resûlullah'ın (s.a.v.) bundan nehyettiğini haber veriyorum, sonra sen (yine) çakıl atıyorsun (1)? Artık seninle ebediyen konuşmayacağım (2)." 18 - Bize Hişâm b. Ammâr rivayet etti, bize Yahyâ b. Hamza rivayet etti, bana Bürd b. Sinân, İshak b. Kabîsa'dan, o da babasından rivayet etti ki, Resûlullah'ın (s.a.v.) sahâbîsi ve nakîbi (en-Nakîb) olan Ubâde b. es-Sâmit el-Ensârî, Muâviye ile birlikte Rum diyarına gazaya çıktı. Halkın altın kırıntılarını dînarlarla (3) ve gümüş kırıntılarını dirhemlerle alışveriş ettiklerini gördü ve şöyle dedi: "Ey insanlar,= " Tehzîbu'l-Kemâl ve fürû'unda da, ayrıca Hafs'ın babasının adının Amr olduğu konusunda tercüme yapanların hiçbiri ihtilaf etmemiştir; el-Mizzî, Tehzîb'de onun künyesi hakkında ihtilaf olduğunu zikretmiş, Ebû Amr denildiği gibi Ebû Ömer de denildiğini belirtmiştir. (M) nüshasında künyesi Ebû Ömer olarak geçer. (1) Basılı nüshalarda: "Sonra çakıl atmaya döndün." (2) İsnadı sahihtir. Tam ve muhtasar olarak Buhârî (4841) ve (6220), Müslim (1954) (55), Ebû Dâvûd (5270) Ukbe b. Sübhân yoluyla; Buhârî (5479), Müslim (1954) (54), Nesâî 8/47 Abdullah b. Büreyde yoluyla; Müslim (1954) (56) Saîd b. Cübeyr yoluyla olmak üzere her üçü de Abdullah b. Mugaffel'den merfû olarak rivayet etmişlerdir. Ayrıca Müsned-i Ahmed (16794) ve Sahîh-i İbn Hibbân'da (5949) geçmektedir. el-Hazf: Bir çakıl taşı veya çekirdeği şehadet parmağınla başparmağın arasına alıp atmandır veya tahtadan bir sapan yapıp onunla çakıl taşını başparmağınla şehadet parmağın arasına koyarak atmandır. (3) (Z) ve (M) nüshalarında: dînarla.
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ: أَنَّهُ كَانَ جَالِسًا إِلَى جَنْبِهِ ابْنُ أَخٍ لَهُ، فَخَذَفَ، فَنَهَاهُ، وَقَالَ: إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْهَا، وَقَالَ: "إِنَّهَا لَا تَصِيدُ صَيْدًا، وَلَا تَنْكأ عَدُوًّا، وَإِنَّهَا تَكْسِرُ السِّنَّ، وَتَفْقَأُ الْعَيْنَ". قَالَ: فَعَادَ ابْنُ أَخِيهِ يَخْذِفُ، فَقَالَ: أُحَدِّثُكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْهَا، ثُمَّ تَخْذِفُ (١)؟ لَا أُكَلِّمُكَ أَبَدًا (٢).١٨ - حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي بُرْدُ بْنُ سِنَانٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ قَبِيصَةَ، عَنْ أَبِيهِأَنَّ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ الْأَنْصَارِيَّ النَّقِيبَ صَاحِبَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَزَا مَعَ مُعَاوِيَةَ أَرْضَ الرُّومِ، فَنَظَرَ إِلَى النَّاسِ وَهُمْ يَتَبَايَعُونَ كِسَرَ الذَّهَبِ بِالدَّنَانِيرِ (٣)، وَكِسَرَ الْفِضَّةِ بِالدَّرَاهِمِ، فَقَالَ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ،= "تهذيب الكمال" وفروعه، كذلك لم يختلف كل من ترجم لحفص أن اسم أبيه عَمْرو، وذكر المزي في "التهذيب" خلافًا في كنيته، فقيل: أبو عَمْرو، وقيل: أبو عُمَر.ووقعت كنيته في (م): أبو عمر.(١) في النسخ المطبوعة: ثم عدت تخذف.(٢) إسناده صحيح.وأخرجه تامًا ومختصرًا البخاري (٤٨٤١) و (٦٢٢٠)، ومسلم (١٩٥٤) (٥٥)، وأبو داود (٥٢٧٠) من طريق عقبة بن صهبان، والبخاري (٥٤٧٩)، ومسلم (١٩٥٤) (٥٤)، والنسائي ٨/ ٤٧ من طريق عبد الله بن بريدة، ومسلم (١٩٥٤) (٥٦) من طريق سعيد بن جبير، ثلاثتهم عن عبد الله بن مغفل مرفوعًا.وهو في "مسند أحمد" (١٦٧٩٤)، و"صحيح ابن حبان" (٥٩٤٩).الخذف: هو رميُك حصاة أو نواة تأخذها بين سبابتيك وترمي بها، أو تتخذ مِخذفةً من خشب، ثم ترمي بها الحصاة بين إبهامك والسبابة.(٣) في (ذ) و (م): بالدينار.
Siz ribâ yiyorsunuz! Resûlullah (s.a.v.)'den işittim buyuruyordu ki: "Altını altınla ancak misli misline satın alın; aralarında fazlalık ve veresiye olmasın." Muâviye (r.a.) ona: "Ey Ebü'l-Velîd! Bence burada ancak veresiye olan kısım ribâdır, başkası değil" dedi. Ubâde (r.a.) dedi ki: "Sana Resûlullah'tan (s.a.v.) hadis rivayet ediyorum, sen bana kendi re'yinden mi bahsediyorsun! Vallahi eğer Allah beni (buradan) çıkarırsa, senin bana emir/yönetim yetkisinin olduğu bir yerde seninle birlikte ikamet etmeyeceğim." Dönüşte Medine'ye ulaştı. Ömer b. el-Hattâb (r.a.) ona: "Seni ne getirdi, ey Ebü'l-Velîd?" dedi. O da başından geçen kıssayı ve ikamet konusunda söylediğini anlattı. Bunun üzerine Ömer (r.a.) dedi ki: "Dön ey Ebü'l-Velîd, toprağına. Allah senin ve senin gibilerin bulunmadığı bir toprağı kahretsin." Ve Muâviye'ye yazdı: "Onun üzerinde senin herhangi bir emirliğin yoktur. İnsanları onun söylediği üzere amel ettir; zira hüküm/emir odur."(1)
19 - Bize Ebû Bekr b. Hallâd el-Bâhilî rivayet etti, bize Yahyâ b. Saîd(2) rivayet etti, İbn Aclân'dan, bize Avn b. Abdullah haber verdi...
(1) Senedi munkatı‘ olduğu için zayıftır. Kābîsa b. Züeyb, Ubâde b. es-Sâmit'ten işitmemiştir. Taberânî, "Müsnedü'ş-Şâmiyyîn"de (390) Hişâm b. Ammâr tarikiyle bu senedle tahric etmiştir. Hadisin aslı Sahîhayn'da Ubâde hadisi olarak mevcuttur, ancak bu zikredilen kıssa hariç. Bk. ileride 2254 numara.
(2) Burada matbû nüshalarda Yahyâ ile İbn Aclân arasında "Şu'be" kelimesi ziyade edilmiştir. Bu ziyade, yazma nüshalarda, Busayrî'nin "ez-Zevâid"inde ve Mizzî'nin "Tuhfetü'l-Eşrâf"ında (9532) bulunmamaktadır. Matbû nüshaya iki köşeli parantez arasında idhal edilmiştir. Mizzî, "Tehzîb"inde İbn Mâce ve diğer Kütüb-i Sitte sahiplerinin rivayetlerinde Şu'be'nin Muhammed b. Aclân'dan rivayetini numaralandırmamıştır.
إِنَّكُمْ تَأْكُلُونَ الرِّبَا، سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: "لَا تَبْتَاعُوا الذَّهَبَ بِالذَّهَبِ إِلَّا مِثْلًا بِمِثْلٍ، لَا زِيَادَةَ بَيْنَهُمَا وَلَا نَظِرَةَ". فَقَالَ لَهُ مُعَاوِيَةُ: يَا أَبَا الْوَلِيدِ، لَا أَرَى الرِّبَا فِي هَذَا إِلَّا مَا كَانَ مِنْ نَظِرَةٍ.فَقَالَ عُبَادَةُ: أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَتُحَدِّثُنِي عَنْ رَأْيِكَ! لَئِنْ أَخْرَجَنِي اللَّهُ لَا أُسَاكِنُكَ بِأَرْضٍ لَكَ عَلَيَّ فِيهَا إِمْرَةٌ. فَلَمَّا قَفَلَ لَحِقَ بِالْمَدِينَةِ، فَقَالَ لَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ: مَا أَقْدَمَكَ يَا أَبَا الْوَلِيدِ؟ فَقَصَّ عَلَيْهِ الْقِصَّةَ، وَمَا قَالَ مِنْ مُسَاكَنَتِهِ، فَقَالَ: ارْجِعْ يَا أَبَا الْوَلِيدِ إِلَى أَرْضِكَ، فَقَبَحَ اللَّهُ أَرْضًا لَسْتَ فِيهَا وَأَمْثَالُكَ. وَكَتَبَ إِلَى مُعَاوِيَةَ: لَا إِمْرَةَ لَكَ عَلَيْهِ، وَاحْمِلْ النَّاسَ عَلَى مَا قَالَ، فَإِنَّهُ هُوَ الْأَمْرُ (١).١٩ - حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ الْخَلَّادِ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ (٢)، عَنْ ابْنِ عَجْلَانَ، أخبرنا عَوْنُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ(١) إسناده ضعيف لانقطاعه، قبيصة بن ذؤيب لم يسمع من عبادة بن الصامت.وأخرجه الطبراني في "مسند الشاميين" (٣٩٠) من طريق هشام بن عمار، بهذا الإسناد.وأصل الحديث في "الصحيحين" من حدبث عبادة سوى هذه القصة التي ذكرها، وانظر ما سياتي برقم (٢٢٥٤).(٢) زيدَ هنا في النسخ المطبوعة بين يحص وبين ابن عجلان "عن شعبة"، وهذه الزيادة ليست في الأصول الخطية ولا في "الزوائد" للبوصيري ولا في "تحفة الأشراف" (٩٥٣٢) للمزي وأُقحمت في المطبوع منه إقحامًا بين حاصرتين، وهو- أي: المزي- لم يَرقُم على رواية شعبة عن محمَّد بن عجلان في "التهذيب" برقم ابن ماجه أو غيره من أصحاب الكتب الستة.