Sahîh-i Buhârî – ‘Ata’âtü’l-‘İlim neşri (Buhârî). Kısım: Sünnet Kitapları. Kitap: el-Câmi‘u’l-Müsnedü’s-Sahîhu’l-Muhtasar min Umûri Resûlillâh (s.a.v.) ve Sünenihî ve Eyyâmihî. Müellif: Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâ‘îl el-Buhârî (194-256 h.). Hâfız nüshası: Şerefüddîn Ebü’l-Hüseyn Alî b. Muhammed el-Yûnînî (621-701 h.). İhtimam gösteren: Dâru’l-Kemâl el-Müttehide. Yayınevi: ‘Ata’âtü’l-‘İlim – Mûsû‘atü Sahîhi’l-Buhârî, https://bukhari-pedia.net. Yayın yılı: 1437 h. Şâmile’ye hediye eden: ‘Ata’âtü’l-‘İlim – Allah ecirlerini versin. [Şâmile’de kitap sayfalarını, aralarındaki benzerlik sebebiyle ‘Beytü’s-Sünne’ baskısına uygun olarak numaralandırdık.] Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
صحيح البخاري - ن عطاءات العلم (البخاري)القسم: كتب السنةالكتاب: الجامع المسند الصحيح المختصر من أمور رسول الله صلى الله عليه وسلم وسننه وأيامهالمؤلف: أبو عبد الله محمد بن إسماعيل البخاري (١٩٤ - ٢٥٦ هـ)نسخة الحافظ: شرف الدين أبي الحسين علي بن محمد اليونيني (٦٢١ - ٧٠١ هـ)اعتنى به: دار الكمال المتحدةالناشر: عطاءات العلم - موسوعة صحيح البخاري، https://bukhari-pedia.netعام النشر: ١٤٣٧ هـأهداه للشاملة: «عطاءات العلم» جزاهم الله خيرًا[رقمنا صفحات الكتاب بالشاملة موافقا لطبعة «بيت السنة»، للتشابه بينهما]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
el-Yûnînî nüshasının tarifi ve bu nüsha üzerindeki çalışma yöntemimiz: İmam Ebû Abdullah el-Buhârî (Allah rahmet eylesin)'in Sahîh-i Buhârî'sinin, tahkik ehli ilim talebeleri için temel, müdakkik araştırmacılar için güvenilir bir kaynak ve dikkatli okuyucular için vehim ve hata sürçmelerinden veya tahrif ve tashif aşırılıklarından emin olacak şekilde sağlam ve mükemmel bir nüshasının tesbiti ve itkanı meselesi, İmam Buhârî'nin (Allah rahmet eylesin) talebeleri tabakasından başlayarak nesilden nesile, ilim imamlarının büyüklerinin -gerek rivayet ehli gerekse dirayet ehli olsun- zihinlerini meşgul etmiş; öyle ki, bu âlimlerin birçoğu, bu eşsiz kitabın lafız ve rivayetlerinin zabtındaki ihtilafın azgınlığını gemleyecek sağlam, aslî ve mutkin bir nüsha elde etmek için dünyanın dört bir yanına yolculuk etmek zorunda kalmışlardır. Zira Allah teâlâ, bu kitabın yüceltilmesine izin vermiştir.
التعريف بالنسخة اليونينية ومنهج عملنا فيهاشغلَت قضيةُ ضبط وإتقان نسخةٍ من الجامع الصحيح للإمام أبي عبد الله البخاري رحمه الله تكون عُمدةً لطلَّاب العلم المحققين ومثابةً للباحثين المدققين وأمنًا للقراء النابهين من زَلَّات الوهم والخطأ أو شطحات التحريف والتصحيف، شغلت هذه القضية ضمائرَ الكِبار من أئمة العلم - سواءً المختصين بالرواية منهم أو المتخصصين بالدراية - منذ طبقة تلاميذ الإمام البخاري رحمه الله فهُلُمَّ جرًا جيلًا بعدَ جيلٍ، إلى الحد الذي أوجب الرحلةَ على كثير من هؤلاء العلماء إلى آفاق الدنيا طلبًا منهم لتحصيل أصلٍ أصيلٍ متقَنٍ يُلجِمون به شِماسَ الاختلاف في ضبط ألفاظ وروايات هذا الكتاب الفَذِّ الذي أَذِنَ الله تعالى له أن يُرفَع.
Âlimler, mübarek bu gayret yolunda birbiri ardınca devam edip durmuşlar, nihayet o mukaddes emanet, el-Yûnînî diye meşhur İmam Şerefüddîn Ebü'l-Huseyn Ali b. Muhammed b. Ahmed b. Abdullah el-Hâşimî el-Huseynî el-Hanbelî'nin (Ba‘lebek'te 621 yılında doğmuş, 701 yılında orada vefat etmiştir – Allah rahmet eylesin) zimmetine ulaşmıştır. O da bu emanete bütün ihtimamını göstermiş, onun uğrunda ömrünün hülasasını harcamış, var gücünü sarf etmiş, öyle ki Sahîh-i Buhârî'nin tashihi meselesi hayatının davası hâline gelmiştir. Nitekim talebesi İmam ez-Zehebî (Allah rahmet eylesin) onun sadece bir yıl içinde Sahîh'i on kere kadar mukabele ettiğini zikretmiştir. O, niyetinin sıdkı ve kasdının ihlâsı sebebiyle Allah Teâlâ'nın inayetiyle desteklenmiş ve O'nun tevfîkiyle yardım görmüştür. Böylece Sahîh-i Buhârî'den öyle kıymetli asıllar ve değerli nüshalar elde etmiştir ki bunlar onun azmini kuvvetlendirmiş, iradesini pekiştirmiş, hayatında ve vefatından sonra talebelerin seyahat maksadı ve tahsil kıblesi olacak bir nüshayı mükemmelleştirme gayretine yardım etmiştir. Zira İmam el-Yûnînî (Allah rahmet eylesin) mu‘temed Sahîh nüshalarından şunları elde etmiştir: 1. Şam diyarının imamı, muhaddisi ve tarihçisi Ebü'l-Kāsım İbn Asâkir'in (Allah rahmet eylesin) nüshası; yanında (س) rumuzuyla işaretlenmiştir. 2. Gezgin hafız, Mekke-i Mükerreme imamı Ebû Zerr el-Herevî'nin (Allah rahmet eylesin) nüshası; yanında (هـ) rumuzuyla işaretlenmiştir. 3. Mağriplilerin imamı ve rivayetlerinin kutbu Ebû Muhammed el-Usaylî'nin (Allah rahmet eylesin) nüshası; yanında (ص) rumuzuyla işaretlenmiştir. 4. Maşrık hafızı İmam Ebü'l-Vakt Abdülevvel es-Sicizî'den semâ‘ edilmiş bir nüsha; onu – dinleyenler arasında – hafız İmam Ebû Mansur es-Sem‘ânî de okumuştur (Allah hepsine rahmet eylesin). Bu nüsha es-Sumaysâtiyye Medresesi'nde vakfedilmiş olup yanında (ط) rumuzuyla işaretlenmiştir. İşte bu temellere ve diğer nüshalarla rivayetlere dayanarak, şöhreti ufukları tutmuş, itibarı gece gündüz gibi yayılmış yüksek bir bina kurmak için bunlara güvendi. İnsanlar ondan Sahîh'i işitmek için ona yolculuk ettiler. Sonra buna ilaveten, bu nüshayı, hocası meşhur nahiv âlimi İmam İbn Mâlik'in huzurunda bir semâ‘ meclisi düzenleyerek okuttu. O sırada İbn Mâlik, Şam'a geldiğinde âlimler kendisinden Sahîh-i Buhârî rivayetlerindeki lafız problemlerini açıklamasını ve düzeltmesini istemişlerdi. O da rivayetlerin tashihinde İmam el-Yûnînî'nin hakemliğine dayanarak onların talebini kabul etti. İşte buradan itibaren el-Yûnînî'den sonra gelen talebelerin onun nüshasına olan ilgisi kökleşti. Zira bu meclisten sonra o nüsha hakikatte tek bir şahıstan değil, bütün bir ilmî heyetten sâdır olan bir nüsha hâline gelmişti. Çünkü semâ‘ meclislerinde hazır bulunanlar, el-Yûnînî'nin okuduklarını takip edip izleyerek mu‘temed nüshalara bakıyorlardı. Üstelik el-Yûnînî'nin asılları da hafızlara okunmuş ve onlar tarafından tashih edilmiş nüshalardı.
وما زال العلماء على جادتهم في ذلك السعي المبارَك لاحِقًا تِلوَ سابقٍ حتى بلغَت تلك العُهدةُ المقدَّسةُ ذِمةَ الإمام شرَف الدين أبي الحُسين علي بن محمد بن أحمد بن عبد الله الهاشمي الحُسَيني الحنبَلي الشهير باليُونِينِيِّ (المولود ببعلبك سنةَ إحدى وعشرين وست مئةٍ، والمتوفى فيها سنةَ إحدى وسبع مئة) رحمه الله، فأولاها كلَّ اهتمامه، وبَذَل لأجلها خلاصةَ عُمره، وصَرف إليها جَهدَ جُهدِه، حتى كانت مسألَةُ ضبط صحيح البخاري قضيةَ حياته؛ فقد ذكَر تلميذُه الإمامُ الذهبي رحمه الله أنه قابَلَ الصحيحَ في سنةٍ واحدةٍ فقط بضعَ عشرةَ مرة! وكان رحمه الله لصدق نيته وإخلاص قصده قد أُمِدَّ بعناية الله تعالى وأُعِينَ بتوفيقه سبحانه؛ فتحصَّل لديه من الأصول النفيسة والنسخ القيمة من صحيح البخاري ما شَدَّ أَسْرَه ورسَّخ عزيمتَه وآزَر هِمَّتَه لإتقان نسخةٍ كانت في حياته وبعدَ موته مقصَدَ رحلة الطلَّاب وقِبلةَ تحصيلهم، فقد حازَ الإمام اليونيني رحمه الله من نُسخ الصحيح المعتمَدة:١ - نسخةَ إمام ومحدِّث البلاد الشامية ومؤرِّخها: أبي القاسم ابن عساكر رحمه الله، وهي المرموز لها عنده بالرمز: (س).٢ - ونسخةَ الحافظ الجوَّال إمام مكة المكرمة: أبي ذَرٍّ الهَرَوي رحمه الله، وهي المرموز لها عنده بالرمز: (هـ).٣ - ونسخة إمام المغاربة وقُطبِ رَحى رواياتهم: أبي محمد الأصيلي رحمه الله، وهي المرموز لها عنده بالرمز: (ص).٤ - ونسخةً مسموعةً على حافظ المشرق الإمام أبي الوقت عبد الأول السِّجْزِي، وقد قرأها عليه - في ضمن مَن قرأها - الحافظ الإمام أبو منصور السَّمْعاني، رحمهم الله جميعًا، وهي الموقوفة في المدرسة السُميساطية، وهي المرموز لها عنده بالرمز: (ط).فاعتَمَد على هذه الركائز وعلى غيرها من النسخ والروايات ليُقيم على أساسها صرحًا مُمرَّدًا طارت شهرتُه في الآفاق وسَدَّت سمعتُه مسَدَّ الليل والنهار، فرحل إليه الناس ليسمعوا منه الصحيح، ثم انضاف إلى ذلك أنه عَقَد إحدى نَوبات الإسماع لهذه النسخة بحضرة شيخه الإمام ابن مالك العلامة النحوي الشهير الذي كان قد سأله أهلُ العلم بدمشقَ عندما حَلَّ بها أنْ يوضِّح ويصحِّح لهم مشكلات ألفاظ روايات صحيح البخاري، فأجابهم إلى ذلك معتمِدًا في ضبط الروايات على حكومة الإمام اليونيني، فمن هاهنا ترسَّخَت عنايةُ مَن جاء بعد الإمام اليونيني من طلَّاب العلم بنسخته؛ لأنها صارت في حقيقتها بعد هذه النوبة نسخةً صادرةً عن مَجمَعٍ علمي بأكمله لا عن شخص منفردٍ؛ لأن الحاضرين لمجالس الإسماع كانوا ينظرون في نسخ معتمدة متابعين ومتتبعين لما يقرأه الإمام اليونيني كما وصف ذلك في آخر نسخته، ناهيك عن أنَّ أصول الإمام اليونيني كانت هي الأخرى نسخًا مقروءة ومصححة على أصحابها من الحفاظ.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah subhânehû ve teâlânın rahmetine en muhtaç kulu Ali b. Muhammed b. Ahmed b. Abdullah el-Yûnînî, künyesi Ebü'l-Huseyn (Allah onu affetsin, ona lutfeylesin, âmîn) der ki: Sahîh-i Buhârî'nin iki nüshamın kenar notlarında atıfta bulunduğum ve bizzat kitabın içinde satır aralarında işaretlediğim usûllere gelince; bunlar dört hâfız imamın ittifak ettiği hususlardır ki şunlardır: Hâfız Ebû Muhammed Abdullah b. İbrahim el-Asîlî, Hâfız Ebû Zer Abd b. Ahmed el-Herevî, Hâfız Ebü'l-Kâsım Ali b. el-Hasan b. Asâkir ed-Dımeşkî ve asıl nüsha ise, Hâfız Ebû Saîd Abdülkerîm b. Muhammed'in kıraatiyle Ebü'l-Vakt'ten semâ edilmiş olan nüshadır.
بسم الله الرحمن الرحيم(١)يقولُ أفقرُ خلقِ اللهِ سبحانه وتعالى إلى رحمتِهِ عليُّ بنُ محمَّد بنِ أحمدَ بنِ عبدِ اللهِ اليُونِينيُّ، المُكَنَّى بأبي الحُسينِ -عفىَ اللهُ عنهُ ولَطَفَ بِهِ آمين-(٢):الأصولُ المُشارُ إليها ممَّا أَحَلْتُ عليهِ في هوامشِ نسختيْ مِن «صحيحِ البُخاريِّ» وما أَعْلمتُ(٣) عليهِ في نفسِ الكتابِ بينَ الأسطرِ فما وقعَ عليهِ(٤) اتفاقُ الأيمةِ الحُفَّاظِ الأربعةِ وهم:الحافظُ(٥) أبو محمَّدٍ عبدُ اللهِ(٦) بنُ إبراهيمَ الأصيليُّ.والحافظُ أبو ذرٍّ عبدُ بنُ أحمدَ الهرويُّ.والحافظُ أبو القاسمِ عليُّ بنُ الحسنِ بنِ عساكرَ الدِّمشقيُّ.والأصلُ المسمُوعُ على أبي الوقتِ بقراءة الحافظِ أبي سعيدٍ(٧) عبدِ الكريمِ بنِ محمَّدِ(١) قوبلت هذه المقدمة على ثلاث نسخ، نسخة النويري الملحقة بنسخته الأولى من الصحيح، وهي المرموز لها بالرمز (و)، والثانية نسخة نور عثمانية، والمرموز لها بالرمز (ر). ونسخة عارف حكمت المرموز لها بالرمز (ح)،(٢) في (ح): (قال الشيخ الإمام العلَّامة أبو الحسين علي بن محمد بن أحمد بن عبد الله اليونوني عفى الله عنه).(٣) في (ح): (علَّمت).(٤) لفظة: (عليه) ليست في (ح).(٥) لفظة: (الحافظ) ليست في (ح).(٦) في (ر): (محمد أبو عبد الله) تصحيفًا.(٧) هكذا في الأصول الثلاثة، والمشهور: (أبو سعد).
İbn Mansûr es-Sem‘ânî’nin nüshasına kaydettim: (5 ص س ظ) işte böyle. Bunlardan üçünün ittifak ettiği yerde, onlardan birinin rumzunu hazfettim. Yine(1) eğer ikisi ittifak ederse, o ikisi için rumuz kılındı(2) şey rakamlanır. Şâyet bunlarda [zikri geçen lafız] yoksa; o zaman ya(3) hâmişe şöyle yazarım: “(5 ص س ط(4))’da sâkıttır” veya üzerine (لا) yazar, bulunmayan kimsenin rumzunu rakamlarım. Bunun(5) misali: Şudur ki semâ‘ aslımda, Vahyin Başlangıcı hadisinde: (جَمَعَهُ لكَ في صدرِك) [onu senin göğsünde topladı] şeklinde vâki olmuştur. (5 ص س ظ)’da ise: (جمَعَه لكَ صدرُك) [onu senin göğsün topladı] şeklinde, (في) harf-i cerri hazfedilmiş olarak vâki olmuştur. İşte ben(7) (في)’nın üzerine (لا) rakamlar(8) ve onun üstüne yahut yanına: (5 ص س ط) rakamlarım. Bu, onların [lafzın] sukûtunda ittifak etmeleri halindedir. Eğer [lafız] onlardan birinde bulunup diğerlerinde bulunmuyorsa, onun rumzunu rakamlar, diğerlerinin rumzunu terk ederim. Yine eğer(9) birinde bulunmayıp diğerlerinde bulunuyorsa, üzerine (لا) yazar, üstüne de ıstılah olarak belirlenen harfi rakamlarım.(1) İki nüshada: (وكذلكَ).(2) (ر) nüshasında: (فأجعله رَسْماً).(3) (ح) nüshasında: (أنْ أكتبَ).(4) İki nüshada: (ظ) i‘câmlı olarak; burada ve bundan sonra.(5) (ما) lafzı iki nüshada bulunmamaktadır.(6) (في) lafzı (ح) nüshasında bulunmamaktadır.(7) (ح) nüshasında: (فأنا).(8) (ر) nüshasında: (أو).(9) İki nüshada: (تكن).
ابنِ منصورٍ السَّمعانيِّ، كتبتُ عليه: (٥ ص س ظ) هكذا.وما اتفقَ عليهِ ثلاثةٌ منهم أسقطتُ رسمَ أحدِهم.وكذا(١) إنْ اتفقَ اثنانِ منهم رُقِمَ ما جُعِلَ رسمًا(٢) لهما.وإنْ لمْ يكن عندَهم؛ فإمَّا أكتبُ(٣) على الهامشِ: سقطَ عندَ (٥ ص س ط(٤))، أو أكتبَ عليهِ (لا)، وأَرْقُمُ رسمَ مَنْ ليسَ عندَهُ.ما(٥) مثاله: إنَّه وقعَ في أصلِ سماعِي في(٦) حديث بدء الوحي: (جَمَعَهُ لكَ في صدرِك)، ووقع عند (٥ ص س ظ): (جمَعَه لكَ صدرُك) بإسقاط (في) فأمَّا(٧) أَرْقُمُ على (في) (لا)، و(٨) أَرْقُمُ فوقها أو إلى جانبها: (٥ ص س ط)، هذا إنْ وقع الاتفاق على سقوطها، وإنْ كانتْ عندَ أحدِهِم وليست عند الباقين رقمتُ رسمَه وتركتُ رسمَهم، وكذلكَ إنْ لم يكن(٩) عند واحد وكانت عند الباقين كتبتُ عليها (لا)، ورقمتُ فوقها الحرف المُصْطَلَحَ عليه،(١) في الفرعين: (وكذلكَ).(٢) في (ر): (فأجعله رَسْماً).(٣) في (ح): (أنْ أكتبَ).(٤) في الفرعين: (ظ) بالمعجمة، هنا وفيما يأتي.(٥) لفظة: (ما) ليست في الفرعين.(٦) لفظة: (في) ليست في (ح).(٧) في (ح): (فأنا).(٨) في (ر): (أو).(٩) في الفرعين: (تكن).
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. (1) Zekâtın vücûbuna dair bâb. Ve Allah teâlânın: «Namazı kılın, zekâtı verin» (el-Bakara, 43) buyruğu. İbn Abbas (r. anhümâ) dedi ki: Bana Ebû Süfyân (r.a.) rivâyet etti —ve Nebî (s.a.v.)'in hadîsini zikrederek şöyle dedi: Bize namazı, zekâtı, sılayı [akrabayı ziyareti] ve iffetli olmayı emrediyor. (1) «Bâb» lafzı, Ebû Zerr rivâyetinde yer almamaktadır.
بسم الله الرحمن الرحيم(١) بابُ(١) وُجُوبِ الزَّكاةِ وَقَوْلِ اللَّهِ تَعالَى: {وَأَقِيمُواْ الصَّلَاةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ} [البقرة: ٤٣]وَقالَ ابْنُ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما: حدَّثني أَبُو سُفْيانَ رضي الله عنه -فَذَكَرَ حَدِيثَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فقالَ: يَأمُرُنا بِالصَّلاةِ والزَّكاةِ والصِّلَةِ والعَفافِ.(١) لفظة: «باب» ليست في رواية أبي ذر.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Muvaffakiyet ancak O'ndandır.
[İmâm el-Hâfız Şerefüddîn Ebü'l-Hüseyn Ali b. Muhammed el-Yûnînî -Allah ona rahmet eylesin- dedi:]
Bize Şeyh Sirâcüddîn Ebû Abdillâh el-Hüseyn b. el-Mübârek b. Muhammed b. Yahyâ ez-Zebîdî, Şevvâl ayı altı yüz otuz senesinde (630/1233), Şam'da, Kâsiyûn Dağı eteğindeki el-Câmiu'l-Muzafferî'de tahdîs eyledi:
Bize Ebü'l-Vakt Abdülevvel b. Îsâ b. Şuayb b. İshâk b. İbrâhim es-Siczî es-Sûfî, sonra el-Herevî -kendisine okunurken biz de dinliyorduk- Bağdat'ta, beş yüz elli iki senesinin sonunda ve beş yüz elli üç (552-553/1157-1158) senesinin başında haber verdi: (ve dedi ki:)
Size İmâm Cemâlülislâm Ebü'l-Hasan Abdurrahmân b. Muhammed b. el-Muzaffer b. Muhammed b. Dâvûd b. Ahmed b. Muâz b. Sehl b. el-Hakem ed-Dâvûdî, Bûşenc'de, dört yüz altmış beş (465/1073) senesi Zilkâde ayında kendisine okunurken haber verdi: (ve dedi ki:)
Bize İmâm Ebû Muhammed Abdullah b. Ahmed b. Hammûye b. Ahmed b. Yûsuf b. A'yen es-Serahsî, üç yüz seksen bir (381/991) senesi Safer ayında kendisine okunurken haber verdi: (ve dedi ki:)
Bize İmâm Ebû Abdillâh Muhammed b. Yûsuf b. Matar b. Sâlih b. Bişr b. İbrâhim el-Buhârî el-Firabrî, Firabr'da üç yüz on altı (316/928) senesinde haber verdi.
بسم الله الرحمن الرحيموبه توفيقي[قالَ الإمامُ الحافظُ شرفُ الدِّينِ أَبُو الحُسينِ عليُّ بنُ محمَّدٍ اليُونِيْنيُّ رحمه الله:]حدَّثنا الشيخُ سِرَاجُ الدِّينِ أَبُو عبدِ الله الحُسينُ بنُ المُبارَك بنِ محمَّدِ بنِ يحيى الزَّبِيديُّ، فِي شَوَّال سنةَ ثلاثينَ وستِّ مئةٍ، بدمشقَ بالجامعِ المُظَفَّريِّ بسفحِ جبلِ قاسيونَ:أخبَرَنا أَبُو الوقتِ عبدُ الأوَّلِ بنُ عيسى بنِ شُعيبِ بنِ إسحاقَ بنِ إبراهيمَ السِّجْزِيُّ الصوفيُّ ثُمَّ الهَرَويُّ، قراءةً عليه ونحنُ نسمعُ، ببغدادَ، فِي آخرِ سنةِ اثنتينِ وأولِ سنةِ ثلاثٍ وخمسينَ وخمسِ مئةٍ:أخبَرَكمُ الإمامُ جمالُ الإسلامِ أَبُو الحسنِ عبدُ الرحمنِ بنُ محمَّدِ بنِ المُظَفَّرِ بنِ محمَّدِ بنِ داودَ بنِ أحمدَ بنِ معاذِ بنِ سهلِ بنِ الحكمِ الدَّاوُودِيُّ، قراءةً عليه ببُوشَنجَ فِي ذيِ القعدةِ سنةَ خمسٍ وستينَ وأربعِ مئةٍ:أخبَرَنا الإمامُ أَبُو محمَّدٍ عبدُ اللهِ بنُ أحمدَ بنِ حَمُّويَهْ بنِ أحمدَ بنِ يوسفَ بنِ أَعْيَنَ السَّرَخْسيُّ، قراءةً عليه فِي صفرَ سنةَ إحدى وثمانينَ وثلاثِ مئةٍ:أخبَرَنا الإمامُ أَبُو عبدِ اللهِ محمَّدُ بنُ يُوْسُفَ بنِ مَطَرِ بنِ صالحِ بنِ بِشْرِ بنِ إبراهيمَ البخاريُّ الفِرَبْريُّ، بفِرَبْرَ سنةَ ستَّ عشرةَ وثلاثَ مئةٍ:
Bize, İmâm Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâil b. İbrâhîm b. el-Muğîre b. el-Ahnef el-Cu‘fî, mevlâları el-Buhârî —Firbr’de, iki yüz kırk sekiz senesinde bir kere, iki yüz elli iki senesinde bir kere daha— rivâyet etti ve dedi ki:
[Ebû Zer ile el-Esîlî rivâyetinde “Bismillâhirrahmânirrahîm” ibaresi ziyâde edilmiştir.]
Vahyin Resûlullah’a (s.a.v.) başlangıcı nasıl oldu? Allah Teâlâ’nın —zikri yücedir— şu kavli [Nisâ 163]: “Muhakkak ki biz sana, Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi vahyettik.”
[İbn Asâkir ile es-Sem‘ânî’nin Ebü’l-Vakt’ten rivâyetlerinde “Bâb: Keyfe…” şeklindedir. el-İrşâd’da denilmiştir: İlk bölüme “Kitâbu Bed’i’l-Vahy” dememiştir; çünkü o bir mukaddime mesâbesindedir. Bu sebeple ona başlamıştır; zira mukaddimenin şânı, maksadın önünde bulunmasıdır. Ayrıca vahiyden îmân ve diğer hususlar bilinir (L).]
[Yûnînî nüshasında iki vecihle harekelendirilmiştir: sâbit olan şekil ve “ve kavli” şekli.]
[İbn Asâkir rivâyetinde “Sübhânehu”, Ebû Zer, el-Esîlî ve es-Sem‘ânî’nin Ebü’l-Vakt’ten rivâyetlerinde ise “Azze ve Celle” buyrulmuştur.]
[Ebû Zer rivâyetinde “el-Âye” kelimesi ziyâde edilmiştir.]
حدَّثنا الإِمامُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بنُ إِسْماعِيلَ بنِ إِبراهِيمَ بنِ المُغِيرَةِ بنِ الأَحْنَفِ الجُعْفِيُّ مَوْلاهُمُ البُخارِيُّ بِفِرَبْر سَنَةَ ثمانٍ وأربعينَ ومئتينِ مرَّةً، ومرةً سَنَةَ اثنتينِ وخمسينَ ومئتينِ، قالَ:(١) (١) كَيْفَ(١) كانَ بَدْءُ الوَحْيِ إِلى رَسُولِ اللّه صلى الله عليه وسلم، وقَوْلُ(٣) اللَّهِ جَلَّ ذِكْرُهُ(٢): {إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ}(٥) [النساء: ١٦٣](١) في رواية أبي ذر والأصيلي زيادة: «بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ».(٢) في رواية ابن عساكر ورواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «بابٌ: كيف … ».قال في الإرشاد: لم يقل في الأول: كتاب بدء الوحي؛ لأنَّه كالمقدمة، ومن ثَمَّ بدأ به؛ لأنَّ مِن شأن المقدمة كونها أمام المراد، وأيضًا فإنَّ مِن الوحي عُرِف الإيمان وغيره (ل).(٣) ضُبطت في اليونينية بلفظين: المثبت، و «وقَوْلِ».(٤) في رواية ابن عساكر: «سبحانه»، وفي رواية أبي ذر والأصيلي ورواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «عز وجل».(٥) في رواية أبي ذر زيادة: «الآية».
٢ - حدَّثنا عبدُ اللَّهِ بنُ يُوسُفَ، قالَ: أخبَرَنا مالِكٌ، عن هِشامِ بنِ عُرْوَةَ، عن أَبِيهِ:عن عائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنِينَ رضي الله عنها: أَنَّ الحارِثَ بنَ هِشامٍ رضي الله عنه سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فقالَ: يا رَسُولَ اللَّهِ، كَيْفَ يَأتِيكَ الوَحْيُ؟ فقالَ(١) رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «أَحيانًا يَأتِينِي مِثْلَ صَلْصَلَةِ الجَرَسِ، وهو أَشَدُّهُ عَلَيَّ، فَيَفْصِمُ(٢) عَنِّي وقَدْ وَعَيْتُ عَنْهُ ما قالَ، وأَحْيانًا يَتَمَثَّلُ لِيَ المَلَكُ رَجُلًا(٣)، فَيُكَلِّمُنِي فَأَعِيما يَقُولُ». قالتْ عائِشَةُ رضي الله عنها: ولَقَدْ رَأَيْتُهُ يَنْزِلُ(٤) عليهِ الوَحْيُ فِي اليَوْمِ الشَّدِيدِ البَرْدِ، فَيَفْصِمُ(٥) عَنْهُ وإِنَّ جَبِينَهُ لَيَتَفَصَّدُ عَرَقًا.(١) في رواية أبي ذر وابن عساكر ورواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «قال».(٢) ضُبطت في اليونينية بلفظين: المثبت، و «فَيُفْصَمُ»، وكتب فوقها «معًا»، وبالمثبت ضبطت رواية السَّمعاني عن أبي الوقت أيضًا.(٣) في رواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «أي على مِثالِ رَجُلٍ».(٤) صحَّحَ عليها في اليونينيَّة، وفي رواية أبي ذر والأصيلي: «يُنْزَلُ» بالبناء للمفعول.(٥) في رواية أبي ذر ورواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «فيُفصَمُ» بضم الياء وفتح الصاد، وضبطت روايتاهما في (ب، ص): «فيُفصِمُ» بكسر الصاد.
(4) Bâb: Zekâtı eda edilen şey kenç değildir; zira Nebî (s.a.v.)'in: «Beş ukıyyenin altında olan şeyde sadaka yoktur» buyurması sebebiyledir.(1) Ebû Zer ve el-Asîlî rivayetinde: «Beş» şeklindedir.(2) Ebû Zer rivayetinde: «Ukıyyeler» şeklindedir.
(٤) بابٌ: ما أُدِّيَ زَكاتُهُ فَلَيْسَ بِكَنْزٍ؛ لِقَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم: «لَيْسَ فِيما دُونَ خَمْسَةِ(١) أَواقٍ(٢) صَدَقَةٌ»(١) في رواية أبي ذر والأصيلي: «خَمْسِ».(٢) في رواية أبي ذر: «أَواقِي».
1406 - Bize Alî (b. Ebî Hâşim)[1] rivayet etti: Huşeym'den işitti; Husayn bize haber verdi, Zeyd b. Vehb'den rivayetle dedi ki: Rebaze'den geçerken bir de baktım ki Ebû Zerr (r.a.) orada. Kendisine: "Seni bu yere indiren nedir?" diye sordum. Dedi ki: Şam'da idim. Muâviye ile ben, "Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar" [Tevbe, 34] âyeti hakkında ihtilâf ettik. Muâviye: "Bu âyet Ehl-i kitap hakkında inmiştir" dedi. Ben ise: "Bizim hakkımızda da onlar hakkında da inmiştir" dedim. Bu konuda aramızda (tartışma) oldu. O da beni Osman'a (r.a.) şikâyet eden bir mektup yazdı. Bunun üzerine Osman (r.a.) bana: "Medine'ye gel" diye yazdı. Ben de gelince üzerime öyle bir kalabalık toplandı ki sanki beni daha önce görmemişler gibiydi. Durumu Osman'a (r.a.) anlattım. Bana: "İstersen (Medine'den) uzaklaş, fakat yakın bir yerde ol" dedi. İşte beni bu yere indiren budur. Bana Habeşli birini bile emir tayin etseler, işitir ve itaat ederdim.[2]
١٤٠٦ - حدَّثنا عَلِيٌّ(١): سَمِعَ هُشَيْمًا: أخبَرَنا حُصَيْنٌ، عن زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، قالَ: مَرَرْتُ بِالرَّبَذَةِ، فَإِذا أَنا بِأَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه، فَقُلْتُ لَهُ: ما أَنْزَلَكَ مَنْزِلَكَ هَذا؟ قالَ: كُنْتُ بِالشَّامِ، فاخْتَلَفْتُ أَنا وَمُعاوِيَةُ فِي: {الَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ} [التوبة: ٣٤]. قالَ مُعاوِيَةُ: نَزَلَتْ فِي أَهْلِ الكِتابِ. فَقُلْتُ: نَزَلَتْ فِينا وَفِيهِمْ. فَكانَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ فِي ذاكَ، وَكَتَبَ إلى عُثْمانَ رضي الله عنه يَشْكُونِي، فَكَتَبَ إِلَيَّ عُثْمانُ أَنِ اقْدَمِ المَدِينَةَ. فَقَدِمْتُها، فَكَثُرَ عَلَيَّ النَّاسُ حَتَّى كَأَنَّهُمْ لَمْ يَرَوْنِي قَبْلَ ذَلِكَ، فَذَكَرْتُ ذاكَ لِعُثْمانَ، فقالَ لِي: إِنْ شِئْتَ تَنَحَّيْتَ، فَكُنْتَ قَرِيبًا. فَذاكَ الَّذِي أَنْزَلَنِي هَذا المَنْزِلَ، وَلَوْ أَمَّرُوا عَلَيَّ(٢) حَبَشِيًّا لَسَمِعْتُ وَأَطَعْتُ.(١) في رواية أبي ذر زيادة: «بنُ أبي هاشمٍ».(٢) صحَّح عليها في اليونينيَّة.
5 - Bize Mûsâ b. İsmâil rivâyet etti(1): Bize Ebû Avâne rivâyet etti: Bize Mûsâ b. Ebî Âişe rivâyet etti: Bize Saîd b. Cübeyr, İbn Abbas'tan (r.a.) Allah teâlânın(2): {Dilini onunla (vahiy ile) acele etmek için hareket ettirme} [Kıyâme Sûresi, 16] buyruğu hakkında şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) vahyin inişi sırasında şiddetli bir zorluk çekerdi ve dudaklarını hareket ettirirdi(3). İbn Abbas: "Ben de Resûlullah'ın (s.a.v.) dudaklarını hareket ettirdiği gibi sizin için(4) onları hareket ettiriyorum" dedi. Saîd (b. Cübeyr) de: "Ben de İbn Abbas'ı gördüğüm gibi onları hareket ettiriyorum" dedi ve dudaklarını hareket ettirdi. Bunun üzerine Allah teâlâ(5): {Dilini onunla (vahyi) acele etmek için hareket ettirme. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.} buyurdu. (İbn Abbas) dedi ki: "Onu toplamak(6) göğsünde (sabit kılması) ve onu okumandır." {O halde biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.} Dedi(7): "Onu dinle ve sessiz ol." {Sonra onu açıklamak da bize aittir.} [Kıyâme Sûresi, 16-19]: "Sonra onu okumak da bize aittir." Resûlullah (s.a.v.) bundan sonra Cebrail kendisine geldiğinde dinler, Cebrail gidince de Nebî (s.a.v.) onu okuduğu gibi(8) okurdu.
(1) Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt'ten rivâyetinde: «Bize haber verdi» şeklindedir.
(2) Asîlî rivâyetinde: «Azze ve celle» şeklindedir.
(3) Bir nüshada ziyade: «onunla» (ب، ص).
(4) Ebû Zer, Asîlî, İbn Asâkir ve Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt'ten rivâyetinde: «sana» (kırmızı mürekkeple yazılmış).
(5) Ebû Zer rivâyetinde: «Azze ve celle». (ب، ص)'da bunun Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt'ten rivâyetine nispet edildiği de ziyade edilmiştir.
(6) Asîlî'nin bir rivâyetinde de böyledir (و، ب، ص), Ebû Zer, İbn Asâkir ve Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt'ten rivâyetinde: «Onu toplamak, göğsün» (ب، ص), Ebû Zer, İbn Asâkir, Asîlî ve Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt'ten diğer bir rivâyetinde: «Onu toplamak sana, göğsün» şeklindedir.
(7) «dedi» lafzı Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt'ten rivâyetinde bulunmamaktadır.
(8) Ebû Zer, Asîlî ve İbn Asâkir rivâyetinde: «okuduğu gibi», Küşmîhenî ve Ebû Zer'den diğer bir rivâyette: «okumuş olduğu gibi» şeklindedir.
٥ - حدَّثنا(١) مُوسَى بنُ إِسْماعِيلَ، قالَ: حدَّثنا أَبُو عَوَانَةَ، قالَ: حدَّثنا مُوسَى بنُ أَبِي عائِشَةَ، قالَ: حدَّثنا سَعِيدُ بنُ جُبَيْرٍ:عن ابْنِ عَبَّاسٍ فِي قَوْلِهِ تَعالَى(٢): {لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ} [القيامة: ١٦] قالَ: كانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعالِجُ مِنَ التَّنْزِيلِ شِدَّةً، وكانَ مِمَّا يُحَرِّكُ(٣) شَفَتَيْهِ -فقالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: فَأَنا أُحَرِّكُهُما لَكُمْ(٤) كَما كانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَرِّكُهُما. وقالَ سَعِيدٌ: أَنا أُحَرِّكُهُما كَما رَأَيْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ يُحَرِّكُهُما. فَحَرَّكَ شَفَتَيْهِ- فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعالَى(٥): {لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ. إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ}. قالَ: جَمْعُهُ لَهُ فِي صَدْرِكَ(٦) وتَقْرَأَهُ، {فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ}. قالَ(٧): فاسْتَمِعْ لَهُ وأَنْصِتْ. {ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ} [القيامة: ١٦ - ١٩]: ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنا أَنْ تقْرَأَهُ، فَكانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ إِذا أَتاهُ جِبْرِيلُ اسْتَمَعَ، فَإِذا انْطَلَقَ جِبْرِيلُ قَرَأَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَما قَرَأَهُ(٨).(١) في رواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «أخبَرَنا».(٢) في رواية الأصيلي: «عز وجل».(٣) في نسخة زيادة: «به» (ب، ص).(٤) في رواية أبي ذر والأصيلي وابن عساكر ورواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «لك». كتبت بالحمرة.(٥) في رواية أبي ذر: «عز وجل». وزاد في (ب، ص) نسبتها إلى رواية السَّمعاني عن أبي الوقت أيضًا.(٦) هكذا في روايةٍ للأصيلي أيضًا (و، ب، ص)، وفي روايةٍ لأبي ذر وابن عساكر وللسمعاني عن أبي الوقت: «جمْعُه له صدرُك» (ب، ص)، وفي روايةٍ أخرى لأبي ذر ولابن عساكر وللأصيلي وللسمعاني عن أبي الوقت: «جمْعُه لك صدرُك»(٧) لفظة: «قال» ليست في رواية السَّمعاني عن أبي الوقت.(٨) في رواية أبي ذر والأصيلي وابن عساكر: «كما قرأ»، وفي رواية الكُشْمِيْهَنِيِّ وأخرى عن أبي ذر: «كما كان قرأ».
6 - Bize Abdan rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah haber verdi, dedi ki: Bize Yunus, ez-Zührî'den rivayet etti (H). Ve yine bize Bişr b. Muhammed rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah haber verdi, dedi ki: Bize Yunus ve Ma'mer, ez-Zührî'den buna benzerini rivayet etti(1). Dedi ki: Bana Ubeydullah b. Abdullah(2), İbn Abbas'tan (r.a.) rivayetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) insanların en cömerdi idi. Ramazan'da Cebrâil ile buluştuğu zaman en cömert hâlinde olurdu(3). Cebrâil, Ramazan'ın her gecesinde onunla buluşur ve ona Kur'an'ı müzâkere ederdi. O vakit Resûlullah (s.a.v.) hayır konusunda esen rüzgârdan daha cömert olurdu.
(1) Ebû Zer, İbn Asâkir ve es-Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt rivayetinde: «ez-Zührî'den buna benzer şekilde» şeklindedir.
(2) Ebû Zer rivayetinde: «Bize haber verdi» şeklindedir.
(3) el-Esîlî rivayetinde nasb ile «ecvede»; Ebû Zer rivayetinde ise «fe-kâne ecvede» şeklindedir.
٦ - حدَّثنا عَبْدانُ، قالَ: أخبَرَنا عَبْدُ اللَّهِ، قالَ: أخبَرَنا يُونُسُ عن الزُّهْرِيِّ (ح) -وحدَّثنا بِشْرُ بنُ مُحَمَّدٍ، قالَ: أخبَرَنا عَبْدُ اللَّهِ، قالَ: أخبَرَنا يُونُسُ ومَعْمَرٌ عن الزُّهْرِيِّ نَحْوَهُ(١) - قالَ: أخبَرَني(٢) عُبَيْدُ اللَّهِ بنُ عَبْدِ اللَّهِ:عن ابْنِ عَبَّاسٍ، قالَ: كانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ، وكانَ أَجْوَدُ(٣) ما يَكُونُ فِي رَمَضانَ حِينَ يَلْقاهُ جِبْرِيلُ، وكانَ يَلْقاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضانَ فَيُدارِسُهُ القُرْآنَ، فَلَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدُ بِالخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ المُرْسَلَةِ.(١) في رواية أبي ذر وابن عساكر ورواية السَّمعاني عن أبي الوقت: «نحوَه عن الزهري».(٢) في رواية أبي ذر: «أخبَرَنا».(٣) في رواية الأصيلي: «أجودَ» بالنصب، وفي رواية أبي ذر: «فكان أجودَ».
(9) Sadakanın Redden Önceki Bâbı
(٩) بابُ الصَّدَقَةِ قَبْلَ الرَّدِّ
1414 - Bize Muhammed b. el-Alâ tahdîs etti: Bize Ebû Üsâme tahdîs etti, Büreyd'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Mûsâ (r.a.)'dan, o da Nebî (s.a.v.)'den rivayetle şöyle buyurdu: "İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda kişi altından sadaka ile dolaşacak, sonra onu kendisinden alacak hiç kimse bulamayacak. Yine bir tek erkeğin, erkeklerin azlığı ve kadınların çokluğundan dolayı kırk kadının kendisine sığındığı görülecektir." [1] Sem'ânî'nin Ebü'l-Vakt'ten rivayetinde ise "haddesenî" şeklindedir.
١٤١٤ - حدَّثنا(١) مُحَمَّدُ بْنُ العَلَاءِ: حدَّثنا أَبُو أُسامَةَ، عن بُرَيْدٍ، عن أَبِي بُرْدَةَ:عن أَبِي مُوسَى رضي الله عنه، عن النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قالَ: «لَيَأتِيَنَّ على النَّاسِ زَمانٌ، يَطُوفُ الرَّجُلُ فِيهِ بِالصَّدَقَةِ مِنَ الذَّهَبِ، ثُمَّ لا يَجِدُ أَحَدًا يَأخُذُها منه، وَيُرَى الرَّجُلُ الواحِدُ يَتْبَعُهُ أَرْبَعُونَ امْرَأَةً يَلُذْنَ بِهِ؛ مِنْ قِلَّةِ الرِّجالِ وَكَثْرَةِ النِّساءِ».(١) في رواية السمعاني عن أبي الوقت: «حدَّثني».