eş-Şâzelî'ye Reddiye: Hizbleri ve Tarikat Âdâbına Dair Yazdıkları (İbn Teymiyye)
Kısım: Fırak ve Rüdûd
Kitap: eş-Şâzelî'ye Reddiye: Hizbleri ve Tarikat Âdâbına Dair Yazdıkları (İlk Defa Tam Olarak Basılmaktadır)
[Şeyhülislâm İbn Teymiyye'nin Âsârı ve Bunlara Eklenen Çalışmalar (15)]
Müellif: Şeyhülislâm Ahmed b. Abdilhalîm b. Abdisselâm İbn Teymiyye (661-728 h.)
Tahkik: Alî b. Muhammed el-İmrân
Mürâcaa Edenler: Su'ûd b. Abdilazîz el-Ureyfî - Cüdey' b. Muhammed el-Cüdey'
Nâşir: Dâru Atââti'l-İlim (Riyad) - Dâru İbn Hazm (Beyrut)
Baskı: Üçüncü Baskı, 1440 h. - 2019 m. (İbn Hazm Yayınevi için Birinci Baskı)
Sayfa Sayısı: 332
Şâmile'ye Sunan: "Atââtü'l-İlim" Kurumu, Allah onları hayırla mükâfatlandırsın.
[Kitap Numarası Basılı Nüshaya Uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
الرد على الشاذلي في حزبيه وما صنفه في آداب الطريق (ابن تيمية)القسم: الفرق والردودالكتاب: الرد على الشاذلي في حزبيه، وما صنفه في آداب الطريق (يطبع كاملا لأول مرة)[آثار شيخ الإسلام ابن تيمية وما لحقها من أعمال (١٥)]المؤلف: شيخ الإسلام أحمد بن عبد الحليم بن عبد السلام ابن تيمية (٦٦١ - ٧٢٨ هـ)تحقيق: علي بن محمد العمرانراجعه: سعود بن عبد العزيز العريفي - جديع بن محمد الجديعالناشر: دار عطاءات العلم (الرياض) - دار ابن حزم (بيروت)الطبعة: الثالثة، ١٤٤٠ هـ - ٢٠١٩ م (الأولى لدار ابن حزم)عدد الصفحات: ٣٣٢قدمه للشاملة: مؤسسة «عطاءات العلم»، جزاهم الله خيرا[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Şeyhülislâm İbn Teymiyye’nin eserleri ve onlara eklenen çalışmalar (15): Şâzelî’ye reddiye olarak kaleme aldığı iki hizbi ve yol âdâbına dair telif ettiği risâle (ilk kez tam olarak basılmaktadır). Müellif: Şeyhülislâm Ahmed b. Abdilhalîm b. Abdisselâm İbn Teymiyye (661-728). Tahkik: Ali b. Muhammed el-İmrân. Nezâret: Bekir b. Abdullah Ebû Zeyd. Yayınevi: Dâru Atââti’l-İlim – Dâru İbn Hazm.
آثار شيخ الإسلام ابن تيمية وما لحقها من أعمال (١٥) الرد على الشاذليفي حزبيه، وما صنَّفه في آداب الطريق(يطبع كاملا لأول مرة) تأليفشيخ الإسلام أحمد بن عبد الحليم بن عبد السلام ابن تيمية(٦٦١ - ٧٢٨) تحقيقعلي بن محمد العمران إشرافبكر بن عبد الله أبو زيد دار عطاءات العلم - دار ابن حزم
Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah Teâlâ, Efendimiz Muhammed'e, âline ve sahâbesine salât ve selâm eylesin.
Muhterem âlimler —Allah Teâlâ hepsinden razı olsun, âmîn— Şeyh Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'ye (r.a.) nispet edilen, 'Hizbü'l-Bahr' diye bilinen, aşağıda lafzıyla zikredilecek olan hizb hakkında ne buyurursunuz? Onun bütün mânâları sahih midir, değil midir? Kelimelerinde reddedilmesi ve inkâr edilmesi gereken bir şey var mıdır, yok mudur? Hizbleri bu şekilde tertip etmek, selef-i sâlihîn yoluna uygun mudur, yoksa bid'at bir iş midir? Bu hususta sözü genişletiniz, ecir ve sevaba nâil olmanız temennisiyle, inşallah Teâlâ.
Söz konusu hizb:
(Ey Alî, ey Azîm, ey Halîm, ey Alîm! Sen benim Rabbimsin, ilmin bana yeter. Ne güzel Rabbdir benim Rabbim, ne güzel yetendir benim yetenim. Dilediğine yardım edersin, Sen el-Azîz, er-Rahîm'sin. Senden hareketlerimizde, sükûnetlerimizde, sözlerimizde, iradelerimizde ve hatarâtımızda masumiyet dileriz; şüphelerden, zanlardan ve kalpleri gaybı müşahededen perdeleyen vehimlerden. Nitekim {Müminler imtihana çekilmiş ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resûlü bize ancak aldatma vaadinde bulunmuş" diyorlardı.} [Ahzâb 33:11-12] Bizi sabit kıl, bize yardım et, bu denizi bize musahhar kıl, tıpkı denizi Musa'ya, ateşi İbrahim'e, dağları ve demiri Davud'a, rüzgârı, şeytanları ve cinleri Süleyman'a musahhar kıldığın gibi. Yerde ve gökte, mülk ve melekûtta, dünya denizinde ve âhiret denizinde Sana ait olan her denizi bize musahhar kıl. Ve bize her şeyi musahhar kıl, ey her şeyin melekûtu elinde olan! {Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd} {Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd} {Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd}. Bize yardım et, çünkü Sen hayır[sın] — nüshada siliktir.)
بسم الله الرحمن الرحيمصلى الله وسلَّم على سيدنا محمد وآله وصحبه.ما تقول السادةُ من العلماء ــ رضي الله تعالى عنهم أجمعين آمين ــ في الحزب المنسوب إلى الشيخ أبي الحسن الشاذليّ رضي الله عنه، المعروف بـ «حزب البحر»، وهو الآتي ذكرُه بلفظه، هل معانيه جميعها صحيحة أم(١) لا؟ وهل في كلماته ما يجب ردُّه وإنكارُه أم لا؟ وهل وَضْع الأحزاب على هذه الصورة موافق لطريق السلف الصالح أم هذا أمر مبتدَع؟ وابْسطوا القولَ في ذلك مثابين إن شاء الله تعالى.والحزب المذكور:(يا عليُّ يا عظيم، يا حليم يا عليم، أنتَ ربي وعلمُك حسبي، فنعم الربّ ربي، ونعم الحَسْب حسبي، تنصر من تشاء وأنت العزيز الرحيم. نسألك العصمةَ في الحركات والسّكَنات والكلمات والإرادات والخَطَرات، مِن الشكوك والظنون، والأوهام الساترة للقلوب عن مطالعة الغيوب، فقد {ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدِيدًا (١١) وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُورًا} [الأحزاب: ١١ ــ ١٢] فثبِّتنا، وانصرنا، وسخِّر لنا هذا البحر كما سخَّرت البحرَ لموسى، وسخّرتَ النارَ لإبراهيم، وسخرتَ الجبالَ والحديدَ لداود، وسخرتَ الريحَ والشياطينَ والجنَّ لسليمان، وسخِّر لنا كلَّ بحر هو لك في الأرض والسماء، والملك والملكوت، وبحر الدنيا وبحر الآخرة، وسخِّر لنا كلَّ شيء يا مَن بيده ملكوت [ت ٢] كل شيء، {كهيعص} {كهيعص} {كهيعص}، انصرنا فإنك خير(١) مطموسة في النسخة.
Yardım edenler, bize fetih nasip eyle; zira Sen fâtihlerin en hayırlısısın. Bizi mağfiret et; zira Sen mağfiret edenlerin en hayırlısısın. Bize merhamet et; zira Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Bizi rızıklandır; zira Sen rızık verenlerin en hayırlısısın. Bize hidâyet ver ve bizi zâlimler topluluğundan kurtar. İlminde olduğu üzere bize hoş bir rüzgâr bağışla; onu rahmet hazinelerinden üzerimize yay ve bizi o rüzgârla, din, dünya ve âhirette selâmet ve âfiyet içinde ikrâm yüküyle taşı. Şüphesiz Sen her şeye kàdirsin. Allah’ım! Gönüllerimiz ve bedenlerimiz için rahatlıkla birlikte işlerimizi bize kolaylaştır; dinimizde ve dünyamızda selâmet ve âfiyet ver. Yolculuğumuzda bize arkadaş, ailemizde vekîl ol. Düşmanlarımızın yüzlerini sil ve onları bulundukları yerde meshet ki ne ileri gidebilsinler ne de bize dönebilsinler. {Dileseydik onların gözlerini silerdik de doğru yola koşuşurlardı, fakat nasıl göreceklerdi? (66) Dileseydik onları bulundukları yerde meshederdik de ne ileri gidebilirler ne de geri dönebilirlerdi.} (Yâsîn, 66-67). {Yâsîn. (1) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun. (2) Şüphesiz sen gönderilen peygamberlerdensin. (3) Dosdoğru bir yol üzerindesin. (4) Azîz ve Rahîm olan Allah’ın indirdiği Kur’an ile. (5) Babaları uyarılmamış, bu yüzden gafil bir kavmi uyarman için. (6) Andolsun, onların çoğu hakkında söz gerçekleşmiştir; artık inanmazlar. (7) Biz onların boyunlarına çenelerine kadar varan halkalar geçirdik; başları yukarı kalkıktır. (8) Önlerinden bir set, arkalarından bir set çektik ve onları perdeledik; artık görmezler.} (Yâsîn, 1-9). Yüzler çirkinleşsin, yüzler çirkinleşsin, yüzler çirkinleşsin. {O Hayy ve Kayyûm olan (Allah’a) boyun eğmiştir ve zulüm yüklenen hüsrana uğramıştır.} (Tâhâ, 111). {Tâ Sîn.} {Hâ Mîm. (1) Ayn Sîn Kāf.} {İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar. (19) Aralarında bir berzah vardır,…} (er-Rahmân, 19-20). {Hâ Mîm} {Hâ Mîm} {Hâ Mîm} {Hâ Mîm} {Hâ Mîm} {Hâ Mîm} {Hâ Mîm}. İş şiddetlendi, yardım geldi; bize karşı onlar desteklenmez. {(1) Kitab’ın indirilişi, Azîz ve Alîm olan Allah’tandır. (2) Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli olandır. (3)} (Mü’min, 1-3).
الناصرين، وافتح لنا فإنك خير الفاتحين، واغفر لنا فإنك خير الغافرين، وارحمنا فإنك خير الراحمين، وارزقنا فإنك خير الرازقين، واهدنا ونجِّنا من القوم الظالمين، وهب لنا ريحًا طيبةً كما هي في علمك، وانشرها علينا من خزائن رحمتك، واحملنا بها حمل الكرامة مع السلامة والعافية في الدين والدنيا والآخرة، إنك على كل شيء قدير.اللهم يسّر لنا أمورنا مع الراحة لقلوبنا وأبداننا، والسلامة والعافية في ديننا ودنيانا، وكن(١) لنا صاحبًا في سفرنا، وخليفةً في أهلنا، واطمس على وجوه أعدائنا، وامسخهم على مكانتهم فلا يستطيعون المُضيَّ ولا المجيء إلينا {وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ (٦٦) وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ} [يس: ٦٦ - ٦٧]، {يس (١) وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ (٢) إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ (٣) عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (٤) تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ (٥) لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ (٦) لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (٧) إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ (٨) وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} [يس: ١ - ٩].شاهت الوجوه، شاهت الوجوه، شاهت الوجوه، {وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا} [طه: ١١١]، {طس}، {حم (١) عسق}، {مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ (١٩) بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا} [الرحمن: ١٩ - ٢٠]، {حم} {حم} {حم} {حم} {حم} {حم} {حم}، حُمَّ الأمرُ، وجاء النصر، فعلينا لا ينصرون. {(١) تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (٢) غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ(١) الكلمة في النسخة مطموسة لم يظهر منها إلا حرف النون.
Zi't-Tavl (lütuf ve kudret sahibi) olan Allah'tır; O'ndan başka ilâh yoktur, dönüş O'nadır. (Gâfir 1-3). {er-Rahmân, er-Rahîm} kapımız, {Tebârake} duvarlarımız, {Yâ Sîn} tavanımız, {Kef Hâ Yâ Ayn Sâd} kifâyetimiz, {Hâ Mîm (1) Ayn Sîn Kâf} himâyemizdir. {Allah onlara karşı sana yeter; O, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir} (Bakara 137). Arş'ın perdesi üzerimize sarkıtılmıştır; Allah'ın gözü bize nazar etmektedir. Allah'ın kuvvetiyle bize karşı bir güç yetirilemez. {Allah onları arkalarından kuşatmıştır. Doğrusu bu, şanlı bir Kur'an'dır; Levh-i Mahfuz'dadır} (Bürûc 20-22). {En hayırlı koruyucu Allah'tır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir} (Yûsuf 64). {Şüphesiz benim velîm, Kitab'ı indiren Allah'tır ve O, sâlih kullarını dost edinir} (A'râf 196). {Allah bana yeter; O'ndan başka ilâh yoktur; ben O'na tevekkül ettim ve O, büyük Arş'ın Rabbidir} (Tevbe 129). Bismillâhillezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardı ve lâ fi's-semâi ve hüve's-semîu'l-alîm (O'nun adıyla ki, O'nun adı anıldığında yerde ve gökte hiçbir şey zarar veremez; O, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir). (1)
* * * * *
Şeyh İmam Takıyyüddîn İbn Teymiyye el-Harrânî el-Hanbelî rahimehullah Teâlâ şöyle cevap vermiştir:
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Bu mesele hakkında söz iki yönden ele alınır:
Birincisi: Hiçbir kimsenin, insanları şer'î olmayan ibadetler üzerinde toplaması câiz değildir. Hele ki bu ibadetler, beş vakit namaz gibi âdet hâline getirilmişse... Kim insanları bazı şeyhlerin tanzim ettiği zikir ve dualar üzerinde toplar ve onları bu ibadetleri âdet hâline getirmeye alıştırırsa, işte o bid'at ehlindendir. Zira şer'î olan zikir, dua ve ibadetler, bid'atlara karşı yeterlidir.
(1) Sâil, hizbin metnini bu şekilde zikretmiştir. Pek çok yazma nüshada da aynı şekildedir; bazı nüshalarda ise hizbin metninde yaklaşık yarım sayfalık bir ilave bulunmaktadır.
ذِي الطَّوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ (٣)} [غافر: ١ - ٣].{الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ} بابنا، {تَبَارَكَ} حيطاننا، {يس} سقفنا، {كهيعص} كفايتنا، {حم (١) عسق} حمايتنا، {فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ} [البقرة: ١٣٧]، ستر العرش مسبول علينا، وعين الله ناظرة إلينا، بحول الله لا يُقْدَر علينا، {وَاللَّهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ (٢٠) بَلْ هُوَ … قُرْآنٌ مَجِيدٌ (٢١) فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ} [البروج: ٢٠ - ٢٢]، {فَاللَّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ} [يوسف: ٦٤]، {إِنَّ وَلِيِّيَ اللَّهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ} [الأعراف: ١٩٦]، {حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ} [التوبة: ١٢٩]، بسم الله الذي لا يضر مع اسمه شيء في الأرض ولا في السماء وهو السميع العليم)(١).* * * * *أجاب الشيخ الإمام تقي الدين ابن تيمية الحراني الحنبلي رحمه الله تعالى:الحمد لله ربّ العالمين، الكلام على هذه المسألة من وجهين:أحدهما: أنه ليس لأحدٍ من الناس أن يجمع الناسَ على عبادات غير شرعية، لاسيما إذا جُعِلَت معتادةً كالصلوات الخمس، فمن جمعَ الناسَ على أذكار ودعوات وضعَها بعضُ الشيوخ، وجعلهم يعتادون التعبُّد بها، فهو من أهل البدع، ففي الأذكار والأدعية والعبادات الشرعية غُنيَةٌ عن البدع.(١) هكذا ساق السائل نص الحزب، وهو كذلك في عدة نسخ خطية وقفتُ عليها، وفي نسخ أخرى من الحزب فيه زيادة نحو نصف صفحة.
Âlimler, Receb ayının başında, onun ilk Cuma gecesi ve Receb'in yirmi yedinci gecesinde toplanarak kılınmak üzere ihdas edilen bid‘at namazları hoş karşılamamışlardır. Zira âlimler [ت 3] Receb orucunun veya ondan bir kısmının veya ona mahsus bir namazın faziletine dair rivayet edilen hadislerin tamamının kezib ve mevzû olduğunda ittifak etmişlerdir(1). Tıpkı günler ve geceler namazları, Aşûrâ günü namazı ve benzerlerine dair rivayet edilen hadisler gibi; zira bütün bunlar ehl-i ilmin ittifakıyla kezib ve mevzûdur. Aşûrâ'da meşrû olan sadece oruçtur. Sürme çekme, kına yakma, gusül, ona mahsus namaz ve aileye genişlik verme (infak) hakkında rivayet edilenler, her ne kadar bazı insanlar arasında yaygın olsalar da, ehl-i hadis âlimlerine göre Nebî (s.a.v.) üzerine uydurulmuş hadislerdir. Aynı şekilde Şaban'ın yarısı gecesi kılınan Elfiyye namazı da böyledir(2). Selefe tabi olan âlimler, Regâib ve Elfiyye namazı gibi uygulamaları hoş karşılamamışlardır; çünkü bunlar, Resûlullah (s.a.v.)'in ve onun râşid halifelerinin meşrû kılmadığı, alışılagelmiş bir toplanmadır. İçindeki zikir meşrû olsa dahi, bu ihdas edilen namazları Ebu Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Ahmed, Sevrî, İshak ve diğer müslüman imamlardan hiçbiri mustehab görmemiştir. Peki meşrû olmayan bir zikir ve dua nasıl olur?!
(1) Bir kısım âlimler Receb ayına dair rivayet edilen hadisleri beyan sadedinde eserler telif etmişlerdir: el-Hallâl, İbn Dihye (Eda’ü mâ Vaceb), İbn Receb (Letaifü’l-Meârif), Hâfız İbn Hacer (Tebyînü’l-Aceb). Ayrıca bk. İktizâü’s-Sırâtı’l-Müstakîm, 1/134-136; el-Fetâvâ, 23/414, 24/201, 25/290-291.
(2) Bk. Minhâcü’s-Sünne, 4/555, 7/39; el-Fetâvâ, 25/299-300.
وإذا كان العلماء كرهوا ما أُحْدِث من الصلوات المبتدَعَة التي يُجْتَمع عليها في أول رجب، وأول ليلة جمعة منه، وليلة سبع وعشرين من رجب، لاتفاق العلماء [ت ٣] على أن الأحاديث المروية في فضل صوم رجب أو شيءٍ منه أو صلاة تختصّ به كلّها كَذِب موضوعة(١).كالأحاديث المروية في صلوات الأيام والليالي، وصلاة يوم عاشوراء ونحو ذلك؛ فإن ذلك كلَّه كذب موضوع باتفاق أهل العلم، وليس في عاشوراء شيء مشروع إلا الصّيام، وما يروى في الاكتحال والخضاب والاغتسال والصلاة المختصّة به والتوسعة على العيال= فأحاديث موضوعة على النبي صلى الله عليه وسلم عند علماء أهل الحديث، وإن كانت راجت على بعض الناس. وكذلك صلاة الألفية ليلة النصف من شعبان(٢).فإذا كان العلماء المتبعون للسلف يكرهون مثل صلاة الرغائب والألفية ونحوهما؛ لما في ذلك من الاجتماع المعتاد الذي لم يشرعه رسولُ الله صلى الله عليه وسلم ولا خلفاؤه الراشدون، وإن كان ما في ذلك من الذِّكْر مشروعًا، ولم يستحبّ هذه الصلوات المحدَثة أحدٌ من أئمة المسلمين، لا أبو حنيفة ولا مالك ولا الشافعي ولا أحمد ولا الثوري ولا إسحاق ولا غيرهم، فكيف بذِكْرٍ ودعاءٍ غير مشروع؟!(١) ألَّف عدد من العلماء في بيان ما ورد في رجب من الأحاديث كالخلال، وابن دِحْية في «أداء ما وجب»، وابن رجب في «لطائف المعارف»، والحافظ ابن حجر في «تبيين العجب». وانظر «اقتضاء الصراط المستقيم»: (١/ ١٣٤ - ١٣٦)، و «الفتاوى»: (٢٣/ ٤١٤ و ٢٤/ ٢٠١ و ٢٥/ ٢٩٠ - ٢٩١).(٢) ينظر «منهاج السنة»: (٤/ ٥٥٥ و ٧/ ٣٩)، و «الفتاوى»: (٢٥/ ٢٩٩ - ٣٠٠).
Bilakis büyük âlim imamlar, tesbîh namazını kerih görmüşler ve hadisini zaîf saymışlardır; İmam Ahmed ve diğerleri gibi. Hatta bazıları onun mevzû olduğunu beyan etmiştir. Müslüman âlimlerden hiçbiri – ne Ebû Hanîfe, ne Mâlik, ne Şâfi'î, ne Sevrî, ne Evzâ'î ne de diğerleri – onu me'sûr sıfatla müstehab görmemiştir. Ancak İbnü'l-Mübârek'ten (2) me'sûr sıfatın dışında ona ruhsat verdiği nakledilmiştir. Bu da İbnü'l-Mübârek'in fıkhındandır; zira bu rivayette, ikinci secdeden sonra kalkmadan önce on defa 'Sübhanallah velhamdülillah ve la ilahe illallah vallahü ekber' denilmektedir. Bu konumdaki uzun oturuşun meşru namaza muhalif olduğu malumdur. İstirahat oturuşu hakkında ise ulema, içinde sahih hadis (3) bulunması sebebiyle söz etmişlerdir.
(1) Tesbîh namazı hadisi, birçok sahâbîden rivayet edilmiş olup hepsi zaîftir. En makbulü İbn Abbâs hadisidir; Ebû Dâvûd (1297), İbn Huzeyme (1216) ve Hâkim (1/317) tarafından tahric edilmiştir. Tirmizî (482) ve İbn Mâce (1386), Ebû Râfi'den rivayet etmişlerdir ki Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu Abbas'a söylemiştir. Ahmed b. Hanbel (12207), Nesâî (1299), İbn Huzeyme (850), İbn Hibbân (2011) ve Hâkim (1/255) ise Enes b. Mâlik'ten rivayet etmişlerdir. İmam Ahmed, Ukaylî, Tirmizî, İbnü'l-Arabî el-Mâlikî ve İbnü'l-Cevzî bu hadisleri zaîf saymış; İbnü'l-Cevzî onu 'el-Mevzûât' (2/465-470) içinde zikretmiştir. Nevevî de ekser kitaplarında zaîf saymış ve Şâfiîlerden meşrûiyetini savunanları eleştirmiştir. Bununla birlikte bir grup âlim hadisi sahih kabul etmiştir. Deliller sübûtunu desteklememektedir. Bkz. 'el-Fetâvâ' (11/579, 20/31-32), 'Minhâcü's-Sünne' (7/434), 'el-Bedrü'l-münîr' (4/235-243). Bu konuda Hatîb, İbnü'l-Cevzî, İbn Nâsırüddîn, İbn Tolun ve diğerleri müstakil eser telif etmişlerdir.
(2) Bunu Tirmizî, 'el-Câmi''inde (2/348) nakletmiştir.
(3) Buhârî (823) tarafından tahric edilmiştir.
بل الأئمة العلماء الكبار كرهوا صلاة التسبيح(١) وضعّفوا حديثها كالإمام أحمد وغيره، بل قد بيَّن بعضُهم أنه موضوع، ولم يستحبّها على الصفة المأثورة أحدٌ من علماء المسلمين، لا أبو حنيفة ولا مالك ولا الشافعي ولا الثوري ولا الأوزاعي ولا غيرهم، ولكن نُقِل عن ابن المبارك(٢) أنه رخّص فيها على غير الصفة المأثورة، وذلك مِن فقه ابن المبارك؛ فإن فيها أنه يقول بعد السجدة الثانية قبل القيام: «سبحان الله والحمد لله ولا إله إلا الله والله أكبر عشرًا». ومعلوم أن القعدة الطويلة في هذا الموضع مخالفة للصلاة المشروعة.وإنما تكلّم الناسُ في جلسة الاستراحة لما فيها من الحديث الصحيح(٣)،(١) حديث صلاة التسبيح رُوي عن عدد من الصحابة كلها ضعيفة، وأمثلها حديث ابن عباس أخرجه أبو داود (١٢٩٧)، وابن خزيمة (١٢١٦)، والحاكم: (١/ ٣١٧). وأخرجه الترمذي (٤٨٢)، وابن ماجه (١٣٨٦) من حديث أبي رافع أن النبي صلى الله عليه وسلم قال للعباس به.وأخرجه أحمد (١٢٢٠٧)، والنسائي (١٢٩٩)، وابن خزيمة (٨٥٠)، وابن حبان (٢٠١١)، والحاكم (١/ ٢٥٥) من حديث أنس بن مالك.وقد ضعّف أحاديثَها الإمامُ أحمد والعُقيلي والترمذي وابن العربي المالكي وابن الجوزي وعدّها في «الموضوعات» (٢/ ٤٦٥ - ٤٧٠). وضعّفها النووي في عامة كتبه، وتعقّب من قال بمشروعية صلاتها من الشافعية. وصحّح حديثها جمعٌ من العلماء. والأدلة تعضد عدم ثبوتها. ينظر «الفتاوى»: (١١/ ٥٧٩ و ٢٠/ ٣١ - ٣٢)، و «منهاج السنة»: (٧/ ٤٣٤)، و «البدر المنير»: (٤/ ٢٣٥ - ٢٤٣)، وأفردها جماعة بالتأليف كالخطيب وابن الجوزي وابن ناصر الدين وابن طولون وغيرهم.(٢) نقله الترمذي في «الجامع»: (٢/ ٣٤٨).(٣) أخرجه البخاري (٨٢٣).
Ve tenâzu‘ ettiler: Bu namaz sünnet-i ratibe midir, yoksa ihtiyaç hâlinde sünnet olmak üzere mi kılınır? Zira muhtemeldir ki Nebî (s.a.v.) onu –vücudu ağırlaştığında– bir ihtiyaç sebebiyle yapmış olup bu durumda sünnet olmaz; yahut onu namazın sünnetlerinden olduğu için yapmıştır [1]. Uzun bir ka‘de (oturuş) ise meşrû‘ değildir. İbnü’l-Mübârek (r.a.) şu görüştedir: Salâtü’t-Tesbîh hadisi gibi bir hadisle namazda sünnet sâbit kılmak mümkün değildir. Diğer rivayetlere gelince, bunlarda şer‘î namaza aykırı bir husus yoktur; bu sebeple onlar –sırf bu husustaki özel hadis sebebiyle değil– başka yollarla meşrû‘iyyeti bilinen namazlardan olmaları hasebiyle kılınır. Zira bir vecîbe veya istihbâb hususunda şer‘î bir hüküm sâbit kılmak için mutlaka şer‘î bir delil gerekir. Âlimlerin ittifakıyla hüccet teşkil etmeyen bir hadisle böyle bir hükmü sâbit kılmak câiz değildir. Buna mukabil meşrû‘iyyeti bilinen bir amel hakkında teşvik edici hadisler rivayet edilmişse, bunların yalan olduğu bilinmediği takdirde rivayet edilmesi câizdir; tıpkı İsrâiliyyât’ın bu vecih üzere rivayet edilmesi gibi. İşte Ahmed (b. Hanbel) ve diğer bazı imamlardan fedâil hadislerinde müsamahakâr davranıldığına dair rivayet edilen görüşün mânâsı budur [2]. Şu hâlde bir kimsenin “Bu, istihbâbına delâlet eden şer‘î bir delil olmaksızın müstehabdır” demesi, hiçbir âlimin söyleyeceği söz değildir. Meşrû‘iyyeti sâbit olan bir amel hakkında, mevzû‘ olduğu bilinmeyen [ت 4] hadisi rivayet etmek câizdir. Meşrû‘iyyeti sâbit olmayan bir amel hakkında ise “Bu müstehabdır” veya “vâcibdir” denemez.
Şâfi‘î ve Ahmed (r.h.) mezhebinin müteahhirîninden [3] bu namazı müstehab görenler, büyük imamların hadisin durumu hakkında bildiklerini fark edememişlerdir.
[1] Bkz. Mecmû‘u’l-Fetâvâ (22/451-452), Zâdü’l-Meâd (1/232-233).
[2] Bkz. el-Hatîb, el-Kifâye (s.134); a.mlf., el-Câmi‘ (2/122-123); el-Hâkim, el-Medhal ile’l-İklîl (s.29).
[3] Yazılışı: “el-Müste’hırîn” şeklindedir.
وتنازعوا هل هي سنة راتبة أو تُفعَل للسنة إذا احتيج إليها لاحتمال أن يكون النبي صلى الله عليه وسلم فعلها للحاجة لمّا بَدُن فلا تكون سنة، أو يكون فعَلَها لأنها من سنة الصلاة(١). وأما قعدة طويلة فلا تُشرَع، فرأى ابنُ المبارك رحمه الله أنه لا يمكن إثبات سنة في الصلاة بمثل حديث صلاة التسبيح. وأما سائرها فليس فيها ما يخالف الصلاةَ الشرعية، فتُفْعَل لكونها من الصلوات التي عُلِم أنها مشروعة لا لأجل الحديث الخاصّ فيها، فإن إثبات علم شرعيّ في إيجاب أو استحباب لابدّ له من دليل شرعي، لا يجوز إثباته بحديث لا تقوم به الحجة باتفاق العلماء، بخلاف ما عُلِم أنه مشروع ورُوِيَت أحاديث في الترغيب فيه، فهذه تجوز روايتها إذا لم يُعلَم أنها كذب كما تروى الإسرائيليات على هذا الوجه. وهذا معنى ما رُوي عن بعض الأئمة ــ أحمد وغيره ــ من التساهل في أحاديث الفضائل(٢).فأما أن يقال: إن هذا مستحبّ من غير دليل شرعي يدلّ على استحبابه، فهذا لا يقوله عالم. فما ثبت أنه مشروع جاز أن يُروى فيه الحديث الذي [ت ٤] لا يُعلَم أنه موضوع. وما لم يثبت أنه مشروع لا يجوز أن يقال: هو مستحبّ ولا واجب.والذين استحبوا من المتأخرين(٣) من أصحاب الشافعي وأحمد رحمهم الله هذه الصلاة خفي عليهم ما علمه الأئمة الكبار من حال الحديث،(١) ينظر «مجموع الفتاوى»: (٢٢/ ٤٥١ - ٤٥٢)، و «زاد المعاد»: (١/ ٢٣٢ - ٢٣٣).(٢) ينظر «الكفاية» (ص ١٣٤) للخطيب، و «الجامع»: (٢/ ١٢٢ - ١٢٣) له، و «المدخل إلى الإكليل» (ص ٢٩) للحاكم.(٣) رسمها: «المستأخرين».
Zira hadisin lafızları, onun mevzû (uydurma) olduğuna delâlet etmektedir. Maksat şudur: Madem ki —Ebu Dâvud ve Tirmizî'nin rivayet ettiği, bazı âlimlerin de sahih kabul ettiği— böyle bir namaz, eimme ve cumhûr-ı ulemâ tarafından, insanlar şerîatta sâbit olmayan bir şeyin müstehab olduğuna itikad etmesinler diye reddedilmiştir; öyleyse, şerîatta aslı bulunmayan bir şeyin, kimi insanlar tarafından ihdâs edilip sünnet edinilmesi hakkında ne düşünülmeli?! İbâdetlerden kimi, münferiden yapılmak üzere meşrû kılınmıştır, içtimâen değil; kimisi de ara sıra cemaatle yapılması meşrû olup bunun bir âdet hâline getirilmemesi gerekir. Nitekim kişinin bazen nâfile namazı cemaatle kılması —kuşluk namazı ve gece namazı gibi— câizdir. Nitekim Nebî (s.a.v.)'den sâbittir ki, geceleyin bir defa İbn Abbâs (r.a.) ile(1), bir defa Huzeyfe (r.a.) ile(2), bir defa da başkalarıyla namaz kılmıştır. Yine gündüzün bir defa İtbân b. Mâlik ve ev halkıyla(3), bir defa da Enes, annesi ve yetimle(4) namaz kılmıştır. Şayet bunu mescitte düzenli bir cemaat hâline getirip her gün toplanarak kuşluk namazını öğle namazı gibi cemaatle kılarlarsa, bundan nehyolunmuştur. Abdullah b. Mes'ûd (r.a.) zamanında Kûfeli bir grup âbid, Kûfe'nin dışına çıkar, birbirlerine toplanma sözü verir ve birbirlerine "On kere tesbih edin, on kere hamd edin, on kere tekbîr getirin" derlerdi. Derken Abdullah b...
فإن ألفاظ الحديث تدلّ على أنه موضوع.والمقصود أنه إذا كان مثل هذه الصلاة التي رَوى حديثَها أبو داود والترمذي، وصحَّحه بعضُ العلماء قد أنكره الأئمةُ وجمهورُ العلماء لئلا يعتقد الناس استحبابَ شيء لم يثبت في الشريعة، فكيف الظنُّ بما ليس له أصلٌ في الشريعة إذا أحدثه بعضُ الناسِ واتُّخِذ سنة؟!ومن العبادات عبادات تُشرَع أن تُفعَل على حال الانفراد دون الاجتماع، ومنها ما يُشرع الاجتماع عليه أحيانًا دون اتخاذ ذلك عادة؛ كما لو صلى الرجلُ التطوّعَ أحيانًا في جماعة، كصلاة الضحى وقيام الليل= جاز، كما ثبت عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه صلى بالليل مرةً بابن عباس رضي الله عنهما(١)، ومرة بحذيفة(٢)، ومرة بغيرهما، وأنه صلى الله عليه وسلم صلى بالنهار مرة بعِتْبان بن مالك ومَن في بيته(٣)، ومرة بأنسٍ وأمه واليتيم(٤).ولو جَعَل ذلك جماعةً راتبةً في المسجد يجتمعون كل يوم يصلون الضحى في المسجد جماعة كصلاة الظهر نُهِيَ عن ذلك.وقد كان جماعةٌ من عُبَّاد الكوفة على عهد عبد الله بن مسعود رضي الله عنه يخرجون إلى ظاهر الكوفة يتواعدون على الاجتماع ويقولون بعضُهم لبعض: سبّحوا عشرًا، احمدوا عشرًا، كبّروا عشرًا، فخرج عليهم عبد الله بن(١) أخرجه البخاري (١١٧)، ومسلم (٧٦٣).(٢) أخرجه مسلم (٧٧٢).(٣) أخرجه البخاري (٤٢٤)، ومسلم (٣٣).(٤) أخرجه البخاري (٣٨٠)، ومسلم (٦٥٨).
İbn Mes'ûd (r.a.) şöyle dedi: “Ey kavmim! Muhakkak ki siz, Muhammed (s.a.v.)'in ashabından daha doğru yoldasınız veya bir sapıklık şubesi üzerindesiniz!” Onlara dağılmalarını emretti, dağıldılar. İçlerinden hiçbiri yoktu ki İbn Mes'ûd'un o mecliste kendisini tanımasını istemesin[1]. Şöyle der: Eğer bu toplantı hayırlıysa ve siz onu Muhammed'in ashabından ayrı olarak kendinize tahsis ettiyseniz, o halde siz onlardan daha doğru yoldasınız. Eğer hayırlı değilse, o zaman bir sapıklık şubesi üzerindesiniz. Madem ki bu hüküm, cinsi meşru olan zikir ve yine cinsi meşru olan namaz üzerine devamlı yapılan toplantı hakkındadır, o halde bid'at ve uydurma bir zikir üzerine devamlı toplanmak hakkında ne denir?! İmamlar bu aslı (kaideyi) açıkça ifade etmişlerdir. Şöyle ki: Meşru olmayan bir toplantı, devamlı bir sünnet edinildiğinde bunu kerih görmüşlerdir. Bu, Ahmed'den rivayet edilmiştir; kanaatimce Mâlik ve diğerlerinden de nakledilmiştir. Allah sübhânehû ve teâlâ, Resûlü (s.a.v.)'nin diliyle Müslümanlar için gece gündüz söylenecek ve “amel-i yevm ve leyle” diye anılan, ayrıca ârızî durumlarda söylenecek olan zikir ve duaları meşru kılmıştır. Bunlar, âlemlerin Rabbi'ne kulluk edenlerin maksadını temin eder. Meselâ namazda ve namazların ardından, gündüzün iki ucunda, uyku esnasında, gece uykudan uyanınca, gecenin sonunda uyandığında, gece namazlarında, mescide, eve ve helâya girerken ve bunlardan çıkarken, yemek, içmek, giyinmek, binmek ve cima esnasında, yolculukta [ت 5] ve çarşıya girerken, meclisten kalkarken, abdest alırken, korku, sıkıntı, üzüntü anlarında, horoz, eşek ve köpek sesini işittiğinde, hastalık ve hasta ziyareti sırasında ve bunun dışında söylenenler gibi. [1] Dârimî (210), Ebû Tâhir, el-Muhlisiyyât (1280).
مسعود رضي الله عنه وقال: يا قوم لأنتم أهدى من أصحاب محمد صلى الله عليه وسلم أو لأنتم على شعبةِ ضلالة! وأمرهم بالتفرّق فتفرّقوا وما منهم أحدٌ إلا وهو يكره أن يعرفه ابنُ مسعود في ذلك المجلس(١).يقول: إن كان هذا الاجتماع خيرًا واختصصتم به دون أصحاب محمد فأنتم أهدى منهم، وإن لم يكن خيرًا فأنتم على شعبة ضلالة.فإذا كان هذا في الاجتماع الراتب على الذِّكر المشروع جنسُه والصلاة المشروع جنسُها، فكيف بالاجتماع الراتب على ذكر محدَث مصنوع؟!وقد نصّ على هذا الأصل الأئمةُ، فذكروا أن الاجتماع غير المشروع إذا اتخِذَ سنةً راتبة كره ذلك. وهذا مأثور عن أحمد، وأظنه منقولًا عن مالك وغيره.والله سبحانه وتعالى قد شرع على لسان رسوله صلى الله عليه وسلم للمسلمين من الأذكار والدعوات التي تُقال في اليوم والليلة، وتسمّى عملَ يومٍ وليلة، والتي تقال عند الأحوال العارضة= بما يحصِّل مقصودَ العابدين لرب العالمين.مثل ما يقال في الصلاة وأدبار الصلوات، وطَرَفي النهار، وعند النوم، وعند التعارّ من الليل، والانتباه آخر الليل، وفي صلوات الليل، وعند دخول المسجد والمنزل والخلاء، والخروج من ذلك، وعند الأكل والشرب واللباس، والركوب والنكاح، وعند السفر [ت ٥] ودخول السوق، والقيام من المجلس، والوضوء، وما يقال عند الخوف، وعند الكرب، وعند الغمّ، وعند سماع صوت الدّيك والحمار والكلب، وعند المرض وعيادة المريض، وغير ذلك.(١) أخرجه الدارمي (٢١٠)، وأبو طاهر في «المخلصيات» (١٢٨٠).
Nebevî hizblerde ve şer‘î evrâdda, hanîf milletine mensup olanlar için yeterli bir zenginlik vardır. Nitekim âlimler bu hususta müstakil eserler telif etmişlerdir. Bunlar arasında İbn Huzeyme'nin “ed-Du‘â”sı, İbn Ebî Âsım ile Taberânî'nin “ed-Du‘â”sı ve Hâfız Abdülganî ile Şeyh Ahmed el-İrbilî'nin [1] “el-Ed‘iyyetü's-Sahîha”sı zikredilebilir. Keza gündüz ve geceye dair amel kitapları da tasnif etmişlerdir; Nesâî'nin, onun talebesi İbnü's-Sünnî'nin, Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin, el-Ma‘merî'nin ve Ebû Zekeriyyâ en-Nevevî'nin eserleri gibi. Bununla birlikte bu [2] kitapların içinde pek çok mevzû‘ (uydurma) hadis bulunmaktadır. Bununla beraber, bu kitaplardaki âlimlerin tedavül ettiği mevzû‘ hadisler, ancak câhillerin dolaşıma soktuğu hizblerden daha hayırlıdır. Zira âlimlerin tedavül ettiği mevzû‘ hadisler neredeyse hiç şirk veya küfür ihtiva etmez; oysa bid‘at mahsulü hizbler böyle değildir. Nitekim bunlardan bazılarında, İslâm'ın temel esaslarına aykırı düşen küfür ve ilhâd unsurları bulunabilir; tıpkı es-Seb‘îniyye hizblerinde [3] olduğu gibi. Üstelik, meşrû‘ zikirler, dualar ve ibadetler; sünnete tâbi olmak, kalplerin birleşmesi ve ülfetin hâsıl olması bakımından Allah'ın kullarına olan rahmetinin en büyük tezâhürlerindendir. Sonradan ihdâs edilmiş hizblere gelince, her bir muktedâ (kendisine uyulan kişi) kendisi ve tâbi‘leri için ayrı bir hizb tertip edecek olursa, bu durum öyle bid‘atler, tefrikalar, ayrılıklar ve fesatlar doğurur ki, bunların sayısını ancak Allah Teâlâ bilir.
[1] (T) nüshasında bu isim “el-Erbullî” şeklinde harekelendirilmiştir! Ben bu nisbeti bu harekeli şekliyle bulamadım; bk. el-Ensâb, I, 152.
[2] Nüshada: “bu” (هذا).
[3] İbn Seb‘în Abdülhak b. İbrahim Kutbüddîn Ebû Muhammed el-Mürsî es-Sûfî'ye (ö. 669) nispetle. Onun “Hizbü'l-Feth ve'n-Nûr ve Tecelliyyü'r-Rahmâniyye bi'r-Rahmeti fî Âlemi'z-Zuhûr” ile “Hizbü'l-Ferec ve'l-İstihlâs bi-Sırrı Tahkīki Kelimeti'l-İhlâs” adlı hizbleri vardır.
ففي الأحزاب النبوية والأوراد الشرعية غُنْيَة لأهل الملة الحنيفية. وقد أفرد العلماء لذلك مصنفات، مثل كتاب «الدعاء» لابن خزيمة، و «الدعاء» لابن أبي عاصم والطبراني، و «الأدعية الصحيحة» للحافظ عبد الغني، والشيخ أحمد الإِرْبِلي(١). وصنفوا في عمل اليوم والليلة، مثل كتاب النسائي، وصاحبه ابن السُّنّي، وأبي نعيم الأصبهاني، والمَعْمَريّ، وكتاب أبي زكريا النووي.مع أن هذه(٢) الكتب فيها أحاديث كثيرة موضوعة، والموضوع فيها الذي تداوله العلماء خير من أحزاب لم يتداولها إلا جُهّال! لأن الأحاديث الموضوعة التي يتداولها العلماء لا تكاد تشتمل على شرك أو كفر، بخلاف الأحزاب المبتدعَة، فإنه قد يكون في بعضها من الكفر والإلحاد ما يُناقض أصول الإسلام كالأحزاب السبعينية(٣).ثم الأذكار والدعوات والعبادات الشرعية فيها من اتباع السنة واجتماع القلوب وحصول الأُلفة ما هو من أعظم رحمة الله لعباده. وأما الأحزاب المحدَثة، فإذا كان كل متبوع يصنع لنفسه ولأتباعه حزبًا أوجبَ هذا من البدع والتفرق والاختلاف والفساد ما لا يحصيه إلا الله تعالى.(١) ضبطها في (ت): «الارْبُلّي»! ولم أجد هذه النسبة بهذا الضبط، ينظر «الأنساب»: ١/ ١٥٢).(٢) النسخة: «هذا».(٣) نِسْبةً لابن سبعين عبد الحق بن إبراهيم قطب الدين أبي محمد المرسي الصوفي (ت ٦٦٩) له حزب الفتح والنور وتجلي الرحمانية بالرحمة في عالم الظهور، وله حزب الفرج والاستخلاص بسرّ تحقيق كلمة الإخلاص.
Hatta mülhidler, tıpkı İbn Seb‘în ve takipçileri gibi kendilerine hizipler oluşturmuş; bunları dinleyenleri aldatacak süslü sözlerle donatmışlardır ki bu, Allah Teâlâ’ya ve Resûlü’ne karşı en büyük küfürdür! İbadetler, kalplerin gıdası ve onların ilacıdır. O hâlde hiç kimse, dinin bizzat Allah Teâlâ’nın izniyle şer‘ kıldığı resûllerin sünnetinden çıkmaya yetkili değildir. Zira İslâm iki temel esas üzerine bina edilmiştir: Yalnızca Allah’a ibadet edilmesi ve O’na şer‘ kıldığı şekilde ibadet edilmesi, bid‘atlerle ibadet edilmemesi. Nitekim Fudayl b. ‘İyâd (r.a.) Allah Teâlâ’nın {Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için} [Mülk, 2] âyeti hakkında şöyle demiştir: 'O’nun en ihlâslısı ve en isabetlisidir.'(1) Sonra şöyle devam etmiştir: 'Şüphesiz bir amel ihlâslı olur fakat isabetli olmazsa kabul edilmez; isabetli olur fakat ihlâslı olmazsa da kabul edilmez. Ta ki hem ihlâslı hem isabetli olsun. İhlâslı olması, Allah için olması; isabetli olması ise sünnete uygun olması demektir.' Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa sâlih bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın} [Kehf, 110]. Sâlih amel, farz ve müstehap olanı kapsar; o da meşrû‘ olandır. Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmamak ise dini Allah’a hâlis kılmaktır. İşte bu sebeple Ömer b. Hattâb (r.a.) duasında şöyle derdi: 'Allah’ım! Bütün amelimizi sâlih kıl, onu sırf rızân için hâlis eyle ve onda hiç kimseye bir pay verme.'(2) Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Şüphesiz ki biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. (45) Ve Allah’a davet eden...}(1) Bunu Sa‘lebî tefsirinde (9/356) rivayet etmiştir. (2) Bunu Ahmed ez-Zühd’de (s.97), Ebû’ş-Şeyh Tabakātü’l-Muhaddisîn’de (4/261) rivayet etmiştir.
حتى الملاحدة أحدثوا لأنفسهم أحزابًا كابن سبعين وأتباعه، وضمّنوها من الكلمات المزخرفة ما يغرّ المستمعين، وهي من أعظم الكفر بالله تعالى ورسوله! والعبادات أغذيةُ القلوب وأدويةٌ لها، فليس لأحدٍ أن يخرج فيها عن سنة المرسلين الذين شرعوا الدين بإذن الله تعالى، فإن الإسلام مبنيّ على أصلين: أن لا يُعبد إلا الله، وأن نعبده بما شرع لا نعبده بالبدع. كما قال الفُضيل بن عياض رضي الله عنه في قوله تعالى: {لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا} [الملك: ٢]، قال: أخْلَصه وأصْوَبه(١).قال: إن العمل إذا كان خالصًا ولم يكن صوابًا لم يُقبل، وإذا كان صوابًا ولم يكن خالصًا لم يقبل حتى يكون خالصًا صوابًا. والخالص: أن يكون لله، والصواب أن يكون على السنة. وقد قال الله تعالى: {فَمَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا} [الكهف: ١١٠]. فالعمل الصالح هو الواجب والمستحب، وذلك هو المشروع، وأن لا يشرك بعبادة ربّه أحدًا هو إخلاص الدين لله، ولهذا كان عمر بن الخطاب رضي الله عنه يقول في دعائه: «اللهم اجعل عملي كله صالحًا، واجعله لوجهك خالصًا، ولا تجعل لأحد فيه شيئًا»(٢).وقد قال تعالى: {إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا (٤٥) وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ(١) أخرجه الثعلبي في تفسيره: (٩/ ٣٥٦).(٢) أخرجه أحمد في «الزهد» (ص ٩٧)، وأبو الشيخ في «طبقات المحدثين»: (٤/ ٢٦١).
…bi-iznihî [el-Ahzâb Sûresi 45-46]. Böylece onu, O’nun izniyle Allah’a davet eden olarak nitelendirdi. Bunun aksine (1) ise, bu ikisi, müşriklerin ve Allah’ın gayrısına Allah’ın izni olmaksızın (2) ibadet eden Nasârâ’nın sapıklığı gibi sapıktır. Bundan dolayı Allah teâlâ, Nasârâ’yı şirk, gulüvv ve bid‘at üzerine zemmederek şöyle buyurmuştur: {Onlar, Allah’ı bırakıp hahamlarını, râhiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i rabler edindiler. Oysa onlara, ancak tek bir ilâha ibadet etmeleri emredilmişti. O’ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir} [Tevbe Sûresi 31]. Yine Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: {Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve nübüvvet verdiği bir beşerin, sonra insanlara “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi yaraşmaz. Fakat (onlara) “Öğrettiğiniz kitap ve okuyup durduğunuz şeyler sayesinde rabbânîler olun” demesi yaraşır). Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra, o size küfrü emreder mi?} [Âl-i İmrân Sûresi 79-80] [ت 6]. Böylece melekleri ve peygamberleri rabler edinen kimsenin kâfir olduğunu beyan buyurdu. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey Ehl-i Kitap! Dininizde haddi aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin} [Nisâ Sûresi 171]. Yine Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: {Dinlerinizde haksız yere haddi aşmayın ve daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve doğru yoldan ayrılmış bir topluluğun hevâlarına uymayın} (3) [Mâide Sûresi 77]. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: {Biz onlara bunu ancak talep ederek yazdık} [Hadîd Sûresi 27]. (1) (ت) nüshasında bu ifadenin üzerinde üç nokta (00) bulunmakta olup, karşısında hâşiyede zâ (ظ) harfinden başka bir harfi seçilemeyen bir kelime vardır. Metinde bariz bir noksanlık mevcuttur. (2) Kelimenin çoğu siliktir, muhtemelen bizim tespit ettiğimiz şekildedir. (3) {اَلْحَقِّ وَلَا} ibaresi nüshada düşmüştür (eksiktir).
بِإِذْنِهِ} [الأحزاب: ٤٥ - ٤٦]، فوصفه بأنه يدعو إليه بإذنه، بخلاف من(١) فإن هذين ضالّان كضلال المشركين والنصارى الذين يعبدون غير الله بغير إذن(٢) الله، ولهذا ذم الله تعالى النصارى على الشرك والغلوّ وعلى البدع فقال تعالى: {اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ} [التوبة: ٣١]، وقال تعالى: {مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ (٧٩) وَلَا يَأْمُرَكُمْ [ت ٦] أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلَائِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ} [آل عمران: ٧٩ - ٨٠]، فبيَّن أن من اتخذ الملائكة والنبيين أربابًا فهو كافر.وقال تعالى: {يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ} [النساء: ١٧١]، وقال تعالى: {تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ (٧٧)}(٣) [المائدة: ٧٧]. وقال تعالى: {مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاءَ} [الحديد: ٢٧].(١) فوقها في (ت) ثلاث نقاط (٠٠) ومقابلها في الطُّرة كلمة لم يظهر منها إلا حرف الظاء، وفي الكلام نقص ظاهر.(٢) أكثر الكلمة مطموس، ولعلها ما أثبت.(٣) قوله: {الْحَقِّ وَلَا} سقطت من النسخة.
Resûlullah (s.a.v.)'in Sahîh'te [1: Müslim, 867, Câbir (r.a.) hadisinden] sabit olduğuna göre hutbesinde şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sözün en hayırlısı Allah'ın Kelâmı'dır, yolun en hayırlısı Muhammed'in yoludur, işlerin en şerlisi sonradan çıkarılanlardır, her bid'at dalâlettir." Bid'attan maksat, şer'î bir delilin vacip veya müstehap olduğuna hükmetmediği şeydir; ister Resûlullah (s.a.v.) zamanında yapılmış [2: Fiil (ت) nüshasında «فَعَلَت» şeklinde harekelendirilmiştir] olsun ister yapılmamış olsun. Meselâ, Yahudi ve Hristiyanların Arap Yarımadası'ndan çıkarılması ve Türklerle savaş, O'nun emriyle yapılmış olduğundan, her ne kadar O'nun zamanında yapılmamış olsalar da bid'at değildir. Aynı şekilde Kur'ân'ın mushaflarda toplanması, Ramazan gecesi namazında cemaatle kılınması ve bunun gibi şer'î bir delille vacip veya müstehap olduğu sabit olan şeyler de böyledir. Ömer (r.a.)'in terâvih hakkında söylediği: "Ne güzel bid'at!" sözü [3: Mâlik, el-Muvatta', 301; Buhârî, 2010] — yani bu (kelime) lügatte bid'attır. Zira lügatte bid'at, örneği olmaksızın yapılan şeydir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ} [Ahkâf: 9] "De ki: Ben elçilerin ilki değilim." Bu bid'at, şer'î anlamda bid'at değildir. Çünkü şerîatte her bid'at dalâlettir, nitekim Peygamber (s.a.v.) haber vermiştir. Âlimlerden bid'atın hasen ve hasen olmayana ayrıldığını söyleyenlerin bu taksimi, lügavî bid'atadır. Peygamber (s.a.v.) "Her bid'at dalâlettir" buyurduğunda, bununla şer'î bid'atı kastetmiştir. Görmüyor musun ki, sahâbe ve tâbiîn âlimleri —onlara ihsan ile tâbi olanlar— ezanın namaz dışındaki vakitlerde okunmasını inkâr etmişlerdir [4: Müslim, 867, Câbir (r.a.) hadisinden].
وقد ثبت في «الصحيح»(١) عن نبينا صلى الله عليه وسلم أنه كان يقول في خطبته: «خيرُ الكلام كلامُ الله، وخيرُ الهدي هدي محمد، وشرُّ الأمور محدثاتها، وكلُّ بدعة ضلالة». والمراد بالبدعة: ما لم يقم دليل شرعي على أنه واجب أو مستحب، سواء فُعِلت(٢) على عهده صلى الله عليه وسلم أو لم تُفْعَل، كإخراج اليهود والنصارى من جزيرة العرب وقتال الترك، لمّا كان مفعولًا بأمره لم يكن بدعة وإن لم يُفْعَل في عهده.وكذلك جَمْع القرآن في المصحف والاجتماع على قيام رمضان، وأمثال ذلك مما ثبت وجوبُه أو استحبابُه بدليل شرعي.وقول عمر رضي الله عنه في التراويح: «نِعْمَت البدعة»(٣) أي هي بدعة في اللغة، لأن البدعة في اللغة ما فُعِل على غير مثال، كما قال تعالى: {قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ} [الأحقاف: ٩]، وليست بدعة في الشريعة، فإن كل بدعة في الشريعة فهي ضلالة كما أخبر به النبي صلى الله عليه وسلم.ومن قال مِن العلماء: البدعة تنقسم إلى حسن وغير حسن، فمورد تقسيمه البدعة اللغوية.ومتى قال: «كل بدعة ضلالة» فمعنى كلامه البدعة الشرعية، ألا ترى أن علماء الصحابة والتابعين لهم بإحسان أنكروا الأذان في غير الصلوات(١) أخرجه مسلم (٨٦٧) من حديث جابر رضي الله عنه.(٢) «فَعَلَت» كذا ضُبط الفعل في (ت).(٣) أخرجه مالك في «الموطأ» (٣٠١)، والبخاري (٢٠١٠).
Beş vakit namaz, iki bayram namazı gibidir; her ne kadar onlar hakkında hususî bir nehiy bulunmasa da. Aynı şekilde Safâ ile Merve arasında sa‘yin ardından namaz kılmak da tavafa kıyasen böyledir ve bunun benzerleri de bu kabildendir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.)'in, mûcib sebep mevcut olduğu hâlde terk ettiği şey, onun terki sünnet, fiili ise zemmedilmiş bir bid‘attir. Bunun manası şudur: Eğer tam mûcib sebep, Resûlullah (s.a.v.)'in hayatında mevcut ise, tıpkı vefatından sonra mevcut olduğu gibi. Nitekim(1) terk ettiği şeyin terki sünnet, fiili bid‘attir. Mûcib sebebin bulunmaması sebebiyle terk ettiği şeyin durumu böyle değildir. Mûcib sebebin vefatından sonra ortaya çıkması ise Mushaf'ın cem‘i, yahudi ve hıristiyanların Arap Yarımadası'ndan çıkarılması gibidir. Mâni‘in bulunması sebebiyle terk ettiği şey ise -Teravih namazında cemaatle toplanmak gibi- bu kapsama girer. Zira tam mûcib sebebin kapsamına mâni‘in bulunmaması da girer.
«Sünen» ve Tirmizî'de(2) Tirmizî'nin sahihlediği hadiste Irbad b. Sariye (r.a.) şöyle dedi: «Resûlullah (s.a.v.) bize öyle beliğ bir vaaz verdi ki gözler yaşardı, kalpler ürperdi. Bunun üzerine bir kişi: Ey Allah'ın Resûlü! Bu sanki bir veda vaazı gibi; bize ne ahit veriyorsun? dedi. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Size işitmeyi ve itaati tavsiye ederim. Zira sizden benden sonra yaşayacak olanlar çok ihtilaf görecek. O halde size benim sünnetim ve benden sonraki râşid ve mehdî halifelerin sünnetini tavsiye ederim; ona sımsıkı sarılın ve onu azı dişlerinizle tutun. Sonradan ortaya çıkarılan işlerden sakının; zira her bid‘at dalâlettir.» Bir rivayette: «Her dalâlet ateştedir.»
Fâsid dinin aslı ya Allah azze ve celle'den başkasına ibadet etmek, ya Allah teâlâ'nın izni olmaksızın yapılan bir ibadet, ya Allah'ın haram kılmadığını haram saymak ya da Allah'ın haram kıldığını helal saymaktır.
(1) (T) nüshasında 've-mâ' şeklindedir. Metinde sabit olan siyaka uygundur.
(2) Ebû Dâvûd (4607), Tirmizî (2678), İbn Mâce (43), Ahmed (17142) ve diğerleri tarafından rivayet edilmiştir. Hadisi Tirmizî, İbn Hibbân (5), Hâkim (1/95), Ziyâüddîn el-Makdisî ve müellif «İktizâ» (2/83) ve «Câmiu'l-Mesâil» (3/81)'de ve başkaları sahihlemiştir. Hadisin çok sayıda şâhidi vardır.
الخمس كالعيدين وإن لم يكن فيه نهيٌ خاص، وكذلك الصلاة عقيب السعي بين الصفا والمروة قياسًا على الطواف، وأمثال ذلك.فما تركه الرسول صلى الله عليه وسلم مع قيام المقتضي كان تركُه سنةً وفعلُه بدعةً مذمومة، ومعنى ذلك أنه إذا كان المقتضي التام موجودًا في حياته كوجوده بعد مماته. فما(١) ترَكَه كان تركُه سنةً وفِعله بدعة، بخلاف ما تركَه لعدم المقتضي، ووجود المقتضي بعد موته كجمع المصحف وإخراج اليهود والنصارى من جزيرة العرب، وما تركه لوجود المانع كالاجتماع في صلاة التراويح= يدخل في ذلك، فإن المقتضي التام يدخل فيه عدم المانع.وفي «السنن» والترمذي(٢) الحديث الذي صححه الترمذي حديث العرباض بن سارية رضي الله عنه قال: «وعَظَنا رسولُ الله صلى الله عليه وسلم موعظة بليغةً ذرفت منها العيون ووجلت منها القلوب، فقال قائل: يا رسول الله كأن هذه موعظة مودّع فما تعهد إلينا؟ فقال: «أوصيكم بالسمع والطاعة، فإنه مَن يَعِش منكم بعدي فسيرى اختلافًا كثيرًا، فعليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين المهديين من بعدي تمسّكوا بها وعَضّوا عليها بالنواجذ، وإياكم ومحدثات الأمور، فإنّ كلَّ بدعة ضلالة» وفي لفظ: «وكلّ ضلالة في النار».فأصل الدين الفاسد إما عبادة غير الله عز وجل، وإما عبادة تُفعَل بغير إذن الله تعالى، أو تحريم ما لم يحرّمه الله تعالى، أو تحليل ما حرّم الله تعالى.(١) (ت): «وما» والمثبت مناسب للسياق.(٢) أخرجه أبو داود (٤٦٠٧)، والترمذي (٢٦٧٨)، وابن ماجه (٤٣)، وأحمد (١٧١٤٢) وغيرهم. والحديث صححه الترمذي وابن حبان (٥)، والحاكم: (١/ ٩٥)، والضياء المقدسي، والمؤلف في «الاقتضاء»: (٢/ ٨٣)، و «جامع المسائل»: (٣/ ٨١) وغيرهم. وله شواهد كثيرة.