el-Müstedrek ale's-Sahîhayn - er-Risâle Yayınevi (Ebû Abdillâh el-Hâkim)
Kısım: Sünnet Kitapları
Kitap: el-Müstedrek ale's-Sahîhayn
Yazar: Ebû Abdillâh Muhammed b. Abdillâh el-Hâkim en-Nîsâbûrî (321-405 h.)
Tahkik eden, tahric eden ve talik yazan: Âdil Mürşid (c. 1, 4, 7 müştereken, 9), Dr. Ahmed Berhûm (c. 2), Dr. Muhammed Kâmil Kara Belle (c. 3, 5, 6), Dr. Saîd el-Lahhâm (c. 7 müştereken, 8)
Yayınevi: Dâru'r-Risâleti'l-Âlemiyye
Baskı: 1. Baskı, 1439 h. - 2018
Cilt sayısı: 9
[Kitap numaralandırması matbu nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
المستدرك على الصحيحين - ط الرسالة (أبو عبد الله الحاكم)القسم: كتب السنةالكتاب: المستدرك على الصحيحينالمؤلف: أبو عبد الله محمد بن عبد الله الحاكم النيسابوري (٣٢١ - ٤٠٥ هـ)حقّقه وخرّجه وعلّق عليه: عادل مرشد (جـ ١، ٤، ٧ بالاشتراك، ٩)، د أحمد برهوم (جـ ٢)، د محمد كامل قرة بلي (جـ ٣، ٥، ٦)، د سعيد اللحام (جـ ٧ بالاشتراك، ٨)الناشر: دار الرسالة العالميةالطبعة: الأولى، ١٤٣٩ هـ - ٢٠١٨ معدد الأجزاء: ٩[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Takrîz: Allâme, muhaddis Şeyh Şu'ayb el-Arnaût – Allah rahmet eylesin ve mükâfatını artırsın.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Hamd Allah'a mahsustur; O'na hamd eder, O'ndan yardım dileriz. Allah'ın hidayet ettiğini saptıracak yoktur; saptırdığını da hidayete erdirecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur; ve yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resûlüdür. Emmâ ba'd:
Şüphesiz ki İmam Hâfız Ebû Abdillah Muhammed b. Abdillah el-Hâkim en-Nîsâbûrî'nin kitabı, nebî hadis musannefâtının önemli eserlerinden sayılmakta; İslâm imamları ona güvenmiş, onda bulunan hadis ve eserleri mütâlaa etmeye tam bir ihtimam göstermişlerdir. Zira ilim talebesinin ihtiyaç duyduğu hadisler ve eserler için aziz tarikleri ihtivâ etmektedir. Bu da Hâkim en-Nîsâbûrî'nin (Allah rahmet etsin) geniş muttali oluşu ve kendisinden başkasının semâ'ına nasip olmayan şeyhlerden semâ' etmekte teferrüd etmesi sebebiyledir. Zira o hadisler, o şeyhlerden başkasında bulunmamaktadır; özellikle de büyük âlimlerin ve yüce hâfızların ikamet ettiği memleketi Nîsâbûr'da. Hâkim, onları büyük eseri 'Târîhu Nîsâbûr'da zikretmiştir.
Bu yüksek mertebedeki kitabın metinlerinin tahkik edilmesi, hadislerinin tahric edilmesi, kadîm yazma nüshalarıyla mukabele edilmesi, içindeki müştebah râvî isimlerinin ve müşkil hadis lafızlarının zabt edilmesi, ayrıca isim ve lafızlardaki ibham veya îhamın beyân edilmesi gerekmektedir.
Bütün bunları yapmak üzere, Müessesetü'r-Risâleti'l-Âlemiyye'ye bağlı İslâm Mirası Tahkik Ofisi'nde benim yetiştirdiğim sadık arkadaşlarımdan ve hocalarımdan oluşan bir grup ortaya çıkmıştır. Bunlar yirmi yılı aşkın süre bana refakat etmişler, bazıları benimle otuz yılı geçmiştir. Benden, muhakkikin müstağni kalamayacağı bütün ilimleri istifade etmişlerdir: yazma nüshaların incelenmesi, mukabelesi, hat ve rumuzlarının bilinmesi, müşkil lafızların zabtı ve hadislerin tahrici gibi.
تقريظ العلّامة المحدِّث الشيخ شعيب الأرنؤوط رحمه الله وأجزل مثوبتهبسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله نحمده ونستعينه، من يهده الله فلا مُضِلَّ له، ومن يُضلِل فلا هادي له، وأشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له، وأن محمدًا عبده ورسوله، أما بعد:فإن كتاب الإمام الحافظ أبي عبد الله محمد بن عبد الله الحاكم النَّيسابوري ليُعَدُّ من مصنفات الحديث النبوي المهمة التي عوَّل عليها أئمة الإسلام، وعُنُوا تمام العناية بمطالعة الأحاديث والآثار منها، نظرًا لاشتماله على طرق عزيزة لأحاديثَ وآثارٍ يحتاج إليها طالبُ العلم، وذلك لسَعَة اطلاع الحاكم النيسابوري رحمه الله، وتفرده بالسماع من شيوخ لم يُقْضَ لغيره السماعُ منهم، لأحاديث ليست عند غير أولئك الشيوخ، خصوصًا في بلده نيسابور الذي قَطَنه علماءُ أجلّاءُ وحفاظٌ عظماءُ، ذكرهم الحاكمُ في كتابه الجليل "تاريخ نيسابور".وكتابٌ بهذه المكانة الرفيعة جديرٌ بأن تُحقَّق نصوصُه، وتُخرج أحاديثُه، وأن يُقابل على أصوله الخطية العتيقة، وأن يُضبَط ما فيها من أسماء الرواة المشتبهة، وألفاظ الحديث المشكلِة، وأن يُبيَّن ما فيه إبهام أو إيهام من الأسماء والألفاظ.وقد تصدّى للقيام بذلك كلّه ثُلّةٌ من أصحابي الأوفياء الأساتذة الذين تخرَّجوا على يديَّ في مكتب تحقيق التراث الإسلامي التابع لمؤسسة الرسالة العالمية، ممن لازَموني لأكثر من عشرين عامًا، وبعضهم تجاوز بصحبتي الثلاثين عامًا، وأفادوا مني كافَّة العلومِ التي لا يستغني عنها المحقِّق، من دراسةٍ للأصولِ الخَطيّة، ومقابلتها، ومعرفة خطوطها ورموزها، وضبط مشكلات الألفاظ، وتخريج الأحاديث
Nebevî hadislere hükmetmek, onları tenkit etmek, müelliflerin eserlerinde vâki olan muâhazeleri tespit ve bunlara işaret etmek; ayrıca Arap dili ilimlerine vâkıf olmak, tefsir, fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerine de âşinâ bulunmak gerekir. Ben onların bu kitap üzerindeki çalışmalarının seyrine—nice zorluk ve meşakkatlere sabrederek yürüttükleri bu ameli—en iyi şekilde muttali idim. Zira hadislerinin birçoğu, bilhassa Hâkim'in bizzat kendi isnadlarına hüküm verme hususunda, ihtiyat ve temkin istemekteydi; bu da onlardan kimi zaman saatlerce meşgul olmalarını, aralarında müşâvere ve müdârese ettikten sonra isnad hakkında uygun hükmü vermelerini gerektiriyordu. Onların bu çalışmaları gerçekten eşsiz ve seçkin bir amel olmuştur. Kendilerine yıllarca telkin ettiğim ve eğittiğim o mutedil ilmî usûl üzere hareket etmişlerdir. Nihayet her biri, bu mübârek işin yükünü tek başına üstlenmeye ve bu sahadaki talebelere büyük bir fayda temin etmeye ehil hâle gelmiştir. Allah Teâlâ'dan niyaz ederim ki, onların amellerini sâlih amellerle tamama erdirsin; hayır ve isâbeti kendilerine ilhâm eylesin; kendilerinde müşâhede ettiğim hassasiyet ve itkan üzere devam etmelerini nasip etsin; söz ve fiilde dâimâ Allah'a ihlâslı olmayı ve üstlendikleri işlerde aralarında istişareyi elden bırakmamalarını lütfeylesin. Tevfik ve sedadın velîsi Allah'tır; O'ndan başka Rabb yoktur. Şuayb b. Muharrem el-Arnaût Mayıs 2016 M. / Şaban 1437 H.
النبوية، والحكم عليها، وتَنقِيد ما يَقعُ للمصنِّفين من مُؤاخذاتٍ، والتنبيه عليها، مع المعرفة بعلوم اللغة العربية، والإلمام بعلوم التفسير والفقه وأصوله.وكنتُ على اطّلاع بمُجريَات العمل الذي قامُوا به خيرَ قيام، مُتصبِّرين على ما يَعتَرِض عملَهم في هذا الكتاب من صُعوباتٍ ومَشاقَّ، نظرًا لحاجة كثيرٍ من أحاديثه إلى تَروٍّ وأناةٍ، خصوصًا في الحكم على أسانيد الحاكم نفسِه، الأمرُ الذي تطلَّب منهم أحيانًا أن يَمكثُوا الساعاتِ الطِّوال حتى يَتَسنّى لهم إعطاءُ الحُكم المناسب على الإسناد، بعد مُشاورةٍ فيما بينهم ومُدارسةٍ.فكان عملُهم هذا بحقٍّ عملًا فريدًا متميزًا، وقد ساروا فيه وَفْقَ ذلك المنهج العلمي المعتدل الذي أفدتُهم به ودرَّبتهم عليه لسنين طويلة، حتى غدا كلُّ واحدٍ منهم أهْلًا لأن يضطلعَ بأعباء هذا العمل المبارك مُنفردًا، وأن يُفيد الطَّلبةَ في هذا الفنِّ فائدةً عظيمةً.فالله تعالى أسألُ أن يتمم بالصالحات أعمالَهم، وأن يُلِهمَهم الخيرَ والسدادَ، وأن يستمروا على ما أَنِستُه منهم من الدِّقّة والإتقان في العمل، وأن يُخلِصوا الله دائمًا في القول والعمل، وأن لا يألوا جهدًا في التَّشاور فيما بينهم فيما هم بصَدَدِه من الأعمال، والله وليُّ التوفيق والسَّداد، لا ربَّ غيرُه.شعيب بن محرّم الأرنؤوطشهر أيار/ ٢٠١٦ مالموافق لشعبان/ ١٤٣٧ ه
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn; O ki kulları yarattı, onları şekillendirdi ve sûretlerini güzel kıldı. Ve O ki onlara büyük nimetlerle ihsanda bulundu, onları ağır belâlardan korudu, onlara bol bol bağışta bulundu ve fazlasıyla ikram ederek onlara lütufta bulundu. Sonra kulları noksanlık, unutkanlık ve mükemmelliğin son noktasına erişmekten âciz olmakla kahretti; tâ ki yalnızca O, kemal sıfatlarıyla muttasıf, kusur ve noksanlık sıfatlarından münezzeh olan Rab olsun. Allah, efendimiz Muhammed b. Abdillâh’a salât ve selâm eylesin; O, kendisiyle Rabb-i Ma‘bûd’un kendisini imtiyazlı kıldığı Makâm-ı Mahmûd sahibidir; o günde ne bir baba evlâdına, ne de bir dost dostuna fayda verebilir. Allah bize onun şefaatini ve Havz-ı Kevser’inden içmeyi nasip eylesin; onun rahmeti ve bilinen fazlıyla. Ammâ ba‘d: Muhakkak ki Ebû Abdillâh el-Hâkim en-Nîsâbûrî’nin ‘el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn’ adlı bu eseri, Sünnet-i Nebeviyye-i Tâhire’nin divanlarından önemli bir divan telakki edilir; zira o, hadis imamlarından hiçbirinin kendisinden önce ele almadığı nadir rivayet ve tarikleri ihtiva etmektedir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur; çünkü o, bu eşsiz rivayet ve yolları, ancak kendisinden başkasının ortak olmadığı kaynaklardan almıştır. Zira o, o dönemde çeşitli ilimlerde, özellikle hadis ilminde İslâm dünyasının en büyük merkezlerinden biri olan Nîsâbûr’da bulunuyordu. Ebû Abdillâh, misli az bulunur bir sabır ve sebatla, onun şehirleri, köyleri ve bölgeleri arasında seyahat etti ve Nîsâbûrlu pek çok şeyh ile görüştü; onların isimlerini meşhur divanı ‘Târîhu Nîsâbûr’da kaydetti ve her biri için, mertebesini ve durumunu gösteren bir hal tercümesi yazdı. Ebû Abdillâh el-Hâkim’in hadis ilminde pek kıymetli eserleri vardı ve bunların en yücesi, kendisinin ‘el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn’ adını verdiği bu büyük kitaptır. Ancak, …’a rağmen
بسم الله الرحمن الرحيمالحمدُ لله رب العالمين، الذي بَرَأ العبادَ وصوّرهم فأحسن صُوَرَهم، والذي أنعم عليهم بعظيم النِّعَم، وعافاهم من خَطير النِّقَم، وأجزل لهم العطاء، وامتَنَّ عليهم بمزيد السّخاء، ثم قهر العبادَ بالنقص والنسيان، والقصور عن بلوغ غاية الإتقان، ليكون هو وحدَه الربَّ المتفرِّدَ بصفات الكمال، المنزَّهَ عن صفات العيب والنقصان.وصلَّى الله وسلَّم على سيدنا محمد بن عبد الله، صاحبِ المقام المحمود، الذي ميَّزه به ربُّه المعبود، يوم لا يغني والدٌ عن مولود، ولا وادٌّ عن مودُود، رزقنا الله شفاعته والشربَ من حَوضِه الكوثر المورود، برحمتِه سبحانَه وفضلِه المعهود، وبعدُ:فإن كتاب أبي عبد الله الحاكم النيسابوري هذا الموسوم بـ "المستدرك على الصحيحين" لَيُعدُّ ديوانًا مهمًا من دواوين السنة النبوية المطهرة، بما اشتمل عليه من الروايات والطرق الفرائد، التي لم يسبقه إليها أحدٌ من أئمة الحديث، ولا غرو في ذلك؛ لأنه إنما استقى تلك الروايات والطُّرق الفريدة من مَوارد لم يشاركه فيها غيرُه؛ إذ كان بنيسابور، كبرى حواضر العالم الإسلامي في شتى العلوم آنذاك، ولا سيما علم الحديث، وتنقل أبو عبد الله بصبر وجَلَدٍ عزّ نظيره بين مدنها وقُراها ونواحيها، والْتقى بجمٍّ غفيرٍ من الشيوخ النيسابوريين الذين سجَّل أسماءهم في ديوانه المشهور الموسوم بـ "تاريخ نيسابور"، وترجم لكل منهم بترجمة تُظهر منزلتَه وحالَه.وقد كان لأبي عبد الله الحاكم مصنفات جليلة في علم الحديث، وأجلُّها هذا الكتاب العظيم الذي سماه بـ "المستدرك على الصحيحين"، ولكن بالرغم من
Bu kitabın kıymetinin yüceliği şudur ki, o, sünnet divanlarından kendisi gibi bir eserin hak ettiği ihtimam ve tahkike nail olamamıştır. Biz de Allah’tan yardım dileyerek onun tahkikine dalma, yazma nüshalarını karşılaştırma, metinlerini tahric etme, zabt ve şerh etme işine giriştik. Biz bu kitabın tahkikine başlamadan önce ilk bakışta -acele bir nazarla- işin kolay olduğunu, çalışmanın basit olduğunu zannetmiştik. Hele ki daha önce sünnet kitaplarından tahkik ettiğimiz eserlerin bizi bu kitapta uzatmaktan müstağni kılacağını düşünmüştük. Bu sebeple el-Mustedrak’teki her hadis için kısa bir not yazıp hadis hakkındaki hükmü ve onun Kütüb-i Sitte ile Müsned-i Ahmed ve Sahîh-i İbn Hibbân’dan tahricini göstermeye, ardından okuyucuyu bu önceki kitaplar hakkındaki tahkiklerimize yönlendirmeye azmetmiştik; öyle ki okuyucu buralarda hadisin hükmü konusunda geniş bilgiyi ve bu sanatın ehlinin razı olacağı en tam ve en mükemmel şekilde tahrici bulsun, inşallah. Fakat bu kitabın bir kısmını ilerlettikten sonra işin zannettiğimiz gibi olmadığı, hadislerinin birçoğunun daha fazla inceleme, tetkik ve araştırmaya muhtaç olduğu ortaya çıktı. Hele ki ricâlinin birçoğu Kütüb-i Sitte ricâlinin tabakasından daha sonraki bir tabakada olduğu için onların hallerini dakik ve kapsamlı bir şekilde incelemeyi gerektirmektedir. Zira onlardan birçoğunun tercemelerini, etraflıca araştırma ve tetkikten sonra, tabakât, tarih ve ensab kitaplarının arasında serpiştirilmiş olarak bulduk. Onların hadis rivayetindeki zabt durumlarını bize gösteren açık tercemeleri müstakil olarak yapılmamıştır. Hele ki Ebû Abdillah el-Hâkim’in ‘Târîhu Nîsâbûr’ adlı eseri, İslam mirasımızın kitaplarından olup bugüne kadar bulunamamıştır. Bu kitap belki de daha önce İslam diyarlarını sarsan acı verici hadiselerden, mesela Moğol istilası gibi olaylardan dolayı kaybolan veya telef olan eserlerdendir. Bize ise -Allah’a hamd olsun- ondan (yani Târîhu Nîsâbûr’dan) İmam Ebû Sa‘d es-Sem‘ânî’nin, ‘el-Ensâb’ adlı büyük eserinde seçip aldığı kısım ulaşmıştır. O, el-Hâkim’in ‘Târîhu Nîsâbûr’ adlı eserini tercemeler konusunda en önemli kaynaklarından biri haline getirmiş ve Nîsâburlu ricâlin birçok tercemesini zikretmeye özen göstermiştir.
جلالة قدر هذا الكتاب فإنه لم يَنَل من العناية والتحقيق ما يستأهِلُه مثلُه من دواوين السُّنّة، فاستعنَّا بالله على خوض غِمار تحقيقه، ومقابلة أصوله الخطية، وتخريج نصوصه، وضبطه وشرحه.وكنا قبل الشروع في تحقيق هذا الكتاب قد ظننّا باديَ الرأي - بنظرة عَجْلَى - أن الخطب فيه يسيرٌ، والعمل فيه هيِّن، ولا سيما أنّا قد حقَّقنا من قبله من كتب السنة ما ظنناه مُغنِيًا لنا عن الإطالة في هذا الكتاب؛ فعزمنا على أن نذكر عند كل حديثٍ في "المستدرك" نبذةً يَسيرةً نُظهر فيها الحُكم عليه وتخريجه من الكتب الستة مع "مسند أحمد" و "صحيح ابن حبان"، ثم نحيل القارئ إلى تحقيقاتنا لهذه الكتب السابقة، بحيث يجد فيها التوسعَ في الحكم على الحديث، والتخريجَ مستوفًى على الوجه الأتم الأكمل الذي يرتضيه أهل هذه الصناعة إن شاء الله.ولكننا بعد قطع بعض مادّة هذا الكتاب تبيّن لنا أن الأمر بخلاف ما كنا نظنُّ، وأنَّ كثيرًا من أحاديثه هي بحاجة إلى مزيد من النظر والدراسة والبحث، ولا سيما وأن كثيرًا من رجاله الذين هم في طبقة متأخرة عن طبقة رجال الكتب الستة، يتطلب الأمر دراسة أحوالهم دراسة دقيقة وافية، وذلك أن كثيرًا منهم عثرنا على تراجمهم بعد التقصي والبحث الحثيث مبثوثةً في أثناء كتب التراجم والتاريخ والأنساب، ولم يُفرَد لهم تراجم واضحة تُظهر لنا حالتهم في رواية الحديث من حيث الضبط، خاصةً وأن كتاب "تاريخ نيسابور" لأبي عبد الله الحاكم مما لم يُعثَر عليه - حتى الآن - من كتب تراثنا الإسلامي الذي ربما يكون من جملة ما فُقِد أو تَلِف في بعض الكوائن السابقة المؤلمة التي عصفت ببلاد الإسلام؛ ككائنة التتار وغيرها.وقد سَلِمَ لنا منه - بحمد الله - ما استصفاه الإمامُ أبو سعد السمعاني في كتابه الجليل الموسوم بـ "الأنساب الذي جعل كتاب "تاريخ نيسابور" للحاكم مِن أهم موارده في التراجم، فقد حرص على إيراد كثير من تراجم الرجال النيسابوريين
Ondan, ihtiyaç duyduğumuz şeylerin çoğunu bize muhafaza etti ve çoğu zaman talebimizi onun içinde bulduk. Keza İmam el-Hatîb el-Bağdâdî, 'Târîhu Bağdâd' isimli eserinde, el-Hâkim'in 'Târîhu Nîsâbûr' adlı kitabından, Nîsâbûr'a seyahat eden veya oraya uğrayan Bağdatlıların bir kısım biyografilerini nakletmeye özen göstermiş; el-Hâkim de bu sebeple onları zikretmiştir. Ancak el-Hâkim'in 'el-Müstedrek'teki râvilerinden bir kısmının biyografilerine, hiçbir tabakât, tarih ve ensâb kitabında rastlamadık. Bu da bizi uzun saatler boyunca onların hallerini incelemeye sevk etti. Bu inceleme, râvinin rivayetlerini tetkik edip sonra diğer güvenilir râvilerin rivayetleriyle karşılaştırarak onun zabt derecesini bilmek suretiyle oldu. Gücümüz yettiğince, kendisinden rivayet eden râviler hakkında da tahkikatta bulunduk ve onların hallerini süzdük. Böylece bu râvilerin her biri hakkında, rivayetleri ve onlardan rivayette bulunanlara dair küçük bir malumat edindik ki bu sayede -inşaallah- onlara uygun bir hükme varmaya muvaffak olduk. Yine müellifin bir kısım tarik ve rivayetlerinde illetler ve muhalefetler bulunduğu da ortaya çıktı. Bu durum, onları etraflıca incelemeyi gerektirdi; bu da bizi, söz konusu rivayet ve tarikler hakkında en isabetli hükme varmak gayesiyle bu durumu açıklamak üzere tarik ve rivayetleri genişçe izah etmeye sevk etti. Mevlâ Teâlâ'ya niyaz ederiz ki bu işi yapmaya muvaffak kılınmış olalım ve bunu en yakın ve en doğru yoldan tamamlamış olalım. Yine O'ndan bu çalışmayı bizden kabul buyurmasını ve onu ameller defterimize yazmasını dileriz. Zira O kerimdir; kendisinden isteyeni hüsrana uğratmaz, O'na yöneleni geri çevirmez. Allah Teâlâ'dan her zaman söz ve amelde tevfîk ve sedâd dileriz. Eğer işi güzel yapmışsak bu yalnızca Allah'tandır; eğer eksik bırakmışsak bu bizim kusur ve gafletimizdendir. Hamd, dünyada da âhirette de O'na mahsustur. O bize yeter; O ne güzel vekildir. Ve bu tahkikin önünde, müellif Ebû Abdillah el-Hâkim'in ve 'el-Müstedrek' isimli kitabının durumunu tanıtan önemli fasıllar ve bahisler sunuyoruz. Allah'tan yardım dileyerek, O'ndan sedâd ve tevfîk isteyerek diyoruz ki:
منه، فحفظ لنا أكثر ما نحتاجه من ذلك، ووجدنا فيه طَلِبَتَنا في كثير من الأحيان.كما كان للإمام الخطيب البغدادي في كتابه "تاريخ بغداد" عنايةٌ بنقل عدد من تراجم البغداديين من كتاب الحاكم "تاريخ نيسابور"، ممَّن رحل إلى نيسابور أو ورد إليها، فذكرهم الحاكمُ لأجل ذلك.ولكن عددًا من رجال الحاكم في "المستدرك" لم نعثُر لهم على تراجم في شيء من كتب التراجم والتاريخ والأنساب، فتطلَّب ذلك منا إمضاء الساعات الطِّوال في دراسة أحوالهم؛ وذلك من خلال سَبْر مرويّات الراوي، ثم مطابقتها لروايات غيره من الثقات لمعرفة مدى ضبطه، وتَقصَّينا - بقدر الطاقة - عن الرجال الذين رَوَوا عنه وسَبَرنا أحوالهم، فتكوَّن لدينا عن كل راوٍ من هؤلاء نبذةٌ عن رواياته والرواة عنه، استطعنا من خلالها الوصول إلى حكم يناسبه إن شاء الله.وظهر لنا أيضًا أن عددًا من طرق المصنِّف ورواياته فيها عللٌ ومخالفاتٌ، فتطلَّب الأمرُ دراستَها دراسةً دقيقةً، مما دعانا إلى التوسع في بيان الطرق والروايات لتبيين ذلك، بغية الوصول إلى الحكم الأصوب على تلك الروايات والطرق.فنرجو من المولى سبحانه وتعالى أن نكون قد وُفِّقنا في القيام بذلك، وأن نكون قد أنجزناه على أقرب وجهٍ، وأقوَم سبيلٍ، ونرجوه سبحانه أن يتقبل ذلك العملَ منا وأن يجعله في صحائف أعمالنا، فهو الكريم الذي لا يَخِيب سائلُه، ولا يُردُّ قاصدُه.واللهَ تعالى نسألُ التوفيقَ والسدادَ دائمًا في القول والعمل، فإن كنا قد أَحسنّا الصنيعَ فمن الله وحدَه، وإن كنا قد أخلَلْنا ببعض ذلك فمن تقصيرنا وسهونا، وله الحمدُ سبحانه في الأولى والآخرة، وهو حسبُنا ونعم الوكيل.ونقدِّم بين يدي هذا التحقيق فصولًا ومباحث مهمّة، تعرِّف بحال المصنّف أبي عبد الله الحاكم وكتابه "المستدرك"، فنقول - وبالله الاستعانة ومنه السداد والتوفيق -:
Birinci Bölüm: İmam Hâkim en-Nîsâbûrî; Memleketi Nişabur, Dönemi ve Hayatı
Bu bölümde, öncelikle İmam Hâkim'in memleketi olan Nişabur bölgesi hakkında, ardından onun dönemi ve özellikle memleketi Nişabur'daki siyasî, içtimaî ve ilmî açılardan çevresindeki şartlar hakkında söz ederek başlayacağız.
Sonra İmam Hâkim'in şahsına dair; adı, doğumu, yetişmesi ve ailesi hakkında, ardından ilmî kültürü ve seyahatleri, bu seyahatler sırasında kendisinden ilim aldığı en önde gelen hocaları hakkında konuşacağız. Devamında ondan istifade eden en önde gelen talebelerini zikredecek, sonra dönemindeki âlimler nezdindeki konumunu ortaya koyacak ve diğer âlimlerin ona dair senâlarını aktaracağız. Peşinden de onun seçkin ilmî eserlerini zikredeceğiz.
Ve bundan sonra fıkıh mezhebi ve itikadî mezhebi hakkında konuşacağız.
Ardından –Allah ona rahmet etsin– vefatını anarak bölümü sonlandıracağız.
الفصل الأول الإمام الحاكم النيسابوري؛ بلدُه نيسابور، وعصرُه، وسيرتُهوفي هذا الفصل سنبتدئُ بالحديث عن إقليم نيسابور بلد الإمام الحاكم، ثم عن عصره والظروف المحيطة به من النواحي السياسية والاجتماعية والعلمية في بلده نيسابور خاصةً.ثم نثنّي بالكلام عن شخصية الإمام الحاكم؛ عن اسمه وولادته ونشأته وأسرته، ثم عن ثقافته العلمية ورحلاته، وأبرز شيوخه الذين تلقى عنهم العلم في تلك الرحلات، ثم نذكر أبرز تلامذته الذين أفادوا منه، وبعدها نبين مكانته في أوساط علماء عصره، ونورد ثناء الأئمة عليه، ثم نُعقِب بذكر آثاره العلمية المتميزة.وبعد ذلك نتحدّث عن مذهبه الفقهي، وعن مذهبه العقائدي.ثم نختم بذكر وفاته رحمه الله.
Birinci Bölüm: İmam Hâkim'in Memleketi Nîşâbur, Yaşadığı Dönem ve Siyasî, İçtimaî ile İlmî Açılardan Çevresindeki Şartlar
Birinci Talep: Nîşâbur'un Tarifi:
Nîşâbur: Nûn'un fethi, altında iki nokta bulunan yâ'nın sükûnu ve mühmele sîn'in fethi; eliften sonra tek noktalı bâ; sonunda ise râ harfiyle yazılır. Horasan'ın en güzel ve hayırlı cihetleri kendisinde toplamış şehridir. Kendisine Nîşâbur denilmesinin sebebi şudur: Sâbûr buradan geçerken şehre bakıp "Burası bir şehir olmaya elverişlidir" demiş; bunun üzerine emir verip kamışlarını kestirmiş, süpürtmüş ve ardından şehri bina ettirmiştir. Bu sebeple şehre Nîşâbur denilmiştir. "Ney" kamış demektir. Burası, hicrî yirmi dokuz senesinde Osman b. Affân (r.a.) devrinde, halasının oğlu Abdullah b. Âmir b. Küreyz eliyle fethedilmiştir(1).
Yâkût, Nîşâbur'u şöyle tavsif etmiştir: Pek büyük, pek çok meziyetleri haiz, fazilet erbabının madeni ve âlimlerin menbaı olan bir şehirdir. "Gezip dolaştığım beldeler içinde onun gibisini görmedim" demiştir(2).
Nîşâbur, Horasan'ın dört büyük şehrinden biri olup bunlar Nîşâbur, Merv, Herât ve Belh'tir. Bunların en büyüğü Nîşâbur'dur(3).
Horasan'da emirlik makamı ilk zamanlarda Merv ve Belh'te bulunuyordu. Bu durum Tâhirîler(4) devrine kadar sürmüştür.
(1) Sem'ânî, el-Ensâb, (en-Nîsâbûrî nisbesi). Sâbûr: Sâsânî hükümdarlarından Sâbûr b. Erdeşîr b. Bâbek b. Sâsân'dır. Ebû Ubeyd el-Bekrî, el-Mesâlik ve'l-Memâlik, 1/280-286.
(2) Yâkût el-Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, 5/331.
(3) Ebû İshak İbrahim b. Muhammed el-İstahrî, el-Mesâlik ve'l-Memâlik, s. 253. Horasan: "Hûr" yani güneş ile "âsân" yani doğu kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir kelimedir. İslâm devletinin büyük bir eyaletiydi. Günümüzde bu eyaleti birden fazla ülke paylaşmaktadır: Nîşâbur İran'da, Herât ve Belh Afganistan'da, Merv ise Türkmenistan'dadır. Nîşâbur, İran Cumhuriyeti'nde başkent Tahran'ın yaklaşık 760 km doğusunda yer almaktadır.
(4) Bu nisbe, Ebû Talha Tâhir b. Hüseyin b. Mus'ab b. Ruzeyk b. Es'ad b. Zâzân el-Huzâî'ye aittir.
المبحث الأول نيسابور بلد الإمام الحاكم، وعصره والظروف المحيطة به من النواحي السياسية والاجتماعية والعلميةالمطلب الأول: التعريف بنَيسابُور:نَيسابُورُ: بفتح النون وسكون الياء المنقوطة من تحتها باثنتين، وفتح السين المهمَلة وبعد الألف باءٌ منقوطة بواحدةٍ، وفي آخرها الراء، وهي أحسن مدينةٍ وأجمعها للخيرات بخُراسان، إنما قيل لها: نَيسابور، لأن سابُور مَرَّ بها، فلما نظر إليها قال: هذه تَصلُح أن تكون مدينةً، فأمَر بها فقُطع قصبُها، ثم كُنِس، ثم بُنيت، فقيل لها: نيسابور، والنَّي: القَصَب، وكان فتحُها زمن عثمان بن عفان رضي الله عنه، على يد ابنِ خالته عبد الله بن عامر بن كُرَيزٍ في سنة تسع وعشرين من الهجرة(١).وقد وصفَ ياقوتُ نيسابورَ بأنها: مدينةٌ عظيمةٌ، ذات فضائلَ جسيمةٍ، معدنُ الفضلاء ومَنبَعُ العلماء. قال: لم أرَ فيما طَوَّفتُ من البلاد مدينةً كانت مثلَها(٢).وتُعدُّ نيسابورُ إحدى كبرى المدن الأربعة بخُراسان، وهي نيسابور ومَرْو وهَرَاة وبَلْخ، وأعظمها نيسابور(٣).وكانت دارُ الإمارة أولَ الأمر في خُراسان بمَرُو وبَلْخ، إلى أيّام الطاهريّة(٤)،(١) "الأنساب" للسمعاني، نسبة (النيسابوري). وسابُور: هو سابور بن أَرْدَشِيرَ بنَ بابَك بن ساسَان، أحدُ ملوك الفرس. "المسالك والممالك" لأبي عُبيد البَكْري ١/ ٢٨٠ - ٢٨٦.(٢) "معجم البلدان" ٥/ ٣٣١.(٣) "المسالك والممالك" لأبي إسحاق إبراهيم بن محمد الإصطخري ص ٢٥٣. وخُراسان: كلمة مركبة من "خُور" أي: شمس، و "أسان"، أي: مشرق، وكانت مقاطعةً كبيرةً من الدولة الإسلامية، تتقاسمها اليومَ عدة دول، فنيسابور في إيران، وهراة وبلخ في أفغانستان، ومرو في تركمانستان. وتقع نيسابور في جمهورية إيران شرق العاصمة طهران على بعد ٧٦٠ كم منها تقريبًا.(٤) هذه النسبةُ لطاهر بن الحسين بن مصعب بن رُزَيق بن أسعد بن زاذَان، أبي طلحة الخُزاعي، =
Böylece onu Nîsâbûr'a naklettiler; şehir imar edildi, büyüdü ve onların oraya yerleşmeleri sebebiyle malı çoğaldı(1). Horasan'da Nîsâbûr'dan daha temiz havaya sahip bir şehir yoktu. Oradan, çokluğu ve kalitesi sebebiyle, İslam diyarlarının tamamına ve bazı şirk diyarlarına nakledilen çeşitlerde pamuklu ve ipekli kumaşlar üretilirdi(2). Horasan valisi Tâhir'i, Me'mûn kardeşi Emîn ile savaşmak üzere Bağdat'a gönderdi, o da (Tâhir) onu (Emîn'i) yakalayıp öldürdü. Me'mûn ona Zü'l-Yemîneyn lakabını verdi. Onun ardından çocukları Horasan bölgesinin emirliğini üstlendi; bunlardan: Talha b. Tâhir, Abdullah b. Tâhir, Tâhir b. Abdullah b. Tâhir ve Muhammed b. Tâhir b. Abdullah b. Tâhir. Bakınız: Ebü'l-Fadl b. Tayfûr'un 'Kitâbu Bağdâd'ı, s. 35 ve 74; Taberî Tarihi, VIII/595; İbnü'l-Cevzî'nin el-Muntazam'ı, XIII/102-103. (1) el-Mesâlik ve'l-Memâlik, İstahrî, s. 258. (2) Önceki kaynak, s. 255-256.
فنقلُوها إلى نَيسابور، فعُمِرت وكَبِرت، وكثُر مالُها مِن تَوطّنهم إيَّاها(١).ولم يكن بخراسان مدينةٌ أصحَّ هواءً من نَيسابُور، وكان يرتفع منها من أصناف ثياب القُطن والإبريسم ما يُنقَل إلى سائر بلدان الإسلام وبعض بلاد الشِّرك، لكثرتها وجَوْدتها(٢).= والي خُراسان، وجَّه به المأمونُ إلى بغداد لمُحاربة أخيه الأمين، فظفر به طاهرٌ وقتلَه، ولقَّبه المأمونُ ذا اليمينَين، وقد ولي أولادُه من بعده إمارةَ إقليم خراسان منهم: طلحة بن طاهر وعبد الله بن طاهر، وطاهر بن عبد الله بن طاهر ومحمد بن طاهر بن عبد الله بن طاهر. انظر "كتاب بغداد" لأبي الفضل بن طَيْفُور ص ٣٥ و ٧٤، و "تاريخ الطبري" ٨/ ٥٩٥، و "المنتظم" لابن الجوزي ١٣/ ١٠٣ - ١٠٢.(١) "المسالك والممالك" للإصطخري ص ٢٥٨.(٢) المصدر السابق ص ٢٥٥ - ٢٥٦.
İkinci Mesele: Hâkim’in yaşadığı dönem ile, özellikle Nîsâbûr’da siyasî, toplumsal ve ilmî açılardan onu kuşatan şartlar: a - Siyasî Şartlar: İmâm Hâkim, Nîsâbûr’da 321 yılında doğduğundan itibaren Abbâsî hilâfetinin ikinci safhasına şahit olmuştur. Öyle bir saha ki, bu safhada Abbâsî halifelerinin idaresi Bağdat ve civarıyla sınırlı kalmış, bunun dışındaki İslâm beldelerinde ise emîrlikler çoğalmıştı. Her ne kadar bu emîrliklerin çoğu Abbâsî halifesine bağlılık ve itaat arz etse de, her bir emîrlik kendi eli altındaki beldelerin yönetiminde müstakil hareket ediyordu. Hâkim doğduğunda Abbâsî halifesi, Mu‘tezıd-Billâh’ın oğlu Kâhir-Billâh idi. Ondan sonra sırasıyla Muktedir-Billâh’ın oğlu Râzî-Billâh, yine Muktedir’in oğlu Müttakî, Müktefî’nin oğlu Müstekfî, Muktedir’in oğlu Mutî‘, Mutî‘in oğlu Tâyi‘ ve İmâm Hâkim’in çağına yetiştiği son Abbâsî halifesi olan Kādir-Billâh hilâfete geçti. Hâkim dünyaya geldiğinde Nîsâbûr, Sâmânî emîrliğinin idaresi altındaydı; o dönemde Horasan emîri Nasr b. Ahmed b. İsmâil es-Sâmânî idi. Kendisi, emîrlik ve riyâset hanedanına mensuptu; zira ondan önce babası Ahmed, ondan da evvel, Memûn’un Mâverâünnehir beldelerine vali tayin ettiği dedesi İsmâil b. Ahmed emîrlik yapmıştı. Nitekim Sâmânî emîrliği daha sonra Horasan’ı da içine alacak şekilde genişlemişti. Sâmânîler, 387 yılına kadar beldelerin yönetiminde birbirlerinin yerine geçtiler; bu tarihte ise Gazneliler onlara üstünlük sağladı. Bu, Sebüktegin eliyle gerçekleşmiş olup Horasan’da idareyi o üstlenmiş, Mâverâünnehir beldelerine de oğlunu vali tayin etmişti. [*] [*] Mâverâünnehir: Horasan’da Ceyhun nehrinin ötesindeki yerler kastedilir; nehrin doğusunda kalan bölgeye Heyâtıla beldeleri denilir, İslâm’da ise Mâverâünnehir adı verilmiştir (Yâkût el-Hamevî, Mu‘cemü’l-büldân, 5/45). Bugün bu bölge İslâmî Orta Asya olarak bilinmekte olup, önceden Sovyetler Birliği’ne bağlı bulunan, onun çöküşünün ardından Allah’ın lütfuyla bağımsızlığına kavuşan beş İslâm cumhuriyetini kapsar: Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan (Dr. Tâhâ Abdülmaksûd Ebû Ubeyye, Mûcez ani’l-fütûhâti’l-İslâmiyye, s. 7).
المطلب الثاني: عصرُ الحاكم، والظروف المكتنفة به من النواحي السياسية والاجتماعية والعلمية، في نيسابور خاصَّة:أ - الظروف السياسية:عاصر الإمام الحاكم منذ ولادته بنيسابور سنة إحدى وعشرين وثلاث مئة المرحلةَ الثانيةَ من الخلافة العباسية، تلك المرحلة التي كان فيها حُكم خلفاء بني العباس مقتصرًا على بغداد وما حولها، دون ما سواها من بلاد الإسلام التي تعدَّدت الإمارات فيها، مع إعلان أكثر تلك الإمارات للخليفة العباسيّ بالولاء والطاعة، غير أن كل إمارةٍ كانت تنفرد بحكم ما تحتها يدها من بلادٍ.وعند ولادة الحاكم كان الخليفة العباسي آنئذٍ القاهر بالله بن المعتضد بالله، ثم تولى الخلافة بعده الراضي بالله بن المقتدر بالله، ثم المتقي بن المقتدر، ثم المستكفي بن المكتفي، ثم المطيع بن المقتدر، ثم الطائع بن المطيع، ثم القادر بالله، الذي كان آخرَ خليفة عباسيٍّ عاصره الإمامُ الحاكم.وكانت نيسابور لدى ولادة الحاكم تحت إمارة السامانيين، فكان أمير خراسان إذ ذاك نصرُ بن أحمد بن إسماعيل الساماني، الذي كان من بيت إمارة ورياسة، إذ سبقه إلى الإمارة أبوه أحمد، ومن قبلِه جدُّه إسماعيل بن أحمد الذي ولَّاه المأمونُ بلادَ ما وراء النهر(١)، ثم امتدت إمارة السامانيين لتشمل خراسان أيضًا.وقد تعاقب بنو سامان على إمارة البلاد حتى عام ٣٨٧ هـ، حين تغلَّب عليهم الغزنويون، وكان ذلك على يد سُبُكْتِكين الذي تولى الحكم في خراسان، وولَّى ابنَه(١) بلاد ما وراء النهر: يُراد بها ما وراء نهر جِيحُون بخُراسان، فما كان في شَرقيِّهِ يقال له: بلاد الهَياطِلَة، وفي الإسلام سمَّوهُ: ما وراء النهر. "معجم البلدان" لياقوت الحموي ٥/ ٤٥. وتُعرف الآن باسم "آسيا الوسطى" الإسلامية، وتضمُّ خمس جمهوريات إسلامية كانت خاضعة للاتحاد السوفييتي سابقًا، ثم مَنَّ الله عليهم فاستقلُّوا بعد انهياره، وهذه الجمهوريات هي الآن: أوزبكستان وطاجيسكتان وقازاخستان وتركمانستان وقرغيزيا. "موجز عن الفتوحات الإسلامية" للدكتور طه عبد المقصود أبو عُبيَّة ص ٧.
Mahmûd b. Sebüktekin Nîşâburlu idi; Abbâsî halifesi el-Kâdir Billâh kendisine "Yemînü'd-devle" lakabını vermişti. Babası Sebüktekin'in vefatından sonra, onun yönetimindeki ülkelerin emirliği, kardeşleri İsmâil ve Nasr b. Sebüktekin'e üstün gelmesi neticesinde kendisine intikâl etti. 389 H. yılında hükümranlık kesin olarak ona kaldı. Abbâsî halifesi el-Kâdir Billâh kendisine saltanat hil'atini gönderdi. 421 H. veya onu takip eden yıla kadar saltanatta kaldı(1). Ondan kısa bir süre sonra Abbâsî halifesi el-Kâdir Billâh vefat etti(2). İmam Ebû Abdillâh el-Hâkim'in vefatı, Abbâsî halifesi el-Kâdir Billâh ile Horasan, Hindistan ve Mâverâünnehir beldelerinin sultanı Yemînü'd-devle Mahmûd b. Sebüktekin'in devirlerine rastlar; zira 405 H. yılında rahmetullâhi aleyh vefat etmiştir. İçtimâî Durum: İmam el-Hâkim'in yaşadığı o asırda Horasan bölgesi -bilhassa Nîşâbur- tam bir kuvvet ve korunmuşluğa sahip olup malların çokluğuyla temâyüz ediyordu. Fetihler, bilhassa Sultan Mahmûd b. Sebüktekin döneminde zirveye ulaşmış, bu da devlette bol miktarda ganimet ve servet birikmesine yol açmıştı(3). Dolayısıyla o belde ahalisinde zenginlik ve servet galebe çalmaktaydı; onların mâmur çarşıları, çok sayıda hanları, gölgeleri bol bahçeleri ve görkemli sarayları vardı(4). Ticaret faaliyeti de o bölgelerde canlı idi. Nitekim Horasan'ın hiçbir beldesi yoktu ki, gıda maddelerinden çeşitli kumaş türlerine, pek çok madene kadar farklı cins malzeme ticaretiyle tanınmış olmasın. Nîşâbur ise Horasan şehirleri arasında kumaş çeşitleri, iplik ve demirle meşhurdu(5).
(1) Vefeyâtü'l-a'yân, İbn Hallikân, 5/175-181.
(2) Târîhu Bağdâd, el-Hatîb el-Bağdâdî, 5/61-64.
(3) el-Kâmil fi't-târîh, İzzeddîn İbnü'l-Esîr el-Cezerî, 9/169, 244, 309-310, 342-345.
(4) Ahsenü't-tekāsîm fî ma'rifeti'l-ekālîm, Muhammed b. Ahmed el-Makdisî el-Beşşârî, s. 293-322.
(5) el-Mesâlik ve'l-memâlik, el-İstahrî, s. 258; Ahsenü't-tekāsîm, s. 323-352.
محمود بن سُبُكْتِكين نيسابور، وكان محمود هذا لقَّبه القادر بالله العباسي بـ "يمين الدولة"، ثم بعد وفاة والده سُبُكْتِكين آلت إمارةُ البلاد التي كانت لوالده إليه بعد أن تَغلَّب على أخويه إسماعيل ونصر ابني سُبُكْتِكين، وصفَا له الحكم سنة ٣٨٩ هـ، وسيَّر له الخليفة العباسيُّ القادر بالله خلعة السَّلْطنة، واستمر في السَّلطنة حتى وفاته سنة ٤٢١ هـ أو التي بعدها(١)، ثم توفي بعده بقليل الخليفة العباسي القادر بالله(٢).وفي عهد الخليفة العباسي القادر بالله، وعهد سلطان خراسان وبلاد الهند وبلاد ما وراء النهر يمينِ الدولة محمود بن سُبُكْتِكين، كانت وفاة الإمام أبي عبد الله الحاكم، إذ توفي سنة ٤٠٥ هـ رَحِمَهُ اللهُ تعالى. ب - الظروف الاجتماعية:كانت بلاد خراسان - وبخاصة نيسابور - في ذلك العصر الذي عاشه الإمام الحاكم تتمتع بتمام القوة والمنعة وكثرة الأموال، وكانت الفتوحات ولا سيما في عهد السلطان محمود بن سبكتكين قد بلغت أوجها، مما أدى إلى كثرة الغنائم والأموال في الدولة(٣)، فكان يغلب على أهل تلك البلاد الغنى والثراء، وكانت لهم أسواق عامرة، وخانات كثيرة، وبساتين وارفة الظلال، وقصور فارهة(٤).وكانت حركة التجارة نشطة في تلك البلاد أيضًا، فما كانت بلدة من بلاد خراسان إلا وتشتهر بأنواع من التجارات في شتى صنوف المواد من مواد غذائية وأنواع كثيرة من الثياب، وكثير من المعادن، واشتهرت نيسابور من بين بلدان خراسان بأنواع الثياب والغزل والحديد(٥).(١) "وفيات الأعيان" لابن خَلِّكان ٥/ ١٧٥ - ١٨١.(٢) "تاريخ بغداد" للخطيب البغدادي ٥/ ٦١ - ٦٤.(٣) "الكامل في التاريخ" لعز الدين بن الأثير الجزري ٩/ ١٦٩ و ٢٤٤ و ٣٠٩ - ٣١٠ و ٣٤٢ - ٣٤٥.(٤) "أحسن التقاسيم في معرفة الأقاليم" لمحمد بن أحمد المقدسي البشاري ص ٢٩٣ - ٣٢٢.(٥) "المسالك والممالك" للإصطخري ص ٢٥٨، و "أحسن التقاسيم" ص ٣٢٣ - ٣٥٢.
O diyarların ahalisinin lisanlarına gelince, farklılık arz ediyordu: Nîşâbur ahalisinin lisanı fasih ve anlaşılır olarak nitelenmiştir. Ancak onlar kelimelerin baş harflerini kesrelerler ve 'bîkû' ve 'bîşû' gibi yâ harfini ziyade ederler. Yine 'bihurdestî', 'biguftestî', 'bihuftestî' ve bunların benzerlerinde olduğu gibi, faydasız bir sîn harfi eklerler. Bu lisanda bir gevşeklik ve ısrar/ inat bulunur(1).
Meclislerine gelince, Nîşâbur, Horasan'ın diğer beldeleri arasında hususî meclisleriyle temayüz etmiştir. Bunlardan bazıları:
1 - Her Pazar ve Çarşamba günü, ordunun kumandanı veya veziri huzurunda kurulan Mezâlim Meclisi. Burada her kim bir arzuhal sunarsa, ona takdim edilir ve hakkı teslim edilirdi. Etrafında ise kadı, reis, âlimler ve eşraf bulunurdu.
2 - Her Pazartesi ve Perşembe günü, Recâ Camii'nde kurulan Hüküm Meclisi. İslam âleminde onun bir benzeri görülmemiştir.
3 - Cuma günlerinde, beldenin ileri gelenleri için sabah vakitlerinde düzenlenen meclisler. Bu meclislerde kurrâ (kıraat âlimleri) kuşluk vaktine kadar Kur’an okurlar(2).
Horasan ahalisinin ziynet/süslenme şekillerine gelince, bu muhtelif veçheler üzereydi:
1 - Fakihler ve büyükler taylasan giyinirlerdi. Kendini ahmak/ budala yerine koymak isteyenler dışında kimse tahannük [taylasanı çene altından geçirme] yapmazdı.
2 - Onların kışa mahsus, kendilerine has bir giyim tarzları vardı: Kişi giyinir, taylasanı sarıkların üzerine koyar, sonra onun üzerine bir dürrâa giyer ve sarığın üzerindeki kısmı, arkadan dürrânın ucuna doğru sarkıtırdı.
3 - Sicistan ahalisi ise sarıkları tâc gibi dolar (kavuk gibi bükerdi). Mâverâünnehir'de ise büyükler dışında kimse taylasan giymezdi; onlar yalnızca önü açık kaftanlar (ekbiye) giyerlerdi.
4 - Merv'de ise âlimlerin bir kısmı taylasanlarını omuzlarının bir tarafında toplu olarak taşırlardı. Bir fakihi yükseltmek/ tayin etmek istediklerinde ona taylasan giymesini emrederlerdi(3).
(1) 'Ahsenü't-Tekâsîm', s. 334.
(2) Aynı kaynak, s. 328.
(3) Aynı kaynak. Taylasan (tâlisan da denir): Omuzlara atılan bir tür şaldır. =
وأما أَلْسِنة أهل تلك البلاد فكانت مختلفةً؛ فلسان أهل نيسابور وُصِف بأنه فصيح مفهوم، غير أنهم يكسرون أوائل الكلم، ويزيدون الياء مثل "بيكو" و "بيشو"، ويزيدون السين بلا فائدة مثل "بخردستي" و "بكفتستي" و "بخفتستي" وما يجري مجراها، وفيه رَخَاوة ولَجَاج(١).وأما مجالسهم، فقد تميزت نيسابورُ من بين سائر بلاد خراسان بمجالس خاصة، منها:١ - مجلس المظالم في كلّ يوم أحد وأربعاء بحضرة صاحب الجيش أو وزيره، فكلّ من رَفَع قِصَّةً قدّم إليه فأنصفه، وحولَه القاضي والرئيس والعلماء والأشراف.٢ - مجلس الحكم كل اثنين وخميس بمسجد رجاء، لا ترى في الإسلام مثلَه.٣ - مجالس على أيّام الجمعة لوجوه البلد بالغَدَوات، يجتمع فيها القرّاء يقرؤون إلى ضحًى(٢).وأما تَجمُّل أهل خراسان فكان على أوجه:١ - أما الفقهاء والكبراء فيتطَيلَسُون ولا يَتحنَّكون إلّا من يَستحمِق.٢ - ولهم لِبْسَةٌ يتفرّدون بها في الشتاء؛ يتلبّس أحدهم ويجعل الطَّيلَسانَ فوق العَمائم، ثم يلبس مِن فوق ذلك دَرّاعة، ويرخي ما فوق العِمامة على طرف الدرّاعة من خَلْف.٣ - وأهل سِجِسْتان يُكوّرون العمائم مثل التِّيجان، ولا يَتطيلَسُ بما وراء النهر إلّا كبيرٌ، إنّما هي الأقبيةُ المفتوحة.٤ - وبمَرْو أنصاف العلماء يجعلون الطَّيالِسة على أحد أكتافهم مجتمعةً، فإذا أرادوا أن يرفعوا فقيهًا أمروه بالتَّطَيلُس(٣).(١) "أحسن التقاسيم" ص ٣٣٤.(٢) المصدر السابق ص ٣٢٨.(٣) المصدر السابق. والطيلسان، ويقال له الطالسان أيضًا: ضَربٌ من الأوشحة يُلبس على =
ج – İlmî Şartlar: Nîşâbûr, İmâm Ebû Abdillâh el-Hâkim’in yaşadığı asırda oldukça geniş çaplı bir ilmî harekete şâhid olmuştur. Zira burası fukaha, muhaddisîn, müfessirîn ve diğer ulûm u maârif erbâbından ehl-i ilimle dopdoluydu. Öyle ki ilimlerin hiçbir şubesini bulamazsın ki Nîşâbûrlülerin ondan bolca nasibi olmasın; hele o asırda.
O beldelerin sultanları –Sâmânîler ve onlardan sonra Gazneliler– ilimlerin her şubesinde dâimâ talebe-i ulûm ile kaynayan medreseler, dârü'l-ilmler ve muâhedler inşâ etmeye ihtimâm gösterdiler; ulemâyı kendilerine yaklaştırdılar, onları lâyık oldukları makamlara yerleştirdiler, tâzim ve ikramın en ileri derecesiyle ikram ettiler ve kendilerine tahsisatlar ayırdılar. Bu durum, ulemâyı o beldelerde kalmaya teşvik etti; nitekim onlar her taraftan gelip kendilerine ulaşan talebeye faydalı oldular, ilimlerini neşretmekten ve maâriflerini onlara sunmaktan cimrilik göstermediler.
Hattâ İslâm'da medrese bina ettiği kaydedilen ilk kimseler Nîşâbûrlülerdir(1).
O medreselerin Nîşâbûr'daki en mühimlerinden: el-Medresetü'l-Beyhakiyye; Sultân Mahmûd'un kardeşi Emîr Nasr b. Sebük Tekîn'in, Nîşâbûr vâlisi iken bina ettirdiği el-Medresetü's-Saîdiyye; Hâtîb'in Şeyhi olup Ebû Sa'd İsmâîl b. Alî b. el-Müsennâ el-İstirâbâzî el-Vâiz es-Sûfî'nin bina ettiği üçüncü bir medrese; ve kezâ Ebû Abdillâh el-Hâkim'in "Nîşâbûr'da bunun benzeri ondan önce inşâ edilmemiştir"(2) dediği Üstâd Ebû İshâk el-İsferâyînî için bina edilen dördüncü medrese. İbnü's-Sübkî der ki: Bu =
Ketif: Omuzu veya bedeni saran, biçimi ve dikişi olmayan, halk arasında şal diye bilinen şeydir. Farsça muarreb talsân veya talsândır. İmâme: Başa sarılan şeydir. Derraa: Yünden bir elbise ve önü yırtmaçlı cübbedir. Akbıye: Kabâ'nın çoğulu; elbise veya gömleğin üzerine giyilen, belden kuşanılan (yani ortası bir şeyle bağlanan) bir giysidir. "el-Mu'cemü'l-Vasît" 2/561 (tls maddesi), 2/629 (amm maddesi), 1/280 (d-r-a maddesi), 2/713 (kbv maddesi).
(1) "el-Mevaiz ve'l-İtibar" lı Takiyyüddin el-Makrîzî, 4/199.
(2) "Tabakātü'ş-Şâfiiyyeti'l-Kübrâ" lı Tâcüddin b. es-Sübkî, 4/314.
ج - الظروف العلمية:لقد شهدت نيسابور في العصر الذي عاش فيه الإمام أبو عبد الله الحاكم حركةً علميةً واسعة النطاق، إذ كانت زاخرةً بأهل العلم من فقهاء ومحدثين ومفسرين وغيرهم من أرباب العلوم والمعارف، فلا تكاد تَجِد فنًّا من فنون العلم إلا وللنيسابوريين منه نَصيبٌ وافرٌ، ولا سيما في ذلك العصر.وقد اعتنى سلاطينُ أولئك البلاد من السامانيين والغزنويين مِن بعدِهم ببناء المعاهد والمدارس ودُور العلم التي كانت تزخر دَومًا بطلبة العلم في شتى العلوم، وقرَّبوا العلماء، وأنزلوهم منازلَهم التي تَليق بهم، وعظَّموهم، وأكرموهم غاية الإكرام، وخصصوا لهم الأُعطيات، مما شجعهم على المكث في تلك البلاد، حتى قاموا بإفادة الطلبة الواردين إليهم من كل حدب وصوب، ولم يَضِنّوا بنشر علومهم، وبذل معارفهم لهم.حتى إن أوّل من حُفظ عنه أنه بَنى مدرسةً في الإسلام هم أهلُ نَيسابور(١).ومن أهم تلك المدارس بنَيسابور: المدرسة البَيهقية، والمدرسة السعيدية التي بناها الأمير نصر بن سبكتكين أخو السلطان محمود لما كان واليًا بنيسابور، ومدرسة ثالثة بناها أبو سعد إسماعيل بن علي بن المثنى الإستراباذي الواعظ الصوفي شيخ الخطيب، ومدرسةٌ رابعة أيضًا بُنيت للأستاذ أبي إسحاق الإسفراييني التي قال عنها أبو عبد الله الحاكم: لم يُبْنَ بنيسابور قبلها مثلُها"(٢). قال ابن السُّبكي: وهذا= الكَتِف، أو يُحيط بالبدن، خالٍ عن التفصيل والخياطة، أو هو ما يُعرَف في العامَّية بالشَّال. فارسي مُعرَّب تالسان أو تالشان. والعِمامة: ما يُلَفُّ على الرأس. والدَّرّاعة: ثَوبٌ من صوف وجُبّةٌ مشقوقةُ المُقدَّم. والأقبية: جمع قَبَاء، ثوبٌ يُلبَس فوق الثياب أو القميص، ويُتمَنْطَق عليه (أي: يُشَدُّ وسطه بشيءٍ). "المعجم الوسيط" ٢/ ٥٦١ مادة (طلس)، و ٢/ ٦٢٩ مادة (عم)، و ١/ ٢٨٠ مادة (درع)، و ٢/ ٧١٣ مادة (قبو).(١) "المواعظ والاعتبار" لتقي الدين المقريزي ٤/ ١٩٩.(٢) "طبقات الشافعية الكبرى" لتاج الدين بن السُّبكي ٤/ ٣١٤.
Bu da açıkça göstermektedir ki ondan önce başka bir medrese inşa edilmiştir(1). Dedim ki: Nişabur medreselerinden ayrıca, Ebû Abdillâh el-Hâkim'in vakıflarını üstlendiği Dâru's-Sünne Medresesi de bulunmaktadır(2). Görünen odur ki Hâkim'in, Deccâl'den bahseden Nevvâs b. Sem‘ân hadisi hakkındaki şu sözüyle kastettiği medrese budur(3): "Bize Ebü'l-Abbas Muhammed b. Ya‘kub, Şeyh İmam için dâr [medrese] inşa edilmeden önce, Şaban 330 yılında camide imlâ yoluyla rivayet etti…" Ve bunlardan biri de Vezir Nizâmülmülk et-Tûsî tarafından kurulan Nizâmiye Medresesi'dir(4). Nişabur'un meşhur medreselerinden ayrıca: Sehl es-Su‘lûkî Medresesi, es-Suyûrî Medresesi, Ebü'l-Abbas el-Meşşâtî Medresesi, İsmâil es-Sâbûnî Medresesi, Ahmed es-Sa‘lebî Medresesi, el-Haddâd Medresesi, el-İmâdiyye Medresesi, Eş-Şâfi‘î Ashâbının Medresesi, el-Kuşeyriyye Medresesi, eş-Şahhâmî Medresesi ve Nişabur'un her tarafına yayılmış diğer medreseler(5). Mâverâünnehir bölgesinden hacca ve umreye gitmek veya ilim tahsili için Bağdat, Şam, Mısır ve Hicaz gibi İslam beldelerine seyahat etmek isteyen pek çok âlim, yolları üzerinde Horasan'a uğrar, bu geçiş fırsatını değerlendirerek oradaki ehl-i ilim ve irfanla buluşup onların ilmî birikimlerinden istifade etmeye çalışırlardı. Hele ki daha önce de belirttiğimiz gibi İslam dünyasının büyük merkezlerinden biri olan Nişabur'a uğradıklarında bu durum daha da barizdi.
(1) Kaynak: a.g.e., 4/314.
(2) el-Müntahab min Kitâbi's-Siyâk li-Târîhi Nîsâbûr, s. 16.
(3) el-Müstedrek, (8718).
(4) Kaynak: a.g.e., s. 61 ve 146; ez-Zehebî, Siyeru A‘lâmi'n-Nübelâ, 19/94. Hâkim, bu medreseye Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Sem‘ân el-Hîrî el-Müzekkir'in ve Hâcib b. Ahmed et-Tûsî'nin biyografilerinde işaret etmiştir. Bkz. es-Sem‘ânî, el-Ensâb, "es-Sem‘ânî" ve "et-Tûsî" nisbeleri.
(5) el-Müntahab min Kitâbi's-Siyâk li-Târîhi Nîsâbûr, s. 53, 58, 59, 60, 91, 101, 125, 153, 255, 397, 452, 458, 476, 503, 508, 521.
صريحٌ في أنه بُني قبلَها غيرُها(١).قلتُ: ومن مدارس نيسابور كذلك: مدرسة دار السُّنّة التي كان أبو عبد الله الحاكم يتولى أوقافها(٢)، والظاهر أنها المدرسة التي عناها الحاكمُ بقوله في حديث النَّوّاس بن سِمعان في ذكر الدجال(٣): حدّثنا أبو العباس محمد بن يعقوب إملاءً في الجامع قبل بناء الدار للشيخ الإمام في شعبان سنة ثلاثين وثلاث مئة …ومنها المدرسة النِّظَامية التي أنشأها الوزير نظام الملك الطُّوْسي(٤).ومن مدارسها المعروفة أيضًا: مدرسة سهل الصُّعْلُوكي، ومدرسة السُّيُوري، ومدرسة أبي العباس المشطي، ومدرسة إسماعيل الصابوني، ومدرسة أحمد الثعالبي، ومدرسة الحدَّاد، والمدرسة العمادية ومدرسة أصحاب الشافعي، والمدرسة القُشيرية، ومدرسة الشَّحّامي، إلى غيرها من المدارس التي انتشرت في أنحاء نيسابور(٥).وكان كثير من أهل العلم من بلاد ما وراء النهر ممن يقصد الحج والعمرة، أو مَن يريد الرحلةَ في طلب العلم إلى بعض بلاد الإسلام، كبغداد والشام ومصر والحجاز، يمرُّون في طريقهم على بلاد خراسان، فيهتَبِلُون فرصة مرورهم بها؛ فيلتقون بأهل العلم والمعرفة فيها بغية، تحصيل ما لديهم من فوائد علمية، ولا سيما نيسابور، التي كانت - كما قدّمنا - حاضرةً من كبرى حواضر العالم الإسلامي(١) المصدر السابق ٤/ ٣١٤.(٢) "المنتخب من كتاب السياق التاريخ نيسابور" ص ١٦.(٣) "المستدرك" (٨٧١٨).(٤) المصدر السابق ص ٦١ و ١٤٦، و "سير أعلام النبلاء" للذهبي ١٩/ ٩٤. وقد أشار الحاكمُ إلى هذه المدرسة في ترجمته لأبي منصور محمد بن محمد بن سمعان الحِيْريّ المذكِّر، وفي ترجمة حاجب بن أحمد الطوسي، كما في "الأنساب" للسمعاني نسبة (السمعاني) و (الطوسي).(٥) "المنتخب من كتاب السياق لتاريخ نيسابور" ص ٥٣ و ٥٨ و ٥٩ و ٦٠ و ٩١ و ١٠١ و ١٢٥ و ١٥٣ و ٢٥٥ و ٣٩٧ و ٤٥٢ و ٤٥٨ و ٤٧٦ و ٥٠٣ و ٥٠٨ و ٥٢١.
Muhtelif ilimlerde, bilhassa hadis ilimlerinde, parmakla gösterilen ve her yerde faziletleri övülen o seçkin muhaddislerden azımsanmayacak bir sayısı burada ikamet etmişti. Hâkim, ilim ve rivayet ehli olan Nîşâbûrlular'ın zikrini büyük eseri 'Târîhu Nîşâbûr'da zikretmiştir ki bu, daha önce belirttiğimiz gibi kaybolan eserlerdendir. Fakat bize -Allah'a hamdolsun- onun, Ahmed b. Muhammed b. el-Hasen b. Ahmed diye bilinen el-Halîfe en-Nîsâbûrî tarafından yapılan muhtasarı ulaşmıştır. Bu muhtasarda o Nîşâbûrlular'ın isimleri tabakalara ayrılmış olarak sıralanmıştır. İnşallah ileride, Nîşâbûr'un en önemli âlimlerinin zikrine dair özel bir bahis ayıracağız ki onlara İmam Ebû Abdillâh el-Hâkim yetişmiş, onların duru bilgi kaynağından içmiş ve yanlarındaki ilimleri tüketmiştir; ta ki döneminin âlimleri arasında o yüce mertebeye ulaşmıştır.
في شتى العلوم، وبخاصة علوم الحديث، فقد قَطَنها عددٌ غير قليل من أولئك المحدِّثين الأفذاذ الذين كان يُشار إليهم بالبنان، ويُشاد بفضلهم في كل مكان.وقد أورد الحاكم ذكرَ النيسابوريين من أهل العلم والرواية في كتابه الجليل "تاريخ نيسابور"، وهو من جُملة ما فُقد كما قدَّمنا، لكن سَلِم لنا - بحمد الله - مُلخّصه الذي صنعه أحمد بن محمد بن الحسن بن أحمد المعروف بالخليفة النَّيسابوري، حيث جاء في هذا المُلخَّص سَرْدُ أسماء أولئك النيسابوريين مُقسَّمين إلى طبقاتٍ.وسنفرد إن شاء الله مطلبًا في ذكر أهم العلماء النيسابوريين الذين أدركهم الإمام أبو عبد الله الحاكم، ونَهَل من مَعِين مَعارفِهم، واستنزف ما لديهم من علوم، حتى بلغ تلك المكانة السامقة في أوساط علماء عصره.