Sahîh-i Buhârî - es-Sultâniyye Tab‘ı (Buhârî)Kısım: Sünnet KitaplarıKitap: Sahîh-i BuhârîMüellif: Ebû Abdillâh, Muhammed b. İsmâil b. İbrahim b. el-Muğîre b. Berdizbeh el-Buhârî el-Cu‘fîTahkik: Bir grup âlimTab‘: es-Sultâniyye, el-Matba‘atü’l-Kübrâ el-Emîriyye, Bûlâk Mısır, 1311 h., Sultân Abdülhamîd-i Sânî’nin emriyleArdından Dr. Muhammed Züheyr en-Nâsır’ın ihtimamıyla tıpkıbasım yapılmış ve ilk baskısı 1422 h. yılında Dâru Tavki’n-Necât - Beyrut tarafından basılmış, kenar notları Muhammed Fuâd Abdülbâkî’nin hadis numaralandırmasıyla zenginleştirilmiş ve bazı önemli kaynaklara atıfta bulunulmuştur.Cilt sayısı: 9[Kitabın numaralandırması basılı nüshaya uygun olup Tahrîc hizmeti kapsamındadır.]Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
صحيح البخاري - ط السلطانية (البخاري)القسم: كتب السنةالكتاب: صحيح البخاريالمؤلف: أبو عبد الله، محمد بن إسماعيل بن إبراهيم بن المغيرة ابن بردزبه البخاري الجعفيتحقيق: جماعة من العلماءالطبعة: السلطانية، بالمطبعة الكبرى الأميرية، ببولاق مصر، ١٣١١ هـ، بأمر السلطان عبد الحميد الثانيثم صَوّرها بعنايته: د. محمد زهير الناصر، وطبعها الطبعة الأولى ١٤٢٢ هـ لدى دار طوق النجاة - بيروت، مع إثراء الهوامش بترقيم الأحاديث لمحمد فؤاد عبد الباقي، والإحالة لبعض المراجع المهمةعدد الأجزاء: ٩[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع، وهو ضمن خدمة التخريج]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Faziletli, Üstad-ı Ekber, Şeyh Husûne en-Nevevî —Ezher Camii Şeyhi— Hazretleri’nden vârid olan rapor metnidir. Allah kendisini korusun.
(هذا نص التقرير) الوارد من حضرة صاحب الفضيلة الأستاذ الأكبر الشيخ حسونة النواوي شيخ الجامع الأزهر - حفظه الله
Mukaddime: Bismillâhirrahmânirrahîm. Ey güzel işler yapılmasını emreden ve karşılığında pek çok mükâfat veren! Bize hidâyet ettiğin için sana hamd ederiz, bize lütufta bulunduğun için sana şükrederiz. En kerîm peygamberine, en büyük dayanak olan resûlüne, Efendimiz ve Mevlâmız Muhammed’e -ki o hayra rüzgârdan daha hızlı idi- salât ve selâm ederiz; âline, ashâbına ve iyiliği seven ve ona bağlanan herkese de. Ammâ ba‘d: Şüphesiz büyük eserler ve yüce lütuflar arasında, İslâm ümmetine hâlâ bahşetmekte olduğu o lütuflar, Efendimiz ve Mevlâmız, Mü’minlerin Emîri, peygamberlerin ve resullerin en şereflisinin halîfesi, dîni korumak ve âlemlerin işini ıslah etmekle kâim olan, genel ve şümullü şefkat sahibi, mükemmel ve bol ihsanlar sahibi, her güçlü ve her zayıfın huzur bulduğu rahmetin sahibi, herkesin yüksek ve alçak ihtiyacına eriştiren yüce himmet sahibi, iki karanın ve iki denizin sultânı, Haremeyn-i Şerîfeyn’in hâdimi, Allah’ın teb‘ası üzerindeki gölgesi ve mahlûkatına şâmil nimeti, Mevlâmız, imâm-ı âdil, mücâhid sultân, sultân oğlu sultân, Gâzî Abdülhamid Hân-ı Sânî, Sultân Abdülmecid Hân oğlu -Allah teyid eylesin- lütuflarındandır.
مقدمة بسم الله الرحمن الرحيم يا من أمر بصنع الجميل، وجزى عليه الجزاء الجزيل، نحمدك على ما هديتنا، ونشكرك على ما أوليتنا، ونصلي ونسلم على نبيك الأكرم، ورسولك السيد السند الأعظم، سيدنا ومولانا محمد الذي كان أسرع إلى الخير من الريح المرسلة، وعلى آله وصحبه وكل من والى المعروف وواصله، أما بعد:فإن من المآثر العظام والأيادي الجسام التي لا يزال يسديها إلى أمة الإسلام سيدنا ومولانا أمير المؤمنين، وخليفة أشرف الأنبياء والمرسلين، القائم بحياطة الدين وإصلاح أمر العالمين، صاحب الرأفة الشاملة العامة، والإحسانات الجمة التامة، والرحمة التي يرتاح لها كل قوي وضعيف، والهمة العليا التي تنيل كل أحد حاجته من وضيع وشريف، سلطان البرين والبحرين، وخادم الحرمين الشريفين، ظل اللَّه على رعيته، ونعمته الشاملة لبريته، مولانا الإمام العدل المجاهد السلطان ابن السلطان السلطان الغازي عبد الحميد خان الثاني ابن السلطان عبد المجيد خان، أيد اللَّه
Onun gayretiyle adalet ayakta durdu, onun adaletiyle tebaa doğruldu, onun bereketiyle beldelerin hayrı çoğaldı, onun emniyetinin gölgesinde bütün beşer huzur buldu. Allah onu İslâm'a bir izzet, bütün insanlığa bir rahmet olarak devam ettirdi. Şöyle ki: O -Allah kuvvet ve kudretini artırsın- Hicret-i Nebeviyye'nin 1311 senesinde, şanı yüce olan, faydasının şöhreti sebebiyle övgü ve beyana ihtiyaç bırakmayan "Sahîh-i İmâm Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî -Allah ondan râzı olsun ve onu hoşnut etsin-" kitabının basılmasına dair kerim şahan emrini verdi. Bu baskıda, "Sahîh-i Buhârî" şerifinin bütün rivayetlerinde kendisine itibar edilen "Yunînî" nüshasının kollarından, fevkalade zabtedilmiş, son derece sahih bir nüsha esas alınsın; ayrıca bunun dışında sahihlik ve zabtıyla meşhur başka nüshalara da müracaat edilsin. Basılan bütün nüshalar, doğuda ve batıda, Acem ve Arap bütün Müslümanlardan, havassa da avama da vakfedilmiş olsun.
Yunînî nüshasının aslı şudur: Şeyhülislam İmam Cemâleddin Muhammed b. Mâlik, Endülüs'ten hicret edip Dımaşk'a yerleşince, muhaddis ve hâfızların fazilet sahipleri ondan "Sahîh-i Buhârî"nin rivayetlerindeki müşkil lafızları kendilerine açıklamasını ve tashih etmesini istediler. O da bu talebi kabul etti ve yetmiş bir mecliste bu lafızları onlara açıklayıp tashih etti. Ayrıca onlar için "Şevâhidü't-Tavdîh ve't-Tashîh li-Müşkilâti'l-Câmi‘i's-Sahîh" adlı eserini telif etti. Tashihin hatmedilmesinin ardından, söz konusu "Yunînî" nüshasının son cildinin ilk varağına şu metni yazdı:
"Bu cildin ihtiva ettiği Sahîh-i Buhârî -Allah ondan râzı olsun-‘i, efendimiz, şeyh, imam, âlim, hâfız, mütkın Şerefüddin Ebü'l-Hüseyin Ali b. Muhammed b. Ahmed el-Yunînî -Allah ondan ve selefinden râzı olsun-‘nin kıraatiyle dinledim. Dinleme, fazilet sahibi bir cemaatin huzurunda, itimada şayan nüshalara murakabe ederek gerçekleşti. Ne zaman işkâlli bir lafza rast geldilerse, onda doğru olanı beyan ettim ve Arapçaya dair ilmimin gerektirdiği şekilde zabtettim. İfadenin açıklanmasına ve delilin ortaya konmasına ihtiyaç duyulan hususları ise, benzer ve şahitlerden ihtiyaç duyulanı ele alarak sözü tamamlayacağım bir cilde erteledim; tâ ki ondan istifade umumî olsun ve beyan tamam olsun, inşaallahü Teâlâ. Bunu Muhammed b. Abdillâh b. Mâlik, Allah'a hamdederek yazdı."
Hâfız Yunînî de söz konusu cildin son varağının arka yüzüne şu metni yazdı:
"Mukabele, tashih ve sema‘ı, şeyhimiz, Şeyhülislam, Arabın hücceti, edeb dizginlerinin mâliki, allâme Ebû Abdillâh b. Mâlik et-Tâî el-Ciyyânî -Allah Teâlâ ömrünü uzatsın-‘nin huzurunda, yetmiş birinci mecliste tamamladım. O, kıraatimi takip ediyor, telaffuzumu gözetliyordu. Onun seçtiği, tercih ettiği ve düzeltilmesini emrettiği şeyleri düzelttim ve üzerine tashih ettim."
القسط بهمته، وقوم أود الرعية بعدالته، وأكثر خير البلاد بيمنه، وأنام جميع الأنام في ظل أمنه، وأدامه عزًّا للإسلام، ورحمة لجميع الأنام.أنه - قوى اللَّه شوكته - أصدر أمره الكريم الشاهاني في سنة ١٣١١ من هجرته صلى الله عليه وسلم بطبع الكتاب الجليل الشان، الغني بشهرة نفعه عن الإطراء والبيان، وهو "صحيح الإمام أبي عبد اللَّه محمد بن إسماعيل البخاري" رضي الله عنه وأرضاه، وأن يعتمد في تصحيحه على نسخة شديدة الضبط بالغة الصحة، من فروع النسخة "اليونينية" المعول عليها في جميع روايات "صحيح البخاري" الشريف، وعلى نسخ أخرى خلافها شهيرة الصحة والضبط، وأن تكون نسخه المطبوعة كلها وقفًا على الخاص والعام، من سائر المسلمين شرقًا وغربًا، عجمًا وعربًا.وحقيقة أصل "اليونينية" أن شيخ الإسلام الإمام جمال الدين محمد بن مالك لما هاجر من الأندلس واستقر بدمشق، طلب منه فضلاء المحدثين والحفاظ أن يوضح ويصحح لهم مشكلات ألفاظ روايات "صحيح البخاري"، فأجابهم إلى ذلك، ووضحها وصححها لهم في أحد وسبعين مجلسًا، وألف لهم "شواهد التوضيح والتصحيح لمشكلات الجامع الصحيح"، وكتب عند تمام ختم التصحيح على أول ورقة من الجزء الأخير من النسخة "اليونينية" المذكورة ما صورته:سمعت ما تضمنه هذا المجلد من "صحيح البخاري" رضي الله عنه بقراءة سيدنا الشيخ الإمام العالم الحافظ المتقن شرف الدين أبي الحسين علي بن محمد بن أحمد اليونيني رضي الله عنه وعن سلفه، وكان السماع بحضرة جماعة من الفضلاء ناظرين في نسخ معتمد عليها، فكلما مر بهم لفظ ذو إشكال بينت فيه الصواب، وضبط على ما اقتضاه علمي بالعربية، وما افتقر إلى بسط عبارة وإقامة دلالة أخرت أمره إلى جزء أستوفي فيه الكلام مما يحتاج إليه من نظير وشاهد؛ ليكون الانتفاع به عامًّا، والبيان تامًّا، إن شاء اللَّه تعالى. وكتبه محمد بن عبد اللَّه بن مالك حامدًا للَّه تعالى. اهـ.وكتب الحافظ اليونيني على ظهر آخر ورقة من المجلد المذكور ما صورته:بلغت مقابلة وتصحيحًا وإسماعًا بين يدي شيخنا شيخ الإسلام حجة العرب، مالك أزمة الأدب، العلامة أبي عبد اللَّه بن مالك الطائي الجياني، أمد اللَّه تعالى عمره، في المجلس الحادي والسبعين، وهو يراعي قراءتي ويلاحظ نطقي، فما اختاره ورجحه وأمر بإصلاحه أصلحته وصححت عليه،
Zikredilen, kendisinde iki veya üç irâbın caiz olduğu şeylerin üzerine (mai) yazılmıştır. Böylece ben de bunu emredilene ve tercih edilene göre uyguladım. Ben, hâfız Ebû Zer, hâfız Ebû Muhammed el-Usaylî ve hâfız Ebü'l-Kāsım ed-Dımeşkī'nin asıllarıyla mukabele ediyorum; on üçüncü cüz ile otuz üçüncü cüz hariç; zira onlar mevcut değildir. Ayrıca hâfız Ebû Mansûr es-Sem‘ânî ve diğer hâfızların kıraatiyle Şeyh Ebü'l-Vakt üzerine semâ edilmiş bir asıl ile; bu vakıf, Semisâtî Hankâhı'ndadır. Ebû Zer ile uyuşanlara (هـ), el-Usaylî ile (ص), ed-Dımeşkī ile (ش), Ebü'l-Vakt ile (ظ) işareti koydum. Böylece bilinsin. Bunu kitabın başında bir ferhada zikrettim; rumuzların bilinmesi için. Bunu Allah'ın affına mazhar olan Alî b. Muhammed el-Hâşimî el-Yûnînî yazdı. Son. Allah, efendimiz ve mevlâmız emîru'l-mü'minîne bu güzel iradeyi mükâfatlandırsın ve ondan bu bol ve büyük hayırları kabul buyursun. Allah ömrünü uzun kılsın, bütün Müslümanlar için bir koruyucu, tüm âlemler için bir siper olarak. Evvelin ve âhirin efendisinin hürmetine. Allah O'na, âline ve ashâbının tamamına salât ve selâm etsin. Tüm peygamberlere, resullere ve onların âline selâm olsun. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Bil ki Buhârî (Allah Teâlâ ondan râzı olsun) Buhara'da cuma günü veya cuma gecesi 194 senesi Şevval ayının on üçünde doğdu ve 256 senesi Ramazan Bayramı gecesi cumartesi gecesi vefat etti; altmış iki yaşında on üç gün eksik. Ondan rivayet edildi ki: “Sahih kitabını yaklaşık altı yüz bin hadis arasından on altı yılda çıkardım. Oraya koyduğum her hadis için mutlaka gusül abdesti alır ve iki rekat namaz kılardım.” Son. Faziletleri sayılamayacak kadar çok, kum ve çakıl tanelerinin sayısından daha fazladır. Sahih'inin hadis sayısı yedi bin iki yüz yetmiş beştir; tekrarlar çıkarılınca dört bin; başka rivayetler de vardır. Buhârî'nin dört mezhebe de muhalefet ettiği iddia edilmiştir; doğru olan şudur ki o müçtehittir. Bu, eş-Şuberhîtî'nin Erbaîn en-Neveviyye şerhinden ve başka kaynaklardan alınmıştır.
وما ذكر أنه يجوز فيه إعرابان أو ثلاثة كتبت عليه: (معًا)، فأعملت ذلك على ما أمر ورجح، وأنا أقابل بأصل الحافظ أبي ذر، والحافظ أبي محمد الأصيلي، والحافظ أبي القاسم الدمشقي ما خلا الجزء الثالث عشر والثالث والثلاثين؛ فإنهما معدومان، وبأصل مسموع على الشيخ أبي الوقت بقراءة الحافظ أبي منصور السمعاني وغيره من الحفاظ، وهو وقف بخانقاه السميساطي، وعلامات ما وافقت أبا ذر هـ والأصيلي ص والدمشقي ش وأبا الوقت ظ؛ فليعلم ذلك، وقد ذكرت ذلك في أول الكتاب في فرخة؛ لتعلم الرموز. كتبه علي بن محمد الهاشمي اليونيني عفا اللَّه عنه. اهـ.فشكر اللَّه لسيدنا ومولانا أمير المؤمنين هذه الإرادة الجميلة، وتقبل منه هذه الخيرات العميمة الجزيلة، وأطال اللَّه حياته عصمة لجميع المسلمين، وحياطة لعموم العالمين، بجاه سيد الأولين والآخرين، صلى اللَّه وسلم عليه وعلى آله وصحبه أجمعين، وسلام على جميع الأنبياء والمرسلين وآلهم، والحمد للَّه رب العالمين. اعلم أن البخاري رضي اللَّه تعالى عنه ولد ببخارى يوم الجمعة أو ليلتها ثالث عشر شوال سنة ١٩٤ وتوفي ليلة السبت ليلة عيد الفطر سنة ٢٥٦ عن اثنتين وستين سنة إلا ثلاثة عشر يومًا، روي عنه أنه قال: خرجت كتاب "الصحيح" من زهاء ستمائة ألف حديث في ست عشرة سنة، وما وضعت فيه حديثًا إلا اغتسلت وصليت ركعتين. اهـ. وفضائله أكثر من أن تحصى، وأوفر من عدد الرمل والحصى، وعدد أحاديث صحيحه سبعة آلاف ومائتان وخمسة وسبعون، وبإسقاط المكرر أربعة آلاف، وقيل غير ذلك، وقد تنازع البخاري المذاهب الأربعة، والصحيح أنه مجتهد. اهـ من "شرح الشبرخيتي على الأربعين النووية"، ومن غيره.
Birinci Cilt: Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâil b. İbrâhim b. el-Muğîre İbn Berdizbeh el-Buhârî el-Cu‘fî'nin (r.a.) Sahîh'indendir. Allah Teâlâ ondan râzı olsun ve onunla bizi faydalandırsın, âmîn. Sahih ve muteber nüshalarda (ki bu matbû nüshayı onlar üzerinde tashih ettik) râvî isimlerine delâlet eden rumuzlar bulduk. Bunlar: هـ (Ebû Zer el-Herevî için), ص (el-Asîlî için), س (İbn Asâkir için), ط (Ebü'l-Vakt için), هـ (el-Keşmîhenî için), حـ (el-Hamevî için), سـ (el-Müstemlî için), ك (Kerîme için), حهـ (el-Hamevî ile el-Keşmîhenî'nin birleşmesi), حسـ (el-Hamevî ile el-Müstemlî'nin birleşmesi). Bâzen حهـ ve حسـ rumuzlarının altında başka bir rumuz daha bulunur; bu, o rumuz sahibinin her iki râvîden rivayet ettiğine işarettir. Bâzen bir rumuzun önünde (لا) bulunur; bu, (لا) işareti konulan kelimenin, kendisinden sonraki rumuz sahibine göre sâkıt olduğuna işarettir. Bâzen (لا) bulunan cümlenin sonunda (إلى) lafzı bulunur; bu, rumuz sahibine göre sâkıt olan kısmın sonunu gösterir. Ayrıca rumuzlardan ع (ayn) vardır ki İbn es-Sem‘ânî'ye ait olabilir; ج (cîm) el-Cürcânî'ye; ق (kâf) el-Kâbisî'ye; ح (hâ), عط (ayn-tâ) ve صع (sâd-ayn) ise sahipleri bilinmemektedir. Belki bunlardan başka da bilinmeyen rumuzlar bulunabilir. Bazı kelimelerin üzerinde خـ veya ـخـ veya خ bulunur; bu, o kelimenin başka bir nüshaya ait olduğuna işarettir. Bazen kelimenin üzerinde صحـ lafzı bulunur; bu, o kelimenin, kendisine rumuz verilen kişi veya Hâfız el-Yûnînî nezdinde sahih olarak işitildiğine işarettir. Allah Subhânehû en iyi bilendir. Baskı: Mısır'ın mahmiye beldesi Bûlâk'taki Emîriyye Matbaası, hicrî 1311 senesi.
(الجزء الأول)من صحيح أبي عبد اللَّه محمد بن إسماعيل بن إبراهيم بن المغيرة ابن بردزبه البخاري الجعفي رضي اللَّه تعالى عنه ونفعنا به آمين. قد وجدنا في النسخ الصحيحة المعتمدة التي صححنا عليها هذا المطبوع رموزًا لأسماء الرواة منها:هـ لأبي ذر الهروي، وص للأصيلي، وس لابن عساكر، وط لأبي الوقت، وهـ للكشميهني، وحـ للحموي، وسـ للمستملي، وك لكريمة، وحهـ لاجتماع الحموي والكشميهني، وحسـ للحموي والمستملي، وتارة توجد تحت حهـ وحسـ هـ أو غيرها إشارة إلى روايته عنهما، وتارة توجد قبل الرمز (لا) إشارة إلى سقوط الكلمة الموضوعة عليها (لا) عند أصحاب الرمز الذي بعدها، وقد يوجد في آخر تلك الجملة التي عليها (لا) لفظ (إلى) إشارة إلى آخر الساقط عند صاحب الرمز.ومن الرموز ع ولعلها لابن السمعاني، وج ولعلها للجرجاني، وق ولعلها للقابسي، وح وعط وصع ولم يعلم أصحابها، وربما وجد رموز غير ذلك لم تعلم أيضًا، ويوجد على بعض الكلمات خـ أو ـخـ أو خ وهي إشارة إلى أنها نسخة أخرى، وقد يوجد على الكلمة لفظ صحـ إشارة إلى صحة سماع هذه الكلمة عند المرموز له أو عند الحافظ اليونيني. واللَّه سبحانه أعلم. (طبع)بالمطبعة الكبرى الأميرية ببولاق مصر المحميةسنة ١٣١١ هجرية
Bismillâhirrahmânirrahîm. Şeyh, İmam, Hâfız Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâil b. İbrâhim b. el-Muğîra el-Buhârî -Rahmetullahi teâlâ, âmîn- dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)'e vahyin başlangıcı nasıl idi? Allah celle zikruhû'nun: "Muhakkak ki biz, Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik" kavli de (bu bapta zikredilmiştir).
بسم الله الرحمن الرحيمقَالَ الشَّيْخُ الإِمَامُ الْحَافِظُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْمُغِيرَةِ الْبُخَارِىُّ رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى، آمِينَ: كَيْفَ كَانَ بَدْءُ الْوَحْيِ إِلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، وَقَوْلُ اللهِ جَلَّ ذِكْرُهُ: {إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِنْ بَعْدِهِ}.
Bize Yâhya b. Bükeyr rivayet etti, dedi ki: Bize Leys, Ukayl'den, o İbn Şihâb'dan, o Urve b. Zübeyr'den, o Mü'minlerin annesi Âişe (r.anhâ)'dan rivayet etti ki şöyle demiştir:
Resûlullah (s.a.v.)’e vahyin ilk başlayış şekli, uykuda sâlih rüya idi. O gördüğü her rüya, tan yerinin aydınlanması gibi (açık ve net) çıkardı. Sonra O’na halvet (tenhaya çekilmek) sevdirildi ve Hira mağarasında tahannüs ederdi –ki bu, sayılı gecelerde (birkaç gece süren) ibadet demektir– ailesine dönmeden evvel; bunun için azık alır, sonra Hadîce’nin yanına döner, yine aynı şekilde azıklanırdı. Nihayet Hira mağarasında iken kendisine hak (vahiy) geldi. Melek gelip «Oku!» dedi. Resûlullah: «Ben okuma bilmem» dedi. (Resûlullah şöyle anlattı:) Melek beni tutup iyice sıktı, öyle ki benden iyice zorlanma hâsıl oldu; sonra beni bırakıp «Oku!» dedi. Ben yine «Ben okuma bilmem» dedim. Melek beni ikinci kez tutup yine iyice sıktı, benden zorlanma hâsıl oldu, sonra beni bırakıp «Oku!» dedi. Ben yine «Ben okuma bilmem» dedim. Ardından beni üçüncü defa tutup sıktı, sonra bıraktı ve: {Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alaktan (asılıp tutunan zigottan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.} dedi. Resûlullah (s.a.v.) kalbini bir korku titretmesi kaplamış hâlde (bu âyetlerle) geri döndü. Hemen Hadîce bint Hüveylid (r.anhâ)’nın yanına girdi ve «Beni örtün, beni örtün!» dedi. (Orada bulunanlar) onu örttüler, nihayet korkusu gitti. Sonra Hadîce’ye olanı biteni anlattı ve «Kendimden korkuyorum» dedi. Bunun üzerine Hadîce şöyle dedi: «Hayır, asla! Allah'a yemin olsun ki Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabana iyilik eder, işsiz güçsüzün yükünü taşır, elindeki yokluktan olana verir, misafiri ağırlar ve hakkın başına gelen musibetlerde yardım edersin.» Ardından Hadîce onu alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abdiluzzâ’ya götürdü. Varaka, Câhiliye devrinde Hristiyan olmuş bir adamdı. İbrânîce kitap yazardı. İncil’den İbrânîce olarak Allah’ın dilediği kadar yazardı. Yaşlı bir ihtiyar ve gözleri kör olmuştu. Hadîce ona: «Ey amcaoğlu! Yeğeninden dinle» dedi. Varaka: «Ey yeğenim! Ne görüyorsun?» dedi. Resûlullah (s.a.v.) gördüğü haberi ona bildirdi. Bunun üzerine Varaka şöyle dedi: «Bu, Allah’ın Musa’ya indirdiği nâmûstur (vahiy meleğidir). Keşke o zaman genç olsaydım. Kavmin seni (yurdundan) çıkaracağı zaman hayatta olmayı dilerdim.» Resûlullah (s.a.v.): «Onlar beni çıkaracak mı ki?!» dedi. Varaka: «Evet. Senin getirdiğin gibi bir şey getiren hiçbir kimse yoktur ki düşmanlıkla karşılaşmasın. Eğer o günü idrak edersem, sana ardı arkası kesilmeyen bir yardımla yardım ederim» dedi. Sonra Varaka çok geçmeden vefat etti ve vahiy kesildi (fetret dönemi başladı).
٣ - حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ ، قَالَ: حَدَّثَنَا اللَّيْثُ ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أَنَّهَا قَالَتْ: «أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْيِ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ فِي النَّوْمِ، فَكَانَ لَا يَرَى رُؤْيَا إِلَّا جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ، ثُمَّ حُبِّبَ إِلَيْهِ الْخَلَاءُ، وَكَانَ يَخْلُو بِغَارِ حِرَاءٍ، فَيَتَحَنَّثُ فِيهِ وَهُوَ التَّعَبُّدُ اللَّيَالِيَ ذَوَاتِ الْعَدَدِ قَبْلَ أَنْ يَنْزِعَ إِلَى أَهْلِهِ، وَيَتَزَوَّدُ لِذَلِكَ، ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى خَدِيجَةَ فَيَتَزَوَّدُ لِمِثْلِهَا، حَتَّى جَاءَهُ الْحَقُّ وَهُوَ فِي غَارِ حِرَاءٍ، فَجَاءَهُ الْمَلَكُ فَقَالَ: اقْرَأْ، قَالَ: مَا أَنَا بِقَارِئٍ. قَالَ: فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ: اقْرَأْ، قُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ، فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّانِيَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ: اقْرَأْ، فَقُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ، فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّالِثَةَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ} فَرَجَعَ بِهَا رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَرْجُفُ فُؤَادُهُ، فَدَخَلَ عَلَى خَدِيجَةَ بِنْتِ خُوَيْلِدٍ رضي الله عنها فَقَالَ: زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي فَزَمَّلُوهُ حَتَّى ذَهَبَ عَنْهُ الرَّوْعُ، فَقَالَ لِخَدِيجَةَ وَأَخْبَرَهَا الْخَبَرَ: لَقَدْ خَشِيتُ عَلَى نَفْسِي فَقَالَتْ خَدِيجَةُ: كَلَّا وَاللهِ مَا يُخْزِيكَ اللهُ أَبَدًا، إِنَّكَ لَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ. فَانْطَلَقَتْ بِهِ خَدِيجَةُ حَتَّى أَتَتْ بِهِ وَرَقَةَ بْنَ نَوْفَلِ بْنِ أَسَدِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى، ابْنَ عَمِّ خَدِيجَةَ، وَكَانَ امْرَأً تَنَصَّرَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ يَكْتُبُ الْكِتَابَ الْعِبْرَانِيَّ، فَيَكْتُبُ مِنَ الْإِنْجِيلِ بِالْعِبْرَانِيَّةِ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَكْتُبَ، وَكَانَ شَيْخًا كَبِيرًا قَدْ عَمِيَ، فَقَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ: يَا ابْنَ عَمِّ، اسْمَعْ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ. فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ: يَا ابْنَ أَخِي مَاذَا تَرَى؟ فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم خَبَرَ مَا رَأَى، فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ: هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي نَزَّلَ اللهُ عَلَى مُوسَى، يَا لَيْتَنِي فِيهَا جَذَعًا، لَيْتَنِي أَكُونُ حَيًّا إِذْ يُخْرِجُكَ قَوْمُكَ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: أَوَمُخْرِجِيَّ هُمْ؟! قَالَ: نَعَمْ. لَمْ يَأْتِ رَجُلٌ قَطُّ بِمِثْلِ مَا جِئْتَ بِهِ إِلَّا عُودِيَ، وَإِنْ يُدْرِكْنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا. ثُمَّ لَمْ يَنْشَبْ وَرَقَةُ أَنْ تُوُفِّيَ، وَفَتَرَ الْوَحْيُ.»
Bize Mûsâ b. İsmâîl rivâyet etti. Dedi ki: Bize Ebû Avâne rivâyet etti. Dedi ki: Bize Mûsâ b. Ebî Âişe rivâyet etti. Dedi ki: Bize Saîd b. Cübeyr rivâyet etti. O da İbn Abbas’tan rivâyet etti. Yüce Allah'ın: "Onu acele ile bellemek için dilini kıpırdatma" âyeti hakkında İbn Abbas şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) vahyin gelişi esnasında zorluk çeker ve dudaklarını kıpırdatırdı. İbn Abbas dedi ki: Ben de Resûlullah (s.a.v.) dudaklarını nasıl kıpırdatıyorsa sizin için onları öylece kıpırdatıyorum. Saîd dedi ki: Ben de İbn Abbas'ı kıpırdatırken gördüğüm gibi kıpırdatıyorum. Ardından dudaklarını kıpırdattı. Bunun üzerine Allah teâlâ: "Onu acele bellemek için dilini kıpırdatma. Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir." (İbn Abbas) dedi ki: Onu senin kalbinde toplamak ve okutmak bize aittir. "Onu biz okuduğumuz zaman sen onun okunuşuna uy." dedi: Onu dinle ve sus. "Sonra onu açıklamak da bize aittir." Sonra onu okutmak da bize aittir. Bundan sonra Resûlullah (s.a.v.), Cibrîl kendisine geldiğinde dinlerdi. Cibrîl gidince de Peygamber (s.a.v.) onu Cibrîl'in okuduğu gibi okurdu.
٥ - حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ ، قَالَ: حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، «فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: {لا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ} قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يُعَالِجُ مِنَ التَّنْزِيلِ شِدَّةً، وَكَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ شَفَتَيْهِ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: فَأَنَا أُحَرِّكُهُمَا لَكُمْ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يُحَرِّكُهُمَا، وَقَالَ سَعِيدٌ: أَنَا أُحَرِّكُهُمَا كَمَا رَأَيْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ يُحَرِّكُهُمَا، فَحَرَّكَ شَفَتَيْهِ فَأَنْزَلَ اللهُ تَعَالَى: {لا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ} قَالَ: جَمْعُهُ لَهُ فِي صَدْرِكَ وَتَقْرَأَهُ: {فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ} قَالَ فَاسْتَمِعْ لَهُ وَأَنْصِتْ: {ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ} ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ تَقْرَأَهُ، فَكَانَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ اسْتَمَعَ، فَإِذَا انْطَلَقَ جِبْرِيلُ قَرَأَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَمَا قَرَأَهُ».
915 - Yahyâ b. Bükeyr rivâyet etti: Leys rivâyet etti, Ukayl'den, o İbn Şihâb'dan naklettiğine göre Sâib b. Yezîd kendisine şu haberi vermiştir: "Cuma günü ikinci ezanı, mescid halkı çoğalınca Osman (r.a.) emretmiştir. Cuma günü ezan ise imam (hutbe için) oturduğu zaman okunurdu."
٩١٥ - حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ قَالَ: حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ : أَنَّ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ أَخْبَرَهُ: «أَنَّ التَّأْذِينَ الثَّانِيَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَمَرَ بِهِ عُثْمَانُ حِينَ كَثُرَ أَهْلُ الْمَسْجِدِ، وَكَانَ التَّأْذِينُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ حِينَ يَجْلِسُ الْإِمَامُ».
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Îmân Kitabı.
Îmân Bâbı ve Nebî (s.a.v.)'in: "İslâm beş [temel] üzerine bina edilmiştir" sözü. O [îmân] söz ve fiildir; artar ve eksilir. Allah Teâlâ buyurmuştur: "لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ" (İmânlarına imân katmak için); "وَزِدْنَاهُمْ هُدًى" (Onlara hidâyetlerini arttırdık); "وَيَزِيدُ اللهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى" (Allah hidâyete erenlerin hidâyetini arttırır); "وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ" (Hidâyete erenlere ise hidâyetlerini arttırmış ve takvâlarını vermiştir); "وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا" (İmân edenlerin imânı artsın diye). Yine O'nun şu sözü: "أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا" (Sizin hanginizin imânını bu arttırdı? İmân edenlere gelince, o onların imânını arttırdı). Ve zikri yüce olan O'nun şu sözü: "فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا" (Onlardan korktular da Allah imânlarını arttırdı). Teâlâ'nın şu sözü: "وَمَا زَادَهُمْ إِلا إِيمَانًا وَتَسْلِيمًا" (Bu, onların ancak imân ve teslîmiyetini arttırmıştır). Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek imândandır. Ömer b. Abdülazîz, Adî b. Adî'ye şöyle yazdı: "Şüphesiz imânın farzları, şeriatları, sınırları ve sünnetleri vardır. Kim onları tamamlarsa imânı tamamlamış olur; kim de tamamlamazsa imânı tamamlamış olmaz. Eğer yaşarsam, onları size beyan edeceğim ki onlarla amel edesiniz. Eğer ölürsem, ben size arkadaşlık etmeye pek de istekli değilim." İbrâhîm: "لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي" (ancak kalbimin mutmain olması için) dedi. Muâz: "Bizimle otur, bir saat imân edelim" dedi. İbn Mes‘ûd: "Yakîn, imânın tamamıdır" dedi. İbn Ömer: "Kul, takvânın hakikatine, göğsüne takılıp kalan bir şeyi terk etmedikçe ulaşamaz" dedi. Mücâhid: "شَرَعَ لَكُمْ" (size dinî hükümler koydu) âyeti hakkında: 'Ey Muhammed, sana ve ona (yani önceki peygamberlere) tek bir dini vasiyet ettik' dedi. İbn Abbâs: "شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا" (bir şeriat ve bir yol) hakkında: 'Bir yol ve bir sünnettir' dedi. ⦗ص: 11⦘
بسم الله الرحمن الرحيمكِتَابُ الْإِيمَانِبَابُ الْإِيمَانِ وَقَوْلُِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍوَهُوَ قَوْلٌ وَفِعْلٌ وَيَزِيدُ وَيَنْقُصُ قَالَ اللهُ تَعَالَى {لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ} {وَزِدْنَاهُمْ هُدًى} {وَيَزِيدُ اللهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى} {وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ} {وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا} وَقَوْلُهُ {أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا} ⦗ص: ١١⦘وَقَوْلُهُ جَلَّ ذِكْرُهُ {فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا} وَقَوْلُهُ تَعَالَى {وَمَا زَادَهُمْ إِلا إِيمَانًا وَتَسْلِيمًا} وَالْحُبُّ فِي اللهِ وَالْبُغْضُ فِي اللهِ مِنَ الْإِيمَانِ وَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ إِلَى عَدِيِّ بْنِ عَدِيٍّ: إِنَّ لِلْإِيمَانِ فَرَائِضَ وَشَرَائِعَ وَحُدُودًا وَسُنَنًا فَمَنِ اسْتَكْمَلَهَا اسْتَكْمَلَ الْإِيمَانَ وَمَنْ لَمْ يَسْتَكْمِلْهَا لَمْ يَسْتَكْمِلِ الْإِيمَانَ، فَإِنْ أَعِشْ فَسَأُبَيِّنُهَا لَكُمْ حَتَّى تَعْمَلُوا بِهَا وَإِنْ أَمُتْ فَمَا أَنَا عَلَى صُحْبَتِكُمْ بِحَرِيصٍ.وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ: {وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي} وَقَالَ مُعَاذٌ: اجْلِسْ بِنَا نُؤْمِنْ سَاعَةً وَقَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ: الْيَقِينُ الْإِيمَانُ كُلُّهُ وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ: لَا يَبْلُغُ الْعَبْدُ حَقِيقَةَ التَّقْوَى حَتَّى يَدَعَ مَا حَاكَ فِي الصَّدْرِ وَقَالَ مُجَاهِدٌ: {شَرَعَ لَكُمْ} أَوْصَيْنَاكَ يَا مُحَمَّدُ وَإِيَّاهُ دِينًا وَاحِدًا وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: {شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا} سَبِيلًا وَسُنَّةً.
Bâb: Duânız İmanınızdır
بَابٌ: دُعَاؤُكُمْ إِيمَانُكُمْ
Bâb: İt'âm-ı taâm İslâm'dandır.
بَابٌ: إِطْعَامُ الطَّعَامِ مِنَ الْإِسْلَامِ
Bâb: Fitnelerden firar etmek dîndendir.
بَابٌ: مِنَ الدِّينِ الْفِرَارُ مِنَ الْفِتَنِ
Bâb: Haya îmândandır.
بَابٌ: الْحَيَاءُ مِنَ الْإِيمَانِ