Minhâcü's-Sünneti'n-Nebeviyye (İbn Teymiyye)
Bölüm: Akîde
Kitap: Minhâcü's-Sünneti'n-Nebeviyye fî Nakdi Kelâmi'ş-Şî'ati'l-Kaderiyye
Müellif: Takıyyüddîn Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Abdülhalîm b. Abdüsselâm b. Abdillâh b. Ebî'l-Kâsım b. Muhammed İbn Teymiyye el-Harrânî el-Hanbelî ed-Dımaşkî (ö. 728/1328)
Tahkik: Muhammed Reşâd Sâlim
Neşir: İmam Muhammed b. Su‘ûd İslâm Üniversitesi
Baskı: Birinci Baskı, 1406/1986
Cilt Sayısı: 9
[Kitap numaralandırması matbû nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
منهاج السنة النبوية (ابن تيمية)القسم: العقيدةالكتاب: منهاج السنة النبوية في نقض كلام الشيعة القدريةالمؤلف: تقي الدين أبو العباس أحمد بن عبد الحليم بن عبد السلام بن عبد الله بن أبي القاسم بن محمد ابن تيمية الحراني الحنبلي الدمشقي (ت ٧٢٨هـ)المحقق: محمد رشاد سالمالناشر: جامعة الإمام محمد بن سعود الإسلاميةالطبعة: الأولى، ١٤٠٦ هـ - ١٩٨٦ معدد المجلدات: ٩[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
[Müellifin Mukaddimesi] [Kitabın Hutbesi] Bismillâhirrahmânirrahîm [Ve bihî nestaîn] (1) (1) 'Ve bihî nestaîn' ibaresi (م) ve (أ) nüshalarında ziyade olup, (ن) nüshasında 've billâhi’t-tevfîk' şeklindedir. Şeyh, İmam, Âlim, Habr-i Kâmil, Ehad, Allâme, Hâfız, Huşû eden, Kânıt, İmamların İmamı, Ümmetin Rabbânîsi, Şeyhülislâm, Âlimlerin Bakıyyesi, Takıyyüddîn, Müctehidlerin Hâtimesi (2) (2) (أ) ve (ل) nüshasında: 'bakıyyetü’l-müctehidîn' şeklindedir. Ebû’l-Abbâs Ahmed b. Abdilhalîm b. Abdisselâm b. Abdillâh b. Ebî’l-Kâsım b. Teymiyye el-Harrânî, Allah ruhunu takdis etsin, kabrini nurlandırsın. (3) (3) (م) ve (ن) nüshasında: 'Şeyh, İmam, Âlim, Allâme, Rabbânî, asrının yegânesi, devrinin tek şahsiyeti Ahmed b. Abdilhalîm b. Abdisselâm b. Teymiyye el-Harrânî radıyallâhu anh, Allah onu rahmetiyle kaplasın ve cennetinin bağrında iskân eylesin, âmin.' denilmiştir. Bu kelimelerin bazısı (ن) nüshasının fotokopisinde görülmemektedir. Hamd, O Allah'a mahsustur ki peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi, onlarla birlikte Kitab'ı hak olarak indirdi ki insanların ihtilafa düştükleri şeylerde aralarında hükmetsin. Onda ihtilafa düşenler ancak kendilerine kitap verilenler oldu; kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki azgınlık (bağy) yüzünden (ihtilafa düştüler). Bunun üzerine Allah, iman edenleri, ihtilaf ettikleri hak konusunda izniyle hidayete erdirdi (4). (4) 'Bi-iznihî' ifadesi yalnızca (أ) nüshasında düşmüştür. Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Ve şehadet ederim ki...
[مقدمة المؤلف][خطبة الكتاب]بسم الله الرحمن الرحيم[وَبِهِ نَسْتَعِينُ] (١)قَالَ الشَّيْخُ الْإِمَامُ الْعَالِمُ، الْحَبْرُ الْكَامِلُ، الْأَوْحَدُ الْعَلَّامَةُ الْحَافِظُ، الْخَاشِعُ الْقَانِتُ، إِمَامُ الْأَئِمَّةِ، وَرَبَّانِيُّ الْأُمَّةِ، شَيْخُ الْإِسْلَامِ، بَقِيَّةُ الْأَعْلَامِ، تَقِيُّ الدِّينِ، خَاتِمَةُ الْمُجْتَهِدِينَ، (٢) أَبُو الْعَبَّاسِ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ الْحَلِيمِ بْنِ عَبْدِ السَّلَامِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي الْقَاسِمِ بْنِ تَيْمِيَّةَ الْحَرَّانِيُّ، قَدَّسَ اللَّهُ رُوحَهُ، وَنَوَّرَ ضَرِيحَهُ (٣) .الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي بَعَثَ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ، وَمُنْذِرِينَ، وَأَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ، وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا الَّذِينَ أُوتُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ، فَهَدَى اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ (٤) ، وَاللَّهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ، وَأَشْهَدُ(١) وَبِهِ نَسْتَعِينُ: زِيَادَةٌ فِي (م) ، (أ) ، وَفِي (ن) : وَبِاللَّهِ التَّوْفِيقُ.(٢) أ، ل: بَقِيَّةُ الْمُجْتَهِدِينَ.(٣) م، ن: قَالَ الشَّيْخُ الْإِمَامُ الْعَالِمُ الْعَلَّامَةُ الرَّبَّانِيُّ، وَحِيدُ عَصْرِهِ، وَفَرِيدُ دَهْرِهِ، أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ الْحَلِيمِ بْنِ عَبْدِ السَّلَامِ بْنِ تَيْمِيَّةَ الْحَرَّانِيُّ رضي الله عنه، وَتَغَمَّدَهُ بِرَحْمَتِهِ، وَأَسْكَنَهُ بَحْبُوحَةَ جَنَّتِهِ، آمِينَ. وَلَمْ تَظْهَرْ بَعْضُ هَذِهِ الْكَلِمَاتِ فِي مُصَوَّرَةِ (ن) .(٤) بِإِذْنِهِ: سَاقِطَةٌ مِنْ (أ) فَقَطْ.
Lâ ilâhe illallâh, O tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur. Nitekim O, Subhânehû ve Teâlâ şöyle şâhitlik etmiştir: {O'ndan başka hiçbir ilâh olmadığına melekler ve ilim sahipleri de adâleti ayakta tutarak şâhitlik ederler. O'ndan başka ilâh yoktur; O, el-Azîz el-Hakîm'dir.} [Âl-i İmrân Sûresi, 18] Ve şehâdet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resûlüdür. O (s.a.v.) öyle bir peygamberdir ki Allah onunla peygamberlerini mühürlemiş, velîlerine de onunla hidâyet vermiştir ve onu Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle vasfetmiştir: {Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. O'na tevekkül ettim; O, büyük Arş'ın Rabbidir."} [Tevbe Sûresi, 128-129] Allah'ın en üstün salâtı ve en üstün selâmı onun ve âlinin üzerine olsun. [İbn Teymiyye'nin kitabı telif sebebi] Emme ba'd: Bana Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'ten bir grup, günümüzdeki Râfizî şeyhlerinden birinin bu metaı sürüm için yazdığı bir kitap getirdi. O kitap, İmâmî Râfizî mezhebine davet etmektedir. Kendisine davet ulaşabilen emir sahiplerine ve diğer câhiliye ehlinden ilim ve din konusunda bilgileri az olanlara ve...
أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، كَمَا شَهِدَ هُوَ سبحانه وتعالى (١) : {أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ} [سُورَةُ آلِ عِمْرَانَ: ١٨] وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، الَّذِي [خَتَمَ بِهِ أَنْبِيَاءَهُ، وَهَدَى بِهِ أَوْلِيَاءَهُ] (٢) ، وَنَعَتَهُ (٣) بِقَوْلِهِ فِي الْقُرْآنِ الْكَرِيمِ: {لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ - فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ} [سُورَةُ التَّوْبَةِ: ١٢٨ - ١٢٩] صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ [وَعَلَى آلِهِ (٤) أَفْضَلَ صَلَاةٍ، وَأَفْضَلَ (٥) . تَسْلِيمٍ] (٦) . [سبب تأليف ابن تيمية للكتاب]أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّهُ قَدْ (٧) أَحْضَرَ إِلَيَّ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ كِتَابًا صَنَّفَهُ بَعْضُ [شُيُوخِ الرَّافِضَةِ فِي عَصْرِنَا مُنَفِّقًا] (٨) لِهَذِهِ الْبِضَاعَةِ، يَدْعُو بِهِ (٩) إِلَى مَذْهَبِ الرَّافِضَةِ الْإِمَامِيَّةِ، مَنْ أَمْكَنَهُ دَعْوَتُهُ مِنْ وُلَاةِ الْأُمُورِ، [وَغَيْرِهِمْ أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ، مِمَّنْ قَلَّتَ مَعْرِفَتُهُمْ] (١٠) بِالْعِلْمِ وَالدِّينِ، وَلَمْ(١) وَتَعَالَى: لَيْسَتْ فِي (م) ، (ل) . وَفِي (ن) : لَا شَرِيكَ لَهُ، كَمَا قَالَ: (شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ. . إِلَخْ) .(٢) مَا بَيْنَ الْمَعْقُوفَتَيْنِ مَكَانُهُ بَيَاضٌ فِي (ن) .(٣) أ، ب، ل: وَبَعَثَهُ.(٤) وَعَلَى آلِهِ: زِيَادَةٌ فِي (م) فَقَطْ.(٥) ب: وَأَكْمَلَ.(٦) مَا بَيْنَ الْمَعْقُوفَتَيْنِ مَكَانُهُ بَيَاضٌ فِي (ن) .(٧) قَدْ: زِيَادَةٌ فِي (م) ، (ن) .(٨) مَا بَيْنَ الْمَعْقُوفَتَيْنِ مَكَانُهُ بَيَاضٌ فِي (ن) .(٩) ن (فَقَطْ) : بِدَعْوَتِهِ.(١٠) مَا بَيْنَ الْمَعْقُوفَتَيْنِ مَكَانُهُ بَيَاضٌ فِي (ن) .
Müslümanların dininin aslını bilirler ve ona bu hususta yardım edenlerin âdeti, [Râfizîlerden, İslâm görünenlerden] [1] Bâtıniyye'nin mülhid türlerine [2] yardım etmektir. Bunlar bâtında Sâbiîlerden [3], hakikatin dışındaki filozoflardandır.
[1] Köşeli parantezler arasındaki kısım (ن) nüshasında boşluktur.
[2] Bâtıniyye, Kitap'taki her zâhir için bir bâtın ve her tenzîl için bir te'vîl kabul eden kimselerdir. Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihal (1/172)'de şöyle der: "Kadîm Bâtıniyye", sözlerini filozofların bazı sözleriyle karıştırırdı. Onun zamanındaki Bâtıniyye'ye gelince, onları ve gulat İsmâilîyye'yi tek bir fırka olarak kabul etmiş ve Irak'ta onlara Bâtıniyye, Karmatîler ve Mazdekîler; Horasan'da ise Ta'lîmiyye ve Mülhide denildiğini zikretmiştir. Muhammed b. el-Hasan ed-Deylemî, "Kavâidu Akâidi Âli Muhammed" (Kahire, 1950) adlı eserinin 34. sayfasında şu lakapları eklemiştir: Seb'iyye, Hurremiyye, Bâbekiyye, Muhammira, Mübârekiyye, İbâhiyye, Zenâdıka ve Harmedîniyye. İbn Tâhir el-Bağdâdî, el-Farku beyne'l-Firak (s. 196)'de makâlât sahiplerinden şu sözü nakletmiştir: Bâtıniyye davasını kuranlar, aralarında Meymûn b. Deyşân el-Kaddâh ve Denden lakabıyla tanınan Muhammed b. el-Huseyn'in de bulunduğu bir gruptur. Ayrıca bkz.: el-Milel ve'n-Nihal, 1/170-178; el-Farku beyne'l-Firak, s. 169-188; C. Carra de Vaux'nun İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Bâtıniyye" maddesi; Dr. Muhammed Bedî‘ Şerîf'in "es-Sirâ‘ beyne'l-Mevâlî ve'l-Arab" adlı eseri (Kahire, 1954), s. 57-65.
[3] Râzî, "es-Sâbiûn" hakkında şöyle demiştir (İtikâdâtü Firakı'l-Müslimîn ve'l-Müşrikîn, s. [0-9]0): "Onlar, bu âlemin tedbir edicisi ve yaratıcısının yedi gezegen ve yıldızlar olduğunu söyleyen bir kavimdir; yani yıldızlara tapanlardır." Şehristânî ise (el-Milel ve'n-Nihal, 1/210-211), İbrâhim (a.s.) zamanındaki fırkaların iki sınıfa dayandığını zikreder: Sâbiîler ve Hanîfler. Sâbiîler, ruhanî bir "aracı"nın varlığını gerekli görmüşler; kimisi bu "aracı"yı gezegenlerden, kimisi de putlardan kabul etmiştir. İbn Teymiyye, sık sık filozofları müşrik Sâbiîlerden sayar ve Fârâbî'nin hicrî dördüncü yüzyılda Sâbiîlerin merkezi olan Harran'a gittiğini, onlardan öğrendiğini ve felsefeyi onlardan aldığını, aynı şekilde Sâbit b. Kurra el-Harrânî ve diğerlerinin de Fârâbî'den önce böyle yaptığını belirtir. İbn Teymiyye, Allah Teâlâ'nın kitabında zikrettiği [Hac Suresi: 17] bu müşrik Sâbiîler ile Allah'ın övdüğü [Bakara Suresi: 62] muvahhid Sâbiîler arasında ayrım yapar. Bunun ve diğer hususların tafsilatı için bkz.: er-Reddu ale'l-Mantıkıyyîn, s. [0-9]87-290, 454-458; Minhâcü's-Sünne (Bulak, 1/197); Mecmû‘atü'r-Resâil ve'l-Mesâil, 4/37, 38; Mecmû‘atü Resâili Şeyhi'l-İslâm İbn Teymiyye, 58, 74, 93, 94, 97-99. İbn Teymiyye, Mu'tezile ve diğer nefyedicileri "muattıla Sâbiîler" olarak adlandırır. Bkz. örn. Mecmû‘atü'r-Resâil ve'l-Mesâil, 1/183.
يَعْرِفُوا أَصْلَ دِينِ الْمُسْلِمِينَ، وَأَعَانَهُ عَلَى ذَلِكَ مَنْ عَادَتُهُمْ إِعَانَةُ [الرَّافِضَةِ مِنَ الْمُتَظَاهِرِينَ بِالْإِسْلَامِ، مِنْ] (١) أَصْنَافِ الْبَاطِنِيَّةِ الْمُلْحِدِينَ (٢) الَّذِينَ هُمْ فِي الْبَاطِنِ مِنَ الصَّابِئَةِ (٣) الْفَلَاسِفَةِ الْخَارِجِينَ عَنْ حَقِيقَةِ(١) مَا بَيْنَ الْمَعْقُوفَتَيْنِ مَكَانُهُ بَيَاضٌ فِي (ن) .(٢) الْبَاطِنِيَّةُ هُمُ الَّذِينَ جَعَلُوا لِكُلِّ ظَاهِرٍ مِنَ الْكِتَابِ بَاطِنًا، وَلِكُلِّ تَنْزِيلٍ تَأْوِيلًا، وَيَذْكُرُ الشَّهْرَسْتَانِيُّ (الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/١٧٢) أَنَّ " الْبَاطِنِيَّةَ الْقَدِيمَةَ " كَانَتْ تَخْلِطُ كَلَامَهَا بِبَعْضِ كَلَامِ الْفَلَاسِفَةِ. أَمَّا الْبَاطِنِيَّةُ عَلَى زَمَانِهِ فَقَدْ جَعَلَهُمْ هُمْ وَالْإِسْمَاعِيلِيَّةَ الْغُلَاةَ فَرْقَةً وَاحِدَةً، وَذَكَرَ أَنَّهُمْ يُسَمَّوْنَ فِي الْعِرَاقِ بِالْبَاطِنِيَّةِ وَالْقَرَامِطَةِ وَالْمَزْدَكِيَّةِ، وَفِي خُرَاسَانَ بِالتَّعْلِيمِيَّةِ وَالْمُلْحِدَةِ، وَأَضَافَ مُحَمَّدُ بْنُ الْحَسَنِ الدَّيْلَمِيُّ فِي كِتَابِهِ " قَوَاعِدِ عَقَائِدِ آلِ مُحَمَّدٍ " (الْقَاهِرَةِ سَنَةَ ١٩٥٠) ص ٣٤، الْأَلْقَابَ التَّالِيَةَ: السَّبْعِيَّةَ، وَالْخُرَّمِيَّةَ، وَالْبَابَكِيَّةَ، وَالْمُحَمِّرَةَ، وَالْمُبَارَكِيَّةَ، وَالْإِبَاحِيَّةَ، وَالزَّنَادِقَةَ، وَالْخَرْمَدِينِيَّةَ، وَنَقَلَ ابْنُ طَاهِرٍ الْبَغْدَادِيُّ (الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ، ص ١٩٦) عَنْ أَصْحَابِ الْمَقَالَاتِ قَوْلَهُمْ بِأَنَّ الَّذِينَ أَسَّسُوا دَعْوَةَ الْبَاطِنِيَّةِ جَمَاعَةٌ مِنْهُمْ مَيْمُونُ بْنُ دَيْصَانَ الْمَعْرُوفُ بِالْقَدَّاحِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ الْمُلَقَّبُ بِدَنْدَانَ.وَانْظُرْ أَيْضًا: الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/١٧٠ - ١٧٨؛ الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ، ص ١٦٩ - ١٨٨؛ مَقَالَةَ كَارَادِي فُوفِي دَائِرَةَ الْمَعَارِفِ الْإِسْلَامِيَّةِ، مَادَّةَ: الْبَاطِنِيَّةِ؛ كِتَابَ " الصِّرَاعِ بَيْنَ الْمَوَالِي وَالْعَرَبِ " تَأْلِيفُ الدُّكْتُورِ مُحَمَّد بَدِيع شَرِيف، ص ٥٧ - ٦٥، الْقَاهِرَةَ، ١٩٥٤.(٣) قَالَ الرَّازِيُّ عَنِ " الصَّابِئَةِ " (اعْتِقَادَاتِ فِرَقِ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُشْرِكِينَ ص [٠ - ٩] ٠) : " قَوْمٌ يَقُولُونَ: إِنَّ مُدَبِّرَ هَذَا الْعَالَمِ وَخَالِقَهُ هَذِهِ الْكَوَاكِبُ السَّبْعَةُ وَالنُّجُومُ، فَهُمْ عَبَدَةُ الْكَوَاكِبِ ". وَأَمَّا الشَّهْرَسْتَانِيُّ (الْمِلَلُ وَالنِّحَلُ ١/٢١٠ - ٢١١) فَيَذْكُرُ أَنَّ الْفِرَقَ كَانَتْ فِي زَمَانِ إِبْرَاهِيمَ عليه السلام تَرْجِعُ إِلَى صِنْفَيْنِ اثْنَيْنِ: الصَّابِئَةِ، وَالْحُنَفَاءِ، وَقَالَ الصَّابِئَةُ بِالْحَاجَةِ إِلَى وُجُودِ " مُتَوَسِّطٍ " رُوحَانِيٍّ، وَجَعَلَ بَعْضُهُمْ هَذَا " الْمُتَوَسِّطَ " مِنَ الْكَوَاكِبِ وَبَعْضُهُمْ جَعَلُوهُ مِنَ الْأَصْنَامِ. وَابْنُ تَيْمِيَّةَ كَثِيرًا مَا يَصِفُ الْفَلَاسِفَةَ بِأَنَّهُمْ مِنَ الصَّابِئَةِ الْمُشْرِكِينَ وَهُوَ يَذْكُرُ بِأَنَّ الْفَارَابِيَّ قَدِمَ حَرَّانَ - الَّتِي كَانَتْ مَرْكَزًا لِلصَّابِئَةِ الْمُشْرِكِينَ - فِي الْقَرْنِ الرَّابِعِ الْهِجْرِيِّ وَتَعَلَّمَ مِنْهُمْ وَأَخَذَ عَنْهُمُ الْفَلْسَفَةَ، وَكَذَلِكَ فَعَلَ ثَابِتُ بْنُ قُرَّةَ الْحَرَّانِيُّ وَغَيْرُهُ قَبْلَ الْفَارَابِيِّ. وَيُفَرِّقُ ابْنُ تَيْمِيَّةَ بَيْنَ هَؤُلَاءِ الصَّابِئَةِ الْمُشْرِكِينَ الَّذِينَ يَذْكُرُهُمُ اللَّهُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ [سُورَةَ الْحَجِّ: ١٧] وَبَيْنَ الصَّابِئَةِ الْمُوَحِّدِينَ الَّذِينَ يُثْنِي اللَّهُ عَلَيْهِمْ [سُورَةَ الْبَقَرَةِ: ٦٢] . انْظُرْ تَفْصِيلَ ذَلِكَ وَغَيْرَهُ فِي الرَّدِّ عَلَى الْمَنْطِقِيِّينَ، ص [٠ - ٩] ٨٧ - ٢٩٠، ٤٥٤ - ٤٥٨؛ مِنْهَاجَ السُّنَّةِ (بُولَاقَ ١/١٩٧) ؛ مَجْمُوعَةَ الرَّسَائِلِ وَالْمَسَائِلِ ٤/٣٧، ٣٨.؛ مَجْمُوعَةَ رَسَائِلِ شَيْخِ الْإِسْلَامِ ابْنِ تَيْمِيَّةَ ٥٨، ٧٤، ٩٣، ٩٤، ٩٧ - ٩٩. وَيُسَمِّي ابْنُ تَيْمِيَّةَ الْمُعْتَزِلَةَ وَغَيْرَهُمْ مِنَ النُّفَاةِ بِالصَّابِئَةِ الْمُعَطِّلَةِ، انْظُرْ مَثَلًا مَجْمُوعَةَ الرَّسَائِلِ وَالْمَسَائِلِ ١/١٨٣.
Mürselîne ittibâ; onlar ki İslâm dînine ittibâyı vâcib görmezler ve onun dışındaki dinlere ittibâyı haram kılmazlar; bilakis mileli (dinleri) mezhepler ve siyasetler mertebesinde kılarlar; ki onlara uymak câizdir ve nübüvvet, dünyada umumun maslahatı için vaz‘edilmiş âdil bir siyaset nev‘idir. Zira bu sınıf, câhiliyye ve ehl-i câhiliyye çoğaldığında çoğalır ve zuhur eder; nübüvvet ilmine ve ona ittibâya sâhip olup da nübüvvetin dalâlet karanlığını mahveden nurlarını izhâr edecek ve ona muhâlefette bulunan ifk, şirk ve mihâli keşfedecek ehl-i ilim bulunmazsa. Bunlar nübüvvete mutlak olarak tekzîb etmezler; aksine onun ba‘zı hallerine îmân eder, ba‘zı hallerini inkâr ederler. Îmân ve inkâr ettikleri o hususlarda (nübüvvetin keyfiyetlerinde) farklılık gösterirler. İşte bu sebeple, nübüvvetlere ta‘zîmleri yüzünden durumları birçok cehâlet ehline müştebih gelir.
[مُتَابَعَةِ (١) الْمُرْسَلِينَ الَّذِينَ لَا يُوجِبُونَ اتِّبَاعَ] (٢) دِينِ الْإِسْلَامِ (٣) ، وَلَا يُحَرِّمُونَ [اتِّبَاعَ] مَا سِوَاهُ (٤) مِنَ الْأَدْيَانِ، بَلْ يَجْعَلُونَ الْمِلَلَ بِمَنْزِلَةِ الْمَذَاهِبِ، وَالسِّيَاسَاتِ [الَّتِي يَسُوغُ اتِّبَاعُهَا، وَأَنَّ النُّبُوَّةَ] نَوْعٌ مِنَ السِّيَاسَةِ الْعَادِلَةِ الَّتِي وُضِعَتْ لِمَصْلَحَةِ الْعَامَّةِ فِي الدُّنْيَا.فَإِنَّ هَذَا الصِّنْفَ يَكْثُرُونَ وَيَظْهَرُونَ [إِذَا كَثُرَتِ الْجَاهِلِيَّةُ، وَأَهْلُهَا] ، وَلَمْ يَكُنْ هُنَاكَ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ بِالنُّبُوَّةِ، وَالْمُتَابَعَةِ لَهَا مَنْ يُظْهِرُ أَنْوَارَهَا الْمَاحِيَةَ لِظُلْمَةِ (٥) الضَّلَالِ، [وَيَكْشِفُ مَا فِي خِلَافِهَا مِنَ الْإِفْكِ] ، وَالشِّرْكِ، وَالْمِحَالِ.وَهَؤُلَاءِ لَا يُكَذِّبُونَ بِالنُّبُوَّةِ تَكْذِيبًا مُطْلَقًا، بَلْ هُمْ يُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ أَحْوَالِهَا، وَيَكْفُرُونَ [بِبَعْضِ الْأَحْوَالِ (٦) ، وَهُمْ مُتَفَاوِتُونَ فِيمَا] يُؤْمِنُونَ بِهِ، وَيَكْفُرُونَ بِهِ مِنْ تِلْكَ الْخِلَالِ، فَلِهَذَا يَلْتَبِسُ أَمْرُهُمْ بِسَبَبِ تَعْظِيمِهِمْ لِلنُّبُوَّاتِ عَلَى كَثِيرٍ مِنْ أَهْلِ (٧) [الْجَهَالَاتِ.(١) م: اتِّبَاعِ.(٢) مَا بَيْنَ الْمَعْقُوفَتَيْنِ مَكَانُهُ بَيَاضٌ فِي (ن) . وَسَأَكْتَفِي فِيمَا يَلِي بِوَضْعِ الْمَعْقُوفَتَيْنِ بِدُونِ الْإِشَارَةِ إِلَى وُجُودِ الْبَيَاضِ فِي (ن) إِنْ شَاءَ اللَّهُ.(٣) ن، م: دِينِ الْمُسْلِمِينَ.(٤) ن، م: وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا سِوَاهُ.(٥) ن، م: لِظُلْمِ.(٦) الْأَحْوَالِ: سَاقِطَةٌ مِنْ (م) .(٧) أَهْلِ: سَاقِطَةٌ مِنْ (أ) ، (ل) .
Râfizîler ve Cehmiyye(1), bu mülhidler için giriş kapısı konumundadır; onlar, Allah'ın isimleri ve apaçık kitabının âyetleri hakkındaki her türlü ilhâdın içine işte bu iki fırka vasıtasıyla dâhil olurlar. Nitekim Bâtınî Karmatîler'in(2) ve onlar gibi diğer münafıkların ilhâdının reisleri de böyle takdir etmiştir.
Bu kitabı bizzat hazır bulunduran zat, onun —kendilerine meyleden hükümdarlar ve diğer kimseler nezdinde— o mezheplerini yerleştirmede en büyük sebeplerden biri olduğunu belirtmiştir. O, bu eseri kendisini 'Hüdâbend'(6) diye andığı meşhur hükümdar için telif etmiştir.(4) Ondan bana bu kitaptakileri açıklamamı istediler.
(1) Cehmiyye: mensupları, Benî Râsib'in mevlâsı Ebû Muhriz Cehm b. Safvân'a nisbet edilen fırkadır. Kendisi Horasanlı olup Ca‘d b. Dirhem'in talebesi olmuş ve Mürcie'den Mukātil b. Süleyman ile bağlantı kurmuştur. Cehm, Horasan emîrlerinden Hâris b. Süreyc'in kâtibiydi ve onunla birlikte Emevîler'e karşı ayaklanmış; ikisi de 128/745 yılında Merv'de öldürülmüştür. Cehmiyye tabiri bazen genel mânada kullanılır ve mutlak sıfat nefyedicilerini ifade eder; bazen de hususî mânada kullanılır ve Cehm b. Safvân'ın —başlıca sıfatları nefyetmek, cebir görüşü ve cennet ile cehennemin fânî olduğu inancı olan— fikirlerine tâbi olanları kasteder. Bkz: Makālâtü'l-İslâmiyyîn (el-Eş‘arî), I/197-198, 224, 312; el-Milel ve'n-Nihal (eş-Şehristânî), I/79-81; el-Fark beyne'l-Fırak (el-Bağdâdî), s. 128-129; et-Tabsîr fi'd-Dîn (el-İsferâyînî), s. 63-64. Ayrıca İbn Teymiyye'nin el-Fetâvâ, V/31-35 (Kahire 1329) içindeki 'et-Tis‘îniyye'sinde Cehmiyye hakkında söylediklerine bakınız.
(2) Bâtınîler'den olan Karmatîler, Hamdân b. el-Eş‘as'a nisbet edilirler; kendisi 'Karmat' lakabıyla meşhurdur. Ubeydullah b. Meymûn el-Kaddâh'ın elçisi Hüseyin el-Ahvâzî'nin talebesi olmuş, ardından Küfe yakınlarında 'Dâru'l-Hicre' adını verdiği bir merkez edinmiş; o ve taraftarları buradan Müslümanlar üzerine akınlar düzenlemişlerdir. Onun daveti İslâm dünyasının birçok bölgesine yayılmış ve pek çok karışıklığa, savaşa sebep olmuştur. İbn Tâhir el-Bağdâdî (el-Fark beyne'l-Fırak, s. 177) Hamdân Karmat'ın Harrân Sâbiîlerinden olduğunu zikretmiştir. Ayrıca bakınız: Dâiretü'l-Maârifi'l-İslâmiyye'de 'Hamdân Karmat' maddesi; Adam Metz, el-Hadâretü'l-İslâmiyye fi'l-Karni'r-Râbi‘i'l-Hicrî, II/45-49, Kahire 1948; el-Fark beyne'l-Fırak, s. 169-172; Makālâtü'l-İslâmiyyîn (el-Eş‘arî), I/98.
(3) (M) nüshasında: 'el-Bâtıne' şeklindedir.
(4) (A) nüshasında: 'sana‘ahû' (yaptı/imâl etti) şeklindedir.
(5) 'fîhi' ibâresi (M) ve (N) nüshalarında zâiddir (fazladan).
(6) 'Hüdâbend' şekli (B) nüshasında böyledir; diğer nüshalarda 'Hazâbende' şeklinde kayıtlıdır.
وَالرَّافِضَةُ، وَالْجَهْمِيَّةُ] (١) هُمُ الْبَابُ لِهَؤُلَاءِ الْمُلْحِدِينَ، مِنْهُمْ يَدْخُلُونَ إِلَى سَائِرِ أَصْنَافِ الْإِلْحَادِ فِي أَسْمَاءِ اللَّهِ، وَآيَاتِ [كِتَابِهِ الْمُبِينِ، كَمَا قَرَّرَ ذَلِكَ] رُءُوسُ [الْمُلْحِدَةِ مِنَ] الْقَرَامِطَةِ (٢) الْبَاطِنِيَّةِ (٣) ، وَغَيْرِهِمْ مِنَ الْمُنَافِقِينَ.وَذَكَرَ مَنْ أَحْضَرَ هَذَا الْكِتَابَ أَنَّهُ مِنْ [أَعْظَمِ الْأَسْبَابِ فِي تَقْرِيرِ مَذَاهِبِهِمْ] عِنْدَ مَنْ مَالَ إِلَيْهِمْ مِنَ الْمُلُوكِ، وَغَيْرِهِمْ، وَقَدْ صَنَّفَهُ (٤) لِلْمَلِكِ الْمَعْرُوفِ الَّذِي سَمَّاهُ فِيهِ (٥) [خَدَابَنْدَهْ (٦) ، وَطَلَبُوا مِنِّي بَيَانَ مَا فِي هَذَا](١) الْجَهْمِيَّةُ هُمُ الْمُنْتَسِبُونَ إِلَى جَهْمِ بْنِ صَفْوَانَ أَبِي مُحْرِزٍ مَوْلَى بَنِي رَاسِبٍ، وَهُوَ مِنْ أَهْلِ خُرَاسَانَ، وَقَدْ تَتَلْمَذَ عَلَى الْجَعْدِ بْنِ دِرْهَمٍ، كَمَا اتَّصَلَ بِمُقَاتِلِ بْنِ سُلَيْمَانَ مِنَ الْمُرْجِئَةِ. وَكَانَ الْجَهْمُ كَاتِبًا لِلْحَارِثِ بْنِ سُرَيْجٍ مِنْ زُعَمَاءِ خُرَاسَانَ، وَخَرَجَ مَعَهُ عَلَى الْأُمَوِيِّينَ، فَقُتِلَا بِمَرْوَ سَنَةَ ١٢٨ هـ.وَالْجَهْمِيَّةُ تُطْلَقُ أَحْيَانًا بِمَعْنًى عَامٍّ وَيُقْصَدُ بِهَا نُفَاةُ الصِّفَاتِ عَامَّةً، وَتُطْلَقُ أَحْيَانًا بِمَعْنًى خَاصٍّ وَيُقْصَدُ بِهَا مُتَابِعُو الْجَهْمِ بْنِ صَفْوَانَ فِي آرَائِهِ وَأَهَمُّهَا نَفْيُ الصِّفَاتِ وَالْقَوْلُ بِالْجَبْرِ وَالْقَوْلُ بِفَنَاءِ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ. انْظُرْ مَقَالَاتِ الْأَشْعَرِيِّ ١/١٩٧ - ١٩٨، ٢٢٤، ٣١٢؛ الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/٧٩ - ٨١؛ الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ ١٢٨ - ١٢٩؛ التَّبْصِيرَ فِي الدِّينِ ٦٣ - ٦٤. وَانْظُرْ أَيْضًا مَا ذَكَرَهُ ابْنُ تَيْمِيَّةَ عَنِ الْجَهْمِيَّةِ فِي " التِّسْعِينِيَّةِ " ضِمْنَ الْفَتَاوَى ٥/٣١ - ٣٥، الْقَاهِرَةَ ١٣٢٩.(٢) الْقَرَامِطَةُ مِنَ الْبَاطِنِيَّةِ هُمُ الَّذِينَ يَنْتَسِبُونَ إِلَى حَمْدَانَ بْنِ الْأَشْعَثِ الَّذِي كَانَ يُلَقَّبُ بِقَرْمَطَ وَقَدْ تَتَلْمَذَ عَلَى حُسَيْنٍ الْأَهْوَازِيِّ رَسُولِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مَيْمُونٍ الْقَدَّاحِ، ثُمَّ اتَّخَذَ لِنَفْسِهِ مَقَرًّا قُرْبَ الْكُوفَةِ سَمَّاهُ " دَارَ الْهِجْرَةِ " وَأَخَذَ هُوَ وَأَتْبَاعُهُ يَشُنُّونَ مِنْهُ الْغَارَاتِ عَلَى الْمُسْلِمِينَ، وَقَدِ انْتَشَرَتْ دَعْوَتُهُ فِي أَنْحَاءَ كَثِيرَةٍ فِي الْعَالَمِ الْإِسْلَامِيِّ وَكَانَتْ سَبَبًا فِي كَثِيرٍ مِنَ الْقَلَاقِلِ وَالْحُرُوبِ. وَذَكَرَ ابْنُ طَاهِرٍ الْبَغْدَادِيُّ (الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ، ص ١٧٧) أَنَّ حَمْدَانَ قَرْمَطَ كَانَ مِنَ الصَّابِئَةِ الْحَرَّانِيَّةِ. انْظُرْ أَيْضًا: هِيوَارَ فِي دَائِرَةِ الْمَعَارِفِ الْإِسْلَامِيَّةِ، مَادَّةَ: حَمْدَانَ قَرْمَطَ؛ آدَم مِتْز: الْحَضَارَةَ الْإِسْلَامِيَّةَ فِي الْقَرْنِ الرَّابِعِ الْهِجْرِيِّ ٢/٤٥ - ٤٩، الْقَاهِرَةَ، ١٩٤٨؛ الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ ١٦٩ - ١٧٢؛ مَقَالَاتِ الْأَشْعَرِيِّ ١/٩٨.(٣) م: الْبَاطِنَةِ.(٤) أ: صَنَعَهُ.(٥) فِيهِ: زِيَادَةٌ فِي (م) ، (ن) .(٦) خَدَابَنْدَهْ: كَذَا فِي (ب) . وَفِي سَائِرِ النُّسَخِ: خَذَابَنْدَهْ.
Kitabın, dalâletten ve bâtıl hitaptan olmasına rağmen, bunda Allah'ın mümin kullarına yardım etmek ve müfterilerin, mülhidlerin sözlerinin bâtıllığını beyan etmek vardır. Nitekim onlara haber verdim ki bu kitap, hüccet ve delil babında onların söylediklerinin en yükseği olsa bile, o kavim sırât-ı müstakîmden en çok sapan insanlardır. Zira deliller ya naklîdir ya aklîdir. O kavim ise menkulde ve makulde en çok sapkın olanlardır; mezhepler ve takrir noktasında da böyledirler. Onlar, Allah'ın kendileri hakkında "Ve dediler ki: Keşke dinleseydik veya aklımızı kullansaydık, alevli ateşin halkı arasında olmazdık" (Mülk Sûresi: 10) buyurduğu kimselere en çok benzeyenlerdir. Onlar nakliyatta en yalancı insanlardır, akliyatta ise en câhil insanlardır. Menkulde, alimlerin zarûrî olarak bâtıl olduğunu bildiği şeyleri tasdik ederler; ümmette nesilden nesile en büyük tevatürle mütevatir olan zarûrî malûmu ise yalanlarlar. İlim nakledenler, hadis ve haber râvileri arasında, yalan, hata veya naklettiği şeyi bilmemekle tanınan kimse ile âdil, hâfız, zâbıt ve eser ilmiyle tanınan kimse arasını ayırt edemezler.
الْكِتَابِ مِنَ الضَّلَالِ، وَبَاطِلِ الْخِطَابِ، لِمَا فِي ذَلِكَ مِنْ نَصْرِ عِبَادِ اللَّهِ الْمُؤْمِنِينَ، وَبَيَانِ [بُطْلَانِ أَقْوَالِ الْمُفْتَرِينَ الْمُلْحِدِينَ] .فَأَخْبَرْتُهُمْ أَنَّ هَذَا الْكِتَابَ، وَإِنْ كَانَ مِنْ أَعْلَى (١) مَا يَقُولُونَهُ فِي بَابِ الْحُجَّةِ وَالدَّلِيلِ، فَالْقَوْمُ [مِنْ أَضَلِّ النَّاسِ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ، فَإِنَّ] الْأَدِلَّةَ إِمَّا نَقْلِيَّةٌ، وَإِمَّا عَقْلِيَّةٌ، وَالْقَوْمُ مِنْ أَضَلِّ النَّاسِ فِي الْمَنْقُولِ، وَالْمَعْقُولِ فِي الْمَذَاهِبِ [وَالتَّقْرِيرِ، وَهُمْ مِنْ أَشْبَهِ (٢) النَّاسِ بِمَنْ] قَالَ اللَّهُ فِيهِمْ: {وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ} [سُورَةُ الْمُلْكِ: ١٠] ، [وَالْقَوْمُ (٣) مِنْ أَكْذَبِ النَّاسِ فِي النَّقْلِيَّاتِ، وَمِنْ أَجْهَلِ (٤) ] النَّاسِ فِي الْعَقْلِيَّاتِ، يُصَدِّقُونَ مِنَ الْمَنْقُولِ بِمَا يَعْلَمُ الْعُلَمَاءُ بِالِاضْطِرَارِ (٥) أَنَّهُ مِنَ [الْأَبَاطِيلِ، وَيُكَذِّبُونَ بِالْمَعْلُومِ مِنَ الِاضْطِرَارِ (٦) ] الْمُتَوَاتِرِ أَعْظَمَ تَوَاتُرٍ فِي الْأُمَّةِ جِيلًا بَعْدَ جِيلٍ، وَلَا يُمَيِّزُونَ فِي نَقَلَةِ الْعِلْمِ، وَرُوَاةِ [الْأَحَادِيثِ (٧) ] ، وَالْأَخْبَارِ (٨) [بَيْنَ الْمَعْرُوفِ بِالْكَذِبِ، أَوِ] الْغَلَطِ، أَوِ الْجَهْلِ (٩) بِمَا يُنْقَلُ، وَبَيْنَ الْعَدْلِ الْحَافِظِ الضَّابِطِ الْمَعْرُوفِ بِالْعِلْمِ بِالْآثَارِ (١٠) .(١) مِنْ أَعْلَى: سَاقِطَةٌ مِنْ (ل) .(٢) م: وَمِنْ أَشْبَهِ.(٣) أ، ب، ل: وَهُمْ.(٤) م: وَأَجْهَلِ.(٥) م: مِنَ الِاضْطِرَارِ.(٦) م: بِالِاضْطِرَارِ.(٧) الْأَحَادِيثِ: زِيَادَةٌ فِي (م) .(٨) وَالَاخْبَارِ: كَذَا فِي (م) وَفِي سَائِرِ النُّسَخِ: الْأَخْبَارِ.(٩) م، ن: وَالْجَهْلِ.(١٠) بِالْآثَارِ: كَذَا فِي (م) . وَفِي يَسَارِ النُّسَخِ: وَالْآثَارِ.
[Hâlbuki gerçekte onların dayanağı taklittir], her ne kadar onu burhânî delillerle ortaya koyduklarını zannetseler de. Kâh Mutezile'ye ve Kaderiyye'ye (1) tâbi olurlar, kâh Mücessime'ye (2) tâbi olurlar. [Cebriyye (3) ise, nazarî meselelerde bu fırkaların en câhilidir]. İşte bu sebeple onlar, ehli ilim ve dinin geneli nezdinde Müslümanlar dairesine giren fırkaların en câhili idiler.
(1) Kaderiyye, kader konusuna dalan ve onu inkâr edenlerdir. İlk Kaderî -râcih görüşe göre- 80 (h.) yılında öldürülen Ma'bed el-Cühenî'dir. (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, 1/150-151) Onu bu hususta Abdülmelik b. Mervân döneminde öldürülen Gaylân b. Müslim ed-Dımaşkî takip etmiştir. Bk. el-Fark beyne'l-Fırak, 70; "el-Mu'tezile", Zühtü Cârullah (Kahire, 1947), s. 7. Eş'arî, Makâlât'ında Râfizîlerin dinin asıllarındaki ihtilâflarını zikretmiş ve onlardan bazısının Mutezile ve Kaderiyye'ye tâbi olduğunu beyan etmiştir. Bk. el-Makâlât, 1/105, 110, 114, 115 (İbn Teymiyye, bu kitabın devamında onun bazı sözlerini nakletmiştir: Bûlâk baskısı 1/214). Ayrıca bk. Ahmed Emîn, Duha'l-İslâm, 3/267-268, Kahire, 1949.
(2) Mücessime, Allah'ı cisimlerden bir cisim olarak kabul edenlerdir. Eş'arî (el-Makâlât, 1/102-105) ilk Şîa'dan beş fırkanın görüşlerini vermiştir ve bunların tamamı tecsîme gitmektedir; meselâ Hişâm b. el-Hakem'in Allah'ın "boyu eni gibi, eni derinliği gibi" bir cisim olduğu sözü gibi. Sonra Eş'arî (1/105) şöyle demiştir: "Tevhidde Mutezile ve Hâricîler'in görüşünü benimsediler; ilkleri ise, kendilerinden hikâye ettiğimiz teşbîh görüşünü söylüyorlardı." İbn Teymiyye, bu kitabımızda (Bûlâk baskısı 1/203) Eş'arî'nin bu husustaki sözünü nakletmiştir. Ayrıca Mücessime hakkında söylediklerine de bk. (1/238-240). Ayrıca bk. Dâiretü'l-Maârifi'l-İslâmiyye, "C-s-m" maddesi, 6/460-461 ve "Teşbîh" maddesi, 5/257-258.
(3) M: Cebriyye ve Mücessime. Cebriyye, kula hiçbir fiil ve kudret izafe etmeyen, aksine fiili tamamen Allah'a nispet edenlerdir. Bildiğimiz kadarıyla sadece cebr görüşünü benimseyen müstakil fırkalar yoktur; bilakis cebriyye'nin çoğu bunu başka görüşlerle birlikte söylerler; Cehmiyye, Neccâriyye ve Dırâriyye gibi ki bunlar cebr ile sıfatları nefyi birleştirmişlerdir. Bk. el-Milel ve'n-Nihal, 1/79-83; el-Fark beyne'l-Fırak, 126-130; İ'tikâdâtü Fırakı'l-Müslimîn ve'l-Müşrikîn, 68-69. Mevcut kaynaklarımda Şîa'nın Cebriyye'ye tâbi olduğuna dair bir delil bulamadım; bu konuda bk. el-Makâlât, 1/110-112; el-Milel ve'n-Nihal, 1/146-147, 154.
[وَعُمْدَتُهُمْ فِي نَفْسِ الْأَمْرِ عَلَى التَّقْلِيدِ] ، وَإِنْ ظَنُّوا إِقَامَتَهُ بِالْبُرْهَانِيَّاتِ، فَتَارَةً يَتَّبِعُونَ الْمُعْتَزِلَةَ، وَالْقَدَرِيَّةَ (١) ، وَتَارَةً يَتَّبِعُونَ الْمُجَسِّمَةَ (٢) ، [وَالْجَبْرِيَّةُ (٣) ، وَهُمْ مِنْ أَجْهَلِ هَذِهِ الطَّوَائِفِ] بِالنَّظَرِيَّاتِ، وَلِهَذَا كَانُوا عِنْدَ عَامَّةِ أَهْلِ الْعِلْمِ وَالدِّينِ مِنْ أَجْهَلِ الطَّوَائِفِ الدَّاخِلِينَ فِي الْمُسْلِمِينَ.(١) الْقَدَرِيَّةُ هُمُ الَّذِينَ كَانُوا يَخُوضُونَ فِي الْقَدَرِ وَيَذْهَبُونَ إِلَى إِنْكَارِهِ. وَأَوَّلُ الْقَدَرِيَّةِ هُوَ - عَلَى الْأَرْجَحِ - مَعْبَدٌ الْجُهَنِيُّ الْمَقْتُولُ سَنَةَ ٨٠ هـ. (انْظُرْ شَرْحَ مُسْلِمٍ لِلنَّوَوِيِّ ١/١٥٠ - ١٥١) وَتَبِعَهُ عَلَى ذَلِكَ غَيْلَانُ بْنُ مُسْلِمٍ الدِّمَشْقِيُّ الْمَقْتُولُ فِي عَهْدِ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ مَرْوَانَ. انْظُرِ الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ ٧٠؛ " الْمُعْتَزِلَةَ " تَأْلِيفُ زُهْدِي جَار اللَّهِ (الْقَاهِرَةَ، ١٩٤٧) ص [٠ - ٩]- ٧.وَقَدْ ذَكَرَ الْأَشْعَرِيُّ فِي مَقَالَاتِهِ اخْتِلَافَ الرَّافِضَةِ فِي أُصُولِ الدِّينِ وَبَيَّنَ أَنَّ بَعْضَهُمْ كَانُوا يُتَابِعُونَ الْمُعْتَزِلَةَ وَالْقَدَرِيَّةَ. انْظُرِ الْمَقَالَاتِ ١/١٠٥، ١١٠، ١١٤، ١١٥، (وَنَقَلَ ابْنُ تَيْمِيَّةَ بَعْضَ كَلَامِهِ فِيمَا يَلِي مِنْ هَذَا الْكِتَابِ: بُولَاقَ ١/٢١٤) . وَانْظُرْ أَيْضًا ضُحَى الْإِسْلَامِ لِأَحْمَدَ أَمِين ٣/٢٦٧ - ٢٦٨، الْقَاهِرَةَ، ١٩٤٩.(٢) الْمُجَسِّمَةُ هُمُ الْقَائِلُونَ بِأَنَّ اللَّهَ جِسْمٌ مِنَ الْأَجْسَامِ، وَقَدْ أَوْرَدَ الْأَشْعَرِيُّ (الْمَقَالَاتِ ١/١٠٢ - ١٠٥) آرَاءَ خَمْسِ فِرَقٍ مِنَ الشِّيعَةِ الْأَوَائِلِ وَكُلُّهَا تَذْهَبُ إِلَى التَّجْسِيمِ مِثْلَ قَوْلِ هِشَامِ بْنِ الْحَكَمِ بِأَنَّ اللَّهَ تَعَالَى جِسْمٌ " طُولُهُ مِثْلُ عَرْضِهِ، وَعَرْضُهُ مِثْلُ عُمْقِهِ " ثُمَّ قَالَ الْأَشْعَرِيُّ (١/١٠٥) " وَقَالُوا فِي التَّوْحِيدِ بِقَوْلِ الْمُعْتَزِلَةِ وَالْخَوَارِجِ، فَأَمَّا أَوَائِلُهُمْ فَإِنَّهُمْ كَانُوا يَقُولُونَ مَا حَكَيْنَا عَنْهُمْ مِنَ التَّشْبِيهِ ". وَقَدْ نَقَلَ ابْنُ تَيْمِيَّةَ فِي كِتَابِنَا هَذَا (بُولَاقَ ١/٢٠٣) كَلَامَ الْأَشْعَرِيِّ فِي هَذَا الصَّدَدِ، وَانْظُرْ مَا ذَكَرَهُ أَيْضًا عَنِ الْمُجَسِّمَةِ (١/٢٣٨ - ٢٤٠) . وَانْظُرْ أَيْضًا دَائِرَةَ الْمَعَارِفِ الْإِسْلَامِيَّةِ، مَادَّةَ " جَسَمَ "، ٦/٤٦٠ - ٤٦١، وَمَادَّةَ " التَّشْبِيهِ ": ٥/٢٥٧ - ٢٥٨.(٣) م: الْجَبْرِيَّةُ وَالْمُجَسِّمَةُ. وَالْجَبْرِيَّةُ هُمُ الَّذِينَ لَا يُثْبِتُونَ لِلْعَبْدِ فِعْلًا، وَلَا قُدْرَةً عَلَى الْفِعْلِ أَصْلًا، بَلْ يُضِيفُونَ الْفِعْلَ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى. وَلَا تُوجَدُ - فِيمَا نَعْلَمُ - فِرَقٌ تَنْفَرِدُ بِالْقَوْلِ بِالْجَبْرِ، بَلْ أَكْثَرُ الْجَبْرِيَّةِ يَقُولُونَ بِهِ مَعَ قَوْلِهِمْ بِأُمُورٍ أُخْرَى مِثْلَ الْجَهْمِيَّةِ وَالنَّجَّارِيَّةِ وَالضِّرَارِيَّةِ الَّذِينَ جَمَعُوا بَيْنَ الْجَبْرِ وَنَفْيِ الصِّفَاتِ. انْظُرِ الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/٧٩ - ٨٣؛ الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ ١٢٦ - ١٣٠؛ اعْتِقَادَاتِ فِرَقِ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُشْرِكِينَ ٦٨ - ٦٩.وَلَمْ أَجِدْ فِيمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ الْمَرَاجِعِ مَا يَدُلُّ عَلَى مُتَابَعَةِ الشِّيعَةِ لِلْجَبْرِيَّةِ، وَانْظُرْ فِي ذَلِكَ الْمَقَالَاتِ ١/١١٠ - ١١٢؛ الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/١٤٦ - ١٤٧، ١٥٤.
Bunlardan bir kısmı dinin içine, ancak ibadet edenlerin Rabbi'nin sayabileceği kadar fesat sokmuştur. İşte İsmâiliyye melâhidesi (1), Nusayriyye (2) ve diğer [Bâtıniyye(1) fırkaları böyledir. İmâmiyye Şîası, Ca‘fer es-Sâdık'ın vefatından sonra (milâdî 147 senesi civarı) birkaç fırkaya ayrıldı ki bunların en önemlileri Mûseviyye ile İsmâiliyye'dir. Bunlardan ilki (Mûseviyye), Ca‘fer es-Sâdık'ın oğlu Mûsâ el-Kâzım'ın imâmetini kabul etti; ikincisi (İsmâiliyye) ise İsmâil b. Ca‘fer'in imâmetini benimsedi. İsmâiliyye de kendi içinde iki fırkaya ayrıldı: Birincisi, İsmâil'in ölmediğini, bilakis takiyye yaparak ölümü gösterdiğini iddia etti (Eş‘arî'ye göre Karâmıta bunlardandır); ikinci fırka ise İsmâil'in öldüğünü ve ondan sonra imâmın Muhammed b. İsmâil olduğunu söyledi ki bunlar Mübârekiyye'dir. Daha sonra bunlar da, Muhammed b. İsmâil'de durup onun gaybetinden sonra ric‘at edeceğini söyleyenler ile imâmeti kendilerinden “mestûrîn” ve ardından “zâhirîn kâimîn” diye devam ettirenler olmak üzere ayrıldılar. İşte bunlar Bâtınî İsmâiliyye'dir. Bkz. el-Makâlât, 1/98-99, 100-101; el-Milel ve’n-Nihal, 1/149, 170-178. Ayrıca bkz. Doktor Muhammed Kâmil Hüseyin, Tâifetü’l-İsmâiliyye, Kahire 1959; Goldziher, “İsmâiliyye” maddesi, İslâm Ansiklopedisi; Goldziher, Akîde ve Şeriat, s. 212-220 (birinci baskı); Muhammed b. el-Hasan ed-Deylemî, Kitâbu Kavâidi Akâidi Âli Muhammed el-Bâtıniyye; Strothmann, “Seb‘iyye” maddesi, İslâm Ansiklopedisi. Donaldson, Shi'ite Religion, ss. 153, 357-358, Luzac, London 1993.(2) Nusayriyye, Şîa gulâtından bir fırkadır; “Hakk”ın Alî ve imâmlar sûretinde zuhur ettiğini söylerler ve bu sebeple onlara ulûhiyyet isnad ederler. Şehristânî (el-Milel ve’n-Nihal, 1/168-169) onların ağzından şöyle der: “Biz bu tahsisi Alî (r.a.)’ye başkasından fazla olarak verdik; çünkü o, sırların bâtınına dair Allah Teâlâ’dan gelen bir ilâhî te’yîde mazhar olmuştu. Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Ben zâhire göre hükmederim, Allah ise gizli olanı üstlenir.’” Goldziher (Akîde ve Şeriat, s. 184-185) Nusayriyye’nin Muhammed’i Alî’den daha aşağı bir mertebeye koyduklarını ve onun Alî’ye perde olduğunu iddia ettiklerini zikreder. Başka bir yerde (s. 220-221) Goldziher, Nusayriyye’nin Trablusşam ile Antakya arasındaki bölgede yaşadığını ve aslî mezheplerinin İsnâaşeriyye olduğunu, ancak Alî ve imâmları ilâhlaştıran putperest fikir ve akidelerin bunlara galebe çaldığını söyler. Donaldson ise adı geçen kitabında (s. 153) Nusayriyye’nin kökenini bir dereceye kadar Seb‘iyye’ye dayandırmanın mümkün olduğu kanaatindedir. İbn Teymiyye’nin Nusayriyye’ye reddiye olarak yazdığı bir risâlesi Mecmû‘u Resâil (Matbaa-i Hüseyniyye, Kahire 1323) içinde yer alır (s. 94-102); onlar hakkında bu kitabımızda gelecek bilgilere de bkz. 1/240, Bûlâk.]
[وَمِنْهُمْ مَنْ أَدْخَلَ عَلَى الدِّينِ] مِنَ الْفَسَادِ مَا لَا يُحْصِيهِ إِلَّا رَبُّ الْعِبَادِ، فَمَلَاحِدَةُ الْإِسْمَاعِيلِيَّةِ (١) ، وَالنُّصَيْرِيَّةُ (٢) ، وَغَيْرِهِمْ مِنَ [الْبَاطِنِيَّةِ(١) انْقَسَمَتِ الشِّيعَةُ الْإِمَامِيَّةُ بَعْدَ وَفَاةِ جَعْفَرٍ الصَّادِقِ حَوَالَيْ سَنَةِ ١٤٧ هـ إِلَى عِدَّةِ فِرَقِ أَهَمُّهَا الْمُوسَوِيَّةُ وَالْإِسْمَاعِيلِيَّةُ، قَالَتِ الْأُولَى مِنْهُمَا بِإِمَامَةِ مُوسَى الْكَاظِمِ بْنِ جَعْفَرٍ الصَّادِقِ وَهُمُ الْمُوسَوِيَّةُ، وَقَالَتِ الثَّانِيَةُ مِنْهُمَا بِإِمَامَةِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ وَهُمُ الْإِسْمَاعِيلِيَّةُ. وَانْقَسَمَتِ الْإِسْمَاعِيلِيَّةُ بِدَوْرِهَا إِلَى فِرْقَتَيْنِ، قَالَتِ الْأُولَى مِنْهُمَا: إِنَّ إِسْمَاعِيلَ لَمْ يَمُتْ بَلْ أَظْهَرَ الْمَوْتَ تَقِيَّةً (وَالْقَرَامِطَةُ عِنْدَ الْأَشْعَرِيِّ مِنْ هَؤُلَاءِ) ، وَقَالَتِ الْفِرْقَةُ الثَّانِيَةُ: بَلْ مَاتَ وَالْإِمَامُ بَعْدَهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ وَهَؤُلَاءِ هُمُ الْمُبَارَكِيَّةُ. ثُمَّ انْقَسَمُوا بَعْدَ ذَلِكَ إِلَى مَنْ وَقَفَ عَلَى مُحَمَّدِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ وَقَالَ بِرَجْعَتِهِ بَعْدَ غَيْبَتِهِ، وَإِلَى مَنْ سَاقَ الْإِمَامَةَ فِي " الْمَسْتُورِينَ " مِنْهُمْ ثُمَّ فِي " الظَّاهِرِينَ الْقَائِمِينَ " وَهَؤُلَاءِ هُمُ الْإِسْمَاعِيلِيَّةُ الْبَاطِنِيَّةُ. انْظُرِ الْمَقَالَاتِ ١/٩٨ - ٩٩، ١٠٠ - ١٠١؛ الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/١٤٩، ١٧٠ - ١٧٨. وَانْظُرْ أَيْضًا كِتَابَ الدُّكْتُور مُحَمَّد كَامِل حُسَيْن: طَائِفَةَ الْإِسْمَاعِيلِيَّةِ، الْقَاهِرَةَ، ١٩٥٩؛ هِيوَار: مَقَالَةٌ عَنِ الْإِسْمَاعِيلِيَّةِ، دَائِرَةَ الْمَعَارِفِ الْإِسْلَامِيَّةِ؛ جُولْد تِسِيهَر: الْعَقِيدَةُ وَالشَّرِيعَةُ، ص ٢١٢ - ٢٢٠ (الطَّبْعَةَ الْأُولَى) ؛ مُحَمَّدُ بْنُ الْحَسَنِ الدَّيْلَمِيُّ: كِتَابَ قَوَاعِدِ عَقَائِدِ آلِ مُحَمَّدٍ الْبَاطِنِيَّةِ، شتروتمان: مَقَالَةَ السَّبْعِيَّةِ، دَائِرَةَ الْمَعَارِفِ الْإِسْلَامِيَّةِ. Donaldson shi، ite religion pp. ١٥٣، ٣٥٧ - ٣٥٨، luzac. London ١٩٩٣.(٢) النُّصَيْرِيَّةُ فِرْقَةٌ مِنْ غُلَاةِ الشِّيعَةِ قَالُوا بِظُهُورِ " الْحَقِّ " بِصُورَةِ عَلِيٍّ وَالْأَئِمَّةِ وَلِذَلِكَ أَطْلَقُوا عَلَيْهِمُ اسْمَ الْإِلَهِيَّةِ. يَقُولُ الشَّهْرَسْتَانِيُّ (الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/١٦٨ - ١٦٩) عَلَى لِسَانِهِمْ " وَإِنَّمَا أَثْبَتْنَا هَذَا الِاخْتِصَاصَ لِعَلِيٍّ رضي الله عنه دُونَ غَيْرِهِ، لِأَنَّهُ كَانَ مَخْصُوصًا بِتَأْيِيدٍ إِلَهِيٍّ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ تَعَالَى فِيمَا يَتَعَلَّقُ بِبَاطِنِ الْأَسْرَارِ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: أَنَا أَحْكُمُ بِالظَّاهِرِ وَاللَّهُ يَتَوَلَّى السَّرَائِرَ ". وَيَذْكُرُ جُولْدُ تِسِيهَر (الْعَقِيدَةَ وَالشَّرِيعَةَ، ص [٠ - ٩] ٨٤ - ١٨٥) أَنَّ النُّصَيْرِيَّةَ جَعَلُوا مُحَمَّدًا فِي مَنْزِلَةٍ أَقَلَّ شَأْنًا مِنْ عَلِيٍّ وَزَعَمُوا أَنَّهُ كَانَ حِجَابًا لَهُ، وَفِي مَوْضِعٍ آخَرَ (ص ٢٢٠ - ٢٢١) يَقُولُ جُولْدُتِسِيهَر إِنَّ النُّصَيْرِيَّةَ يَسْكُنُونَ الْإِقْلِيمَ الْوَاقِعَ بَيْنَ طَرَابُلُسَ وَأَنْطَاكِيَةَ وَأَنَّ مَذْهَبَهُمُ الْأَصْلِيَّ هُوَ اثْنَا عَشْرِيٍّ وَلَكِنْ غَلَبَتْ عَلَيْهِ الْأَفْكَارُ وَالْعَقَائِدُ الْوَثَنِيَّةُ الْقَائِلَةُ بِتَأْلِيهِ عَلِيٍّ وَالْأَئِمَّةِ. أَمَّا Donaldson فَيَذْهَبُ فِي كِتَابِهِ سَالِفِ الذِّكْرِ (ص ١٥٣) إِلَى أَنَّ النُّصَيْرِيَّةَ يُمْكِنُ - إِلَى حَدِّ مَا - إِرْجَاعُ أَصْلِهِمْ إِلَى السَّبْعِيَّةِ. وَلِابْنِ تَيْمِيَّةَ رِسَالَةٌ فِي الرَّدِّ عَلَى النُّصَيْرِيَّةِ ضِمْنَ مَجْمُوعِ رَسَائِلِ (الْمَطْبَعَةِ الْحُسَيْنِيَّةِ، الْقَاهِرَةَ، ١٣٢٣) ، ص ٩٤ - ١٠٢، وَانْظُرْ مَا سَيَرِدُ عَنْهُمْ فِي كِتَابِنَا هَذَا، ١/٢٤٠ بُولَاقَ.
Münafıklar kendi kapılarından girdiler; müşriklerden ve Ehl-i kitaptan müslümanların düşmanları da onların yolunu tutup (hedeflerine) ulaştılar. Onlar (münafıklar) vasıtasıyla İslam beldelerine hâkim oldular; harimleri esir aldılar, malları gasbettiler ve haram kanı döktüler. Ümmetin başına, onların yardımlarıyla, dinin ve dünyanın fesadına dair öyle şeyler geldi ki, onları ancak âlemlerin Rabbi bilir. Zira bu mezhebin aslı, zındık münafıkların ihdas ettikleri bid‘atlardan olup, Mü’minlerin Emîri Ali (r.a.) onları hayatında cezalandırmış; onlardan bir grubu ateşle yakmış, bir kısmını da öldürmek istemişti. Nihayet onlar onun keskin kılıcından kaçtılar. Kendisinden nakledilen haberlerde bilindiği üzere, iftira eden bir grubu da celde ile cezalandırmakla tehdit etti. Nitekim birçok yönden mütevâtir olarak rivayet edilmiştir ki, Kûfe minberinde, orada bulunanlara işittirerek şöyle buyurdu: 'Bu ümmetin hayırlısı...'
الْمُنَافِقِينَ مِنْ بَابِهِمْ (١) دَخَلُوا] ، وَأَعْدَاءُ الْمُسْلِمِينَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، وَأَهْلِ الْكِتَابِ بِطَرِيقِهِمْ وَصَلُوا، وَاسْتَوْلَوْا بِهِمْ عَلَى بِلَادِ [الْإِسْلَامِ، وَسَبَوُا الْحَرِيمَ، وَأَخَذُوا] الْأَمْوَالَ، وَسَفَكُوا الدَّمَ الْحَرَامَ، وَجَرَى عَلَى الْأُمَّةِ بِمُعَاوَنَتِهِمْ مِنْ فَسَادِ الدِّينِ وَالدُّنْيَا (٢) [مَا لَا يَعْلَمُهُ إِلَّا رَبُّ الْعَالَمِينَ] .إِذْ كَانَ أَصْلُ الْمَذْهَبِ مِنْ إِحْدَاثِ الزَّنَادِقَةِ الْمُنَافِقِينَ الَّذِينَ عَاقَبَهُمْ فِي حَيَاتِهِ عَلِيٌّ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ [رضي الله عنه] (٣) ، فَحَرَّقَ مِنْهُمْ طَائِفَةً (٤) بِالنَّارِ، وَطَلَبَ قَتْلَ بَعْضِهِمْ، [فَفَرُّوا] مِنْ سَيْفِهِ الْبَتَّارِ، وَتَوَعَّدَ بِالْجَلْدِ (٥) طَائِفَةً مُفْتَرِيَةً (٦) فِيمَا عُرِفَ (٧) عَنْهُ مِنَ الْأَخْبَارِ، (٨) [إِذْ قَدْ تَوَاتَرَ عَنْهُ مِنَ الْوُجُوهِ الْكَثِيرَةِ] (٨) (٨) أَنَّهُ قَالَ عَلَى مِنْبَرِ الْكُوفَةِ، وَقَدْ أَسْمَعَ مَنْ حَضَرَ: خَيْرُ [هَذِهِ] (٩)(١) أ، ل: الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّهُمْ. .، وَهُوَ تَحْرِيفٌ.(٢) أ، ل، ب: الدُّنْيَا وَالدِّينِ.(٣) رضي الله عنه: لَيْسَتْ فِي (ن) ، (م) .(٤) م: طَائِفَةً مِنْهُمْ.(٥) أ، ل: بِالْخُلْدِ، وَهُوَ تَحْرِيفٌ ظَاهِرٌ.(٦) مُفْتَرِيَةً: كَذَا فِي (ن) ، (م) ، (ل) ، وَفِي (أ) ، (ب) : مُغِيرِيَّةً. وَالْمُغِيرِيَّةُ هُمْ أَصْحَابُ الْمُغِيرَةِ بْنِ سَعِيدٍ الْبَجَلِيِّ وَسَيَأْتِي الْكَلَامُ عَنْهُ فِيمَا بَعْدُ. وَقَدْ رُجِّحَتْ قِرَاءَةُ مُفْتَرِيَةً لِاتِّفَاقِهَا مَعَ سِيَاقِ الْكَلَامِ. وَقَدْ رَوَى ابْنُ الْجَوْزِيِّ فِي " تَلْبِيسِ إِبْلِيسَ "، (ص ١٠١، الطَّبْعَةَ الثَّانِيَةَ بِالْمَطْبَعَةِ الْمُنِيرِيَّةِ، الْقَاهِرَةَ، ١٣٦٨) مِنْ كَلِمَةٍ لِعَلِيٍّ رضي الله عنه قَوْلَهُ: أَلَا فَمَنْ أُوتِيتُ بِهِ يَقُولُ بَعْدَ هَذَا الْيَوْمِ (كَذَا وَلَعَلَّ صَوَابَهَا: هَذَا بَعْدَ الْيَوْمِ. وَالْمَقْصُودُ هُنَا الْقَوْلُ الَّذِي يَتَضَمَّنُ الطَّعْنَ عَلَى أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ رضي الله عنهما) فَإِنَّ عَلَيْهِ مَا عَلَى الْمُفْتَرِي. وَسَيَذْكُرُ ابْنُ تَيْمِيَّةَ فِيمَا يَلِي (١/٨٤ بُولَاقَ) هَذِهِ الْقِصَّةَ، وَلَكِنَّهُ يُطْلِقُ عَلَيْهِمُ اسْمَ " الْمُفَضِّلَةِ " أَيِ الَّذِينَ يُفَضِّلُونَ عَلِيًّا عَلَى أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ رضي الله عنهم أَجْمَعِينَ -(٧) ن، م: تَوَاتَرَ.(٨) (٨ - ٨) سَاقِطٌ مِنْ (ن) ، (م) وَمَكَانُهَا بَيَاضٌ.(٩) هَذِهِ: سَاقِطَةٌ مِنْ (ن) ، (م) .
Ümmetin nebîsinden sonra en hayırlısı Ebû Bekir, sonra Ömer'dir. Alî (r.a.) oğluna[1] [Muhammed İbnü'l-Hanefiyye]'ye[2] bu şekilde cevap vermiş olup bu, Buhârî'nin Sahîh'inde[3] ve diğer hanif milleti uleması tarafından rivayet edilmiştir.
[1] ن, م, أ, ل nüshalarında: لِابْنِهِ (oğluna) şeklindedir.
[2] O, Ebü'l-Kâsım Muhammed b. Alî b. Ebî Tâlib (r.a.)'dir. Annesine nispetle İbnü'l-Hanefiyye olarak bilinir. Râcih görüşe göre 81 (h.) yılında vefat etmiştir. Biyografisi için İbn Hallikân (3/310-313) ve Şezerâtü'z-Zeheb (1/88-90)'e bakınız. Muhtâriyye fırkası (Muhtâr b. Ebû Ubeyd es-Sekafî'nin taraftarları) ki Keysâniyye fırkasının kollarından biridir, onun imamlığına inanıyordu. Şehristânî (el-Milel ve'n-Nihal 1/132-133), İbnü'l-Hanefiyye'nin Muhtâr'ın iddialarını öğrenince ondan teberrî ettiğini zikreder. Ayrıca Makâlâtü'l-Eş‘arî (1/90-91)'ye bakınız.
[3] Bu eser (hadis) şu kaynaklardadır: Buhârî 5/7 (Kitâbu Fedâili Ashâbi'n-Nebî, Bâb: Haddesenâ el-Humeydî ve Muhammed b. Abdillâh). Metni: Muhammed İbnü'l-Hanefiyye'den rivayetle: "Babam (Alî'ye) dedim ki: 'Resûlullah'tan (s.a.v.) sonra insanların en hayırlısı kimdir?' Dedi: 'Ebû Bekir'. Dedim: 'Sonra kim?' Dedi: 'Sonra Ömer'. 'Osman' diyecek diye korktum. Dedim: 'Sonra sen?' Dedi: 'Ben sadece Müslümanlardan bir adamım.'" Bu eser (hadis), lafızlarda küçük bir farkla – Ebû Dâvûd, Sünen 4/288 (Kitâbu's-Sünne, Bâb fi't-Tafdîl) ve İbn Mâce, Sünen 1/39 (Mukaddime, Fazlu Ömer) ... Abdullah b. Seleme'den: "Ali'yi işittim şöyle diyordu: 'Resûlullah'tan (s.a.v.) sonra insanların en hayırlısı Ebû Bekir, Ebû Bekir'den sonra en hayırlısı Ömer'dir.'" Ayrıca bu eser (hadis) Müsned-i Ahmed'in ikinci cildinde (Maârif baskısı) 24 defa yakın lafızlarla gelmiştir: Ebû Cuhayfe'den (hadis no: 833, 835-837, 871, 878-880, 1054); Abdülhayr el-Hemdânî'den (no: 908, 909, 922, 932-934, 1030, 1031, 1040, 1052, 1060); Abdülhayr babasından (926, 932); Vehb es-Süvâî'den (834); Alkame b. Kays'tan (1051). Şeyh Ahmed Şâkir (rahimehullah), 922 ve 1030 numaralı eserlerin senedini hasen, 1052 numaralı olanı zayıf saymak dışında, bu eserlerin tümünün senedini sahih kabul etmiştir. Süyûtî, el-Câmiu'l-Kebîr 1/518'de iki hadis zikretmiştir: Birincisi: "Bu ümmetin nebîsinden sonra en hayırlısı Ebû Bekir ve Ömer'dir." Sonra demiştir: "كر: İbn Asâkir, Târîh'inde Ali'den rivayet etmiş ve 'mahfuz olan mevkuf olduğudur' demiştir." İkincisi: "Ümmetimden sonra en hayırlıları Ebû Bekir ve Ömer'dir." Sonra demiştir: "كر: İbn Asâkir, Târîh'inde Ali ve Zübeyr'den birlikte; ك: Hâkim, Târîh'inde Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir." İkinci hadis, el-Câmiu's-Sağîr 2/10'da (Mustafa el-Halebî baskısı, 1358/1939) gelmiş olup, Süyûtî hadisin Hâkim'den olduğunu zikretmemiş ve bu hadisi hasen kabul etmiştir. Ancak el-Albânî, "Daîfu'l-Câmi'i's-Sağîr" 3/137'de bu hadisi zayıf kabul etmiştir.
الْأُمَّةِ بَعْدَ نَبِيِّهَا أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ عُمَرُ، وَبِذَلِكَ أَجَابَ ابْنَهُ (١) [مُحَمَّدَ ابْنَ الْحَنَفِيَّةِ] (٢) فِيمَا رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ فِي صَحِيحِهِ (٣) ، وَغَيْرُهُ مِنْ عُلَمَاءِ الْمِلَّةِ الْحَنِيفِيَّةِ.(١) ن، م، أ، ل: لِابْنِهِ.(٢) هُوَ أَبُو الْقَاسِمِ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، وَيُعْرَفُ بِابْنِ الْحَنَفِيَّةِ نِسْبَةً إِلَى أُمِّهِ، وَقَدْ تُوُفِّيَ عَلَى الْأَرْجَحِ سَنَةَ ٨١ هـ. انْظُرْ تَرْجَمَتَهُ فِي ابْنِ خَلِّكَانَ ٣/٣١٠ - ٣١٣؛ شَذَرَاتِ الذَّهَبِ ١/٨٨ - ٩٠. وَالْفِرْقَةُ الْمُخْتَارِيَّةُ (أَصْحَابُ الْمُخْتَارِ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ الثَّقَفِيِّ) وَهِيَ وَاحِدَةٌ مِنْ فُرُوعِ الْفِرْقَةِ الْكَيْسَانِيَّةِ كَانَتْ تَعْتَقِدُ بِإِمَامَتِهِ. وَيَذْكُرُ الشَّهْرَسْتَانِيُّ (الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/١٣٢ - ١٣٣) أَنَّ ابْنَ الْحَنَفِيَّةِ تَبَرَّأَ مِنَ الْمُخْتَارِ لَمَّا وَقَفَ عَلَى مَزَاعِمِهِ. وَانْظُرْ أَيْضًا مَقَالَاتِ الْأَشْعَرِيِّ ١/٩٠ - ٩١.(٣) الْأَثَرُ فِي: الْبُخَارِيِّ ٥/٧ (كِتَابَ فَضَائِلِ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، بَابُ حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ) وَنَصُّهُ. . عَنْ مُحَمَّدِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ قَالَ: قُلْتُ لِأَبِي: أَيُّ النَّاسِ خَيْرٌ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم؟ قَالَ: أَبُو بَكْرٍ. قُلْتُ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ عُمَرُ. وَخَشِيتُ أَنْ يَقُولَ: عُثْمَانُ. قُلْتُ: ثُمَّ أَنْتَ. قَالَ: مَا أَنَا إِلَّا رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ. وَهَذَا الْأَثَرُ مَعَ اخْتِلَافٍ يَسِيرٍ فِي الْأَلْفَاظِ - فِي: سُنَنِ أَبِي دَاوُدَ ٤/٢٨٨ (كِتَابُ السُّنَّةِ، بَابٌ فِي التَّفْضِيلِ) . وَفِي سُنَنِ ابْنِ مَاجَهْ ١/٣٩ (الْمُقَدِّمَةَ، فَضْلُ عُمَرَ) . . عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلَمَةَ قَالَ: سَمِعْتُ عَلِيًّا يَقُولُ: خَيْرُ النَّاسِ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبُو بَكْرٍ وَخَيْرُ النَّاسِ بَعْدَ أَبِي بَكْرٍ عُمَرُ. وَوَرَدَ الْأَثَرُ فِي مُسْنَدِ أَحْمَدَ فِي الْجُزْءِ الثَّانِي (ط. الْمَعَارِفِ) بِأَلْفَاظٍ مُتَقَارِبَةٍ ٢٤ مَرَّةً كَالْآتِي: عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ (الْأَحَادِيثَ رَقْمَ ٨٣٣، ٨٣٥ - ٨٣٧، ٨٧١، ٨٧٨ - ٨٨٠، ١٠٥٤) وَعَنْ عَبْدِ خَيْرٍ الْهَمْدَانِيِّ (الْأَرْقَامَ ٩٠٨، ٩٠٩، ٩٢٢، ٩٣٢ - ٩٣٤، ١٠٣٠، ١٠٣١، ١٠٤٠، ١٠٥٢، ١٠٦٠) . وَعَنْ عَبْدِ خَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ (٩٢٦، ٩٣٢) وَعَنْ وَهْبٍ السُّوَائِيِّ (٨٣٤) . وَعَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ قَيْسٍ (١٠٥١) وَقَدْ صَحَّحَ الشَّيْخُ أَحْمَد شَاكِر رحمه الله سَنَدَ جَمِيعِ هَذِهِ الْآثَارِ مَا عَدَا سَنَدَ الْآثَارِ ٩٢٢، ١٠٣٠ فَقَدْ حَسَّنَهُمَا، ١٠٥٢ فَقَدْ ضَعَّفَهُ. وَذَكَرَ السُّيُوطِيُّ فِي الْجَامِعِ الْكَبِيرِ ١/٥١٨ حَدِيثَيْنِ الْأَوَّلُ هُوَ: " خَيْرُ هَذِهِ الْأُمَّةِ بَعْدَ نَبِيِّهَا أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ " ثُمَّ قَالَ: " كر = ابْنُ عَسَاكِرَ فِي تَارِيخِهِ عَنْ عَلِيٍّ وَقَالَ: الْمَحْفُوظُ مَوْقُوفٌ " وَالثَّانِي هُوَ: " خَيْرُ أُمَّتِي بَعْدِي أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ " ثُمَّ قَالَ: " كر = ابْنُ عَسَاكِرَ فِي تَارِيخِهِ عَنْ عَلِيٍّ وَالزُّبَيْرِ مَعًا، ك = الْحَاكِمُ فِي تَارِيخِهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ " وَجَاءَ الْحَدِيثُ الثَّانِي فِي الْجَامِعِ الصَّغِيرِ ٢/١٠ (ط. مُصْطَفَى الْحَلَبِيِّ، ١٣٥٨ ١٩٣٩) وَلَمْ. يَذْكُرْ أَنَّ الْحَدِيثَ عَنِ الْحَاكِمِ، وَحَسَّنَ السُّيُوطِيُّ هَذَا الْحَدِيثَ، وَلَكِنَّ الْأَلْبَانِيَّ ضَعَّفَهُ فِي " ضَعِيفِ الْجَامِعِ الصَّغِيرِ ٣/١٣٧ ".
İşte bu sebeple, Ali'ye (r.a.) sahâbî olan veya o devirde bulunan önceki Şîa mensupları, Ebû Bekir ile Ömer'in (r.anhümâ) üstünlüğü hususunda ihtilâf etmemişlerdi. Onların ihtilâfı ancak Ali ile Osman'ın (r.anhümâ) [üstünlüğü] hakkındaydı. Bu husus, öncekilerden ve sonrakilerden [olan büyük Şîa âlimlerince] de kabul edilen bir meseledir. Nitekim aynı şeyi Ebü'l-Kāsım el-Belhî de zikretmiştir. Şöyle ki: Bir soru soran, Şerîk b. Abdullah b. Ebî Nemr'e: 'Ey Şerîk! Hangisi daha üstündür, Ebû Bekir mi, yoksa Ali mi?' diye sordu. O da: 'Ebû Bekir'dir' cevabını verdi. Bunun üzerine soru soran: 'Sen bunu söylüyorsun, halbuki sen Şîa'dansın?' dedi. Şerîk de: 'Evet, ancak asıl Şîî, [işte böyle söyleyendir]' diye cevap verdi. Allah'a yemin ederim ki Ali, bu minbere çıkmış ve şöyle buyurmuştur: 'Dikkat edin! Bu ümmetin en hayırlısı, Ebû Bekir ile Ömer'dir (r.anhümâ).'
وَلِهَذَا كَانَتِ الشِّيعَةُ الْمُتَقَدِّمُونَ الَّذِينَ صَحِبُوا عَلِيًّا، [أَوْ كَانُوا (١) فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ] لَمْ يَتَنَازَعُوا فِي تَفْضِيلِ أَبِي بَكْرٍ، وَعُمَرَ، وَإِنَّمَا كَانَ نِزَاعُهُمْ فِي [تَفْضِيلِ] (٢) عَلِيٍّ، وَعُثْمَانَ، وَهَذَا مِمَّا يَعْتَرِفُ بِهِ (٣) [عُلَمَاءُ الشِّيعَةِ الْأَكَابِرُ مِنَ] الْأَوَائِلِ، وَالْأَوَاخِرِ حَتَّى ذَكَرَ مِثْلَ ذَلِكَ (٤) أَبُو الْقَاسِمِ الْبَلْخِيُّ (٥) . قَالَ: سَأَلَ سَائِلٌ شَرِيكَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ [أَبِي] نَمِرٍ (٦) ، [فَقَالَ لَهُ: (٧) أَيُّهُمَا أَفْضَلُ أَبُو بَكْرٍ، أَوْ عَلِيٌّ؟ فَقَالَ لَهُ] : أَبُو بَكْرٍ، فَقَالَ لَهُ السَّائِلُ: أَتَقُولُ هَذَا، وَأَنْتَ مِنَ الشِّيعَةِ؟ (٨) فَقَالَ: نَعَمْ إِنَّمَا الشِّيعِيُّ [مَنْ قَالَ مِثْلَ هَذَا (٩) ، وَاللَّهِ لَقَدْ] رَقَى عَلِيٌّ (١٠) هَذَا الْأَعْوَادَ، فَقَالَ: أَلَا إِنَّ خَيْرَ (١١) هَذِهِ الْأُمَّةِ(١) م: وَكَانُوا.(٢) تَفْضِيلِ: سَاقِطَةٌ مِنْ (ن) ، (م) .(٣) ن: مِمَّا يَعْرِفُهُ، م: مِمَّا تَعْرِفُهُ.(٤) أ، ل: ذَكَرَ ذَلِكَ مِثْلُ.(٥) هُوَ أَبُو الْقَاسِمِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ مَحْمُودٍ الْكَعْبِيُّ الْبَلْخِيُّ صَاحِبُ " الْمَقَالَاتِ ". وَرَأَسُ فِرْقَةِ الْكَعْبِيَّةِ مِنْ فِرَقِ الْمُعْتَزِلَةِ، وَقَدْ تُوُفِّيَ سَنَةَ ٣١٩، وَقِيلَ سَنَةَ ٣١٧. انْظُرِ ابْنَ خَلِّكَانَ ٢/٢٤٨ - ٢٤٩؛ الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ، ص ١٠٨ - ١١٠؛ الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/٧٣(٦) ن، م: شَرِيكَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نَمِرٍ؛ أ: لِشَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ. وَالصَّوَابُ مَا أَثْبَتْنَاهُ. وَيَذْكُرُ ابْنُ تَيْمِيَّةَ هَذِهِ الرِّوَايَةَ فِيمَا بَعْدُ (١/١٦٨ بُولَاقَ) . وَشَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ الْقُرَشِيُّ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْمَدَنِيُّ، تُوُفِّيَ سَنَةَ ١٤٠ هـ. تَرْجَمْتُهُ فِي: تَهْذِيبِ التَّهْذِيبِ ٤/٣٣٧ - ٣٣٨؛ خُلَاصَةِ تَهْذِيبِ الْكَمَالِ لِلْخَزْرَجِيِّ، ص ١٤٠.(٧) م: نَمِرٌ أَنَّهُ قَالَ لَهُ قَائِلٌ.(٨) أ، ل، ب: تَقُولُ هَذَا وَأَنْتَ شِيعِيٌّ.(٩) أ، ل، ب: فَقَالَ لَهُ: نَعَمْ، مَنْ لَمْ يَقُلْ هَذَا فَلَيْسَ بِشِيعِيٍّ (فِي " ب " فَلَيْسَ شِيعِيًّا) .(١٠) عَلِيٌّ: سَاقِطَةٌ مِنْ " أ "، " ل "، " ب ".(١١) م: فَقَالَ أَلَا خَيْرُ؛ ل: فَقَالَ: إِنَّ خَيْرَ.
Peygamberinden (s.a.v.) sonra Ebû Bekir (r.a.), ardından Ömer (r.a.) gelir. O halde biz onun sözünü mü reddediyorduk? Onu yalanlıyor muyduk? Allah'a yemin olsun ki o, hiçbir zaman yalancı değildi! Bunu Ebü'l-Kāsım el-Belhî, İbn Râvendî'nin Câhiz'e yönelttiği itiraza reddiye olarak yazdığı eserinde zikretmiştir. (1) "fekünnâ" yahut "fekeyfe" gibi varyantlar mevcuttur. (2) "lekünnâ" veya "vekeyfe" varyantları bulunmaktadır. (3) Bazı nüshalarda: "Bunu Belhî zikretti"; bazılarında ise: "Bunu Abdülcebbâr el-Hemdânî, 'Tesbitü'n-Nübüvve' adlı kitabında nakletti; dedi ki: Bunu Ebü'l-Kāsım el-Belhî zikretmiştir" şeklindedir. (4) İbn Râvendî: Ebü'l-Hüseyin Ahmed b. Yahyâ b. İshâk er-Râvendî'dir; 298 veya 245'te vefat etmiştir. Mu'tezile imamlarındandı, sonra onlardan ayrıldı, mezheplerine hücum etti ve mülhid, zındık olmuştur. Şehristânî (el-Milel ve'n-Nihal, 1/170) ve Eş'arî (el-Makālāt, 1/127) onu Şîa kitaplarının müellifleri arasında sayar. Eş'arî (el-Makālāt, 1/205) onun Bişr el-Merîsî taraftarlarının ircâ görüşünü benimsediğini belirtir. Havânsârî, 'Revzātu'l-Cennāt'ta onun hakkında ayrıntılı bilgi vermiş (s. 54), onun Yahudi iken Müslüman olduğu, Abbas b. Abdülmuttalib'in imametini benimsediği ve cumhur nezdinde zındıklık ve ilhadla suçlandığı kanaatini nakletmiştir. Ayrıca İbn Teymiyye, ileride (1/136)'da İbn Hazm'ın (el-Fisal, 4/154) zikrettiği, Abbas b. Abdülmuttalib'in imametini savunan Râvendiyye fırkası hakkındaki görüşünü nakletmektedir (Râzî bunları 'İtikādātu Firakı'l-Müslimîn ve'l-Müşrikîn', s. 93'te Ebû Hureyre er-Râvendî'ye nispet eder; ayrıca bk. Eş'arî, Makālāt, 1/94). Havânsârî ise mülhid İbn Râvendî ile Şiî İbn Râvendî'nin aynı kişi olmayabileceği ihtimalini dile getirir; bu konu daha fazla araştırmaya muhtaçtır. İbn Râvendî'nin birçok kitabı vardır: 'Kitābü'l-İmāme' ve Câhiz'in 'Fazîletü'l-Mu'tezile'sine itiraz olarak yazdığı 'Fazîhatü'l-Mu'tezile' gibi. Buna Mu'tezile'den Hayyāt 'Kitābü'l-İntisār'ıyla, Belhî de İbn Teymiyye'nin işaret ettiği kitapla reddiye yazmıştır. İbn Râvendî hakkında ayrıca bk. İbn Hallikān, 1/78-79; Tekmiletu'l-Fihrist li-İbni'n-Nedîm, 4-5; Dr. Nyberg'in el-Hayyāt'ın 'el-İntisār'ına yazdığı önsöz (Kahire 1925); el-A'lām, 1/252-253. (5) Bazı nüshalarda: "alā i'tirāzihî" (6) Câhiz (Ebû Osman Amr b. Bahr el-Kinânî el-Leysî, vefat 250/255) Mu'tezile imamlarından olup kendisine nispetle Câhiziyye fırkasının reisidir. En meşhur kitaplarından biri yukarıda zikrettiğimiz 'Fazîletü'l-Mu'tezile'dir. Bk. Vefeyātu'l-A'yān, 3/140-144; Şezerātu'z-Zeheb, 2/121-122; Yākūt, Mu'cemü'l-Üdebâ (Rifâî neşri), 16-114; el-Milel ve'n-Nihal, 1/71-72; el-Fark beyne'l-Fırak, s. 105-107.
بَعْدَ نَبِيِّهَا أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ عُمَرُ، أَفَكُنَّا (١) نَرُدُّ [قَوْلَهُ؟ أَكُنَّا (٢) نُكَذِّبُهُ؟ وَاللَّهِ مَا كَانَ] كَذَّابًا! ذَكَرَ هَذَا [أَبُو الْقَاسِمِ] الْبَلْخِيُّ. (٣) فِي النَّقْضِ عَلَى ابْنِ الرَّاوَنْدِيِّ (٤) اعْتِرَاضَهُ (٥) عَلَى الْجَاحِظِ (٦) . نَقَلَهُ عَنْهُ الْقَاضِيَ [عَبْدُ الْجَبَّارِ الْهَمْدَانِيُّ(١) أَفَكُنَّا: كَذَا فِي (ن) ، (ل) . وَفِي (م) ، (أ) : فَكُنَّا. وَفِي (ب) : فَكَيْفَ.(٢) أ: لَكُنَّا؛ ب: وَكَيْفَ.(٣) ن، م: ذَكَرَ هَذَا الْبَلْخِيُّ؛ أ، ل، ب: نَقَلَ هَذَا عَبْدُ الْجَبَّارِ الْهَمْدَانِيُّ فِي كِتَابِ " تَثْبِيتِ النُّبُوَّةِ " قَالَ ذَكَرَهُ أَبُو الْقَاسِمِ الْبَلْخِيُّ.(٤) هُوَ أَبُو الْحُسَيْنِ أَحْمَدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ إِسْحَاقَ الرَّاوَنْدِيُّ الْمُتَوَفَّى سَنَةَ ٢٩٨ وَقِيلَ: ٢٤٥. كَانَ مِنْ أَئِمَّةِ الْمُعْتَزِلَةِ ثُمَّ فَارَقَهُمْ وَهَاجَمَ مَذْهَبَهُمْ وَصَارَ مُلْحِدًا زِنْدِيقًا، وَقَدْ عَدَّهُ الشَّهْرَسْتَانِيُّ (الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/١٧٠) وَالْأَشْعَرِيُّ (الْمَقَالَاتِ ١/١٢٧) مِنْ مُؤَلِّفِي كُتُبِ الشِّيعَةِ. وَذَكَرَ الْأَشْعَرِيُّ (الْمَقَالَاتِ ١/٢٠٥) أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ بِقَوْلِ أَصْحَابِ بِشْرٍ الْمَرِيسِيِّ فِي الْإِرْجَاءِ. وَقَدْ تَكَلَّمَ عَنْهُ الْخَوَانْسَارِيُّ فِي " رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِ " (ص ٥٤) بِالتَّفْصِيلِ وَذَكَرَ مَا قِيلَ مِنْ أَنَّ ابْنَ الرَّاوَنْدِيِّ كَانَ يَهُودِيًّا ثُمَّ أَسْلَمَ مُنْتَصِبًا قَائِلًا بِإِمَامَةِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَمِنْ أَنَّهُ كَانَ يُرْمَى عِنْدَ الْجُمْهُورِ بِالزَّنْدَقَةِ وَالْإِلْحَادِ وَقَدْ أَوْرَدَ ابْنُ تَيْمِيَّةَ فِيمَا بَعْدُ (١/١٣٦) مَا ذَكَرَهُ ابْنُ حَزْمٍ (الْفِصَلَ ٤/١٥٤) عَنِ الرَّاوَنْدِيَّةِ الْقَائِلِينَ بِإِمَامَةِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ (نَسَبَهُمُ الرَّازِيُّ فِي " اعْتِقَادَاتِ فِرَقِ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُشْرِكِينَ "، ص [٠ - ٩] ٣، إِلَى أَبِي هُرَيْرَةَ الرَّاوَنْدِيِّ، وَانْظُرْ مَقَالَاتِ الْأَشْعَرِيِّ ١/٩٤) وَيَقُولُ الْخَوَانْسَارِيُّ بِاحْتِمَالِ كَوْنِ ابْنِ الرَّاوَنْدِيِّ الْمُلْحِدِ غَيْرَ ابْنِ الرَّاوَنْدِيِّ الشِّيعِيِّ، وَالْأَمْرُ كَمَا نَرَى فِي حَاجَةٍ إِلَى مَزِيدٍ مِنَ التَّحْقِيقِ. وَقَدْ أَلَّفَ " ابْنُ الرَّاوَنْدِيِّ " كُتُبًا عِدَّةً مِنْهَا كِتَابُ " الْإِمَامَةِ " وَكِتَابُ " فَضِيحَةِ الْمُعْتَزِلَةِ " الَّذِي كَتَبَهُ مُعْتَرِضًا بِهِ عَلَى كِتَابِ الْجَاحِظِ " فَضِيلَةِ الْمُعْتَزِلَةِ " فَرَدَّ عَلَيْهِ مِنَ الْمُعْتَزِلَةِ الْخَيَّاطُ فِي كِتَابِهِ " الِانْتِصَارِ " وَالْبَلْخِيُّ فِي الْكِتَابِ الَّذِي يُشِيرُ إِلَيْهِ ابْنُ تَيْمِيَّةَ. وَانْظُرْ أَيْضًا عَنِ " ابْنِ الرَّاوَنْدِيِّ ": ابْنَ خَلِّكَانَ ١/٧٨ - ٧٩؛ تَكْمِلَةَ الْفِهْرِسْتِ لِابْنِ النَّدِيمِ ٤ - ٥؛ مُقَدِّمَةَ الدُّكْتُور نيبرجَ لِكِتَابِ " الِانْتِصَارِ " لِلْخَيَّاطِ، الْقَاهِرَةَ ١٩٢٥؛ الْأَعْلَامَ ١/٢٥٢ - ٢٥٣.(٥) أ، ل، ب: عَلَى اعْتِرَاضِهِ.(٦) الْجَاحِظُ (أَبُو عُثْمَانَ عَمْرُو بْنُ بَحْرٍ الْكِنَانِيُّ اللَّيْثِيُّ الْمُتَوَفَّى سَنَةَ ٢٥٠ وَقِيلَ: ٢٥٥) مِنْ أَئِمَّةِ الْمُعْتَزِلَةِ وَهُوَ رَأْسُ فِرْقَةِ الْجَاحِظِيَّةِ الْمَنْسُوبَةِ إِلَيْهِ، وَمِنْ أَشْهَرِ كُتُبِهِ كِتَابُ " فَضِيلَةِ الْمُعْتَزِلَةِ " الَّذِي أَشَرْنَا إِلَيْهِ فِي التَّعْلِيقِ السَّابِقِ. انْظُرْ وَفَيَاتِ الْأَعْيَانِ ٣/١٤٠ - ١٤٤؛ شَذَرَاتِ الذَّهَبِ ٢/١٢١ - ١٢٢؛ يَاقُوتٌ: مُعْجَمَ الْأُدَبَاءِ (ط. رِفَاعِيٍّ) ١٦ - ١١٤؛ الْمِلَلَ وَالنِّحَلَ ١/٧١ - ٧٢؛ الْفَرْقَ بَيْنَ الْفِرَقِ ص ١٠٥ - ١٠٧
[Nübüvvetin İspatı kitabında] (1). [İlmi gizlemenin haram kılındığına dair] (Bölüm (2)). Nitekim onlar bu apaçık sapıklığa reddiye talebinde ısrar edip, bundan yüz çevirmenin mü'minler için bir yüzüstü bırakma (3) olacağını zikrettiklerinde; tuğyan ehli de bu iftirayı reddetme hususunda bir tür acizlik zannettiler. Bunun üzerine ben de Allah'ın kolaylaştırdığı ölçüde bir beyan yazdım. Bu, Allah'ın ilim ve iman ehlinden aldığı misâkı ifa etmek, adaleti ayakta tutmak ve (Allah'ın hüccetini ikame hususunda) bir şahitlik (olması içindi)(1). (a), (b), (l) nüshalarında: Bu ibare nakledilmiştir. İbare ters ve karışık bir şekilde yazılmıştır. Kâdî Abdülcebbâr, Imâdüddîn Ebü'l-Hasan Abdülcebbâr b. Ahmed el-Hemedânî el-Esedâbâdî'dir. Kendisi, devrinin Mu'tezile'sinin şeyhi olup onlar kendisine "Kādı'l-Kudât" lakabını vermişlerdir. Hicrî 415 yılında vefat etmiştir. Pek çok eseri vardır; bunların en önemlileri "el-Muġnî fi'l-‘Adl ve't-Tevḥîd", "Şerḥu'l-Uṣûli'l-Ḫamse", "Teŝbîtü Delâ'ili'n-Nübüvve" ve "Tenzîhu'l-Ḳur'ân 'ani'l-Maṭâ'in"dir. Onun hal tercümesi ve mezhebi için bkz: Cüşemî'nin Şerhu'l-‘Uyûn'u (Fażlu'l-İ‘tizâl ve Ṭabaḳātü'l-Mu‘tezile adlı kitabın içinde, tahkik: Üstad Fuâd Seyyid, ed-Dâru't-Tûnisiyye li'n-Neşr, 1393/1974) s. 365-371; Ṭabaḳātü'ş-Şâfi‘iyye, 5/97-98; Lisânü'l-Mîzân, 3/386-387; Târîḫu Baġdâd, 11/113-115; Şeẕerâtü'ẕ-Źeheb, 3/202-203; el-A‘lâm, 4/47. Sezgin de onun hal tercümesini 1. cilt, [0-9] s. [0-9] 1-84'te vermiş ve Teŝbîtü Delâ'ili'n-Nübüvve'nin Şehid Ali Paşa Kütüphanesi'nde (İstanbul) yazma bir nüshasının bulunduğunu zikretmiştir. Bu nüshanın bir mikrofilmi Kahire'deki Arapça Yazmalar Enstitüsü'nde 60 Tevhid numarasıyla kayıtlıdır. İbn Teymiyye'nin işaret ettiği bu haberi Kâdî Abdülcebbâr, kitabı Teŝbîtü Delâ'ili'n-Nübüvve'de (1/549, tahkik: Dr. Abdülkerîm Osman rh.a., Dâru'l-Arabiyye, Beyrut, 1386/1966 baskısı) zikretmiştir. (2) Bölüm: (a), (l), (b) nüshalarında ziyadedir. (3) n, m (nüsha ve matbu): "fe-zanne" şeklindedir. (4) "an" edatı yalnızca (n) nüshasından düşmüştür.
فِي كِتَابِ] (تَثْبِيتِ النُّبُوَّةِ) (١) . [تحريم كتمان العلم][ (فَصْلٌ (٢) .) ] .فَلَمَّا أَلَحُّوا فِي طَلَبِ الرَّدِّ لِهَذَا الضَّلَالِ الْمُبِينِ، ذَاكِرِينَ أَنَّ فِي الْإِعْرَاضِ [عَنْ ذَلِكَ خِذْلَانًا لِلْمُؤْمِنِينَ] ، وَظَنَّ (٣) أَهْلُ الطُّغْيَانِ نَوْعًا مِنَ الْعَجْزِ [عَنْ] (٤) رَدِّ هَذَا الْبُهْتَانِ، فَكَتَبْتُ مَا يَسَّرَهُ اللَّهُ مِنَ الْبَيَانِ، [وَفَاءً بِمَا أَخَذَهُ اللَّهُ مِنَ] الْمِيثَاقِ عَلَى أَهْلِ الْعِلْمِ، وَالْإِيمَانِ، وَقِيَامًا بِالْقِسْطِ، وَشَهَادَةً(١) فِي (أ) ، (ب) ، (ل) : نَقَلَ هَذَا. إِلَخْ، كُتِبَتِ الْعِبَارَةُ مَقْلُوبَةً وَمُضْطَرِبَةً. وَالْقَاضِي عَبْدُ الْجَبَّارِ هُوَ الْقَاضِي عِمَادُ الدِّينِ أَبُو الْحَسَنِ عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ أَحْمَدَ الْهَمْدَانِيُّ الْأَسَدَابَادِيُّ، شَيْخُ الْمُعْتَزِلَةِ فِي عَصْرِهِ، وَهُمْ يُلَقِّبُونَهُ " قَاضِيَ الْقُضَاةِ "، تُوُفِّيَ سَنَةَ ٤١٥، وَلَهُ مُؤَلِّفَاتٌ كَثِيرَةٌ أَهَمُّهَا " الْمُغْنِي فِي الْعَدْلِ وَالتَّوْحِيدِ " وَ " شَرْحُ الْأُصُولِ الْخَمْسَةِ " وَ " تَثْبِيتُ دَلَائِلِ النُّبُوَّةِ " وَ " تَنْزِيهُ الْقُرْآنِ عَنِ الْمَطَاعِنِ ". انْظُرْ تَرْجَمَتَهُ وَمَذْهَبَهُ فِي: شَرْحِ الْعُيُونِ لِلْجُشَمِيِّ (ضِمْنَ كِتَابِ " فَضْلِ الِاعْتِزَالَ وَطَبَقَاتِ الْمُعْتَزِلَةِ "، تَحْقِيقَ الْأُسْتَاذِ فُؤَاد سَيِّد، الدَّارَ التُّونِسِيَّةَ لِلنَّشْرِ، ١٣٩٣ - ١٩٧٤) ص ٣٦٥ - ٣٧١؛ طَبَقَاتِ الشَّافِعِيَّةِ ٥/٩٧ - ٩٨؛ لِسَانَ الْمِيزَانِ ٣/٣٨٦ - ٣٨٧؛ تَارِيخَ بَغْدَادَ ١١/١١٣ - ١١٥؛ شَذَرَاتِ الذَّهَبِ ٣/٢٠٢ - ٢٠٣؛ الْأَعْلَامَ ٤/٤٧. وَتَرْجَمَ لَهُ سَزْكِينُ مُجَلَّدَ ١ ج [٠ - ٩] ص [٠ - ٩] ١ - ٨٤ وَذَكَرَ أَنَّهُ تُوجَدُ نُسْخَةٌ خَطِّيَّةٌ مِنْ كِتَابِ تَثْبِيتِ دَلَائِلِ النُّبُوَّةِ فِي مَكْتَبَةِ شَهِيد عَلِي (إِسْتَانْبُولَ) . وَتُوجَدُ مُصَوَّرَةٌ مِنْ هَذِهِ النُّسْخَةِ فِي مَعْهَدِ الْمَخْطُوطَاتِ الْعَرَبِيَّةِ بِالْقَاهِرَةِ بِرَقْمِ ٦٠ تَوْحِيدٌ) . وَقَدْ ذَكَرَ هَذَا الْخَبَرَ الَّذِي يُشِيرُ إِلَيْهِ ابْنُ تَيْمِيَّةَ الْقَاضِي عَبْدُ الْجَبَّارِ فِي كِتَابِهِ " تَثْبِيتِ دَلَائِلِ النُّبُوَّةِ " ١/٥٤٩ تَحْقِيقُ د. عَبْدِ الْكَرِيمِ عُثْمَان رحمه الله ، ط. دَارِ الْعَرَبِيَّةِ، بَيْرُوتَ، ١٣٨٦/١٩٦٦.(٢) فَصْلٌ: زِيَادَةٌ فِي (أ) ، (ل) ، (ب) .(٣) ن، م: فَظَنَّ.(٤) عَنْ: سَاقِطَةٌ مِنْ (ن) فَقَطْ.
Allah için [bir nüshada: "Allah'ın şahitliği" şeklindedir] nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun; isterse kendiniz, ana-babanız veya yakınlarınız aleyhine olsun. (Zengin veya fakir olsun) Allah onlara daha yakındır. Adaletten sapmamak için hevâ ve hevesinize uymayın. Eğer (şahitliği) eğip büker yahut (ondan) yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisâ Sûresi, 135) "Leyy" [bir nüshada "velleâî" olup açık bir tahriftir] şahitliği değiştirmek, "i‘râz" ise onu gizlemektir. [Allah Teâlâ] doğruluğu ve beyanı emretmiş, yalanı ve gizlemeyi yasaklamıştır; bilinmesi ve ortaya konulması gereken şeylerde [nitekim Peygamber (s.a.v.) -M nüshasında ziyadedir] üzerinde ittifak edilen hadiste şöyle buyurmuştur: "Alıcı ve satıcı birbirlerinden ayrılmadıkları sürece muhayyerdirler. Eğer doğru söyler ve (ayıpları) açıklarlarsa, alışverişleri bereketlenir; eğer gizler ve yalan söylerlerse [M nüshasında: yalan söyler ve gizlerlerse] alışverişlerinin bereketi giderilir." [Hadis, Hakîm b. Hizâm (r.a.)'dan Buhârî ve Müslim'de birçok yerde; ayrıca Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Müsned-i Ahmed'de de aynı manada rivayet edilmiştir.] Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten saptırmasın. Adil olun; bu takvaya daha yakındır." (Mâide Sûresi, 8)
لِلَّهِ (١) ، كَمَا قَالَ تَعَالَى: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ إِنْ يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَاللَّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوَى أَنْ تَعْدِلُوا وَإِنْ تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا} [سُورَةُ النِّسَاءِ: ١٣٥] ، وَاللَّيُّ (٢) هُوَ تَغْيِيرُ الشَّهَادَةِ، [وَالْإِعْرَاضُ كِتْمَانُهَا.وَاللَّهُ تَعَالَى] قَدْ أَمَرَ بِالصِّدْقِ، وَالْبَيَانِ، وَنَهَى عَنِ الْكَذِبِ، وَالْكِتْمَانِ فِيمَا يُحْتَاجُ [إِلَى مَعْرِفَتِهِ، وَإِظْهَارِهِ، كَمَا قَالَ: النَّبِيُّ] (٣) صلى الله عليه وسلم فِي الْحَدِيثِ الْمُتَّفَقِ عَلَيْهِ: ( «الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا، فَإِنْ صَدَقَا، وَبَيَّنَا بُورِكَ [لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا، وَكَذَّبَا» (٤) ] «مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا» (٥) .) .وَقَالَ تَعَالَى: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى} [سُورَةُ الْمَائِدَةِ: ٨] .(١) ن، م: شَهَادَةِ اللَّهِ.(٢) أ: وَاللَّائِي، وَهُوَ تَحْرِيفٌ ظَاهِرٌ.(٣) النَّبِيُّ: زِيَادَةٌ فِي (م) .(٤) م: وَإِنْ كَذَّبَا وَكَتَمَا.(٥) الْحَدِيثَ عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ رضي الله عنه فِي مَوَاضِعَ عَدِيدَةٍ فِي الْبُخَارِيِّ وَمُسْلِمٍ. انْظُرْ مَثَلًا الْبُخَارِيَّ ٣/٥٨ (كِتَابُ الْبُيُوعِ، بَابُ إِذَا بَيَّنَ الْبَيِّعَانِ وَلَمْ يَكْتُمَا.) ، ٣/٦٤ (كِتَابُ الْبُيُوعِ، بَابُ الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا) ؛ مُسْلِمٌ ٣/١١٦٤ (كِتَابُ الْبُيُوعِ، بَابُ الصِّدْقِ فِي الْبَيْعِ وَالْبَيَانِ) . وَالْحَدِيثُ عَنْهُ وَعَنْ غَيْرِهِ مِنَ الصَّحَابَةِ - رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ - بِمَعْنَاهُ فِي: سُنَنِ أَبِي دَاوُدَ وَالتِّرْمِذِيِّ وَالنَّسَائِيِّ وَابْنِ مَاجَهْ وَمُسْنَدِ أَحْمَدَ.