İzhâru'l-Hak (Rahmetullah el-Hindî)
Kısım: Akâid
Kitap: İzhâru'l-Hak
Müellif: Muhammed Rahmetullah b. Halîlurrahman el-Kîrânî el-Osmânî el-Hindî el-Hanefî (vefâtı: 1308 h.)
Tahkik ve ta‘lik: Dr. Muhammed Ahmed Muhammed Abdülkadir Halîl Melkâvî, Kral Suud Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yardımcı Doçenti - Riyad
Yayınevi: İlmî Araştırmalar, İftâ, Davet ve İrşad İdareleri Genel Başkanlığı - Suudi Arabistan
Baskı: Birinci Baskı, 1410 h. / 1989 m. (Müellifin yazma ve okunmuş iki altın nüshasına mukabele edilerek yayımlanan ilk baskı)
Cilt sayısı: 4 (müteselsil numaralandırma)
[Kitap numaralandırması matbu nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
إظهار الحق (رحمت الله الهندي)القسم: العقيدةالكتاب: إظهار الحقالمؤلف: محمد رحمت الله بن خليل الرحمن الكيرانوي العثماني الهندي الحنفي (المتوفى: ١٣٠٨ هـ)دراسة وتحقيق وتعليق: الدكتور محمد أحمد محمد عبد القادر خليل ملكاوي، الأستاذ المساعد بكلية التربية جامعة الملك سعود - الرياضالناشر: الرئاسة العامة لإدارات البحوث العلمية والإفتاء والدعوة والإرشاد - السعوديةالطبعة: الأولى، ١٤١٠ هـ - ١٩٨٩ م (أول طبعة تصدر مقابلة على نسختي المؤلف الذهبيتين المخطوطة والمقروءة)عدد الأجزاء: ٤ (متسلسلة الترقيم)[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
[Eser: İzhâru’l-Hak - Cilt 1] — [Kitap Adı: İzhâru’l-Hak] — Müellif: Muhammed Rahmetullah b. Halîlurrahman el-Kîrânevî el-Osmânî el-Hindî el-Hanefî (müteveffâ: 1308 H) — Tahkik, İnceleme ve Ta‘lik: Doktor Muhammed Ahmed Muhammed Abdülkadir Halîl Melkâvî, Melik Su‘ûd Üniversitesi (Riyad) Külliyetü’t-Terbiye Öğretim Üyesi — Neşreden: el-Hey’etü’l-Âmme li-İdârâti’l-Buhûsi’l-İlmiyye ve’l-İftâ ve’d-Da‘ve ve’l-İrşâd, Suudiyye — Baskı: Birinci Baskı, 1410 H / 1989 M (Müellifin el yazması ve kıraat edilmiş iki altın nüshası üzerine mukabele edilerek neşredilen ilk baskı) — Aded-i Eczâ: 4 cilt, tek mütemâdî numaralandırma [Metin numaralandırması matbû nüshaya uygundur.]
إظهار الحق - جـ ١ـ[إظهار الحق]ـالمؤلف: محمد رحمت الله بن خليل الرحمن الكيرانوي العثماني الهندي الحنفي (المتوفى: ١٣٠٨هـ)دراسة وتحقيق وتعليق: الدكتور محمد أحمد محمد عبد القادر خليل ملكاوي، الأستاذ المساعد بكلية التربية جامعة الملك سعود - الرياضالناشر: الرئاسة العامة لإدارات البحوث العلمية والإفتاء والدعوة والإرشاد - السعوديةالطبعة: الأولى، ١٤١٠ هـ - ١٩٨٩ م (أول طبعة تصدر مقابلة على نسختي المؤلف الذهبيتين المخطوطة والمقروءة)عدد الأجزاء: ٤ أجزاء في ترقيم مسلسل واحد[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]
Bismillâhirrahmânirrahîm. Temhîd: Hamd, hiçbir çocuk edinmeyen, mülkünde asla ortağı bulunmayan Allah'a mahsustur. Nitekim, kuluna Kitab'ı indiren ve onu akıl sahipleri için bir basiret ve hatırlatma kılan (Allah) ne yücedir. Ve âyetlerinin delilleriyle yakînin yüzünden hakkın perdesini kaldırdı; kelimeleriyle hakkı gerçekleştirmek için hidâyet alametlerini minberine dikti. Öyle ki, (bâtıl) şüphelerinin görünür yüzleriyle kendilerini süsleyen birtakım kavimlerin delilleri, O'nun apaçık yolunun önünde kesiliverdi. Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; halbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmaz. Salât ve selâm, nübüvvet mûcizeleri en güzel başlangıçlarla yüzünü gösteren, şeriatının şiarları ortaya çıkıp diğer dinlerin ve şeriatların alametlerini nesheden; Mevlâsı tarafından hidâyet ve hak din ile gönderilip onu bütün dinlere üstün kılmakla desteklenen; beliğleri benzeri bir sûre getirmekten âciz bırakan muhkem bir kitap ile teyid edilen efendimiz Muhammed (s.a.v.)'e olsun, o ki...
بسم الله الرحمن الرحيم تمهيدالحمد لله الذي لم يتخذ ولداً، ولم يكن له شريك في ملكه أبداً، فسبحان الذي أنزل على عبده الكتاب، وجعله تبصرةً وَذكرى لأولي الألباب، وكشف نقاب الحق عن وجه اليقين بدلائل آياته، ونصب على منصته أعلام الهداية ليحق الحق بكلماته، حتى انقطعت دون محجته حجج أقوام بظواهر شبهِها يتظاهرون، وهم {يريدونَ لِيُطْفئِوا نورَ الله بأفواهِهِم ويَأبَى الله إلَاّ أَنْ يُتِمَّ نورَه ولو كَرِه الكافرون} والصلاة والسلام على مَن سفرت معجزات نبوّته بأَحسنِ المطالع، وظهرت شعائر شريعته، فنسختْ معالِمَ الأديانِ والشرائع، أرسله مولاه بالهدى ودين الحق ليظهرَه على الدين كله، وأيده بمحكم كتابٍ أعجزَ البلغاءَ عن أنْ يأتوا بسورة من مثلِه سيدنا محمد الذي
Tevrat ve İncil onun zuhur edeceğini müjdeledi; babası Halilullah İbrahim'in duası da onun varlığıyla gerçekleşti. Allah Teâlâ, ona ve âline –ki onlar şeriatına tâbi olup kurtuluşa erenler, yolunu takip etmede isabetli metodu benimseyenlerdir– salât eylesin. Ve ashâbı ki Allah, İslam ile aralarını birleştirmiş, nihayet onlar kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise merhametli olmuşlardır.
بشَّر بظهوره التوراةُ والإنجيل، وتحققت بوجوده دعوة أبيه إبراهيم الخليل، صلى الله عليه وعلى آله، الفائزين باتباع شريعته، السالكين منهج الإصابة في اقتفاء طريقته، وصحبه الذين وصل الله بالإسلام بينهم، حتى صاروا أشدّاء على الكفار رحماء بينهم.
(Emmâ ba‘d) Rahmân olan Rabbinin rahmetine ümit bağlayan kul, Rahmetullah b. Halîl er-Rahmân —Allah onu, ana-babasını bağışlasın, ikisine de ona da ihsanda bulunsun— şöyle der: İngiliz Devleti, Hindistan memleketine güçlü bir şekilde hâkim olduğu, emniyet ve nizam döşeğini hoşnut edici bir biçimde yaydığı zaman; saltanatlarının başlangıcından kırk üç yıl boyunca âlimlerinden kendi mezheplerine davet zuhur etmedi. Daha sonra davete başladılar ve bu hususta aşamalı olarak ilerlediler. Nihayet Ehl-i İslâm'ı reddetmek üzere risâleler ve kitaplar telif ettiler, bunları şehirlerde avam arasında dağıttılar ve çarşılarda, halk toplantılarında ve umumî caddelerde vaaz etmeye koyuldular. Bir süre Ehl-i İslâm'ın avamı onların vaazlarını dinlemekten ve risâlelerini okumaktan tiksinir haldeydi; bu sebeple Hindistan ulemasından hiç kimse o risâlelere reddiye yazmaya iltifat etmedi. Fakat bir müddet sonra bazı avamın nefretinde zaaf baş gösterdi ve hayvanlar gibi olan birtakım câhillerin ayaklarının kayması endişesi hâsıl oldu. İşte o zaman Ehl-i İslâm ulemasından bazısı onları reddetmeye yöneldi. Ben ise, meçhuliyet köşesine çekilmiş, seçkin âlimler zümresinde sayılmayan ve bu büyük şanlı işe ehil olmayan biri olduğum halde, fakat onların takrirlerine ve tahrirlerine muttali olduğum ve bana risâleler ulaştığı için...
(أما بعد) فيقول العبدُ الراجي إلى رحمة ربه المنان، رحمة الله بن خليل الرحمن، غفر الله له ولوالديه، وأحسن إليهما وإليه: أن الدولة الإنكليزية لما تسلطت على مملكة الهند تسلطاً قوياً، وبسطوا بساط الأمن والانتظام بسطاً مرضياً، ومن ابتداء سلطنتهم إلى ثلاث وأربعين سنة، ما ظهرت الدعوة من علمائهم إلى مذهبهم، وبعدها أخذوا في الدعوة وكانوا يتدرجون فيها، حتى ألفوا الرسائل والكتب في رد أهل الإسلام، وقسموها في الأمصار بين العوام، وشرعوا في الوعظ في الأسواق، ومجامع الناس، وشوارع العامة وكان عوام أهل الإسلام إلى مدة متنفرين عن استماع وعظهم ومطالعة رسائلهم، فلم يلتفت أحد من علماء الهند إلى رد تلك الرسائل، لكن تطرق الوهن بعد مدة، في نفور بعض العوام، وحصل خوف مزلة أقدام بعض الجهال الذين هم كالأنعام، فعند ذلك توجه بعض علماء أهل الإسلام إلى ردهم، وإني وإن كنت منزوياً في زاوية الخمول، وما كنت معدوداً في زمرة العلماء الفحول، ولم أكن أهلاً لهذا الخَطبْ العظيم الشأن، لكني لما اطلعت على تقريراتهم، وتحريراتهم، ووصلت إليَّ رسائل
Onların telifatının pek çoğu karşısında, ben de gücüm ve imkânım nisbetinde gayret göstermeyi uygun buldum. İlk önce kitaplar ve risaleler telif ettim ki, hakikat ehli akıl sahiplerine tezahür etsin. Ardından, Hindistan'da İslam milletine ta‘n ve cerh ile meşgul olan Hıristiyan âlimleri arasında üstün yetenekli ve yüksek mertebeli olan o kâhin [yani rahibi] –ki [o] (Mîzânü’l-Hak) müellifidir–, benimle kendisi arasında genel bir mecliste münazara vukua gelmesini talep ettim; tâ ki İslam ulemasının yönelmemesinin, Hıristiyanlardan bazılarının iddia ettiği gibi, onların kâhinlerin risalelerine cevap vermekten âciz olmalarından kaynaklanmadığı tam olarak açığa çıksın. Böylece Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında ihtilaf konusu olan ana meseleler –yani tahrif, nesih, teslis, Kur'an'ın hak olduğu ve nübüvvet– hakkındaki beş meselede münazara kararlaştırıldı.
كثيرة من مؤلفاتهم، استحسنت أن أجتهد أيضاً، بقدر الوَسع والإمكان، فألفت أولاً الكتب والرسائل، ليظهر الحال على أولي الألباب، واستدعيت ثانياً من القسيس الذي كان بارعاً وأعلى كعباً من العلماء المسيحية الذين كانوا في الهند مشتغلين بالطعن والجرح على الملة الإسلامية، تحريراً وتقريراً، أعني مؤلف (ميزان الحق) أن يقع بيني وبينه مناظرة، في المجلس العام، ليتضح حق الاتضاح أن عدم توجه العلماء الإسلامية ليس لعجزهم عن رد رسائل القسيسين كما هو مزعوم بعض المسيحيين، فتقررت المناظرة في المسائل الخمس التي هي أمهات المسائل المتنازعة بين المسيحيين والمسلمين أعني: التحريف والنسخ، والتثليث، وحقيةالقرآن، ونبوّة
Muhammed (s.a.v.)… Bunun üzerine, evvelîn ve âhirînin efendisi (s.a.v.)'in hicretinin bin iki yüz yetmişinci senesi Receb ayında Ekberâbâd kasabasında umumî meclis toplandı. Ömrünü Allah'ın uzatmasını dilediğim muhterem dostlardan bazısı bu mecliste bana yardımcı oldu. Papazlardan bazısı da anılan papaza yardımcı oldu. Nihayet nesih ve tahrif meselelerinde –ki papazın iddiasına göre bunlar en ince ve en eski meselelerdi, nitekim Hilâlü'l-İşkâl kitabındaki ifadesi de bunu göstermektedir– Allah'ın fazlıyla galibiyet bize göründü. Bunu görünce kalan üç meselede münazara kapısını kapattı. Ardından Mekke-i Mükerreme'ye –Allahu Teâlâ onu şereflendirsin– varma ve allâme üstad, dehhâne fehhâme, ilim ve dirâyetin aynı, hüküm ve rivayetin menbaı, üdebânın güneşi, bulegânın tâcı, muhakkiklerin mukaddemi, müdakkiklerin senedi, muhaddislerin imamı, fukaha ve mütekellimînin kudveti, Betûl'ün ciğerpâresi, makbûl resulün adaşı olan efendim, senedim, mevlâm Seyyid Ahmed b. Zeynî Dahlan'ın –Allah feyzini kıyâmet gününe kadar devam ettirsin– eşiğine varma ittifakı bana nasip oldu. Bana dille tercüme etmemi emretti.
محمد صلى الله عليه وسلم؛ فانعقد المجلس العام في شهر رجب سنة ألف ومائتين وسبعين من هجرة سيد الأولين والآخرين صلى الله عليه وسلم في بلدة أكْبَر أبادْ. وكان بعض الأحباء المكرَّم أطال الله بقاءه، معيناً لي في هذا المجلس، وكان بعض القسيسين معيناً للقسيس الموصوف، فظهرت الغلبة لنا بفضل الله في مسألتي النسخ والتحريف اللتين كانتا من أدق المسائل وأقدمها في زعم القسيس، كما تدل عليه عبارته في كتاب حل الإشكال، فلما رأى ذلك سَدَّ باب المناظرة في المسائل الثلاث الباقية. ثم وقع لي الاتفاق أن وصلت إلى مكة شرفها الله تعالى وحضرت عتبة الأستاذ العلامة والنحرير الفهامة، عين العلم والدراية، ينبوع الحكم والرواية، شمس الأدباء، تاج البلغاء، مقدام المحققين، سند المدققين، إمام المحدثين، قدوة الفقهاء والمتكلمين، فلذة كبد البتول، سمي الرسول المقبول، سيدي وسندي ومولاي السيد أحمد بن زيني دحلان، أدام الله فيضه إلى يوم القيام، فأمرني أن أترجم باللسان
Bu beş bahis, bu bapta telif edilmiş kitaplardan alınmıştır; zira bunlar ya Fars lisânıyla ya da Hind Müslümanlarının lisânıyla yazılmıştır. Bu iki lisanda telifimin sebebi şudur: Birinci lisan, o memleketteki Müslümanlarca âşinâdır; ikinci lisan ise onların kendi lisânıdır. O memlekette ikamet eden rahip vaizler, ikinci lisana şüphesiz mahâret sahibidirler; birinci lisana da az da olsa vâkıftırlar. Hele benimle münazara eden papazın mahareti birincide daha şiddetliydi. Mevlâmın emrine itaati vâcib mertebesinde gördüm ve emrine imtisal için ciddiyetle kolları sıvadım. İnsaf yolunu tutup zulüm yolundan kaçınanlardan ümit ederim ki, hatalarımı örtsünler ve kusurlarım üzerine ıslah kalemini sürsünler. Her zorluğu kolaylaştıran Allah'tan niyaz ederim ki, beni hakka ve doğruya iletecek lütufta bulunsun; bu kitabı insanlar nezdinde makbul kılsın, hâss ve âmm ondan faydalansın; onu bâtıl ehlinin şüphelerinden ve münkirlerin vehimlerinden korusun. O tevfikin velîsidir; tahkikin dizginleri O'nun elindedir. O her şeye kâdirdir ve icabete lâyıktır. Ben bu kitaba "İzharü'l-Hak" adını verdim ve onu bir mukaddime ile altı bab üzere tertip ettim.
العربي هذه المباحث الخمسة من الكتب التي ألفت في هذا الباب، لأنها كانت إما بلسان الفرس، وإما بلسان مسلمي الهند.وكان سبب تأليفي في هذين اللسانين أن اللسان الأول مألوف المسلمين في تلك المملكة، واللسان الثاني لسانهم، وأن القسيسين الواعظين المقيمين في تلك المملكة ماهرون في اللسان الثاني يقيناً، وواقفون على اللسان الأول أيضاً قليلاً، سيما القسيس الذي ناظرني فإنه كانت مهارته في الأول أشد من الثاني، ورأيت إطاعة أمر مولاي بمنزلة الواجب، وشمرت عن ساق الجد لامتثال أمره فأرجو ممن سلك مسلك الإنصاف، وتنكب عن طريق الاعتساف، أن يستر خطآتي، ويجر قلم الإصلاح على هفواتي، وأسأل الله الميسر لكل صعاب أن يمن عليَّ بما يرشدني إلى الحق والصواب، ويجعل هذا الكتاب مقبولاً لدى الأنام، منتفعاً به الخاص والعام، ويصونه عن شبهات المبطلين، وأوهام المنكرين، وهو الولي للتوفيق، وبيده أزمة التحقيق، وهو على كل شيء قدير، وبالإجابة جدير، وسميته (إظهار الحق) ورتبته على مقدمة وستة أبواب.
**Mukaddime: Kendilerine Dikkat Çekilmesi Gereken Hususların Beyanı Hakkında**
**(Birincisi):** Şu kitapta herhangi bir yerde söz söylediğimde, bu söz, ilzam [delille susturma] ve cedel yoluyla Protestan âlimlerinin kitaplarından nakledilmiştir. Okuyucu, onu ehl-i İslâm'ın mezhebine muhalif görürse sakın şüpheye düşmesin. İslâmî kitaplardan nakilde bulunduğumda ise, meşhur olmadığı müddetçe çoğunlukla buna işaret ederim.
**(İkincisi):** Bu kitaptaki nakiller, ekseriyetle Protestan mezhebine ait kitaplardandır; ister biyografiler [terâcim], ister tefsirler, isterse tarihler olsun. Zira bu mezhep, Hindistan krallığına hâkim konumdadır. Münazara ve mübâhase [ilmî tartışma] işte bu mezhebin âlimleriyle vuku bulmuş ve onların kitaplarına ulaşılmıştır. Katolik mezhebinin kitaplarından yapılan nakiller ise nadirdir.
**(Üçüncüsü):** Tahrif [değiştirme] ve ıslah [düzeltme], Protestan mezhebi için neredeyse tabii bir hal gibidir. Bu sebeple görürsün ki, onların kitaplarından biri yeniden basıldığında, ilk baskıya göre çoğu zaman büyük bir değişiklik meydana gelir. Bu ya bazı muhtevaların değiştirilmesiyle, ya ziyade yahut noksanlaştırma ile yahut da meselelerin öne alınıp sonraya bırakılmasıyla olur. İşte bu sebeple, onların kitaplarından yapılan bir nakil, nakledildiği kitapla karşılaştırıldığında; eğer o kitaplar, nakledenin naklettiği türden baskılardan ise nakil uygun çıkar, aksi halde çoğunlukla uyumsuz çıkar. Bu âdetlerine vakıf olmayan kimse, nakledenin hata ettiğini zanneder, hâlbuki o isabet etmiştir. İşte bu durum, [söz konusu âdetten] neşet etmektedir.
المقدمة في بيان الأمور التي يجب التنبيه عليها (الأول) أني إذا أطلقت الكلام في هذا الكتاب في موضع من المواضع فهو منقول عن كتب علماء (البروتستنت) بطريق الإلزام والجدل، فإن رآه الناظر مخالفاً لمذهب أهل الإسلام فلا يقع في الشك، وإذا نقلت عن الكتب الإسلامية أشرت إليه غالباً إلا أن يكون مشهوراً.(الثاني) أن النقل غالباً في هذا الكتاب من كتب فرقة البروتستنت سواء كانت تراجم أو تفاسير أو تواريخ، لأن هذه الفرقة هي المتسلطة على مملكة الهند، ومن علمائها وقعت المناظرة والمباحثة، ووصلت إلى كتبها، وقليلاً ما يكون عن كتب فرقة الكاثوليك أيضاً.(الثالث) أن التبديل والإصلاح بمنزلة الأمر الطبيعي لفرقة البروتستنت، ولذلك ترى أنه إذا طبع كتاب من كتبهم مرة أخرى يقع غالباً فيه تغيير كثير بالنسبة إلى المرة الأولى، إما بتبديل بعض المضامين أو بزيادتها أو نقصانها، أو تقديم المباحث وتأخيرها فإذا قوبل المنقول عن كتبهم بالكتب المنقول عنها، فإن كانت تلك الكتب مطبوعة من جنس الكتب التي نقل عنها الناقل فيخرج النقل مطابقاً وإلا فخرج غير مطابق غالباً، فمن لم يكن واقفاً على عادتهم يظن أن الناقل أخطأ والحال أنه مصيب، وحصل هذا الأمر من
Söz konusu papazların âdetlerine gelince: Ben de onların âdetlerini bilmeden önce iki defa yanılgıya düştüm. Bu sebeple bu hususu inceleyen kimsenin tam bir dikkat ve uyanıklık içinde olması gerekir; ta ki hataya düşmesin veya bir başkası onu hataya düşürmesin ve ta ki nakleden (mütercim) itham edilmesin. Ben de kendisinden nakilde bulunduğum kitapları açıklayarak diyorum ki: Zikredilen kitaplar şunlardır: [1] Musa aleyhisselâm'ın beş kitabının Arap lisânına tercümesi –ki onu William Watts, Londra'da milâdî 1848 yılında, Roma'da 1264 yılında basılan nüsha esas alınarak tab'ettirmiştir– [2] Yine adı geçen William Watts tarafından 1844 yılında tab'edilen bütün Eski ve Yeni Ahit kitaplarının Arap lisânına tercümesi. Bu tercümede dokuzuncu ve onuncu Zebur'u bir Zebur yapmış, yüz kırk yedinci Zebur'u da iki kısma ayırarak iki Zebur yapmıştır. Böylece onda (bu tercümede) onuncu Zebur'dan yüz kırk yedinci Zebur'a kadar olan Zeburların sayısı, diğer tercümelere kıyasla bir eksik olmuş, bunun dışında uyumludur. Eğer inceleyen kimse bu hususta diğer tercümelere göre bir fark bulursa, bunu benim anlattığıma hamletmesi gerekir. [3] Yeni Ahit'in Arap lisânına tercümesi ki Beyrut'ta 1860 yılında basılmıştır. Yeni Ahit'in ibaresini çoğunlukla bu tercümeden naklettim, çünkü onun ibaresi...
عادات هؤلاء القسيسين، ووقعت أنا أيضاً في المغالطة مرتين قبل العلم بعادتهم، فلا بد أن يكون الناظر في هذا الأمر على تنبه تام؛ لئلا يقع في الغلط أو يوقعه أحد فيه، ولئلا يتهم الناقل. وأنا أبين الكتب التي أنقل عنها فأقول: الكتب المذكورة هذه:[١] ترجمة الكتب الخمسة لموسى عليه السلام في اللسان العربي التي طبعها وليم واطس في لندن سنة ١٨٤٨ من الميلاد على النسخة المطبوعة في الرومية العظمى سنة ١٢٦٤[٢] ترجمة كتب العهد العتيق والجديد كلها في اللسان العربي التي طبعها وليم واطس المذكور أيضاً سنة ١٨٤٤ وجعل في هذه الترجمة الزبور التاسع والعاشر زبوراً واحداً، وقسم الزبور المائة والسابع والأربعين إلى قسمين وجعله زبورين، فصار فيها عدد الزبورات ما بين العاشر والمائة والسابع والأربعين أقل منها بواحد بالقياس إلى التراجم الأخرى وفيما عداها متفقة، فلو وجد الناظر الاختلاف في هذا الأمر بالنسبة إلى التراجم الأخرى فلا بد أن يحمل على ما ذكرت[٣] ترجمة العهد الجديد باللسان العربي وطبعت في بيروت سنة ١٨٦٠ ونقلت عبارة العهد الجديد غالباً عن هذه الترجمة لأن عبارتها ليست
Birinci tercümenin ifadesi gibi zayıf olanlar: [4] 1851 yılında Londra'da basılan Âdem Clark'ın Eski ve Yeni Ahid tefsiri; [5] 1882'de Londra'da üçüncü defa basılan Horn tefsiri; [6] Londra'da basılan Henry Wascott tefsiri; [7] 1717'de Londra'da on cilt hâlinde basılan Lardner tefsiri; [8] 1848'de Londra'da basılan Dwaley ve Wergerdement tefsiri; [9] Horsley tefsiri; [10] Watson'ın kitabı; [11] 1819, 1830, 1821 ve 1836 yıllarında basılan ve üzerinde mühür bulunan İngilizce Protestan grubunun tercümesi; [12] Dublin'de basılan İngilizce Roma Katolik Eski ve Yeni Ahid tercümesi.
ركيكة مثل عبارة الترجمة الأولى[٤] تفسير آدم كلارك على العهد العتيق والجديد الذي طبع في لندن سنة ١٨٥١[٥] تفسير هورن الذي طبع في لندن سنة ١٨٨٢ في المرة الثالثة[٦] تفسير هنري واسكات الذي طبع في لندن[٧] تفسير لاردنر الذي طبع في لندن سنة ١٧١٧ في عشرة مجلدات[٨] تفسير دوالي ورجردمينت الذي طبع في لندن سنة ١٨٤٨[٩] تفسير هارسلي[١٠] كتاب واتسن[١١] ترجمة فرقة البروتستنت بلسان الإنكليز المثبت عليها الخاتم المطبوعة سنة ١٨١٩ وسنة ١٨٣٠ وسنة ١٨٢١ وسنة ١٨٣٦[١٢] ترجمة العهد العتيق والجديد لرومن كاثلك بلسان الإنكليز وطبعت في دبلن سنة
1840 ve bunun dışında yerlerinde zikredilecek olan diğer kitaplar da vardır. Bu kitaplar, İngilizlerin hâkimiyet kurduğu beldelerde pek çok bulunur. Kim şüphe ederse, nakli aslıyla karşılaştırsın. (Dördüncüsü:) Eğer kalemimden, herhangi bir yerde, onların nezdinde kabul görmüş kitaplarından birine veya peygamberlerden birine (a.s.) karşı saygısızlık vehmini veren bir ifade sadır olmuşsa, okuyucu benim, ilahî kitaplara ve peygamberlere (a.s.) karşı kötü bir itikada sahip olduğumu bana yüklemesin. Zira Allah'ın kitaplarından birine veya peygamberlerden birine (a.s.) saygısızlık etmek, benim nezdimde en çirkin yasaklardandır. Allah beni ve bütün İslam ehlini bundan korusun. Fakat onların zanlarınca peygamberlere nispet edilen ve kendilerince kabul görmüş kitapların ilahî kitaplar olduğu sabit olmadığı gibi, bilakis aksinin sabit olduğu; bu kitapların bazı muhtevalarını her Müslümanın şiddetle inkâr etmesi gerektiği sabit olduğu ve bu kitaplarda kesin olarak hata, ihtilaf, çelişki ve tahrifin vuku bulduğu sabit olduğu için, “Şüphesiz bu kitaplar ilahî kitaplar değildir” demem ve Lût (a.s.)’un şarap içtiği, iki kızıyla zina ettiği ve onların ondan zinaya uğrayarak hamile kaldığı; yahut Dâvûd (a.s.)’un Uryâ’nın karısıyla zina ettiği, onun ondan zinaya uğrayarak hamile kaldığı ve (Dâvûd’un) ordu kumandanına onu öldürecek bir iş çevirmesi için işarette bulunduğu gibi bazı kıssaları inkâr etmem hususunda mazurum.
١٨٤٠، وما سواها من كتب أخرى أيضاً يجيء ذكرها في مواضعها وهذه الكتب في بلاد تسلط عليها الإنكليز، كثيرة الوجود فمن شك فليطابق النقل بأصله.(الرابع) إن صدر عن قلمي في موضع من المواضع لفظ يوهم بسوء الأدب بالنسبة إلى كتاب من كتبهم المسلّمة عندهم، أو إلى نبي من الأنبياء عليهم السلام، فلا يحمل الناظر عليَّ سوء اعتقادي بالنسبة إلى الكتب الإلهية، والأنبياء عليهم السلام؛ لأن إساءة الأدب إلى كتاب من كتب الله أو إلى نبي من الأنبياء عليهم السلام من أقبح المحذورات عندي أعاذني الله وجميع أهل الإسلام منها. لكن لما لم يثبت كون الكتب المسلمة عندهم المنسوبة إلى الأنبياء بحسب زعمهم كتباً إلهية بل ثبت عكسه وثبت أن بعض مضامين هذه الكتب يجب على كل مسلم أن ينكره أشد الإنكار، وثبت أن الغلط والاختلاف والتناقض والتحريف واقعة فيها جزماً فإني معذور في أن أقول: إن هذه الكتب ليست كتباً إلهية وأن أنكر بعض القصص مثل: أن لوطاً شرب الخمر وزنى بابنتيه وحملتا بالزنا منه، أو أن داود عليه السلام زنا بامرأة أوريا وحملت بالزنا منه، وأشار إلى أمير العسكر لأن يدبر أمراً يقتل به
Üriyâ’yı hile ile helâk ettiği, onun hanımı üzerinde tasarrufta bulunduğu; Hârûn’un bir buzağı yapıp ona bir mihrap inşa ettiği, Hârûn’un İsrâiloğulları ile birlikte buzağıya ibadet edip ona secde ettikleri ve önünde kurbanlar kestikleri; Süleyman’ın ise ömrünün sonunda irtidat edip putlara taptığı ve onlar için mâbedler inşa ettiği [iddialarına dair rivayetlerdir].
أوريا فأهلكه بالحيلة، وتصرف في زوجته، وأن هارون صنع عجلاً وبنى له مذبحاً فعبده هارون مع بني إسرائيل وسجدوا له وذبحوا الذبائح أمامه، وأن سليمان ارتد في آخر العمر وعبد الأصنام وبنى المعابد لها،
Kutsal kitaplarında onun tevbe ettiği sâbit değildir; bilakis zâhir odur ki o, mürted ve müşrik olarak ölmüştür. Zira bu kıssalar ve benzerlerini kesinlikle inkâr etmemiz, asla sahih olmadıklarını söylememiz ve nübüvvet sahasının bu tür çirkin şeylerden münezzeh olduğuna yakînî bir itikatla inanmamız gerekir. Keza bir hataya hata demekle mâzurdur. İşte bu sebeple Protestan âlimlerinin bu bapta şikâyet etmeleri uygun düşmez. Acaba kendilerine bakmazlar mı; Kur’ân-ı Mecîd’e, ahâdîs-i nebeviyyeye ve Resûlullah (s.a.v.)’e karşı ta‘nlarında nasıl haddi aştıklarını görmezler mi? Ve kalemlerinden nasıl uygunsuz sözler çıkmaktadır? Lâkin insan, Allah basîret gözünü açmadıkça, kendi ayıbını büyük dahi olsa görmez; başkasının ayıbını küçük dahi olsa dile getirir. Ne güzeldir Mesîh (a.s.)’ın şu sözü: “Niçin kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin? Yahut kardeşine, bırak gözündeki çöpü çıkarayım, nasıl dersin? Hâlbuki gözünde mertek var, ey riyakâr! Önce merteği gözünden çıkar, o zaman…”
ولا يثبت من كتبهم المقدسة أنه تاب بل الظاهر أنه مات مرتداً مشركاً. فإن هذه القصص وأمثالها يجب علينا أن ننكرها ونقول إنها غير صحيحة جزماً، ونعتقد اعتقاداً يقينياً أن ساحة النبوة بريئة من أمثال هذه الأمور القبيحة.وكذا معذور في أن أقول للغلط إنه غلط، وهكذا فلا يناسب لعلماء البروتستنت أن يشكوا في هذا الباب، ألا يرون إلى أنفسهم كيف يتجاوزون الحد في مطاعنهم على القرآن المجيد والأحاديث النبوية والنبي صلى الله عليه وسلم؟ وكيف يصدر عن أقلامهم ألفاظ غير ملائمة؟ لكن الإنسان لا يرى عيب نفسه ولو كان عظيماً ويتعرض لعيب غيره ولو كان صغيراً، إلا من فتح الله عين بصيرته ولنعم ما قال المسيح عليه السلام: (لماذا تنظر القذى الذي في عين أخيك وأما الخشبة التي في عينك فلا تفطن لها؟ أم كيف تقول لأخيك دعني أخرج القذى من عينك، وها الخشبة في عينك يا مرائي. أخرج أوّلاً الخشبة من عينك وحينئذ
İyice gör ki kardeşinin gözündeki çöpü çıkarman, Matta İncili'nin yedinci babında tasrih edildiği gibidir. Beşincisi: Muhalife ağır gelen bir söz çıkabilir. Görmüyor musun ki Mesih (a.s.) yazıcılar ve Ferisilere yüz yüze şu lafızlarla hitap etti: "Vay halinize ey riyakâr yazıcılar ve Ferisiler! Vay halinize ey kör kılavuzlar! Ey kör cahiller! Ey kör Ferisi! Ey yılanlar ve engerekler! Cehennem azabından nasıl kaçacaksınız?" Kötülüklerini herkesin gözü önünde sergiledi. Nitekim bazıları "bize sövüyorsun" diye şikâyet ettiler. Bu, Matta İncili'nin yirmi üçüncü babı ile Luka İncili'nin on birinci babında tasrih edildiği üzeredir. Yine kâfir olan Kenânîlere "köpekler" lafzını nasıl kullandı? Matta İncili'nin on beşinci babında tasrih edildiği gibidir. Yine Yahya (a.s.) Yahudilere nasıl hitap etti: "Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmayı size kim öğretti?" Matta İncili'nin üçüncü babında tasrih edildiği üzeredir. Hele zâhir ulemâsının münazaralarında beşeriyet muktezasıyla bu tür sözler vaki olur. Görmüyor musun...
تبصر جيداً أن تخرج القذى من عين أخيك) كما هو مصرح في الباب السابع من إنجيل متى.(الخامس) قد تخرج كلمة تثقل على المخالف ألا ترى أن المسيح عليه السلام كيف خاطب الكتبة والفريسيين مشافهة بهذه الألفاظ (ويل لكم أيها الكتبة الفريسيون المراءون وويل لكم أيها القادة العميان، وأيها الجهال العميان، وأيها الفريسي الأعمى، وأيها الحيات والأفاعي كيف تهربون من دينونة جهنم) وأّظْهَرَ قبائحهم على رؤوس الأشهاد حتى شكا بعضهم بأنك تشتمنا، كما هو مصرح في الباب الثالث والعشرين من إنجيل مَتَّى، والباب الحادي عشر من إنجيل لوقا، وكيف أطلق لفظ الكلاب على الكنعانيين الذين كانوا كافرين، كما هو مصرح في الباب الخامس عشر من إنجيل متى، وكيف خاطب يحيى عليه السلام اليهود بقوله: "يا أولاد الأفاعي من أراكم أن تهربوا من الغضب الآتي"، كما هو مصرح في الباب الثالث من إنجيل متى، سيما في مناظرات العلماء الظاهرية تقع أمثال هذه الكلمات بمقتضى البشرية، ألا ترى إلى