Nevevî'nin Kırk Hadisi
İmâm Muhyiddîn en-Nevevî (631-676)
İbn Receb el-Hanbelî'nin ilâveleriyle (736-795)
Tahkik:
eş-Şirbînî b. Fâik eş-Şirbînî
Gözden geçiren ve takdim yazan:
Fazîletli Şeyh Mustafa b. el-‘Adevî
—Allah onu korusun—
الأربعون النوويةللإمام محي الدين النووي(٦٣١ - ٦٧٦ هـ)مع زيادات الحافظ ابن رجب الحنبلي(٧٣٦ - ٧٩٥ هـ)تحقيقالشربيني بن فايق الشربيني راجعها وقدم لها فضيلة الشيخمصطفى بن العدويحفظه الله
Bismillâhirrahmânirrahîm
Takdim
Elhamdülillah ve's-salâtü ve's-selâmü alâ Resûlillah.
Ve ba'd:
İşte bu faydalı ve yararlı kitap, İmâm Nevevî (rahimehullah)'ın 'El-Erbaûn en-Neveviyye' adlı eseridir. Onunla birlikte Hâfız İbn Rajab (rahimehullah)'ın ziyadeleri de yer almaktadır. Hadislerini tahric edip hüküm veren ise Allah'taki kardeşim (eş-Şirbînî b. Fâyık eş-Şirbînî) (hıfzahullah)'tır. Böylece kitabın faydası arttı ve ondan elde edilen yararlar çoğaldı. Kardeşimin (hıfzahullah) çalışmasını inceledim, onu faydalı ve muvaffak buldum. Allah'a hamdolsun.
Allah'tan, ona daha fazla tevfik, isabet ve şer'î ilim talebine devam ile Allah'a davet noktasında yardım etmesini niyaz ederim.
Allah'ım, Nebîmiz Muhammed'e salat ve selam eyle.
Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
Bunu yazan:
Ebû Abdullah Mustafa b. el-Adevî
بسم الله الرحمن الرحيمتقديمالحمد لله والصلاة والسلام على رسول اللهوبعد:فهذا الكتاب النافع المفيد، كتاب "الأربعين النووية" للإمام النووي رحمه الله، ومعها زيادات الحافظ ابن رجب رحمه الله، قام بتخريج أحاديثه والحكم عليها، أخي في الله (الشربيني بن فايق الشربيني) حفظه الله، وبذا استزاد نفع الكتاب وازدادت الفوائد منه، وقد نظرت في عمل أخي حفظه الله فألفيته نافعًا موفقًا، ولله الحمد.فالله أسأل أن يزيده توفيقًا وسدادًا ومواصلةً لطلب العلم الشرعي والدعوة إلى الله.وصل اللهم على بينا محمد وسلموالحمد لله رب العالمينكتبهأبوعبد الله مصطفى بن العدوي
Muhakkikin Mukaddimesi: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm emin Resûlümüz (s.a.v.)'e, onun âline ve ashâbının tamamına olsun. Emma ba'd: Şüphesiz ki İmam Nevevî (rahimehullah)'in el-Erbaûn isimli eseri, Allah'ın doğuda ve batıda kullara fayda verdiği büyük bir kitaptır. Hafız İbn Receb el-Hanbelî (rahimehullah)'in bu hadislere yaptığı zeyl ile kitabın faydası daha da artmıştır. Allah'ın bana olan lütfuyla bu kitaba muttali olmayı müyesser kıldı. Kitabın hayırlı olmasına rağmen, içerisinde bir kısım zayıf hadisler bulunduğunu gördüm. Bunun üzerine Allah Teâlâ'dan yardım dileyerek bu hadislerin sahih ve zayıf olmaları hakkında hüküm vermeye, zayıflık sebebini kısaca zikretmeye başladım. Sonra faydanın tamamlanması için bu hadisleri Faziletli Şeyh Mustafa b. el-Adevî (hafizehullah)'a arz ettim. Allah'tan, bu eserle kullara fayda vermesini ve bize ihlâs ile kabul lütfetmesini niyaz ederim. Allah'ım, Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'e çokça salât ve selâm eyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Bunu yazan: eş-Şirbînî b. Fâik eş-Şirbînî. Bismillâhirrahmânirrahîm.
مقدمة المحققالحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على رسولنا الأمين، وعلى آله وصحبه أجمعين.أما بعد:فإن كتاب الأربعين للإمام النووي رحمه الله كتابٌ عظيمٌ، نفع الله به العباد في مشارق الأرض ومغاربها، وقد زاد الكتاب نفعًا بما زاده الحافظ ابن رجب الحنبلي رحمه الله، من تتمة لهذه الأحاديث، وكان من فضل الله عليا أن يسَّر لي الاطلاع على هذا الكتاب فوجدت أنه على ما فيه من خير إلا أنه قد حوى بعضًا من الأحاديث الضعيفة، فاستعنت بالله تعالى وشرعت في الحكم على هذه الأحاديث صحةً وضعفًا مع ذكر سبب الضعفِ مختصرًا، ثم عرضت هذه الأحاديث على فضيلة الشيخ مصطفى بن العدوي - حفظه الله - لتتم الفائدة.والله أرجو أن ينفع به العباد، وأن يرزقنا الإخلاص والقبول.وصل اللهم على نبينا محمد وسلم تسليمًا كثيرًاوالحمد لله رب العالمين وكتبهالشربيني بن فايق الشربينيبسم الله الرحمن الرحيم
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur; göklerin ve yerin Kayyûmu, bütün mahlûkatın tedbir edicisi, mükelleflere hidayetleri ve dinin şeriatlarını açıklamak üzere kesin deliller ve apaçık burhanlarla peygamberler (salât ve selâm onlara olsun) gönderen Allah'adır. O'na bütün nimetlerinden dolayı hamd eder, fazl u kereminden daha fazlasını dilerim.
Ve şehâdet ederim ki, bir ve kahhar olan, kerim ve gaffar olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu, resulü, habibi ve halîlidir; mahlûkatın en üstünüdür; aziz ve mucize Kur'an ile (ki mucizesi yıllar boyunca devam eder) ve hidayet arayanlara nurlu sünnetlerle mükerrem kılınmıştır; cevâmiu'l-kelim ve dinin müsamahası ile tahsis edilmiştir. Allah'ın salât ve selâmı ona, diğer nebilere ve mürsellere, her birinin âline ve diğer salihlere olsun.
Emma ba'd:
Şöyle ki: Ali b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Mes'ûd, Muâz b. Cebel, Ebü'd-Derdâ, İbn Ömer, İbn Abbâs, Enes b. Mâlik, Ebû Hureyre ve Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahu anhum)'dan birçok yoldan ve çeşitli rivayetlerle rivayet ettik ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: «Kim ümmetime dininin emirlerinden kırk hadis ezberletirse, Allah Teâlâ onu kıyamet gününde fakihler ve âlimler zümresinde bir fakih olarak diriltir.»
Bir rivayette: «Allah Teâlâ onu âlim bir fakih olarak diriltir.» Ebü'd-Derdâ rivayetinde: «Kıyamet gününde onun için şefaatçi ve şahit olurum.» İbn Ömer rivayetinde: «Âlimler zümresinde yazılır ve şehitler zümresinde haşrolunur.»
Hâfızlar, yolları çok olsa da bu hadisin zayıf olduğu hususunda ittifak etmişlerdir (1).
Âlimler (radıyallahu anhum) bu konuda sayılamayacak kadar çok eser telif etmişlerdir. Bu konuda ilk telif eden bildiğim kişi Abdullah b. Mübârek'tir. Sonra Muhammed b. Eslem et-Tûsî (âlim-i rabbânî), sonra Hasan b. Süfyân en-Nesevî, Ebû Bekr el-Âcurrî, Ebû Bekr Muhammed b. İbrâhim el-İsfahânî, Dârekutnî, Hâkim, Ebû Nuaym, Ebû Abdirrahmân es-Sülemî, Ebû Saîd el-Mâlînî, Ebû Osmân es-Sâbûnî, Abdullah b. Muhammed el-Ensârî, Ebû Bekr el-Beyhakî ve öncekilerden ve sonrakilerden sayılamayacak kadar çok kimse gelmiştir.
Ben de bu büyük imamlara ve İslâm hâfızlarına uyarak kırk hadis derlemek için Allah Teâlâ'ya istihâre ettim. Âlimler, fezâil-i a'mâl konusunda zayıf hadisle amel etmenin câiz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir (2)(3). Bununla birlikte benim dayanağım bu hadis değil, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sahih hadislerdeki şu sözleridir: «Benden işiten, buradakiler gıyabında olanlara tebliğ etsin» (4) ve «Allah, sözümü işitip onu iyice kavrayan ve işittiği gibi tebliğ eden kişinin yüzünü ağartsın» (5).
Sonra âlimlerden kimisi kırk hadisi usûl-i dinde, kimisi fürûda, kimisi cihadda, kimisi zühdde, kimisi âdâbda, kimisi hutbelerde derlemiştir. Bunların hepsi sâlih maksatlardır, Allah bu maksatları güdenlerden razı olsun.
Ben, bütün bunlardan daha önemli bir kırk hadis derlemeyi uygun gördüm. Bu kırk hadis, bütün bu konuları kapsamakta olup, her biri dinin büyük kaidelerinden bir kaidedir. Âlimler onu «İslâm'ın dayanağı», «İslâm'ın yarısı», «İslâm'ın üçte biri» veya buna benzer ifadelerle vasfetmişlerdir.
Sonra, bu kırk hadisin sahih olmasına ve çoğunun Sahîh-i Buhârî ve Müslim'de bulunmasına dikkat edeceğim. Ezberlenmesi kolay olsun ve faydası umumî olsun diye onları senedleri hazfedilmiş olarak zikredeceğim, inşallah Teâlâ. Sonra da kapalı lafızlarının zabtına dair bir bölüm ekleyeceğim.
Ahireti arzulayan herkesin bu hadisleri bilmesi gerekir; zira onlar önemli konuları içermekte ve bütün tâatlere dair uyarıları kapsamaktadır. Bu, üzerinde tefekkür eden için açıktır.
Güvenim yalnız Allah'adır; işimi O'na havale eder ve O'na dayanırım. Hamd ve nimet O'nadır (6). Tevfik ve ismet O'ndandır.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
(1) Zayıftır. Dârekutnî «el-İlel»de (6/33) hadisin yollarını zikrettikten sonra: «Bunların hepsi zayıftır ve hiçbiri sâbit değildir» demiştir. Beyhakî «Şuabü'l-Îmân»da (1595-1596) hadisi rivayet ettikten sonra: «Bu, halk arasında meşhur bir metindir; fakat sahih bir isnâdı yoktur» demiştir. İbn Abdilberr «Câmiu Beyâni'l-İlm ve Fazlihî»de onu zayıf saymıştır. İbn Hacer «Lisânü'l-Mîzân»da (6/232): «Bunlar uydurma hadislerdir» demiştir.
(2) Bir nüshada: «Onlar, onunla amel etmenin müstehap olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.»
(3) İmam Nevevî (rahmetullahi aleyh)'in sözü tartışmalıdır. Zira cerh ve ta'dil ile ilel âlimlerinden bunun aksi nakledilmiştir. İbnü'l-Arabî «Tedrîbü'r-Râvî»de (1/351): «Onunla (yani zayıf hadisle) mutlak olarak amel etmek câiz değildir» demiştir. Ayrıca Müslim'in Mukaddimesi (1/28), İbn Receb'in «Şerhu İleli't-Tirmizî»si (2/112), İbn Teymiyye'nin «Telbîsü İblîs»i (s.24) ve diğer önceki, sonraki ve çağdaş âlimlere bakılsın. Vallahu a'lem.
(4) Buhârî (105) ve Müslim (1679) rivayet etmiştir.
(5) Sahîhtir. Tirmizî (2658), İbn Mâce (233) ve başkaları rivayet etmiştir.
(6) Bir nüshada: «Hamd ve minnet O'nadır.»
[خطبة الإمام النووي]الْحَمْدُ للَّهِ رَبِّ العَالمِينَ، قيومِ السَّماوَاتِ وَالأَرَضِينَ، مُدبِّرِ الخَلائِقِ أَجْمَعِينَ، بَاعِثِ الرُّسُلِ صَلَوَاتُهُ وَسَلَامُهُ عَلَيْهِم إلَى الْمُكَلَّفِينَ؛ لِهِدَايَتِهمْ وَبيَانِ شرَائِعِ الدِّينِ، بالدَّلَائلِ الْقَطْعِيَّةِ وَوَاضِحَاتِ الْبَرَاهِينِ، أَحْمَدُهُ عَلَى جَمِيعِ نِعَمِهِ، وَأَسْأَلُهُ الْمَزِيدَ مِنْ فَضْلِهِ وَكَرَمِهِ.وَأَشْهدُ أَنْ لَا إلَهَ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ، الْكَرِيمُ الْغَفَّارُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَحَبِيبُهُ وَخَلِيلُهُ، أَفْضَلُ المَخْلُوقِينَ، المُكَرَّمُ بالْقرآنِ الْعَزِيزِ الْمُعجِزَةِ الْمُسْتَمِرَّةِ عَلَى تَعَاقُبِ السِّنِينَ، وَبِالسُّنَنِ الْمُستَنِيرَةِ لِلْمُسْترشِدِينَ، الْمَخْصُوصُ بجَوَامِعِ الْكَلِمِ وَسَمَاحَةِ الدِّينِ، صَلَوَاتُ اللَّهِ وَسَلَامُهُ عَلَيْهِ وَعَلَى سَائرِ النَّبِيِّينَ وَالْمُرسَلِينَ، وَآلِ كُلٍّ وَسَائِرِ الصَّالِحِينَ.أَمَّا بَعْدُ:فَقَدْ رَوَيْنَا عَنْ عَليِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، وَأَبِي الدَّرْدَاءِ، وَابْنِ عُمَرَ، وَابْنِ عَبَّاسٍ، وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، وَأَبِي هُرَيْرَةَ، وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنهم مِنْ طُرُقٍ كَثِيرَاتٍ بِرِوَايَاتٍ مُتنَوِّعَاتٍ: أَنَّ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «مَنْ حَفِظَ عَلَى أُمَّتِي أَرْبَعِينَ حَدِيثًا مِنْ أَمْرِ دِينِهَا بَعَثَهُ اللهُ تَعَالَى فَقِيهًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي زُمْرَةِ الْفُقَهَاءِ وَالْعُلَمَاءِ».وَفِي رِوَايَةٍ: «بَعَثَهُ الله تَعَالى فَقِيهًا عَالِمًا».وَفِي رِوَايَةِ أبي الدرداء: «وَكُنْتُ لَهُ يَوْمَ القِيَامَةِ شَافِعًا وَشهِيدًا».وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ عُمَرَ: «كُتِبَ فِي زُمْرَةِ الْعُلَمَاءِ ، وَحُشِرَ فِي زُمْرَةِ الشُّهَدَاءِ». وَاتَّفَقَ الْحُفَّاظُ عَلَى أَنَّهُ حّدِيثٌ ضَعِيفٌ وَإِنْ كَثُرَتْ طُرُقُهُ (١).وَقَدْ صَنَّفَ الْعُلَمَاءُ رضي الله عنهم فِي هَذَا الْبَابِ مَا لَا يُحْصَى مِنَ الْمُصَنَّفَاتِ، فَأَوَّلُ مَنْ عَلِمْتُهُ صَنَّفَ فِيهِ: عَبْدُ اللَّهِ بنُ المُبَارَكِ، ثُمَّ مُحَمَّد بْنُ أَسْلَمَ الطُّوسِيُّ الْعَالِمُ الْرَّبَّانِيُّ، ثُمَّ الْحَسَنُ بْنُ سُفْيَانَ النَّسَوِيُّ، وَأَبُو بَكْرٍ الآجُرِّيُّ، وَأَبُو بَكْرٍ مُحَمَّدُ بْنُ إبْرَاهِيمَ الأَصْفَهَانِيُّ، وَالدَّارَقُطْنِيُّ، وَالْحَاكِمُ، وَأَبُو نُعَيْمٍ، وَأَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيُّ، وَأَبُو سَعِيدٍ الْمَالِينِيُّ، وَأَبُو عُثْمَانَ الصَّابُوييُّ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنْ مُحَمَّدٍ الأَنْصَارِيُّ، وَأَبُو بَكْرٍ الْبَيْهَقِيُّ، وَخَلَائِقُ لَا يُحْصَونَ مِنَ الْمُتَقَدِّمِينَ وَالْمُتأَخِّرِينَ.وَقَدِ اسْتَخَرْتُ اللَّهَ تَعَالَى فِي جَمْعِ أَرْبَعِينَ حَدِيثًا؛ اقْتِدَاءً بِهَؤُلَاءِ الأَئِمَّةِ الأَعْلَامِ، وَحُفَّاظِ الإِسْلَامِ، وَقَدِ اتَّفَقَ العُلَمَاءُ عَلَى جَوَازِ الْعَمَلِ بالْحَدِيثِ الضَّعِيفِ فِي فَضَائِلِ الأَعْمَالِ (٢) (٣)، وَمَعَ هَذَا فَلَيْسَ اعْتِمَادِي عَلَى هَذَا الْحَدِيثِ، بَلْ عَلَى قَوْلهِ صلى الله عليه وسلم فِي الأَحَادِيثِ الصَّحِيحَةِ: «لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ مِنْكُمُ الغَائِبَ» (٤)،وَقَوْلِهِ صلى الله عليه وسلم: «نَضَّرَ اللَّهُ امْرَأً سَمِعَ مَقَالَتِيَ فَوَعَاهَا، فَأَدَّاهَا كَمَا سَمِعَهَا» (٥).ثُمَّ مِنَ الْعُلَمَاءِ مَنْ جَمَعَ الأَرْبَعِين في أُصُولِ الدِّينِ، وَبَعْضُهُمْ فِي الْفُرُوعِ، وَبَعْضُهُمْ فِي الْجِهَادِ، وَبَعْضُهُمْ فِي الزُّهْدِ، وَبَعْضُهُمْ فِي الآدَابِ، وَبَعْضُهُمْ فِي الْخُطَبِ، وَكُلُّهَا مَقَاصِدُ صَالِحَةٌ رَضِيَ اللَّهُ عَنْ قَاصِدِيهَا.وَقَدْ رَأَيْتُ جَمْعَ أَرْبَعِينَ أَهَمَّ مِنْ هَذَا كُلِّهِ؛ وَهِيَ أَرْبَعُونَ حَدِيثًا مُشْتَمِلَةً عَلَى جَمِيعِ ذَلِكَ، وَكُلُّ حَدِيثٍ مِنْهَا قَاعِدَةٌ عَظِيمَةٌ مِنْ قَوَاعِدِ الدِّينِ، وَقَدْ وَصَفَهُ الْعُلَمَاءُ بأَنَّ مَدَارَ الإِسْلَامِ عَلَيْهِ أَوْ هُوَ نِصْفُ الإِسْلَامِ أَوْ ثُلُثُهُ أَوْ نَحْوُ ذَلِكَ.ثُمَّ أَلْتَزِمُ فِي هَذَهِ الأَرْبَعِينَ أَنْ تَكُونَ صَحِيحَةً وَمُعْظَمُهَا فِي "صَحِيحَي الْبُخَارِي وَمُسْلِمٍ"، وَأَذْكُرُهَا مَحْذُوفَةَ الأَسَانِيدِ؛ لِيَسْهُلَ حِفْظُهَا وَيَعُمَّ الانْتِفَاعُ بِهَا إِنْ شَاءَ اللَّهُ تَعَالَى، ثُمَّ أتبِعُهَا بِبَابٍ فِي ضَبْطِ خَفِيِّ أَلْفَاظِهَا.وَيَنْبَغِي لِكُلِّ رَاغِبٍ فِي الآخِرَةِ أَنْ يَعْرِفَ هَذِهِ الأَحَادِيثَ؛ لِمَا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ مِنَ الْمُهِمَّاتِ، وَاحْتَوَتْ عَلَيْهِ مِنَ التَّنْبِيهِ عَلَى جَمِيعِ الطَّاعَاتِ، وَذَلِكَ ظَاهِرٌ لِمَنْ تَدَبَّرَهُ.وَعَلَى اللَّهِ اعْتِمَادِي، وَإِلَيْهِ تَفْوِيضِي وَاسْتِنَادِي، وَلَهُ الْحَمْدُ وَالنِّعْمَةُ (٦)، وَبِهِ التَّوْفِيقُ وَالْعِصْمَةُ.بسم الله الرحمن الرحيم(١) ضعيف؛ قال الدارقطني في " العلل" (٦/ ٣٣) بعد أن ذكر طرق الحديث قال ((وَكُلُّهَا ضِعَافٌ، وَلَا يَثْبُتُ مِنْهَا شَيْءٌ)) ، وقال البيهقي في "شعب الايمان" (١٥٩٥ - ١٥٩٦) بعد إخراجه إياه: ((هَذَا مَتْنٌ مَشْهُورٌ فِيمَا بَيْنَ النَّاسِ، وَلَيْسَ لَهُ إِسْنَادٌ صَحِيحٌ)) ، وضعفه ابن عبد البر في "جامع بيان العلم وفضله"، وقال ابن حجر في "لسان الميزان" (٦/ ٢٣٢) وهذه أحاديث مكذوبة.(٢) وفي نسخة " أنهم اتفقوا على استحباب العمل به ".(٣) في كلام الامام النووي رحمه الله نظر ، فقد نُقل عن أئمة الجرح والتعديل والعلل خلاف ذلك فقال ابن العربي في تدريب الراوي (١/ ٣٥١) ((لَا يَجُوزُ الْعَمَلُ بِهِ مُطْلَقًا "أي الضعيف")) ، وانظر مقدمة مسلم (١/ ٢٨) ،وابن رجب في "شرح علل الترمذي" (٢/ ١١٢) ، وابن تيميه في "تلبيس ابليس" (ص: ٢٤) وغيرهم من المتقدمين والمتأخرين والمعاصرين _والله أعلم ٠(٤) أخرجه البخاري (١٠٥) ، ومسلم (١٦٧٩).(٥) صحيح؛ أخرجه الترمذي (٢٦٥٨) ، وابن ماجه (٢٣٣) وغيرهما.(٦) وفي نسخة وله الحمد والمنة.
Birinci Hadis: [Ameller Niyetlere Göredir](1)
Mü'minlerin Emîri Ebû Hafs Ömer b. el-Hattâb (r.a.)'den rivayetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim:
«Ameller niyetlere göredir. Her kişiye ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah ve Resûlü'ne ise, hicreti Allah ve Resûlü'nedir. Kimin hicreti elde edeceği bir dünya veya nikâhlayacağı bir kadın içinse, hicreti hicret ettiği şeyedir.»
Bunu muhaddislerin iki imamı, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâil b. İbrâhim b. el-Muğîre b. Berdizbeh el-Buhârî ile Ebü'l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî (r.anhümâ), kendilerine ait olan ve tasnif edilmiş kitapların en sahihi kabul edilen 'Sahîhayn'de rivayet etmişlerdir.(2)
(1) Başlık, muhakkikin ilâvesidir.
(2) Buhârî (1), Müslim (1907).
الحديث الأول: [الأعمال بالنيات] (١)عَنْ أمير المؤمنين أبي حفص عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ» رَوَاهُ إِمَامَا الْمُحَدِّثينَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ إسْمَاعِيلَ بْنِ إبْرَاهِيمَ بْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ بَرْدِزْبَهْ الْبُخَارِيُّ، وَأَبُو الْحُسَيْنِ مُسْلِمُ بْنُ الْحَجَّاجِ بْنِ مُسلِمٍ الْقُشَيْرِيُّ النَّيْسَابُورِي رضي الله عنهما فِي "صَحِيحَيْهِمَا" اللَّذَيْنِ هُمَا أَصَحُّ الْكُتُبِ الْمُصَنَّفَةِ (٢).(١) [] من إضافة المحقق.(٢) البخاري (١) ، ومسلم (١٩٠٧).
İkinci Hadis: [Dinin Mertebeleri: İslâm, Îmân ve İhsân]
Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Bir gün Resûlullah (s.a.v.)'in huzurunda bulunuyorduk. Derken üzerinde beyazlığı çok belirgin elbiseler, saçları çok siyah bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görünmüyordu; bizden hiç kimse onu tanımıyordu. Nihayet Nebî (s.a.v.)'in yanına kadar gelip oturdu. Dizlerini onun dizlerine yasladı, ellerini uyluklarının üzerine koydu ve 'Yâ Muhammed! Bana İslâm'dan haber ver' dedi. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'İslâm: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücü yetiyorsa Beytullah'ı haccetmendir.' Adam, 'Doğru söyledin' dedi. Ömer der ki: Onun hem sorup hem de tasdik etmesine hayret ettik. Adam tekrar, 'Bana îmândan haber ver' dedi. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: 'Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman etmen ve kadere, hayrına ve şerrine de iman etmendir.' Adam yine, 'Doğru söyledin' dedi. Sonra, 'Bana ihsândan haber ver' dedi. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: 'Allah'a, O'nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görür.' Adam, 'Bana kıyamet saatinden haber ver' dedi. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: 'Bu hususta kendisine soru sorulan, soru sorandan daha bilgili değildir.' Adam, 'Öyleyse bana onun alâmetlerinden haber ver' dedi. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: 'Câriyenin sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul, koyun çobanlarını; yüksek binalar yapmakta yarışır hâlde görmendir.'" Ömer der ki: "Sonra adam gidiverdi. Ben bir müddet bekledim. Sonra Resûlullah (s.a.v.) bana: 'Yâ Ömer! Soru soranın kim olduğunu biliyor musun?' buyurdu. Ben: 'Allah ve Resûlü daha iyi bilir' dedim. Buyurdu ki: 'O, size dininizi öğretmek için gelen Cibrîl idi.'" Müslim rivayet etmiştir (1).
(1) Müslim, Îmân, 1.
الحديث الثاني: [مراتب الدين: الإسلام والإيمان والإحسان]عَنْ عُمَرَ رضي الله عنه أيضًا، قَالَ: «بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ، إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ، شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعْرِ، لَا يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ، وَلَا يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ، حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ، وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ، وَقَالَ يَا مُحَمَّدُ، أَخْبِرْنِي عَنِ الْإِسْلَامِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " الْإِسْلَامُ: أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلًا ". قَالَ: صَدَقْتَ، قَالَ: فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ. قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِيمَانِ. قَالَ: " أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ، وَمَلَائِكَتِهِ، وَكُتُبِهِ، وَرُسُلِهِ، وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ ". قَالَ: صَدَقْتَ. قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِحْسَانِ، قَالَ: " أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ، فَإِنَّهُ يَرَاكَ ". قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ؟ . قَالَ: " مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ ". قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَتِهَا؟ . قَالَ: " أَنْ تَلِدَ الْأَمَةُ رَبَّتَهَا،وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ "، قال ثُمَّ انْطَلَقَ، فَلَبِثْتُ مَلِيًّا، ثُمَّ قَالَ لِي: " يَا عُمَرُ، أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ؟ . قُلْتُ: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: فإنهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ» رَوَاهُ مُسْلِمٌ (١).(١) (٨).
Üçüncü Hadis: [İslâm’ın Rükünleri] Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer b. el-Hattâb (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: «İslâm, beş temel üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, Beyt’i haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.» Bunu Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir (1). (1) Buhârî (8), Müslim (16).
الحديث الثالث: [أركانُ الإسلام]عَنْ أبي عبد الرحمن عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنهما قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ»، رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ وَمُسْلِمٌ (١).(١) البخاري (٨) ، ومسلم (١٦).
Dördüncü Hadis: [İnsanın Yaratılışının Merhaleleri, Rızkının, Ecelinin ve Amelinin Takdiri]
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) – ki O (s.a.v.) doğru sözlü ve tasdik edilendir – şöyle buyurdular: «Şüphesiz sizden birinizin yaratılışı, annesinin karnında kırk gün boyunca toplanır. Sonra o kadar süreyle alaka olur. Sonra yine o kadar süreyle mudga olur. Sonra Allah ona bir melek gönderir, melek ona ruh üfler ve dört kelimeyle emrolunur: Rızkını, ecelini, amelini ve şakî mi yoksa sa‘îd mi olduğunu yazmakla. (Resûlullah buyurdu ki:) Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah'a yemin olsun ki, sizden biriniz cennet ehlinin ameliyle amel eder, öyle ki onunla cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken (ezelde yazılmış) kitap onu geçer ve o cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Yine sizden biriniz cehennem ehlinin ameliyle amel eder, öyle ki onunla cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitap onu geçer ve o cennet ehlinin ameliyle amel ederek cennete girer.» Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir. (1)
(1) Buhârî, no: 3208; Müslim, no: 2643.
الحديث الرابع: [مراحل خلق الإنسان ، وتقديرُ رزقهِ وأجلهِ وعملهِ]عَنْ أبي عبد الرحمن عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ: «إِنَّ أَحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يُرْسِلُ اللَّهُ إِلَيْهِ الْمَلَكَ، فَيَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ وَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ: بِكَتْبِ رِزْقِهِ وَأَجَلِهِ وَعَمَلِهِ وَشَقِيٌّ أَوْ سَعِيدٌ، فَوَاللَّهِ الَّذِي لَا إِلَهَ غَيْرُهُ إِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيُدْخُلُهَا، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا» رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ ، وَمُسْلِمٌ (١).(١) البخاري (٣٢٠٨) ، ومسلم (٢٦٤٣).
Beşinci Hadîs: [Zemmedilen bid'atlerin reddi] Ümmü'l-Mü'minîn Ümmü Abdillah Âişe (r.anhâ)'dan rivayetle şöyle buyurdu: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kim bu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şey icat ederse (bid'at çıkarırsa) o merduddur (reddedilmiştir).» (1) Bunu Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir. Müslim'in bir rivayetinde: «Kim üzerinde bizim emrimiz (dinimiz) olmayan bir amel işlerse o merduddur.» (2) (1) Buhârî (2697), Müslim (1718/17). (2) (1718/18).
الحديث الخامس: [إنكارُ البدع المذمومة]عَنْ أم المؤمنين أم عبد الله عَائِشَةَ رضي الله عنها قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ» (١) رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ، وَمُسْلِمٌ.وَفِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: «مَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ» (٢).(١) البخاري (٢٦٩٧) ، ومسلم (١٧١٨/ ١٧).(٢) (١٧١٨/ ١٨).
Altıncı Hadis: [Şüpheli Şeylerden Uzak Durmak]
Ebû Abdullah en-Nu‘mân b. Beşîr radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.)'ı şöyle buyururken işittim: "Şüphesiz helâl âşikârdır, haram da âşikârdır; ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır ki insanlardan pek çoğu bunları bilmez. Kim şüphelerden sakınırsa dînini ve ırzını korumuş olur; kim şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur. Tıpkı koruluğun etrafında hayvan otlatan çoban gibi; çobanın o koruluğa girip otlaması yakındır. Biliniz ki her hükümdarın bir koruluğu vardır. Biliniz ki Allah'ın koruluğu da yasaklarıdır. Biliniz ki bedende bir et parçası vardır; o iyi olursa bütün beden iyi olur, o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o, kalptir." Bunu Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir. (Buhârî, 52; Müslim, 1599)
الحديث السادس: [الابتعادُ عن الشبهات]عَنِ أبي عبد الله النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رضي الله عنهما قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشْتَبِهَاتٌ، لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ، أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمَى، أَلَا وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ، أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ» رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ ، وَمُسْلِمٌ (١).(١) البخاري (٥٢) ، ومسلم (١٥٩٩).
Yedinci Hadis: [Nasihat, dinin direğidir]. Ebû Rukayye Tamîm b. Evs ed-Dârî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Din, nasihattir." Biz: 'Kime?' diye sorduk. Buyurdu ki: "Allah'a, Kitabına, Resûlüne, Müslümanların imamlarına ve onların avamına." Müslim rivayet etmiştir (1) (55).
الحديث السابع: [النصيحةُ عمادُ الدين]عَنْ أبي رُقيةَ تَمِيمٍ بن أوسٍ الدَّارِيِّ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «الدِّينُ النَّصِيحَةُ» قُلْنَا: لِمَنْ؟ قَالَ: «لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ» رَوَاهُ مُسْلِمٌ (١).(١) (٥٥).
Sekizinci Hadis: [Müslümanın Kanının ve Malının Dokunulmazlığı] Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben, insanlarla, 'Lâ ilâhe illallah' deyip Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet edinceye, namazı kılıp zekâtı verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıklarında, İslâm'ın hakkı dışında, canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Onların hesabı ise Allah Teâlâ'ya aittir." Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir (1). (1) Buhârî (25), Müslim (22).
الحديث الثامن: [حُرمَة دم المسلم ومالهِ]عَنِ عبد الله بْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ، عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ، إِلَّا بِحَقِّ الْإِسْلَامِ، وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ تَعَالَى» رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ ، وَمُسْلِمٌ (١).(١) البخاري (٢٥) ، ومسلم (٢٢).
Dokuzuncu Hadis: [Çok soru sorma ve aşırı gitme yasağı] Ebû Hureyre Abdurrahman b. Sahr (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: «Size neyi yasakladımsa ondan kaçının, size neyi emrettimse onu gücünüz yettiğince yerine getirin. Şüphesiz sizden öncekileri helâk eden şey, çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleriydi.» Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir (1). (1) Buhârî (7288), Müslim (1337).
الحديث التاسع: [النهيُ عن كثرة السُّؤالِ والتنطع]عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عبد الرحمن بن صخر رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «مَا نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ، فَاجْتَنِبُوهُ، وَمَا أَمَرْتُكُمْ بِهِ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ، فَإِنَّمَا أَهْلَكَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَثْرَةُ مَسَائِلِهِمْ وَاخْتِلَافُهُمْ عَلَى أَنْبِيَائِهِمْ» رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ ، وَمُسْلِمٌ (١).(١) البخاري (٧٢٨٨) ، ومسلم (١٣٣٧).
Onuncu Hadis: [Helâl, duânın kabulüne sebeptir; haram yemek ise onu engeller] Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Muhakkak ki Allah teâlâ Tayyib'dir, ancak tayyib (helâl) olanı kabul eder. Yine muhakkak ki Allah teâlâ müminlere, resullere emrettiği şeyi emretmiştir. Nitekim yüce Allah: {Ey resûller! Tayyib (helâl) olan şeylerden yiyin ve sâlih amel işleyin} (Mü'minûn Sûresi 51) buyurmuştur. Yine yüce Allah: {Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin tayyib (helâl) olanlarından yiyin} (Bakara Sûresi 172) buyurmuştur. Sonra Resûlullah (s.a.v.) yolculuğu uzatan, saçı başı dağınık, toz toprak içinde, ellerini semaya uzatarak 'Yâ Rabbi, yâ Rabbi!' diye yalvaran bir adamı zikretti. Oysa onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiştir. Böyle birine nasıl icabet edilir?» Bunu Müslim rivayet etmiştir. (1) Müslim (1015) tahric etmiştir. Senedinde Fudayl b. Merzûk bulunmaktadır. Cerh ve ta'dîl âlimlerinden bir grup onun hakkında söz söylemiştir. Bk. İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve't-Ta'dîl (7/75); Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ (7/34).
الحديث العاشر: [الحلال سببٌ لإجابة الدُّعاء ، وأكلُ الحرام يمنعها]عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى طَيِّبٌ لَا يَقْبَلُ إِلَّا طَيِّبًا، وَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ، فَقَالَ تعالى: {يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا} [المؤمنون: ٥١]، وَقَالَ تَعَالَى: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ} [البقرة: ١٧٢]، ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ: أَشْعَثَ أَغْبَرَ، يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ: يَا رَبِّ يَا رَبِّ، وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وَغُذِيَ بِالْحَرَامِ، فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ؟ » رَوَاهُ مُسْلِمٌ (١).(١) أخرجه مسلم (١٠١٥)، وفي سنده فضيل بن مرزوق، وقد تكلم فيه جماعة من أئمة الجرح والتعديل ،انظر الجرح والتعديل لابن أبي حاتم (٧/ ٧٥) ، وسير أعلام النبلاء للذهبي (٧/ ٣٤).
On Birinci Hadis: [Verâdan: Şüpheli Şeylerden Sakınmak]
Ebû Muhammed el-Hasan b. Ali b. Ebî Tâlib'den —ki kendisi Resûlullah (s.a.v.)'in torunu ve reyhânıdır, Allah ikisinden de râzı olsun— rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v.)'den şunu ezberledim: 'Seni şüpheye düşüreni, şüpheye düşürmeyene bırak.'" Bunu Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiştir. Tirmizî: "Hadis hasen sahihtir." (1)
(1) Sahîhtir; Tirmizî (2518), Nesâî (5727) ve diğerleri rivayet etmiştir.
الحديث الحادي عشر: [مِنَ الوَرَع توقِّي الشُّبَه]عَنِ أبي محمد الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ بن أبي طالب سِبْطِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَيْحَانَتِهِ رضي الله عنهما قَالَ: «حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ» رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ، والنَّسَائِيُّ، وقال التِّرمذِيُّ: حديثٌ حسنٌ صحيحٌ (١).(١) صحيح؛ أخرجه الترمذي (٢٥١٨) ، والنسائي (٥٧٢٧) ، وغيرهما.