Tehzîbü'l-Lüga (Ezherî)
Kısım: Garîb ve Lûgatler
Kitap: Tehzîbü'l-Lüga
Müellif: Muhammed b. Ahmed b. el-Ezherî el-Herevî, Ebû Mansûr (ö. 370/980)
Tahkik eden: Muhammed Avd Mura‘ib
Nâşir: Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî - Beyrut
Tab‘ı: Birinci Baskı, 2001
Cilt adedi: 8
[Kitabın numaralandırması matbû nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
تهذيب اللغة (الأزهري)القسم: الغريب والمعاجمالكتاب: تهذيب اللغةالمؤلف: محمد بن أحمد بن الأزهري الهروي، أبو منصور (ت ٣٧٠هـ)المحقق: محمد عوض مرعبالناشر: دار إحياء التراث العربي - بيروتالطبعة: الأولى، ٢٠٠١معدد الأجزاء: ٨.[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
(Müellifin Mukaddimesi) Ebû Mansûr Muhammed b. Ahmed b. Talha b. Nûh b. el-Ezher el-Ezherî dedi ki: Hamd, havli kuvvet ve kudret sahibi Allah'a mahsustur; öyle bir hamd ki, O'na en yakın kullarının, yaratıklarının en kerîmi olanların ve katında en hoşnut hamd edenlerin hamdettiği gibi; üzerimize ihsan ettiği zâhir ve bâtın nimetlerine, rahmet nebisi, resullerin efendisi ve müttakîlerin imamı Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem ve âl-i tayyibîne) üzerine indirdiği kitabında bize lutfettiği anlayışa şükren. O'na ve temiz âline zâkiye ve nâmiye salâtlar ederiz ve bu salât onun makamını katında daha da yakınlaştırsın. Bizi o kitabın tilâvetine muvaffak kıldı, tenzilinin tedebbürüne, âyetleri üzerinde tefekküre, muhkemine ve müteşâbihine imana, mânâlarının araştırılmasına, kendisiyle kitabın indiği Arap dilinin incelenmesine, kitapta şer‘ olunan ve halkın davet olunduğu yola ve onunla dosdoğru yolun beyanına hidâyet buyurdu. Ayrıca bizi bu asrın birçok ehlinden, Kur'an'ın indiği ve Mustafa en-Nebî el-Murtazâ'nın sünnetinin vârid olduğu Arap lugatlerini bilme hususunda üstün kıldı.
Şanı yüce olan Allah buyurdu: "Muhakkak biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik, umulur ki akıl erdirirsiniz." (Yûsuf, 2) Ve yine şanı yüce ve azîm olan Allah buyurdu: "Ve muhakkak o, âlemlerin Rabbi'nin indirmesidir." (eş-Şuarâ, 192) "Onu Rûhu'l-emîn indirdi." (eş-Şuarâ, 193) "Senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye." (eş-Şuarâ, 194) "Apaçık Arapça bir lisan ile." (eş-Şuarâ, 195) Allah Teâlâ, nebîsi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e hitaben dedi ki: "Sana da zikri indirdik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın ve umulur ki tefekkür ederler." (en-Nahl, 44)
Ben derim ki: Tevfîk, Mecîd olan Allah'tan doğruya ulaştırmasıdır.
Kur'ân-ı Kerîm indiğinde, muhatap olanlar Arabî bir kavim idi; faziletli beyân sahibi ve parlak bir anlayışa sahip idiler. Allah (zikri yüce olan) onu kendi lisanlarıyla, üzerinde yetiştikleri ve konuşmaya yaratıldıkları kelâm sîgasıyla indirdi. Onlar bu dilde meleke kazanmışlardı; hitabının vecihlerini bilirler, nazmının çeşitlerini anlarlar ve müşkilini, garîb lafızlarını öğrenmeye, tıpkı sonradan doğup Arap dilini bilmeyen, öğrenmek zorunda kalan, çeşitlerini, emsâlini, yollarını ve üsluplarını anlamayan ve anlatılmaya muhtaç olan mevlîdler gibi, ihtiyaç duymazlardı.
Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâbından muhatap olanlara kitabın mücmel, gâmid, müteşâbih ve kendilerinin ve ümmetin muhtaç olduğu bütün vecihlerinin beyanına dair ihtiyaç duydukları şeyleri açıkladı. Böylece onlar, bizim Arap lugatlerini, ihtilâflarını ve bu ilimde tebahhur derecesinde bilmeye muhtaç olduğumuz şeylerden müstağni oldular.
(مُقَدّمَة الْمُؤلف)قَالَ أَبُو مَنْصُور مُحَمَّد بن أَحْمد بن طَلْحَة بن نوح بن الْأَزْهَر الأزهريّ:الْحَمد لله ذِي الْحول وَالْقُدْرَة بكلِّ مَا حَمِد بِهِ أقربُ عبادِه إِلَيْهِ، وَأكْرم خلائقه عَلَيْهِ، وأرضى حامدِيه لَدَيْهِ، على مَا أسبغَ علينا مِن نِعمه الظَّاهِرَة والباطنة، وآتاناه من الْفَهم فِي كِتَابه الْمنزل على نبيّ الرَّحْمَة سيد الْمُرْسلين وَإِمَام المتَّقين، محمدٍ صلى الله عَلَيْهِ وعَلى آله الطيبين، صَلَاة زاكية نامية وأزلفَ مقَامه لَدَيْهِ؛ ووفقنا لَهُ من تِلَاوَته، وهدانا إِلَيْهِ من تدبُّر تَنْزِيله، والتفكُّر فِي آيَاته، وَالْإِيمَان بمحكمه ومتشابهه، والبحث عَن مَعَانِيه، والفحص عَن اللُّغَة الْعَرَبيَّة الَّتِي بهَا نزلَ الْكتاب، والاهتداء بِمَا شرعَ فِيهِ ودعا الخلقَ إِلَيْهِ، وأوضحَ الصراطَ المستقيمَ بِهِ؛ إِلَى مَا فضّلنا بِهِ على كثير من أهل هَذَا الْعَصْر فِي معرفَة لُغَات الْعَرَب الَّتِي بهَا نزلَ الْقُرْآن، ووردت سنَّة الْمُصْطَفى النَّبِي المرتضى.قَالَ جلَّ ثَنَاؤُهُ: {إِنَّآ أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ} (يُوسُف: ٢) ، وَقَالَ جلّ وعزّ: {وَإِنَّهُ لَتَنزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ} (الشُّعَرَاء: ١٩٢) {نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الَاْمِينُ} (الشُّعَرَاء: ١٩٣) {عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ} (الشُّعَرَاء: ١٩٤) {بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ} (الشُّعَرَاء: ١٩٥) . وخاطبَ تَعَالَى نبيَّه صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: {وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ} (النّحل: ٤٤) .قلت، والتوفيقُ من الله المجيدِ للصَّواب:نزلَ القرآنُ الكريمُ والمخاطَبون بِهِ قومٌ عَرَب، أولو بيانٍ فاضلٍ، وفهمٍ بارع، أنزلهُ جلّ ذكره بلسانهم، وَصِيغَة كَلَامهم الَّذِي نشئوا عَلَيْهِ، وجُبِلوا على النُّطْق بِهِ، فتدَرّبوا بِهِ يعْرفُونَ وُجُوه خطابه، ويفهمون فنون نظامه، وَلَا يَحْتَاجُونَ إِلَى تعلُّم مشكله وغريب أَلْفَاظه، حاجةَ المولدين الناشئين فِيمَن لَا يعلم لسانَ الْعَرَب حَتَّى يعلَّمَه، وَلَا يفهم ضروبه وَأَمْثَاله، وطرقه وأساليبه، حتّى يفَهَّمَها.وبيَّن النَّبِي صلى الله عليه وسلم للمخاطبين من أَصْحَابه ج مَا عَسَى الحاجةُ إِلَيْهِ من معرفةِ بَيَان لمجمل الْكتاب وعامضه، ومتشابهه، وَجَمِيع وجوهه الَّتِي لَا غنى بهم وبالأمّة عَنهُ، فاستغنَوا بذلك عمّا نَحن إِلَيْهِ محتاجون، من معرفَة لُغَات الْعَرَب واختلافها والتبحُّر
Bu sebeple, Kitab’ın kendisiyle nâzil olduğu ve beyânın vârid olduğu sahih Arapçayı öğrenmeye gayret etmek gerekir. Bize düşen, Kitab’ın hitap çeşitlerini bilmeye vesile olacak şeyleri öğrenmekte gayret etmek; sonra da tenzilin özetini açıklayan ve tevili izah eden sünnetleri öğrenmektir. Tâ ki sapıklık ve ilhâd ehlinin birçok liderine, sonra da hevâ ve bid‘at ehlinin önderlerine ârız olan şüphe bizden uzaklaşsın. Onlar, sakat görüşleriyle tevil edip hata ettiler; keskin bir bilgiye sahip olmadan, acemî (Arapça bilmeyen) dilleriyle Allah celle ve alâ’nın Kitabı hakkında konuştular; böylece sapıttılar ve saptırdılar. Allah’a sığınırız, yardımsız bırakılmaktan (hızlândan). O’ndan, niyet ettiğimiz hususta doğruya muvaffak olmayı ve Allah’ın dininin cemaatine karşı samimi nasihat olarak amaçladığımız şeyde yardım dileriz. Şüphesiz O, en hayırlı muvaffak kılan ve yardım edendir. Bize Ebû Muhammed Abdülmelik b. Abdülvehhâb el-Bagavî haber verdi; o, er-Rebî‘ b. Süleymân el-Murâdî’den, o da Muhammed b. İdris eş-Şâfi‘î’den (tahvîl ile) şöyle dediğini rivâyet etti: “Arap dili, yöntem bakımından dillerin en genişi ve kelime bakımından en zenginidir. Biz, bir peygamberden başka hiç kimsenin onun tamamını kuşatabileceğini bilmiyoruz. Ancak, Arap dilinin umûmunda bir şey kaybolmaz, ta ki artık o dilde mevcut olmasın. Araplar nezdinde Arap dilinin bilgisi, fıkıh ehli nezdinde sünnetlerin bilgisi gibidir. Sünnetlerin tamamını toplayıp da ondan hiçbir şeyin kendisine kaybolmadığı bir adam bilmiyoruz. Eğer ilim ehlinin umûmunun ilmi toplanırsa, sünnetlerin tamamına ulaşılır; onlardan her birinin ilmi ayrı ayrı alındığında ise, o fertlerden birine sünnetlerden bir kısmı kaybolur, ama ona kaybolan şey başkasında mevcuttur. İlimde tabakalar vardır: Çoğunu toplayan, bir kısmı kendisine kaybolsa da; ve diğerinden daha azını toplayan. Bu sebeple ilim ehlinin hey’et-i umumiyesi, sünnetlerin tamamını cem eder ve onlar, içlerinden ne kavradıklarına göre derece derecedir. İşte Arap dili de avamı ve havası nezdinde böyledir: Ondan hiçbir şey onlara kaybolmaz; başka milletlerden talep edilmez; onu ancak onlardan alan bilir; onlardan öğrenerek tabi olanlar dışında hiçbir millet onlara ortak olamaz. Kim onu onlardan alırsa, o da o dilin ehlinden olur. Arapların çoğunda dilin çoğunun bilgisi, âlimlerin çoğunda sünnetlerin çoğunun bilgisinden, kudret bakımından daha umumidir.” Dedim ki: İmam Şâfi‘î (rahimehullâh) gerçekten güzel söyledi, açıkladı ve beyan etti. Onun, biraz önce kendisinden naklettiğimiz ve özet olarak nakletmediğimiz sözlerinin bağlamı şu hususa delâlet etmektedir: Namazın kendisiyle ikame edildiği tenzil ve zikre ulaşmayı sağlayan Arapçayı öğrenmek, müslümanların avamı üzerine farzdır. Avamın dinleri hususunda ihtiyaç duydukları konularda yeterlilik sağlayan havâsa (ilim ehline) ise, Arap dilini ve lehçelerini öğrenmekte derinlemesine gayret etmek düşer. Zira bu dil ve lehçeler ile Kitap, sünnetler, âsâr ve sahâbe ile tâbiînden olan müfessirlerin sözlerindeki garîb kelimeler ve Arapça hitap tarzları tam olarak anlaşılabilir. Kim Arap dilinin genişliğini, kelimelerinin çokluğunu ve üslup yollarındaki fevkalâdeliğini bilmezse, ilmin bütününü bilmez hale gelir.
فِيهَا، وَالِاجْتِهَاد فِي تعلُّم الْعَرَبيَّة الصَّحِيحَة الَّتِي بهَا نزلَ الْكتاب، وَورد الْبَيَان.فعلينا أَن نجتهدَ فِي تعلُّم مَا يُتوصَّل بتعلمه إِلَى معرفَة ضروب خطاب الْكتاب، ثمَّ السُّنن المبيِّنة لجمل التَّنْزِيل، الموضّحة للتأويل؛ لتنتفيَ عَنَّا الشبهةُ الداخلةُ على كثير من رُؤَسَاء أهل الزَّيْغ والإلحاد، ثمَّ على رُءُوس ذَوي الْأَهْوَاء والبِدَع، الَّذين تأوَّلوا بآرائهم المدخولة فأخطئوا، وتكلَّموا فِي كتاب الله جلّ وعزّ بلكنتهم العجميّةِ دونَ معرفةٍ ثاقبة، فضلُّوا وأضلُّوا.ونعوذ بِاللَّه من الخِذلان، وإياه نسْأَل التَّوْفِيق للصَّواب فِيمَا قصدناه، والإعانة على مَا توخَّيناه، من النَّصِيحَة لجَماعَة أهلِ دين الله، إنّه خير موفِّقٍ ومعين.وأخبرَنا أَبُو مُحَمَّد عبد الْملك بن عبد الْوَهَّاب البغويّ عَن الرّبيع بن سُلَيْمَان المراديّ عَن مُحَمَّد بن إِدْرِيس الشَّافِعِي ح أنَّه قَالَ:(لِسَان الْعَرَب أوسعُ الْأَلْسِنَة مذهبا، وأكثرها ألفاظاً، وَمَا نعلم أحدا يُحِيط بجميعها غير نبيّ، ولكنّها لَا يذهب مِنْهَا شيءٌ على عامَّتها حَتَّى لَا يكون مَوْجُودا فِيهَا. وَالْعلم بهَا عِنْد الْعَرَب كَالْعلمِ بالسنن عِنْد أهل الْفِقْه، لَا نعلم رجلا جمعَ السّنَن كلَّها فَلم يذهبْ عَلَيْهِ مِنْهَا شَيْء، فَإِذا جمع علم عامّة أهل الْعلم بهَا أَتَى على جَمِيع السّنَن، وَإِذا فرِّق علم كلّ واحدٍ مِنْهُم ذهب على الْوَاحِد مِنْهُم الشَّيْء مِنْهَا، ثمَّ كَانَ مَا ذهب عَلَيْهِ مِنْهَا مَوْجُودا عِنْد غَيره. وهم فِي الْعلم طَبَقَات: مِنْهُم الْجَامِع لأكثره وَإِن ذهبَ عَلَيْهِ بعضه، وَالْجَامِع لأقلَّ ممّا جمع غَيره. فينفرد جملَة الْعلمَاء بجميعها، وهم درجاتٌ فِيمَا وعَوْا مِنْهَا. وَكَذَا لسانُ الْعَرَب عِنْد عامّتها وخاصّتها لَا يذهب مِنْهُ شيءٌ عَلَيْهَا، وَلَا يطْلب عِنْد غَيرهَا، وَلَا يُعلمهُ إلاّ من قَبله عَنْهَا، وَلَا يَشْرَكها فِيهِ إلاّ من اتَّبعها فِي تعلُّمه مِنْهَا، وَمن قبله مِنْهَا فَهُوَ من أهل لسانها، وعِلمُ أَكثر اللِّسَان فِي أَكثر الْعَرَب أعَمّ من علم أَكثر السّنَن فِي أَكثر الْعلمَاء مقدرَة) .قلت: قد قَالَ الشَّافِعِي رَحمَه الله تَعَالَى فَأحْسن، وأوضح فبيَّن، ودلّ سياقُ بَيَانه فِيمَا ذَكرْنَاهُ عَنهُ آنِفا وَفِيمَا لم نذكرهُ إيجازاً، على أنّ تعلُّم الْعَرَبيَّة الَّتِي بهَا يُتوصَّل إِلَى تعلم مَا بِهِ تجْرِي الصَّلَاة من تنزيلٍ وذكرٍ، فرضٌ على عامّة الْمُسلمين، وأنّ على الخاصّة الَّتِي تقوم بكفاية الْعَامَّة فِيمَا يَحْتَاجُونَ إِلَيْهِ لدينهم الاجتهادَ فِي تعلُّم لِسَان الْعَرَب ولغاتها، الَّتِي بهَا تَمام التوصُّل إِلَى معرفَة مَا فِي الْكتاب وَالسّنَن والْآثَار، وأقاويل المفسِّرين من الصّحابة وَالتَّابِعِينَ، من الْأَلْفَاظ الغريبةِ والمخاطبات الْعَرَبيَّة فإنَّ من جهل سَعَة لِسَان الْعَرَب وَكَثْرَة ألفاظها، وافتنانها فِي مذاهبها، جَهِل جُمَل علم
Kitâb (Kur’ân-ı Kerîm) ve onun lisanının yollarına vâkıf olup tefsîr ehlinin onda te’vîl ettiklerini anlayan kimselerden o lisanı bilmeyen ehl-i hevâ ve bid‘at sâhiplerine ârız olan şüpheler zâil olur. İşte bu kitabım, her ne kadar tenzîlin bütün mânalarını ve sünenin bütün lafızlarını câmi‘ değilse de, onlardan nice fâideleri, garîb ve mânalarına dâir nükteleri ihtivâ eder. Bu hususta müfessirlerin mezheplerinden ve güvenilir imamların –ki bunlar ulemâdan ve lügat âlimlerinin büyüklerinden olup keskin mârifet, dîn ve istikāmetle tanınırlar– mesleklerinden dışarı çıkmaz. Beni bu kitapta Arab’ın lügatlerinden ve onların lafızlarından topladığıma, onlardan elde ettiklerimi ittibâ‘en tetkik etmeye ve fasîh şâirlerinin meşhûr şiirlerinden, güvenilir mârifet ehlinin delîl olarak kullandıkları şevâhid ile istişhâda sevk eden üç hâlet vardır: Bunlardan biri, bizzat gördüğüm ve aralarında yıllarca kaldığım Araplar’ın ağızlarından işitip ezberlediğim nükteleri kaydetmektir. Zîrâ lügat ehli imamların birçoğunun telîf ettikleri kitaplarda ve topladıkları nevâdirde tesbît ettikleri şeyler, müşâhede yerine geçmez, mümarese ve âdetin yerini tutmaz. Bir diğeri de, ulemâya vâcib olan nasîhattir: Müslüman cemâatine belki ihtiyaç duyacakları şeyleri faydalandırmak. Nitekim Peygamber (s.a.v.)’den rivâyet ettik: “Dikkat edin, dîn nasîhattir: Allah’a, Kitâbına, Müslümanların imamlarına ve bütün Müslümanlara nasîhattir.” Üçüncü haslet ise daha ziyade ehemmiyetli olandır: Ben, müelliflerinin Arap lügatlerini toplamaya koyuldukları kitaplar okudum; meselâ Halîl’e nisbet edilen Kitâbü’l-‘Ayn, sonra onun yolunu izleyenlerin bu asrımızdaki eserleri. Hâlbuki benim bahsedeceğim illetler ve kusurlar, o kitaplara halel getirmiştir. Oysa ben, sağlam imamların ve güvenilir lügat âlimlerinin hâtıralarını zikrediyorum – onlar kitaplarını tedvîn edip istifâde ettirdiler, Araplardan rivâyet ettikleri sahîh lügatleri elde ettiler, onları meşhûr şâirlerin dîvânlarından çıkardılar ve fasîh bedevîlerden ezberlediler. Ve gördüm ki zamânımızın bu işe tâlip olan gençleri, benim bildiğim tahrîf edilmiş ve bozuk kitapların âfetlerini bilmezler, onların sahîhini sakîminden benim tefrîk ettiğim gibi tefrîk edemezler. Allah’tan sevap umarak üzerime aldığım nasîhat şudur: Arap lügati ve onun Arapça lisânı –ki kitap bununla nâzil olmuş, sünen ve âsâr da gelmiştir– hakkında nasîhat edeyim; onu gücüm nisbetinde son derece tashîh edip düzelteyim; kendini bilmezlerin kitaplarında vâki‘ olan tashîfe ve asıl yönünden saptırılmış tahrîf edilmiş tefsîre delâlet edeyim; tâ ki onu bilmeyen aldanmasın, tanımayan da ona güvenmesin. Ve ben gençliğimde bu san‘atla uğraşmaya başladığımdan yetmiş yaşına erinceye dek, araştırmaya düşkün oldum.
الْكتاب، وَمن عَلمها ووقَف على مذاهبها، وفهمَ مَا تأوَّله أهل التَّفْسِير فِيهَا، زَالَت عَنهُ الشُّبَه الدَّاخِلَة على مَن جَهِل لسانَها من ذَوي الْأَهْوَاء والبِدع.وكتابي هَذَا، وَإِن لم يكن جَامعا لمعاني التَّنْزِيل وألفاظ السّنَن كلّها، فَإِنَّهُ يَحُوز جملا من فوائدها، ونُكتاً من غريبها ومعانيها، غير خَارج فِيهَا عَن مَذَاهِب المفسِّرين، ومسالك الْأَئِمَّة المأمونين، من أهل الْعلم وأعلام اللغويّين، المعروفين بالمعرفة الثاقبة والدّين والاستقامة.وَقد دَعَاني إِلَى مَا جمعتُ فِي هَذَا الْكتاب من لُغَات الْعَرَب وألفاظها، واستقصيتُ فِي تتبُّعٍ مَا حصَّلت مِنْهَا، والاستشهاد بشواهد أشعارها الْمَعْرُوفَة لفصحاء شعرائها، الَّتِي احتجَّ بهَا أهل الْمعرفَة المؤتمنون عَلَيْهَا، خلالٌ ثلاثٌ:مِنْهَا تَقْيِيد نكتٍ حفظتُها ووعيتُها عَن أَفْوَاه الْعَرَب الَّذين شاهدتهم وأقمت بَين ظهرانيهم سنيَّات، إِذْ كَانَ مَا أثبتَه كثيرٌ من أئمةِ أهل اللُّغَة فِي الْكتب الَّتِي ألّفوها، والنوادر الَّتِي جمعوها لَا ينوبُ منابَ الْمُشَاهدَة، وَلَا يقوم مقَام الدُّربة وَالْعَادَة.وَمِنْهَا النَّصِيحَة الْوَاجِبَة على أهل الْعلم لجَماعَة الْمُسلمين فِي إفادتهم مَا لعلَّهم يَحْتَاجُونَ إِلَيْهِ. وَقد روينَا عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم أَنه قَالَ: (أَلا إِن الدينَ النَّصِيحَة لله ولكتابه ولأئمة الْمُسلمين وعامتهم) .والخلة الثَّالِثَة هِيَ الَّتِي أَكثر الْقَصْد: أَنِّي قَرَأت كتبا تصدَّى مؤلفوها لتَحْصِيل لُغَات الْعَرَب فِيهَا، مثل كتاب (الْعين) الْمَنْسُوب إِلَى الْخَلِيل، ثمَّ كتب من احتذى حَذْوَه فِي عصرنا هَذَا. وَقد أخلَّ بهَا مَا أَنا ذاكره من دَخَلها وعَوارها بعقب ذكرى الأئمةِ المتقنين وعلماء اللُّغَة المأمونين على مَا دوّنوه من الْكتب وأفادوا، وحصَّلوا من اللُّغَات الصَّحِيحَة الَّتِي روَوها عَن الْعَرَب، واستخرجوها من دواوين الشُّعَرَاء المعروفين وحفظوها عَن فصحاء الْأَعْرَاب.وألفيت طلاب هَذَا الشَّأْن من أَبنَاء زَمَاننَا لَا يعْرفُونَ من آفَات الْكتب المصحَّفة المدخولة مَا عرفتُه، وَلَا يميزون صحيحها من سقيمها كَمَا ميزتُه. وَكَانَ من النَّصِيحَة الَّتِي التزمتُها توخِّياً للمثوبة من الله عَلَيْهَا، أَن أنصحَ عَن لُغَة الْعَرَب ولسانها العربيّ الَّذِي نزل بِهِ الْكتاب، وَجَاءَت السّنَن والْآثَار، وَأَن أهذّبها بجهدي غَايَة التَّهْذِيب، وأدلَّ على التَّصْحِيف الْوَاقِع فِي كتب المتحاذقين، والمُعْوِر من التَّفْسِير المزال عَن وَجهه، لِئَلَّا يغترّ بِهِ من يجهله، وَلَا يعتمده من لَا يعرفهُ.وَكنت منذُ تعاطيتُ هَذَا الفنَّ فِي حداثتي إِلَى أَن بلغتُ السّبْعين، مُولَعا بالبحث
Manalar ve bu manaların etraflıca araştırılması, onların lâyık oldukları kaynaklardan alınması; sika ve emânet sahibi kimselerden dinlemeye muvaffak olduğum, meşhur imamlara ve tanınmış Arap dili âlimlerine ait kitapların sağlam bir şekilde kavranması hakkındadır. Karmatîler'in Hacılar'a el-Hubeyr mevkiinde baskın yaptıkları sene esarete düşmekle imtihan olundum. Hisseme düşen kavmin ekserisi Hevâzin Arapları'ydı; bunlara Temîm ve Esed'den birtakım bölükler de el-Hubeyr'de karışmıştı. Bunlar bedevîlerde yetişmiş, yaz mevsiminde yağmur düşen yerleri takip eden, su başlarına dönen, davarları güden ve sütleriyle geçinen, bedevî tabiatları ve alışageldikleri melekeleriyle konuşan kimselerdi. Konuşmalarında neredeyse hiçbir dil yanlışı veya bariz hata bulunmazdı. Bu sebeple uzun bir müddet onların esareti altında kaldım. Dehnâ'da kışlar, Sammân'da baharlar geçirir, Sittâreyn'de yazlardık. Onların birbirleriyle konuşmalarından ve muhâverelerinden pek çok kelime ve sayısız nâdir kullanım istifade ettim; bunların çoğunu kitapta yerli yerine koydum. İnşallah okumaya başladığın zaman onları yerlerinde göreceksin.
عَن الْمعَانِي وَالِاسْتِقْصَاء فِيهَا، وَأَخذهَا من مظانها، وإحكام الْكتب الَّتِي تأتَّى لي سماعُها من أهل الثبت وَالْأَمَانَة للأئمة المشهّرين، وَأهل الْعَرَبيَّة المعروفين.وَكنت امتُحنت بالإسار سنةَ عارضتِ القرامطةُ الحاجَّ بالهبير، وَكَانَ القومُ الَّذين وقعتُ فِي سهمهم عربا عامتهم من هوَازن، وَاخْتَلَطَ بهم أصرامٌ من تَمِيم وَأسد بالهبير نشئوا فِي الْبَادِيَة يتتبعون مساقط الْغَيْث أيامَ النُّجَع، ويرجعون إِلَى أعداد الْمِيَاه، ويرعون النَّعمَ ويعيشون بألبانها، ويتكلمون بطباعهم البدوية وقرائحهم الَّتِي اعتادوها، وَلَا يكَاد يَقع فِي منطقهم لحنٌ أَو خطأ فَاحش. فَبَقيت فِي إسارهم دهراً طَويلا.وَكُنَّا نتشتَّى الدَّهناء، ونتربع الصَّمَّان، ونتقيَّظ السِّتارَين، واستفدت من مخاطباتهم ومحاورة بَعضهم بَعْضًا ألفاظاً جمّة ونوادر كَثِيرَة، أوقعتُ أَكْثَرهَا فِي مواقعها من الْكتاب، وستراها فِي موضعهَا إِذا أتَتْ قراءتك عَلَيْهَا إِن شَاءَ الله.
Bu kitapta derlediklerimde kendilerine dayandığım imamları zikretme babı. Bunların ilki Ebû Amr b. el-Alâ‘dır. Kendisinden, lügatler, Kur’an ilmi ve kıraatler üzerine eser tasnif eden Basralı ve Kûfeli imamlar ders almıştır. O, Arapların lafızlarını, nadir kelamlarını, fasih şiirlerini ve diğer atasözlerini en iyi bilenlerden idi.
Bana Ebü’l-Fazl Muhammed b. Ebî Ca‘fer el-Münzirî el-Adl rivayet etti, dedi ki: Bana Ebü’l-Hasan es-Saydâvî, er-Riyâşî’den haber verdi ki, o el-Asmaî‘yi şöyle derken işitmiş: Ebû Amr b. el-Alâ‘yı şöyle derken işittim: “Dünyada hiç kimse yoktur ki şiiri ondan daha iyi bilmeyeyim.”
Ebü’l-Hasan es-Saydâvî dedi: Bunu Ebû Hâtim es-Sicistânî‘ye haber verdim. O da şöyle dedi: “Öyleyse er-Riyâşî neden ‘Ve dünyada hiç kimse yoktur ki şiiri ondan daha iyi bilmeyeyim’ demedi? Onu bundan takvâ, zühd ve koruma (iffet) alıkoydu.”
Dedi ki: er-Riyâşî‘yi işittim şöyle derken: el-Asmaî‘yi işittim şöyle derken: “Ebû Amr b. el-Alâ‘ya sekiz bin mesele sordum ve o benden ders almadıkça ölmedi.”
Bana Ebû Muhammed el-Müzenî, Ebû Halîfe vasıtasıyla Muhammed b. Sellâm el-Cumahî‘den rivayet etti ki, o şöyle dedi: “Abdullah b. Ebî İshak el-Hadramî, nahvi ilk genişleten, kıyas ve illetleri yaygınlaştıran kişidir. Ebû Amr b. el-Alâ da onunla beraberdi ve ondan sonra uzun süre yaşadı.” Dedi ki: “İbn Ebî İshak, kıyası daha katıksız bir şekilde uygulardı; Ebû Amr b. el-Alâ ise Arapların sözleri ve garib kelimeleri konusunda daha geniş bilgi sahibiydi.” Dedi ki: “Bilâl b. Ebî Bürde, Hişâm b. Abdülmelik zamanında Basra valisi iken ikisini bir araya getirdi.”
Muhammed b. Sellâm dedi ki: Yûnus dedi ki: Ebû Amr dedi ki: “İbn Ebî İshak o gün hemze konusunda beni geçti. Bundan sonra onu (hemzeyi) inceledim ve üzerinde iyice çalıştım.”
Dedi ki: “Îsâ b. Ömer, İbn Ebî İshak‘tan ders aldı; Yûnus, Ebû Amr b. el-Alâ‘dan ders aldı. Onlarla birlikte Mesleme b. Abdullah b. Sa‘d b. Muhârib el-Fihrî de vardı.”
(بَاب ذكر الْأَئِمَّة الَّذين اعتمادي عَلَيْهِم فِيمَا جمعت فِي هَذَا الْكتاب)فأولهم أَبُو عَمْرو بن الْعَلَاء: أَخذ عَنهُ البصريون والكوفيون من الْأَئِمَّة الَّذين صنّفوا الْكتب فِي اللُّغَات وَعلم الْقُرْآن والقراءات. وَكَانَ من أعلم النَّاس بِأَلْفَاظ الْعَرَب ونوادر كَلَامهم، وفصيح أشعارهم وَسَائِر أمثالهم.وحَدثني أَبُو الْفضل مُحَمَّد بن أبي جَعْفَر المنذريّ الْعدْل قَالَ: أَخْبرنِي أَبُو الْحسن الصَّيْدَاوِيُّ عَن الرياشيّ أَنه سمع الأصمعيّ يَقُول: سَمِعت أَبَا عَمْرو بن الْعَلَاء يَقُول: مَا فِي الدُّنْيَا أحد إلاّ وَأَنا أعلمُ بالشعر مِنْهُ.قَالَ أَبُو الْحسن الصيَّداوي: فَأخْبرت أَبَا حَاتِم السجسْتانِي بذلك فَقَالَ: فَلم لم يقل الرياشيّ: وَلَا فِي الدُّنْيَا أحد إلاّ وَأَنا أعلم بالشعر مِنْهُ؟ مَنعه من ذَلِك التَّقْوَى والزُّهد والصيانة.قَالَ: وَسمعت الرياشيّ يَقُول: سَمِعت الأصمعيّ يَقُول: سَأَلت أَبَا عَمْرو بن الْعَلَاء عَن ثَمَانِيَة آلَاف مَسْأَلَة، وَمَا مَاتَ حَتَّى أخذَ عنّي.وحدَّثني أَبُو مُحَمَّد المزنيّ عَن أبي خَليفَة عَن مُحَمَّد بن سلاّم الجمحيّ أَنه قَالَ: كَانَ عبد الله بن أبي إِسْحَاق الْحَضْرَمِيّ أوّل من بعج النَّحْو ومدَّ القياسَ والعلل، وَكَانَ مَعَه أَبُو عَمْرو بن الْعَلَاء، وَبَقِي بعده بَقَاء طَويلا. قَالَ: وَكَانَ ابْن أبي إِسْحَاق أشدّ تجريداً للْقِيَاس، وَكَانَ أَبُو عَمْرو بن الْعَلَاء أوسعَ علما بِكَلَام الْعَرَب وغريبها. قَالَ: وَكَانَ بِلَال بن أبي بردة جمع بَينهمَا بِالْبَصْرَةِ وَهُوَ والٍ عَلَيْهَا زمن هِشَام بن عبد الْملك.قَالَ مُحَمَّد بن سَلام: قَالَ يُونُس: قَالَ أَبُو عَمْرو: فغلبني ابْن أبي إِسْحَاق يَوْمئِذٍ بِالْهَمْز فَنَظَرت فِيهِ بعد ذَلِك وبالغت فِيهِ.قَالَ: وَكَانَ عِيسَى بن عمر أَخذ عَن ابْن أبي إِسْحَاق، وَأخذ يونسُ عَن أبي عَمْرو بن الْعَلَاء، وَكَانَ مَعَهُمَا مسلمة بن عبد الله بن سعد بن مُحارب الفِهري. وَكَانَ
Hammâd b. ez-Zibrikān ve Yûnus onu tercih ederlerdi. Ebû Muhammed'in, Ebû Halîfe'den, onun da Muhammed b. Sallâm'dan rivayet ettiğine göre o şöyle dedi: Yûnus'u şöyle derken işittim: “Herhangi bir kimsenin, herhangi bir konuda bütün sözlerinin alınması gerekseydi, Arap dili hususunda Ebû Amr b. el-Alâ'nın sözlerinin tamamının alınması gerekirdi. Fakat hiç kimse yoktur ki onun sözünden bir kısmını alıp bir kısmını terk etmeyesin.” Yûnus şöyle dedi: Ebû Amr, Araplara boyun eğmekte (onların dilini kabulde) daha ileriydi. İbn Ebû İshak ile Îsâ ise onları (Arapları) eleştirirlerdi. Dedim ki: Bu tabakadan biri de Halefü'l-Ahmer'dir. Ebû Bekr el-İyâdî'nin, Şemir'den, onun Ebû Ubeyd'den, onun da el-Esmaî'den rivayet ettiğine göre el-Esmaî şöyle dedi: Halefü'l-Ahmer'i şöyle derken işittim: Arapların Lebîd'in şu beytini inşad ettiklerini duydum: “Selbût ağacının dip kısmından, onun üzerinde yükselmektedir; korkusu, ceylanlarının gözetleme yerlerindeki boşluktandır.” Ebû Ubeyd dedi ki: Halefü'l-Ahmer, el-Esmaî'nin ve Basra halkının hocasıdır. El-Esmaî dedi ki: Halef, Ebû Bürde b. Ebû Mûsâ'nın mevlâsıydı; ana babasını âzâd etmişti ve onlar Ferganalı idiler. Halef şiir söyler ve iyi söylerdi, bazen şiir söyler ve onu eski şairlere isnad ederdi, öyle ki şiiri onların şiirinden ayırt edilemezdi, çünkü onun sözü onların sözüne benzerdi. Ebû Muhammed'in, Ebû Halîfe'den, onun da Muhammed b. Sallâm'dan rivayet ettiğine göre o şöyle dedi: Halîl b. Ahmed –ki o Ezd kabilesinin Ferâhîd kolundan bir adamdır; bir adama Ferâhîdî denir. Yûnus ise Furohûdî derdi, tıpkı Kurdoûsî gibi– dedi ki: O (Halîl) aruz ilmini ortaya çıkardı; ondan ve onun illetlerinden hiç kimsenin çıkarmadığını ve bütün âlimlerden hiçbirinin kendisinden önce bilmediği şeyleri istinbat etti. İbn Sallâm dedi ki: Halef b. Hayyân Ebû Muhriz –ki odur Halefü'l-Ahmer– hakkında arkadaşlarımız ittifak ettiler ki o, bir beyit şiir konusunda insanların en ferasetlisi ve en doğru sözlüsüydü. Biz ondan bir haber aldığımızda veya bize bir şiir inşad ettiğinde, onu asıl sahibinden işitmemiş olmayı önemsemezdik. Bu tabakadan biri de Kûfeli Mufaddal b. Muhammed ed-Dabbî'dir. Ona galip olan husus, şiir rivayeti ve garip (nadir) kelimeleri ezberlemekti. Ebû Muhammed'in, Ebû Halîfe'den, onun da Muhammed b. Sallâm'dan rivayet ettiğine göre o şöyle dedi: Basra halkından bize gelenlerin en bilgini Mufaddal b. Muhammed ed-Dabbî'dir. Başkası rivayet etti ki Süleyman b. Alî el-Hâşimî, Basra'da Mufaddal ile … arasında bir araya getirdi.
حمّاد بن الزبْرِقَان، وَيُونُس يفضّلانه.وَأَخْبرنِي أَبُو مُحَمَّد عَن أبي خَليفَة عَن مُحَمَّد بن سَلام أَنه قَالَ: سمعتُ يُونُس يَقُول: لَو كَانَ أحدٌ يَنْبَغِي أَن يُؤْخَذ بقوله كُله فِي شَيْء كَانَ يَنْبَغِي لقَوْل أبي عَمْرو بن الْعَلَاء فِي الْعَرَبيَّة أَن يؤخذَ كلُّه، وَلَكِن ليسَ من أحدٍ إلاّ وَأَنت آخذٌ من قَوْله وتارك.وَقَالَ يُونُس: كَانَ أَبُو عَمْرو أشدَّ تَسْلِيمًا للْعَرَب، وَكَانَ ابْن أبي إِسْحَاق وَعِيسَى يطعنان عَلَيْهِم.قلت: وَمن هَذِه الطَّبَقَة خلفٌ الْأَحْمَر: أَخْبرنِي أَبُو بكر الْإِيَادِي عَن شمر عَن أبي عُبيد عَن الأصمعيّ قَالَ: سَمِعت خلفا الْأَحْمَر يَقُول: سمعتُ العربَ تُنشِد بَيت لبيد:بأخِرّة الثَّلبوتِ يربأ فَوْقهَاقفرَ المراقب خوفُها آرامهاقَالَ أَبُو عبيد: وخلفٌ الْأَحْمَر معلم الأصمعيّ ومعلِّم أهل الْبَصْرَة.وَقَالَ الأصمعيّ: كَانَ خلفٌ مولى أبي بردة بن أبي مُوسَى، أعتقَ أبوَيه، وَكَانَا فرغانيين، وَكَانَ يَقُول الشّعْر فيُجيد، وَرُبمَا قَالَ الشعرَ فنحلهُ الشعراءَ المتقدِّمين فَلَا يتَمَيَّز من شعرهم، لمشاكلة كَلَامه كَلَامهم.وَأَخْبرنِي أَبُو مُحَمَّد عَن أبي خَليفَة عَن مُحَمَّد بن سَلام أَنه قَالَ:كَانَ الْخَلِيل بن أَحْمد: وَهُوَ رجلٌ من الأزد من فراهيد قَالَ: وَيُقَال رجلٌ فراهيديّ. وَكَانَ يُونُس يَقُول فُرهوديّ مثل قُردوسيّ قَالَ: فاستخرجَ من الْعرُوض واستنبط مِنْهُ وَمن علله مَا لم يَسْتَخْرِجهُ أحد، وَلم يسْبقهُ إِلَى علمه سابقٌ من الْعلمَاء كلهم.قَالَ ابْن سَلام: وَكَانَ خلف بن حيَّان أَبُو مُحرز وَهُوَ خلفٌ الْأَحْمَر أجمعَ أَصْحَابنَا أَنه كَانَ أفرسَ النَّاس بِبَيْت شعر وأصدقه لِسَانا؛ كنَّا لَا نبالي إِذا أَخذنَا عَنهُ خَبرا أوّ أنشدَنا شعرًا ألَاّ نَسْمَعهُ من صَاحبه.وَمن هَذِه الطَّبَقَة الْمفضل بن مُحَمَّد الضبيّ الْكُوفِي: وَكَانَ الغالبُ عَلَيْهِ رِوَايَة الشّعْر وَحفظ الْغَرِيب.وحدّثني أَبُو مُحَمَّد عَن أبي خَليفَة عَن مُحَمَّد بن سلاّم أَنه قَالَ: أعلمُ من وردَ علينا من أهل الْبَصْرَة المفضَّل بن مُحَمَّد الضبيّ.وروى غَيره أنَّ سُلَيْمَان بن عليَ الهاشميَّ جمعَ بِالْبَصْرَةِ بَين الْمفضل وَبَين
el-Asma‘î anlattı: el-Mufaddal, Evs b. Hacer’in şu sözünü okudu: “Ey nefsim, güzelce sabret; çünkü korktuğun şey başına geldi.” Aynı şiirde şu beyit de vardı: “Ve yıkık bir deri gibi, damarları dışarıda olan, su içerken henüz bir yaşındaki deve yavrusu (tûlüben ceza‘an).” el-Asma‘î onun hatasını fark etti ve kendisinden daha genç olmasına rağmen şöyle dedi: “O, sadece (tûlüben ceza‘an) şeklindedir.” Aslında onu hatada ısrar ettirmek istiyordu. el-Mufaddal onun maksadını anlamadı ve “Ben böyle okudum” dedi. Bunun üzerine el-Asma‘î: “Yanıldın, o (tûlüben cedi‘an) şeklindedir” dedi. el-Mufaddal ise “Ceza‘an, ceza‘an!” diye bağırarak sesini yükseltti. el-Asma‘î ona: “Boruya üflesen bile fayda etmez; karınca gibi konuş ve isabet et; o sadece (cedi‘an)dır” dedi. Bunun üzerine Süleyman el-Hâşimî: “Aranızda hakem olacak birini seçin” dedi. İkisi de Benî Esed kabilesinden şiiri ezberleyen bir genç üzerinde anlaştılar. Süleyman onu getirtti ve ihtilaf ettikleri meseleyi ona arz ettiler. O da el-Asma‘î’yi tasdik etti ve sözünü doğruladı. el-Mufaddal ona: “Cedi‘ ne demektir?” diye sordu. O da: “Beslenmesi kötü olan (hayvan)” dedi. Derim ki: Bu, Arap kelâmında böyledir; “Bir anne yavrusunu kötü beslerse, ona ecdaatühu (onu cedi‘ yaptı) denilir.” (İkinci Tabaka) Önce zikrettiklerimizin halefi olup onlardan özel olarak, Araplardan da genel olarak ilim alan, rivayette doğrulukları, keskin bilgileri, şiir ve Eyyâmü’l-Arab’ı ezberlemeleriyle tanınan şu âlimlerdir: Ebû Zeyd Saîd b. Evs el-Ensârî; Ebû Amr İshak b. Murâd eş-Şeybânî (onların mevlâsı); Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Müsennâ et-Teymî (Kureyş’in Teym kolundan, onların mevlâsı); Ebû Saîd Abdülmelik b. Kurayb el-Asma‘î; Ebû Muhammed Yahyâ b. el-Mübârek el-Yezîdî. Kendisine Yezîdî denilmesinin sebebi, Yezîd b. Mansûr el-Himyerî’nin (el-Mehdî’nin dayısı) çocuklarına hocalık yapmasıdır. Ebû Amr b. el-Alâ’nın kıraatlerdeki mezhebini tespit etme hususunda, onun talebelerinden hiçbiri onun önüne geçememiştir. Bu tabakadan Küfeli olanlar: Ebü’l-Hasan Alî b. Hamza el-Kisâî. Kendisinden Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’ nahiv, kıraatler, garîb ve meânî ilimlerini aldı. Böylece el-Ferrâ’, ondan ilim alan bütün talebeleri arasında öne geçti. Ancak Alî b. el-Mübârek el-Ahmer müstesnâ; zira o, el-Kisâî’nin hayatında, zekâsının keskinliği ve nahiv illetleri ile ölçülerindeki ileriliği sebebiyle el-Ferrâ’’dan daha üstündü. Ebû Muhammed Seleme b. Âsım’ın bildirdiğine göre, el-Ahmer’e ölüm erken geldi. el-Ferrâ’ ise ondan sonra uzun müddet yaşadı ve kendi dönemindeki herkesten üstün oldu.
الأصمعيّ، فَأَنْشد الْمفضل قَول أَوْس بن حجر:أيتها النَّفس أجمِلي جزَعاإنَّ الَّذِي تحذرين قد وَقعاوفيهَا:وَذَات هِدمٍ عارٍ نواشرُهاتصمتُ بِالْمَاءِ تولباً جذَعافَفطن الأصمعيّ لخطئه، وَكَانَ أحدث سنًّا مِنْهُ فَقَالَ: إِنَّمَا هُوَ (توَلبا جذَعا) وَأَرَادَ تَقْرِيره على الْخَطَأ، فَلم يفْطن الْمفضل لمراده فَقَالَ: كَذَلِك أنشدتهُ، فَقَالَ لَهُ الْأَصْمَعِي حينئذٍ: أخطأتَ، إِنَّمَا هُوَ (تولباً جدِعاً) فَقَالَ الْمفضل: جذَعا جذعا وَرفع صَوته فَقَالَ لَهُ الأصمعيُّ: لَو نفختَ فِي الشبُّور مَا نفعك تكلم كلامَ النملِ وأصبْ، إِنَّمَا هُوَ (جدِعا) . فَقَالَ سليمانُ الْهَاشِمِي: اختارا من نجعله بَيْنكُمَا. فاتّفقا على غُلَام من بني أسدٍ حافظٍ للشعر، فبعثَ سليمانُ إِلَيْهِ من أحضرهُ، فعرضا عَلَيْهِ مَا اخْتلفَا فِيهِ فصدَّق الأصمعيَّ وصوَّب قَوْله، فَقَالَ لَهُ الْمفضل: وَمَا الجَدِع؟ قَالَ: السيء الغِذاء.قلت: وَهَذَا هُوَ فِي كَلَام الْعَرَب، يُقَال: أجدعتْه أمه، إِذا أساءت غذاءه. (الطَّبَقَة الثَّانِيَة)وَمن الطَّبَقَة الَّذين خلفوا هَؤُلَاءِ الَّذين قدَّمنا ذكرَهم وَأخذُوا عَن هَؤُلَاءِ الَّذين تقدَّموهم خَاصَّة وَعَن الْعَرَب عامَّة، وعُرفوا بالصِّدق فِي الرِّوَايَة، والمعرفة الثاقبة، وَحفظ الشّعْر وَأَيَّام الْعَرَب:أَبُو زيدٍ سعيد بن أَوْس الْأنْصَارِيّ؛ وَأَبُو عَمْرو إِسْحَاق بن مُرَاد الشَّيْبَانِيّ مولى لَهُم، وَأَبُو عُبَيْدَة معمر بن المثنَّى التَّيْمِيّ من تيم قريشٍ مولى لَهُم؛ وَأَبُو سعيد عبد الْملك بن قُريب الأصمعيّ؛ وَأَبُو مُحَمَّد يحيى بن الْمُبَارك اليزيديّ، وَإِنَّمَا سمي اليزيدي لِأَنَّهُ كَانَ يُؤَدب ولد يزِيد بن مَنْصُور الحميريّ خَال الْمهْدي، وَلَا يقدَّم عَلَيْهِ أحدٌ من أَصْحَاب أبي عَمْرو بن الْعَلَاء فِي الضَّبْط لمذاهبه فِي قراءات الْقُرْآن.وَمن هَذِه الطَّبَقَة من الْكُوفِيّين: أَبُو الْحسن عَليّ بن حَمْزَة الْكسَائي: وَعنهُ أَخذ أَبُو زَكَرِيَّا يحيى بن زِيَاد الفرَّاء النَّحْو والقراءاتِ والغريبَ والمعاني، فتقدَّم جَمِيع تلامدته الَّذين أخذُوا عَنهُ، إلاّ عليّ بن الْمُبَارك الْأَحْمَر، فَإِنَّهُ كَانَ مقدَّماً على الفرَّاء فِي حَيَاة الْكسَائي لجودة قريحته وتقدّمه فِي علل النَّحْو ومقاييسه. وأسرع إِلَيْهِ الموتُ فِيمَا ذكر أَبُو مُحَمَّد سَلمَة بن عَاصِم، وبقيَ الفرَّاء بعده بَقَاء طَويلا فبرَّز على جَمِيع من كَانَ فِي عصره.
Ve bu tabakadan: Ebû Muhammed Abdullah b. Saîd—Yahyâ b. Saîd el-Emevî'nin kardeşi olup kendisinden Ebû Ubeyd rivayette bulunur. Benî'l-Hâris b. Ka'b'dan bir grup bedevînin meclisinde bulunur, onlara nevâdir ve garîbe dair sorular sorardı. Bunun yanında ahbâr, şiir ve eyyâmü'l-Arab'ı hıfzederdi.
Ve bu tabakadan: Nadr b. Şumeyl el-Mâzenî. Basra'ya yerleşti ve orada uzun bir müddet ikamet etti; hadis dinledi, Halîl b. Ahmed, Ebû Hayre el-A'râbî ve Ebû'd-Dukayş'in meclisinde bulundu ve onlardan çokça istifade etti.
Ve bunlardan: Ebü'l-Hasan Saîd b. Mes‘ade el-Ahfeş diye meşhur olan zat. Ona gâlip olan nahiv ve onun kıyaslarıydı; garîbe dair hâfız değildi ve kendisini şiir ve garîb bilgisinde ulaştırdığımız tabakasına dâhil değildi.
Ve bunlardan: Ebû Mâlik Amr b. Kırkıra. Ona gâlip olan nevâdir ve garîb idi.
Amma Ebû Zeyd Saîd b. Evs el-Ensârî ise: O, Ebû Amr b. el-Alâ'dan kıraatleri dinledi ve derledi; ondan Ebû Hâtim er-Râzî ve başkaları rivayet etti. Bedevîlerden çokça rivayeti vardır. Şairlerin divanlarını Mufaddal b. Muhammed ed-Dabbî üzerine okudu; Ebû'd-Dukayş el-A'râbî, Yûnus en-Nahvî ve Ebû Hayre el-Adevî'nin meclisinde bulundu. Ona gâlip olan nevâdir ve garîb idi; nahiv kıyaslarına dair üstün bir bilgisi, Kur'an ilmi ve i‘râbına dair bilgisi vardır. Kendisinden Ebû Ubeyd el-Kāsım b. Sellâm rivayette bulunmuş ve onu tevsik etmiştir. Yine ondan Ebû Hâtim es-Sicistânî rivayette bulunmuş, onu öne çıkarmış ve ondan rivayetini muteber saymıştır. Ayrıca ondan Ebû Abdirrahmân Abdullah b. Muhammed b. Hâni' en-Nîsâbûrî nevâdir ve şiir rivayet etmiş; kendisinden ve Ebû Mâlik Amr b. Kırkıra'dan rivayet olunan emsâl, garîb ve elfâz hususunda bazen ikisini bir arada zikretmiştir.
Ebû Zeyd'in telif ettiği kitaplar arasında en-Nevâdiru'l-Kebîr adlı eseri vardır ki bu kitap, pek çok garâib, nâdir elfâz, sâir emsâl ve pek çok fevâidi cemeden kapsamlı bir eserdir. Onun nahve dair büyük bir kitabı, el-Hemz kitabı, Me‘âni'l-Kur’ân kitabı ve es-Sıfât kitabı vardır.
Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Yahyâ, Ebû Necde vasıtasıyla Ebû Zeyd el-Ensârî'den rivayette bulunmuştur. Bunu bana el-Münzirî, Ebü'l-Abbâs'tan haber verdi. Ayrıca Ebû İshâk el-Harbî, Ebû Adnân vasıtasıyla ondan rivayet etti. Ebû Ömer el-Verrâk da Ebü'l-Abbâs, İbn Necde senediyle Ebû Zeyd'den pek çok şey rivayet etti.
el-Münzirî bana Ebû Bekir et-Talhî'den tahdîs yoluyla şunları bildirdi: Bana Asl b. Zekvân el-Basrî, Rufey‘ b. Seleme'den tahdîs etti; o da Ebû Zeyd'den rivayetle dedi ki: Ebû'd-Dukayş el-A'râbî'nin yanına girdim, hastaydı. Dedim ki: 'Ey Ebâ'd-Dukayş, kendini nasıl buluyorsun?' Bunun üzerine şöyle dedi: 'İstemediğim şeyi buluyor, istediğim şeyi bulamıyorum. Kötü bir zamandayım; bulan kimsenin cömert olmadığı, cömert olanın da bulamadığı bir zamandayım.'
وَمن هَذِه الطَّبَقَة: أَبُو مُحَمَّد عبد الله بن سعيد: أَخُو يحيى بن سعيدٍ الأمويّ الَّذِي يروي عَنهُ أَبُو عبيدٍ، وَكَانَ جَالس أعراباً من بني الْحَارِث بن كَعْب، وسألهم عَن النَّوَادِر والغريب، وَكَانَ مَعَ ذَلِك حَافِظًا للْأَخْبَار وَالشعر وَأَيَّام الْعَرَب.وَمن هَذِه الطَّبَقَة: النَّضر بن شُميل الْمَازِني: سكن الْبَصْرَة وَأقَام بهَا دهراً طَويلا، وَسمع الحَدِيث وجالس الخليلَ بن أَحْمد، وَأَبا خَيرة الأعرابيَّ، وَأَبا الدُّقيش، واستكثر عَنْهُم.وَمِنْهُم: أَبُو الْحسن سعيد بن مسْعدَة الْمَعْرُوف بالأخفش: وَكَانَ الْغَالِب عَلَيْهِ النَّحْو ومقاييسه، وَلم يكن حَافِظًا للغريب وَلَا مُلحقاً بطبقته الَّتِي ألحقناه بهَا فِي معرفَة الشّعْر والغريب.وَمِنْهُم: أَبُو مَالك عَمْرو بنِ كِرْكِرَة: وَكَانَ الْغَالِب عَلَيْهِ النَّوَادِر والغريب.فَأَما أَبُو زيد سعيد بن أَوْس الأنصاريّ: فَإِنَّهُ سمع من أبي عَمْرو بن الْعَلَاء الْقرَاءَات وجَمعها، وَرَوَاهَا عَنهُ أَبُو حَاتِم الرَّازِيّ وَغَيره، وَهُوَ كثير الرِّوَايَة عَن الأَعراب، وَقَرَأَ دواوين الشُّعَرَاء على الْمفضل بن مُحَمَّد الضبيّ، وجالس أَبَا الدُّقيش الأعرابيّ، ويونسَ النحويّ وَأَبا خيرةَ العدويّ. وَالْغَالِب عَلَيْهِ النَّوَادِر والغريب؛ وَله فضلُ معرفةٍ بمقاييس النَّحْو، وَعلم الْقُرْآن وَإِعْرَابه. روى عَنهُ أَبُو عبيد الْقَاسِم بن سلَاّم ووثّقه. وروى عَنهُ أَبُو حَاتِم السِّجزي وقدّمه واعتد بروايته عَنهُ. وروى عَنهُ أَبُو عبد الرَّحْمَن عبد الله بن مُحَمَّد بن هَانِيء النيسابوريُّ النوادرَ وَالشعر، وَرُبمَا جمع بَينه وَبَين أبي مَالك عَمْرو بن كِرْكِرة فِيمَا يرْوى عَنْهُمَا من الْأَمْثَال والغريب والألفاظ.وَلأبي زيد من الْكتب الْمُؤَلّفَة كتاب (النَّوَادِر الْكَبِير) ، وَهُوَ كتابٌ جامعٌ للغرائب الْكَثِيرَة والألفاظ النادرة والأمثال السائرة والفوائد الجمَّة. وَله (كتابٌ فِي النَّحْو) كَبِير، وَله (كتابٌ فِي الْهَمْز) ، وكتابٌ فِي (مَعَاني الْقُرْآن) ، وكتابٌ فِي (الصِّفَات.وروى أَبُو الْعَبَّاس أَحْمد بن يحيى عَن أبي نجْدة عَن أبي زيد الْأنْصَارِيّ، أَخْبرنِي بذلك الْمُنْذِرِيّ عَن أبي الْعَبَّاس. وروَى أَيْضا عَن أبي إِسْحَاق الحرْبي عَن أبي عدنان عَنهُ. وروى أَبُو عمر الورّاق عَن أبي الْعَبَّاس عَن ابْن نجدة عَن أبي زيد شَيْئا كثيرا.وحدّثني الْمُنْذِرِيّ عَن أبي بكر الطلحي قَالَ: حدّثني عسْل بن ذَكوان الْبَصْرِيّ عَن رُفيع بن سَلمَة عَن أبي زيد أَنه قَالَ: دخلتُ على أبي الدُّقيش الأعرابيّ وَهُوَ مريضٌ فَقلت: كَيفَ تجدُك يَا أَبَا الدُّقيش؟ فَقَالَ: أجد مَا لَا أشتهي، وأشتهي مَا لَا أجد، وَأَنا فِي زمَان سوءٍ، زمَان من وجد لم يجُد، وَمن جاد لم يَجدْ.
Kitabımda Ebû Ubeyd’e ait olup ondan nakledilenlerin, Garîbu’l-Hadîs Tefsîri’nde bulunan kısmı, Abdullah b. Hâcek’in, Ahmed b. Abdullah b. Cebele vasıtasıyla Ebû Ubeyd’den bana haber verdiği rivayetlerdendir. Yine o kitapta yer alan garîb ve nevâdir türündeki malzeme ise, Ebû Bekir el-Îyâdî’nin, Şimr’den –ki o Ebû Ubeyd’in talebesidir– bana naklettiklerindendir. Kitaptaki emsâl bölümü ise, el-Münzirî’nin bana okuttuğu ve onu Ebü’l-Heysem er-Râzî’ye arz ettiğini belirttiği metinlerdir. Kitapta (Nevâdiru Ebî Zeyd)’den gelen malzeme ise, İbn Hâni’ kitabından alınmadır. Ebû Hâtim’in Kur’ân’a dair kitabımda Ebû Zeyd’den naklettiği bilgiler ise, Ebû Bekir b. Osmân es-Siczî’den işittiğim ve onun da Ebû Hâtim’den bize rivayet ettiği şeylerdir. el-Münzirî, İbnu’l-Yezîdî vasıtasıyla bana Kur’ân’a dair birtakım fâideler de aktarmış olup bunları kitabın ilgili yerlerinde kaydettim.
Ebû Amr eş-Şeybânî’ye gelince: Onun adı İshâk b. Murâd’dır. Kendisine Ebû Amr el-Ahmer de denilirdi. Kûfe’de Benî Şeybân’a komşu olduğu için onlara nisbet edilmiştir. Ardından Bağdat’a gelmiş, Ebû Ubeyd kendisinden hadis dinlemiş, ondan çokça rivayet nakletmiş ve onu sika kabul etmiştir. Ebû Amr, el-Mufaddal ed-Dabbî’den şiir divanlarını okumuş; bu divanları ondan Ebû Hassân ile oğlu Amr b. Ebî Amr da dinlemiştir. Ona nevâdir ilmi, garîb lafızları ezberleme ve Arapların recezleri ağır basmıştır. Kendisinin (en-Nevâdir) adlı büyük bir kitabı vardır ki, Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Yahyâ onu, oğlu Amr vasıtasıyla Ebû Amr’dan dinlemiştir. Ebû İshâk el-Harbî de bu kitabı yine Amr b. Ebî Amr’dan işitmiştir. Ben (müellif) ise Ebü’l-Fadl el-Münzirî’nin, Ebû İshâk kanalıyla Amr b. Ebî Amr’dan kitabın bir kısmını rivayet ettiğini işittim. Ebû Ömer el-Verrâk ise kitabına onun nevâdirinin çoğunu dercetmiş; bunları Ahmed b. Yahyâ vasıtasıyla Amr’dan, o da babasından rivayet etmiştir. Ebû Amr çok uzun bir ömür sürmüş, yüz yaşını aşmıştır. Kendisinden İbnu’s-Sikkît, Ebû Saîd ed-Darîr ve başkaları rivayette bulunmuştur. O sika, güvenilir bir zât idi.
Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Müsennâ’ya gelince: Ebû Ubeyd, onun Kureyş’in Teym kolundan –Teym kabilesine mensup– olduğunu ve onların mevlâsı bulunduğunu zikretmiş; kendisini sika kabul edip kitaplarında ondan sıkça rivayette bulunmuştur. Kitabımda Ebû Ubeyd’e dair olup ondan nakledilenlerin Garîbu’l-Hadîs kısmı, Abdullah b. Hâcek’in İbn Cebele kanalıyla Ebû Ubeyd’den bana tahdîs ettiği rivayetlerdir. Sıfatlar ve nevâdir türünden olanlar ise, el-Îyâdî’nin Şimr’den –ki o Ebû Ubeyd’in öğrencisidir– bana haber verdikleridir. Garîbu’l-Kur’ân’a dair olan malzeme ise, el-Münzirî’nin, Ebû Ca‘fer el-Gassânî vasıtasıyla Seleme’den, onun da Ebû Ubeyde’den bana işittirdiği rivayetlerdir. Onun (el-Hayl ve Sıfâtuhâ) adlı bir kitabı vardır ki, Ebü’l-Fadl el-Münzirî onu bana verdi ve onu Ebü’l-Heysem er-Râzî’ye arz ettiğini söyledi. Yine onun, Arapların eyyâmı ve savaşlarına dair pek çok kitabı bulunmaktadır. Şiir, garîb kelimeler ve Arap haberleri kendisinde ağır basmıştır. Nahiv ilmini ihmal etmiş, pek çok hataya düşmüştür. Buna rağmen Arapların kusurlarını yaymaya düşkün, her değersiz ve değerli malzemeyi toplayan biri idi. Bu yönüyle kınanmış ancak (rivayet yönünden) güvenilir kabul edilmiştir.
وَمَا كَانَ فِي كتابي لأبي عبيد عَنهُ، فَمَا كَانَ مِنْهُ فِي تَفْسِير (غَرِيب الحَدِيث) فَهُوَ مِمَّا أَخْبرنِي بِهِ عبد الله بن هاجَك عَن أَحْمد بن عبد الله بن جَبَلَة عَن أبي عبيد. وَمَا كَانَ فِيهِ من الْغَرِيب والنوادر فَهُوَ مِمَّا أَخْبرنِي أَبُو بكر الْإِيَادِي عَن شِمر لأبي عبيد عَنهُ. وَمَا كَانَ فِيهِ من الْأَمْثَال فَهُوَ مِمَّا أَقْرَأَنِيهِ الْمُنْذِرِيّ وَذكر أَنه عرضه على أبي الْهَيْثَم الرازيّ. وَمَا كَانَ فِيهِ من (نَوَادِر أبي زيد) فَهُوَ من (كتاب ابْن هَانِيء) عَنهُ. وَمَا كَانَ فِي كتابي لأبي حَاتِم فِي الْقُرْآن عَن أبي زيد فَهُوَ مِمَّا سمعتُه من أبي بكر بن عُثْمَان السِّجزي، حَدثنَا بِهِ عَن أبي حَاتِم. وأفادني الْمُنْذِرِيّ عَن ابْن اليزيدي عَنهُ فَوَائِد فِي الْقُرْآن ذكرتها فِي موَاضعهَا من الْكتاب.وَأما أَبُو عَمْرو الشَّيباني: فاسمُه إِسْحَاق بن مُراد: وَكَانَ يُقَال لَهُ أَبُو عَمْرو الْأَحْمَر جاورَ بني شَيبَان بِالْكُوفَةِ فنُسب إِلَيْهِم، ثمّ قدم بَغْدَاد وَسمع مِنْهُ أَبُو عبيدٍ وروى عَنهُ الكثيرَ ووثّقه. وَكَانَ قَرَأَ دواوين الشِّعر على الْمفضل الضَّبِّيّ، وسمعها مِنْهُ أَبُو حسان، وَابْنه عَمْرو بن أبي عَمْرو. وَكَانَ الْغَالِب عَلَيْهِ النوادرَ وحفظَ الْغَرِيب وأراجيز الْعَرَب. وَله كتابٌ كَبِير فِي (النَّوَادِر) قد سَمعه أَبُو الْعَبَّاس أَحْمد بن يحيى من ابْنه عَمْرو عَنهُ. وَسمع أَبُو إِسْحَاق الحربيُّ هَذَا الْكتاب أَيْضا من عَمْرو بن أبي عَمْرو. وسمعتُ أَبَا الْفضل الْمُنْذِرِيّ يروي عَن أبي إِسْحَاق عَن عَمْرو بن أبي عمروٍ جملَة من الْكتاب، وأودعَ أَبُو عُمرَ الورَّاقُ كِتَابه أكثرَ نوادره. رَوَاهَا عَن أَحْمد بن يحيى عَن عَمْرو عَن أَبِيه.وَكَانَ أَبُو عمروٍ عمّر عُمراً طَويلا، نَيف على الْمِائَة، وروى عَنهُ ابْن السّكيت وَأَبُو سعيد الضَّرِير وَغَيرهمَا، وَكَانَ ثِقَة صَدُوقًا.وَأما أَبُو عُبَيْدَة معْمر بن المثنَّى: فَإِن أَبَا عبيدٍ ذكر أَنه تيميٌّ من تيم قُرَيْش، وَأَنه مولى لَهُم، وَكَانَ أَبُو عبيدٍ يوثقه وَيكثر الرِّوَايَة عَنهُ فِي كتبه.فَمَا كَانَ فِي كتابي لأبي عبيد عَنهُ فِي (غَرِيب الحَدِيث) فَهُوَ مِمَّا حَدثنِي بِهِ عبد الله بن هاجَك عَن ابْن جبلة عَن أبي عبيد، وَمَا كَانَ من الصِّفَات والنوادر فَهُوَ مِمَّا أَخْبرنِي بِهِ الْإِيَادِي عَن شمر لأبي عبيد عَنهُ، وَمَا كَانَ من (غَرِيب الْقُرْآن) فَهُوَ مِمَّا أسمعنيه الْمُنْذِرِيّ عَن أبي جَعْفَر الغسانيِّ عَن سَلمَة عَن أبي عُبَيْدَة.وَله كتابٌ فِي (الْخَيل وصفاتها) ، ناولنيه أَبُو الْفضل الْمُنْذِرِيّ، وَذكر أَنه عرضه على أبي الْهَيْثَم الرَّازِيّ. وَله كتبٌ كَثِيرَة فِي أَيَّام الْعَرَب ووقائعها، وَكَانَ الْغَالِب عَلَيْهِ الشّعْر، والغريب وأخبار الْعَرَب، وَكَانَ مُخلاً بالنحو كثير الْخَطَأ، وَكَانَ مَعَ ذَلِك مغرًى بنشر مثالب الْعَرَب، جَامعا لكل غثَ وسمين، وَهُوَ مذمومٌ من هَذِه الْجِهَة، وموثوق بِهِ
Araplardan rivâyet edilen garîb (nadir) kelimeler hakkında. Ebû Saîd Abdülmelik b. Kurayb el-Asma'î'ye gelince: Zira bana Ebü'l-Fazl el-Münzirî, Ebû Ca'fer el-Gassânî'den, o da Ebû Muhammed Seleme b. Âsım'dan rivâyetle şöyle dedi: el-Asma'î, Ebû Ubeyde'den daha zeki ve garîbi ondan daha iyi ezberlerdi. Ebû Ubeyde ise ondan daha çok rivâyet sahibiydi. Dedi ki: Hârûn er-Reşîd, el-Asma'î'yi kendi meclisi için seçmiş, onu Kâdî Ebû Yûsuf'un üzerinde tutar ve kendisine pek çok ihsanda bulunurdu. Onun ilminin çoğu ezberindeydi (dilindeydi). Bana el-Münzirî, es-Saydâvî'den, o da er-Riyâşî'den rivâyetle şöyle dedi: el-Asma'î'yi şöyle derken işittim: İlmin en hayırlısı, onunla müzakere ettiğindir. Dedi ki: O, Kur'an tefsiri konusunda son derece ihtiyatlıydı, doğru sözlü, sünnet ehli bir zâttı; doksan küsur yıl yaşadı ve nesli kaldı. Ebû Ubeyd, ondan çok rivâyette bulunur. Râvîleri arasında Ebû Hâtim es-Sicistânî ve el-Meânî kitabının sahibi Ebû Nasr el-Bâhilî de vardır. Bağdat'ta en-Nevâdir adlı bir kitap yazdırdı (imlâ ettirdi); ancak ona kendi sözü olmayan şeyler ilâve edildi. Bana Ebü'l-Fazl el-Münzirî, Ebû Ca'fer el-Gassânî'den, o da Seleme'den rivâyetle şöyle dedi: Abdullah b. Zâhir'in dostu, Ebü's-Semrâ'nın arkadaşı Ebû Rabî'a, el-Asma'î'ye nisbet edilen en-Nevâdir kitabını getirip önüne koydu. el-Asma'î ona bakmaya başladı ve şöyle dedi: 'Bu tamamen benim sözüm değil, bana ilâve edilmiş. İsterseniz ondan ezberlediklerimin üzerine işaret koyayım, geri kalanını çizeyim; eğer böyle yapmamı isterseniz yaparım, yoksa onu okumayın.' Seleme b. Âsım dedi ki: el-Asma'î, kitaptan inkâr ettiği kısımları işaretledi ki bu üçte birden fazla idi. Sonra bize emretti, biz de onun için nüshayı çıkardık (kopyaladık). Ebû Nasr, el-Asma'î'den Kitâbü'l-Ecnâs'ı derledi; ancak onun bâblarına Ebû Zeyd'den işittiği harfleri (kelimeleri) ekledi ve onu müteâkiben yalnızca Ebû Zeyd'e ait bâblarla devam ettirdi. Onun (el-Asma'î'nin) es-Sıfât adlı bir kitabı vardır ki sözlerine benzer, ancak sikalar (güvenilir râvîler) onu ondan rivâyet etmemişlerdir. Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Yahyâ, Ebû Nasr vasıtasıyla el-Asma'î'den nevâdir (nadir sözler), emsâl (atasözleri) ve el-Meânî'den beyitler rivâyet etti; yine Ebû Nasr'ın sika (güvenilir) olduğunu zikretti. Ayrıca Ebû İshak el-Harbî, Ebû Nasr'dan çok rivâyette bulunur. Ebû Ubeyd'den gelen, el-Asma'î'ye ait olan ve benim kitabımda yer alan rivâyetlerden Garîbü'l-Hadîs tefsirinde olanlar, Abdullah b. Muhammed b. Hâcek'in, Ahmed b. Abdullah vasıtasıyla Ebû Ubeyd'den bana haber verdiği şeylerdir. Bunlardan es-Sıfât, en-Nevâdir ve müteferrik bâblarda olanlar ise Ebû Bekr el-İyâdî'nin Şemmer'den bana haber verdiği şeylerdir.
فِيمَا يروي عَن الْعَرَب من الْغَرِيب.وَأما أَبُو سعيد عبد الْملك بن قُرَيب الْأَصْمَعِي: فإنَّ أَبَا الْفضل المنذريَّ أَخْبرنِي عَن أبي جَعْفَر الغساني عَن أبي مُحَمَّد سَلمة بن عَاصِم أَنه قَالَ: كَانَ الْأَصْمَعِي أذكى من أبي عُبَيْدَة وأحفظ للغريب مِنْهُ، وَكَانَ أَبُو عُبَيْدَة أَكثر رِوَايَة مِنْهُ. قَالَ: وَكَانَ هَارُون الرشيد استخلص الْأَصْمَعِي لمجلسه، وَكَانَ يرفعهُ على أبي يُوسُف القَاضِي ويجيزه بجوائز كَثِيرَة. وَكَانَ أَكثر علمه على لِسَانه.وَأَخْبرنِي المنذريّ عَن الصَّيْدَاوِيُّ عَن الرياشيّ قَالَ: سمعتُ الأصمعيَّ يَقُول: خير الْعلم مَا حاضرت بِهِ. قَالَ: وَكَانَ شَدِيد التوقِّي لتفسير الْقُرْآن، صَدُوقًا صَاحب سنة، عمّرَ نيفاً وَتِسْعين سنة، وَله عقب. وَأَبُو عبيدٍ كثير الرِّوَايَة عَنهُ. وَمن رُوَاته أَبُو حَاتِم السجسْتانِي وَأَبُو نصر الْبَاهِلِيّ صاحبُ كتاب (الْمعَانِي) .وَكَانَ أمْلى بِبَغْدَاد كتابا فِي (النَّوَادِر) فَزِيد عَلَيْهِ مَا لَيْسَ من كَلَامه. فَأَخْبرنِي أَبُو الْفضل الْمُنْذِرِيّ عَن أبي جَعْفَر الغسانيّ عَن سَلمَة قَالَ:جَاءَ أَبُو ربيعَة صَاحب عبد الله بن ظَاهر صديقُ أبي السمراء، بِكِتَاب (النَّوَادِر) الْمَنْسُوب إِلَى الْأَصْمَعِي فَوَضعه بَين يَدَيْهِ، فَجعل الْأَصْمَعِي ينظر فِيهِ، فَقَالَ: لَيْسَ هَذَا كَلَامي كُله، وَقد زِيد فِيهِ عليَّ، فَإِن أَحْبَبْتُم أَن أعْلِم على مَا أحفظه مِنْهُ وأضرب على الْبَاقِي فعلتُ وإلاّ فَلَا تقرءوه. قَالَ سَلمَة بن عَاصِم: فَأعْلم الْأَصْمَعِي على مَا أنكر من الْكتاب، وَهُوَ أرجحُ من الثُّلُث، ثمَّ أمرَنا فنسخناه لَهُ.وَجمع أَبُو نصر عَلَيْهِ كتاب (الْأَجْنَاس) ، إلاّ أَنه ألحق بأبوابه حروفاً سَمعهَا من أبي زيد وَأتبعهُ بِأَبْوَاب لأبي زيد خَاصَّة.وَله كتابٌ فِي (الصِّفَات) يشبه كَلَامه، غير أَن الثقاتِ لم يرووه عَنهُ.وروى أَبُو الْعَبَّاس أَحْمد بن يحيى عَن أبي نصر عَن الأصمعيّ نَوَادِر وأمثالاً وأبياتاً من الْمعَانِي؛ وَذكر أنَّ أَبَا نصر ثِقَة، وَأَبُو إِسْحَاق الْحَرْبِيّ كثير الرِّوَايَة عَن أبي نصر.وَمَا وَقع فِي كتابي لأبي عبيد عَن الْأَصْمَعِي فَمَا كَانَ مِنْهُ فِي تَفْسِير (غَرِيب الحَدِيث) فَهُوَ مِمَّا أَخْبرنِي عبد الله بن مُحَمَّد بن هاجَك عَن أَحْمد بن عبد الله عَن أبي عبيد. وَمَا كَانَ مِنْهَا فِي (الصِّفَات) و (النَّوَادِر) والأبواب المتفرقة فَهُوَ مِمَّا أَخْبرنِي بِهِ أَبُو بكر الْإِيَادِي عَن شِمر
Ebû Ubeyd'e ait. İbrahim el-Harbî'nin kitabımda Ebû Nasr vasıtasıyla el-Asma'î'den gelen rivayetler ise, el-Münzirî'nin el-Harbî'den bana naklettiklerindendir. Ahmed b. Yahyâ tarafından Ebû Nasr vasıtasıyla el-Asma'î'den rivayet edilenler ise Ebû Ömer el-Verrâk'ın kitabındandır. Onun rivayetinde inkâr edeceğim bir şey görmedim. Ebü'l-Hasan Ali b. Hamza el-Kisâî'ye gelince: Ebü'l-Fadl el-Münzirî, bana Ebû Ca'fer el-Gassânî vasıtasıyla Ebû Ömer el-Mukrî'nin şöyle dediğini rivayet etti: "el-Kisâî, gençliğinde Kur'an'ı Hamza ez-Zeyyât'tan okumuş, ona devam eder olmuş; illetler ve i'râba düşkündü. Arap kabileleri Kûfe'nin dışında birbirine bağlı (bitişik) idiler. Bunun üzerine onlara gitti ve onlardan lugatleri ve nevâdiri işitti. Onlarla bir ay kaldı ve onların kıyafetine büründü. Sonra Kûfe'ye döndü ve üzerinde iki şemle bulunduğu halde Hamza'nın huzuruna vardı; bunlardan birini beline sarmış (izar olarak), diğerini de omuzuna atmıştı (rida olarak). Önünde diz çöktü ve Yûsuf Sûresi'ni okumaya başladı. Nitekim {ez-zi'b} (el-zi'bu) kelimesine geldiğinde o hemzetmedi, Hamza ise hemzetti. Bunun üzerine el-Kisâî: 'Hemzedilir ve hemzedilmez (yani hem iki şekilde de okunabilir)' dedi. Hamza sustu. Okumasını bitirince Hamza ona: 'Senin okuyuşun, bize gelen Ali b. Hamza denilen bir gencin okuyuşuna benziyor' dedi. el-Kisâî: 'Ben oyum' dedi. Hamza: 'Benden sonra (ayrıldıktan sonra) değişmişsin, neredeydin?' dedi. el-Kisâî: 'Çöle gittim, içimde (bilmediğim) bazı şeyler vardı, onları Araplara sordum, beni rahatlattılar. Nitekim mescide girdiğimde, sana selam vermeden mescidi geçmeye gönlüm razı olmadı.' dedi." Ebû Ömer dedi ki: "Sonra Mehdi döneminde Bağdat'a girdi. Ramazan ayında Emîrü'l-müminîn'in sarayında teravih kıldıracak bir kâri arandı. Kendisine el-Kisâî tavsiye edildi. Saray halkına namaz kıldırdı. Ardından Emîrü'l-müminîn'in oğluna müeddib olarak tayin edildi. Kendisine on bin dirhem, bir takım giysi, buğday, bir ev ve bir binek atı verilmesi emredildi." Ebû Ca'fer dedi ki: "el-Kisâî, Benî Esed'in mevlâsı idi. Hârûn er-Reşîd Horasan'a hareket edince onu da beraberinde götürdü, yolculuğunda ona eşlik etti. Rey'e varınca orada vefat etti." Dedim ki: el-Kisâî'nin Me'âni'l-Kur'ân adlı güzel bir kitabı vardır. O, el-Ferrâ'nın el-Me'ânî kitabının seviyesinde değildir (ondan aşağıdır). Ebü'l-Fadl el-Münzirî bana bu kitabı verdi ve onun hakkında dedi ki: Muhammed b. Câbir vasıtasıyla Ebû Ömer'den, o da el-Kisâî'den rivayet edildiği bana haber verildi. Onun Kıraâtü'l-Kur'ân adlı bir kitabı daha vardır. Onu Ahmed b. Ali b. Rezîn'e okudum ve ona dedim ki: Abdurrahîm b. Habîb, el-Kisâî'den size rivayet etti mi? O da bunu sonuna kadar ikrar etti. Yine onun en-Nevâdir adlı bir kitabı vardır. Onu bize el-Münzirî, Ebû Tâlib vasıtasıyla babasından, o da el-Ferrâ'dan, o da el-Kisâî'den rivayet etti. Seleme'nin, el-Ferrâ vasıtasıyla el-Kisâî'den kitabımda yer alan rivayetler işte bu kanaldandır. Yine kitabımda Ebû Ubeyd'in el-Kisâî'den naklettiği rivayetler ise, el-İyâdî'nin Şimr'den, onun da Ebû Ubeyd'den bana işittirdiği rivayetlerdir; veya İbn Hâcik'in İbn Cebele vasıtasıyla Ebû Ubeyd'den Garîbü'l-Hadîs adlı eserinde bana işittirdiği rivayetlerdir.
لأبي عبيد.وَمَا وَقع فِي كتابي لإِبْرَاهِيم الْحَرْبِيّ عَن أبي نصر عَن الْأَصْمَعِي فَهُوَ مِمَّا أفادنيه الْمُنْذِرِيّ عَن الْحَرْبِيّ. وَمَا كَانَ من جِهَة أَحْمد بن يحيى رِوَايَة عَن أبي نصر عَن الْأَصْمَعِي فَهُوَ من كتاب أبي عمر الورَّاق.وَمَا رَأَيْت فِي رِوَايَته شَيْئا أنكرته.وَأما أَبُو الْحسن عليّ بن حَمْزَة الْكسَائي: فَإِن أَبَا الْفضل الْمُنْذِرِيّ حَدثنِي عَن أبي جَعْفَر الغسانيّ عَن أبي عُمَر المقرىء أَنه قَالَ: كَانَ الكسائيّ قَرَأَ الْقُرْآن على حَمْزَة الزّيات فِي حداثته، وَكَانَ يخْتَلف إِلَيْهِ، وأُولع بالعلل وَالْإِعْرَاب، وَكَانَت قبائل الْعَرَب مُتَّصِلَة بِظَاهِر الْكُوفَة، فَخرج إِلَيْهِم وسمِع مِنْهُم اللغاتِ والنوادر، أَقَامَ مَعَهم شهرا وتزيا بزيِّهم، ثمَّ عَاد إِلَى الْكُوفَة وحضرَ حمزَةَ وَعَلِيهِ شَمْلتان قد ائتزر بِإِحْدَاهُمَا وارتدى الْأُخْرَى، فَجَثَا بَين يَدَيْهِ وَبَدَأَ بِسُورَة يُوسُف، فَلَمَّا بلغ {الذِّئْبُ} (يُوسُف: ١٣) لم يهمز وهمزَ حمزةُ، فَقَالَ الكسائيّ: يُهمَز وَلَا يُهمَز. فَسكت عَنهُ فَلَمَّا فرغَ من قِرَاءَته قَالَ لَهُ حَمْزَة: إنّي أشبه قراءتك بِقِرَاءَة فَتى كَانَ يأتينا يُقَال لَهُ عَليّ بن حَمْزَة. فَقَالَ الكسائيّ: أَنا هُوَ. قَالَ: تَغيَّرتَ بعدِي فأينَ كنت؟ قَالَ: أتيتُ الْبَادِيَة وَكَانَ فِي نَفسِي أشياءُ سألتُ الْعَرَب عَنْهَا ففرَّجوا عني، فلمّا دخلتُ الْمَسْجِد لم تَطِب نَفسِي أَن أجوز المسجدَ حَتَّى أسلم عَلَيْك.قَالَ أَبُو عُمر: ثمّ دخل بَغْدَاد أيامَ المهديّ، وطُلب فِي شهر رَمَضَان قارىء يقْرَأ فِي دَار أَمِير الْمُؤمنِينَ فِي التَّرَاوِيح، فذُكر لَهُ الكسائيُّ، فصلَّى بِمن فِي الدَّار، ثمَّ أُقعِدَ مؤدباً لِابْنِ أَمِير الْمُؤمنِينَ، وَأمر لَهُ بِعشْرَة آلَاف دِرْهَم وَكِسْوَة وبرّ، وَدَار وبرذون.قَالَ أَبُو جَعْفَر: وَكَانَ الْكسَائي مولى بني أسَد. وَلما نَهَضَ هَارُون الرشيد إِلَى خُرَاسَان أنهضه مَعَه، فَكَانَ يزاملهُ فِي سَفَره، وَلما انْتهى إِلَى الريّ ماتَ بهَا.قلت: وللكسائيّ كتابٌ فِي (مَعَاني الْقُرْآن) حسنٌ، وَهُوَ دونَ كتاب الْفراء فِي (الْمعَانِي) وَكَانَ أَبُو الْفضل المنذريّ ناولَني هَذَا الْكتاب وَقَالَ فِيهِ: أخبرتُ عَن مُحَمَّد بن جَابر، عَن أبي عُمر عَن الكسائيّ. وَله كتابٌ فِي (قراءات الْقُرْآن) ، قرأته على أَحْمد بن عليّ بن رَزِين وَقلت لَهُ: حدّثكم عبد الرَّحِيم بن حبيب عَن الكسائيّ. فأقرَّ بِهِ إِلَى آخِره. وَله كتابٌ فِي (النَّوَادِر) رَوَاهُ لنا الْمُنْذِرِيّ عَن أبي طَالب عَن أَبِيه عَن الْفراء عَن الْكسَائي.فَمَا كَانَ فِي كتابي لسَلمَة عَن الفرّاء عَن الْكسَائي فَهُوَ من هَذِه الْجِهَة، وَمَا كَانَ فِيهِ لأبي عبيدٍ عَن الكسائيّ فَهُوَ مِمَّا أسمعنيه الإياديّ عَن شِمر لأبي عبيد، أَو أسمعنيه ابْن هاجَك عَن ابْن جبلة عَن أبي عبيد فِي (غَرِيب الحَدِيث) .
Kisâî’ye gālib olan, lügatler, illetler, i‘râb ve Kur’an ilmi idi. O, sika ve me’mûn bir zâttır; Kur’an kıraatindeki tercihleri güzeldir. Allah bizi de onu da bağışlasın.
Ebû Muhammed Yahyâ b. el-Mübârek el-Yezîdî’ye gelince: O, Ebû Amr b. el-Alâ’ya uzun süre arkadaşlık etmiş, Kur’an’da onun kıraatini güzel bir şekilde ezberlemiş ve onun mezhebini, Ebû Amr’ın talebelerinden hiçbirinin kendisinden önde olamayacağı derecede tespit etmiştir. Nahiv, illetler ve kıyaslarında mümtaz idi. Ebû Ubeyd kendisine arkadaşlık etmiş ve ondan pek çok istifade etmiştir.
İyâdî bana Şimr vasıtasıyla, Ebû Ubeyd’in Yezîdî’den rivayet ettiğine göre, Yezîdî şöyle dedi: Mehdî bana ve Kisâî’ye Bahreyn’e nisbeti ve Hısnayn’a nisbeti sordu: ‘Niçin Hısnî bir adam deniyor da Bahrânî bir adam deniyor?’ Kisâî şöyle cevap verdi: ‘Hısnânî demekten kaçındılar, çünkü iki nun birleşiyordu.’ Ben de dedim ki: ‘Bahrî demekten kaçındılar, çünkü bahr (deniz) nisbetine benziyordu.’
Şimr dedi ki: Yezîdî, Kisâî hakkında şu beyti söyledi:
‘Şüphesiz Kisâî ve arkadaşları / Nahivde aşağılara inerler.’
Yezîdî’nin Nahiv’de bir kitabı, el-Maksûr ve’l-Memdûd’da bir kitabı vardır. Bana ulaştığına göre en-Nevâdir’de de bir kitabı vardır. O, umumiyetle sika, me’mûn, güzel beyan sahibi, iyi bilgiye sahip; lügatler ve i‘râb ilmiyle şöhret bulmuş büyük âlimlerdendir.
Nadr b. Şumeyl el-Mâzinî’ye gelince: O, Halîl b. Ahmed’e yıllarca devam etmiş, Basra’da uzun zaman ikamet etmişti. Mirbed’e girer, bedevî Araplarla görüşür ve onların lügatlerinden istifade ederdi. Hadis yazmış ve ricale (hadis ravilerine) yetişmişti. Vera‘ sahibi, dindar ve sâdık bir zât idi. es-Sıfât, el-Mantık ve en-Nevâdir’de birçok telifi vardır. Şimr b. Hamdûye, dikkatini onun kitaplarına yöneltmiş, onları Ahmed b. el-Harîş’ten dinlemişti ki o, Tâhirîler zamanında Herat’ta kadı idi.
Kitabımda İbn Şumeyl’e nisbet ettiğim şeyler bu kanaldandır. Ancak Garîbü’l-Hadîs tefsirinde olanlar müstesnadır; çünkü o rivayetleri Nadr’dan Ebû Dâvûd Süleyman b. Selm el-Musahhifî rivayet etmiş; onu da Ebû Dâvûd’dan Abdussamed b. el-Fadl el-Belhî rivayet etmiş; bize de Abdussamed’den Ebû Ali b. Muhammed b. Yahyâ el-Karrâb rivayet etmiştir ki o, hocalarımızdan sika bir şeyhtir. Onun işitilmiş nüshası vefatından sonra bana ulaştı. Kitabımda Nadr’a isnad edilen Ebû Dâvûd rivayeti işte bu kanaldandır.
Nadr, H. 203 senesinde vefat etmiştir.
Bu tabakanın geç dönem âlimlerinden biri de Ali b. el-Mübârek el-Ahmer’dir ki Ebû Ubeyd kendisinden rivayet eder.
وَكَانَ الْغَالِب على الكسائيّ اللغاتِ والعِللَ وَالْإِعْرَاب، وعلْم الْقُرْآن وَهُوَ ثِقَة مَأْمُون، واختياراته فِي حُرُوف الْقُرْآن حَسَنَة، وَالله يغْفر لنا وَله.وَأما أَبُو مُحَمَّد يحيى بن المبارَك اليزيدي: فَإِنَّهُ جالسَ أَبَا عَمْرو بن الْعَلَاء دهراً، وَحفظ حروفَه فِي الْقُرْآن حِفظاً زيْناً، وَضبط مذاهبه فِيهَا ضبطاً لَا يتقدمه أحد من أَصْحَاب أبي عَمْرو. وَكَانَ فِي النَّحْو والعلل ومقاييسها مبرِّزاً، وجالسَه أَبُو عبيد فاستكثَر عَنهُ.وأقرأني الإياديّ عَن شِمر لأبي عبيدٍ عَن اليزيدي أَنه قَالَ: سَأَلَني المهديّ وَسَأَلَ الكسائيّ عَن النِّسْبَة إِلَى الْبَحْرين، وَعَن النِّسْبَة إِلَى حصْنَين لم قَالُوا رجل حصْنيّ وَرجل بحرانيّ؟ قَالَ: فَقَالَ الكسائيّ: كَرهُوا أَن يَقُولُوا حِصْناني لِاجْتِمَاع النُّونين. قَالَ: وَقلت أَنا: كَرهُوا أَن يَقُولُوا بحريّ فَيُشبه النِّسْبَة إِلَى الْبَحْر.قَالَ شِمر: وَقَالَ اليزيديُّ بَيْتا فِي الكسائيّ:إِن الكسائيَّ وَأَصْحَابهينحطُّ فِي النَّحْو إِلَى أَسْفَلولليزيديّ كتابٌ فِي (النَّحْو) ، وكتابٌ فِي (الْمَقْصُور والممدود) ، وَبَلغنِي أنّ لَهُ كتابا فِي (النَّوَادِر) ، وَهُوَ فِي الْجُمْلَة ثِقَة مَأْمُون حسنُ الْبَيَان جيّد الْمعرفَة، أحدُ الْأَعْلَام الَّذين شُهِروا بِعلم اللُّغَات وَالْإِعْرَاب.وَأما النَّضر بن شُمَيل المازنيّ: فإنّه لزمَ الخليلَ بن أَحْمد أعواماً، وَأقَام بِالْبَصْرَةِ دهراً طَويلا. وَكَانَ يدخُل المِرْبَد وَيلقى الْأَعْرَاب ويستفيد من لغاتهم وَقد كتب الحديثَ ولقيَ الرِّجال. وَكَانَ ورِعاً ديِّناً صَدُوقًا. وَله مصنفاتٌ كَثِيرَة فِي (الصِّفَات) و (الْمنطق) و (النَّوَادِر) . وَكَانَ شِمْر بن حَمْدُويةَ صرفَ اهتمامه إِلَى كتبه فسمِعها من أَحْمد بن الحَريِش، القَاضِي كانَ بَهرَاةَ أَيَّام الطاهرية.فَمَا عَزَيت فِي كتابي إِلَى ابْن شُميل فَهُوَ من هَذِه الْجِهَة، إلاّ مَا كَانَ مِنْهَا فِي تَفْسِير (غَرِيب الحَدِيث) ، فإنّ تِلْكَ الْحُرُوف رَوَاهَا عَن النَّضر أَبُو دَاوُد سُليمان بن سَلْم المصاحفي، رَوَاهَا عَن أبي دَاوُد عبد الصَّمد بن الْفضل الْبَلْخِي، وَرَوَاهَا لنا عَن عبد الصَّمد أَبُو عَليّ بن مُحَمَّد بن يحيى القَرَّاب، شيخ ثِقَة من مَشَايِخنَا. وحملتْ نسختُه المسموعة بعد وَفَاته إليّ. فَمَا كَانَ فِي كتابي معزيا إِلَى النَّضر رِوَايَة أبي دَاوُد فَهُوَ من هَذِه الْجِهَة.وَتُوفِّي النَّضر سنة ثَلَاث وَمِائَتَيْنِ ح.وَمن متأخّري هَذِه الطَّبَقَة عليّ بن الْمُبَارك الْأَحْمَر: الَّذِي يروِي عَنهُ أَبُو عبيد.
Bana el-Munzirî, Ebû Ca‘fer el-Gassânî’den, o da Seleme’den rivayetle şöyle anlattı: el-Ahmer otuz bin beyit manzum söz ve şahit ezberlerdi. Sîbeveyh ona gelip münazara etti, lakin el-Ahmer onu susturdu. el-Ahmer Mervürrûzî idi ve el-Kisâî’den yazılı olarak rivayet eden ilk kişidir. Dedi ki: el-Ferrâ’ şöyle söyledi: “Kisâî’nin yanına vardım, bir de baktım ki el-Ahmer onun yanında, sarışın bir genç, ona soru soruyor ve cevaplarını levhalara yazıyor, yüzünde henüz sakal tüyleri belirmişti.” Sonra o ilerledi, hatta el-Ferrâ’ ondan ders almaya başladı. Ağırlıklı olarak nahiv, garîb (dilde nadir kullanılan kelimeler) ve me‘ânî (lügat manaları) alanlarında bilgiliydi. Ebû Ubeyd’e ait kitabımda el-Ahmer’den gelen her rivayet, size üç yönden açıkladığım üzere semâ‘an (bizzat işitme yoluyla) alınmıştır. Bu tabakadan biri de Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’dır. Nahiv, garîb, nevâdir (nadir rivayetler), kıraatler ve Kur’an’ın me‘ânîsini el-Kisâî’den almış, sonra ondan sonra temayüz ederek Bağdat’ta ezberinden güzel kitaplar telif edip imlâ ettirmiştir. Eserlerinden biri “Me‘âni’l-Kur’ân ve İ‘râbühû” (Kur’an’ın Manaları ve İrabı) adlı kitabıdır. Bunu bana Ebü’l-Fazl b. Ebî Ca‘fer el-Munzirî, Ebû Tâlib b. Seleme’den, o da babasından, o da el-Ferrâ’dan rivayet etti. Bu kitabın tamamından sadece Zuhruf sûresinde yaklaşık üç varaklık kısım rivayette eksik kalmıştır. Benim kitabımda el-Ferrâ’ya ait tefsir ve i‘râba dair ne varsa hepsi bu yönden sağlam rivayete dayanmaktadır. el-Ferrâ’nın “en-Nevâdir” (Nadir Rivayetler) adlı bir kitabı daha vardır ki onu da bana Ebü’l-Fazl aynı isnadla dinletti. Ayrıca “Mesâdıru’l-Kur’ân” (Kur’an’ın Kaynakları), “el-Cem‘ ve’t-Tesniye” (Tekil ve İkil), “et-Te’nîs ve’t-Tezkîr” (Dişil ve Eril), “el-Memdûd ve’l-Maksûr” (Uzatmalı ve Kısalı) ve “Yâfi‘ ve Yefe‘a” diye bilinen eserleri vardır. Nahiv alanında “el-Kitâbü’l-Kebîr” (Büyük Kitap) adlı eseri bulunur. O güvenilir ve emin bir kimsedir. Bunu Ebû Ubeyd ve başkaları söylemiştir. Ehl-i sünnetten idi ve tefsirdeki görüşleri güzeldir. Bu tabakadan biri de Sîbeveyh lakaplı nahvî Amr b. Osmân’dır. Onun nahiv alanında büyük bir “Kitâb”ı vardır. Allâme olup güzel telif sahibiydi. Halîl b. Ahmed ile arkadaşlık etmiş ve ondan nahivdeki mezhebini almıştır. Bu kitabını ondan kimsenin dinlediğini bilmiyorum, çünkü ömrü kısa kesildi ve ölümü çabuk gelmiştir. Kitabına baktım, içinde pek çok ilim buldum. Ebû Osmân el-Mâzinî ve Ebû Ömer el-Cermî onun nahivdeki yolunu takip etmiş, ancak bazen illet (sebep) konusunda ona muhalefet etmişlerdir. Sîbeveyh Bağdat’a gelmiş, sonra memleketi Ahvaz’a dönmüş ve kırk yaşını aşkın bir halde vefat etmiştir. Onlardan biri de Abdurrahmân b. Buzurc’tur. Garîb ve nevâdir (nadir sözler) konusunda hâfız (ezberci) idi. Onun “en-Nevâdir” adlı kitabını Ebü’l-Heysem er-Râzî’nin hattıyla okudum, beğendim ve içinde pek çok faydalı bilgi buldum. Ayrıca onun sözlerini Şimr’in kendi hattıyla okuduğum kitaplarında da gördüm. Benim kitabımda İbn Buzurc’a ait ne varsa bu yollardan gelmektedir.
وحدّثني المنذريّ عَن أبي جَعْفَر الغسّاني عَن سَلمَة أَنه قَالَ: كَانَ الْأَحْمَر يحفظ ثَلَاثِينَ ألف بيتٍ من الْمعَانِي والشواهد، فَأَتَاهُ سيبويهِ فناظرَه، فأفحمه الْأَحْمَر. وَكَانَ مَرُّوذياً وَهُوَ أوّل من دوّن عَن الْكسَائي. قَالَ: وَقَالَ الْفراء: أتيتُ الكسائيَّ وَإِذا الأحمرُ عِنْده، غلامٌ أشقر، يسْأَله ويكتُب عَنهُ فِي ألواحٍ وَقد بَقَلَ وجههُ. ثمَّ برَّز حَتَّى كَانَ الْفراء يَأْخُذ عَنهُ. وَكَانَ الْغَالِب عَلَيْهِ النَّحْو والغريب والمعاني.وَمَا وَقع فِي كتابي لأبي عبيد عَن الْأَحْمَر فَهُوَ سماعٌ على مَا بيّنتُه لَك من الْجِهَات الثَّلَاث.وَمِنْهُم: أَبُو زَكَرِيَّاء يحيى بن زِيَاد الفرّاء: وَكَانَ أَخذ النَّحْو والغريبَ والنوادر والقراءات ومعاني الْقُرْآن عَن الكسائيّ، ثمَّ برَّز بعده وصنَّف كتبا حسانا أملاها بِبَغْدَاد عَن ظهر قلبه.وَمن مؤلّفاته كِتَابه فِي (مَعَاني الْقُرْآن وَإِعْرَابه) ، أَخْبرنِي بِهِ أَبُو الْفضل بن أبي جعفرٍ المنذريّ عَن أبي طَالب بن سَلمَة عَن أَبِيه عَن الْفراء، لم يفُتْهُ من الْكتاب كلِّه إلاّ مِقْدَار ثَلَاثَة أوراق فِي سُورَة الزخرف. فَمَا وَقع فِي كتابي للفراء فِي تَفْسِير الْقُرْآن وَإِعْرَابه فَهُوَ مِمَّا صحَّ رِوَايَة من هَذِه الْجِهَة. وللفراء كتابٌ فِي (النَّوَادِر) أسمَعنيه أَبُو الْفضل بِهَذَا الْإِسْنَاد. وَله بعدُ كتبٌ مِنْهَا كتابٌ فِي (مصَادر الْقُرْآن) ، وكتابٌ فِي (الْجمع والتثنية) ، وكتابٌ فِي (التَّأْنِيث والتذكير) ، وكتابٌ فِي (الْمَمْدُود والمقصور) ، وكتابٌ يُعرَف بيافع ويَفَعةٍ. وَله فِي النَّحْو (الْكتاب الْكَبِير) . وَهُوَ ثِقَة مَأْمُون. قَالَه أَبُو عبيدٍ وَغَيره. وَكَانَ من أهل السُّنّة، ومذاهبه فِي التَّفْسِير حَسَنَة.وَمن هَذِه الطَّبَقَة: عَمْرو بن عُثْمَان، الملقّب بسيبويه، النحويّ: وَله (كتابٌ) كَبِير فِي النَّحْو. وَكَانَ علاّمةً حسنَ التصنيف، جَالس الْخَلِيل بن أَحْمد وَأخذ عَنهُ مذاهبَه فِي النَّحْو، وَمَا علمت أحدا سمع مِنْهُ (كتابَه) هَذَا، لأنّه اخْتُضِرَ وأسرعَ إِلَيْهِ الْمَوْت. وَقد نظرتُ فِي كِتَابه فرأيتُ فِيهِ علما جمًّا. وَكَانَ أَبُو عُثْمَان المازنيّ وَأَبُو عُمَر الجرميُّ، يحتذيان حذوَه فِي النَّحْو، وربّما خالفوه فِي العَلَل. وَكَانَ سِيبَوَيْهٍ قدِم بَغْدَاد ثمَّ عَاد إِلَى مسْقط رَأسه بالأهواز فَمَاتَ وَقد نيَّف على الْأَرْبَعين.وَمِنْهُم: عبد الرَّحْمَن بن بُزْرُج: وَكَانَ حَافِظًا للغريب وللنوادر. وقرأتُ لَهُ كتابا بخطّ أبي الْهَيْثَم الرازيّ فِي (النَّوَادِر) ، فاستحسنتُه ووجدتُ فِيهِ فوائدَ كَثِيرَة. ورأيتُ لَهُ حروفاً فِي كتب شِمْر الَّتِي قرأتُها بخطِّه. فَمَا وَقع فِي كتابي لِابْنِ بُزْرُجَ فَهُوَ من هَذِه الْجِهَات.
Üçüncü Tabaka: Dil âlimlerinden olup bunlardan biri Ebû Ubeyd el-Kāsım b. Sellâm'dır. Dindar, faziletli, âlim, edip, fıkıh bilgini, ehl-i sünnetten olup Kur'an ilmi, Resûlullah'ın (s.a.v.) sünnetleri, garîb tefsir ve müşkil mânâların araştırılmasıyla ilgilenirdi. Garîbü'l-Mü'ellet türünde eserleri vardır. Bana el-Münzirî, el-Hasen el-Mü'eddeb'den tahdîs etti ki el-Mis'arî kendisine Ebû Ubeyd'i şöyle derken işittiğini haber vermiş: "Bu kitabı telif etmekle kırk yıl meşgul oldum; içindekileri âlimlerin ağızlarından topladım. Bir kelime işittiğimde onun kitaptaki yerini bilir, o geceyi sevinçle geçirirdim." Dedi ki: "Sonra bize dönüp şöyle söyledi: 'Sizden biriniz bunu benden yedi ayda işitmeyi çok görmektedir.'" Bana Ebû Bekir el-İyâdî, Şimr'den rivayetle Şimr'in şöyle dediğini haber verdi: 'Arapların, Ebû Ubeyd'in Musannef'inden daha güzel bir kitabı yoktur.' Ben de el-İyâdî'nin yanına bu eseri işitmek için iki yıldan fazla devam ettim. O, nüshasını Şimr b. Hamdûye'den dinlemişti, onu güzelce zabtetmiş ve Şimr'den kendi nüshasının kenarlarına pek çok ziyadeler yazmıştı. Bana nüshasını ve ziyadelerini verir, ben de kendi nüshamı onunla mukabele ederdim, sonra onun kitabına bakarak bana okurdu. Ebû Ubeyd'in şerefli kitaplarından biri de Garîbü'l-Hadîs'tir. Bu eseri başından sonuna kadar Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Hâcek'e okudum ve ona dedim ki: 'Ahmed b. Abdullah b. Cebele size Ebû Ubeyd'den rivayet etti mi?' O da bunu tasdik etti. Onun İbn Cebele'den dinlemiş olduğu nüsha sağlam ve muhkemdi. Sonra bu kitabı Ebü'l-Hüseyin el-Müzenî'den dinledim; bize Ali b. Abdilazîz'den, o da Ebû Ubeyd'den olmak üzere sonuna kadar lafzıyla kıraat etti. Ebû Ubeyd'in bir de Kitâbü'l-Emsâl'i vardır. Bunu Ebü'l-Fazl el-Münzirî'ye okudum; o da bunu Ebü'l-Heysem er-Râzî'ye arz ettiğini söyledi. Ebü'l-Fazl bu kitaba kendi fevaidinden aslın kat kat fazlasını eklemişti; biz de kitabı bu ziyadelerle birlikte dinledik. Ebû Ubeyd'in Me‘ânî'l-Kur'ân adlı bir kitabı vardır; telifi Tâhâ Sûresi'ne kadar ulaşmış olup tamamlanmamıştır. el-Münzirî bu eseri Ali b. Abdilazîz'den dinlemiş, çoğu ona okunmuş ve ben de hazır bulunmuştum. İşte bu kitabımda Ebû Ubeyd'den ashabı vasıtasıyla naklettiğim her şey bu anlattığım kaynaklardandır. Bu tabakadan bir diğeri ise İbnü'l-A‘râbî diye bilinen Ebû Abdullah Muhammed b. Ziyâd'dır. Aslen Kûfelidir. Salih, vera sahibi, zahid ve sâdık bir zât idi.
(الطَّبَقَة الثَّالِثَة)من عُلَمَاء اللُّغَة، مِنْهُم:أَبُو عبيد الْقَاسِم بن سلاّم: وَكَانَ ديِّناً فَاضلا عَالما أديباً فَقِيها صاحبَ سُنّة، معنيًّا بِعلم الْقُرْآن وسُنَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم والبحث عَن تَفْسِير الْغَرِيب وَالْمعْنَى المشْكِل.وَله من المصنّفات فِي (الْغَرِيب المؤلَّف) .أَخْبرنِي الْمُنْذِرِيّ عَن الْحسن المؤدّب أَن المِسْعَريّ أخبرهُ أَنه سمع أَبَا عبيد يَقُول: كنت فِي تصنيف هَذَا الْكتاب أَرْبَعِينَ سنة أتلقَّف مَا فِيهِ من أَفْوَاه الرّجال، فَإِذا سمعتُ حرفا عرفتُ لَهُ موقعاً فِي الْكتاب بتُّ تِلْكَ الليلةَ فرِحاً. قَالَ: ثمَّ أقبلَ علينا فَقَالَ: أحدكُم يستكثر أَن يسمعهُ منّي فِي سَبْعَة أشهروَأَخْبرنِي أَبُو بكر الإياديُّ عَن شِمر أَنه قَالَ: مَا للْعَرَب كتابٌ أحسن من (مصنَّف أبي عبيد) . واختلفتُ أَنا إِلَى الْإِيَادِي فِي سَمَاعه سنتَيْن وَزِيَادَة، وَكَانَ سمع نسختَه من شِمر بن حَمْدُويةَ، وَضَبطه ضبطاً حسنا، وكتبَ عَن شِمر فِيهِ زيادات كَثِيرَة فِي حَوَاشِي نسخته، وَكَانَ ح يُمْكنني من نسخته وزياداتها حَتَّى أعارض نُسْخَتي بهَا، ثمَّ أقرأها عَلَيْهِ وَهُوَ ينظر فِي كِتَابه.وَلأبي عبيد من الْكتب الشَّرِيفَة كتابُ (غَرِيب الحَدِيث) ، قرأته من أوّله إِلَى آخِره على أبي مُحَمَّد عبد الله بن مُحَمَّد بن هاجَكَ وَقلت لَهُ: أخْبركُم أَحْمد بن عبد الله بن جبلة عَن أبي عبيدٍ فأقرَّ بِهِ. وَكَانَت نسخته الَّتِي سمِعها من ابْن جبلة مضبوطةً محكمَة، ثمَّ سَمِعت الْكتاب من أبي الْحُسَيْن المزَنيّ، حدّثنا بِهِ عَن عَليّ بن عبد الْعَزِيز عَن أبي عبيد إِلَى آخِره قِرَاءَة علينا بِلَفْظِهِ.وَلأبي عبيد كتابُ (الْأَمْثَال) ، قرأته على أبي الْفضل المنذريّ، وَذكر أَنه عَرَضَه على أبي الْهَيْثَم الرازيّ. وَزَاد أَبُو الْفضل فِي هَذَا الْكتاب من فَوَائده أَضْعَاف الأَصْل، فسمِعنا الْكتاب بزياداته.وَلأبي عبيد كتابٌ فِي (مَعَاني الْقُرْآن) ، انْتهى تأليفه إِلَى سُورَة طه، وَلم يتمَّه، وَكَانَ المنذريّ سَمعه من عَليّ بن عبد الْعَزِيز، وقُرىء عَلَيْهِ أَكْثَره وَأَنا حَاضر، فَمَا وَقع فِي كتابي هَذَا لأبي عبيد عَن أَصْحَابه فَهُوَ من هَذِه الْجِهَات الَّتِي وصَفتُها.وَمن هَذِه الطَّبَقَة: أَبُو عبد الله مُحَمَّد بن زيادٍ المعروفُ بِابْن الأعرابيّ: كوفيّ الأَصْل. وَكَانَ رجلا صَالحا ورعاً زاهداً صَدُوقًا.