Bölüm: Garîb ve Lûgat
Kitap: Kitâbü'l-'Ayn
Yazar: Ebû Abdirrahmân el-Halîl b. Ahmed b. Amr b. Temîm el-Ferâhîdî el-Basrî (ö. 170/787)
Tahkik edenler: Dr. Mehdî el-Mahzûmî, Dr. İbrahim es-Sâmerrâî
Yayınevi: Dâr ve Mektebetü'l-Hilâl
Cilt sayısı: 8
[Kitap numaralandırması matbu nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
العين (الخليل بن أحمد الفراهيدي)القسم: الغريب والمعاجمالكتاب: كتاب العينالمؤلف: أبو عبد الرحمن الخليل بن أحمد بن عمرو بن تميم الفراهيدي البصري (ت ١٧٠هـ)المحقق: د مهدي المخزومي، د إبراهيم السامرائيالناشر: دار ومكتبة الهلالعدد الأجزاء: ٨[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Cilt 6, Cim harfi, İkili babı, Cim’le Şîn babı: Cim-Şîn; Şîn-Cim — sadece bu ikisi kullanılır. Cim-Şîn: el-Ceşş, sevîk (ve henüz un hâline getirilmemiş buğday) öğütmek demektir. Keza ceşîş(müş), el-miceşşe ise ceşîş öğüten küçük bir değirmen taşıdır. Sevîk’e ‘ceşîşe’ denilmez, fakat ‘cezîze’ denir. el-Ceşşe ve el-Cüşşe (iki lehçe): Bir heyecan (kargaşa) içinde birlikte gelen insan topluluğu anlamındadır. el-Accâc şöyle der: "
Burada خالت (bir hal-i hazıra) gönderenlerden bir ceşşe ile ceşştiler." [İbni Manzur’un naklettiği bir şiir]
Bir kimsede ceşşe bulunur; yani sesinin şiddeti. Gürültülü (şiddetli) bir yıldırıma ‘ra‘dun eceşş’ denir. Lebîd şöyle der:
"Öyle bir at (ya‘bûb) ki, (savaştan) dönen topluluk gece vakti geldiğinde (veya yağmurdan dolayı) eceşş bir sesle kişnerdi."
Halîl b. Ahmed der ki: Nağmelerin türetildiği sesler üçtür: Eceşş (gırtlaktan gelen, burun boşluğundan çıkan, kalın ve boğuk bir ton içeren ses — buna belirli bir düzende hazin (hafif titreşimli) bir ses eşlik eder).
ج ٦ حرف الجيم باب الثنائي باب الجيم مع الشين ج ش، ش ج يستعملان فقطجش: الجَشُّ طَحن السَّويق (والبُرِّ إذا لم يُجعَل دقيقاً «١» والجَشِيشُ. والمِجَشَّةُ: رَحىّ صغيرةٌ تُجَشُّ بها الجَشيشة ولا يقال للسَّويق: جَشيشةٌ ولكن جَذيذةٌ. والجَشَّةُ والجُشَّةُ، لغتان،: الجماعة من الناس يقبلون مَعاً في ثَورَةِ «٢» ، قال العَجّاج:بجَشَّةِ جَشُّوا بها مِمَّن نَفَر «٣»وبه جَشَّةٌ، أي: شِدَّةُ صَوتِ، ورَعدٌ أَجَشُّ، قال لبيد:بأجَشَّ الصَّوتِ يَعبٌوبٍ، إذا … طَرَق الحيُّ من الغَزوِ، صَهَلقال الخليل: الأصواتُ التي تُصاغ منها الألحانُ ثلاثةٌ: الأجش صَوتُ من الرأسِ يخرجُ من الخَياشيمِ، فيه غلَظٌ وبُحَّةٌ فيُتبَعُ بخدرٍ موضوعٍ على(١) الزيادة من اللسان نقلا عن التهذيب مما أخذه الأزهري من العين(٢) كذا في الأصول المخطوطة، وأما في اللسان ففيه: نهضة.(٣) البيت في اللسان وفي الديوان ص ١٨٧.
İşbu sesin aynısına 'veşy' denir; sonra o sesin aynısı tekrarlanır, ardından ilki gibi bir veşy daha eklenir; işte bu onun terkibidir (sıyâğatı). İşte bu ses de 'ecess' (kaba/hışırtılı ses)tir. Zâide dedi ki: 'Onu sopayla cesse' yani ona sopayla vurdu. 'Cess' ise, içindeki çamur (ham'eh) çıkıncaya kadar kuyuyu temizlemektir.
Bâbu'l-Cîm ma‘a'd-Dâd: Dād ile Cīm, Cīm ile Dād müstamelândır.
شج: 'Şec', başı kırmak demektir. 'Şecce yeşiccu şeccan' şeklinde kullanılır. Aralarında 'şicâc' vardır, yani birbirlerinin başını yarmışlardır. 'Şecec', alındaki bir yara (şecce) izidir; sıfatı 'eşec'tir. 'Şecce'l-felâte': Çölü yardı/geçti. 'Şecce'ş-şarâbe bi'l-mizâc': İçkiyi mizaçla (suyla) karıştırdı. 'Eşec': Uzun demektir. 'Şecce'ti's-sefînetü'l-bahre': Gemi denizi yararsa (geçerse). Araplar kazığa 'şecîc' ve 'meşcûc' derler. 'Şecectu'l-felâte': Ona bindim ve aştım.
Bâbu'l-Cîm ma‘a'd-Dâd: Dād ile Cīm, Cīm ile Dād müstakil olarak kullanılır.
ضج: Denilir ki: O, devenin 'dacîc'i ve kavmin 'dacâc'ıdır, ki bu onların gürültüsüdür. Ve 'dacce' fiili kullanılır.[Dipnot: Paragraf burada yarım kesilmiştir; metin أصلًا eksiktir.]
ذلك الصوتِ بعينه يُقال له الوَشي، ثم يعاد ذلك الصوتُ بعَينه، ثم يُتبَعُ بوَشيٍ مثلِ الأول فهي صِياغته، فهذا الصَّوتُ الأجَشُّ. قال زائدة: جَشَّه بالعَصَا أي ضَرَبَه بها. والجَشُّ: كَنس البِئِر حتى تَخرُجَ حَمأتُها «١»شج: الشَّجُّ: كَسرُ الرأس، تقول: شَجَّ يَشِجُّ شَجَاً، وبينهم شِجاجٌ أي شَجَّ بعضُهم بعضاً. والشَّجَجُ: أثرُ شَجَّةٍ في الجبين، والنعت أشج. وشَجَّ الفلاة: قَطعها. وشَجَّ الشَّرابَ بالمِزاجِ. والأَشَجُّ: الطويلُ. وشَجَّتِ السفينةُ البَحرَ إذا قَطَعته. والعَربُ تُسمِّي الوَتِدَ شَجيجاً، ومَشجُوجاً. وشَجَجتُ الفلاةَ: رَكِبتُها وعَلَوتُها.. باب الجيم مع الضاد ض ج، ج ض مستعملانضج: يقال: هو ضَجيجُ البَعير، وضَجاجُ القَومِ وهو لجَبُهم، وقد ضج(١) كذا في ص وس وأما في ط ففيه: سكاتها.
Kitâbü'l-'Ayn'ın dil bilimi tarihindeki mevkii… Dil bilimi, yirminci asrın ikinci yarısında geniş adımlarla ilerlemiş, öyle ki kadim dil âlimleri nezdindeki gibi öznel tefekkürden uzaklaşan ilmî metodlara sahip yeni bir ilim hâline gelmiştir. Dil bilimi, modern araştırmalarda üniversite döneminde dil bölümlerinde öğrencilerin okuduğu sistematik bir ders materyali olmuş; nitekim psikoloji, sosyoloji ve felsefe öğrencileri de ihtisas ve hazırlık yıllarında bunu okumaktadır. Dil bilimi, modern dil tetkiklerinin bu kapsamında gözlem ve bilimsel deneye dayanan bir ilimdir. Bu sebeple yeni bir materyaldir. Ancak bu yeni ilim, Arap üniversitelerimizdeki dil talebesi tarafından bilinmemektedir. O, öğrencilere dikte edilen bir 'inşâ dersi' değil, bilakis araştırma ve ilmî tecrübedir. Diyorum ki: 'O inşâ dersi değildir'; tefekkür, istikra ve istintactan faydalanan birçok materyaldeki kıssa anlatımından uzaklaşan ilmî hakikatine itibar edilmeksizin bu şekilde nitelendirilmemelidir. Günümüzde dil bilimi, ilmî terakkiden ve modern 'teknoloji' denilen şeyden istifade eden diğer beşerî ilimler gibidir. Yeni hassas âletler bu ilmin sahasını istila etmiştir, özellikle seslerle irtibatlı olan kısmını. Dahası, her geçen gün çağdaş dil âlimlerinin yardımına başvurduğu bu ilmî istilanın yeni bir türünü müşahede etmekteyiz. Ne var ki bunlardan hiçbir şey Arap dünyamızdan hâlâ uzak, tamamen meçhuldür; zira dil genel olarak, Arapça ise özel olarak objektif bir tetkike tâbi tutulmamış, seslerimizi tahlilî ve terkibî olarak dakik bir şekilde anlamak için modern ilmin hiçbir icadından istifade edilmemiştir. Dahası, yeni araştırma usullerinden az da olsa bir şey almaya ihtiyacımız olduğunun henüz farkında değiliz.
منزلة كتاب العين في تاريخ علم اللغة تقدم علم اللغة في النصف الثاني من القرن العشرين خطوات واسعة بحيث غدا علماجديدا له طرائقة العلمية التي ابتعدت عن التأمل الذاتي كما كان.علم اللغة عند قدماء اللغويين.لقد أصبح علم اللغة في الداراسات الحديثة مادة منهجية يدرسها الطلاب في مرحلتهم الجامعية في الاقسام اللغوية كما يدرسها غيرهم من طلاب علم النفس وعلم الاجتماع والفلسفة في سني تخصصهم واعدادهم.إن علم اللغة في هذا الحيز من الدراسات اللغوية الحديثة علم قائم على المللاحظة والتجربة العلمية.وهو من أجل ذلك مادة جددية.غير أن هذا العلم الجديد مما يجهله طالب اللغة في جامعاتنا العربية.انه ليس مادة " انشائية " تملى على الطلاب، بل هو بحث وتجربة علمية أقول: " انه ليس مادة انشائية " لا صرف النظر إلى حقيقته العلمية التي تبتعد عن السرد القصصي في كثير من المواد التي تفيد من التأمل والاستقراء والاستنتاج.إن علم اللغة في عصرنا كسائر العلوم الانسانية التي أفادت من التقدم اعلمي ومما يدعى ب " التكنولوجيا " الحديثة.إن الآلة الجديدة الدقيقة قد غزت ميدان هذا العلم، لا سيما ما كان منه متصلا ب " الاصوات ".ثم إننا واجدون كل يوم نمطا جديدا من هذا الغزو العلمي الذي استعان به علماء اللغة في عصرنا الحاضر.غير أن شيئا من ذلك ما زال بعيدا عن عالمنا العربي، مجهولا كل الجهل، فلم تدرس اللغة بوجه عام ولم تدرس العربية بوجه خاص الدراسة الموضوعية، ولم يستعن بشئ من مبتكرات العلم الحديث على فهم أصواتنا فهما جيدا تحليليا وتركيبيا دقيقا.ثم إننا ما زلنا غير شاعرين بحاجتنا إلى الاخذ بشئ يسير في أساليب البحث الجديد.
Biz hâlâ inkâr etmekteyiz ki, insanların kendilerini ifade ettikleri dil, azıcık bir ihtimama lâyık olan bir şeydir ve netice itibarıyla merdûd bir dildir; oysa o, günlük hayatın maddesidir. Sanki bu yaptığımız, kendisine ulaşmayı, anlamayı ve hatta onu aramızdaki yetişmekte olan talebelere anlatmayı beceremediğimiz fasîh dil adına bir zaferdir. Biz, fasîh dilimizle ifade etmekte zorluk çekmekteyiz; bu sebeple onun i‘râbını gereği gibi yapamıyor, Arapça sarfında malum olduğu üzere fasîh yapıları ortaya koymayı beceremiyor ve maksatlarımızı faydalı, doğru bir i‘râbla ifade edecek şekilde cümlelerini kurmayı başaramıyoruz. Fasîh i‘râblı dil uğruna gayret eden arkadaşlarımız, güvenilir dil âlimleri olan selefin kabile dillerine ve halkın dillerine ehemmiyet verdiklerini, risâlelerinde bundan bir kısmını kaydettiklerini unutmuşlardır. Arapçanın tarihi üzerine araştırma yapmak, kadim dil ilminin onu kayıt altına alırken ve tespit ederken hâlâ makbul sayılan ilmî usulleri takip ettiğini göstermektedir. Onlar, vahyin diline ve hadis diline ehemmiyet verdikleri için fasîh dile ehemmiyet verdikleri gibi, avamın dillerine de ehemmiyet vermişlerdir. el-Halîl b. Ahmed [metinde 'الخيل' yazılmıştır, doğrusu 'الخليل'dir], bu dilin tarihine dair cehlimizi göstermek için verdiğim bir misaldir. Pek çok araştırmacı ve uzman, onun sadece büyük ilk dönem nahivcilerinden olduğunu bilmektedir. Daha sonra bir grup uzman, Sîbeveyh’in “el-Kitâb”ına ve Halîl’in bu kıymetli kitaptaki yerine dikkat çekmiştir. Diğerlerinin Halîl hakkındaki bilgisi ise onun Kitâbu’l-Ayn sahibi olduğundan ibarettir; bir başka grup ise ilminde bundan biraz daha ileri giderek, kasden veya kasıtsız olarak, “el-Ayn”ın Halîl’in eseri olmadığını bilmektedir. Biz hâlâ bazen, geçmiştekilerin ve başta “et-Tehzîb” sahibiEzherî’nin yaydığı bu uydurulmuş, yalan sözü tekrarlamaktayız. Diğer bir ilim erbabı zümresinin Halîl hakkındaki bilgisi ise, onun sadece aruzu icat eden kişi olduğundan ibarettir. Halîl b. Ahmed’in çeşitli asırlarda hakikatiyle tanınmamış olması şaşırtıcıdır; oysa çağdaşları ve ondan sonra gelenler, onun ilminden pek çok şey istifade etmişlerdir.
ما زلنا ننكر أن اللغة التى يعرب بها الناس شئ يستحق القليل من العناية، وأنها نتيجة لذلك، لغة مرذولة في حين أنها مادة الحياة اليومية، وكأن صنيعنا هذا انتصارللفصيحة التي لم نحسن الوصول إليها وفهمها بل افهامها إلى ناشئة المتعلمين منا.إننا نعاني صعابا حين نعرب بلغتنا الفصيحة، ومن أجل ذلك لا نقيم اعرابها ولا نحسن أن نأتي بالابنية الفصيحة على نحو ما هو معروف في " صرف " العربية، ثم لا نجيد صوغ جملها على نحو يكفل الاعراب عن مقاصدنا اعرابا مفيدا صحيحا.لقد نسي أصحابنا الغيارى على الفصيحة المعربة أن السلف من علماء اللغة الثقات كانو يعنون بلغات القبائل ولغات الناس وأنهم سجلوا في رسائلهم شيئا من ذلك.إن البحث في تاريخ العربية يدلنا على أن العلم اللغوي القديم قد اتبع في تقييده وضبطه وسائل علمية ما زالت مقوبولة.لقدا اهتموا بالفصيحة لاهتمامهم بلغة التنزيل ولغة الحديث، كما اهتموا بلغات العامة.إن الخيل بن أحمد مثل من الامثال اضربه لادلل على جهلنا بتاريخ هذه اللغة.لعل الكثيرين من الدارسين وذوي الاختصاص لا يعرفون سوى أن الخليل من النحاة المتقدمين الكبار.ثم نبة فريق من المتخصصين إلى " الكتاب " كتاب سيبويه ومكانة الخليل في هذا " الكتاب " النفيس.ولا يعدو علم اخرين بالخليل سوى أنه صاحب كتاب العين، ويذهب فريق آخر في علمه إلى أبعد من ذلك قليلا فيعرف قاصدا أم غير قاصد إلى هذه المعرفة أن " العين " ليس من صنع الخليل.وما زلنا نردد أحيانا هذه المقولة المكذوبة المختلقة التي روجها الاقدمون وفي مقدمتهم الازهري صاحب " التهذيب ".أن نفرا آخر من أهل العلم لا تعدو معرفته بالخليل سوى كونه مبتدعا لعلم موازين الشعر.ومن العجيب أن الخليل بن أحمد لم يعرف على حقيقته في مختلف العصور على الرغم من أن معاصريه ومن خلفهم قد أفادوا من علمه الشئ الكثير.
Kadîm dil âlimlerinden Nadr b. Şumeyl şöyle derdi: "Dünya, Halîl b. Ahmed'in ilmini ve kitaplarını yiyip bitirdi; o ise bir hasır örtü içinde bunun farkında değildi."(1) Halîl hakkında bilinen belki de tek şey, onun ilk dönem nahiv âlimlerinden olduğu ve Sîbeveyh'in kitabının onun ilmî görüşleriyle, nahiv ve lügat sahasındaki fikirleriyle dolu olduğudur. Halîl'in ilmiyle alâkalı pek çok husus, araştırmacıların ekserisine meçhul kalmıştır. Şunu ifade edeyim ki Halîl, Arap medeniyetinin iftihar vesilesi olan büyük dâhilerden biridir; keşfedici ve yenilikçi bir şahsiyettir. Halîl'deki yaratıcılık ise birçok unsura tecelli etmiştir. Bunlardan biri de şudur: Halîl, Arapçanın ilk sözlüğünü telif etmiş; kendisinden önce gelenlerden veya kendi devrinde yaşayanlardan hiçbiri bu yolda bir şeye muvaffak olamamıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki Halîl'den önceki ve onun çağdaşı olan dil âlimleri, Arapçayı tam bir istikrâya dayalı sağlam bir sanatla kuşatmayı başaramamışlardır. Bu sebeple onların çalışmaları, develer, yabani hayvanlar, atlar, çekirgeler, haşarat, insanın yaratılışı, atın yaratılışı, kuyu, kandil, gem ve benzeri konuları ele alan muhtasar risâleler ve kısa telifler tasnif etmekten ibaret kalmıştır. Ne var ki Halîl b. Ahmed bunların hiçbirini yapmamış; işaret ettiğimiz bu bablar üzerinde durmamıştır. Aksine o, Arapçayı günümüzde "istatistik" denilen yönteme en yakın bir tarzda istikrâ etmiş ve böylece kendisine Kitâbü'l-Ayn'ı meydana getirmek nasip olmuştur. Bu eser, Arapçada ilk sözlük olup insanlık dil tarihinin ilk sözlüklerinden biri olduğu bilinirse, ne denli büyük bir çalışma olduğu anlaşılır. Şüphesiz ki işaret ettiğimiz muhtasar teliflerin sahipleri, Kitâbü'l-Ayn'dan istifade etmişlerdir. Onlar bu eseri tam bir istikrâ ile incelemiş, kendi teliflerini ondan çıkarmışlardır. Aynı şekilde, isimlerini zikretmedikleri ve açıklamadıkları başka kitapları da istikrâ etmişlerdir.
(1) el-Enbârî, Nüzhetü'l-Elbâ', s. 48.
كان النضر بن شميل من علماء اللغة المتقدمين يقول: " أكلت الدنيا بعلم الخليل بنأحمد وكتبه وهو في خص لا يشعر به " (١) ولعل شيئا واحدا قد بقي معروفا عن الخليل هو أنه من علماء النحو المتقدمين، وأن كتاب سيبوية قد حفل بعلمه وآرائه في النحو واللغة.ان اشياء كثيرة تتصل بعلم الخليل قد خفيت على جمهرة من الدارسين.أقول: ان الخليل أحد الكبار العباقرة الذين هم مفخرة الحضارة العربية، وانه مبدع مبتكر، والا ابداع عند الخليل متمثل في عناصر عدة منها: أن الخليل قد وضع أول معجم للعربية فلم يستطع أحد ممن تقدمه أو ممن عاصره أن يهتدي إلى شئ من ذلك.ولا بدلنا من أن نشير إلى أن علماء اللغة ممن تقدم الخليل وممن عاصره لم يستطيعوا استيفاء العربية بصنعة محكمة قائمة على الاستقراء الوافى.وبسبب من ذلك قصروا عملهم على تصنيف الرسائل الموجزة المصنفات المختصرة التي تناولوا فيها موضوعا من الموضوعات كالابل والوحوش والخيل والجراد والحشرات وخلق الانسان وخلق الفرس والبئر والسراج واللجام ونحو ذلك من هذه المواد.غير أن الخليل بن أحمد لم يصنع شيئا من ذلك فلم يعرض لهذه الابواب التي أشرنا إليها، ولكنه استقرى العربية استقراء أقرب إلى ما يد على ب " الاحصاء " في عصرنا الحاضر، فقيض له أن ينتهي إلى " كتاب العين " فكان أول معجم في العربية، وهو عمل جد كبير إذا عرفنا أنه من المعجمات الاولى في تاريخ اللغات الانسانية.ومن غير شك أن أصحاب المصنفات الموجزة التي أشرنا إليها قد أفادوا من " كتاب العين " لقد استفروه استقراء وافيا فجردوا منه مصنفاتهم كما استقروا كتبا أخرى لا نعرفها ولم يفصحوا عنها.(١) الانباري، نزهة الالباء ص ٤٨.[*]
Herhangi bir dilde, eşi benzeri görülmemiş yeni bir tarz ve tertip üzere ilk sözlüğün yapılması işi, şüphesiz dâhi ve ölümsüz seçkin zâtların eserindendir. Halîl’in, Yunanca ilimden tercüme edilenlerden istifade ederek dil ve nahiv ilmine dair bir şey bulduğu iddiasını tartışmak istemiyorum. Bu görüşü bir grup müsteşrik zikretmiş, ardından onlardan sonra gelen meşârıkadan başkaları da bu sözü tekrarlamış ve tarihî delilden tamamen yoksun olan bu iddiayı yeniden ortaya atmıştır. Şunu söyleyeyim: Halîl, Arapçayı tam bir istatistiğe tâbi tutmuş, böylece kendisinden sonra gelen ve sözlük telif eden dilcilere malumu bir tasnif malzemesi hazırlamıştır. Halîl, Arapçada kullanılan ile terk edileni bilmeyi mümkün kılan “taklîb” yöntemini keşfetmiş; eserini kullanılan kelimeler üzerine kurmuş, bunun dışındakileri ise dışarıda bırakmıştır. Nihayet dilin istatistiği ikiliden üçlüye, dörtlüden beşliye kadar tamamlandığında, bu durum Arapçanın ilmî tedvin safhasının başlangıcına işaret etmiştir. Bununla birlikte çağdaşları, onun yaptığına bir şey ekleyemediği gibi onun yaptığını da yapamamış; kendisinden sonra gelenler de onun ortaya koyduğu gibi bir eser meydana getirememiştir. Halîl’den sonra gelenlerin bütün çabası, “el-Ayn” sisteminden istifade ederek sözlük tertip etmek olmuştur. Nitekim İbn Düreyd “el-Cemhere”de, Ezherî ise “et-Tehzîb”de bu eseri temel almıştır. Arapçanın istatistiği işi başlı başına, bütün hacimli sözlük sahiplerine eserlerinin bab ve fasıllarını üzerine kurdukları malzemeyi hazırlayan büyük bir ameliyedir. Şunu kesin olarak ifade edebiliriz ki bunların Halîl’in getirdiklerine yaptıkları ilâveler, temel malzemeye dokunmamakta, bilakis şiir, Kur’an ve hadisten artan şahitler yahut “el-Ayn”da isnat edilmemiş beyitlerin sahiplerine nispeti gibi ikincil ilâvelerden ibarettir. Lisanü’l-Arab ve Tâcü’l-Arûs gibi hacimli sözlüklerde, belki de bu eserlerde bulamadığımız nice şeyler buluruz.
إن صنعة أول معجم في أية لغة من اللغات على نحو وترتيب جديدين لا سابق لهما،لهو من أعمال الصفوة العباقرة الخالدين.ولا أريد أن اعرض للرأى القائل إن الخليل قد اهتدى إلى شئ من علمه اللغوي والنحوي بسبب ما أفاده مما ترجم من العلم الا غريقي.ذكر هذا جماعة من المستشرقين ثم خلف من بعدهم اخرون من المشارقة فأعادوا هذه المقولة التى تفتقر كل الافتقار إلى الدليل التاريخي.قلت: إن الخليل قد احصى العربية احصاء تاما، وبذلك هيأ مادة مصنفة معروفة لمن جاء بعده من اللغوين الذين صنفوا معجمات لقد اهتدى الخليل إلى طريقة " التقليب " التي استطاع بها أن يعرف المستعمل من العربية والمهمل فعقد الكتاب على المستعمل وأهمل ما عداه.حتى إذا تم احصاء اللغة من الثنائي إلى الثلاثي فالرباعي فالخماسي كان ذلك ايذانا ببدء مرحلة التدوين العلمي للعربية.ومع ذلك لم يستطع معاصروه أن يضيفوا شيئا أو يقوموا بما قام به كما لم يستطع من خلفه أن يأتي بما أتى.كان كل جهد الذين خلفوا الخليل أن يفيدوا من نظام العين فيصنفوا معجمات اتخذ أصحابها منه أساسا لهما كما فعل ابن دريد في الجمهرة والازهري في " التهذيب ".ان عملية احصاء العربية وحدها تعد العملية الكبرى التي هيأت لجميع أصحاب المعجمات المطولة المادة التي عقدوا عليها أبوابهم وفصولهم.ونستطيع أن نؤكد أن أضافه هؤلاء إلى ما جاء به الخليل لا تتناول المواد الاساسية بل هي اضافات ثانوية كزيادة في الشواهد من شعر وقرآن وحديث أو نسبة أبيات إلى أصحابها لم تنسب في " العين ".ولعلنا نجد في المعجمات المطولة كلسان العرب وتاج العروس أشياء لا نجدها في
“el-‘Ayn”a gelince; zira İbn Manzûr (Lisânü’l-Arab sâhibi), ez-Zebîdî (Tâcü’l-Arûs sâhibi) ve bunlar gibi sonraki dönem dil âlimleri, daha önceki dönemlerde –meselâ el-Halîl devrinde yahut es-Sıhâh sâhibi olup 383 h. vefat eden el-Cevherî ve aynı dönemde yaşayıp 395 h. vefat eden İbn Fâris zamanında– fesâhati bilinmeyen birçok lügat malzemesi kaydetmişlerdir. Bu demektir ki hicrî ikinci, üçüncü ve dördüncü asırlarda fasâhat ölçütü, sonraki asırlardakinden farklıydı. el-‘Ayn’a dönüp baktığımızda, el-Halîl’in Arapçanın tarihî gelişimine dair bir hususa vakıf olduğunu anlarız. El-Halîl, sülâsî muzâafı (üçlü şeddeli) zikrederek başlamıştır; bu başlangıç bize, sülâsî muzâafın sünâî (ikili) köke dayandığını ve sünâîden sülâsîye geçildiğini hissettirmektedir. O, bu sebeple ona “sünâî” adını vermektedir. Bunun anlamı şudur: Kelimenin ‘ayn’ harfinin taz‘îfi (şeddelenmesi/ikizleşmesi), sünâîyi sülâsîye nakletmedeki ilk yöntemdir. Nitekim sünâî bu şekilde tamamlandığında sülâsîye geçer ve onu tamamlar; sonra sünâî üzerine tertip edilmiş bu binâda sülâsînin ötesindekileri (rubâî vb.) ele alır; ardından muzâafa ve nihâyet gayr-i muzâafa geçer. Buradan anlıyoruz ki el-Halîl, Arapçanın bina/yapıları ve bunların tarihî gelişimi hakkında açık bir bilgiye sahipti. El-Halîl, şu görüşü ileri sürmüştür: “Araplar, konuşmalarının çoğunda, taz‘îf harfiyle ağırlaştırılmış sülâsî binâ içinde muzâaf binâları türetirler.” (et-Tehzîb Mukaddimesi). El-Halîl, kitabına “el-‘Ayn” adını vermiştir; bu, onun ‘ayn sesiyle başladığı ve kendine has özel bir sistem izlediği, ne ebced düzenini ne de alfabetik (hecâî) sıralamayı takip etmediği anlamına gelir. El-Halîl’e göre dilsel seslerin (fonemlerin) sıralaması şöyledir: ع ح هـ خ غ، ق ك، ج ش ض، ص س ز، ط د ت، ظ ث ذ، ر ل ن، ف ب م, و ا ي hemze. El-Halîl, el-‘Ayn’ın mukaddimesinde bu büyük çalışmasına ulaştığına işaret etmiştir. Bu eserinde Arapçada fonetik biliminin (‘ilmü’l-esvât) ilk başlangıcını koymaktadır. Evet, Sîbeveyh’in el-Kitâb’ı bu konuda önemli malzeme içermektedir ve büyük ihtimalle Sîbeveyh, el-Halîl’den çokça faydalanmıştır; zira el-Kitâb’ta o...
" العين " وذلك لان ابن منظور صاحب اللسان والزبيدي صاحب التاج وأمثالهما من المتأخرين قد سجلوا مواد لم تكن معروفة بفصاحها في عصر الخليل مثلا أو عصر الجوهري صاحب الصحاح المتوفي سنة ٣٨٣ هـ، ومعاصره ابن فارس المتوفى سنة ٣٩٥ هـ.وهذا يعنى أن معيار الفصاحة في خلال القرون الثاني والثالث والرابع للهجرة غيره في القرون المتأخرة.إذا عدنا إلى " العين " اهتدينا إلى أن الخليل كان قد فطن إلى شئ في التطور التاريخي للعربية.لقد بدأ الخليل بذكر المضعف الثلاثي وهو يشعرنا بهذا البدء أن المضاعف الثلاثي قائم على الثنائي الذي يصار منه إلى الثلاثي.وهو من أجل ذلك يدعوه ب " الثنائي ".ومعنى هذا أن طريقة تضعيف عين الكلمة هي الطريقة الاولى في نقل الثنائي إلى الثلاثي، حتى إذا تم الثنائي على هذا النحو انتقل إلى الثلاثي فيستوفيه ثم يعرض لما زاد على الثلاثي في هذا البناء المرتب على الثنائي ثم نقل إلى المضعف، ثم إلى غير المضعف.ومن هنا ندرك أن الخليل كان على علم واضح بأبنية العربية وتطورها التاريخي.لقد ذهب الخليل إلى " أن العرب تشتَقُ في كثير من كلامها أبنية المضعف في بناء الثلاثي المثقل بحرف التضعيف " (مقدمة التهذيب) .لقد سمى الخليل كتابه " العين " وهذا يعني أنه ابتدأ بصوت العين واتبع نظاما خاصا ابتدعه فلم يتبع النظام الابجدي ولم يتبع نظام الالفباء الهجائي.إن الاصوات اللغوية عند الخليل على النحو الآتي: ع ح هـ خ غ، ق ك، ج ش ض، ص س ز، ط د ت، ظ ث ذ، ر ل ن، ف ب م، وا ي همزة.وقد أشار الخليل قي مقدمة العين إلى اهتدائه إلى عمله الكبير.وهو في هذا العمل يضع البداية الاولى لعلم الاصوات في العربية.نعم لقد حفل كتاب سيبويه بمادة مهمة في هذا الموضوع، وأكبر الظن أن سيبويه قد أفاد من الخليل كثير ذلك أنه في " الكتاب " قد
O, Halîl'e dayanmakta, ondan nakletmekte ve onun sözleri ile görüşlerini sabit kılmaktadır. Şüphesiz el-'Ayn'in mukaddimesi, kısa oluşuna rağmen, ses ilmindeki ilk malzeme olup Halîl'in ilminin asaletini ve onun bu ilmin sahibi ve ilk öncüsü olduğunu göstermektedir. Bu mukaddimede, Halîl'in asrından birkaç yüzyıl sonra Arapça dışındaki dillerde ancak idrak edilebilen ses bilgisine dair ilk bilgiler bulunmaktadır. Nitekim mukaddimede şöyle demektedir: "Bu, Halîl b. Ahmed el-Basrî'nin harflerden telif ettiği şeydir: elif, be, te, se... beraberinde bununla tamamlananlar ile ki bu, Arapların kelamlarının ve lafızlarının ekseni olup ondan hiçbir şey dışarı çıkmaz. Onunla Arapların şiirlerinde, atasözlerinde ve hitabelerinde bilinmesini ve bundan hiçbir şeyin dışarıda kalmamasını istedi. Bu hususta fikrini çalıştırdı fakat telife baştan, yani elif-be-te-se'nin ilki olan eliften başlaması mümkün olmadı; çünkü elif illetli bir harftir. İlk harf kendisinden kaçınca, ikinci olan be ile ancak bir delil ve araştırmanın istikrarından sonra başlamayı hoş görmedi. Böylece tedbir aldı ve bütün harflere nazar edip onları tattı ve başlamaya en layık olanı, harflerden boğaza en giren olarak belirledi. Onları tatması ise şöyleydi: Ağzını elif ile açar, sonra harfi gösterirdi: eb, a‘, ag gibi. el-'Ayn harfini boğaza en giren olarak buldu ve onu kitabın başına koydu; sonra ona yakın olanları, gitgide yükselterek sonuna kadar, yani mim harfine kadar sıraladı." Bu ilk maddede şu dilsel fayda vardır: Halîl, kelimenin seslerini tahlil etmeye ve onların ağız boşluğundaki çıkış yöntemlerini müşahede etmeye dayalı ilmî bir yöntemin mucididir. Sen, Halîl'in ses cihazını, tertibini, parçalarını ve içerdiği bölge ve geçitleri bildiğini hisseder ve böylece mahreçleri tespit edebildiğini anlarsın. Faydalı olarak şunu belirtelim ki, "ses" (savt) terimi Halîl'in ses malzemesinde geçmemiş olup, hicrî dördüncü asırdan önce dil ilminin terimi haline gelmemiştir. Nitekim İbn Cinnî'nin "et-Tasrîfu'l-Mulûkî" adlı eserinin terimlerinde yer almıştır.
اعتمد على الخليل فهو ينقل عنه ويثبت أقواله وآراءه.إن مقدمة " العين " على ايجازها، أول مادة في علم الاصوات دلت على أصالة علم الخليل وأنه صاحب هذا العلم ورائده الاول.في هذه المقدمة بواكير معلومات صوتية لم يدركها العلم فيما خلا العربية من اللغات الا بعد قرون عدة من عصر الخليل.لقد جاء في المقدمة قوله: " هذا ما ألفه الخليل بن أحمد البصري من حروف: أب ت ث مع ما تكمَّلَت به فكان مدار كلام العرب وألفاظهم، ولا يخرج منها عنه شئ.أراد أن يعرف بها العربُ في أشعارها وأمثالها ومخاطبتها، وألا يشذ عنه شئ من ذلك، فأَعْمَلَ فكره فيه فلم يمْكِنْه أن يَبْتَدِئَ التأليفُ من أول اب ت ث، وهو الألف، لأن الألف حرف معتلّ، فلما فاته الحرف الأوّل كره أن يبتدئ بالثاني وهو الباء إلاّ بعد حُجّةٍ واستقصاء النَّظَر، فدبّر ونظر إلى الحروف كلها وذاقها فصيَّر أولاها بالابتداء ادخَلَ حرف منها في الحلق.وإنما كان ذَواقه إِيَّاها أنّه كان يَفْتَحُ فاهُ بالألفِ ثم يُظْهِرُ الحَرْفَ نحو: أب، أع، أغ، فوجد العيْن ادخَلَ الحروف في الحَلْقِ فَجَعَلهَا أوّل الكتابِ ثمّ ما قَرُبَ منها الا رفع فالأرفع حتى أتَى على اخرها وهو الميم.في هذه المادة الاولى فائدة لغوية هي أن الخليل مبتدع طريقة علمية قائمة على تحليل أصوات الكلمة ومشاهدتها في طريقة اخراجها في حيز الفم.وانت تحس أن الخليل كان على علم بالجهاز الصوتي وتركيبه واجزائه وما اشتمل عليه من احياز ومدارج فاستطاع أن يحدد مخارج الاصوات.ومن المفيد أن نلاحظ أن مصطلح " صوت " لم يرد في مادة الخليل الصوتية، ولم يكن من مصطلح العلم اللغوي إلا في القرن الرابع الهجري فقد ورد في مصطلح ابنجني " التصريف الملوكي ".
Şüphesiz 'harf' kelimesi, Halîl'in ıstılahında bizim günümüzde 'ses' kelimesini kullanarak kastettiğimiz anlama gelmektedir. Onu şöyle derken işitelim: 'Bir kelime hakkında sorulduğunda ve onun yerini bilmek istediğinde, kelimenin harflerine (seslerine) bak; onlardan hangisini "kitâb-ı mukaddem"de bulursan, o işte o kitaptadır.' Onun 'harfü'l-kelime' sözü, onun seslerini ifade etmektedir ve kendisi, 'kitâb-ı mukaddem' adını verdiği mukaddimesine bu ses ve dil malzemelerini dâhil ettiğine işaret etmektedir. Derim ki: Bu mukaddime, bir ses malzemesi ve bir de dil malzemesi içermekte olup o, ihtiyacından dolayı bunları birbirine karıştırmaktadır. Nitekim o ses işaretlerinden sonra şöyle demektedir: 'Arab'ın kelâmı dört kısım üzerine kuruludur: sünâî, sülâsî, rubâî ve humâsî.' Sonra bu kısımların her birini ele alıp onlara örnek vermektedir. Humâsî hakkında konuştuktan sonra şöyle demiştir: 'ishankaka, ikşiarr, ishanfara ve ishbakkara' kelimelerindeki elif, asıl binâdan (kökten) değildir. Bu elifler fiillere ve benzeri kelâma, elif bir direk ve dilin binâ harfine ulaşması için bir merdiven olması amacıyla girmiştir. Çünkü lisan harfi, sâkin harflerden telaffuz edilemez, bu sebeple bir vasl elifine ihtiyaç duyar. Ancak dahraca, hemlace ve kırtas'da, merdiven olması için elife ihtiyaç duyulmamıştır; anla.' Derim ki: Halîl, 've'l-elif fî…leyse min asli'l-binâ…' sözüyle, bunların zâid harflerden olduğunu kastetmemiştir; zira bunu açıkça söyleyebilirdi. Aksine o, bunun sesi çıkarmak için bir vasıta olduğunu kastetmiştir. Öyle ki, bir Arap'ın herhangi bir sesi telaffuz edip sesin maddesini ve sıfatını alması, ancak kendinden önceki ilk elif (hemze) sesine dayanmasıyla mümkündür. İşte bu sebeple ona 'direk' veya 'merdiven' adını vermiştir. Onun şu sözü: 'Çünkü lisan harfi, sâkin harflerden telaffuz edilemez, bu sebeple bir elif'e ihtiyaç duyar.'
ان كلمة " حرف " تعني في مصطلح الخليل ما نعنية باستعمالنا كلمة صوت في عصرنا الحاضر ولنسمعه يقول: " فإذا سُئِلَتَ عن كلمة وأردتَ أن تعرِفَ مَوْضِعَهَا فانظُرْ إلى حُرُوْفُ الكلمةِ فمهما وَجَدتَ منها واحداً في الكتاب المقدَّم فهو في ذلك الكتاب ".ان قوله " حروف الكلمة " يعني أصواتها وهو يشير إلى أنه ضمن مقدمته التي دعاها " الكتاب المقدم " هذه المواد الصوتية واللغوية.قلت: ان هذه المقدمة تشتمل على مادة صوتية وأخرى لغوية وهو يخلط بين هذه وتلك لحاجته إلى ذلك، فهو يقول بعد تلك الاشارات الصوتية: " كلَامُ العَرَب مبنيّ على أربعةِ أصناف: على الثُنَائِيِّ والثلاثي والرباعي والخماسي " ثم يعرض لكل واحد من هذه الاصناف ويمثل له.قال بعد أن تكلم على الخماسي: " والألف التي في " اسْحَنْكَكَ واقشَعَرَّ واسْحَنْفَرَ واسْبَكَرَّ ليستْ من أصل البناء وإنما دخلت هذه الألِفات في الأفعال وأمثالها من الكلام لتكونَ الألِفُ عماداً وسُلّماً لِلِّسان إلى حَرْف البناء، لأنَّ حرف اللِّسان لا ينطلق بالساكِن من الحروف فيحتاجُ إلى ألفِ الوَصْل.إلاّ أنَّ دَحْرَجَ وهَمْلَجَ وقَرْطَسَ لم يُحْتَجْ فيهنَّ إلى الألفِ لتكون السلم فافهم..".أقول: لم يرد الخليل بقوله: " والاف في … ليستْ من أصل البناء … " إنها من أحرف الزيادة فقد كان بوسعه أن يصرح بذلك، وإنما أراد أنها وسيلة لاخراج الصوت فكأن أي صوت لا يمكن للمعرب أن ينطقه ويأخذ الصوت مادته وصفته إلا بعد اعتماده على صوت الاف الاولى (الهمزة) قبله.ومن أجل ذلك دعاها عمادا أو سلما،وقوله: " لان حرف اللسسان لا ينطلق بالساكِن من الحروف فيحتاجُ إلى ألفِ
Bu bağlantı, sesin sâkin hâlde iken çıkarılmasının, kendi vasfı itibarıyla onu çıkarmak için bir vâsıtaya ihtiyaç duyduğuna işaret eder. Halîl bu mukaddimede ileri giderek sesleri tahlil eder, onların maddesini ve sıfatlarını yazıp şöyle der: “Bil ki zulk ve şefevî harfler altı tanedir: râ, lâm, nûn; fâ, bâ, mîm. Bu harflere ‘zulk’ denilmesinin sebebi, konuşmadaki zelâkanın ancak dilin aselesinin ucu ve dudaklarla (gerçekleşmesi)dir ki bu iki yer, işte bu altı harfin mahrecidir. Bunlardan üçü zulk harfleridir: râ, lâm, nûn; bunlar dilin zulkından (ucundan), ağız boşluğunun uç kısmından çıkar. Üçü de şefevî harflerdir: fâ, bâ, mîm; mahreçleri yalnızca iki dudak arasıdır. Dudaklar, bu üç harf dışında sahih harflerin hiçbirisinde çalışmaz. Dilin ucu da ancak râ, lâm ve nûn ile hareket eder.” Bu ses malzemesinde Halîl'in, Arapçada kendinden önce bu genişlik ve derinlikte bilinmeyen, sesbilimsel terimlerden oluşan bir sözlük oluşturabildiğini idrak ederiz. Ona, Arapça kelimeleri kuşatmak, onları kendine has sıfatlarla nitelenen Acemî (yabancı) kelimelerden ayırt etmek müyesser olmuştur. Şöyle der: “Sana dört veya beş harfli, zulk veya şefevî harflerden arındırılmış bir kelime gelir de o kelimede bu harflerden bir, iki veya daha fazlası bulunmazsa, bil ki o kelime sonradan uydurulmuş (muhdes, mübteda) olup Arap kelâmından değildir. Zira sen, Arap kelâmında, içinde zulk veya şefevî harflerden bir, iki veya daha fazlası bulunmayan tek bir dört veya beş harfli kelime işiten birini bulamazsın.” Dört harfli basit yapıya gelince, bunun büyük çoğunluğu zulk harflerinden veya bir kısmından hâlî değildir. Ancak ‘aşrce’n (عشرجئن) gibi kelimeler şâz (kural dışı)dır. Halîl, Arapça olmayan dâhil (yabancı) kelimelerin sıfatlarını sesbilim açısından izahta tafsilâta girmiştir. Halîl, sesleri tek tek tasvir etmekle yetinmeyip, bir şeyi sağlamak için onları kelimeler hâlinde bir arada da ele almıştır.
الوصل " يشير إلى أن إخراج الصوت وهو ساكن بصفته محتاج إلى وسيلة إلى اخراجه.ويذهب الخليل بعيدا في هذ المقدمة فيحلل الاصوات وبكتب في مادتها وصفاتها فيقول: إعلم أنَّ الحروف الذُلْقَ والشقوية ستَّة وهي، ر ل ن، ف ب ب م، وإنَّما سُمِّيَتْ هذه الحروف ذُلْقا لأن الذلاقة في المنطق إنّما هي بطَرَف أَسَلة اللَّسان والشفتين وهما مدرجتا هذه الاحرف الستة، منها ثلاثة ذليقة: ر ل ن تخرج من ذَلْقَ اللسان من طَرَف غار الفم، وثلاثة شفوية: ف ب م، مخرجها ما بين الشَّفَتيْن خاصة.لا تعمل الشفتين في شئ من الحُرُوف الصَّحاح إلَاّ في هذه الا حرف الثلاثة فقط، ولا ينطلق طرف اللَّسانُ إلا بالرَّاء والّلام والنون ".في هذا المادة الصوتية ندرك أن الخليل استطاع أن ينشئ في العربية معجمها في المصطلح اللغوي الصوتي لا نعرفه قبل الخليل بهذه السعة وهذا العمق.ولقد تهيأ له أن يلم بالكلم في العربية فيميز بينها وبين الاعجمي الذي يتصف بصفات خاصة.يقول: " فان وردت عليك لكمة رباعيَّة أو خماسيَّة معرَّاة من الحروف الذُلْق أو الشفوية ولا يكون في تلك الكلمة من هذا الحروف حرف واحد أو اثنان أو فوق ذلك فاعلم أنَّ تلك الكلمة محدثة مبتدعة، ليست في كلام العرب، لأنك لست واجدا من يُسمعْ في كلام العرب كلمة واحدة رباعيَّة أو خماسيَّة إلَاّ وفيها من الحروف الذلق أو الشفوية واحد أو اثنان أو أكثر ".وأما البناءُ الرباعيُّ المُنبَسطِ فإنَّ الجُمهور الأعظم منه لا يَعْرَى من الحروف الذُلْق أو من بعضها، ألا كلمات نحو عشرجئن شواذ.وقد أسهب الخليل في شرح صفات الكلم الدخيل غير العربي من الناحية الصوتية.ولم يقتصر الخليل على وصف الاصوات مفردة بل عرض لها وهي مجموعة في كلمات لتوفر شئ
Veya içinde bir şeyler bulunan hususlar; meselâ şu sözü: “... Lâkin ayn ve kâf harfleri ‘el-ihsentetâh’ yapısına girmezler; çünkü bu iki harf, harflerin en açık ve en gür sesli olanlarıdır.” Sonra şöyle der: “Bu iki harf veya bunlardan biri bir yapıda birleştiğinde, duruluklarından ötürü yapı güzel olur. Eğer yapı isim ise, ayn veya kâf’in bulunmasına ilâveten ona sîn veya dâl lâzım gelir. Zira dâl, tâ’nın katılık ve sıkılığından yumuşamış, te’nin hafifliğinden ise yükselmiş, böylece güzel olmuştur. Sîn’in durumu da sâd ve zâ’nın mahreci arasında olmakla böyledir.” Ardından şöyle der: “Dört harfli, yayvan (münbasit), zülük harflerinden arınmış, uydurma bir hikâye (terkib) mahiyetindeki ‘dehdâk’ gibi kelimelere gelince; he ve birbirine benzeyen dâl’in, ayn veya kâf’in bulunmasıyla birlikte kullanılması beğenilmiştir. He’yi bu tür yapılarda sırf yumuşaklığı ve gevrekliği sebebiyle güzel bulmuşlardır; o, içinde güçlük bulunmayan bir nefestir.” Derim ki: Sanki Halîl, lisanı tam anlamıyla kuşatmış, ince noktalarını, kelâm yapılarının nasıl tamamlandığını ve bu yapıların maddesinin nelerden oluştuğunu bilerek, kelimenin sureti ve –bu ifadeyi kullanmama müsaade buyrulursa– hendesi yapısı hakkında hüküm verebilmiş; Arapça kelimenin vasıflarından soyunmuş olduğu için Arapça‘da bulunması mümkün olmayan bir kelimeyi icat etmektedir. Halîl sanki ‘dehdâk’i uydurmuş ve ‘uydurma bir hikâye’ ifadesiyle buna işaret ederek, işaret ettiğimiz sözünü söylemek istemiştir. Cevherî ise ‘es-Sıhâh’ında bu maddeyi ihmâl etmiştir; oysa Cevherî, Halîl’den yaklaşık iki asırdan fazla sonra gelmiştir. Ne var ki sonrakilerden es-Sâhib b. Abbâd ‘el-Muhît’inde: “Buz‘a parçasını, tencere kaynayınca döndüğünde ‘دهدقت البضعة دهدقة’ şeklinde kullanılır” demiş; yine “dâbbe-i dehdâk” (fetha ve kesra ile) yani rahvan yürüyüşlü hayvan olduğunu söylemiştir. ‘el-Cumhera’da ise: “Eti dehdaka etti, yani kırdı ve kemiklerini ayırdı” denir. Derim ki: Bu durum, kelimenin müvelled (sonradan türetilmiş) olduğunu, Halîl’den sonra yaygınlaşması sebebiyle lügat Arapçasına dâhil edildiğini göstermektedir.
أو أشياء فيها فمن ذلك مثلا قوله: … ولكن العين والقاف لا تدخلان في بناء الاحسنتاه لأنهما أطلق الحروف وأضخمها جرسا ".ثم يقول: فإذا اجتمعا أو أحدهما في بناء حَسُنَ البناء لنَصاعتهما، فإنْ كان البناءُ اسماً لَزِمَتْهُ السِّين أو الدَّال مع لزوم العَيْن أو القاف، لأن الدَّال لانَتْ عن صلابة الطَّاء وكزازتها، وارتقت عن خُفُوت التّاء فَحَسُنَتْ.وصارت حالُ السِّين بين مَخْرَجِ الصَّاد والزاي كذلك … " ثم يقول: وأمّا ما كان من رباعي منبسط معرى من الحروف الذُلق حكاية مؤلفة نحو " دهداق " واشباهه فإن الهاء والدلال المتشابهَتَيْن مع لُزوم العين أو القاف مُستحسَن، وإنما استحسنوا الهاء في الضرب للينها وهشاشتها وإنما هي نَفَس لا اعتياص فيها ".أقول: كأن الخليل وقد ملك اللغة عرف دقائقها وكيف تتم أبنية الكلام فيها ومم تتألف مادة تلك الابنية، استطاع أن يقطع بصورة الكلمة وهندستها إن جازي لي أن استعبر هذا اللفظ، فهو يبتدع الكلمة التي لا يمكن أن تكون في العربية لانها عريت عن صفات الكلمة العربية.وكأن الخليل اصطنع (دهداق) واشار إلى ذلك بقوله " حكاية مؤلفة " ليقول مقولته التي أشرنا إليها.وقد أهمل الجوهري في " الصحاح " هذا المادة، والجوهري قد خلف الخليل بنحو أكثر من قرنين كاملين.غير أن المتأخرين ومنهم الصاحب بن عباد في " المحيط " ذكر: دهدقت البضعة دهدقة " أي دارت في القدر إذا غَلَتْ.وقال: دابة دهداق بالفتحوتكسر أي هملاج.وفي " الجمهرة ": دهدق اللحم دهدقة ودهداقا كسره وقطع عظامه.أقول: وهذا يشير إلى أن الكلمة مولدة استحدثت فضمت إلى العربية المعجمية بعد الخليل لشيوعها.
Halîl, üçlü ve dörtlü yapılardaki taz‘îf meselesini ele alır. Onun sözlerinde, günümüz araştırmacılarının ulaştığı şu hakikat sezilir: Üçlü fiil, aslında ikili bir temele dayanır. Bu ikili yapı, ya taz‘îf (katmerleme) yoluyla ya da diğer bir sesin ilavesiyle üçlü hâle getirilir. Bu diğer ses, fiilin başında (صدر) gelebilir ki yabancı dillerde " " diye adlandırılır; fiilin ortasında (حشو) gelebilir ki buna "infixe" denir; ya da fiilin sonunda (كسع) gelebilir ki buna da "suffixe" denir. Buna benzer olarak, üçlü isim hakkındaki şu sözü: "Kendisiyle başlanan harf, kendisine korkulan harf ve kendisinde durulan harf." Eğer özetlemem gerekirse, ‘Ayn Mukaddimesi, Arap ses bilgisi (fonetik) ve fonoloji ilminde zengin bir kaynaktır. Bu yönüyle, söz konusu Mukaddime, tarihsel dilbilimin en önemli belgelerindendir. Zira o, döneminin ilerisinde olup müellifi, bu ilmini kendisinden önceki veya çağdaşı hiç kimseden almayan, kurucu ve öncü bir âlimdir.
ويتكلم الخليل على البناء المضاعف الثلاثي والرباعي فتلمح في كلامه ما اهتدى إليه الباحثون في عصرنا من أن الفعل الثلاثي قائم على الثنائي.وأن هذا الثنائي يصار به إلى الثلاثي أما عن طريق التضعيف، وأما عن طريق زيادة صوت اخر.وهذا الصوت الاخر قد يأتي صدرا في أول الفعل وهو ما يدعى باللغات الاعجمية " "، وقد يأتي حشوا في وسط الفعل الثلاثي ويدعى " " infixe، وقد يأتي كسعا في اخر الفعل ويدعي "." suffixe ومثل هذا قوله في الاسم الثلاثي: " حرف يُبْتَدَأُ به وحرف يخشي به وحرف يوقف عليه ".وإذا كان علي أن أوجز أقول: ان مقدمة العين مادة غزيرة في علم الا أصوات العربية وعلم وظائف الاصوات.phonologie وهي بهذا تعد من أهم الوثاثق في علم اللغة التاريخي وذلك لتقدمها ولان صاحبها مبتدع مؤسس لم يأخذ علمه هذا عن معاصر له أو سابق عليه.
Kitâbü'l-Ayn'ın Arapça sözlükler arasındaki mertebesi: el-Halîl, Arap dilini bütünüyle kuşatacak, hiçbir kelimenin kaçırılmayacağı, hiçbir lafzın dışarıda kalmayacağı bir lügat kitabı telif etme fikrine daldı ve bu konuda uzun uzun tefekkür etti. Onun tenkitçi ve araştırmacı aklı kendisini bu yola iletti. Bu yolda sağlam ilmî adımlar attı ve planını son derece dakik bir riyazî nizam üzerine kurdu. Plânı, kelimenin aslını teşkil eden harflerin sayısı temeline bina etti; zâid harflerle ilgilenmedi. Bu hususta, riyazî bir ustalıkla örülmüş düzenli bâblar elinde mevcuttu. Kitâbü'l-Ayn'ın bâblarının sayısı, sâkin harflerin sayısı kadardır; buna illet harflerine mahsus müstakil bir bâb da eklenir. Kitabın ilk bâbı, bu sözlüğe adını veren Ayn bâbıdır ve Ayn harfi kendisinden sonra gelen harflerle birlikte teşkil ettiği kullanılan kelimeleri ihtiva eder. Bunu Hâ bâbı takip eder; bu bâb da Hâ harfinin kendisinden sonra gelenlerle oluşturduğu kullanılan kelimeleri kapsar. Ardından Hâ bâbı gelir; bu bâb da Hâ harfinin kendisinden sonra gelenlerle teşkil ettiği kullanılan kelimeleri içerir. Sonra Hâ bâbı gelir; bu bâb da Hâ harfinin kendisinden sonra gelenlerle oluşturduğu kullanılan kelimeleri kapsar. (Metin bu şekilde devam etmekte olup aslında sırasıyla Hâ, Hâ, Hâ, Hâ şeklinde tekrarlanmıştır; ancak burada maksat boğaz harflerinin sıralanışıdır. Zira asıl tertip şöyledir: Ayn, Hâ, Hâ, Hâ, Hâ, Gayn.) Sonra Gayn bâbı gelir; bu bâb da Gayn harfinin kendisinden sonra gelenlerle oluşturduğu kullanılan kelimeleri ihtiva eder. Gayn ile boğaz harfleri (hurûf-ı halk) grubu sona erer ki bu, kitabın yarısına tekabül eder. Boğaz sesleri grubu tamamlandığında, küçük dil (lehâ) grubu başlar; bu grupta iki harf bulunur: Kâf ve Kef. Kâf bâbı, Kâf harfinin kendisinden sonra gelenlerle teşkil ettiği kelimeleri ihtiva eder; aynı şekilde Kef bâbı da böyledir. İşte bu şekilde bir merhaleden diğerine geçilir, nihayet dudaklar merhalesine (hurûf-ı şefeviyye) varılır. Ona göre dudaklar sayfasında üç sahih harf bulunur: Fe, Be ve Mim. Bu harflerin bâbları son derece küçüktür, zira sadece o harflerin kendilerinden sonra gelenlerle oluşturduğu kelimeleri ihtiva ederler. Fe'den sonra ancak Be ve Mim gelir; Be'den sonra ise sadece ….
منزلة " العين " في المعجمات العربية كان الخليل فكر، وأطال التفكير في صنع كتاب في اللغة يحصر لغة العرب كلها، لا تفلت منه كلمة، ولا يشذ منها لفظ، وهداه عقله الناقد الفاحص إليه، وخطا في ذلك خطوات علمية محكمة، وأقام خطته على نظام رياضي دقيق.بني الخطة على أساس من عدة الاصول التي تتألف منها للكلمة، ولم يعبأ بالزوائد، وقد توافرت لدية أبواب منتظمة محبوكة حبكا رياضيا متقنا.عدة أبواب كتاب العين هي عدة الحروف السواكن يضاف إليها باب خاص بأحرف العلة، وأول أبواب الكتاب باب العين الي اتخذ منه اسم هذا المعجم، وينطوي فيه الكلمات المستعملة التي تتألف من العين مع ما يليها.ويليه باب الحاء، وينطوي فيه الكلمات المستعملة التي تتألف من الحاء مع ما يليها.ويليه باب الهاء وينطوي فيه الكلمات المستعملة التي تتألف من الهاء مع ما يليها.ثم باب الخاء، وفيه الكلمات المستعملة التي تتألف من الهاء مع ما يليها.ثم باب الغين وفيه الكلمات المستعملة التي تتألف من الغين مع ما يليها، وبالغنن تنهي مجموعة حروف الحلق، وهي تعادل نصف الكتاب.فإذا انتهى من مجموعة أصوات الحلق بدأ بمجموعة اللهاة وفيها حرفان هما القاف والكاف وباب القاف يحتوي الكلمات التي تتألف من القاف مع ما يليها، وكذلك باب الكاف.وهكذا ينتقل من مدرجة إلى ما يليها حتى ينتهي إلى مدرجة الشفتين، وفي صفحة الشفتين عنده ثلاثة أحرف صحاح هي الفاء والباء والميم، وأبواب هذه الحروف صغيرة جدا، لانها أنما تحتوي الكلمات التي تتألف منها مع ما يليها، ولا يلي الفاء إلا الباء والميم ولا يلي
Bâ harfi ise mîm müstesna olmak üzere [hiçbir harfe bitişmez]; mîmden sonra da sakin bir harf gelmez. Böylece bundan geriye yalnızca illet harfleriyle birlikte teşekkül eden kelimeler kalır.
el-Halîl, Fâ babında şöyle demiştir: “Fâ için geriye sadece lafîf [türü] ve mu‘telden bir miktar kalmıştır.”
Bâ babında ise şöyle demiştir: “Bâ‘nın mertebesi Fâ‘nın mertebesi gibidir; çünkü o şefehî (dudak) bir harftir. Aynı şekilde mîm de tek bir bölgededir ve o, sahih harflerin sonuncusudur. Bu sebeple bâ için ikili, üçlü, dörtlü ve beşli babların hiçbirinde bir terkîb [yani bir bab teşkili] söz konusu olmamıştır. Bundan geriye yalnızca lafîf kalmıştır.”
Mîm babında da şöyle demiştir: “Mîm, sahih harflerin sonuncusudur; kendinden önce geçen harflerle birlikte zikredilmiştir. Mîm için geriye sadece lafîf kalmıştır.”
Bu suretle sahih harflerin tamamlanmasının ardından, illetli harfler için bir bab akdeder ki, bu Kitâbü’l-‘Ayn’ın son babıdır. Bu babda hakkında hal tercümesi [biyografi/madde] kaydedilen son kelime ise (âyet) kelimesidir.
İşte o babların her biri, kelimeleri, usûllerinin sayısına göre sıralanmış olarak inceleme konusu yapar. Usûllerinin sayısı bakımından kelimeler altı bâbda toplanır:
1) İkili olup ikinci harfi şeddeli olanlar babı.
2) Sahih sülâsî babı.
3) Mu‘tel sülâsî babı.
4) Lafîf babı.
5) Rubâ‘î babı.
6) Humâsî babı.
Humâsîden sonra herhangi bir bab yoktur; çünkü “Araplar için isim ve fiillerde beş harften daha fazla bir bina [aslî yapı] yoktur. Bir fiil veya isimde beş harften fazla bir şey bulursan, bil ki o binaya ziyadedir. Nitekim ‘kare‘belâne’ aslında ‘kare‘bele’dir; ‘‘ankebût’ ise aslında ‘‘ankeb’dir” (1).
(1) Tehzîbü’l-Lüga, 1/42.
الباء إلا الميم، ولا يلي الميم حرف ساكن فلم يبق منها إلا الكلمات التي تتألف منها مع أحرف العلة.قال الخليل في باب الفاء: " لم يبق للفاء إلا اللفيف وشئ من المعتل ".وقال في باب الباء: " منزلة الباء مثل منزلة الفاء لانها شفهية، وكذلك الميم في حيز واحد، وهو اخر الحروف الصحاح، ولذلك لم يكن له في شئ من الابواب تأليف لا في الثّنائيّ ولا في الثلاثي و [لافي] الرباعي و [لافي] الخماسي، ولم يبق منها إلا الفيف ".وقال في باب الميم: " الميم آخِرُ الحُروفِ الصِّحاح، وقد مضت مَعَ ما مَضَى منالحروف، فلم يَبْقَ للميم إلا اللفيف ".فإذا انتهى من الحروف الصحاح عقد بابا للاحرف المعتلة، وهو اخر أبواب كتاب العين، واخر كلمة ترجمت فيه هي كلمة (آية) .وكل باب من تلك الابواب يتناول بالدرس الكلم مرتبة بحسب عدة أصولها، والكلم من حيث عدة أصولها تندرج في ستة أبواب: ١) باب الثنائي المشدد ثانية.٢) باب الثلاثي الصحيح.٣) باب الثلاثي المعتل.٤) باب اللفيف.٥) باب الرباعي.٦) باب الخماسي.وليس بعد الخماسي باب، لانه " ليس للعرب بناء في الأسماء والافعال أكثر من خمسةِ أحرُف، فمهما وجدت زيادة على خمسة أحرف في فِعل أو اسم فاعلم أنَّها زائدة على البناء، نحو قرعبلانة، أنما هو قَرَعْبَلَ، ومثل عنكبوت، إنما هو: عنكب ".(١)(١) تهذيب اللغة ١ / ٤٢.[*]