Mütûnu Tâlibi’l-İlm, 230 el yazması esas alınarak tahkik edilmiştir. İlâve Metinler (2): el-Umde fi’l-Ahkâm. Hâfız Abdulganî b. Abdilvâhid el-Makdisî’nin (rahimehullah, v. 600 h) eseri olup müellife icâzeti bulunan nüshalar üzerinden tahkik edilmiştir. Tahkik: Mescid-i Nebevî eş-Şerîf İmam ve Hatîbi Dr. Abdulmuhsin b. Muhammed el-Kâsım.
مُتُونُ طالِبِ العِلِممُحَقَّقَةٌ عَلى (٢٣٠) مَخطوُطَةالمُتُونُ الإِضَافِيَّةُ(٢) العُمْدَةُ في الأَحْكَامِمُحَقَّقةٌ عَلَى نُسَخٍ عَلَيْهَا إجَازَةٌ إلَى المُصَنِّفِ لِلحَافِظِعَبْدِ الغَنِيّ بنِ عَبْدِ الوَاحِدِ المَقدِسِيرحمه الله (ت ٦٠٠ هـ) تحقيقد. عَبد المُحْسِن بن مُحَمَّدَ القَاسمإمَامِ وَخَطِيبِ المَسجِدِ النَّبَوي الشَريف
Abdulmuhsin b. Muhammed el-Kâsım, 1442 h.
Kral Fahd Milli Kütüphanesi Yayın Fişlemesi.
el-Makdisî, Abdulganî b. Abdülvâhid.
Ahkâma Dair Temel Eser (el-Umde fi'l-Ahkâm). / Abdulganî b. Abdülvâhid el-Makdisî. — 2. baskı.
Medîne-i Münevvere, 1442 h.
456 s. ; 17×14 cm.
ISBN: 978-603-03-6635-4
1. Hadis — Şerh. 2. Hadis — Ahkâm.
I. Eser adı.
Dewey: 237, 33798/1442
Depozit numarası: 3898/1442
ISBN: 978-603-03-6635-4
Telif hakkı saklıdır.
İkinci baskı
1442 h. — 2021 m.
عبد المحسن بن محمد القاسم ١٤٤٢ هـ.فهرسة مكتبة الملك فهد الوطنية أثناء النشرالمقدسي، عبد الغني بن عبد الواحدالعمدة في الأحكام./ عبد الغني بن عبد الواحد المقدسي. ـ ط ٢.المدينة المنورة، ١٤٤٢ هـ.٤٥٦ ص ١٧ × ١٤ سمردمك: ٤ - ٦٦٣٥ - ٠٣ - ٦٠٣ - ٩٧٨١ ـ الحديث ـ شرح٢ ـ الحديث ـ أحكامأ. العنوانديوي ٢٣٧، ٣٣٧٩٨/ ١٤٤٢حرقم الإيداع: ٣٨٩٨/ ١٤٤٢ردمك: ٤ - ٦٦٣٥ - ٠٣ - ٦٠٣ - ٩٧٨حقوق الطبع محفوظةالطبعة الثانية١٤٤٢ هـ - ٢٠٢١ م
Mütûnu Tâlibi'l-İlm, (230) el yazması üzerinden tahkik edilmiştir. İlâve Mütûn: (2) el-Umdetü fi'l-Ahkâm, Hâfız Abdülganî b. Abdilvâhid el-Makdisî'ye (rahimehullah, v. 600 h.) uzanan icâzetli nüshalardan tahkik edilmiştir. Tahkik: Dr. Abdülmuhsin b. Muhammed el-Kāsım, İmam ve Hatîbü'l-Mescidi'n-Nebeviyyi'ş-Şerîf.
مُتُونُ طالِبِ العِلِممُحَقَّقَةٌ عَلى (٢٣٠) مَخطوُطَةالمُتُونُ الإِضَافِيَّةُ(٢) العُمْدَةُ في الأَحْكَامِمُحَقَّقةٌ عَلَى نُسَخٍ عَلَيْهَا إجَازَةٌ إلَى المُصَنِّفِ لِلحَافِظِعَبْدِ الغَنِيّ بنِ عَبْدِ الوَاحِدِ المَقدِسِيرحمه الله (ت ٦٠٠ هـ) تحقيقد. عَبد المُحْسِن بن مُحَمَّدَ القَاسمإمَامِ وَخَطِيبِ المَسجِدِ النَّبَوي الشَريف
İlim talebesi için metinlerin ehemmiyetinden dolayı Mescid-i Nebevî'de bu metinlerin hıfzına yönelik bir bölüm tesis edilmiştir. Bu bölüm, yıl boyunca birçok küçük ve büyük talebeyi bünyesinde barındırmakta olup kendisine şu bağlantı üzerinden uzaktan eğitim halkaları vasıtasıyla iştirak edilebilir: www.mottoon.comhttps:// a-alqasim.com/ books/
Tâlibu'l-ilm metinlerinin elektronik bir nüshasını indirmek ve bunların şerhlerini bizzat dinlemek yahut indirmek içinse şu bağlantı kullanılabilir: www.a-alqasim.com
لأهمية المتون لطالب العلمأُنشئ قسم في المسجد النبوي لحفظ هذه المتون،ويضم العديد من الطلاب الصغار والكبار طوال العام،ويمكن الالتحاق به في حلقات التعليم عن بعد على الرابط:www.mottoon.comhttps:// a-alqasim.com/ books/لتَحْمِيلِ مُتونِ طالبِ العلمِ نُسحةً إلكترُنيَّةً،والاستماعِ إلى شرحِها مباشرةً أو تَحْميلِها على رابط:www.a-alqasim.com
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
MUKADDİME:
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm, nebîmiz Muhammed (s.a.v.)'e, onun âline ve ashâbının tümüne olsun.
Emmâ ba'd: Şüphesiz sünnet ilimleri, ilimlerin en şereflisidir. Âlimlerin bu husustaki gayretleri, tafsilatlı ve muhtasar olmak üzere çeşitlenmiştir. Bunlardan bir kısmı Nebî (s.a.v.)'in sözlerini ve fiillerini beyan etmeye yönelik iken, bir kısmı da ahkâma dairdir.
Ahkâm hadislerinin en önemli kitaplarından biri, Hâfız Abdulganî b. Abdülvâhid el-Makdisî (rahimehullah)'in 'el-Umde fi'l-Ahkâm' adlı eseridir. O, bu kitabını Sahîhayn'da bulunan (hadislerle) sınırlandırmıştır. Ehl-i ilim onu kabulle karşılamış, şerh ve beyanla ele almıştır. Artık ilim talebelerinin ezberlediği ve müzakere ettiği kitaplardan olmuştur.
Ehemmiyetine binaen onu, 'Mutûnu Tâlibi'l-İlim' serisinin ilâve metinler (el-Mutûnu'l-İzâfiyye) kapsamında tahkik etme işine giriştim. Bu hususta değerli yazma nüshalara dayandım; tâ ki müellifinin telif ettiği şekliyle ortaya çıksın.
Bu nüshanın haşiyelerinde, yazma nüshalar arasındaki farkları tespit ettim.
بسم اللَّه الرحمن الرحيممُقَدِّمَةٌالحمدُ للَّه ربِّ العالَمِين، والصَّلاة والسَّلامُ على نبيِّنا محمدٍ وعلى آلهِ وأصحابهِ أجمعينَ.أمَّا بعدُ:فإنَّ علومَ السُّنَّة مِن أجلِّ العلومِ، وقد تنوَّعتْ جُهُود العلماءِ فيهَا ما بين مَبْسوطٍ ومختصَرٍ، ومنهَا ما هُو فِي بيان أقوالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وأَفْعالهِ، ومِنْها ما هو في الأحكامِ.ومِنْ أهمِّ كُتُب أحادِيثِ الأحكَامِ: كتابُ (العُمْدَةُ فِي الأَحْكَامِ)؛ للحَافظِ عبدِ الغَنِيِّ بنِ عبدِ الواحدِ المَقْدِسِيِّ رحمه الله، وقد قَصَرَهُ على ما فِي الصَّحيحَين، فَتَلَقَّاهُ أهلُ العلمِ بالقبولِ، وتَناولوهُ بالشَّرحِ والبيانِ، وأصبحَ ممَّا يَحفظُه طلَّابُ العلمِ ويتدارَسُونَهُ.ولأهمِّيَّته عملتُ على تحقيقِهِ ضِمْنَ سلسلةِ المُتُون الإضافيَّة مِن (مُتُونُ طَالِبِ العِلْمِ)، مُعتمِداً في ذلِكَ على نُسَخٍ خطِّيَّةٍ نفيسةٍ؛ لِيَظهَر كما صنَّفهُ مؤلِّفه.وقد أَثبتُّ في حواشِي هذهِ النُّسخةِ الفروقَ بين نُسَخِ المخطوطَاتِ،
Hadislerin tahricini, garîb lafızların şerhini ve diğer hususları (içeren bir nüsha) hazırladım. Bunların tamamından ârî olmak üzere ayrı bir nüsha daha tertip ettim; tâ ki talebenin ezberlemesi kolaylaşsın. Kitabın başında (sunuş olarak) şu hususlara yer verdim: Tahkikteki metodum, müellifin biyografisi (tercüme-i hâli), eserin adı, ‘Umde’yi müelliften rivayet eden râvilerin isimleri, müellifin ‘Umde adlı eserindeki metodu, metnin tahkikinde dayanılan nüshaların tavsifi ve yazma nüshalardan örnekler. Allah’tan bu çalışmayı faydalı kılmasını ve kerem sahibi zatına hâlis eylemesini niyaz ederim. Allah Teâlâ, nebimiz Muhammed’e, âline ve ashâbının tamamına salât ve selâm eylesin. Dr. Abdülmuhsin b. Muhammed el-Kasım, Mescid-i Nebevî imamı ve hatibi. Bu çalışmayı Hicrî 1440 yılı Zilkade ayının yirmi beşinde tamamladım.
وتخريجَ الأحاديثِ، وشرحَ الغريبِ، وغيرَ ذلك، وجعلتُ نسخةً أخرى مجرَّدةً من جَمِيع ذلكَ؛ لِيَسْهُل على الطَّالب حفظُهُ.وجعلتُ بين يدَيِ الكتابِ: منهجِي في التَّحقيقِ، وترجمَةَ المُصنِّف، واسمَ الكِتَاب، وأسماءَ رُواة «العُمْدَة» عن المُصنِّف، ومنهجَهُ في كتابهِ «العُمْدَة»، ووصفَ النُّسخ المُعتمدةِ في تحقيقِ المتنِ، ونماذجَ من النُّسخ الخطِّيَّة.أسألُ اللَّهَ أن ينفَعَ بهِ، ويجعلَهُ خالصاً لوجههِ الكريمِ.وصلَّى اللَّه وسلَّمَ علَى نبيِّنا مُحمَّدٍ وعَلى آلهِ وأصحابهِ أجمَعِينَ.د. عبد المحسن بن محمد القاسمإمام وخطيب المسجد النبويفرغتُ مِنه في الخامسِ والعشرينَ من ذي القَعدةمِن عام أربعين وأربعِ مِئةٍ وألفٍ مِنَ الهجرة
Tahkîkteki Metodum:
1 – Nüshaları, tarihlerine göre alfabetik harflerle rumuzlandırdım; en eskiden başlayarak.
2 – (و) nüshasını tahkîkte asıl kabul ettim; onda bulunanları tespit ettim; ancak başka bir nüshadan alınması tetkikin gerektirdiği hususlar müstesnadır; bunun sebebini çoğu kez açıklıyorum.
3 – Bazı yerlerde, asıl nüshaya uygunluk arz eden kadîm Umde şerhlerinde geçenlere işaret ettim. Bunlar: İbn Dakîk el-Îd şerhi, İbnü'l-Attâr şerhi, el-Fâkihânî şerhi ve İbnü'l-Mülakkın şerhidir.
4 – Nüshalar arasındaki mühim farkları tespit ettim; metne uygun olan nüshaları değil, yalnızca muhalif nüshaların rumuzlarını hâşiyede belirtmekle yetindim; ancak ihtilaf zabt ile ilgiliyse müstesna. Terzî formülleri, Peygamber (s.a.v.) üzerine salavat getirme ve benzeri ifadelerdeki ihtilaflara dikkat çekmeyi ihmal ettim; meselâ: 'Teâlâ', 'Azze ve Celle' lafızları gibi; ancak merfû hadislerde müstesna. Peygamber (s.a.v.) üzerine salavat getirmeyi ve sahâbeden radıyallah ile bahsetmeyi uygun yerlerinde tespit etmeyi taahhüt ettim.
5 – Müstensihlerin sehven yaptıkları, sırf hata kabilinden olan şeyleri, özellikle zabt hatası türünden olanları zikretmeyi çoğu zaman ihmal ettim; ancak bu hatanın zayıf da olsa bir vechi varsa işte o zaman onu tespit ettim.
مَنْهَجِي فِي التَّحْقِيقِ١ - رمزتُ للنُّسخ بالحروف الأبجدية بحسبِ تاريخها؛ الأقدم فالأقدم.٢ - اعتمدت نسخة (و) أصلاً في التحقيق، فأثبتُّ ما فيها إلا ما اقتضى النظر إثباته من نسخة أخرى، وأُبيِّنُ سبب ذلك غالباً.٣ - أشرتُ في بعض المواضعِ إلى ما ورد في شروح العمدة القديمة مما يوافق نسخة الأصل، وهي شرح ابن دقيق العيد، وشرح ابن العطَّار، وشرح الفاكهاني، وشرح ابن الملقِّن.٤ - أثبتُّ الفروق المهمة بين النسخ، مكتفياً بتسمية رموز النسخ المخالفة في الحاشية، دون النسخ الموافقة للمتن؛ إلا إذا كان الاختلافُ من قبِيل الضبط، وأهملتُ التنبيه على الاختلاف في صيغ الترضّي والصلاة على النبي صلى الله عليه وسلم، وما يشبهها؛ كلفظة: «تعالى»، و «عز وجل»؛ إلا في المرفوع، والتزمتُ إثباتَ الصّلاة على النبي صلى الله عليه وسلم، والتَّرضِّي عن أصحابه؛ في مواضعها المناسبة.٥ - أهملتُ في الغالب ذِكرَ ما سها فيه النُّسَّاخ، مما هو من قبيل الأخطاء المحضة، وبخاصَّة ما كان منها من قبيل الخطأ في الضبط؛ إلَّا إذا كان لهذا الخطأ وجهٌ ولو ضعيفاً؛ فإنِّي أثبته.
6 - Eğer nüshalardan birinde bir kelime belirsiz olup hata veya infirâd [tek rivayet] ihtimali taşımakla birlikte, doğru olma ve diğer nüshalarla uyuşma ihtimali de taşıyorsa, ben onu diğer nüshalara uygun olan doğru şekle hamleder ve buna ayrıca dikkat çekmem. Misali: (و) nüshasında râvînin şu sözü geçmektedir: «لَمْ يَحْنِ أَحَدٌ مِنَّا ظَهْرهُ»(1) — nâsih [kâtip] râ harfinin üzerine zamme benzeri bir işaret koymuştur, oysa bütün nüshalarda ve hadis kaynaklarında bu harf fethalıdır. Binaenaleyh, bu işaretin bozuk yazılmış bir fetha olduğuna hamletmek evlâdır.
7 - Metni, muasır imlâ kaidelerinin bilinen şekli üzerine tespit ettim ve nüshalar arasındaki farklılığa bu hususta işaret etmedim; hemzelerin yazılış şekli, te harfinin açık veya yuvarlak yazılması gibi hususlar buna dâhildir.
8 - Eğer nüshalar arasındaki farklılık bir kelimenin ispatı veya hazfı [çıkarılması] noktasında ise ve mânâ her iki şekilde de doğru oluyorsa, ben dipnotta bazı nüshalarda bulunmayan kelimeyi çift parantez içinde şöyle zikrederim: «» ve «falancada yoktur» derim. Şayet mânâ o kelimenin hazfı ile doğru olmuyorsa, kelimeyi çift parantez içinde zikrettikten sonra «falancadan düşmüştür» derim.
9 - Eğer nüshalar arasındaki farklılık bir kelimenin diğerine takdim veya tehir edilmesinden ibaret ise, ben yalnızca dipnotta bu ihtilâfı zikreder ve ardından «takdim ve tehir ile» derim.
10 - Nüshalar bir kelimenin zabtında [harekelenmesinde] ihtilâf ederse, ben metinde en sahih ve en meşhur vechi tespit eder, dipnotta diğer vecihlere işaret eder, çoğu zaman ulemânın sözlerinden hareketle tercih vechini de beyan ederim.
(1) Hadis numarası: 75.
٦ - إذا كان في إحدى النُّسخ كلمة غير واضحةٍ وتحتمل الخطأ أو التفرد؛ وتحتمل الصوابَ وموافقةَ بقية النسخ؛ فإنِّي أحملها على الصواب الموافق لبقية النسخ، ولا أنبّه على ذلك؛ مثاله: ما ورد في نسخة (و) من قول الرّاوي: «لَمْ يَحْنِ أَحَدٌ مِنَّا ظَهْرهُ»(١) فقد كتب الناسخ فوق الراء ما يشبه الضمة، وهي في جميع النسخ ومصادر الحديث: مفتوحة، فالأَولى حملها على أنها فتحة مشوَّهة.٧ - أثبتُّ النص على ما اشتهر من قواعد الإملاء المعاصر، ولم أُشِرْ إلى اختلاف النسخ في ذلك؛ كطريقة كتابة الهمزات، ورسم التاء مفتوحة أو مربوطة، ونحو ذلك.٨ - إذا كان الاختلاف بين النُّسخ في إثبات كلمة أوحذفها وكان المعنى يستقيم على الوجهين؛ فإنِّي أذكر في الحاشية الكلمة التي لم ترد في بعض النسخ بين قوسين مزدوجين هكذا: «» وأقول: «ليست في كذا»، وأما إذا كان المعنى لا يستقيم بحذفها؛ فأقول بعد ذكر الكلمة بين قوسين مزدوجين: «سقطت من كذا».٩ - إذا كان الاختلاف بين النسخ في تقديم كلمة على كلمة؛ فإنِّي أذكر الخلاف فقط في الحاشية، وأقول بعده: «بتقديم وتأخير».١٠ - إذا اختلفت النسخ في ضبط كلمة ما؛ فإنِّي أثبت في المتن الوجه الأصحَّ والأشهر، وأشير في الحاشية إلى بقية الأوجُه، مع بيان وجهِ الترجيح من كلام العلماء غالباً.(١) حديث رقم (٧٥).
11 - Nüshalardan birinde bir kelime, tek bir harfte iki vecihle yazılmışsa — meselâ te ile yâ, yahut nûn ile yâ ve buna benzer şekillerde —; ben de hâşiyede, metne uygun olan vechi yazar, ardından o vechin her iki harfle birlikte olduğunu belirtirim. Misali: «ييبسا» kelimesi (ح) nüshasında tek bir kelimede yâ ve te ile — altta iki nokta, üstte iki nokta biçiminde — gelmiştir. Bunu hâşiyede şöyle açıkladım: ح'da: «ييبسا» yâ ve te ile birlikte.
12 - Kelime bazı nüshalarda harekelendiği, diğerlerinde ihmâl edildiği hâlde, harekelenen nüshalar harekeleme vecihinde ihtilâf etmemişse; ben de o nüshalardaki harekelemeyi, ihmâl edilen nüshalara işaret etmeksizin tespit ederim. Şâyet nüshalar harekeleme cihetinden ihtilâf ediyorsa; bu durumda harekelenen nüshalardakine işaret eder, harekelenmemiş nüshaları anmayı ihmal ederim. Nüshalar arasındaki ihtilâfın tarifinde, tesir eden farkı açıklamakla yetinir; tesiri olmayanı ise zikretmem.
13 - Nüshaların hâşiyelerinde yer alan rumuzları, sembollerinin sûretini naklederek olduğu gibi tespit etmedim. Bilâkis onları, kendileriyle kastedilen ifade ile yazdım. Örnek olarak «خ، خـ» harfi — kendisiyle başka bir nüshaya işaret kastedilir —; bunu şöyle yazdım: «Falan nüshanın hâşiyesinde şöyle: …». Yine kelimenin lafzındaki veya harekelemesindeki iki vechin sıhhatine işaret eden «معاً» ibaresini; iki vechi bizzat lafızlarıyla zikrederek ona ihtiyaç bırakmadım.
14 - Kelimelerin harekeleme ihtilâfının tarifinde, kelimenin binâ alâmeti ile sarfî yapısına râci olanı; i‘râb alâmetlerinden ayırmaya riâyet ettim.
١١ - إذا كُتبت كلمة في إحدى النسخ بوجهين في حرف واحد - مثل: التاء والياء، أو النون والياء، ونحو ذلك -؛ فإنِّي أكتب في الحاشية ما هو موافق للمتن، ثم أبين أنها بالحرفين معا؛ مثاله: كلمة «ييبسا» جاءت في نسخة (ح) بالياء والتاء في كلمة واحدة؛ بنقطتين من أسفل ونقطتين من أعلى، وبينت ذلك في الحاشية هكذا: في ح: «ييبسا» بالياء والتاء معاً.١٢ - إذا ضُبطت كلمةٌ في بعض النسخ وأُهملت في بقيَّتها، ولم تختلف النُّسخ المضبوطة في وجه الضبط؛ فإنَّني أُثبت الضبط الواردَ فيها مِن غير إشارة إلى النسخ المهملة، وأمّا إذا اختلفت النُّسخ في الضبط؛ فإنِّي أشير إلى ما في النسخ المضبوطة، وأهمل ذكر النسخ غير المضبوطة، وأكتفي في وصف اختلاف النسخ ببيان الاختلاف المؤثِّر، وأمّا ما لا أثر له فلا أذكرهُ.١٣ - الرموز الواردة في حواشي النسخ لم أُثبتها كما هي - بحكاية صورة رمزها -، وإنما كتبتها باللفظ المقصود منها، مثال ذلك حرف: «خ، خـ» المقصود به الإشارة إلى نسخة أخرى؛ كتبته هكذا: «في نسخة على حاشية كذا: … »، ولفظة «معاً» المشار بها إلى صحة الوجهين في لفظ الكلمة أو ضبطها؛ استغنيت عنها بذكر الوجهين بلفظِهما.١٤ - راعيتُ في وصف اختلاف ضبط الكلمات: تمييزَ علامة البناء وما يرجع إلى البنية الصرفية للكلمة؛ عن علامات الإعراب؛
Mesela birincisinde 'damme veya fetha ile' diyerek, ikincisinde 'merfû veya mansûb olarak' diyorum ve bu şekilde devam eder. 15 - Nüshaların haşiyelerinde bulunan, okuyucu için faydalı önemli ta'likleri tespit ettim: müellife yönelik bir değerlendirme, faydalı bir istidrak, nüsha ihtilâflarına işaret veya sıhhatli bir zabt ile yanlış bir zabta dikkat çekme nev'inden olanları, bilhassa tanınmış bir âlime (1) nispet edilenleri. Şerh, istitrâd ve ilmî nüket türünden olanları ise ihmal ettim. 16 - Bazı nüshaların haşiyesinde tespit edilen metne muvafık bir nüshaya işaret varsa, ben bunu zikretmem; muteber nüshalarla iktifâ ederim. Ancak zikrinde fayda varsa - mesela aslın müteferrid olmadığını beyan gibi - o zaman zikrederim. 17 - Kitaptaki hadisleri Sahîhayn'daki yerlerine isnad ettim/atıfta bulundum. Lâfız her ikisine de aitse yalnızca onlara atıfla yetindim. Lâfız yalnız birine aitse 'Lâfız Buhârî'ye -veya Müslim'e- aittir' diyerek belirttim. Aynı şekilde diğer musanniflerin lâfzına muvafık olan durumlar da böyledir. Müellif lâfızda affedilebilir cüz'î bir tasarrufta bulunmuşsa buna dikkat çekmedim. İhtilâf büyük ise hadisi Sahîhayn'daki yerine atfettikten sonra 'buna yakındır (benzer lâfızla)' derim. 18 - Sahîh-i Müslim'e atıfta hadisin aslî numarasını zikretmekle yetindim, fer'î numarasını değil - Şeyh Muhammed(1) tarafından konulan numaralardan; mesela 'nüsha D' gibi; zira bu nüsha müşkil yerlerde İbn Mâlik'e göre zabt edilmiştir - ki bu, muteber nüshaların tavsifinde beyan edilecektir.
فأقول في الأولى: «بالضمّ أو بالفتح» مثلاً، وفي الثانية: «بالرفع أو بالنصب»، وهكذا.١٥ - أثبتُّ ما ورد في حواشي النُّسَخ من تعليقات مهمَّة مفيدة للقارئ؛ كتعقُّبٍ على المصنف، أو استدراك مفيد، أو إشارة إلى اختلاف النسخ، أو تنبيه على صحَّة ضبط وخطأ آخر، لاسيما ما كان منسوباً إلى عالم معروف(١)، وأهملتُ ما كان من قبيل الشَّرح والاستطراد والنُّكَت العلميَّة.١٦ - إذا كان في حاشية بعض النسخ إشارة إلى نسخة توافق النصَّ المثبت؛ فإني لا أذكر ذلك، اكتفاءً بالنسخ المعتمدة، إلا إذا كان في ذكر ذلك فائدة - كبيان عدم تفرد الأصل -؛ فإنِّي أذكره.١٧ - عزوتُ أحاديث الكتاب إلى مواضعها من الصحيحين، فإذا كان اللفظ لهما اكتفيت بالعزو إليهما، وإذا كان اللفظ لأحدهما بيَّنتُه بقولي: «واللفظ للبخاري - أو لمسلم -»، وكذلك ما يوافق لفظ غيرهما من المصنِّفِين، وإذا تصرف المصنف في اللفظ تصرّفاً يسيراً مما يغتفر مثلُه؛ فإني لم أنبه على ذلك، وأمّا إذا كان الاختلاف كبيراً فإني أقول - بعد عزو الحديث إلى موضعه في الصحيحين -: «بنحوِه».١٨ - اكتفيتُ في العزو إلى صحيحِ مسلم بذكر الرقم الأصليِّ للحديث دون الرقمِ الفرعيِّ - من الأرقام التي وضعها الشيخ محمد(١) كنسخة «د» فإنها ضُبطت على ابن مالك في المواضع المشكلة - كما سيأتي بيانه في وصف النسخ المعتمدة -.
Abdülbâkî -; ancak müellif hadis için birden fazla rivayet zikrederse, alt numarayı, ardından asıl numarayı aralarına bir çizgi koyarak tespit ediyorum; şöyle: (1-201). 19 - Seçilen lafız metinde, Sahîhayn'ın bazı nüshalarında bulunup bazılarında bulunmazsa veya onların bazı râvîlerine nispet edilmişse, hadisi ta‘lik yapmaksızın sadece isnat etmekle iktifa ediyorum. 20 - Kitabın hadislerini, mânayı dikkate alarak müteselsil bir şekilde numaraladım; açıklayıcı veya kayıtlayıcı lafızları numaralamada kendinden öncekine tâbi kıldım. Buna göre, rivayetlerden arındırılmış hadis sayısı (414) hadis, rivayet sayısı ise (114) rivayete ulaştı. 21 - Hadisin mânasını gözeterek mutat noktalama işaretlerini koydum. 22 - Kitap, bâb ve kavlî hadislerin isimlerini koyu kırmızı renkle ayırdım. 23 - Okuyucuya faydalı olacak âlimlerin el-‘Umde üzerine yaptıkları ta‘kibâtı kaydettim; Zerkeşî'nin «en-Nüket» adlı eseri, Hâfız İbn Hacer'in «Fethu'l-Bârî»si, bazı el-‘Umde şerhleri ve diğerleri gibi. 24 - Garîb kelimelerin anlamlarını açıkladım; ancak müellifin açıkladıklarını bundan müstesnadır; onları yalnızca âlimlerin eserlerinden tahkik etmekle iktifa ediyorum. 25 - Kaydettiğim bütün nakilleri kaynaklarına isnat ettim; çoğunlukla âlimlerin lafızlarını muhafaza ettim, belki de bazılarında makama uygun şekilde tasarrufta bulundum ve bu tasarrufu beyan etme mecburiyetinde olmadım - ehl-i ilmin yöntemi üzere.
عبد الباقي -، إلّا إذا ذكر المصنف للحديثِ أكثر من رواية؛ فإني أثبتُ الرقم الفرعيَّ ثم الرقم الأصليَّ مفصولاً بينهما بشَرطة؛ هكذا: (١ - ٢٠١).١٩ - إذا كان اللفظُ المختارُ في المتن موجوداً في بعض نسخ الصحيحين دون بعض، أو منسوباً إلى بعض رواتهما؛ فإنِّي أكتفي بعزو الحديث دون تعليق.٢٠ - رقّمتُ أحاديث الكتاب ترقيماً تسلسليّاً راعيت فيه المعنى، وجعلتُ الألفاظ المبيِّنة أو المقيِّدة تابعةً لما قبلها في الترقيم، فبلغت عدد أحاديثه مجردةً من الروايات (٤١٤) حديثاً، وبلغ عدد الروايات (١١٤) روايةً.٢١ - وضعتُ علامات التَّرقيم المُتَعَارَفَ عليها؛ مراعياً في ذلك معنى الحديث.٢٢ - ميَّزتُ أسماءَ الكتبِ والأبوابِ والأحاديثَ القوليَّة بلونٍ أحمرَ غامق.٢٣ - أثبتُّ ما يفيد القارئَ من تعقبات العلماء على كتاب العمدة؛ كالزركشيِّ في كتابه «النكت»، والحافظ ابن حجر في «فتح الباري»، وبعض شروح العمدة، وغيرها.٢٤ - بيَّنتُ معانيَ الكلمات الغريبة؛ إلا ما بيَّنه المصنف منها؛ فإني أكتفي بتوثيقها من كتب العلماء.٢٥ - عزوتُ كلَّ النقول التي أوردتُها إلى مصادرها، وحافظتُ غالباً على ألفاظ العلماء، وربما تصرّفتُ في بعضها بما يناسب المقام، ولم ألتزم بيانَ التَّصرُّف - كما هي طريقة أهل العلم -.
26 - Ölçüleri, ağırlıkları ve uzunlukları, (Kitabım olan…) “el-Mekâyîs ve'l-Mekâyîli'ş-Şer‘iyye ve Tenzîluhâ ale'l-Etvâl ve'l-Evzâni'l-Mu‘âsıra” adlı eserimde tahrir ettiğim üzere, güncel hesaplamalara göre dönüştürdüm.
27 - Kitabı iki nüsha halinde tertip ettim:
a) Birinci nüsha: Bu, tahkik notlarını; nüshalar arasındaki farkları, bunlar arasında tercih yapmayı ve açıklama gerektiren yerlere düşülen ta‘lîkatı ihtiva eden nüshadır. İşte bu nüsha budur.
b) İkinci nüsha: Hacimce küçük olup birinci nüshada yer alan bütün haşiyelerden arındırılmış bir nüshadır. Ezber için daha uygundur.
٢٦ - حوَّلتُ المقاييس والأوزان والأطوال بالحسابات المعاصرة، وَفق ما حررتُه في كتابي: (تحقيق المقاييس والمكاييل الشَّرعيَّة وتنزيلها على الأطوال والأوزان المعاصرة).٢٧ - جعلتُ لِلكتابِ نُسْخَتين:أ - النُّسْخةَ الأُولى: وهي النُّسْخة المُتضمِّنة لِحَواشي التَّحقيق؛ مِن الفُروقِ بين النُّسخ، والتَّرجيح بينها، والتَّعليق على ما يحتاج إلى تعليق، وهي هذه النُّسخة.ب - النُّسْخةَ الثَّانية: نُسخةٌ صغيرة الحجم، مُجرّدةٌ من جَميع الحَواشي المثبتة في النسخة الأولى، وهي أنسب للحفظ.
Müellifin Hal Tercümesi (1)
İsmi ve Nesebi: O, İmam, Âlim, Büyük Hafız, Takıyyüddîn, Ebû Muhammed Abdülganî b. Abdilvâhid b. Alî b. Surûr b. Râfi‘ b. Hasan b. Ca‘fer el-Makdisî, el-Cemmâ‘îlî, ed-Dımaşkî, es-Sâlihî, el-Hanbelî’dir.
Doğumu: Cemmâîl'de -Nablus topraklarında- doğdu. Doğum yılı ihtilaflıdır. Şöyle ki: 541 (hicrî 541) yılı olduğu söylenmiştir; Hafız Ziyâüddîn el-Makdisî'nin belirttiği gibi. Zekî el-Münzirî (Allah rahmet eylesin) şöyle demiştir: "Ondan rivayet edenler, onun doğumunun 544 (hicrî 544) yılı olduğunu gösteren bilgiler aktarmışlardır." İbnü'n-Neccâr'ın Târîh'inde zikrettiğine göre -İbn Receb'in (Allah ikisine de rahmet eylesin) naklettiği üzere- o, Hafız Abdülganî'ye doğumunu sormuş, o da "Ya 543 (hicrî 543) ya da 544 (hicrî 544) yılıdır" demiş ve "Zahir olan 544 (hicrî 544) yılıdır" ifadesini eklemiştir.
(1) Hal tercümesi için bkz: İbn Nukta, et-Takyîd li-Ma‘rifeti Ruvâti's-Sünen ve'l-Mesânîd (s. 370); Zehebî, Târîhu'l-İslâm (12/1203); aynı müellif, Siyeru A‘lâmi'n-Nübelâ (21/443); aynı müellif, el-‘İber fî Haberi men Ğaber (3/129); İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye (16/732); İbn Receb, ez-Zeyl ‘alâ Tabakâti'l-Hanâbile (3/1); İbnü'l-‘İmâd, Şezerâtü'z-Zeheb fî Ahbâri men Zeheb (1/49).
تَرْجَمَةُ المُصَنِّفِ (١)اسْمُهُ وَنَسَبُهُ:هو الإمام، العالم، الحافظ الكبير، تقيُّ الدين، أبو محمد عبد الغني بن عبد الواحدِ بن علي بن سُرور بن رافع بن حسن بن جعفر المقدسيُّ، الجَمَّاعِيليُّ، ثم الدمشقيُّ، الصالحيُّ، الحنبليُّ. مَوْلِدُهُ:ولد بجمَّاعيلَ - من أرض نابلس -، وقد اختُلف في مولده رحمه الله، فقيل: سنة إحدى وأربعين وخمس مئة (٥٤١ هـ) كما ذكر ذلك الحافظ ضياء الدين المقدسي.وقال الزكي المنذري رحمه الله: «ذَكَر عنه أصحابه ما يدل على أن مولده سنة أربع وأربعين وخمس مئة (٥٤٤ هـ)».وذكر ابن النجار في تاريخه - على ما نقل ابن رجب رحمهما الله - أنه سأل الحافظ عبد الغني عن مولده، فقال: «إما في سنة ثلاثٍ أو في سنة أربع وأربعين وخمس مئة، وأنَّه قال: الأظهرُ أنه سنة أربع وأربعين وخمس مئة (٥٤٤ هـ)».(١) انظر لترجمته: التقييد لمعرفة رواة السنن والمسانيد لابن نقطة (ص ٣٧٠)، وتاريخ الإسلام للذهبي (١٢/ ١٢٠٣)، وسير أعلام النبلاء للذهبي (٢١/ ٤٤٣)، والعبر في خبر من غبر للذهبي (٣/ ١٢٩)، والبداية والنهاية لابن كثير (١٦/ ٧٣٢)، والذيل على طبقات الحنابلة لابن رجب (٣/ ١)، وشذرات الذهب في أخبار من ذهب لابن العماد (١/ ٤٩).
Rıhlesi ve en meşhur hocaları:
Hâfız (rahimehullah) hadis talebi için geniş çaplı seyahatlerde bulunmuş; Dımaşk, İskenderiye, Beytülmakdis [Kudüs], Mısır, Bağdat, Harran, Musul, İsfahan ve Hemedan'a gitmiş; buralardaki birçok âlimden ders almış ve pek çok şey yazmıştır. Bağdat'ta Şeyh Abdülkadir el-Geylânî'den, İskenderiye'de Hâfız Ebû Tâhir es-Silefî'den, İsfahan'da Hâfız Ebû Mûsâ el-Medînî'den, Hemedan'da ise Hâfız Ebü'l-Alâ el-Hemedânî'den ve daha pek çok âlimden dinlemiştir.
En meşhur talebeleri:
Hâfız'dan birçok âlim rivayette bulunmuştur. Bunlar arasında Şeyh Muvaffakuddin İbn Kudâme el-Makdisî, Hâfız Ziyâüddin el-Makdisî, Fakih Muhammed el-Yûnînî, Zeynüddin İbn Abdiddâim ve pek çok kimse yer alır.
Âlimlerin kendisi hakkındaki övgüleri:
Tâcüddin el-Kindî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Dârekutnî'den sonra Hâfız Abdülganî gibisi gelmemiştir.”(1) Yine şöyle demiştir: “Hâfız Abdülganî kendisi gibisini görmemiştir.”(2)
Hâfız Ziyâüddin el-Makdisî (rahimehullah) ise şöyle demiştir: “Şeyhimiz Hâfız, neredeyse kendisine bir hadis sorulmazdı ki onu zikredip açıklamasın, sıhhatini ya da zaafını belirtmesin…”
(1) Târîhu'l-İslâm, 12/1207.
(2) Aynı kaynak.
رِحْلَتُهُ، وَأَشْهَرُ شُيُوخِهِ:كان الحافظ رحمه الله واسع الرحلة في طلب الحديث، فدخل دمشق، والإسكندرية، وبيت المقدس، ومصر، وبغداد، وحرَّان، والموصل، وأصبهان، وهمذان، فأخذ عن كثيرٍ من علمائها، وكَتَب الكثير.فسمع ببغداد من الشيخ عبد القادر الجيلي، وبالإسكندرية من الحافظ أبي طاهر السِّلفي، وبأصبهان من الحافظ أبي موسى المديني، وبهمذان من الحافظ أَبِي العلاء الهمذاني، وغيرهم كثير. أَشْهَرُ تَلَامِيذِهِ:حدَّث عن الحافظ كثير من العلماء؛ منهم: الشيخ موفق الدين ابن قدامة المقدسي، والحافظ ضياء الدين المقدسي، والفقيه محمد اليونيني، والزين ابن عبد الدائم، وخلقٌ كثير. ثَنَاءُ العُلَمَاءِ عَلَيْهِ:قال التاج الكندي رحمه الله: «لم يكن بعد الدارقطنيِّ مثل الحافظ عبد الغني»(١).وقال أيضاً: «لم يرَ الحافظُ عبد الغني مثلَ نفسه»(٢).وقال الحافظ ضياء الدين المقدسي رحمه الله: «كان شيخُنا الحافظ لا يكاد يُسأل عن حديث إلا ذكره وبيَّنه، وذكر صحته أو سقمه، ولا يسأل(١) تاريخ الإسلام (١٢/ ١٢٠٧).(٢) المصدر السابق.
Bir adam hakkında söz edecek olsa mutlaka: «Falan oğlu falan el-Fülânî'dir» der ve nesebini zikrederdi. Nitekim hadiste emîrü'l-mü'minîn idi.(1) İbnü'n-Neccâr (rahimehullah) onu şöyle vasıflamıştır: «O, son derece geniş hâfızaya sahipti; itkān ve tecvîd ehliydi; hadisin bütün ilim dallarına vâkıftı; kavânînini, usûlünü, illetlerini, sahîhini, sakîmini, nâsihini, mensûhunu, garîbini, şeklini, fıkhını, mânâlarını, râvîlerinin isimlerinin zabtını ve hallerini bilirdi.»(2) Hâfız İbn Kesîr (rahimehullah) onunla şeyhi Mizzî arasında mukayese yaparak şöyle demiştir: «Gerçekten ikisi de kendi zamanlarında ricâl ilminde nâdir bulunan kimselerdi; hıfz, itkān, semâ‘, ibrâ‘ (işittirme) ve metinler ile ricâl isimlerini sür‘atle okuma bakımından...»(3) Hâfız Ebû Mûsâ el-Medînî, Hâfız Abdülganî'nin «Tebyînü'l-İsâbe» adlı eseri üzerine güzel bir takdir yazısı kaleme almış ve şöyle demiştir: «Bize gelenler içinde bu ilmi, Şeyh İmam Ziyâüddîn(4) Ebû Muhammed Abdülganî el-Makdisî gibi anlayan pek az kişi vardır. O, bu hataları açıklamaya muvaffak olmuştur. Dârekutnî ve benzerleri hayatta olsalardı, onun yaptığını tasdik ederlerdi. Bizim zamanımızda ise onun anladığı kadar anlayan pek az kişi vardır. Allah ona ilim ve tevfikini artırsın.»(5)
(1) Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ (21/448).
(2) ez-Zeyl ‘alâ Tabakāti’l-Hanâbile (3/10).
(3) el-Bidâye ve’n-Nihâye (16/735).
(4) Meşhur lakabı: «Takıyyüddîn».
(5) Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ (21/449).
عن رجلٍ إلا قال: هو فلان بن فلان الفلاني، ويذكر نسبه، فكان أميرَ المؤمنين في الحديث»(١).ووصفه ابن النجَّار رحمه الله بقوله: «كان غزِير الحفظ، من أهل الإتقان والتَّجويد، قيّماً بجميع فنون الحديث، عارفاً بقوانينه، وأصوله وعلله، وصحيحه، وسقيمه، وناسخه ومنسوخه وغريبِه، وشكله، وفقهه، ومعانيه، وضبطِ أسماء رواته، ومعرفة أحوالهم»(٢).وقرن الحافظ ابن كثيرٍ رحمه الله بينه وبين شيخه المزي فقال: «فلقد كانا نادرين في زمانَيهما في الرجال؛ حفظاً وإتقاناً وسماعاً وإسماعاً وسرداً للمتون وأسماء الرجال»(٣).وقد دوَّن الحافظ أبو موسى المديني على كتاب «تبيين الإصابة» للحافظ عبد الغني ثناءً عطراً حيث قال: «قلَّ من قدم علينا يفهم هذا الشأن كفهمِ الشيخ الإمام ضياء الدين(٤) أبي محمد عبد الغني المقدسي، وقد وُفِّق لتبيين هذه الغلطات، ولو كان الدارقطنيُّ وأمثاله في الأحياء لصوَّبوا فعله، وقلَّ من يفهم في زماننا ما فهم، زاده اللَّه علماً وتوفيقاً»(٥).(١) سير أعلام النبلاء (٢١/ ٤٤٨).(٢) الذيل على طبقات الحنابلة (٣/ ١٠).(٣) البداية والنهاية (١٦/ ٧٣٥).(٤) والمشهور في لقبه: «تقي الدين».(٥) سير أعلام النبلاء (٢١/ ٤٤٩).