el-Milel ve'n-Nihal (eş-Şehristânî)
Bölüm: Akaid
Kitap: el-Milel ve'n-Nihal
Müellif: Ebü'l-Feth Muhammed b. Abdülkerîm b. Ebî Bekr Ahmed eş-Şehristânî (v. 548)
Neşriyat: Müessesetü'l-Halebî
Cilt Adedi: 3
[Metin neşrine uygun numaralandırma]
Şâmile'de neşir tarihi: 8 Zilhicce 1431
الملل والنحل (الشهرستاني)القسم: العقيدةالكتاب: الملل والنحلالمؤلف: أبو الفتح محمد بن عبد الكريم بن أبى بكر أحمد الشهرستاني (ت ٥٤٨هـ)الناشر: مؤسسة الحلبيعدد الأجزاء: ٣[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Birinci Cilt\nMukaddimeler\nMukaddime-i Ta‘rîf bi-Kitâbi’l-Milel ve’n-Nihal\nBismillâhirrahmânirrahîm\n\nKitâbü’l-Milel ve’n-Nihal’e Giriş: Bu kitabın mevzûu, dinler, mezhepler ve fırkaların tetkikidir. Bu eser, nev‘inde ferîd olup bu sahada asla müstağnî kalınamayacak bir umdedir. Zira o, dinler, mezhepler ve fırkaların; hattâ re’y ve felsefenin muhtasar bir dâire-i maârifidir.\n\nBu kitap, şark ve garb âlimlerince müştereken büyük bir şöhrete nâil olmuştur. Nitekim muhterem âlim İbnü’s-Sübkî onun hakkında: “Bu, bana göre bu babda telif edilmiş en hayırlı kitaptır” demektedir. İngiliz âlim Üstad Alfred Guillaume ise şöyle der: “O, vefâkâr sâdık bir gölgedir ki, onda milel, ihtilâfları ve her birinin husûsiyetleriyle tasnif edilmiş olup bu hâliyle ondan hiçbir zamanda müstağnî kalınamaz.”\n\nAlman bilgini Hâberker de şöyle der: “Şehristânî’nin el-Milel ve’n-Nihal adlı kitabı sâyesinde, felsefe târihinde kadîm ile cedîd arasındaki boşluğu doldurmaya muvaffak oluyoruz.”\n\nMüellifin Hal Tercümesi: İsmi, Muhammed b. Abdülkerîm b. Ahmed’dir. Künyesi Ebü’l-Feth olup şöhreti ve tanınmış nisbeti eş-Şehristânî’dir; bu nisbet, doğduğu ve na‘şının medfûn bulunduğu “Şehristân” beldesine izâfeten verilmiştir.\n\nDoğumuna gelince, târihi hakkında ihtilâf vâkidir: Bir kısım, hicrî 467 senesinde doğduğunu söylerken bir başka kısım da 469 senesinde doğduğu görüşündedir.
المجلد الأولمقدماتمقدمة التعريف بكتاب الملل والنحل…بسم الله الرحمن الرحيممقدمة تعريف بكتاب "الملل والنحل":موضوع هذا الكتاب دراسة الأديان والمذاهب والفرق. ويعتبر هذا الكتاب فريدا في بابه، بل هو عمدة في هذا الموضوع، فهو دائرة معارف مختصرة للأديان والمذاهب والفرق؛ بل للآراء والفلسفة.وقد نال هذا الكتاب من الشهرة قدرا عظيما، وذلك من علماء الشرق والغرب على السواء. فيقول عالم جليل مثل ابن السبكي عنه: "هو عندي خير كتاب صنف في هذا الباب". ويقول العالم الإنجليزي الأستاذ "ألفرد جيوم" عن هذا الكتاب: "إنه ظل المخلص الوافي، الذي تبوب فيه الملل على اختلافها وخصائص ومميزات كل منها مما يجعله بحيث لا يمكن الاستغناء عنه في أي زمان".وأما "هابركر" الألماني فيقول: "بوساطة الشهرستاني في كتابه الملل والنحل نستطيع أن نسد الثغرة التي في تاريخ الفلسفة بين القديم والحديث".تعريف بالمؤلف:اسمه محمد بن عبد الكريم بن أحمد. وكنيته أبو الفتح، وشهرته المعروف بها الشهرستاني؛ نسبة إلى بلدة "شهرستان" مسقط رأسه، ومثوى رفاته.أما مولده، فقد اختلف في تاريخه، فمن قائل يقول إنه ولد سنة ٤٦٧هـ وقائل يذهب إلى أنه ولد سنة ٤٦٩هـ.
Şehristânî'nin en doğru rivayete göre hicrî 479 yılında doğduğu ve Şâban 548 hicrî (milâdî 1153) yılında vefat ettiği, böylece yetmiş yıl yaşadığı söylenebilir. Şehristânî, mezhep itibarıyla Şâfiî, usûl itibarıyla ise Eş'arî'dir. Fıkhı, hocası Tûs kadısı ve İmam Gazzâlî'nin arkadaşı olan Ahmed el-Havâfî'den almış; usûlü ise bir mütekellim, mutasavvuf şeyh, müfessir ve usûl âlimi olan Ebü'l-Kâsım el-Ensârî'den okumuş; hadisi de takva sahibi imam Ebü'l-Hasan el-Medâinî'den semâ‘ etmiştir. Şehristânî ilim talep etmeye tutkundu; ilim tahsilindeki üstünlüğü ve derslere olan iştiyakı küçük yaşta başlamıştı. İlim talebinde hiçbir gayreti esirgemez, devrindeki İslâm beldelerini dolaşarak öğrenir ve öğretirdi. Bu hâl, otuz yaşına gelip de Mekke-i Mükerreme'ye hac farizasını ifa etmek üzere gidinceye kadar devam etti. Ardından Bağdat'a seyahat ederek orada üç yıl ikamet etti. Bu süre, Bağdat'ın en yüksek medresesi olan Nizamiyye Medresesi'nde verdiği faydalı derslerle doluydu; etrafında büyük âlimler toplanır ve ondan istifade ederlerdi. İlmî meclislerinin azameti öyleydi ki, derinliği sebebiyle bu dersler kaydedilip yazılırdı. Bu meclislere devam eden seçkin âlimler arasında Ebü'l-Hasan b. Hâmûye, el-Beyhakī, İmam Ebû Mansûr, Muvaffakuddin Ahmed el-Leysî, Şihâbüddîn el-Vâiz ve fıkıh ile ilmin diğer imamları bulunmaktadır. Sözün özü şudur: Şehristânî ilmî merdivenin zirvesine ulaşmış ve onu da aşmıştır. Nitekim kendisine 'İmam', hatta 'el-Efdal' lakabı verilmiştir. İbnü's-Sübkî şöyle der: "O, ilmi sebebiyle 'el-Efdal' diye anılırdı; fıkıh, usûl ve kelâmda mahirdi." İbn Tağrîberdî de onun hakkında şöyle der: "Kelâm ilminde asrının imamıydı; pek çok ilim dalında âlimdi; ondan bir grup âlim yetişmiştir." Yâkût ise onun hakkında şöyle der: "O, mütekellim filozof ve eserler sahibidir."
ولعل أصدق الأقوال أنه ولد سنة ٤٧٩هـ وتوفي في شعبان سنة ٥٤٨هـ الموافق ١١٥٣م، وبذلك يكون قد عاش ٧٠ سنة.والشهرستاني من حيث المذهب شافعي، ومن حيث الأصول أشعري. وقد تلقى الفقه على شيخه "أحمد الخوافي" قاضي طوس، وزميل الإمام الغزالي. وقرأ الأصول على "أبي القاسم الأنصاري" الذي كان متكلما وشيخا متصوفا ومفسرا وأصوليا. وسمع الحديث على "أبي الحسن المدائني" الإمام التقي.وكان الشهرستاني مولعا بطلب العلم، بدأ نبوغه في تحصيل العلوم وشغفه بالدروس منذ صغره، وكان لا يدخر في طلب العلم وسعا، فكان يطوف بالبلاد الإسلامية في عصره يتعلم ويعلم، وظل ذلك حاله، حتى بلغ من العمر ثلاثين عاما قصد مكة المكرمة لأداء فريضة الحج، وبعد ذلك سافر إلى بغداد حيث استقر بها ثلاث سنوات كانت حافلة بما ألقاه من دروس نافعة بالمدرسة "النظامية" أعلى المدارس ببغداد، حيث يلتف حوله كبار العلماء للاستفادة منه.وبلغ من جلال مجالسه العلمية أنها كانت تسجل وتدون، وذلك لعمقها. ومن صفوة الشيوخ الذين كانوا يحضرون هذه المجالس: أبو الحسن بن حمويه، والبيهقي، والإمام أبو منصور، وموفق الدين أحمد الليثي، وشهاب الدين الواعظ، وغيرهم من أئمة الفقه والعلم.وخلاصة القول أن الشهرستاني وصل إلى قمة السلم العلمي وأربى عليها، فقد لقب بالإمام، بل بالإمام الأفضل. يقول ابن السبكي:"وكان لعلمه يلقب أيضا بالأفضل: برع في الفقه والأصول والكلام" ويقول عنه ابن تغرى بردي: "كان إمام عصره في علم الكلام، عالما بفنون كثيرة من العلوم، وبه تخرج جماعة من العلماء". ويقول عنه ياقوت إنه "المتكلم الفيلسوف صاحب التصانيف".
Mesele yalnızca Doğu ulemâsıyla sınırlı kalmamış, Batı ulemâsı da onun mertebesini bilip kıymetini takdir etmiştir. Nitekim İngiliz âlimi Alfred Guillaume şöyle der: "Şehristânî, özü itibarıyla dindar bir adamdı; akideye bağlılığı, eserlerini okuyan herhangi bir kimse tarafından asla şüphe edilemez. Bu eserler, onu küçümseyenlerin iddialarını çürütmeye tek başına yeterlidir… Kendisi fikrî özgünlüğe sahip biri olarak görülmeye layıktır." Fransız âlimi Karadi ise şöyle der: "Şehristânî’nin zihniyeti, özü itibarıyla felsefî bir zihniyetten ibarettir." Şeyh Mustafa Abdürrâzık da Şehristânî’nin, tıpkı İbn Sînâ gibi, görüşlerine başvurulan İslâm filozoflarından olduğu kanaatine varmıştır.
Telifâtı:
Şehristânî’nin pek çok eseri vardır:
1- el-İrşâd ilâ Akāidi’l-İbâd: Şehristânî bunu kendi eseri "Nihâyetü’l-Akdâm"da zikretmiştir.
2- el-Aktâr fi’l-Usûl: Bunu Hârizmî nispet etmiştir.
3- Târîhu’l-Hukemâ: Bunu Kürtin, "el-Milel ve’n-Nihal" kitabının neşrine yazdığı mukaddimede kendisine nispet etmiştir.
4- Telhîsü’l-Aksâm li-Mezâhibi’l-Enâm: Bunu İbn Hallikân, Ebü’l-Fidâ ve Hacı Halîfe kendisine nispet etmiştir.
5- Dekāiku’l-Evhâm: Bunu Hârizmî nispet etmiştir.
6- Şerhu Sûreti Yûsuf bi-‘İbâretin Felsefiyyetin Latîfe: Bunu Hârizmî nispet etmiştir.
7- el-‘Uyûn ve’l-Enhâr: Bunu Beyhakî nispet etmiştir.
ولم يقتصر الأمر على علماء الشرق، فقد عرف علماء الغرب أيضا منزلته وقدروا قدره. فيقول العالم الإنجليزي "ألفرد جيوم": "الشهرستاني كان رجلا دينا إلى الأعماق، وإخلاصه للعقيدة لا يمكن أن يشك فيه أي إنسان قرأ مؤلفاته، التي تكفي بنفسها لدحض ادعاءآت المنتقصين من شأنه … وهو جدير بأن ينظر إليه باعتباره ذا أصالة فكرية".ويقول "كارادي" الفرنسي: "إن عقلية الشهرستاني لم تكن في جوهرها إلا عقلية فلسفية".وذهب الشيخ مصطفى عبد الرازق إلى أن الشهرستاني من أهل الفلسفة الإسلامية اللذين يستشهد بآرائهم، مثله مثل ابن سينا.مؤلفاته:للشهرستاني عديد من المؤلفات فله:١- الإرشاد إلى عقائد العباد: ذكره الشهرستاني نفسه في كتابه "نهاية الأقدام".٢- الأقطار في الأصول: نسبه إلى الخوارزمي.٣- تاريخ الحكماء: وقد نسبه إليه "كيورتن" في مقدمته لطبعته لكتاب "الملل والنحل".٤- تلخيص الأقسام لمذاهب الأنام: نسبه إليه ابن خلكان وأبو الفداء، وحاجي خليفة.٥- دقائق الأوهام: نسبه إليه الخوارزمي.٦- شرح سورة يوسف بعبارة فلسفية لطيفة: نسبه إليه الخوارزمي.٧- العيون والأنهار: نسبه إليه البيهقي.
8- Gâyetü'l-Merâm fî İlmi'l-Kelâm: Onu Hârizmî, Şehristânî'ye nispet etmiştir. 9- Kıssatü Mûsâ ve'l-Hızır: Onu Beyhakî, Şehristânî'ye nispet etmiştir. 10- el-Mebde' ve'l-Meâd: Onu Hârizmî, Şehristânî'ye nispet etmiştir. 11- Mecâlis-i Mektûbe: Beyhakî onları görmüştür -ki meclisler nadiren imamlardan başkası için yazılırdı. 12- Musâraatü'l-Felâsife veya el-Musâraa ve'l-Mudâraa: Onu Sadreddîn eş-Şîrâzî, Şehristânî'ye nispet etmiştir. 13- Mefâtîhu'l-Esrâr ve Mesâbîhu'l-Ebrâr fî Tefsîri'l-Kur'ân: Onu Beyhakî, Şehristânî'ye nispet etmiştir. 14- el-Menâhic ve'l-Âyât: Onu Beyhakî, İbn Hallikân ve Ebü'l-Fidâ, Şehristânî'ye nispet etmiştir. 15- Şübehân Aristâtâlîs ve İbn Sînâ ve Nakduhâ: Bunu bizzat Şehristânî zikretmiştir. 16- Nihâyâtü'l-Evhâm: Şehristânî, Nihâyetü'l-İkdâm adlı kitabının sonunda buna işaret etmiştir. Bununla birlikte, esef vericidir ki bu kitaplar bize ulaşmamıştır. Şehristânî'den yalnızca iki kitap basılmıştır, şöyle ki: 1- Nihâyetü'l-İkdâm fî İlmi'l-Kelâm. 2- Hâlen elimizde bulunan kitap 'el-Milel ve'n-Nihal'. Şehristânî, bu kitabı ilmî mertebesi kemale erdikten, yaşı kendisine tecrübe, derinleşme ve güzel netice çıkarma imkânı verdikten sonra telif etmiştir; zira onu kırk yaşından sonra yazmıştır. Bu kitap, araştırmada etraflılık ve ele aldığı konularda titizlikle temayüz eder. Şehristânî bu eserinde verdiği hükümlerde mutedildir; onları bir temayül veya hevâdan ötürü vermez. Nitekim kitabın ikinci mukaddimesinde şöyle der: "Kendi nefsime şart koştum ki her fırkanın mezhebini, kendi kitaplarındaki bütünlüğü içinde, onlara taassup göstermeksizin ve onları kırmaksızın nakledeyim." Şehristânî'nin bu kitaptaki metodu, araştırma konusunu bütün yönleriyle kuşatmasıyla temayüz eder.
٨- غاية المرام في علم الكلام: نسبه إليه الخوارزمي.٩- قصة موسى والخضر: نسبه إليه البيهقي.١٠- المبدأ والمعاد: نسبه إليه الخوارزمي.١١- مجالس مكتوبة: رآها البيهقي -وكانت المجالس لا تكتب إلا للأئمة نادرا.١٢- مصارعة الفلاسفة، أو المصارعة والمضارعة: نسبه إليه صدر الدين الشيرازي.١٣- مفاتيح الأسرار ومصابيح الأبرار في تفسير القرآن: نسبه إليه البيهقي.١٤- المناهج والآيات: نسبه إليه البيهقي وابن خلكان وأبو الفداء.١٥- شبهان أرسطا طاليس وابن سينا ونقضها: ذكره الشهرستاني نفسه.١٦- نهايات الأوهام: أشار إليه الشهرستاني في آخر كتابه نهاية الأقدام.غير أنه مما يدعو إلى الأسف أن هذه الكتب لم تصل إلى أيدينا. ولم يطبع للشهرستاني إلا كتابان فقط هما:١- نهاية الأقدام في علم الكلام.٢- والكتاب الذي بين أيدينا "الملل والنحل"، وقد ألفه الشهرستاني بعد أن اكتملت مكانته العلمية، ومكنته سنه من التجربة والتعمق في الأمور وحسن الاستنتاج؛ حيث ألفه بعد سن الأربعين.ويمتاز هذا الكتاب بالاستقصاء في البحث، والدقة في الموضوعات التي يتناولها. والشهرستاني معتدل في الأحكام التي يصدرها في هذا السفر، فلا يصدرها عن ميل أو هوى، فهو يقول في المقدمة الثانية منه: "وشرطي على نفسي أن أورد مذهب كل فرقة على وحدته في كتبهم؛ من غير تعصب لهم، ولا كسر عليهم".ومنهج الشهرستاني في هذا الكتاب يمتاز بالإحاطة التامة لموضوع البحث من جميع أطرافه.
Şehristânî’nin ilmî mertebesine dair sunduğumuz delillerden sonra, artık muhakkak ve mutmain bir biçimde şu hükmü verebiliriz —nitekim büyük üstadımız Dr. Muhammed b. Fethullah Bedrân da şöyle demiştir: “Artık Şehristânî’nin milel-nihal veya dinler tarihi alanında tek başına felsefî bir ekol kurduğunu kesinlikle teslim etmemizin vakti gelmiş olabilir.” Yüce ve kudretli Allah’tan (el-Alîyyü’l-Kadîr) bu eserden her hakikat ve hidayet yolcusunun istifade etmesini niyaz ederiz. Abdülazîz el-Vekîl
ولعلنا بعد ما قدمناه من أدلة على منزلة الشهرستاني العلمية نقول -ما قاله أستاذنا الكبير الدكتور محمد بن فتح الله بدران: "لعله قد آن لنا أن نقرر في يقين واطمئنان أن الشهرستاني أقام بمفرده مدرسة "فلسفية" للملل والنحل أو تاريخ الأديان".ونسأل الله العلي القدير أن ينفع به كل طالب للمعرفة وباحث عن طريق الحق والهدى.عبد العزيز الوكيل
Küfre hükmedenler ise, her mezhep ve makaleyi ehl-i hevâ ve milelden birine nispet etmişlerdir; meselâ Kaderiyye'yi Mecûs'a, Müşebbihe'yi Yahud'a, Râfıza'yı Nasârâ'ya benzetmişlerdir. Ve bu kimseler hakkında nikâh ve yenilen hayvan eti hususunda da aynı hükmü uygulamışlardır. Müsamahakâr davranıp tekfîr etmeyenler ise, tadlîl (dalâlete nisbet) hükmü vermiş ve onların âhirette helâk olacaklarına hükmetmişlerdir. Lânet konusunda da tekfîr ve tadlîldeki ihtilâflarına göre ihtilâf etmişlerdir. Keza imam-ı hakka karşı bağy ve udvân ile çıkan kimse de böyledir. Eğer çıkışının sebebi te'vîl ve ictihad ise, bâğî ve hatalı olarak isimlendirilir. Sonra bağy (isyan), lâneti gerektirir mi? Ehl-i Sünnet'e göre, bağy sebebiyle îmândan çıkmadığı takdirde lâneti hak etmez. Mu'tezile'ye göre ise fıskı hükmünce lâneti hak eder; zira fâsık îmândan çıkmıştır. Eğer çıkışının sebebi bağy, hased ve dinden hurûc ise, Müslümanların icmâı ile, dil ile lâneti, kılıç ve mızrak ile öldürülmeyi hak eder. Fürûda müctehid olanlara gelince, şer'î ahkâmda ihtilâf etmişlerdir: helâl ve haram gibi. İhtilâf mahalleri zann-ı gâlibin zuhur ettiği yerlerdir; öyle ki her müctehidin isabet etmesi mümkündür. Bu ise bir asla dayanır: O da şudur ki biz, acaba Allah teâlânın her hâdisede bir hükmü var mıdır yok mudur, diye araştırırız. Usûlcülerden bir kısmı, ictihad edilen vâkıalarda Allah teâlânın ictihaddan önce cevâz, hazr, helâl ve haram gibi belirli bir hükmü olmadığı; O'nun hükmünün ancak müctehidin ictihadının ulaştığı şey olduğu; bu hükmün bu sebebe bağlı olduğu, sebep olmadıkça hükmün sâbit olmayacağı kanaatine varmıştır. Bilhassa cevâz ve hazrın sıfatlara râci olmadığını söyleyen mezhebe göre.
ومن كفر: قرن كل مذهب ومقالة واحد من أهل الأهواء والملل؛ كتقرين القدرية بالمجوس، وتقرين المشبهة باليهود، وتقرين الرافضة بالنصارى؛ وأجرى حكم هؤلاء فيهم من المناكحة وأكل الذبيحة.ومن تساهل ولم يكفر: قضى بالتضليل، وحكم بأنهم هلكى في الآخرة.واختلفوا في اللعن على حسب اختلافهم في التكفير والتضليل.وكذلك من خرج على الإمام الحق بغياً وعدواناً؛ فإن كان صدر خروجه: عن تأول وإجتهاد، سمي باغياً مخطئاً. ثم البغي: هل يوجب اللعن؟فعند أهل السنة: إذا لم يخرج بالبغي عن الإيمان؛ لم يستوجب اللعن.وعند المعتزلة: يستحق اللعن بحكم فسقه؛ والفاسق خارج عن الإيمان. وإن كان صدر خروجه عن البغي، والحسد، والمروق عن الدين فإجماع المسلمين؛ استحق: اللعن باللسان، والقتل بالسيف والسنان.وأما المجتهدون في الفروع؛ فاختلفوا في الأحكام الشرعية: من الحلال والحرام؛ ومواقع الاختلاف مظان غلبات الظنون؛ بحيث يمكن تصويب كل مجتهد فيها. وإنما يبتني ذلك على أصل؛ وهو أنا نبحث: هل لله تعالى حكم في كل حادثة أم لا؟فمن الأصوليين من صار إلى أن لا حكم لله تعالى في الوقائع المجتهد فيها حكماً بعينه قبل الإجتهاد: من جواز، وحظر، وحلال، وحرام؛ وإنما حكمه تعالى: ما أدى إليه اجتهاد المجتهد؛ وأن هذا الحكم منوط بهذا السبب، فما لم يوجد السبب لم يثبت الحكم، خصوصاً على مذهب من قال: إن الجواز والحظر لا يرجعان إلى صفات
Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla. Hamd, bütün hamdleriyle, bütün nimetlerine karşılık şükredenlerin hamdi gibi, çokça, hoş ve mübarek bir hamd ile Allah'a mahsustur; O'nun şanına lâyık olduğu üzere. Allah, rahmet elçisi, nebîlerin hâtemi Muhammed Mustafa'ya ve onun tertemiz ve pâk âline salât eylesin; İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât ettiği gibi, kıyamet gününe dek bereketi devam eden bir salât ile. Şüphesiz O, Hamîd ve Mecîd'dir.
Bundan sonra: Allah Teâlâ beni, din ve millet [مِلَّة: dîn] erbabından ehl-i ilmin, hevâ ve nıhle [نِحْلَة: dava, iddia] ehlinin makalelerini tetkik etmeye, bunların kaynak ve menşeîlerine vakıf olmaya, kıymetli [آنِسَة: genç, güzel, hoşsohbet kadın; burada kıymetli bilgiler kastedilmektedir] ve nadir [شَارِدَة: kaçıp uzaklaşan; burada nadir bilgiler kastedilmektedir] bilgileri avlamaya muvaffak kılınca, bütün bunları, dinî inanç sahiplerinin inandıkları ve mezhep sahiplerinin benimsedikleri [انْتَحَلَ: bir şeyi kendine mal etmek, benimsemek] her şeyi ihtiva eden bir muhtasarda toplamayı arzuladım; ibret alıp basiret sahibi olmak isteyenler için bir ibret, ibret alıp basiret sahibi olanlar için de bir basiret vesilesi olsun.
Maksada girmeden önce şu beş mukaddimeyi sunmak gereklidir:
Birinci Mukaddime: Dünya ehlini tafsilatsız olarak kısımlara ayırmanın beyanı hakkındadır.
İkinci Mukaddime: İslam fırkalarının sayımında esas alınacak bir kanunun tespiti hakkındadır.
Üçüncü Mukaddime: Yaratılışta ortaya çıkan ilk şüphenin ne olduğu, kaynağı ve zuhur ettiği yerin beyanı hakkındadır?
مقدمات المؤلفمدخل…بسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله حمد الشاكرين بجميع محامده كلها؛ على جميع نعمائه كلها، حمدا كثيرا طيبا مباركا كما هو أهله. وصلى الله على محمد المصطفى رسول الرحمة خاتم النبيين وعلى آله الطيبين الطاهرين؛ صلاة دائمة بركتها إلى يوم الدين، كما صلى على إبراهيم وعلى آل إبراهيم إنه حميد مجيد.وبعد: فلما وفقني الله تعالى لمطالعة مقالات أهل العلم من أرباب الديانات والملل١، وأهل الأهواء والنحل٢، والوقوف على مصادرها ومواردها، واقتناص أوانسها٣ وشواردها٤، أردت أن أجمع ذلك في مختصر يحوي جميع ما تدين به المتدينون، وانتحله٥ المنتحلون؛ عبرة لمن استبصر، واستبصارا لمن اعتبر.وقبل الخوض فيما هو الغرض لا بد من أن أقدم خمس مقدمات:المقدمة الأولى: في بيان أقسام أهل العالم جملة مرسلة٦.المقدمة الثانية: في تعيين قانون يبنى عليه تعديد الفرق٧ الإسلامية.المقدمة الثالثة: في بيان أول شبهة وقعت في الخليقة، ومن مصدرها، ومن مظهرها؟١ الملل: جمع ملة وهي الدين.٢ النحل: جمع نحلة بكسر النون وهي الدعوى.٣ أوانس: جمع آنسة، وهي الشابة الجميلة الطيبة النفس، والمراد هنا المعلومات القيمة.٤ شوارد: جمع شاردة وهي ما ند ونفر، والمراد المعلومات النادرة.٥ انتحل الشيء: ادعاه لنفسه.٦ مرسلة: مطلقة، غير مقيدة.٧ الفرق: جمع فرقة بالكسرة، وهي في الأصل الجماعة من الناس وغيرهم.
Dördüncü Mukaddime: İslam milletinde vâkî olan ilk şübhenin, keyfiyet-i inşiâbının [bölünüp ayrılmasının], menşeinin ve zuhur mahallinin beyanı hakkındadır. Beşinci Mukaddime: Bu kitabın hesap yolu üzere tertib edilmesini îcâb ettiren sebebin beyanı hakkındadır.
المقدمة الرابعة: في بيان أول شبهة وقعت في الملة الإسلامية، وكيفية انشعابها١، ومن مصدرها، ومن مظهرها؟المقدمة الخامسة: في بيان السبب الذي أوجب ترتيب هذا الكتاب على طريق الحساب.١ انشعابها: انقسامها وتفرقها.
Böylece dinlerin mensupları mutlak olarak Mecûsiler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar gibidir. Hevâ ve rey ehli ise filozoflar, dehrîler[1], Sâbiîler[2], yıldızlara ve putlara tapanlar ile Berâhime[3] gibidir. Bunların her biri de fırkalara ayrılır. Hevâ ehline gelince, onların mezhepleri belirli bir sayıda sınırlandırılmış değildir. Din mensuplarının mezhepleri ise onlar hakkında gelen haberin hükmüyle sınırlandırılmıştır. Nitekim Mecûsiler yetmiş fırkaya, Yahudiler yetmiş bir fırkaya, Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya, Müslümanlar ise yetmiş üç fırkaya ayrılmıştır. Fırkalar arasında daima kurtulan tek bir fırkadır. Zira birbirine zıt iki önermeden hakikat yalnız birindedir. Tezat şartlarına göre birbirine zıt iki çelişik önerme olması ancak doğruluk ve yalanı paylaşmalarıyla mümkündür. Böylece hakikat diğerinde değil, birindedir. Akli esaslarda birbirine zıt olan iki hasmın her ikisinin de haklı ve doğru olduğuna hükmetmek imkânsızdır. Her akli meselede hakikat bir olduğuna göre, bütün meselelerde hakikatin tek bir fırkayla birlikte olması gerekir. Biz bunu ancak nakil yoluyla biliriz. Bunu Kur'an, Allah'ın şu sözüyle haber vermiştir: {Yarattıklarımızdan, hak ile doğru yolu gösteren ve onunla adaleti sağlayan bir ümmet vardır}[4] ve Nebi (s.a.v.) şöyle haber vermiştir: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Kurtulan tek bir fırkadır, diğerleri helâk olacaktır." Denildi ki: "Kurtulan fırka hangisidir?" Buyurdu: "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat." Denildi ki: "Sünnet ve Cemaat nedir?" Buyurdu: "Bugün benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeydir." Ve (s.a.v.) buyurdu: "Ümmetimden bir grup kıyamet gününe kadar hak üzere galip olmaya devam edecektir." Ve (s.a.v.) buyurdu: "Ümmetim dalâlet üzerine birleşmez."
[1] Dehrî: Dâl harfi fetha ve zammeyle okunur: Dehrin bekasına kail olan, ahiret hayatına inanmayan kimse.
[2] Sâbiîler: Yıldızlara tapan bir kavim. Fiil aslı 'sabe'e' bir dinden diğerine çıkmak anlamındadır.
[3] Berâhime: Belirli bir fırka. Aslen Hintlilerin ilahı Brahma'nın hizmetkârlarıdır.
[4] A'râf Sûresi, 181. ayet.
فأرباب الديانات مطلقا مثل المجوس، واليهود، والنصارى، والمسلمين.وأهل الأهواء والآراء مثل الفلاسفة، والدهرية١، والصابئة٢، وعبدة الكواكب والأوثان، والبراهمة٣.ويفترق كل منهم فرقا. فأهل الأهواء ليست تنضبط مقالاتهم في عدد معلوم. وأهل الديانات قد انحصرت مذاهبهم بحكم الخبر الوارد فيها. فافترقت المجوس على سبعين فرقة واليهود على إحدى وسبعين فرقة. والنصارى على اثنتين وسبعين فرقة. والمسلمون على ثلاث وسبعين فرقة. والناجية أبدا من الفرق واحدة، إذ الحق من القضيتين المتقابلتين في واحدة، ولا يجوز أن تكون قضيتان متناقضتان متقابلتان على شرائع التقابل، إلا وأن تقتسما الصدق والكذب. فيكون الحق في إحداهما دون الأخرى. ومن المحال الحكم على المتخاصمين المتضادين في أصول المعقولات بأنهما محقان صادقان. وإذا كان الحق في كل مسألة عقلية واحدا؛ فالحق في جميع المسائل يجب أن يكون مع فرقة واحدة وإنما عرفنا هذا بالسمع، وعنه أخبر التنزيل في قوله عز وجل: {وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ} ٤ وأخبر النبي عليه السلام: "ستفترق أمتي على ثلاث وسبعين فرقة، الناجية منها واحدة، والباقون هلكى. قيل: ومن الناجية؟ قال: أهل السنة والجماعة. قيل: وما السنة والجماعة؟ قال: ما أنا عليه اليوم وأصحابي".وقال عليه السلام: "لا تزال طائفة من أمتي ظاهرين على الحق إلى يوم القيامة" وقال عليه السلام: "لا تجتمع أمتي على ضلالة".١ الدهري: بفتح الدال المهملة وتضم: القائل ببقاء الدهر، الذي لا يؤمن بالحياة الأخرى.٢ الصابئة: قوم كانوا يعبدون النجوم، وأصل الفعل صبأ يعني خرج من دين إلى آخر.٣ البراهمة: فرقة معينة، وهم في الأصل خدمة إله الهنود برهما.٤ الأعراف آية ١٨١.
İkinci Mukaddime: İslam Fırkalarının Sayımında Esas Alınacak Kanunun Belirlenmesi Hakkında. Bil ki, makâlât/görüşler sahipleri, İslam fırkalarını sayımda, bir asla ve nassa dayanan bir kanuna veya vücûd/varlık hakkında haber veren bir kaideye istinat etmeksizin birtakım yollar takip etmişlerdir. Bu sebeple onlardan, fırkaları sayımda üzerinde ittifak edilmiş tek bir minhâc üzere olan iki müellif/telif sahibi dahi bulamadım. Şu da bilinen ve hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir husustur ki, herhangi bir meselede başkasından bir görüşle temayüz eden herkes, bir görüş sahibi olarak sayılmaz. Aksi takdirde görüşler neredeyse sayı ve tahdidden çıkar. O takdirde meselâ cevherlerin hükümleri hakkında tek bir meselede farklı görüş beyan eden kimse dahi görüş sahipleri arasında sayılmış olur. Bu sebeple, ihtilafın bir görüş (makāle) sayıldığı ve sahibine de bir görüş sahibi denildiği, asıl ve kaide olan meseleler hakkında bir kıstasın/zabıt (düzenleyici kaide) bulunması zaruridir. Görüş/makāle sahiplerinden hiçbirinin bu kıstasın tespitine ehemmiyet verdiğini görmedim. Bilakis onlar, ümmetin mezheplerini, sabit bir kanun ve sürekli bir asla dayanmaksızın, nasıl tesadüf ettiyse ve ne şekilde bulunduysa o veçhile zikretmede [سلكوا] serbest davranmışlardır. Ben de takdirin müyesser kıldığı [imkân nispetinde çaba sarfettim] ve teysirin de takdir ettiği [ölçüde gayret ettim]. Nihayet onları, büyük usûl (ana esaslar) olan dört kaide etrafında topladım. Birinci Kaide: Sıfatlar ve bu konuda Tevhid. Bu kaide şu meseleleri ihtiva eder: Ezelî sıfatlar –ki bir topluluk bunları ispat ederken, bir başka topluluk nefyetmektedir–, zâtî sıfatlar ve fiilî sıfatların beyanı, Allah teâlâya vacip olan, câiz olan ve muhâl olan sıfatlar. İşte bu hususta Eş‘ariyye, Kerrâmiyye, Mücessime ve Mu‘tezile arasında ihtilaf vardır. İkinci Kaide: Kader ve bu konuda Adl. Bu kaide şu meseleleri ihtiva eder: Kazâ, kader, cebr (zorlama) ve kesb (kazanma), hayır ve şerrin iradesi/yratılması, makdûr (takdir edilen/takdire bağlı olan), ma‘lûm (bilinen) –ki bir topluluk bunları ispat ederken, diğerleri nefyetmektedir.
المقدمة الثانية:في تعيين قانون يبنى عليه تعديد الفرق الإسلامية:اعلم أن لأصحاب المقالات طرقا في تعديد الفرق الإسلامية، لا على قانون مستند إلى أصل ونص، ولا على قاعدة مخبرة عن الوجود. فما وجدت مصنفين منهم متفقين على منهاج واحد في تعديد الفرق.ومن المعلوم الذي لا مراء فيه أن ليس كل من تميز عن غيره بمقالة ما؛ في مسألة ما، عد صاحب مقالة. وإلا فتكاد تخرج المقالات عن حد الحصر والعد. ويكون من انفرد بمسألة في أحكام الجواهر مثلا معدودا في عداد أصحاب المقالات. فلا بد إذن من ضابط في مسائل هي أصول وقواعد يكون الاختلاف فيها اختلافا يعتبر مقالة، ويعد صاحبه صاحب مقالة.وما وجدت لأحد من أرباب المقالات عناية بتقرير هذا الضابط، إلا أنهم استرسلوا١ في إيراد مذاهب الأمة كيف اتفق، وعلى الوجه الذي وجد، لا على قانون مستقر، وأصل مستمر. فاجتهدت على ما تيسر من التقدير، وتقدر من التيسير حتى حصرتها في أربع قواعد، هي الأصول الكبار.القاعدة الأولى: الصفات والتوحيد فيها. وهي تشتمل على مسائل: الصفات الأزلية، إثباتا عند جماعة، ونفيا عند جماعة. وبيان صفات الذات، وصفات الفعل، وما يجب لله تعالى، وما يجوز عليه، وما يستحيل، وفيها الخلاف بين الأشعرية، والكرامية، والمجسمة والمعتزلة.القاعدة الثانية: القدر والعدل فيه، وهي تشتمل على مسائل: القضاء، والقدر، والجبر والكسب، وإرادة الخير والشر، والمقدور، والمعلوم؛ إثباتا عند جماعة، ونفيا١ استرسل في الكلام: بسطه.
Bir topluluğa göre. Bu konuda ihtilaf şunlar arasındadır: Kaderiyye, Neccâriyye, Cebriyye, Eş‘ariyye ve Kerâmiyye.
Üçüncü Kâide: Va‘d, Va‘îd, İsimler ve Ahkâm. Bu kâide, îmân, tevbe, va‘îd (ceza tehdidi), ircâ (mürcie), tekfîr ve tadlîl meselelerini kapsar; bir topluluğa göre ispat ve bir topluluğa göre nefiy yönüyle. Bu konuda ihtilaf Mürcie, Vaidiyye, Mu‘tezile, Eş‘ariyye ve Kerâmiyye arasındadır.
Dördüncü Kâide: Sem‘ ve akıl, risâlet ve imâmet. Bu kâide şu meseleleri kapsar: Tahsîn ve takbîh, salâh ve aslah, lutf, nübüvvette ismet. İmâmetin şartları: bir topluluğa göre nas, bir topluluğa göre icmâ. İmâmetin intikal keyfiyeti nas diyenlerin mezhebine göre, ispat keyfiyeti ise icmâ diyenlerin mezhebine göre. Bu konuda ihtilaf Şîa, Havâric, Mu‘tezile, Kerâmiyye ve Eş‘ariyye arasındadır.
İşte biz, ümmetin imamlarından birini bu kâidelerden birindeki bir kavilde münferid bulursak, onun kavlini mezhep, cemaatini ise fırka sayarız. Eğer bir kişiyi bir meselede münferid bulursak, onun kavlini mezhep, cemaatini fırka yapmayız. Bilâkis onu, diğer kavillerde kendisine muvâfık olan bir kimsenin altına dâhil ederiz. Geri kalan kavillerini de müstakil mezhep sayılmayan fürûa ircâ ederiz; böylece kaviller nihâyetsizliğe gitmez.
İhtilâfın kâideleri olan meseleler taayyün ettiğinde İslâm fırkalarının kısımları ortaya çıkar ve büyükleri (ana kolları) dörde inhisar eder; öyle ki bazısı bazısına tedâhül etmiştir.
İslâm fırkalarının büyükleri dörttür: 1) Kaderiyye, 2) Sıfâtiyye, 3) Havâric, 4) Şîa.
Sonra bunlar birbiriyle terkib olur ve her fırkadan kollar (sınıflar) şu‘beler verir; nihayet yetmiş üç fırkaya ulaşır.
عند جماعة. وفيها الخلاف بين: القدرية، والنجارية، والجبرية، والأشعرية، والكرامية.القاعدة الثالثة: الوعد، والوعيد، والأسماء، والأحكام. وهي تشتمل على مسائل الإيمان، والتوبة، والوعيد، والإرجاء، والتكفير، والتضليل؛ إثباتا على وجه عند جماعة، ونفيا عند جماعة. وفيها الخلاف بين المرجئة، والوعيدية، والمعتزلة، والأشعرية، والكرامية.القاعدة الرابعة: السمع والعقل، والرسالة، والإمامة. وهي تشتمل على مسائل: التحسين، والتقبيح، والصلاح والأصلح، واللطف، والعصمة في النبوة. وشرائط الإمامة، نصا عند جماعة، وإجماعا عند جماعة. وكيفية انتقالها على مذهب من قال بالنص، وكيفية إثباتها على مذهب من قال بالإجماع. والخلاف فيها بين الشيعة، والخوارج، والمعتزلة والكرامية، والأشعرية.فإذا وجدنا انفراد واحد من أئمة الأمة بمقالة من هذه القاعدة، عددنا مقالته مذهبا وجماعته فرقة. وإن وجدنا واحدا انفرد بمسالة فلا نجعل مقالته مذهبا، وجماعته فرقة. بل نجعله مندرجا تحت واحد ممن وافق سواها مقالته. ورددنا باقي مقالاته إلى الفروع التي لا تعد مذهبا مفردا؛ فلا تذهب المقالات إلى غير النهاية. فإذا تعينت المسائل التي هي قواعد الخلاف، تبينت أقسام الفرق الإسلامية، وانحصرت كبارها في أربع بعد أن تداخل بعضها في بعض.كبار الفرق الإسلامية أربع"١" القدرية. "٢" الصفاتية. "٣" الخوارج. "٤" الشيعة.ثم يتركب بعضها مع بعض، ويتشعب عن كل فرقة أصناف، فتصل إلى ثلاث وسبعين فرقة.
Makâlât kitaplarının sahiplerinin tertip hususunda iki yolu vardır: Birincisi, meseleleri usûl (ana başlıklar) olarak ele alıp, ardından her bir meselede sırasıyla her bir tâife ve fırkanın mezhebini nakletmeleridir. İkincisi ise, ricâli (şahısları) ve makâlât sahiplerini usûl olarak kabul edip, ardından her bir meselede onların mezheplerini nakletmeleridir. Bu muhtasarın tertibi işte sonuncu yola göredir; zira ben bu yolu kısımları daha derli toplu tutmaya ve hesap babına daha uygun buldum. Kendime şart koştum ki, her bir fırkanın mezhebini, kendi kitaplarında bulduğum şekliyle, onlara karşı herhangi bir taassup [taassup: bir tarafa meyletmek, taraftarlık etmek] göstermeksizin ve onları küçümsemeden [küçümseme: onlardan değerini düşürmek, yüz çevirmek] nakledeyim; ayrıca sahihini fasidinden ayırt edeyim, hakkını bâtılından belirleyeyim. Gerçi aklî delillerin medâricinde [medâric: yollar, meslekler] zeki anlayışlara hakkın işaretleri ve bâtılın esintileri gizli kalmaz. Muvaffakiyet Allah'tandır.
ولأصحاب كتب المقالات طريقان في الترتيب:أحدهما: أنهم وضعوا المسائل أصولا. ثم أوردوا في كل مسألة مذهب طائفة طائفة وفرقة فرقة.والثاني: أنهم وضعوا الرجال وأصحاب المقالات أصولا، ثم أوردوا مذاهبهم، في مسألة مسألة.وترتيب هذا المختصر على الطريقة الأخيرة، لأني وجدتها أضبط للأقسام، وأليق بباب الحساب.وشرطي على نفسي أن أورد مذهب كل فرقة على ما وجدته في كتبهم؛ من غير تعصب١ لهم، ولا كسر عليهم٢؛ دون أن أبين صحيحه من فاسده، وأعين حقه من باطله، وإن كان لا يخفى على الأفهام الذكية في مدارج٣ الدلائل العقلية لمحات الحق ونفحات الباطل، وبالله التوفيق.١ تعصب له: مال إليه وجد في نصرته.٢ كسر عليه: غض منه وانصرف عنه.٣ مدارج: جمع مدرج، وهو المذهب والمسلك.
Dört İncil: Luka, Markos, Yuhanna ve Matta İncilleri. Ayrıca Tevrat'ta da, (İblis'in) secde emrinden sonra onunla melekler arasında geçen münazaralar şeklinde dağınık olarak zikredilmektedir. Ondan nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Şüphesiz ben, Bârî Teâlâ'nın benim de İlâhım, bütün yaratılmışların da İlâhı olduğunu, O'nun Alîm ve Kadîr olduğunu, kudreti ve meşieti hakkında sorgulanamayacağını, bir şeyi dilediğinde ona 'Ol!' deyince hemen oluvereceğini ve O'nun Hakîm olduğunu teslim ettim. Ancak O'nun hikmetinin sevk ediliş tarzına1 yöneltilebilecek birtakım sorular vardır." Melekler: "O sorular nedir? Kaç tanedir?" dediler. Allah'ın lanetine uğramış İblis: "Yedi tanedir." dedi.
Birincisi: O, beni yaratmazdan önce, benden neyin sadır olacağını ve benden neyin meydana geleceğini biliyordu. Öyleyse beni niçin yarattı? Beni yaratmasındaki hikmet nedir?
İkincisi: Madem ki beni iradesi ve meşieti gereğince yarattı; öyleyse niçin beni kendisini bilmek ve O'na itaat etmekle mükellef kıldı? Oysa O, itaatten faydalanmaz, masiyetten de zarar görmez; bu teklifteki hikmet nedir?
Üçüncüsü: Madem ki beni yarattı ve mükellef kıldı, ben de O'nun teklifini bilgi ve itaatle kabul edip tanıdım ve itaat ettim; öyleyse niçin beni Âdem'e itaat ve ona secde etmekle mükellef kıldı? Bu, bilgime ve O'na olan itaatime bir şey katmadığı halde, hususi olarak bu teklifteki hikmet nedir?
Dördüncüsü: Madem ki beni mutlak olarak yarattı ve mükellef kıldı, ayrıca bu teklifle hususi olarak da mükellef kıldı; öyleyse Âdem'e secde etmediğimde niçin beni lânetledi ve cennetten çıkardı? Ben 'Sana'ndan başkasına secde etmem' sözümden başka çirkin bir fiil işlemediğim halde, bunda hikmet nedir?
Beşincisi: Madem ki beni yarattı, mutlak ve hususi olarak mükellef kıldı; ben itaat etmeyince de beni lânetledi ve kovdu; öyleyse niçin beni Âdem'e ulaştıracak bir yol açtın2 da, tekrar cennete girdim ve vesvesemle3 onu aldatarak yasaklanmış ağaçtan yemesine sebep oldum, böylece o da benimle birlikte cennetten çıkarıldı? Oysa benim cennete girmemi engellemiş olsaydı, Âdem benden kurtulur ve cennette ebedî kalırdı; bunda hikmet nedir?
1 "مساق حكمته" (hikmetinin sevk ediliş tarzı): 'Onu başkasının sevk ettiği gibi sevk etti' denir; yani ona başkasının muamelesiyle muamele etti.
2 "طرقني" (bana yol açtı): Benim için bir yol kıldı. Manası: Sen bana ona giden yolu sen açtın.
3 "الوسوسة" (vesvese): Sevdanın galip gelmesinden doğan bir hastalıktır. Zihin onunla karışır. Şeytan ona vesvese verdi, yani ona kötü sözler fısıldadı.
الأربعة: إنجيل لوقا، ومارقوس، ويوحنا، ومتى، ومذكورة في التوراة متفرقة على شكل مناظرات بينه وبين الملائكة بعد الأمر بالسجود، والامتناع منه.قال كما نقل عنه؛ إني سلمت أن الباري تعالى إلهي وإله الخلق، عالم قادر، ولا يسأل عن قدرته ومشيئته، وأنه مهما أراد شيئا قال له كن فيكون، وهو حكيم، إلا أنه يتوجه على مساق حكمته١ أسئلة، قالت الملائكة: ما هي؟ وكم هي؟ قال لعنه الله: سبعة.الأول منها: أنه قد علم قبل خلقي أي شيء يصدر عني ويحصل مني، فلم خلقني أولا؟ وما الحكمة في خلقه إياي؟والثاني: إذ خلقني على مقتضى إرادته ومشيئته؛ فلم كلفني بمعرفته وطاعته؟ وما الحكمة في هذا التكليف بعد أن لا ينتفع بطاعة، ولا يتضرر بمعصية؟والثالث: إذ خلقني وكلفني فالتزمت تكليفه بالمعرفة والطاعة فعرفت وأطعت، فلم كلفني بطاعة آدم والسجود له؟ وما الحكمة في هذا التكليف على الخصوص بعد أن لا يزيد ذلك في معرفتي وطاعتي إياه؟والرابع: إذ خلقني وكلفني على الإطلاق، وكلفني بهذا التكليف على الخصوص، فإذا لم أسجد لآدم، فلم لعنني وأخرجني من الجنة؟ وما الحكمة في ذلك بعد أن لم أرتكب قبيحا إلا قولي: لا أسجد إلا لك؟والخامس: إذ خلقني وكلفني مطلقا، وخصوصا؛ فلم أطع فلعنني وطردني، فلم طرقني٢ إلى آدم حتى دخلت الجنة ثانيا وغررته بوسوستي٣، فأكل من الشجرة المنهي عنها، وأخرجه من الجنة معي؟ وما الحكمة في ذلك بعد أن لو منعني من دخول الجنة لاستراح مني آدم، وبقي خالدا فيها؟١ مساق حكمته: يقال "ساقه مساق غيره" عامله معاملة غيره.٢ طرقني: جعل لي طريقا. والمراد أنت الذي جعلت لي الطريق إليه.٣ الوسوسة: مرض يحدث من غلبة السوداء. ويختلط معه الذهن، وسوس الشيطان له حدثه بشر.
Altıncısı: Beni yaratıp umumî ve hususî olarak mükellef kıldığı, sonra lânet ettiği, ardından cennete girmem için bana yol verdiği ve benimle Âdem arasında husumet olduğu hâlde; niçin beni onun zürriyeti üzerine musallat kıldı ki, onları kendileri beni görmedikleri hâlde ben göreyim; vesvesem onlara tesir etsin de onların havl, kuvvet, kudret ve istitâatleri tesirsiz kalsın? Hâlbuki onları fıtrat üzere, kendilerini ondan çevirecek kimse olmadan [yani fıtratlarından saptıracak biri olmadan] yaratsaydı, temiz, dinleyen ve itaat eden kimseler olarak yaşarlardı; bu, onlar için daha uygun ve hikmete daha lâyık olmaz mıydı?
Yedincisi: Bütün bunları teslim ettim: Beni mutlak ve mukayyed olarak yaratıp mükellef kıldı; itaat etmeyince bana lânet etti ve kovdu; cennete girmek istediğimde ise beni buna imkân verdi ve yol gösterdi; o işi yapınca beni çıkardı, sonra da beni Âdemoğulları üzerine musallat kıldı. O hâlde kendisinden mühlet istediğimde niçin bana mühlet verdi? Dedim ki: {أَنْظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ} (A‘râf, 14). {قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ، إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ} (Hicr, 37-38). Bunun hikmeti nedir? Oysa beni derhal helâk etseydi, Âdem ve bütün mahlûkat benden rahat eder ve dünyadaki şerrin kalanı kalmazdı! Âlemin hayır nizamı üzere kalması, şerle karışmasından daha hayırlı değil midir?!
İncil şârihi dedi ki: Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklere (aleyhimüsselâm) şöyle vahyetti: Ona deyin ki: Sen, “Ben senin ilâhın ve bütün mahlûkatın ilâhıyım” şeklindeki ilk teslimiyetinde samimi ve ihlâslı değilsin. Eğer gerçekten benim âlemlerin ilâhı olduğuma inansaydın, bana “niçin” diye hükmetmezdin. Ben, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’ım; yaptığımdan sual olunmam, hâlbuki onlar sual olunurlar. İşte bu söylediğim, Tevrat’ta zikredilmiş ve İncil’de de belirttiğim şekilde yazılıdır.
Bir zamanlar düşünür ve şöyle derdim: Şüphe yok ki, Âdemoğullarına isabet eden her şüphe, ancak şeytân-i racîmin [lânetlenip Allah’ın rahmetinden kovulmuş olan] saptırması ve vesveseleri sebebiyledir; ve ...’den neşet eder.
والسادس: إذ خلقني وكلفني عموما، وخصوصا، ولعنني، ثم طرقني إلى الجنة، وكانت الخصومة بيني وبين آدم؛ فلم سلطني على أولاده حتى أراهم من حيث لا يرونني، وتؤثر فيهم وسوستي ولا يؤثر في حولهم وقوتهم، وقدرتهم واستطاعتهم؟ وما الحكمة في ذلك بعد أن لو خلقهم على الفطرة دون من يحتالهم١ عنها فيعيشوا طاهرين سامعين مطيعين، كان أحرى بهم، وأليق بالحكمة؟والسابع: سلمت هذا كله: خلقني وكلفني مطلقا ومقيدا، وإذ لم أطع لعنني وطردني وإذ أردت دخول الجنة مكنني وطرقني، وإذ عملت عملي أخرجني ثم سلطني على بني آدم، فلم إذ استمهلته٢ أمهلني، فقلت: {أَنْظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ} ٣، {قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ، إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ} ٤. وما الحكمة في ذلك بعد أن لو أهلكني في الحال استراح آدم والخلق مني وما بقي شر ما في العالم؟ أليس بقاء العالم على نظام الخير خيرا من امتزاجه بالشر؟!قال: فهذه حجتي على ما ادعيته في كل مسألة.قال شارح الإنجيل: فأوحى الله تعالى إلى الملائكة عليهم السلام، قولوا له: إنك في تسليمك الأول أني إلهك وإله الخلق غير صادق ولا مخلص، إذ لو صدقت أني إله العالمين ما احتكمت علي بلم، فأنا الله الذي لا إله إلا أنا، لا أسأل عما أفعل، والخلق مسئولون. وهذا الذي ذكرته مذكور في التوراة، ومسطور في الإنجيل على الوجه الذي ذكرته.وكنت برهة من الزمان أتفكر وأقول: من المعلوم الذي لا مرية فيه أن كل شبهة وقعت لبني آدم؛ فإنما وقعت من إضلال الشيطان الرجيم٥ ووساوسه، ونشأت من١ يحتالهم عنها: يحولهم عنها ويصرفهم.٢ استمهلته: سألته المهلة.٣ الأعراف آية ١٤. وأنظرني: أخرني.٤ الحجر: آية ٣٧، ٣٨.٥ الرجيم: الملعون المطرود من رحمته تعالى.