Önsöz…Bismillâhirrahmânirrahîm. Yayıncının Takdimi: Hamd, şöyle buyuran Allah Teâlâ'ya mahsustur: {İnsanları Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve "Ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim vardır?} [Fussilet: 33]. Yine Allah Sübhânehû buyurdu ki: {De ki: İşte bu benim yolumdur; ben ve bana uyanlar bilinçle Allah'a davet ederiz.} [Yûsuf: 108]. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İnsan öldüğünde ameli kesilir; ancak üç şeyden dolayı kesilmez: sadaka-i câriye, faydalanılan ilim, kendisine dua eden salih evlât." [Sahîh-i Müslim: 1613]. Yine (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hayra yönlendiren, onu işleyen gibidir." [Sahîhu'l-Câmi': 3399]. İbn Kayyim el-Cevziyye (Allah rahmet eylesin) Celâü'l-Efhâm'da (s. 249) şöyle demiştir: "Allah Teâlâ'ya davet, resullerin ve onlara tâbi olanların vazifesidir. Onlar, ümmetleri içinde resullerin halifeleridir. İnsanlar da onlara tâbidir. Allah Sübhânehû, Resulüne kendisine indirileni tebliğ etmesini emretmiş ve onu insanlardan koruyup muhafaza edeceğini garanti etmiştir. Aynı şekilde onun ümmetinden kendisi adına tebliğ yapanlar da –dinini ayakta tutma ve onu tebliğ etme derecelerine göre– Allah'ın korumasına ve muhafazasına mazhar olurlar. Nebî (s.a.v.), bir âyet dahi olsa kendisinden tebliğ yapılmasını emretmiş; bir hadis dahi olsa kendisinden tebliğ edene dua etmiştir. Onun sünnetinin ümmete tebliği, düşmanın boğazlarına ok atmaktan daha faziletlidir. Çünkü ok atma işini birçok insan yapabilir. Oysa sünnetlerin tebliğini ancak peygamberlerin vârisleri ve ümmetlerindeki halifeleri yerine getirebilir. Allah Teâlâ bizi lutfu ve keremiyle onlardan eylesin." (İbn Kayyim'in sözü burada sona ermektedir.) Bu sebeple Dâru's-Sebât li'n-Neşr ve't-Tevzî‘, hüccetin ikame edildiği, yolun ortaya çıktığı ve mazeretin kalktığı eserleri yayımlamayı üstlenmiştir: {Rabbinize bir özür (olarak) ve umulur ki onlar...}
مقدمة…بسم الله الرحمن الرحيمكلمة الناشرالحمد لله القائل: {وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِين} [فصلت: ٣٣] ، وقال سبحانه: {قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي} [يوسف:١٠٨] وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "إذا مات الإنسان انقطع عنه عمل إلا من ثلاثة: إلا من صدقة جارية، أو علم ينتفع به، أو ولد صالح يدعو له". [مسلم: ١٦١٣] وقال صلى الله عليه وسلم: "الدال على الخير كفاعله". [صحيح الجامع: ٣٣٩٩] .قال ابن القيم رحمه الله في جلاء الأفهام، ص٢٤٩: فالدعوة إلى الله تعالى هي وظيفة المرسلين وأتباعهم، وهم خلفاء الرسل في أممهم، والناس تبع لهم، والله سبحانه قد أمر رسوله أن يبلغ ما أنزل إليه، وضمن له حفظه وعصمته من الناس، وهكذا المبلغون عنه من أمته، لهم من حفظ الله وعصمته إياهم بحسب قيامهم بدينه وتبليغهم له. وقد أمر النبي صلى الله عليه وسلم بالتبليغ عنه ولو آية، ودعا لمن بلّغ عنه ولو حديثًا، وتبليغ سنته إلى الأمة أفضل من تبليغ السهام إلى نحور العدو، ولأن ذلك التبليغ يفعله كثير من الناس. أما تبليغ السنن فلا تقوم به إلا ورثة الأنبياء وخلفاؤهم في أممهم، جعلنا الله تعالى منهم بمنه وكرمه. أ. هـ.لذا أخذت دار الثبات للنشر والتوزيع على عاتقها نشر ما تقوم به الحجة، وتظهر به المحجة، وتزول به المعذرة: {مَعْذِرَةً إِلَى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ
sakınırlar} [A'râf: 164] , işte bu kitap: er-Redd ale'l-Cehmiyye ve'z-Zenâdıka, İmâmü's-Sünne, muhterem İmam Ahmed b. Hanbel'in -Allah yüzünü nurlandırsın- zenâdıka, cehmiyye ve onların takipçilerinin boğazına saplanmış bir okudur. Ona ihtimam gösteren ve ilmi bir tahkik ile tahkik eden kardeşimiz Sabri b. Selâme Şâhin olup, onu neşre hazırlama ve üzerine itina gösterme işini üstlenmiş, güzel ve mükemmel bir iş çıkarmıştır. Allah'ım, onu dünyada ve ahirette yaptıklarından dolayı hayırla mükâfatlandırmanı niyaz ederiz. İşte biz Dâru's-Sebât'ta yola devam ediyor, hayrı sunuyor, şaşkınlara ışık tutuyor ve onlara ilmi ve manevi azığı, yayınevinin neşredip dağıttığı eserler vasıtasıyla ulaştırıyoruz. Allah'ın hamd ve fazlıyla daha önce, davetimiz ve amelimiz yolunda bir meşale olan seleften bir grup güzel ve faydalı kitap neşrettik. Bunlardan bazıları: Umdetü'l-Ahkâmi's-Suğrâ, Umdetü'l-Ahkâmi'l-Kübrâ, Fetâvâ havle ba'zi'l-kütüb, Şübühât ve İşkâlât havle ba'zi'l-ehâdîs. Ayrıca yayımlanmak üzere Muhtasar-ı Zâdü'l-Meâd, Muhtasar-ı Sîretü'r-Resûl (s.a.v.) ve diğer kıymetli neşirler bulunmaktadır. Allah azze ve celleden, bunların okuyucuların, talebelerin ve âlimlerin beğenisini kazanmasını, faydalı ilim ve salih amel olmasını niyaz ediyoruz. İşte umduğumuz ve beklediğimiz budur. Allah maksadın arkasındadır ve O doğru yolu gösterir. Neşreden.
يَتَّقُون} [الأعراف: ١٦٤] ، فكان هذا الكتاب: الرد على الجهمية والزنادقة، لإمام السنة الإمام المبجل أحمد بن حنبل -نضر الله وجهه- سهمًا في نحور الزنادقة والجهمية وأشياعهم. ولقد اعتنى به وحققه تحقيقًا علميًا الأخ صبري بن سلامة شاهين، فقام على إخراجه والعناية به، فأحسن وأجاد، فنسألك اللهم أن تجزيه خيرًا على ما صنع في دنياه وأخراه.وهنا نحن في دار الثبات نكمل المسير ونقدم الخير ونهدي النور للحيارى ونزجي لهم الزاد العلمي والروحي من خلال ما تتولى الدار إصداره ونشره وتوزيعه. ولقد سبق بحمد الله وفضل أن أخرجنا مجموعة طيبة ونافعة من الكتب السلفية التي تعد نبراسًا في طريق دعوتنا وعملنا، منها: عمدة الأحكام الصغرى، وعمدة الأحكام الكبرى، وفتاوى حول بعض الكتب، وشبهات وإشكالات حول بعض الأحاديث. وفي الطريق مختصر زاد المعاد، ومختصر سيرة الرسول صلى الله عليه وسلم وغيرها من الإصدارات القيمة، التي نسأل الله عز وجل أن تحوز على رضا القراء وطلبة العلم والعلماء، وأن تكون من العلم النافع والعمل الصالح، هذا ما نرجوه ونتطلع إليه، والله من وراء القصد وهو يهدي السبيل.الناشر
Bâb: Mukaddimeler
Tahkîk Mukaddimesi
…
Bismillâhirrahmânirrahîm
Tahkîk Mukaddimesi
Hamd, şu buyruklarıyla konuşan Allah'a mahsustur: "Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun; başka yollara uymayın ki sizi O'nun yolundan ayırıp parçalamasın. İşte size bunları emretti ki korunasınız." [el-En'âm, 153] Yine O (Sübhânehû) şöyle buyurmaktadır: "Müşriklerden olmayın; dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlardan (olmayın). Her grup kendindekilerle sevinmektedir." [er-Rûm, 31-32] Azîz ve Celîl olan Allah da şöyle buyurmaktadır: "Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır." [Âl-i İmrân, 105]
Rahmet peygamberi, hediye edilen (rahmet) Muhammed b. Abdullah (s.a.v.) üzerine salât ü selâm ederim. O şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki sözün en hayırlısı Allah'ın Kitabı'dır; yolun en hayırlısı Muhammed'in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Her bid'at dalâlettir."¹ Yine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Sizden kim benden sonra yaşarsa çokça ihtilaf görecektir. O halde size sünnetimi ve doğru yola iletilmiş, hidâyete ermiş Râşid Halifeler'in sünnetini tavsiye ederim; ona (sünnete) azı dişlerinizle sımsıkı sarılın. Sonradan ortaya çıkarılan şeylerden (bid'atlerden) sakının. Zira her sonradan çıkarılan şey bid'attır, her bid'at dalâlettir."²
Evzâî'nin şu sözüne de Allah rahmet etsin: "Sana düşen, selefin (geçmiş) eserine yapışmandır; insanlar seni terk etse bile. Halkın sözü süslü bir şekilde sunsa dahi, re'y (şahsî görüş) sahiplerinden ve onların re'yinden sakın."
¹ Müslim, nr. 867.
² Ahmed b. Hanbel, IV, 126-127; Ebû Dâvûd, nr. 4607; Tirmizî, nr. 2676; İbn Ebû Âsım, es-Sünne, nr. 54; Hâkim, I, 97; İbn Hibbân, el-Mevârid, nr. 102. Hâkim hadisi sahih kabul etmiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Tirmizî: "Hadis hasen-sahihtir." demiştir. Elbânî de Zilâlü'l-Cenne'de hadisi sahihlemiştir.
باب المقدماتمقدمة التحقيق…بسم الله الرحمن الرحيممقدمة التحقيقالحمد الله القائل: {وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ} [الأنعام: ١٥٣] والقائل سبحانه: {وَلا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ، مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُون} [الروم: ٣١] القائل عز وجل: {وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ} [آل عمران: ١٠٥]وأصلي وأسلم على النبي الرحمة المهداة محمد بن عبد الله القائل: "فإن خير الحديث كتاب الله، وخير الهدي هدي محمد، وشر الأمور محدثاتها، وكل بعدة ضلالة" ١ والقائل صلى الله عليه وسلم: "فإنه من يعش منكم بعدي سيرى اختلافًا كثيرًا، فعليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين المهديين، عَضوا عليها بالنواجذ، وإياكم ومحدثات الأمور، فإن كل محدثة بدعة، وكل بدعة ضلالة" ٢.ورحم الله الأوزاعي حين قال: عليك بأثر من سلف وإن رفضك الناس، وإياك وآراء الرجال وإن زخرفوا لك بالقول.١ أخرجه مسلم "رقم ٨٦٧".٢ أخرجه أحمد ٤/ ١٢٦، ١٢٧، وأبو داود "رقم ٤٦٠٧" والترمذي "رقم ٢٦٧٦"، وابن أبي عاصم في السنة "رقم ٥٤" والحاكم ١/ ٩٧ وابن حبان كما في الموارد رقم ١٠٢ وصححه الحاكم ووافقه الذهبي. وقال الترمذي: حديث حسن صحيح. وصححه الألباني في ظلال الجنة.
Allah İmrân el-Kasîr'e rahmet eylesin; şöyle derdi: "Sakının münazaa ve husumetten, sakının şu 'Gördün mü? Gördün mü?' diyenlerden!" Allah Ömer el-Fârûk'tan râzı olsun; şöyle derdi: "Size Kur'an'ın şüpheleriyle mücadele edecek bir topluluk gelecek. Onları sünnetle yakalayın; zira sünnet ehli, Allah Teâlâ'nın kitabını en iyi bilenlerdir." İşte Sünnet İmamı, Allah'ın rahmetine kavuşmuş muhterem imam, sünnetin en âlimi Ahmed b. Hanbel -ki o da sünnet üzeredir- boyunlarından İslâm halkasını çıkarmış şu zümreye, yani zındıklara ve Cehmiyye'ye karşı çıkmaktadır. Onların sapıklık ve dalâlet ehlinin iddialarını çürüttüğü kıymetli risâlesinde, İmam Ahmed sözün özünde bir bid‘at getirmemiş, bilakis kendisinden önce gelen selefinin, yani Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbının ve onlara güzelce tabi olanların -Allah hepsinden râzı olsun- ahdi üzere olmuştur.
Şeyhülislâm İbn Teymiyye rahmetullahi aleyh şöyle buyurmuştur: "Ahmed b. Hanbel -her ne kadar Sünnet İmamı olmakla ve mihnet (eziyet) karşısındaki sabrıyla meşhur olmuşsa da- bu, onun kendine özgü bir söz söylemesi veya bir söz uydurması sebebiyle değildir. Aksine, kendisinden önce var olan ve bilinen sünneti öğrenmiş, ona davet etmiş ve kendisini ondan ayırmak için imtihan edenlere karşı sabretmiştir. Ondan önceki imamlar ise mihnetten önce vefat etmişlerdi. Cehmiyye'nin -sıfatları nefyedenlerin- mihneti üçüncü asrın başlarında[1] Me'mun, kardeşi Mu'tasım ve sonra Vâsık zamanında vuku bulup insanları[1]
[1] Minhâc es-Sünne en-Nebeviyye haşiyesinde (2/602) denilmiştir: "Derim ki: Şârih İbn Teymiyye, ilminin derinliğine, araştırmalarına ve öncekilerin haberlerine vukûfiyetine rağmen bu konuda hata etmiştir. Zira bu hücum bu tarihten çok daha önceydi. İmamımız Ebû Hanîfe'nin doğumu seksen (80) yılı, vefatı ise yüz elli (150) yılıdır ve Cehm b. Safvân et-Tirmizî'nin mezhebi, Ebû Hanîfe radıyallahu anh zamanında meşhur olmuştu." Sonra Minhâc es-Sünne muhakkiki Dr. Muhammed Reşâd Sâlim rahmetullahi aleyh şöyle demiştir: "İbn Teymiyye şöyle diyor: Cehmiyye ="
ورحم الله عمران القصير حين قال: إياكم والمنازعة والخصومة، وإياكم وهؤلاء الذين يقولون: أرأيت أرأيت؟ورضي الله عن عمر الفاروق القائل: سيأتي ناس يجادلونكم بشبهات القرآن فخذوهم بالسنن، فإن أصحاب السنن أعلم بكتاب الله تعالى.وها هو إمام السنة رحمه الله الإمام المبجل أحمد بن حنبل الأعلم بالسنة يتصدى لأولئك النفر الذين خلعوا ربقة الإسلام من أعناقهم: الزنادقة والجهمية. في رسالته القيمة التي فند فيها مزاعم أهل الزيغ والضلال، ولم يأت الإمام أحمد ببدع من القول، بل كان على عهد من سلفه من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم وتابعيهم رضي الله عنهم.قال شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله: وأحمد بن حنبل وإن كان قد اشتهر بإمام السنة والصبر في المحنة، فليس ذلك لأنه انفرد بقول أو ابتدع قولا، بل لأن السنة التي كانت موجودة معروفة قبله علمها ودعا إليها وصبر على من امتحنه ليفارقها، وكان الأئمة قبله، قد ماتوا قبل المحنة، فلما وقعت محنة الجهمية: نُفاة الصفات، في أوائل المائة الثالثة١ على عهد المأمون وأخيه المعتصم ثم الواثق- ودعو الناس١ جاء في حاشية منهاج السنة النبوية "٢/ ٦٠٢": قلت: والعجب أن الشارح ابن تيمية مع تبحره، وتتبعه وإحاطته بأخبار الأولين أخطأ بهذا، إذ التهجم كان أقدم من هذا التاريخ بكثير وكان ولادة إمامنا أبي حنيفة سنة ثمانين ووفاته سنة خمسين ومائة، وقد اشتهر مذهب جهم بن صفوان الترمذي في عهد أبي حنيفة رضي الله عنه … ثم قال محقق منهاج السنة الدكتور محمد رشاد سالم رحمه الله: وابن تيمية يقول: إن الجهمية =
Bu durum, tecehhüme ve Allah Teâlâ'nın sıfatlarını iptale yönelik bir hareketti. Bu, Râfizîlerin sonraki nesillerinin benimsediği mezheptir. Onlar, yönetim erkânından bazılarını da yanlarına almayı başarmışlardı. Ne var ki Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat onlara muvafakat etmedi; hatta bazılarını öldürmekle tehdit ettiler, bazılarını hapsettiler, onları korkutarak ve ümit vererek cezalandırdılar. İmam Ahmed b. Hanbel bu davada sabit kaldı; nihayet onu bir süre hapsettiler. Ardından kendisiyle münazara etmek üzere taraftarlarını çağırdılar, fakat günler süren münazaralarda ona karşı gelmeyi başaramadılar ve onunla aynı görüşü benimsemelerini gerektirecek bir delil getiremediler. Bilakis o, onların ileri sürdükleri delillerdeki hatalarını ortaya koydu. Sonra İbn Teymiyye (rahimehullah) dedi: "Ahmed ve diğer Ehl-i Sünnet ve hadis âlimleri, Râfizîlerin, Hâricîlerin, Kaderiyye'nin, Cehmîyye'nin ve Mürcie'nin mezheplerinin bozukluğunu her zaman biliyorlardı. Ancak bu mihnet sebebiyle söz çoğaldı ve Allah bu İmam'ın derecesini yüceltti; öyle ki o, sünneti ilan etmesi, onu ortaya koyması, onun nasslarına ve eserlerine vakıf olması, gizli sırlarını açıklaması sebebiyle, bir makale ortaya koyduğu veya bir bid'at ortaya attığı için değil, sünnet imamlarından ve alametlerinden biri haline geldi." [1] İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle dedi: "Şu bilinmelidir ki bid'atçilerin çoğu büyük nifak ile münafıktır; işte onlar cehennemin en alt tabakasında kâfirlerdir. Râfizîler, Cehmîyye ve benzerlerinde ne kadar çok zındık ve münafık bulunur! Hatta bu bid'atların aslı, esas zındıklığı ... hakkında = Tâbiîn devrinin sonlarında vuku buldu ve Cehmîyye'nin ilki, yaklaşık 118 h. yılında öldürülen Ca'd b. Dirhem'dir. Cehmîyye, ancak üçüncü asrın başlarında zuhur ve güç kazandı." Onun sözüne şurada bak: Der'u Te'âruzi'l-Akli ve'n-Nakl, 5/244-245. [1] Minhâcü's-Sünneti'n-Nebeviyye, 2/601-606.
إلى التجهم وإبطال صفات الله تعالى، وهو المذهب الذي ذهب إليه متأخرو الرافضة، وكانوا قد أدخلوا معهم من أدخلوه من ولاة الأمور، فلم يوافقهم أهل السنة والجماعة حتى تهددوا بعضهم بالقتل، وقيدوا بعضهم، وعاقبوهم وأخذوهم بالرهبة والرغبة، وثبت الإمام أحمد بن حنبل على ذلك الأمر حتى حبسوا مدة، ثم طلبوا أصحابهم لمناظرته فانقطعوا معه في المناظرة يومًا بعد يوم، ولم يأتوا بما يوجب موافقته لهم، بل بيَّن خطأهم فيما ذكروه من الأدلة.ثم قال ابن تيمية رحمه الله: وأحمد وغيره من علماء أهل السنة والحديث مازالوا يعرفون فساد مذهب الروافض والخوارج والقدرية والجهمية والمرجئة، ولكن بسبب المحنة كثر الكلام، ورفع الله قدر هذا الإمام، فصار إمامًا من أئمة السنة وعلمًا من أعلامها؛ لقيامه بإعلامها وإظهارها واطلاعه على نصوصها وآثارها وبيانه لخفي أسرارها، لا لأنه أحدث مقالة أو ابتدع رأيًا١.وقال ابن تيمية رحمه الله: هذا مع العلم بأن كثيرًا من المبتدعة منافقون النفاق الأكبر، وأولئك كفار في الدرك الأسفل من النار، فما أكثر ما يوجد في الرافضة والجهمية ونحوهم زنادقة منافقون، بل أصل هذه البدع هو من المنافقين الزنادقة ممن يكون أصل زندقته عن= حدثت في أواخر عصر التابعين وإن أول الجهمية الجعد بن درهم المقتول نحو سنة ١١٨هـ، وإنما صار للجهمية ظهور وشوكة في أوائل المائة الثالثة. وانظر كلامه في درء تعارض العقل والنقل ٥/ ٢٤٤، ٢٤٥.١ منهاج السنة النبوية "٢/ ٦٠١-٦٠٦".
Sâbiîler ve müşrikler, işte bunlar bâtında kâfirdir. Kim onun (bu kişilerden birinin) hâlini bilirse, o da zâhiren kâfirdir.¹
Yine (rahmetullahi aleyh) şöyle buyurdu: Helâk olan fırkaları tespit etmeye gelince, bunların sapkınlığı hakkında konuştuğu bize ulaşan en eski kişi Yûsuf b. Esbât, ardından Abdullah b. Mübârek'tir. Bu ikisi, Müslüman âlimlerin büyüklerinden olmak üzere seçkin iki imamdır. Dediler ki: Bida‘ın asılları dörttür: Râfizîler, Hâricîler, Kaderiyye ve Mürcie. İbn Mübârek'e: "Peki Cehmiyye?" denildiğinde, "Onlar Muhammed ümmetinden değildir" diye cevap verdi. Ve şöyle derdi: "Biz yahudi ve hıristiyanların sözlerini aktarabiliyoruz, fakat Cehmiyye'nin sözlerini aktarmaya gücümüz yetmez." Bu söylediği hususta, Ahmed (b. Hanbel) ashabından ve diğerlerinden bir grup âlim ona tabi oldu. Dediler ki: Cehmiyye kâfirdir, bu sebeple yetmiş iki fırkaya dâhil edilmezler. Tıpkı, küfrü gizleyip İslâm'ı açığa vuran münafıkların -ki onlar zındıklardır- fırkalar içinde sayılmamaları gibi. Ahmed'in ashabından ve diğerlerinden bir kısmı ise şöyle dedi: Bilakis Cehmiyye yetmiş iki fırka içindedir ve bida‘ın asıllarını beş olarak kabul ettiler.²
Yine (rahmetullahi aleyh) şöyle buyurdu: Sonra bu makalenin -sıfatların ta'til edilmesi makalesinin- aslı, yahudi, müşrik taraftarlarından ve Sâbiîlerin sapkınlarından alınmıştır. Zira bu makaleyi İslâm'da söylediği kendisinden rivayet edilen ilk kişi -yani Allah subhânehû ve teâlâ'nın arş üzerinde hakikatte olmadığı ve istivâ ettiği...³
الصابئين والمشركين، فهؤلاء كفار في الباطين، ومن علم حاله فهو كافر في الظاهر أيضا١.وقال أيضًا رحمه الله: وأما تعيين الفرق الهالكة فأقدم من بلغنا أنه تكلم في تضليلهم يوسف بن أسباط ثم عبد الله بن المبارك، وهما إمامان جليلان من أجلاء أئمة المسلمين،قالا: أصول البدع أربعة: الروافض والخوارج والقدرية والمرجئة: فقيل لابن المبارك: والجهمية؟ فأجاب بأن أولئك ليسوا من أمة محمد. وكان يقول: إنا لنحكي كلام اليهود والنصارى، ولا نستطيع أن نحكي كلام الجهمية. وهذا الذي قاله اتبعه عليه طائفة من العلماء من أصحاب أحمد وغيرهم، قالوا: إن الجهمية كفار فلا يدخلون في الاثنتين والسبعين فرقة، كما لا يدخل فيهم المنافقون الذين يبطنون الكفر ويظهرون الإسلام وهم الزنادقة. وقال آخرون من أصحاب أحمد وغيرهم: بل الجهمية داخلون في الاثنتين والسبعين فرقة، وجعلوا أصول البدع خمسة١.وقال أيضًا رحمه الله: ثم أصل هذه المقالة -مقالة التعطيل للصفات- إنما هو مأخوذ عن تلامذة اليهود والمشركين وضلال الصابئين، فإن أول من حفظ عنه أنه قال هذه المقالة في الإسلام، أعني أن الله سبحانه وتعالى ليس على العرش حقيقة، وأنَّ استوى١ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "١٢/ ٤٩٧".٢ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "٣/ ٣٥٠".
Bu mânâda [yani arşa istivâyı istilâ ve benzeri şekilde yorumlamak], Ca‘d b. Dirhem‘e aittir. Bu görüşü ondan Cehm b. Safvân almış ve yaymıştır; bu sebeple Cehmîyye mezhebi ona nispet edilmiştir. Şöyle de denilmiştir: Ca‘d, bu sözünü Ebân b. Sem‘ân‘dan; Ebân onu Tâlût b. Uht Lebîd b. el-A‘sam‘dan; Tâlût ise onu Nebî (s.a.v.)‘i sihirleyen yahudi sihirbaz Lebîd b. el-A‘sam‘dan almıştır.[1] Yine rahmetullahi aleyh şöyle buyurmuştur: İmam Ahmed ve cumhur-u eimme-i sünnete göre meşhur olan görüş, Cehmîyye‘nin tekfîr edilmesidir. Bunlar, Rahmân‘ın sıfatlarını nefyeden mu‘attıladır. Zira onların sözü, resullerin kitaptan getirdiklerine açıkça aykırıdır. Sözlerinin hakikati, Sâni‘i (yani Allah‘ı) inkârdır. Bu sözde Rabbin inkârı, Rabbin kendi zâtı hakkında resullerinin diliyle haber verdiği şeylerin inkârı vardır. Bu sebeple Abdullah b. Mübârek şöyle demiştir: 'Biz yahudi ve hıristiyanların sözlerini nakledebiliyoruz, fakat Cehmîyye‘nin sözlerini nakletmeye güç yetiremiyoruz.' Yine birçok imam: 'Cehmîyye yahudi ve hıristiyanlardan daha kâfirdir' demişler, bundan kastettikleri Cehmîyye‘dir. Bu sebeple şu sözleri söyleyenleri tekfîr etmişlerdir: Kur‘an mahluktur, Allah ahirette görülmez, Allah arşın üzerinde değildir, Allah‘ın ilmi, kudreti, rahmeti, gazabı ve bunun gibi sıfatları yoktur.[2] Belki bir soru soran, 'Niçin bizzat bu kitap? Halbuki onda bir problem/sorun var?!' diye sorabilir. Derim ki: Bu kitabın neşredilmesi, tahkik edilmesi ve kilitlerinin açılması elbette cihad türündendir.[1] [1] Mecmû‘u Fetâvâ Şeyhülislâm, 5/20. [2] Mecmû‘u Fetâvâ Şeyhülislâm İbn Teymiyye, 12/486-487.
بمعنى استولى ونحو ذلك هو الجعد بن درهم وأخذها عنه الجهم بن صفوان وأظهرها فنسبت مقالة الجهمية إليه. وقد قيل: إن الجعد أخذ مقالته عن أبان بن سمعان، وأخذها أبان عن طالوت ابن أخت لبيد بن الأعصم، وأخذها طالوت عن لبيد بن الأعصم اليهودي الساحر الذي سحر النبي صلى الله عليه وسلم١.وقال أيضًا رحمه الله: المشهور من مذهب الإمام أحمد وعامة أئمة السنة تكفيرُ الجهمية وهم المعطلة لصفات الرحمن، فإن قولهم صريح في مناقضة ما جاءت به الرسل من الكتاب، وحقيقة قولهم جحود الصانع، ففيه جحود الرب، وجحود ما أخبر به عن نفسه على لسان رسله، ولهذا قال عبد الله بن المبارك: إنا لنحكي كلام اليهود والنصارى ولا نستطيع أن نحكي كلام الجهمية. وقال غير واحد من الأئمة: إنهم أكفر من اليهود والنصارى، يعنون من هذا الجهمية، ولهذا كفَّروا من يقول: إن القرآن مخلوق، وأن الله لا يرى في الآخرة، وأن الله ليس على العرش، وأن الله ليس له علم ولا قدرة ولا رحمة ولا غضب، ونحو ذلك من صفاته٢.وربما يسأل سائل: لماذا هذا الكتاب بعينه؟ مع ما فيه من إشكال؟!أقول: إن نشر هذا الكتاب وتحقيقه وفتح مغاليقه لهو من الجهاد١ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "٥/ ٢٠".٢ مجموع فتاوى شيخ الإسلام ابن تيمية "١٢/ ٤٨٦، ٤٨٧".
Allah yolunda (olmak üzere)… Kılıç ve mızrakla cihaddan mahrum bırakılmış veya aciz kalmış olsam da, kalem ve dille cihaddan mahrum kalmam veya aciz olmam. Nitekim Şeyhülislam İbn Teymiyye —Allah ona rahmet ve rızasını ihsan etsin— bunu en güzel şekilde açıklamış ve beyan etmiştir. Şöyle demiştir: Kitap ve Sünnete muhalif görüşlere sahip olan bidat imamları ile Kitap ve Sünnete muhalif ibadetleri olanların durumu da böyledir. Onların hallerini beyan etmek ve ümmeti onlardan sakındırmak, Müslümanların ittifakıyla vaciptir. Nitekim Ahmed b. Hanbel'e: 'Bir adam oruç tutar, namaz kılar ve itikâfa girer; yoksa bidat ehli hakkında konuşup (onları deşifre mi eder?) Hangisi sana daha sevimlidir?' diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: 'Kişi kalkar namaz kılar ve itikâfa girerse, bu ancak kendi nefsi içindir. Bidat ehli hakkında konuşup (onların halini beyan ederse) ise bu Müslümanlar içindir. İşte bu daha faziletlidir.' Böylece bunun faydasının Müslümanlar için dinleri hususunda genel (umumi) olduğunu, tıpkı Allah yolunda cihat gibi olduğunu beyan etmiştir. Zira Allah'ın yolunu, dinini, metodunu ve şeriatını temizlemek; bunlara karşı bu kimselerin taşkınlık ve saldırılarını defetmek, Müslümanların ittifakıyla kifâye üzere vaciptir. Allah'ın, bu kimselerin zararını defetmek için görevlendirdiği kimseler olmasaydı, din elbette fesada uğrardı. Bunların fesadı, harb ehli düşmanın istilâsından daha büyüktür. Zira harb ehli istilâ ettiğinde kalpleri ve içlerindeki dini ancak tâbi olarak (dolaylı yoldan) fesada uğratırlar. Oysa bidat ehli, kalpleri doğrudan (aslen) fesada uğratırlar. [1] Yine İbn Teymiyye (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: 'Bidate davet eden kimse, Müslümanların ittifakıyla cezayı hak eder. Cezası bazen öldürmeyle, bazen de daha hafif bir cezayla olur… Farz edelim ki cezayı hak etmiyor veya cezalandırılması mümkün olmuyor; o takdirde bidatinin beyan edilmesi ve ondan sakındırılması mutlaka gereklidir. Zira bu, Allah'ın emrettiği emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker kapsamındadır.' [1] Şeyhülislam İbn Teymiyye, Mecmû‘u'l-Fetâvâ, 28/231-232.
في سبيل الله، وإن كنت حرمت أو عجزت عن الجهاد بالسيف والسنان فلا أحرم أو أعجز عن الجهاد بالقلم واللسان، فقد بَيَّن ذلك ووضحه أتم إيضاح شيخ الإسلام عليه من الله الرحمة والرضوان، حيث قال: ومثل أئمة البدع من أهل المقالات المخالفة للكتاب والسنة أو العبادات المخالفة للكتاب والسنة فإن بيان حالهم وتحذير الأمة منهم واجب باتفاق المسلمين، حتى قيل لأحمد بن حنبل: الرجل يصوم ويصلي ويعتكف أحب إليك أو يتكلم في أهل البدع؟ فقال: إذا قام وصلى واعتكف فإنما هو لنفسه، وإذا تكلم في أهل البدع فإنما هو للمسلمين، هذا أفضل. فبين أن نفع هذا عام للمسلمين في دينهم، من جنس الجهاد في سبيل الله، إذ تطهير سبيل الله ودينه ومنهاجه وشرعته ودفع بغي هؤلاء وعدوانهم على ذلك واجب على الكفاية باتفاق المسلمين، ولولا من يقيمه الله لدفع ضرر هؤلاء لفسد الدين وكان فساده أعظم من فساد استيلاء العدو من أهل الحرب، فإن هؤلاء إذا استولوا لم يفسدوا القلوب وما فيها من الدين إلا تبعًا، وأما أولئك فهم يفسدون القلوب ابتداء١.وقال رحمه الله: والداعي إلى البدعة مستحق العقوبة باتفاق المسلمين، وعقوبته تكون تارة بالقتل وتارة بما دونه … ولو قدر أنه لا يستحق العقوبة أو لا يمكن عقوبته، فلابد من بيان بدعته والتحذير منها، فإن هذا من جملة الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر الذي أمر١ مجموع فتاوى شيخ الإسلام ابن تيمية "٢٨/ ٢٣١، ٢٣٢".
Allah’a ve Resûlüne. Ve kişinin ehl-i hevâdan sayılmasına sebep olan bid‘at, ehl-i ilim nezdinde sünnete muhalif olmasıyla meşhur olan, Kitap ve Sünnet’e muhalefet eden bid‘attır: Hâricîlerin, Râfizîlerin, Kaderiyye’nin ve Mürcie’nin bid‘atı gibi. Abdurrahman b. Mehdî şöyle demiştir: “İki fırkadır, onlardan sakının: Cehmiyye ve Râfizîler. Zira bu iki fırka bid‘at ehlinin en şerlileridir.”[1] Abdullah b. el-Mübârek dedi ki: “Cehmiyye kâfir zındıklardır.” Sellâm b. Ebî Mutî‘ dedi ki: “Bunlar Cehmiyye kâfirdir.” İbrahim b. Tahmân dedi ki: “Cehmiyye kâfirdir.” Abdülvehhâb el-Verrâk dedi ki: “Cehmiyye kâfir, zındık ve müşriklerdir.” Yezîd b. Hârûn dedi ki: “Vallahi onlar zındıktır, Allah’ın laneti üzerlerine olsun.” Hârice b. Mus‘ab dedi ki: “Cehmiyye, Allah’ın kitabında birden çok yerde kâfir sayılmıştır.” Abdülhamîd el-Himmânî dedi ki: “Cehm, Allah’a kâfirdir.” Ahmed b. İbrahim ed-Dûrakî dedi ki: “Bişr el-Merîsî ve Ebû Bekir el-Esamm kâfirdir, kanları helâldir.” Kuteybe b. Sa‘îd dedi ki: “Bişr el-Merîsî kâfirdir.” Abdurrahman b. Mehdî dedi ki: “Eğer iş bana bırakılmış olsaydı, köprünün başına dikilir, ‘Kur’an mahluktur’ diyen hiç kimsenin yanımdan geçmesine izin vermez, boynunu vurup atardım.” [1] Mecmû‘u Fetâvâ Şeyhislâm, XXXV/413-415.
الله به ورسوله. والبدعة التي يعد بها الرجل من أهل الأهواء ما اشتهر عند أهل العلم بالسنة مخالفتها للكتاب والسنة: كبدعة الخوارج والروافض والقدرية والمرجئة.وقد قال عبد الرحمن بن مهدي: هما صنفان فاحذرهما: الجهمية والرافضة، فهذان الصنفان شرار أهل البدع١.قال عبد الله بن المبارك: الجهمية كفار زنادقة.وقال سلام بن أبي مطيع: هؤلاء الجهمية كفار.وقال إبراهيم بن طهمان: الجهمية كفار.وقال عبد الوهاب الوراق: الجهمية كفار زنادقة مشركون.وقال يزيد بن هارون: هم والله زنادقة عليهم لعنة الله.وقال خارجة بن معصب: كفرت الجهمية في غير موضع من كتاب الله.وقال عبد الحميد الحماني: جهم كافر بالله.وقال أحمد بن إبراهيم الدورقي: بشر المريسي وأبو بكر الأصم كافران حلالا الدم.وقال قتيبة بن سعيد: بشر المريسي كافر.وقال عبد الرحمن بن مهدي: لو كان الأمر إليّ لقمت على الجسر فلا يمر بي أحد يقول: القرآن مخلوق، إلا ضربت عنقه وألقيته.١ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "٣٥/ ٤١٣-٤١٥".
Yine şöyle dedi: Allah'ın Mûsâ ile konuşmadığını iddia eden kişi istitâbe edilir (tevbe etmesi istenir); eğer tevbe ederse ne âlâ, etmezse boynu vurulur. İbrahim b. Ebî Nuaym dedi ki: Eğer benim yetkim olsaydı, Cehmiyyeyi Müslüman kabristanlarına defnetmezdim. Ahmed b. Abdullah b. Yûnus dedi ki: 'Kur'an mahlûktur' diyenin arkasında namaz kılmayız; bunlar kâfirdir. Sellâm b. Ebî Mutî‘ dedi ki: Bu Cehmiyye kâfirdir ve onların arkasında namaz kılınmaz. Abdullah b. Mübârek dedi ki: 'Kur'an mahlûktur' diyenin karısı ondan boşanmış olur. Hârice b. Mus‘ab dedi ki: Cehmiyye kâfirdir; kadınlarına kendilerinin boş olduklarını bildirin. Buhârî (rahimehullah) dedi ki: Cehmî veya Râfizînin arkasında namaz kılmamla Yahudi veya Hıristiyanın arkasında namaz kılmam arasında fark görmem. Onlara selâm verilmez, hastaları ziyaret edilmez, onlarla evlenilmez, şahitlikleri kabul edilmez ve kestikleri yenmez. Fakat Cehmiyye mensupları şahıs olarak (at-tekfîr bi’l-a‘yân / muayyen tekfir) tekfir edilir mi? Yani Cehmiyyenin itikadını benimseyen veya onların sözünü söyleyen herkes aynen kâfir midir? [1] el-İbâne, 1/100, 101; ayrıca bk. Nakdu'l-İmâm Ebî Saîd Osmân b. Saîd ale'l-Merîsî el-Anîd, 1/579-589; eş-Şerî'a li'l-Âcurrî, 1/497-509. [2] Halku Ef‘âli'l-İbâd, no. 53; ayrıca bk. Beyânu Telbîsi'l-Cehmiyye, 2/82.
وقال أيضًا: من زعم أن الله لم يكلم موسى يستتاب، فإن تاب وإلا ضربت عنقه.وقال إبراهيم بن أبي نعيم: لو كان لي سلطان ما دفن الجهمية في مقابر المسلمين.وقال أحمد بن عبد الله بن يونس: لا نصلي خلف من يقول: القرآن مخلوق، هؤلاء كفار.وقال سلام بن أبي مطيع: هؤلاء الجهمية كفار ولا يصلى خلفهم.وقال عبد الله بن المبارك: من قال: القرآن مخلوق، فقد طلقت منه امرأته.وقال خارجة بن مصعب: الجهمية كفار، بلغوا نساءهم أنهن طوالق١.وقال البخاري رحمه الله: ما أبالي صليت خلف الجهمي والرافضي أم صليت خلف اليهود والنصارى، ولا يسلم عليهم ولا يعادون ولا يناكحون ولا يشهدون ولا تؤكل ذبائحهم٢.ولكن هل يكفر الجهمية بأعيانهم؟ أي أن كل من اعتقد باعتقاد الجهمية أو قال بقولهم يكون كافرًا بعينه؟١ الإبانة "١/ ١٠٠، ١٠١" وانظر: نقض الإمام أبي سعيد عثمان بن سعيد على المريسي العنيد "١/ ٥٧٩-٥٨٩" والشريعة للآجري "١/ ٤٩٧-٥٠٩".٢ خلق أفعال العباد "رقم ٥٣" وانظر: بيان تلبيس الجهمية "٢/ ٨٢".
Şeyhülislam İbn Teymiyye (rahmetullahi aleyh) bu soruyu cevaplamakta ve bu itirazı bertaraf etmektedir. Şöyle buyurmuştur: Bir söz küfür olabilir: Namazın, zekâtın, orucun ve haccın vücubunu inkâr etmek; zina, içki, kumar ve mahrem akrabalarla nikâhı helal saymak gibi. Ancak bu sözü söyleyen kimse, davetin kendisine ulaşmadığı bir durumda olabilir. Aynı şekilde, yeni Müslüman olmuş veya İslâm şeriatının ulaşmadığı uzak bir çölde yetişmiş olan kimse de inkâr ettiğinde kâfir olmaz. Çünkü bu kişi, Resûl'e indirilen bir şeyin (onun indirildiğini) bilmiyorsa, onu inkâr etmekle kâfir olmaz. Cehmiyye'nin görüşleri de bu türdendir. Zira onlar, Yüce Rabbin zatında bulunan sıfatları ve Allah'ın Resûlü'ne indirdiği şeyleri inkârdır. [Bkz. Mecmû‘u Fetâvâ, 3/354]
Yine rahmetullahi aleyh şöyle buyurmuştur: Bu ihtilafın sebebi – yani Ehl-i Sünnet'in Cehmiyye fertlerini tekfir etme hususundaki ihtilafı – delillerin tearuzudur (çelişmesidir). Çünkü onlar, küfür hükümlerinin bunlara uygulanmasını gerektiren deliller görmektedirler. Sonra da bu sözleri söyleyen şahıslardan öylelerini görürler ki, kendilerinde bulunan iman, onların kâfir olmasını engeller. Böylece nezdlerinde iki delil çelişir. İşin hakikati şudur: Onlara, imamların sözlerindeki umum ifadeleri hususunda, öncekilerin şâri‘ nasslarındaki umum ifadeleri hususunda isabet eden şey isabet etmiştir. Ne zaman imamların "Kim şöyle derse kâfir olur" dediklerini görseler, dinleyen bu lafzın söyleyen herkesi kapsadığını zannetti. Oysa tekfirin şartları ve engelleri olduğunu, bunların muayyen bir şahısta bulunmayabileceğini düşünmediler. Mutlak tekfir ise, şartlar bulunup engeller kalkmadıkça muayyenin tekfirini gerektirmez. Bunu, İmam Ahmed'in ve genelinin... [Bkz. Mecmû‘u Fetâvâ, 3/354]
يجيب عن السؤال ويدفع هذا الإشكال شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله حيث قال: إن المقالة تكون كفرًا: كجحد وجوب الصلاة والزكاة والصيام والحج وتحليل الزنا والخمر والميسر ونكاح ذوات المحارم، ثم القائل بها قد يكون بحيث لم يبلغه الخطاب، وكذا لا يكفر به جاحده، كمن هو حديث عهد بالإسلام أو نشأ ببادية بعيدة لم تبلغه شرائع الإسلام، فهذا لا يكفر بجحد شيء مما أنزل على الرسول، إذا لم يعلم أنه أنزل على الرسول. ومقالات الجهمية هي من هذا النوع، فإنها جحد لما هو الرب تعالى عليه ولما أنزل الله على رسوله١.وقال أيضًا رحمه الله: وسبب هذا التنازع -يعني تنازع أهل السنة في تكفير الجهمية بأعيانهم- تعارض الأدلة، فإنهم يرون أدلة توجب إلحاق أحكام الكفر بهم، ثم إنهم يرون من الأعيان الذين قالوا تلك المقالات من قام به من الإيمان ما يمتنع أن يكون كافرًا، فيتعارض عندهم الدليلان. وحقيقة الأمر أنهم أصابهم في ألفاظ العموم في كلام الأئمة ما أصاب الأولين في ألفاظ العموم في نصوص الشارع. كلما رأوهم قالوا: من قال كذا فهو كافر. اعتقد المستمع أن هذا اللفظ شامل لكل من قاله، ولم يتدبروا أن التكفير له شروط وموانع قد تنتفي في حق المعين، وأن التكفير المطلق لا يستلزم تكفير المعين إلا إذا وجدت الشروط وانتفت الموانع، ويبين هذا أن الإمام أحمد وعامة١ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "٣/ ٣٥٤".
Umumî olarak bu ifadeleri kullanan imamlar, bu sözü aynen söyleyenlerin çoğunu tekfir etmemişlerdir… Ardından şöyle demiştir: Bu imamın ve diğer imamların bu sözleri ve fiilleri, onların “Kur’an mahluktur” ve “Allah ahirette görülmeyecektir” diyen Cehmiyye’den belirli kişileri tekfir etmediklerini açıkça göstermektedir. Ahmed b. Hanbel’den, onun belirli bir topluluğu bu söz sebebiyle tekfir ettiğine delalet eden rivayet nakledilmiştir. Bu meselede ondan iki rivayet nakledilmesi tartışmalıdır veya mesele tafsilata hamledilir. Şöyle ki: Belirli bir kişiyi tekfir eden kimse, o kişide tekfir şartlarının bulunduğuna ve engellerin bulunmadığına dair delil bulunduğu için tekfir eder; belirli bir kişiyi tekfir etmeyen ise, o kişide bu şartların bulunmaması sebebiyle tekfir etmez. Bu, onun umumî olarak tekfir sözünü söylemiş olmasıyla birlikte böyledir.[1]
İbn Teymiyye (rahimehullah) ayrıca şöyle demiştir: Bu bilindiğinde, bu cahillerden ve benzerlerinden belirli birini, onun kâfirlerden olduğuna hükmedecek şekilde tekfir etmek, ancak onlardan her birine risâlet hücceti ikame edildikten sonra caiz olur. Bu hüccetle onların peygamberlere muhalif oldukları ortaya çıkar. Her ne kadar bu sözün küfür olduğunda şüphe yoksa da, belirli kişilerin tekfiri hakkındaki hüküm böyledir. Her ne kadar bu bid‘atlerin bazısı diğerinden daha şiddetli ise de ve bid‘atçilerin bazısında diğerlerinde bulunmayan iman mevcutsa da, hiç kimse Müslümanlardan birini tekfir edemez. Hata ve yanılgıya düşse dahi, kendisine hüccet ikame edilip yol açıklanıncaya kadar tekfir edilmez. İmanı yakinen sabit olan kişinin imanı şüphe ile zail olmaz. Bilakis ancak hüccet ikame edilip şüphe giderildikten sonra zail olur.[2]
الأئمة الذين أطلقوا هذه العمومات لم يكفروا أكثرمن تكلم بهذا الكلام بعينه … ثم قال: وهذه الأقوال والأعمال منه ومن غيره من الأئمة صريحة في أنهم لم يكفروا المعينين من الجهمية الذين كانوا يقولون: القرآن مخلوق. وأن الله لا يُرى في الآخرة. وقد نقل عن أحمد ما يدل على أنه كفَّر به قومًا معينين. فأما أن يذكر عنه في المسألة روايتان ففيه نظر، أو يحمل الأمر على التفصيل. فيقال: من كفر بعينه فلقيام الدليل على أنه وجدت فيه شروط التكفير وانتفت موانعه، ومن لم يكفر بعينه فلانتفاء ذلك في حقه، هذا مع إطلاق قوله بالتكفير على سبيل العموم.١وقال أيضًا رحمه الله: وإذا عرف هذ فتكفير المعين من هؤلاء الجهال وأمثالهم بحيث يحكم عليه بأنه من الكفار لا يجوز الإقدام عليه، إلا بعد أن تقوم على أحدهم الحجة الرسالية، التي يتبين بها أنهم مخالفون للرسل، وإن كانت هذ المقالة لا ريب أنها كفر، وهكذا الكلام في تكفير جميع المعينين.مع أن بعض هذه البدع أشد من بعض وبعض المبتدعة يكون فيه من الإيمان ما ليس في بعض، فليس لأحد أن يكفر أحدًا من المسملين وإن أخطأ وغلط تقام عليه الحجة وتبين له المحجة، ومن ثبت إيمانه بيقين لم يزل ذلك عنه بالشك، بل لا يزول إلا بعد إقامة الحجة وإزالة الشبهة٢.١ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "٤٨٧/١٢-٤٨٩".٢ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "٥٠٠/١٢".
Yine İbn Teymiyye (Allah ona rahmet etsin) şöyle buyurmuştur: Nitekim İmam Ahmed (b. Hanbel) -meselâ- Kur’an’ın yaratılmışlığına (halku’l-Kur’an) ve sıfatların nefyine davet eden, kendisini ve devrinin diğer âlimlerini bu hususta imtihana çeken, kendilerine uymayarak tecehhüm etmeyen mü’min erkek ve kadınları dövmek, hapsetmek, öldürmek, vazifelerinden azletmek, rızıklarını kesmek, şehâdetlerini reddetmek ve düşman elinden kurtuluşlarını engellemek suretiyle fitneye düşüren Cehmiyye’nin bizzat karşısında durmuştur. Öyle ki o dönemde vâlî, kādı ve diğer kesimlerden olan idarecilerin pek çoğu Cehmiyye’den olup, sıfatları nefyetme hususunda kendilerine uymayan, yani Kur’an’ın yaratılmışlığı (halku’l-Kur’an) sözünü benimsemeyen herkesi tekfir ediyor ve onlar hakkında kâfir hükmünü uyguluyorlardı… Bu durumun tecehhümün en şiddetlilerinden olduğu ise malumdur. Zira bir makaleye davet etmek, onu söylemekten daha büyüktür. Onu söyleyeni mükâfatlandırmak, terk edeni de cezalandırmak ise sırf davetten daha büyüktür. Onu söyleyeni öldürerek cezalandırmak ise döverek cezalandırmaktan daha büyüktür. Sonra İmam Ahmed, kendisini döven, hapseden halife ve diğerlerine dua etmiş, onlara istiğfarda bulunmuş ve kendisine yaptıkları zulüm ile küfür olan o sözü söylemeye davet etmeleri hususunda onları ibra etmiştir. Eğer onlar İslam’dan irtidat etmiş olsalardı, kendilerine istiğfar caiz olmazdı. Zira kâfirlere istiğfar etmek, Kitap, Sünnet ve icma ile caiz değildir. Bu kitapta yer alan işkâle gelince, o da şudur: Bazı ilim ehil, bu kitabın İmam Ahmed’e (Allah ona rahmet etsin) nisbetinde şüphe etmiştir. Hatta İmam Zehebî (Allah ona rahmet etsin) bu kitabın Ebû Abdillah Ahmed b. Hanbel üzerine mevzû‘ (uydurma) olduğunu zikretmiş, fakat buna dair bir delil getirmemiş; sadece "Galiba bunu söylemiştir." demiştir. İmam Zehebî’nin bu kitap hakkındaki itirazı, kitapta İmam Ahmed gibi bir kimseden sadır olmayacak sözler bulunmasıdır. Ancak bu, bu kitabın İmam Ahmed’e nisbetini iptal etmek için yeterli değildir.
وقال أيضًا رحمه الله: فإن الإمام أحمد مثلاً قد باشر الجهمية الذين دعوه إلى خلق القرآن ونفي الصفات، وامتحنوه وسائر علماء وقته، وفتنوا المؤمنين والمؤمنات الذين لم يوافقوهم على التجهم بالضرب والحبس والقتل والعزل عن الولايات وقطع الأرزاق ورد الشهادة وترك تخليصهم من أيدي العدو، بحيث كان كثير من أولي الأمر إذ ذاك من الجهمية من الولاة والقضاة وغيرهم: يكفِّرون كل من لم يكن جهميًّا موافقًا لهم على نفي الصفات، مثل القول بخلق القرآن ويحكمون فيه بحكمهم في الكافر … ومعلوم أن هذا من أغلظ التجهم، فإن الدعاء إلى المقالة أعظم من قولها، وإثابة قائلها وعقوبة تاركها أعظم من مجرد الدعاء إليها، والعقوبة بالقتل لقائلها أعظم من العقوبة بالضرب.ثم إن الإمام أحمد دعا للخليفة وغيره ممن ضربه وحبسه واستغفر لهم وحللهم مما فعلوه به من الظلم والدعاء إلى القول الذي هو كفر، ولو كانوا مرتدين عن الإسلام لم يجز الاستغفار لهم، فإن الاستغفار للكفار لا يجوز بالكتاب والسنة والإجماع١.أما الإشكال الذي في هذا الكتاب، وهو أن بعض أهل العلم شكك في نسبة هذا الكتاب إلى الإمام أحمد رحمه الله٢، بل إن١ مجموع فتاوى شيخ الإسلام "٤٨٨/١٢-٤٨٩".٢ كالإمام الذهبي رحمه الله ذكر أنه موضوع على أبي عبد الله أحمد بن حنبل، ولم يأت بدليل على ذلك، بل قال: لعله قاله. ومأخذ الإمام الذهبي على هذا الكتاب أن فيه كلامًا لا يصدر عن مثل الإمام أحمد. وهذا لا يكفي في إهدار نسبة هذا الكتاب للإمام =
Bazıları, İmam Ahmed’in Müsned’den başka bir kitap yazdığını inkâr etmektedir; bu iddiada müsamaha ve değerlendirme(lendirme) söz konusudur. Zira onlar, İmam Ahmed’in kitap telifini yasakladığını ileri sürmektedirler. Derim ki: Doğrudur, o başlangıçta kitap telifini, bid‘at ehliyle oturup kalkmayı ve onlara reddiye vermeyi yasaklamıştı. Ancak bu, işin başındaki hâliydi. Ne zaman ki şartlar değişti ve bâtıl, sultanın sözüyle kalkanlanıp korunmaya başlandı, işte o zaman bu bâtıla karşı durmak, onu defetmek ve iptal etmek kaçınılmaz oldu. Dârimî –Allah ona rahmet etsin– şöyle dedi: “Cehmîler ondan (Kur’an’dan) bir şeye dalıp onu açığa vurduklarında ve ‘Allah’ın kelâmı mahlûktur’ diye iddia ettiklerinde, İbnü’l-Mübârek bunu inkâr etti ve onun (Allah’ın kelâmının) mahlûk olmadığını ileri sürdü. Zira ‘Muhakkak ki Ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur.’ sözünün mahlûk olduğunu söyleyen kimse kâfirdir.” Bunu bana Yahyâ el-Himmânî, el-Hasan b. er-Rebî‘ vasıtasıyla İbnü’l-Mübârek’ten rivayet etti. İbnü’l-Mübârek, onlar sözlerini açığa vurmadan önce onların sözlerini nakletmeyi hoş karşılamamıştı. Fakat onu açığa vurduklarında onları kınamış ve bunu onlara ayıplamıştı. Aynı şekilde İbn Hanbel de şöyle dedi: “Bunlar bu meseleye dalmadan önce susmayı uygun görüyorduk. Lâkin onu izhar ettiklerinde onlara muhalefet etmek ve reddiye vermekten başka çare bulamadık.”[1] “Er-Red ‘ale’l-Cehmiyye ve’z-Zenâdıka” risalesine gelince –ki bu risale hakkında konuşmaktayız–, diyorum ki: Üzerinde çalışmayı bana kolaylaştırmasıyla Allah’ın lütfu üzerimdedir = Ahmed. Herkesin sözünden alınır ve reddedilir; ancak masum olan (s.a.v.) müstesnadır.[1] Nakdü’l-İmâm Ebî Saîd Osmân b. Saîd ale’l-Merîsî el-Cehmî el-Anîd, 1/537, 538.
البعض ينفي أن يكون الإمام أحمد كتب كتابًا غير المسند، وهذا فيه تجوز ونظر، زاعمين أنه كان ينهى عن تأليف الكتب.أقول: نعم كان ينهى عن تأليف الكتب ومجالسة أهل البدع والرد عليهم، ولكن كان هذا في أول الأمر، ثم لمَّا تغيرت الأحوال وتترس الباطل بقول السلطان كان لابد من التصدي لهذا الباطل ودحره وإبطاله.قال الدارمي رحمه الله: فحين خاضت الجهمية في شيء منه وأظهروه وادعوا أن كلام الله مخلوق، أنكر ذلك ابن المبارك، وزعم أنه غير مخلوق فإنّ من قال: {إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لا إِلَهَ إِلَاّ أَنَا} مخلوق فهو كافر.حدثنيه يحيى الحماني عن الحسن بن الربيع عن ابن المبارك، فكره ابن المبارك حكاية كلامهم قبل أن يعلنوه، فلمَّا أعلنوه أنكر عليهم وعابهم ذلك.وكذلك قال ابن حنبل: كنا نرى السكوت عن هذا قبل أن يخوض فيه هؤلاء، فلما أظهروه لم نجد بدًّا من مخالفتهم والرد عليهم١.ورسالة "الرد على الجهمية والزنادقة" التي نحن بصدد الحديث عنها فأقول: إن من فضل الله عليَّ أن يسَّر لي العمل في هذه الرسالة= أحمد، فكل يؤخذ من قوله ويرد إلا المعصوم صلى الله عليه وسلم.١ نقض الإمام أبي سعيد عثمان بن سعيد على المريسي الجهمي العنيد "٥٣٧/١، ٥٣٨".
Bu, sünnet imamı (Allah ona rahmet etsin) olan bu ilim imamının mirasına hizmet etmeye muvaffak kılınmam açısından benim için pek büyük bir şeref ve pek büyük bir lütuftur. Allah'ım! Senden dilerim, beni ve onu, seyyidü'l-mürselîn Muhammed b. Abdullah'ın (s.a.v.) sancağı altında haşreyleyesin. Allah Teâlâ bizi de sizi de, sünnetler kendileriyle ihyâ olunan, bid‘atler kendileriyle imhâ olunan, ehl-i hakkın kalpleri kendileriyle kuvvet bulan ve ehl-i hevânın nefisleri kendileriyle zelîl olan kimselerden kılsın; ihsanı ve keremiyle.1
Şeyhülislam İbn Teymiyye (r.a.) ile talebesi İbn Kayyim el-Cevziyye'nin (r.a.), Ehl-i Sünnet akîdesini kitaplarında takrir ederken bu risaleye dayanmaları, hiç şüphesiz bu risâlenin Ehl-i Sünnet imamına (r.a.) nispetinin sıhhatine dair en büyük delildir. Bunun aksini söyleyecek olursak, şu iki büyük imamın (İbn Teymiyye ve İbn Kayyim) kitaplarında sâbit olan bu hakkı şüpheye düşürmüş oluruz; zira o takdirde onların mevzû/yalan bir risaleye itimad ettikleri sonucu çıkar—hâlbuki bu risalenin nispeti, sâhibinin Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat imâmetine nispeti kadar sahihtir. Öncesinde de sonrasında da hamd Allah'adır.
Şunu söylerim: Bu risalenin zikredildiği yahut ondan istifade edilip içindekilerle istişhâdda bulunulan bütün yerleri tek tek takip edecek olsam söz uzar gider. Ancak bana kolay geleni (tespit edebildiklerimi) zikretmekle yetiniyorum ki bu az değildir. Eğer araştırmaya devam etseydim pek çoğuna rastlardım.
1- منهاج السنة النبوية, İmam Üniversitesi neşri, Dr. Muhammed Reşâd Sâlim (r.a.) tahkiki, c. 2, s. 484-486.
Şeyhülislam (r.a.) dedi ki: Bu, Muhammed b. Hüseyin el-Âcurrî'nin eş-Şerî‘a kitabında (c. 1, s. 274) bulunan dualardan birine yöneltilen eski bir itirazdır/itirazlardan biri 'اعتراضات1'.
فهذا شرف لي عظيم ومنة كبرى أن أوفق لخدمة تراث هذا الإمام العلم إمام السنة رحمه الله فأسألك اللهم أن تحشرني وإياه تحت لواء سيد المرسلين محمد بن عبد الله صلى الله عليه وسلم، جعلنا الله وإياكم ممن تحيا بهم السنن، وتموت بهم البدع، وتقوى بم قلوب أهل الحق، وتنقمع بهم نفوس أهل الأهواء بمنِّه وكرمه١.إن اعتماد شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله وتلميذه ابن قيم الجوزية رحمه الله على هذه الرسالة في تقرير عقيدة أهل السنة في كتبهم لهو أكبر دليل على صحة نسبة هذه الرسالة لإمام أهل السنة رحمه الله ولو قلنا غير هذا لشككنا في هذا الحق المثبوث في كتب هذين الإمامين الجليلين ابن تيمية وابن القيم حيث اعتمدا على رسالة مكذوبة، بل هي صحيحة النسبة كصحة نسبة صاحبها لإمامة أهل السنة والجماعة، فلله الحمد من قبل ومن بعد.وأقول: لو تتبعت كل المواضع التي ذكرت فيها هذه الرسالة أو أخذ منها واستشهد بما فيها لطال المقام، ولكن أكتفي بذكر ما تيسر لي وهو غير قليل، ولو تتبعت لوقفت على كثير.١- منهاج السنة النبوية، طبع جامعة الإمام بتحقيق الدكتور محمد رشاد سالم، رحمه الله، ٤٨٤/٢-٤٨٦.قال شيخ الإسلام رحمه الله: وهو اعتراض قديم من اعتراضات١ من دعاء محمد بن الحسين الآجري في كتاب الشريعة "٢٧٤/١".