Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhillezî temeyyüze’l-habîse mine’t-tayyib ve ahreze’l-hadîse bi’l-‘ulemâi’n-nukkâd mine’l-hatâi ve’l-kizb. Ve’s-salâtü alâ seyyidi’l-verâ ve hayri’l-beriyye ve cemî‘i sahâbetihî du‘âte’llâhi ilâ sübülihi’l-merdıyye ve ezvâcihî ümmühâti’l-mü’minîne ve zürriyyetihi’t-tayyibîn. Ve nes’elühü’t-tevfîka ve’t-te’yîd. Zira tahkīk ve tesdîdin dizginleri O’nun elindedir.
Ve ba‘dü, el-Kaviyy ve el-Velî olan Allah’ın kullarının en zayıfı, mesken ve nesep itibarıyla Hindî, mezhep itibarıyla Hanefî olan Muhammed b. Tâhir b. Alî el-Fitnî (Allah onu bağışlasın) şöyle dedi: Bu, hadisin vaz‘ı (uydurulması) veya za‘fı hususunda cerh ve ta‘dîl âlimleri ile sika muhaddislerin sözlerini bir araya getiren kısa bir eserdir. Tâ ki bu vaz‘ veya za‘f ihtilâflı mı yoksa bir kâsırın kusuru veya bir sâhinin sehvi sebebiyle mi meydana gelmiş olduğu belli olsun; böylece tembel kişi, bir söz söyleyenin ‘bu mevzûdur’ demesine bakarak hemen vaz‘ hükmü vermeye cüret etmesin ve gafil ve aldanmış kimse de hadîse nispet edilen her şeyin sahih olduğuna hükmetmekte acele etmesin. Zira insanlar bu konuda aşırılık ve kusur arasında gidip gelmektedir: Kimi aşırı giderek –belki de sehven veya tahrif eden biri tarafından söylenmiş bir sözü işitir işitmez– vaz‘a hükmeder; kimi de aşırı giderek onun mevzû olmasını uzak görür ve bu hükmü edebe aykırılık ve uydurmacılık zanneder, oysa bilmez ki hüküm hadîse değil, yalancı ve yardımdan mahrum bırakılmış uydurmacıya veya gafilin ayağının kaydığı yere aittir.
Beni buna sevk eden sebeplerden biri de, Sağânî’nin ve başkalarının mevzûât kitaplarının beldelerde meşhur olmasıdır. Zannımca onların önünde İbnü’l-Cevzî’nin kitabı ve benzerleri bulunmaktadır. Ömrüme yemin olsun ki o, vaz‘ hükmü konusunda aşırı gitmiş, hatta onu kâmil âlimlerin seçkinleri tenkit etmişlerdir. İşte bu, kâsir ve tembel olanlar için büyük bir zarardır.
Müceddid-i mi’e es-Suyûtî (r.aleyh) şöyle dedi: (1) İbnü’l-Cevzî, el-Mevdû‘ât’ta zayıf hadisleri çıkarmakta aşırı gitmiş, hatta hasen ve sahih hadisleri de çıkarmıştır. Nitekim hâfızlar, aralarında İbnü’s-Salâh da olmak üzere, buna dikkat çekmişlerdir. Üç yüz hadisi ayırarak ‘bunların Mevdû‘ât’a dâhil edilmesine imkân yoktur’ demiştir. Bunlar arasında Sahîh-i Müslim’de ve Hammâd b. Şâkir rivayetiyle Sahîh-i Buhârî’de bulunan bir hadis ile diğer Kütüb-i Sitte ve sünenlerde bulunan hadisler vardır. Yine İbnü’l-Cevzî, Ahmed b. Ebî’l-Mecd’den naklen şöyle der: (1) ‘Zannımca dokuzuncu asır, Allah en iyi bilir.’ — Musahhih.
مُقَدمَات الْكتابمُقَدّمَة الْمُؤلف.بسم الله الرحمن الرحيمالْحَمد لله الَّذِي ميز الْخَبيث من الطّيب، وأحرز الحَدِيث بالعلماء النقاد من الْخَطَأ وَالْكذب، وَالصَّلَاة على سيد الورى وَخير الْبَريَّة، وَجَمِيع صحابته دعاة الله إِلَى سبله المرضية، وأزواجه أُمَّهَات الْمُؤمنِينَ وَذريته الطيبين. ونسأله التَّوْفِيق والتأييد. فبيده أزمة التَّحْقِيق والتسديد.وَبعد فَقَالَ أَضْعَف عباد الْقوي الْوَلِيّ مُحَمَّد بن طَاهِر بن عَليّ الفتني الْهِنْدِيّ مسكنا ونسبا والحنفي مذهبا: هَذَا مُخْتَصر يجمع أَقْوَال الْعلمَاء النقاد والمحدثين السراد فِي وضع الحَدِيث أَو ضعفه حَتَّى يتَبَيَّن أَن وَضعه أَو ضعفه مُتَّفق أَو أَنه بِسَبَب قُصُور قَاصِر أَو سَهْو ساه مُخْتَلف كَيْلا يتجاسر الكسل على الْجَزْم بِوَضْعِهِ بِمُجَرَّد نظرة فِي كَلَام قَائِل أَنه مَوْضُوع وَلَا يتسارع إِلَى الحكم بِصِحَّة كل مَا نسب إِلَى الحَدِيث غافل مخدوع فَإِن النَّاس فِيهِ بَين إفراط وتفريط فَمن مفرط يجْزم بِالْوَضْعِ بِمُجَرَّد السماع من أحد لَعَلَّه ساه أَو ذُو تخطيط وَمن مفرط يستبعد كَونه مَوْضُوعا وَظن الحكم بِهِ سوء أدب ومخترعا وَلم يدر أَن لَيْسَ حكمه على الحَدِيث بل على مخترع الْكَذِب الخاذل أَو مَا زل فِيهِ قدم الغافل. وَمِمَّا بَعَثَنِي إِلَيْهِ أَنه اشْتهر فِي الْبلدَانِ مَوْضُوعَات الصغاني وَغَيره وظني أَن أمامهم كتاب ابْن الْجَوْزِيّ وَنَحْوه ولعمري أَنه قد أفرط فِي الحكم بِالْوَضْعِ حَتَّى تعقبه الْعلمَاء من أفاضل الكاملين فَهُوَ ضَرَر عَظِيم على القاصرين المتكاسلين. قَالَ مُجَدد الْمِائَة السُّيُوطِيّ (١) قد أَكثر ابْن الْجَوْزِيّ فِي الموضوعات من إِخْرَاج الضَّعِيف بل وَمن الحسان وَمن الصِّحَاح كَمَا نبه عَلَيْهِ الْحفاظ وَمِنْهُم ابْن الصّلاح وَقد ميز فِي حيزه ثَلَاثمِائَة حَدِيث وَقَالَ لَا سَبِيل إِلَى إدراجها فِي الموضوعات فَمِنْهَا حَدِيث فِي صَحِيح مُسلم وَفِي صَحِيح البُخَارِيّ رِوَايَة حَمَّاد بن شَاكر وَأَحَادِيث فِي بَقِيَّة الصِّحَاح وَالسّنَن وَنقل فِيهِ عَن أَحْمد بن أبي الْمجد أَنه قَالَ وَمِمَّا(١) قلت لَعَلَّه الْمِائَة التَّاسِعَة وَالله أعلم. اهـ مصححه.
İbnü'l-Cevzî bu hususta isabet etmemiştir. Zira o, bir râvisi hakkında “falan zayıftır” veya “sağlam değildir” yahut “yumuşaktır” diyen bir kimsenin sözüne dayanarak hadisin mevzû‘ olduğuna hükmetmiş, aklen ve naklen bir delil yahut Kitap, Sünnet veya icmâya muhalefet olmaksızın bunu yapmıştır. Bu ise bir tecavüz ve mübalağadır. — Bitti.
Ben ise Şeyh Muhammed b. Ya‘kûb el-Fîrûzâbâdî'nin ihtisar ettiği “el-Mugnî” kitabından; Şeyh Zeynüddîn Abdurrahîm b. el-Hüseyin el-Irâkî'nin “Hamlü'l-Esfâr fi'l-Esfâr” adlı eserinden ve “Tahrîcu'l-İhyâ”sından; Şeyh el-Allâme Ebü'l-Hayr Şemsüddîn es-Sehâvî'nin “el-Makâsıdü'l-Hasene”sinden; Şeyh Celâleddîn es-Suyûtî'nin “el-Leâlî”, “ez-Zeyl” ve “el-Vecîz” kitaplarından; Sagânî'nin “Mevzûât”ından; Şeyh Sirâcüddîn Ömer b. Ali el-Kazvînî'nin derlediği “Mevzûâtu'l-Mesâbîh”ten; Şeyh Ali b. İbrahim el-Attâr'ın telifinden ve bunlardan başkasından bazı rivayetleri naklediyorum. Her bir hadis hakkında âlimlerin sözlerini bir araya getiriyorum ki kabul edilmeye gerçekten lâyık olan hak sana açıkça görünsün. Bazı aziz ve kerim dostlarım beni bu işe teşvik etti ve bitirmeye başladığımda acele ettiler. Bu eser mevzûât hakkında bir hatırlatma mahiyetinde olup uzun kitaplardan müstağni kılacaktır. Karalamadan boşalınca azmim, bu kitapta bulunan mevzûât ve zayıfların dışında kalan yalancı ve zayıf râvileri de toplamaya yöneldi ki bir kanun teşkil etsin(1). Allah bu maksada ulaştırandır ve O'nun yardımıyla bitirmek kolaylaşır. Doğru tabiatlı kardeşlerden ricam, bir sehv veya taşkınlık gördüklerinde fasih kalemleriyle düzeltmeleri ve hakir kâtibi nasîhat gözüyle mazur görmeleridir. Zira hata yapmak benim âdetimdir; az sayıda kitabım, çok meşguliyetlerim ve devlet erbabının zayıf kardeşlere karşı zulüm kılıcını çekmesiyle artan musibetler(2) sebebiyle hâlim perişandır. Allah'tan yardım istenir.
Bununla birlikte bu beldede kendisine başvurabileceğim muhaddisler – âlimlerin âlimi, faziletlilerin faziletlisi – yoktur. Eğer bir kimse, mektuplardan bir şeyin tuhafına gidip ilgilenirse, bu eserle uzun süre meşgul olan ve ağır sorumluluklardan kurtuluş için kendisine Fâtiha okumayı unutmasın. Yüce Allah'ın lütfundan umulan, bu eseri kerim yüzüne hâlis kılmasıdır.
(1) Ki Allah'ın izniyle baskısına hazırlandığımız eserdir. (Düzelten)
(2) et-Tefâkum: ağırlaşmak, büyümek anlamında olup vezin ve mâna bakımından et-te‘âzum gibidir. (Düzelten)
وَلم يصب فِيهِ ابْن الْجَوْزِيّ إِطْلَاقه الْوَضع بِكَلَام قَائِل فِي بعض رُوَاته فلَان ضَعِيف أَو لَيْسَ بِقَوي أَو لين فَحكم بِوَضْعِهِ من غير شَاهد عقل وَنقل وَمُخَالفَة كتاب أَو سنة أَو إِجْمَاع وَهَذَا عدوان ومجازفة - انْتهىوَأَنا أورد بعض مَا وَقع فِي مُخْتَصر الشَّيْخ مُحَمَّد بن يَعْقُوب الفيروز آبادي من كتاب الْمُغنِي من حمل الْأَسْفَار فِي الْأَسْفَار للشَّيْخ زين الدَّين عبد الرَّحِيم بن الْحُسَيْن الْعِرَاقِيّ فِي تَخْرِيج الْأَحْيَاء وَفِي الْمَقَاصِد الْحَسَنَة للشَّيْخ الْعَلامَة أبي الْخَيْر شمس الدَّين السخاوي وَفِي كتاب اللآلئ للشَّيْخ جلال الدَّين السُّيُوطِيّ وَفِي كتاب الذيل لَهُ وَفِي كتاب الْوَجِيز لَهُ وموضوعات الصغاني وموضوعات المصابيح الَّتِي جمعهَا الشَّيْخ سراج الدَّين عمر بن عَليّ الْقزْوِينِي ومؤلف الشَّيْخ عَليّ بن إِبْرَاهِيم الْعَطَّار وَغير ذَلِك فاجمع أَقْوَال الْعلمَاء فِي كل حَدِيث كي يَتَّضِح لَك الْحق الْحقيق بِالْقبُولِ وَقد حثني عَلَيْهِ بعض الأعزة الْكِرَام واستبطئوا حِين شرعت الاختتام وَهُوَ كالتذكرة للموضوعات وكاف عَن المطولات وَحين وَقع الْفَرَاغ عَن التسويد تحرّك عزمي إِلَى أَن أجمع من أجد من الْكَذَّابين والضعاف ليَكُون قانونا (١) فِي غير مَا فِي هَذَا الْكتاب من الموضوعات والضعاف وَالله الْمُوفق لهَذَا المرام وبعونه التَّيْسِير للاختتام والمرجو من الإخوان ذَوي الطباع الصَّحِيحَة إِذا اطلعوا على سَهْو أَو طغيان أَن يصلحوا بأقلامهم الفصيحة ويعذروا الْكَاتِب الحقير بِعَين النَّصِيحَة فَإِن الْخَطَأ ديدني لقلَّة عدتي وَكَثْرَة أشغالي وتشتت أحوالي بتفاقم النوائب (٢) من أَرْبَاب الدولة الآخذين سيف الْعدوان على الضعفة من الإخوان فَالله الْمُسْتَعَان.هَذَا مَعَ عدم من أراجعه فِي هَذِه الْبِلَاد من الْمُحدثين أعالم الْعلمَاء وأفاضل الْفُضَلَاء فَإِن هز عطف أحد استطراف شَيْء من الْمكَاتب فَلَا ينس قِرَاءَة الْفَاتِحَة لمن تعنى فِيهِ مُدَّة مديدة وإراحة من التَّبعَات الشَّدِيدَة والمرجو من فضل الله الْعَظِيم أَن يَجعله خَالِصا لوجهه الْكَرِيم.(١) الَّذِي نَحن بصدد طبعه إِن شَاءَ الله تَعَالَى. اهـ مصححه.(٢) التفاقم التعاظم وزنا وَمعنى. اهـ مصححه.
Mukaddime: İçinde hadis ıstılahına ve rivayet şartlarına dair bahisler bulunur. Sahih, senedi muttasıl olup adâlet ve zabt sahibi râvînin, kendisi gibi bir râvîden nakletmesiyle gelen, şâzz ve illetten sâlim olan hadistir. Şâzz, sika râvînin kendisine muhâlif bir şekilde rivâyet etmesidir. Hasen, isnadında itham edilmiş biri bulunmayan, şâzz olmayan ve başka bir vecihten de benzeri rivâyet edilen hadistir. Zaîf, sahîh ve hasenin şartlarını kendisinde toplamayan hadistir. Âlimler nezdinde, vaaz, kıssalar ve faziletler hususunda –Allah’ın sıfatları ile helâl ve haram konuları müstesnâ– zaîf hadîsin isnadlarında, za‘fının beyânı şartıyla müsamaha gösterilmesi câizdir. Denildi ki İmâm Nesâî’nin mezhebi, hakkında terk edildiği icmâ edilmemiş her râvîden hadis tahric etmek idi. Ebû Dâvûd da böyle idi; babında başkasını bulamadığında zaîf hadisi tahric eder ve onu re’ye tercih ederdi (1). Müsned, senedi muttasıl olup merfû‘ veya mevkuf olarak (Peygamber’e) ulaşan hadistir. Merfû‘, Resûlullah (s.a.v.)’a izâfe edilen hadistir; ister muttasıl olsun ister munkatı‘ olsun. Muttasıl merfû‘ olur, merfû‘ olmayan muttasıl da olur; merfû‘ muttasıl olur, muttasıl olmayan da olur. Müsned, muttasıl ve merfû‘dur. Muallak, isnâdının başından bir veya daha fazla râvînin hazfedilmesidir. Garîb, rivâyetinde –Zührî gibi– hadîsi toplayan bir râvîden tek bir râvînin münferid kalmasıdır. Mevkuf, sahâbîden söz veya fiilin muttasıl veya munkatı‘ olarak rivâyet edilmesidir; bu hüccet değildir. Maktû‘, tâbiînden gelen rivâyettir. Mürsel, tâbiînin “Resûlullah (s.a.v.) buyurdu” demesidir. Munkatı‘, isnâdının başından itibaren muttasıl olmayan hadistir (1). Bu görüşü kendisinden nakledenler arasında İbn Hanbel, İbn Mehdi ve İbn Mübârek de vardır: “Helâl ve haram hususunda rivâyet ettiğimizde sıkı davranırız; fazîletler konusunda rivâyet ettiğimizde ise müsamaha gösteririz” demişlerdir. İş bu kadar. el-İdâretü’l-Münîriyye.
مُقَدّمَة وفيهَا مبَاحثالأول فِي اصْطِلَاح الحَدِيث وشروط رِوَايَته.الصَّحِيح مَا اتَّصل سَنَده بِنَقْل الْعدْل الضَّابِط عَن مثله وَسلم عَن شذوذ وَعلة - والشذوذ أَن يرويهِ الثِّقَة مُخَالفا لغيره - وَالْحسن مَا لَا فِي إِسْنَاده مُتَّهم وَلَا يكون شاذا ويروى من غير وَجه نَحوه، والضعيف مَا لم يجْتَمع فِيهِ شرطا الصِّحَّة وَالْحسن. وَيجوز عِنْد الْعلمَاء التساهل فِي أَسَانِيد الضَّعِيف بِلَا شَرط بَيَان ضعفه فِي الْوَعْظ والقصص والفضائل لَا فِي صِفَات الله والحلال وَالْحرَام. قيل كَانَ مَذْهَب النَّسَائِيّ أَن يخرج عَن كل من لم يجمع على تَركه وَكَذَا أَبُو دَاوُد وَكَانَ يخرج الضَّعِيف إِذا لم يجد فِي الْبَاب غَيره ويرجحه على الرَّأْي (١) . الْمسند مَا اتَّصل سَنَده مَرْفُوعا إِلَيْهِ صلى الله عليه وآله وسلم أَو مَوْقُوفا، وَالْمَرْفُوع مَا أضيف إِلَيْهِ صلي الله عَلَيْهِ وَسلم سَوَاء كَانَ مُتَّصِلا أَو مُنْقَطِعًا فالمتصل يكون مَرْفُوعا وَغير مَرْفُوع وَالْمَرْفُوع يكون مُتَّصِلا وَغير مُتَّصِل. والمسند مُتَّصِل مَرْفُوع، وَالْمُعَلّق مَا حذف من مبدأ إِسْنَاده وَاحِد فَأكْثر، والغريب مَا تفرد وَاحِد عَمَّن يجمع حَدِيثه كالزهري، وَالْمَوْقُوف مَا رُوِيَ عَن الصَّحَابِيّ من قَول أَو فعل مُتَّصِلا أَو مُنْقَطِعًا وَهُوَ لَيْسَ بِحجَّة، والمقطوع مَا جَاءَ عَن التَّابِعين، والمرسل قَول التَّابِعِيّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وآله وسلم. والمنقطع مَا لم يتَّصل إِسْنَاده من الأول(١) وَمِمَّنْ نقل عَنهُ ذَلِك ابْن حَنْبَل وَابْن مهْدي وَابْن الْمُبَارك: قَالُوا إِذا روينَاهُ فِي الْحَلَال وَالْحرَام شددنا وَإِذا روينَاهُ فِي الْفَضَائِل تساهلنا. اهـ الإدارة المنيرية.
Âhir ile mu‘dal, senedinden iki râvinin düştüğü hadistir. Münker ise içinde gizli, kapalı ve cerhe sebep olan illetler bulunan hadistir. Nuhbe Şerhi'nde: Cerhin mertebeleri vardır; en kötüsü 'ekzebü'n-nâs' (insanların en yalancısı) denilendir; hadis vaz'ında son nokta odur, yahut o yalanın direğidir. Sonra 'deccâl', 'vaddâ' veya 'kezzâb' demeleridir. En aşağısı ise 'tahavvül' [değişken], 'sîü'l-hıfz' (kötü ezberli) veya 'fîhi ednâ makāl' (hakkında söz söylenmiş) demeleridir. En kötü ile en aşağı arasında mertebeler vardır: 'metrûk', 'sâkıt', 'fâhişü'l-galat' (aşırı yanılgı sahibi) veya 'münkerü'l-hadîs' demeleri, 'zayıf', 'leyse bi'l-kavî' (güçlü değil) veya 'fîhi makāl' demelerinden daha şiddetlidir. Ta‘dîlin en yüksek mertebeleri ise 'evseku'n-nâs' (insanların en güveniliri), sonra 'sika sika', 'sika hâfız', 'sebt sebt' gibidir. En aşağısı ise 'şeyh' olup hadisi rivayet edilir ve kendisine itibar olunur, bunun gibi. El-İdde'de: Bil ki aslı olmayan hadisler kabul edilmez; isnadı olmayan hadisler ise rivayet edilmez. Hadiste: 'Benden hadis rivayet etmekten sakının, ancak bildikleriniz müstesna. Kim bile bile bana yalan isnat ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.' buyrulmuştur. Peygamber (s.a.v.) rivayeti ilim şartına bağlamıştır. Sahih bir isnadı olmayan ve sika bir imam tarafından telif edilmiş bir kitapta nakledilmemiş olan her hadis, ondan (s.a.v.) geldiği bilinmez ve kabul edilmesi caiz olmaz. Müslim'de: 'Kişiye yalancı olarak duyduğu her şeyi rivayet etmesi yeter.' buyrulmuştur. Yine Müslim'de: 'Ahir zamanda yalancı deccâller olacak, size sizin ve babalarınızın duymadığı hadisler getirecekler. Onlardan sakının, sizi saptırmasınlar ve fitneye düşürmesinler.' buyrulmuştur. İkinci bahis: Vâzı'ların (hadis uyduranların) kısımları. Hulâsatü İlmi'l-Hadîs'te: Bil ki haber üç kısımdır: Bir kısmının tasdik edilmesi vaciptir ki bu, imamların sahih olduğunu belirttiği hadistir. Bir kısmının tekzip edilmesi vaciptir ki bu, onların vaz' olduğunu belirttiği hadistir. Bir kısmında ise tevakkuf (durma) gerekir, çünkü doğru veya yalan olma ihtimali vardır, diğer haberler gibi. Durumunu bilen bir kimsenin, herhangi bir manada mevzu hadisi rivayet etmesi, vaz' olduğunu beyan etmedikçe helal olmaz. Vaz', uyduranın itirafıyla veya râvinin hâlinden ve rivayet edilen metnin lafız ve mana bakımından sakatlığından anlaşılır. Vâzı'lar çeşitlidir; en büyük zarar verenleri ...
وَالْآخر، والمعضل مَا سقط من سَنَده اثْنَان، وَالْمُنكر مَا فِيهِ أَسبَاب خُفْيَة غامضة قادحة. وَفِي شرح النخبة وللجرح مَرَاتِب أسوأها أكذب النَّاس وَإِلَيْهِ الْمُنْتَهى فِي الْوَضع أَو هُوَ ركن الْكَذِب. ثمَّ قَوْلهم دجال أَو وَضاع أَو كَذَّاب. وأسفلها تحولين أَو سيئ الْحِفْظ أَو فِيهِ أدنى مقَال. وَبَين الأسوأ والأسفل مَرَاتِب فَقَوْلهم مَتْرُوك أَو سَاقِط أَو فَاحش الْغَلَط أَو مُنكر الحَدِيث أَشد من قَوْلهم ضَعِيف أَو لَيْسَ بِالْقَوِيّ أَو فِيهِ مقَال. وَأَرْفَع مَرَاتِب التَّعْدِيل كأوثق النَّاس ثمَّ ثِقَة ثِقَة أَو ثِقَة حَافظ أَو ثَبت ثَبت وَأَدْنَاهَا كشيخ ويروى حَدِيثه وَيعْتَبر بِهِ وَنَحْو ذَلِك.وَفِي الْعدة وَأعلم أَن الْأَحَادِيث الَّتِي لَا أصل لَهَا لَا تقبل وَالَّتِي لَا إِسْنَاد لَهَا لَا يرْوى بهَا: فَفِي الحَدِيث "اتَّقوا الحَدِيث عني إِلَّا مَا علمْتُم فَمن كذب عَليّ مُتَعَمدا فَليَتَبَوَّأ مَقْعَده من النَّار" فقيد صلى الله عليه وآله وسلم الرِّوَايَة بِالْعلمِ وكل حَدِيث لَيْسَ لَهُ إِسْنَاده صَحِيح وَلَا هُوَ مَنْقُول فِي كتاب مُصَنفه إِمَام مُعْتَبر لَا يعلم ذَلِك الحَدِيث عَنهُ صلى الله عَلَيْهِ وأله وَسلم فَلَا يجوز قبُوله: فَفِي مُسلم "كفى بِالْمَرْءِ كذبا أَن يحدث بِكُل مَا سمع" وَفِيه "يكون فِي آخر الزَّمَان كذابون دجالون يأتونكم بِأَحَادِيث بِمَا لم تسمعوا أَنْتُم وَلَا آباؤكم فإياكم وإياهم لَا يضلونكم وَلَا يفتنونكم. الثَّانِي فِي أَقسَام الواضعين.فِي خُلَاصَة علم الحَدِيث أعلم أَن الْخَبَر ثَلَاثَة أَقسَام: قسم يجب تَصْدِيقه وَهُوَ مَا نَص الْأَئِمَّة على صِحَّته. وَقسم يجب تَكْذِيبه وَهُوَ مَا نصوا على وَضعه. وَقسم يجب التَّوَقُّف فِيهِ لاحْتِمَاله الصدْق وَالْكذب كَسَائِر الْأَخْبَار وَلَا يحل رِوَايَة الْمَوْضُوع لمن علم حَالَة فِي أَي معنى إِلَّا بِبَيَان وَضعه. وَيعرف الْوَضع بِإِقْرَار وَاضعه وبقرينة حَال الرَّاوِي والمروى بركاكة اللَّفْظ وَالْمعْنَى. والواضعون أَصْنَاف وأعظمهم ضَرَرا
Zühde mensup bir topluluk, hisbe (ibadet niyetiyle) hadis uydurur; kendilerine duyulan güven sebebiyle bu uydurmalar kabullenilir. Kerrâmiyye ve bazı bid‘atçiler ise terğîb ve terhîb hususunda hadis uydurmayı câiz görürler; bu ise icmâda muteber sayılan Müslümanların icmâına aykırıdır –alıntı burada sona erer. er-Risâle’de Zeyd b. Eslem şöyle buyurmuştur: ‘Kim, yalan olduğu sahih olarak sabit bir haberle amel ederse, o şeytana hizmet edenlerdendir.’ el-Leâlî’de ez-Zerkeşî şöyle demiştir: “Sahih değildir” sözümüzle “mevzûdur” sözümüz arasında büyük bir fark bulunur; çünkü mevzû, yalanın ve ihtilâfın ispatıdır, “sahih değildir” sözümüz ise yokluğun ispatını gerektirmez, o ancak sâbit olmadığının haber verilmesidir. Yine ez-Zerkeşî şöyle buyurmuştur: ‘Râvinin (durumunun) bilinmemesi, hadisinin mevzû olduğunu gerektirmez.’ el-Vecîz’de münker ile mevzû arasında fark belirtilmiştir. İbn Hacer şöyle demiştir: Hicrî 200 yılından günümüze kadar muhaddislerin çoğu, bir hadisi isnâdıyla birlikte rivayet ettiklerinde, onun (doğruluğuna dair) sorumluluktan kurtulduklarına inanırlar. Sehâvî ondan şunu nakletmiştir: “Lâ yüsbetü (sâbit değildir) lafzı, hadisin mevzû olmasını gerektirmez; zira sâbit, yalnız sahîhi kapsar, zayıf ise onun altındadır.” Münker hadis ise, tarikleri çoğaldığında zayıflığın yakın derecesine ulaşır (1); hattâ belki hasen derecesine yükselebilir. Celâleddîn es-Suyûtî, İbnü’l-Cevzî’den şu taksimi aktarır: Hadisinde mevzû, yalan ve kalb (ters çevirme) bulunanlar muhtelif sınıflardır: Bunlardan bir kısmı, zühdleri ağır bastığı için hıfzdan gâfil kalmış veya kitapları kaybolduğu için hafızasından rivayet ederken hatâya düşmüştür. Yahyâ’dan şu söz nakledilir: “Kendini habere ve zühde nispet edenlerden daha çok yalancı görmedim.” Bir kısmı güvenilir oldukları hâlde ömürlerinin sonunda akılları karışanlardır. Bir kısmı yanlışlıkla hatâ rivayet etmiş, doğruyu görüp kesin bilgi sahibi olduktan sonra kibirlerinden dolayı geri dönmemiştir. Bir kısmı zındıklardır; bunlar şeriatı ifsad etmek, şüphe uyandırmak ve dinle oynamak maksadıyla kasıtlı olarak hadis uydururlar. Hattâ bazı zındıklar şeyhin gafletinden faydalanarak onun kitabına, kendi hadislerinden olmayan sözleri sokuştururlardı. Hammâd b. Zeyd şöyle demiştir: “Zındıklar dört bin hadis uydurdular.” İbn Ebî’l-‘Avcâ’ boynu vurulmak üzereyken: “Size helâli haram, haramı helâl kılan dört bin hadis uydurdum” demiştir. Bir kısmı mezhebine yardım olsun diye hadis uydurur; bid‘atçi bir adam tövbe edince şöyle demeye başlamıştır: “Şu hadisi kimlerden aldığınıza dikkat edin; çünkü biz bir şeye hevâ duyduğumuzda onu hadis hâline getirirdik.” Bir kısmı terğîb ve terhîb niyetiyle hisbe olsun diye hadis uydurur; bunların yaptığının özü, şeriatın noksan olup tamamlanmaya muhtaç olduğu iddiasıdır. Bir kısmı güzel sözlere isnad uydurmayı câiz görmüştür. Bir kısmı da sultana yakınlaşmayı gaye edinmiştir. (1) Asıl nüshada böyledir; muhtemelen “ارتقى” kelimesi nüshadan düşmüştür. –Yönetim
قوم منتسبون إِلَى الزّهْد وضعُوا حسبَة فَيقبل موضوعاتهم ثِقَة بهم. والكرامية وَبَعض المبتدعة يجوزون الْوَضع فِي التَّرْغِيب والترهيب وَهُوَ خلاف إِجْمَاع الْمُسلمين الَّذين يعْتد بهم فِي الْإِجْمَاع - انْتهى.وَفِي الرسَالَة قَالَ زيد بن أسلم من عمل بِخَبَر صَحَّ أَنه كذب فَهُوَ من خدم الشَّيْطَان. وَفِي اللآلئ قَالَ الزَّرْكَشِيّ بَين قَوْلنَا لم يَصح وَقَوْلنَا مَوْضُوع بون بعيد كثير فَإِن الْوَضع إِثْبَات الْكَذِب وَالِاخْتِلَاف وَقَوْلنَا لم يَصح لَا يلْزم مِنْهُ إِثْبَات الْعَدَم وَإِنَّمَا هُوَ أَخْبَار عَن عدم الثُّبُوت. وَقَالَ أَيْضا لَا يلْزم من جهل الرَّاوِي وضع حَدِيثه. وَفِي الْوَجِيز فرق بَين الْمُنكر والموضوع. وَقَالَ ابْن حجر أَكثر الْمُحدثين من سنة مِائَتَيْنِ إِلَى الْآن إِذا ساقوا الحَدِيث بِإِسْنَادِهِ اعتقدوا أَنهم برئوا من عهدته. وَذكر السخاوي عَنهُ أَن لفظ لَا يثبت لَا يلْزم مِنْهُ أَن يكون مَوْضُوعا فَإِن الثَّابِت يَشْمَل الصَّحِيح فَقَط والضعيف دونه. وَالْمُنكر إِذا تعدّدت طرقه (١) إِلَى دَرَجَة الضعْف الْقَرِيب بل رُبمَا ارْتقى إِلَى الْحسن. وَحكى السُّيُوطِيّ عَن ابْن الْجَوْزِيّ أَن من وَقع فِي حَدِيثه الْمَوْضُوع وَالْكذب وَالْقلب أَنْوَاع: مِنْهُم من غلب عَلَيْهِم الزّهْد فغفلوا عَن الْحِفْظ أَو ضَاعَت كتبه فَحدث من حفظه فغلط، وَعَن يحيى مَا رَأَيْت الْكَذِب فِي أحد أَكثر مِنْهُ فِي من ينْسب إِلَى الْخَبَر والزهد. وَمِنْهُم قوم ثقاة لَكِن اخْتلطت عُقُولهمْ فِي أَوَاخِر أعمارهم. وَمِنْهُم من روى الْخَطَأ سَهْو فَلَمَّا رأى الصَّوَاب وأيقن لم يرجع أَنَفَة أَن ينسبوا إِلَى الْغَلَط. وَمِنْهُم زنادقة وضعُوا قصدا إِلَى إِفْسَاد الشَّرِيعَة وإيقاع الشَّك والتلاعب بِالدّينِ. وَقد كَانَ بعض الزَّنَادِقَة يتغفل الشَّيْخ فيدس فِي كِتَابه مَا لَيْسَ من حَدِيثه. قَالَ حَمَّاد بن زيد وضعت الزَّنَادِقَة أَرْبَعَة آلَاف حَدِيث وَلما أَخذ ابْن أبي العوجاء لضرب عُنُقه قَالَ وضعت فِيكُم أَرْبَعَة آلَاف حَدِيث أحرم فِيهَا الْحَلَال وأحلل فِيهَا الْحَرَام. وَمِنْهُم من يضع نصْرَة لمذهبه رَجَعَ رجل من المبتدعة فَجعل يَقُول انْظُرُوا عَمَّن تأخذون هَذَا الحَدِيث فَإنَّا كُنَّا إِذا هوينا أمرا صيرناه حَدِيثا. وَمِنْهُم من يضعون حسبَة ترغيبا وترهيبا، ومضمون فعلهم أَن الشَّرِيعَة نَاقِصَة إِلَى تَتِمَّة. وَمِنْهُم من أجَاز وضع الْأَسَانِيد لكَلَام حسن. وَمِنْهُم من قصد التَّقَرُّب إِلَى السُّلْطَان. وَمِنْهُم(١) هَكَذَا الأَصْل، وَلَعَلَّ كلمة "ارْتقى" سَقَطت من النُّسْخَة. اهـ إدارة.
Kussâs (kıssacılar) ise, onlar kalpleri yumuşatan ve revaç bulan hadisler isterler; Sahihlerde ise bunun gibisi az bulunur. Sonra hıfz (hadis ezberlemek) onlara zor gelir; dindarlıktan yoksun olmaları da buna eklenir. Onların meclislerine cahiller gelir. Vaaz meclisinde bana ne kadar çok hadis arz edilir ki, bunları zamanın kussâsı zikretmiştir; ben de onları reddederim, bunun üzerine bana kin beslerler. (söz bitti). Sağânî dedi ki: Bir hadisin metruk veya mevzu olduğu bilinirse, onu rivayet etsin; fakat onun için "Resûlullah (s.a.v.) buyurdu" demesin. Üçüncüsü: Hadisleri mevzu olan kitaplar, yalancılar hakkındadır. el-Hulâsa'da Şeyh dedi ki: Hadis hakkında kitaplar telif edilmiştir; bunların ihtiva ettiği her şey mevzudur, nitekim Kudâ'î'nin mevzûâtından geçtiği gibi. Bunlardan biri el-Erbaûn el-Ved'âniyye'dir. Yine bunlardan Alî (r.a.)'ye nispet edilen vasiyetler (Vasâyâ Alî) olup, tamamı ondan uydurmadır; sadece ilk hadis hariç: "Sen bana, Harun'un Musa'ya olan konumu gibisin; ancak benden sonra peygamber yoktur." Sağânî dedi ki: Alî (r.a.)'ye nispet edilen vasiyetlerin tamamı -ki bunların başında "Ey Alî, filan için üç alamet vardır", sonunda ise belirli vakitlerde cima yasağı bulunur- mevzudur. Bu vasiyetlerin sonuncusu ise "Ey Alî, bu vasiyetle sana evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini verdim" şeklindedir; bunu Hammâd b. Amr en-Nusaybî uydurmuştur. Süyûtî, el-Leâlî'de dedi ki: Aynı şekilde Alî'nin vasiyetleri mevzudur ve bu sebeple Hammâd b. Amr itham edilmiştir. Yine onun (Alî'nin) Abdullah b. Ziyâd b. Sem'ân veya onun hocası tarafından uydurulan vasiyetleri de (mevzudur). Sağânî dedi ki: Bu Ved'âniyye hadislerinin başında "Ölüm, yazılanın dışında bir şekilde gelir" sözü bulunur; bunu daha önce eş-Şihâb mevzûâtından zikretmiştik. Sonunda ise şu yer alır: "Hiçbir ev yoktur ki, kapısında her gün beş kere bir melek durmasın. İnsanın rızkı tükenip eceli bittiğini gördüğünde, ona ölümün gamını atar; ölümün sıkıntıları onu kaplar, sekeratı ona galip olur." Süyûtî, ez-Zeyl'de dedi ki: el-Erbaûn el-Ved'âniyye'de bu şekilde, bu senedlerle merfû bir hadis sahih değildir. Bunlardan ancak basit (kısa) lafızlar sahih olabilir. Her ne kadar sözleri güzel ve vaaz niteliğinde olsa da, her doğru olan şey hadis değildir; bilakis...
الْقصاص لأَنهم يُرِيدُونَ أَحَادِيث ترقق وتنفق وَفِي الصِّحَاح يقل مثله. ثمَّ إِن الْحِفْظ يشق عَلَيْهِم ويتفق عدم الدَّين وهم يحضرهم جهال وَمَا أَكثر مَا تعرض على أَحَادِيث فِي مجْلِس الْوَعْظ قد ذكرهَا قصاص الزَّمَان فأردها فيحقدون عَليّ انْتهى. قَالَ الصغاني إِذا علم أَن حَدِيثا مَتْرُوك أَو مَوْضُوع فليروه وَلَكِن لَا يَقُول عَلَيْهِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. الثَّالِث فِي كتب أحاديثها مَوْضُوعَة فِي الْكَذَّابين.فِي الْخُلَاصَة قَالَ الشَّيْخ قد صنف كتب فِي الحَدِيث وَجَمِيع مَا احتوت عَلَيْهِ مَوْضُوع كَمَا مر من مَوْضُوعَات الْقُضَاعِي. وَمِنْهَا الْأَرْبَعُونَ الودعانية. وَمِنْهَا وَصَايَا عَليّ رضي الله عنه كلهَا مَوْضُوعَة عَنهُ سوى الحَدِيث الأول وَهُوَ "أَنْت مني بِمَنْزِلَة هَارُون من مُوسَى غير أَنه لَا نَبِي بعدِي" قَالَ الصغاني وَمِنْهَا وَصَايَا عَليّ رضي الله عنه كلهَا الَّتِي أَولهَا يَا عَليّ لفُلَان ثَلَاث عَلَامَات، وَفِي آخرهَا النَّهْي عَن المجامعة وَفِي أَوْقَات مَخْصُوصَة كلهَا مَوْضُوعَة، وَآخر هَذِه الْوَصَايَا يَا عَليّ أَعطيتك فِي هَذِه الْوَصِيَّة علم الْأَوَّلين والآخرين وَضعهَا حَمَّاد بن عَمْرو النصيبي وَقَالَ السُّيُوطِيّ فِي اللآلئ وَكَذَا وَصَايَا عَليّ مَوْضُوعَة واتهم بهَا حَمَّاد بن عَمْرو وَكَذَا وَصَايَاهُ الَّتِي وَضعهَا عبد الله بن زِيَاد بن سمْعَان أَو شَيْخه وَقَالَ الصغاني وَأول هَذِه الودعانية كَانَ الْمَوْت فِيهَا على غير مَا كتب وَقد ذَكرْنَاهُ من غَيره من مَوْضُوعَات الشهَاب وَآخِرهَا "مَا من بَيت إِلَّا وَملك يقف على بَابه كل يَوْم خمس مَرَّات فَإِذا وجد الْإِنْسَان قد نفد أكله وَانْقطع أَجله ألْقى عَلَيْهِ غم الْمَوْت فَغَشِيتهُ كرباته وغمرته سكراته" وَقَالَ السُّيُوطِيّ فِي الذيل إِن الْأَرْبَعين الودعانية لَا يَصح فِيهَا حَدِيث مَرْفُوع على هَذَا النسق فِي هَذِه الْأَسَانِيد وَإِنَّمَا يَصح مِنْهَا أَلْفَاظ بسيرة وَإِن كَانَ كَلَامهَا حسنا وموعظة فَلَيْسَ كل مَا هُوَ حق حَدِيثا بل
Aksine, o (kitap) çalıntıdır; onu İbn Ved'ân, vâzıı olan Zeyd b. Rifâ'a'dan çalmıştır. Rivayete göre İhvân-ı Safâ Risâleleri'ni koyan da odur. Kendisi hadis ilimleri hususunda Allah'ın yarattıklarının en câhili, en az hayâ sahibi ve yalan söyleme hususunda en cüretkâr olanıdır. el-Vecîz'de (1) şöyle denilmiştir: Cemâleddin el-Müzenî şöyle demiştir: Kādî Ebû Nasr b. Ved'ân el-Mevsılî'ye nispet edilen hadislerden merfû' olarak tek bir hadis bile sahih değildir; ancak bunlardan pek azı sahih olup bunları ayırt etmek için bir tür tetkik gerekir. es-Sağânî şöyle demiştir: Onlardan biri de muhaddis Şeref el-Belhî'nin 'Fazlü'l-Ülemâ' adlı kitabıdır; baş tarafı 'Kim fıkıhtan bir mesele öğrenirse Allah onu şöyle şöyle taltif eder' şeklindedir. Tek bir isnadla uydurulan hadisler arasında, İbn Ebî'd-Dünyâ diye bilinen şeyhin hadisleri de vardır. Bu zat hakkında, onun Alî (r.a.) ve Ömer (r.a.)'e yetiştiği, uzun yıllar yaşadığı, üzengisine yapışarak bindiği ve üzengisinin ona çarparak başını yardığı, bunun üzerine (Hz. Ömer'in) 'Allah ömrünü uzun etsin' dediği iddia edilmektedir. Yine Ebû Nestûr er-Rûmî'nin hadisleri, Bişr ve Nu'aym b. Sâlim ile Hirâş'ın Enes'ten (r.a.) rivayet ettikleri hadisler, Dînâr'ın yine Enes'ten (r.a.) rivayet ettiği hadisler ve Ebû Hedbe İbrâhîm b. Hedbe el-Kaysî'nin hadisleri de bu kategoridendir. Ayrıca, Enes el-Basrî'nin Müsned'i diye anılan, yaklaşık üç yüz hadislik bir kitap vardır. Bunu Sem'ân el-Mehdî, Enes'ten (r.a.) rivayet eder; baş tarafı 'Ümmetim diğer ümmetler arasında, yıldızlar arasındaki ay gibidir' şeklindedir. ez-Zeyl'de ise: Sem'ân b. el-Mehdî, Enes'ten (r.a.) rivayette bulunan, neredeyse tanınmayan bir kimsedir. Ona yalancı bir nüsha iliştirilmiştir; Allah onu uyduranı kahretsin. el-Lisân'da: Bu, Muhammed b. Mukâtil er-Râzî'nin Ca'fer b. Hârûn'dan, onun da Sem'ân'dan rivayet ettiği bir nüshadır. Bu nüsha üç yüzden fazla hadis olup metinlerinin çoğu uydurmadır - söz burada biter. es-Sağânî şöyle demiştir: Bunlardan biri de 'Ahmed' ismiyle ilgili rivayet edilen hadislerdir; bunların hiçbiri sâbit değildir. Yine Ebü'd-Derdâ'dan (r.a.) merfû' olarak rivayet edilen Veda Hutbesi de bunlardandır; baş tarafı 'Dikkat edin, sakın sizden biriniz denizin çalkantısı anında denize binmesin' şeklindedir. el-Leâlî'de: Ebû Hureyre ve İbn Abbâs'dan (r.a.) uzun şekliyle rivayet edilen son hutbe uydurmadır; bundan Müseyyire b. Abdirabbih suçlanmıştır; Allah onu mübârek kılmasın. İbnü'l-Cevzî şöyle demiştir: Vâzı'lar (hadis uyduranlar) pek çok kişidir; büyükleri şunlardır: Vehb b. Vehb el-Kādî, Muhammed b. es-Sâib el-Kelbî, Muhammed b. Saîd eş-Şâmî el-Meslûb, Ebû Dâvûd en-Nehaî, İshâk b. Necîh el-Malatî, Gıyâs b. İbrâhîm en-Nehaî ve Muğîre b. Saîd el-Kûfî (1). Muhakkik der ki: Onun bunu el-Vecîz'e nispet etmesi tartışmalıdır; bence doğru olan, bunun ez-Zeyl'de olduğudur. (Muhakkikin notu sona erdi.)
عَكسه وَهِي مسروقة سَرَقهَا ابْن ودعان من واضعها زيد بن رِفَاعَة وَيُقَال أَنه الَّذِي وضع رسائل إخْوَان الصَّفَا وَكَانَ من أَجْهَل خلق الله فِي الحَدِيث وَأَقلهمْ حَيَاء وأجرأهم على الْكَذِب وَفِي الْوَجِيز (١) قَالَ جمال الدَّين الْمُزنِيّ الْأَحَادِيث المنسوبة إِلَى القَاضِي أبي نصر بن ودعان الْموصِلِي لَا يَصح مِنْهَا حَدِيث وَاحِد مَرْفُوع وَإِنَّمَا يَصح يسيره مِنْهَا يحْتَاج فِي تميزها إِلَى نوع من التتبع وَقَالَ الصغاني وَمِنْهَا كتاب فضل الْعلمَاء للمحدث شرف الْبَلْخِي وأوله "من تعلم مَسْأَلَة من الْفِقْه قَلّدهُ الله كَذَا"وَمن الْأَحَادِيث الْمَوْضُوعَة بِإِسْنَاد وَاحِد أَحَادِيث الشَّيْخ الْمَعْرُوف بِابْن أبي الدُّنْيَا وَهُوَ الَّذِي يَزْعمُونَ أَنه أدْرك عليا وَعمر طَويلا وَأخذ بركابه فَركب وأصابه ركابه فَشَجَّهُ فَقَالَ مد الله فِي عمرك مدا وَأَحَادِيث أبي نسطور الرُّومِي وَأَحَادِيث بشر ونعيم بن سَالم وخراش عَن أنس وَأَحَادِيث دِينَار عَنهُ وَأَحَادِيث أبي هدبة إِبْرَاهِيم بن هدبة الْقَيْسِي وَمِنْهَا كتاب يدعى بِمُسْنَد أنس الْبَصْرِيّ مِقْدَار ثَلَاثمِائَة حَدِيث يرويهِ سمْعَان الْمهْدي عَن أنس وأوله أمتِي فِي سَائِر الْأُمَم كَالْقَمَرِ فِي النُّجُوم وَفِي الذيل سمْعَان بن الْمهْدي عَن أنس لَا يكَاد يعرف ألصقت بِهِ نُسْخَة مكذوبة قبح الله من وَضعهَا، وَفِي اللِّسَان هِيَ من رِوَايَة مُحَمَّد بن مقَاتل الرَّازِيّ عَن جَعْفَر بن هَارُون عَن سمْعَان فَذكر النُّسْخَة وَهِي أَكثر من ثَلَاثمِائَة حَدِيث أَكثر متونها مَوْضُوعَة - انْتهى.قَالَ الصغاني وَمِنْهَا الْأَحَادِيث الَّتِي تروى فِي التَّسْمِيَة بِأَحْمَد لَا يثبت شَيْء مِنْهَا، وَمِنْهَا خطْبَة الْوَدَاع عَن أبي الدَّرْدَاء رَفعه وأوله أَلا لَا يركبن أحدكُم الْبَحْر عِنْد ارتجاجه، وَفِي اللآلئ آخر الْخطْبَة الْأَخِيرَة عَن أبي هُرَيْرَة وَابْن عَبَّاس بِطُولِهَا مَوْضُوعَة اتهمَ بهَا ميسرَة بن عبد ربه لَا بورك فِيهِ.قَالَ ابْن الْجَوْزِيّ الوضاعون خلق كَثِيرُونَ كبارهم وهب بن وهب القَاضِي وَمُحَمّد بن السَّائِب الْكَلْبِيّ وَمُحَمّد بن سعيد الشَّامي المصلوب وَأَبُو دَاوُد النَّخعِيّ وَإِسْحَاق بن نجيح الْمَلْطِي وغياث بن إِبْرَاهِيم النَّخعِيّ والمغيرة بن سعيد الْكُوفِي(١) قلت فِي عزوه إِلَى الْوَجِيز نظر، بل الصَّحِيح عِنْدِي فِي الذيل. اهـ مصححه
Ahmed b. Abdullah el-Cüveybârî, Me'mûn b. Ahmed el-Herevî, Muhammed b. Ukkâşe el-Kirmânî, Muhammed b. el-Kâsım et-Tâlikânî ve Muhammed b. Ziyâd el-Yeşkürî. Nesâî dedi ki: Hadis uydurmakla tanınan kezzâblar dört kişidir: Medine'de İbn Ebî Yahyâ, Bağdat'ta el-Vâkıdî, Horasan'da Mukâtil b. Süleyman ve Şam'da Muhammed b. Saîd el-Maslûb. Denildi ki: el-Cüveybârî, İbn Ukkâşe, Muhammed b. Nemîm ve el-Fâryâbî'nin uydurduğu on binden fazladır. Allah, onları savunan, sahihi açıklayan ve çirkini ifşa eden âlimler yarattı. Onlar yerin bekçileri ve dinin süvarileridir. Allah onları kıyamet gününe kadar çoğaltsın. el-Vecîz'de: İbn Adî dedi ki: Muhammed b. Muhammed b. el-Es'as'tan bir miktar yazdım; o da Mûsâ b. İsmâil b. Mûsâ b. Ca'fer'den, o da babalarından Ali'ye (r.a.) dayandırarak, bize yaklaşık bin hadislik bir nüsha çıkardı. Mûsâ'dan, babaları zinciriyle olan bu nüshanın hattı tuhaftı, çoğu münkerdir. Dârekutnî dedi ki: O kitap (yani el-Ulviyyât) Allah'ın âyetlerindendir, yani uydurmadır. İbn Hacer dedi ki: Ona es-Sünen adını verdi, hepsi tek bir senedledir. Onda: 'Düşman atlarından daha kalıcı bir at yoktur', 'Amca kızı gibi bir kadın yoktur', 'Hayat ancak işiten anlayışlı veya konuşan amil için hayırlıdır' gibi şeyler vardır ve bunlar bölümünde yer alır. Abdullah b. Ahmed, babasından, o Ali er-Rızâ'dan, o babalarından olmak üzere uydurma ve bâtıl bir nüsha rivayet eder; ki bu, onun veya babasının uydurmasından kurtulamaz. İshak el-Malatî'nin bâtıl rivayetleri vardır. Onlardan: 'Allah'a iman eden bir kadının eğere binmesi helal değildir', 'Ödünç vermeyen kimseye cimriliğin bir payı gerekir', 'Bakan ve bakılan lanetlenmiştir', 'Mescid (küçültme ile) mesîcid, mushaf musayhıf demeyin' ve isimlerin küçültülmesini yasaklamak, Hamdûn, Alvân, Yâmûş gibi isimleri yasaklamak vb. İbn Adî dedi: Bunların hepsini kendisi uydurdu. İbn Cüreyc'den, Atâ'dan, Ebû Saîd'den dayanak göstererek Ali (r.a.)'ye cima ve nasıl cima edileceği hakkında vasiyet rivayet eder. Şu deccâlın ne kadar cüretkâr olduğuna bak! Deylemî dedi: Ebü'l-Fazl Ca'fer b. Muhammed b. Ali el-Hüseynî'nin Kitâbü'l-Arûs'unun senedleri vâhîdir, bunlara güvenilmez, hadisleri münkerdir. Zehebî dedi: Ahmed b. İshak b. İbrahim b. Belît b. Şerît, babasından dedesine dayanan, içinde Bilâl (r.a.) ile ilgili (rivayetler) bulunan bir nüsha rivayet etti; onunla ihticâc caiz değildir, çünkü o kezzâbtır. el-Vecîz'in sözü burada bitti. Biz de bu bahiste on bir hadis zikredecek, bu kitapların her birinin hadislerini anacak ve açıklamasını...
وَأحمد بن عبد الله الجويباري ومأمون بن أَحْمد الْهَرَوِيّ وَمُحَمّد بن عكاشة الْكرْمَانِي وَمُحَمّد بن الْقَاسِم الطالكاني وَمُحَمّد بن زِيَاد الْيَشْكُرِي.وَقَالَ النَّسَائِيّ الكذابون المعروفون بِالْوَضْعِ أَرْبَعَة ابْن أبي يحيى بِالْمَدِينَةِ والواقدي بِبَغْدَاد وَمُقَاتِل بن سُلَيْمَان بخراسان وَمُحَمّد بن سعيد المصلوب بِالشَّام، وَقيل وضع الجويباري وَابْن عكاشة وَمُحَمّد بن نميم والفاريابي أَكثر من عشرَة آلَاف فَأَنْشَأَ الله عُلَمَاء يَذبُّونَ ويوضحون الصَّحِيح ويفضحون الْقَبِيح فهم حراس الأَرْض وفرسان الدَّين كثرهم الله إِلَى يَوْم الدَّين.وَفِي الْوَجِيز قَالَ ابْن عدي كتبت جملَة عَن مُحَمَّد بن مُحَمَّد بن الْأَشْعَث عَن مُوسَى بن إِسْمَاعِيل بن مُوسَى بن جَعْفَر عَن آبَائِهِ إِلَى عَليّ رَفعهَا إِذْ أخرج إِلَيْنَا نُسْخَة قريب من ألف حَدِيث عَن مُوسَى الْمَذْكُور عَن آبَائِهِ بِخَط طري عامتها مَنَاكِير، قَالَ الدَّارَقُطْنِيّ إِنَّه من آيَات الله وضع ذَلِك الْكتاب يَعْنِي العلويات، قَالَ ابْن حجر وَسَماهُ السّنَن وَكله بِسَنَد وَاحِد مِنْهُ لَا خيل أبقى من الدهم وَلَا امْرَأَة كابنة الْعم، وَمِنْه لَا خير فِي الْعَيْش إِلَّا لمسمع واع أَو عَامل نَاطِق وَغير ذَلِك مِمَّا يَجِيء فِي بَابه وَعبد الله بن أَحْمد عَن أَبِيه عَن عَليّ الرِّضَا عَن آبَائِهِ يروي نُسْخَة مَوْضُوعَة بَاطِلَة مَا يَنْفَكّ عَن وَضعه أَو وضع أَبِيه، وَإِسْحَاق الْمَلْطِي لَهُ أباطيل، مِنْهَا لَا يَحِلُّ لامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ أَن تعرج على السرج، وَمن منع الماعون لزمَه طرف من الْبُخْل، وَمِنْه لعن النَّاظر والمنظور إِلَيْهِ، وَمِنْه لَا تَقولُوا مسيجد وَلَا مصيحف وَنهى عَن تَصْغِير الْأَسْمَاء وَأَن يُسمى حمدون أَو علوان أَو يعموش وَغَيرهَا مِمَّا يَجِيء، قَالَ ابْن عدي كلهَا وَضعهَا هُوَ ورى عَن ابْن جريج عَن عَطاء عَن أبي سعيد الْوَصِيَّة لعَلي رضي الله عنه فِي الْجِمَاع وَكَيف يُجَامع فَانْظُر إِلَى هَذَا الدَّجَّال مَا أجرأه.وَقَالَ الديلمي أَسَانِيد كتاب الْعَرُوس لأبي الْفضل جَعْفَر بن مُحَمَّد بن عَليّ الْحُسَيْنِي واهية لَا يعْتَمد عَلَيْهَا وَأَحَادِيثه مُنكرَة. وَقَالَ الذَّهَبِيّ أَحْمد بن إِسْحَاق بن إِبْرَاهِيم بن بليط بن شريط حدث عَن أَبِيه عَن جده بنسخة فِيهَا بِلَال لَا يحل الِاحْتِجَاج بِهِ فَإِنَّهُ كَذَّاب انْتهى كَلَام الْوَجِيز. وَسَنذكر أحد عشر حَدِيثا فِي بَابه مِنْهَا وَنَذْكُر أَحَادِيث كل من هَذِه الْكتب ونحيل بَيَان
Mukaddime’deki rivayete göre onu muhalif görüp (ona itiraz eden) durumunu anlatmaktadır [metin burada noksandır]. Dayanılan aslı (asıl metni) muhafaza et ve gafil olma. el-Leâlî’de el-Hâkim şöyle rivayet eder: et-Tirmizî dedi ki: “Kitabındaki her hadis ile amel edilir; ancak iki hadis müstesna.”
حاكيه على مَا فِي الْمُقدمَة فاحفظ الْمُحْتَال عَلَيْهِ وَلَا تغفل، فِي اللآلئ قَالَ الْحَاكِم قَالَ التِّرْمِذِيّ كل حَدِيث فِي كِتَابه مَعْمُول بِهِ إِلَّا حديثان.
“Zındıklık yoktur ki aslı kaderi tekzip etmek olmasın.” Bu rivayette Bahr b. Kesir (kezzâb) bulunmaktadır. Ben dedim ki: Bu söz, senedinde bir beis olmayan bir tarikle de rivayet edilmiştir.
«مَا كَانَ زَنْدَقَةٌ إِلا وَأَصْلُهَا التَّكْذِيب بِالْقدرِ» فِيهِ بَحر بن كثير كَذَّاب. قلت ورد بِسَنَد لَا بَأْس بِهِ.
«Allah dünya semasına inmek istediğinde, Arş'ından zâtı ile iner» — bu söz deccâlî bir bid'attır.
«إِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَنْزِلَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا نَزَلَ عَنْ عَرْشه بِذَاتِهِ» محدثة دجال.
Mü'minin sıfatı, meleğe fazileti ve ikrâmı bâbı.
بَابُ صِفَةِ الْمُؤْمِنِ وَفَضْلِهِ عَلَى الْملك وإكرامه.
Ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılması bâbı; bu fırkaların hepsi ya kurtulmuş ya da helâk olmuştur. Bunlardan Kaderiyye ve Zeydiyye de vardır. Her bid‘at dalâlettir ve bid‘atçileri azarlamak (gerekir). Münafık iki gözüne mâliktir. Yahudilere lânet etmek sadakadır.
بَابُ افْتِرَاقِ الأُمَّةِ عَلَى ثَلاثٍ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً كُلُّهَا نَاجِيَةٌ أَوْ هالكة وَمِنْهُم الْقَدَرِيَّة والزيدية وَإِن كل بِدعَة ضَلَالَة وانتهار المبتدعة وَإِن الْمُنَافِق يملك عَيْنَيْهِ وَإِن لعن الْيَهُود صَدَقَة.
«Bid‘at sahibi öldüğünde, İslâm’da bir gedik açılmış olur»; bunda vasiyet etmeyen üç [şey] bulunur.
«إِذَا مَاتَ صَاحِبُ بِدْعَةٍ فَقَدْ فتح فِي الْإِسْلَام فتح» فِيهِ ثَلَاثَة غير موصين.