Bismillâhirrahmânirrahîm. Rabbim! Kolaylaştır, zorlaştırma. Hamd, halkı yaratan, var eden, hakkı ortaya çıkaran ve yardım eden Allah'a mahsustur. O ki hakkı, ona itikad eden için bir vekâr (veya: destek) ve ona güvenen için bir ömür kılmış; bâtılı ise onu arayan için bir kayma ve onu taleb eden için bir zillet sebebi kılmıştır. Salât ve selâm, saf seçkin zâta, hidâyet eden önder Muhammed'e ve onun âline; onlar ki insanların hayırlıları ve hidâyet kandilleridir. Sordunuz –Allah sizi bahtiyar etsin– talebiniz, Resûlullah (s.a.v.)'den ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağına dair me'sûr haberin mânâsının şerhidir; ki bunlardan biri kurtuluşa eren (fırka-i nâciye) olup yüksek cennete varır, diğerleri ise helâk olan (veya: düşman) olup cehennem çukuruna ve yakıcı ateşe varır. Yine sordunuz: Kurtulan fırka –ki onun ayağı kaymaz, nimetler ondan zail olmaz– ile dalâlet fırkaları arasındaki farkı; onlar ki zulmün karanlığını nur sanır, hakka itikadı helâk görürler. Ve yakında çılgın ateşe (Saîr) girecekler, Allah'tan bir yardımcı da bulamayacaklardır.
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم رب يسر وَلَا تعسرالْحَمد لله فاطر الْخلق وموجده ومظهر الْحق ومنجده الَّذِي جعل الْحق وزرا لمن اعتقده وعمرا لمن اعْتَمدهُ وَجعل الْبَاطِل مزلا لمن ابتغاه ومذلا لمن اقْتَضَاهُ وَالصَّلَاة وَالسَّلَام على الصفوة الصافية والقدوة الهادية مُحَمَّد وَآله خِيَار الورى ومنار الْهدىسَأَلْتُم أسعدكم الله مطلوبكم شرح معنى الْخَبَر الْمَأْثُور عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم فِي افْتِرَاق الامة ثَلَاثًا وَسبعين فرقة مِنْهَا وَاحِدَة نَاجِية تصير الى جنَّة عاليه وبواقيها عَادِية تصير الى الهاوية وَالنَّار الحامية وطلبتم الْفرق بَين الْفرْقَة النَّاجِية الَّتِي لَا يزل بهَا الْقدَم وَلَا تَزُول عَنْهَا النعم وَبَين فرق الضلال الَّذين يرَوْنَ ظلام الظُّلم نورا واعتقاد الْحق ثبورا وسيصلون سعيرا وَلَا يَجدونَ من الله نَصِيرًا
Gördüm ki, talebinize icabet etmek, dosdoğru dîni ve sırât-ı müstakîmi beyân edip onu hevâ-yı menkûseden ve ârâ-yı ma‘kûseden temyîz etmek hususunda vâciptir; tâ ki açık bir delîl üzere helâk olan helâk olsun, açık bir delîl üzere diri olan da diri olsun. Bunun üzerine talebinizi bu kitabın muhtevâsına yerleştirdim ve muhtevâsını beş bâba ayırdım; bunların başlıkları şöyledir: Ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrıldığına dâir me’sûr hadîsin beyânı bâbı; ümmet fırkalarının topluca beyânı ve onlardan olmayanların topluca beyânı bâbı; dalâlet hevâsı fırkalarından her bir fırkanın fazâihinin beyânı bâbı; İslâm’a nisbet edilip de ondan olmayan fırkaların beyânı bâbı; nâciye fırkanın beyânı, necâtının tahkîki ve dîninin mahâsininin beyânı bâbı. İşte bu kitabın bâblarının toplamı budur. Her bir bâbda onun muktezâsını, şartına uygun olarak zikredeceğiz, inşallah teâlâ.
فَرَأَيْت إسعافكم بمطلوبكم من الْوَاجِب فِي إبانة الدّين القويم والصراط الْمُسْتَقيم وتمييزها من الْأَهْوَاء المنكوسة والآراء المعكوسة ليهلك من هلك عَن بَيِّنَة ويحيا من يحيا عَن بَيِّنَة فأودعت مطلوبكم مَضْمُون هَذَا الْكتاب وَقسمت مضمونه خَمْسَة ابواب هَذِه ترجمتهابَاب فِي بَيَان الحَدِيث الْمَأْثُور فِي افْتِرَاق الْأمة ثَلَاثًا وَسبعين فرقةبَاب فِي بَيَان فرق الْأمة على الْجُمْلَة وَمن لَيْسَ مِنْهَا على الْجُمْلَةبَاب فِي بَيَان فضائح كل فرقة من فرق الاهواء الضَّالةبَاب فِي بَيَان الْفرق الَّتِي انتسبت الى الاسلام وَلَيْسَت مِنْهَابَاب فِي بَيَان الْفرْقَة النَّاجِية وَتَحْقِيق نجاتها وَبَيَان محَاسِن دينه فَهَذِهِ جملَة ابواب هَذَا الْكتاب وَسَنذكر فِي كل بَاب مِنْهَا مُقْتَضَاهُ على شَرطه إِن شَاءَ الله تَعَالَى
Birinci Bâb: Ümmetin fırkalara ayrılması hakkında me'sûr hadisin beyanı. Bize Ebû Sehl Bişr b. Ahmed b. Beşşâr el-İsferâyînî haber verdi, dedi ki: Bize Abdullah b. Nâciye haber verdi, dedi ki: Bize Vehb b. Bakıyye rivayet etti, Hâlid b. Abdullah’tan, o Muhammed b. Amr’dan, o Ebû Seleme’den, o Ebû Hureyre (r.a.)’den, dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı; Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı; benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır." Bize Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Ziyâd es-Sümeyzî el-Adl es-Sika haber verdi, dedi ki: Bize Ahmed b. el-Hasan b. Abdülcebbâr haber verdi, dedi ki: Bize Heysem b. Hârice rivayet etti, dedi ki: Bize İsmâil b. Abbâs rivayet etti, Abdurrahmân b. Ziyâd b. En‘am’dan, o Abdullah b. Yezîd’den, o Abdullah b. Amr (r.a.)’dan, dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ümmetime, İsrâiloğulları’na gelenler mutlaka gelecektir: İsrâiloğulları yetmiş iki millete ayrıldı; benim ümmetim ise yetmiş üç millete ayrılacaktır; onlardan bir fazla olacaktır."
الْبَاب الاول فِي بَيَان الحَدِيث الْمَأْثُور فِي افْتِرَاق الْأمةأخبرنَا أَبُو سهل بشر بن أَحْمد بن بشار الإسفراءينى قَالَ أخبرنَا عبد الله بن نَاجِية قَالَ حَدثنَا وهب بن بَقِيَّة عَن خَالِد ابْن عبد الله عَن مُحَمَّد بن عَمْرو عَن أبي سَلمَة عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم افْتَرَقت الْيَهُود على إِحْدَى وَسبعين فرقة وَتَفَرَّقَتْ النَّصَارَى على اثْنَتَيْنِ وَسبعين فرقة وتفترق أمتى على ثَلَاث وَسبعين فرقة أخبرنَا أَبُو مُحَمَّد عبد الله بن مُحَمَّد بن على بن زِيَاد السميذى الْعدْل الثِّقَة قَالَ أخبرنَا أَحْمد بن الْحسن بن عبد الْجَبَّار قَالَ حَدثنَا الْهَيْثَم بن خَارِجَة قَالَ حَدثنَا إِسْمَاعِيل بن عَبَّاس عَن عبد الرَّحْمَن بن زِيَاد بن أنعم عَن عبد الله بن يزِيد عَن عبد الله بن عَمْرو قَالَ قَالَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم ليَأْتِيَن على أمتى مَا أَتَى على بنى إِسْرَائِيل تفرق بَنو اسرائيل على اثْنَتَيْنِ وَسبعين مِلَّة وَسَتَفْتَرِقُ امتى على ثَلَاث وَسبعين مِلَّة تزيد عَلَيْهِم
Bütün milletler Cehennem'dedir, bir millet müstesna. Ashâb: "Yâ Resûlallah, kurtuluşa eren o bir millet hangisidir?" diye sordular. Buyurdu ki: "O, benim ve ashâbımın üzerinde bulunduğu (yoldur)." Bize Kâdî Ebû Muhammed Abdullah b. Ömer el-Mâlikî haber verdi, dedi ki: Bize babam, babasından rivayetle dedi ki: Bize el-Velîd b. Müsleme dedi ki: Bize el-Evzâî dedi ki: Bize Katâde, Enes'ten (r.a.), o da Nebî (s.a.v.)'den rivayetle dedi ki: "Şüphesiz Benî İsrâil yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim ise yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bunların hepsi Cehennem'dedir; ancak bir fırka müstesna. Ki o da cemaattir." Abdülkahir dedi ki: Ümmetin fırkalara ayrılması hakkında vârid olan hadisin pek çok senedi vardır. Onu Nebî (s.a.v.)'den Enes b. Mâlik, Ebû Hureyre, Ebü'd-Derdâ, Câbir, Ebû Saîd el-Hudrî, Übey b. Kâ'b, Abdullah b. Amr b. el-Âs, Ebû Ümâme, Vâile b. el-Aska' ve diğerlerinden oluşan bir cemaat rivayet etmiştir. Yine Hulefâ-yi Râşidîn'den rivayet olunduğuna göre onlar, kendilerinden sonra ümmetin fırkalara ayrılacağını zikretmişler ve bu fırkalardan kurtuluşa eren fırkanın (fırka-i nâciyenin) yalnızca bir tane olduğunu, diğerlerinin dünyada dalâlet, âhirette ise helâk üzere bulunduğunu belirtmişlerdir. Nebî (s.a.v.)'den Kaderiyye'yi zemmeden rivayetler gelmiş olup onlar bu ümmetin Mecûsîleridir. Yine ondan (s.a.v.), Kaderiyye ile birlikte Mürcie'yi zemmeden rivayetler gelmiştir. Ayrıca ondan Mârikîn'i [Havâric'i] zemmeden rivayetler de gelmiştir. Kezâ ulemâdan büyük zatlardan da rivayet olunmuştur.
مِلَّة كلهم فِي النَّار الا مِلَّة وَاحِدَة قَالُوا يَا رَسُول الله من الْملَّة الْوَاحِدَة الَّتِي تنْقَلب قَالَ مَا أَنا عَلَيْهِ وأصحابي أخبرنَا القَاضِي أَبُو مُحَمَّد عبد الله بن عمر الْمَالِكِي قَالَ حَدثنَا أبي عَن أَبِيه قَالَ حَدثنَا الْوَلِيد بن مسلمة قَالَ حَدثنَا الاوزاعي قَالَ حَدثنَا قَتَادَة عَن انس عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم قَالَ إِن بنى إِسْرَائِيل افْتَرَقت على إِحْدَى وَسبعين فرقة وَإِن امتى سَتَفْتَرِقُ على ثِنْتَيْنِ وَسبعين فرقة كلهَا فِي النَّار إِلَّا وَاحِدَة وهى الْجَمَاعَة قَالَ عبد القاهر للْحَدِيث الْوَارِد فِي افْتِرَاق الامة أَسَانِيد كَثِيرَة وَقد رَوَاهُ عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم جمَاعَة من الصَّحَابَة كأنس بن مَالك وَأبي هُرَيْرَة وَأبي الدَّرْدَاء وَجَابِر وَأبي سعيد الْخُدْرِيّ وَأبي بن كَعْب وَعبد الله بن عَمْرو بن الْعَاصِ وَأبي امامة ووائله بن الاسقع وَغَيرهم وَقد روى عَن الْخُلَفَاء الرَّاشِدين أَنهم ذكرُوا افْتِرَاق الامة بعدهمْ فرقا وَذكروا أَن الْفرْقَة النَّاجِية مِنْهَا فرقة وَاحِدَة وسائرها على الضلال فِي الدُّنْيَا والبوار فِي الْآخِرَة وروى عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم ذمّ الْقَدَرِيَّة وَأَنَّهُمْ مجوس هَذِه الامة وروى عَنهُ ذمّ المرجئة مَعَ الْقَدَرِيَّة وروى عَنهُ أَيْضا ذمّ المارقين وهم الْخَوَارِج وروى عَن أَعْلَام
Sahabe, Kaderiyye, Mürcie ve Havaric-i Mârika’yı zemmetmiştir. Ali (r.a.) onları ez-Zehrâ adıyla meşhur hutbesinde anmış ve bu hutbede ehl-i edîmvat’tan teberrî etmiştir. Nitekim kendilerine birtakım makaleler nispet edilen fırkaların akıl sahibi her mensubu bilir ki Resûlullah (s.a.v.) zemmolunmuş fırkalardan —ki bunlar ehl-i nârdır— maksadı, fıkıh furûunda ihtilâf edip dînî usûlde ittifak eden fukahâ fırkaları değildir. Zira Müslümanlar, helâl ve haramın furûunda ihtilâf ettikleri hususlarda iki kavil üzeredir: Birincisi, fıkıh furûunda bütün müctehidlerin tasvîb edildiği görüşünde olanların kavlidir; onlara göre bütün fıkıh fırkaları isabet etmiştir. İkincisi ise her fer‘de ihtilâf edenlerden yalnız birinin isabetli, diğerlerinin hatalı olduğunu; ancak bu hatanın, hatayı işleyeni tadlîl etmeyi gerektirmediğini savunanların kavlidir. Resûlullah (s.a.v.) zemmolunmuş fırkaları zikretmekle ancak adl ve tevhid bablarında yahut va‘d ve vaîd hususunda yahut kader ve istitâa babında yahut hayır ve şerrin takdirinde yahut hidayet ve dalalet babında yahut irade ve meşîet babında yahut rü’yet ve idrâk babında yahut sıfat babında fırka-i nâciyeye muhalefet eden ehl-i ehvâ-i dâlle fırkalarını kasdetmiştir.
الصَّحَابَة ذمّ الْقَدَرِيَّة والمرجئة والخوارج المارقة وَقد ذكرهم على رضى الله عَنهُ فِي خطبَته الْمَعْرُوفَة بالزهراء وبرىء فِيهَا من اهل الاديموات وَقد علم كل ذِي عقل من أَصْحَاب المقالات المنسوبة الى أَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم عليه السلام لم يرد بِالْفرقِ المذمومة الَّتِي أهل النَّار فرق الْفُقَهَاء الَّذين اخْتلفُوا فِي فروع الْفِقْه مَعَ اتِّفَاقهم على اصول الدّين لَان الْمُسلمين فِيمَا اخْتلفُوا فِيهِ من فروع الْحَلَال وَالْحرَام على قَوْلَيْنِ أَحدهمَا قَول من يرى تصويب الْمُجْتَهدين كلهم فِي فروع الْفِقْه وَفرق الْفِقْه كلهَا عِنْدهم مصيبون وَالثَّانِي قَول من يرى فِي كل فرع تصويب وَاحِد من المتخلفين فِيهِ وتخطئة البَاقِينَ من غير تضليل مِنْهُ للمخطىء فِيهِ وَإِنَّمَا فصل النَّبِي عليه السلام بِذكر الْفرق المذمومة فرق أَصْحَاب الْأَهْوَاء الضَّالة الَّذين خالفوا الْفرْقَة النَّاجِية فِي ابواب الْعدْل والتوحيد أَو فِي الْوَعْد والوعيد أَو فِي بابى الْقدر والاستطاعة أَو فِي تَقْدِير الْخَيْر وَالشَّر أَو فِي بَاب الْهِدَايَة والضلالة أَو فِي بَاب الْإِرَادَة والمشيئة أَو فِي بَاب الروية والإدراك أَو فِي بَاب صِفَات
Allah Azze ve Celle'nin, esmâ-i hüsnâsının ve sıfatlarının bulunduğu bâbta yahut ta‘dîl ve tecvîz bâblarından birinde veyahut nübüvvet bâbı ile şartları ve benzeri, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in re'y ve hadis ekolünden olan iki grubun üzerinde ittifak ettiği tek bir asıl üzere bulunan bâblarda —ki bu asılda Kaderiyye, Havâric, Revâfız, Neccâriyye, Cehmiyye, Mücessime ve Müşebbihe ile dalâlet fırkalarından onlara tâbi olan sapkın hevâ ehli muhalefet etmişlerdir— adl, tevhid, kubur ve selef hususunda ihtilâf edenler; rü'yet, sıfatlar, ta‘dîl ve tecvîz ile nübüvvet ve imâmet şartlarında müttehid oldukları hâlde birbirlerini tekfîr etmektedirler. Böylece ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağına dair rivayet edilen hadisin te’vîli, fıkıh imamlarının fürû-i ahkâmdan helâl ve haram bâblarında ihtilâf ettikleri nev‘ilere değil, işte bu nev‘i ihtilâfa hamledilmekle sahih olur. Zira fürû‘ ahkâmında ihtilâf ettikleri hususlarda aralarında ne tekfîr ne de tadlîl vardır. Ümmetin iftirâkı hakkında rivayet edilen haberin te’vîli kendilerine râci‘ olan fırkaları, içinde bulunduğumuz bâbı takip eden bâbta, Allah Azze ve Celle dilerse zikredeceğiz.
لله عز وجل وأسمائه وأوصافه أَو فِي بَاب من أَبْوَاب التَّعْدِيل والتجويز أَو فِي بَاب من أَبْوَاب النُّبُوَّة وشروطها وَنَحْوهَا من الابواب الَّتِي اتّفق عَلَيْهَا أهل السّنة وَالْجَمَاعَة من فريقى الرأى والْحَدِيث على أصل وَاحِد خالفهم فِيهَا أهل الْأَهْوَاء الضَّالة من الْقَدَرِيَّة والخوارج وَالرَّوَافِض والنجارية والجهمية والمجسمة والمشبهة وَمن جرى من فرق الضلال فان الْمُخْتَلِفين فِي الْعدْل والتوحيد والقبور والاسلاف متحدو الروية وَالصِّفَات وَالتَّعْدِيل والتجويز وفى شُرُوط النُّبُوَّة والإمامة يكفر بَعضهم بَعْضًا فصح تَأْوِيل الحَدِيث المروى فِي افْتِرَاق الْأمة ثَلَاثًا وَسبعين فرقة الى هَذَا النَّوْع من الِاخْتِلَاف دون الانواع الَّتِي اخْتلفت فِيهَا ائمة الْفِقْه من فروع الاحكام فِي أَبْوَاب الْحَلَال وَالْحرَام أَو لَيْسَ فِيمَا بَينهم تَكْفِير وَلَا تضليل فِيمَا اخْتلفُوا فِيهِ من احكام الْفُرُوع وَسَنذكر الْفرق الَّتِي رَجَعَ اليهم تَأْوِيل الْخَبَر المروى فِي افْتِرَاق الامة فِي الْبَاب الَّذِي يلى مَا نَحن فِيهِ إِن شَاءَ الله عز وَجل
Bu kitabın bâblarından ikinci bâb, ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılış keyfiyeti hakkındadır. Ve bu bâbın kapsamında, İslâm milleti adı altında toplanan fırkaların beyanı da yer almaktadır. Bu bâbda iki fasıl bulunur: Bunlardan birincisi, İslâm milleti adı altında ihtilâf eden fırkaları birleştiren ortak mânânın beyanıdır. İkinci fasıl ise, ümmetin ihtilâf keyfiyetinin beyanı ve onun yetmiş üç fırkasının sayısının tespiti hakkındadır. Bu iki faslın her birinde, gereğini inşallah azze ve celle zikredeceğiz.
Birinci Fasıl: Tafsilâttan önce, genel olarak İslâm milleti adı altında ihtilâf eden fırkaları birleştiren ortak mânânın beyanı hakkındadır. İslâm'a nisbet edilenler, umumî isimle İslâm milletine dahil olan kimseler hakkında ihtilâf etmişlerdir. Ebü'l-Kasım el-Ka'bî, Makalat adlı eserinde şu iddiada bulunmuştur: "Ümmet-i İslâm" diyen kimsenin sözü, Muhammed (s.a.v.)'in nübüvvetini ikrar eden herkese şâmil olur. Ve her...
الْبَاب الثَّانِي من أَبْوَاب هَذَا الْكتابفِي كَيْفيَّة افْتِرَاق الامة ثَلَاثًا وَسبعين وفى ضمنه بَيَان الْفرق الَّذين يجمعهُمْ اسْم مِلَّة الاسلام فِي الْجُمْلَة يَقع فِي هَذَا الْبَاب فصلان أَحدهمَا فِي بَيَان الْمَعْنى الْجَامِع للْفرق الْمُخْتَلفَة فِي اسْم مِلَّة الاسلام فِي الْجُمْلَة والفصل الثَّانِي فِي بَيَان كَيْفيَّة اخْتِلَاف الامة وَتَحْصِيل عدد فرقها الثَّلَاث وَسبعين وَسَنذكر فِي كل وَاحِد من هذَيْن الْفَصْلَيْنِ مُقْتَضَاهُ ان شَاءَ الله عز وجلالْفَصْل الاولفِي بَيَان الْمَعْنى الْجَامِع للْفرق الْمُخْتَلفَة فِي اسْم مِلَّة الاسلام على الْجُمْلَة قبل التَّفْصِيل اخْتلف المنتسبون الى الاسلام فِي الَّذين يدْخلُونَ بِالِاسْمِ الْعَام فِي مِلَّة الاسلام فَزعم أَبُو الْقَاسِم الكعبى فِي مقالاته أَن قَول الْقَائِل امة الاسلام تقع على كل مقرّ بنبوة مُحَمَّد صلى الله عليه وسلم وان كل مَا
O (bunu) hak olarak getirmiştir; bundan sonraki sözü her ne olursa olsun. Bir topluluk, ümmet-i İslâm’ın, namazın Kâbe cihetine doğru kılınmasının vâcip olduğunu gören herkes olduğunu iddia etmiştir. Horasan’ın mücessime fırkasından Kerâmiyye ise, ümmet-i İslâm’ın, İslâm’ın iki şehadetini lafzen ikrar eden herkesi kapsayıcı olduğunu iddia etmiş ve şöyle demişlerdir: “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” diyen her kimse, o gerçekten mümindir ve İslâm milleti ehlindendir; bu sözünde samimi olsun yahut kalbinde küfrü ve zındıklığı gizleyen bir münafık olsun fark etmez. İşte bu sebeple, Resûlullah (s.a.v.) dönemindeki münafıkların, münafık olduklarına inanmalarına ve iki şehadeti açıkça söylemelerine rağmen, hakikatte mümin olduklarını ve imanlarının Cebrâil, Mikâil, peygamberler ve meleklerin imanı gibi olduğunu iddia etmişlerdir. Bu söz, Kâ‘bî’nin İslâm’a dair tefsirlerindeki sözüyle birlikte, İsfahan Yahudilerinden Îseviyye’nin sözüyle nakza uğrar. Zira Îseviyye, Peygamberimiz Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvetini ve O’nun getirdiği her şeyin hak olduğunu ikrar eder; fakat O’nun yalnızca Araplara gönderildiğini, Benî İsrâil’e gönderilmediğini iddia ederler. Ayrıca “Muhammed Allah’ın resûlüdür” derler, buna rağmen onlar İslâm fırkaları arasında sayılmazlar. Yahudilerin Şârkânîlerinden bir topluluk ise, reisleri meşhur Şârkân’dan rivayetle, Muhammed’in Araplara ve yahudiler dışındaki bütün insanlara resûl olduğunu ve yine ondan Kur’an’ın, bütün ezan, ikāme, beş vakit namaz ve Ramazan ayı orucunun hak olduğunu söylediğini nakletmişlerdir.
جَاءَ بِهِ حق كَائِنا قَوْله بعد ذَلِك مَا كَانَ وَزعم قوم أَن أمة الْإِسْلَام كل من يرى وجوب الصَّلَاة الى جِهَة الْكَعْبَة وَزَعَمت الكرامية مجسمة خُرَاسَان أَن امة الاسلام جَامِعَة لكل من أقرّ بشهادتي الاسلام لفظا وَقَالُوا كل من قَالَ لَا اله الا الله مُحَمَّد رَسُول الله فَهُوَ مُؤمن حَقًا وَهُوَ من أهل مِلَّة الاسلام سَوَاء كَانَ مخلصا فِيهِ أَو منافقا مُضْمر الْكفْر فِيهِ والزندقة وَلِهَذَا زَعَمُوا أَن الْمُنَافِقين فِي عهد رَسُول الله صلى الله عليه وسلم كَانُوا مُؤمنين حَقًا وَكَانَ ايمانهم كايمان جِبْرِيل وميكاءيل والانبياء وَالْمَلَائِكَة مَعَ اعْتِقَادهم النِّفَاق وَإِظْهَار الشَّهَادَتَيْنِ وَهَذَا القَوْل مَعَ قَول الكعبى فِي تفسيراته الاسلام ينْتَقض بقول العيسوية من يهود أَصْبَهَان فانهم يقرونَ بنبوة نَبينَا مُحَمَّد صلى الله عليه وسلم وَبِأَن كل مَا جَاءَ بِهِ حق وَلَكنهُمْ زَعَمُوا انه بعث الى الْعَرَب لَا الى بنى اسرائيل وَقَالُوا ايضا مُحَمَّد رَسُول الله وَمَا هم معدودين فِي فرق الاسلام وَقوم من شاركانية الْيَهُود حكوا عَن زعيمهم الْمَعْرُوف بشاركان أَنه قَالَ أَن مُحَمَّدًا رَسُول الله الى الْعَرَب والى سَائِر النَّاس مَا خلا الْيَهُود وَأَنه قَالَ أَن الْقُرْآن حق وكل الاذان وَالْإِقَامَة والصلوات الْخمس وَصِيَام شهر رَمَضَان
Ve Kâbe'yi haccetmek (dahî) bütün bunlar haktır; lâkin bu Müslümanlara meşrû kılınmıştır, Yahudilere değil. Bunu bazı Şarkâniyye mensupları yapmış olabilir; onlar, "Allah'tan başka ilâh yoktur" ve "Muhammed Allah'ın Resûlüdür" şehadetlerini ikrar ettikleri ve onun dininin hak olduğunu kabul ettikleri hâlde, İslâm şeriatının kendilerini bağlamadığını söylemeleri sebebiyle bunca şeye rağmen İslâm ümmetinden değildirler. "İslâm milleti adı, namazın Mekke'de dikili bulunan Kâbe'ye doğru kılınmasının vâcip olduğunu gören herkes hakkında vâkidir" diyenin sözüne gelince: Hicaz fakihlerinden bir kısmı bu görüşü benimsemiş; ashâbü'r-re'y ise, Ebû Hanîfe'den rivâyet edildiği üzere, Kâbe'ye doğru namaz kılmanın vücûbunu ikrar edip de onun yerinde şüphe edenin îmânını sahih görmesi sebebiyle bunu reddetmiştir. Ashâbü'l-hadîs ise, Kâbe'nin yerinde şüphe edenin îmânını sahih görmedikleri gibi, Kâbe'ye doğru namaz kılmanın vücûbunda şüphe edenin de îmânını sahih görmezler. Bizim yanımızda doğru olan şudur: İslâm ümmeti, âlemin sonradan yaratıldığını, onu yaratıcının tevhîdini, O'nun kıdemini, sıfatlarını, adâletini, hikmetini ve O'ndan teşbîhin nefyini; Muhammed (s.a.v.)'in nübüvvetini ve bütün insanlara risâletini, şeriatının teyîd edildiğini, onun getirdiği her şeyin hak olduğunu, Kur'ân'ın şer'î hükümlerin kaynağı olduğunu ve Kâbe'nin kendisine doğru namaz kılınması vâcip olan kıble olduğunu ikrar edenleri içine alır. İşte bütün bunları ikrar edip de küfre götüren bir bid'atle karıştırmayan kimse, Sünnî muvahhiddir. Eğer bu zikrettiğimiz ikrarlara çirkin bir bid'at eklerse, o zaman durum incelenir; şâyet...
وَحج الْكَعْبَة كل ذَلِك حق غير أَنه مَشْرُوع للْمُسلمين دون الْيَهُود وَرُبمَا فعل ذَلِك بعض الشاركانية قد أقرُّوا بشهادتي أَن لَا اله الا الله وَأَن مُحَمَّدًا رَسُول الله واقروا بِأَن دينه حق وَمَا هم مَعَ ذَلِك من أمة الاسلام لقَولهم بَان شَرِيعَة الاسلام لَا تلزمهم وَأما قَول من قَالَ ان اسْم مِلَّة الاسلام امْر وَاقع على كل من يرى وجوب الصَّلَاة الى الْكَعْبَة المنصوبة بِمَكَّة فقد رضى بعض فُقَهَاء الْحجاز هَذَا القَوْل وَأنْكرهُ أَصْحَاب الرأى لما روى عَن أبي حنيفَة أَن صحّح إِيمَان من أقرّ بِوُجُوب الصَّلَاة الى الْكَعْبَة وَشك فِي موضعهَا وَأَصْحَاب الحَدِيث لَا يصححون إِيمَان من شكّ فِي مَوضِع الْكَعْبَة كَمَا لَا يصححون إِيمَان من شكّ فِي وجوب الصَّلَاة الى الْكَعْبَةوَالصَّحِيح عندنَا أَن أمة الاسلام تجمع المقرين بحدوث الْعَالم وتوحيد صانعه وَقدمه وَصِفَاته وعدله وحكمته وَنفى التَّشْبِيه عَنهُ وبنبوة مُحَمَّد صلى الله عليه وسلم ورسالته الى الكافة وبتأييد شَرِيعَته وَبِأَن كل مَا جَاءَ بِهِ حق وَبِأَن الْقُرْآن منبع أَحْكَام الشَّرِيعَة وَأَن الْكَعْبَة هِيَ الْقبْلَة الَّتِي تجب الصَّلَاة اليها فَكل من أقرّ بذلك كُله وَلم يشبه ببدعة تُؤَدّى الى الْكفْر فَهُوَ السنى الموحد وَأَن ضم الى الاقوال بِمَا ذَكرْنَاهُ بِدعَة شنعاء نظر فَإِن
Her kim Bâtınî, Beyânî, Muğîrî veya Hattâbî bid‘atlerinden birine mensup olup imamların ilâhlığına veya bazı imamların ilâhlığına inanırsa; yahut hulûl mezheplerinden veya tenasüh ehlinin bazı mezheplerinden olursa; yahut Havâric’ten Meymûniyye mezhebinden olup torun kızlarının (kız çocuklarının kızları ile oğul çocuklarının kızlarının) nikâhını helâl sayarsa; yahut İbâzıyye’den Yezîdiyye mezhebine tâbi olup İslâm şeriatının ahir zamanda neshedileceğini söylerse; yahut Kur’ân’ın nassan haram kıldığını helâl, yahut yoruma ihtimali olmayan nassıyla helâl kıldığını haram sayarsa — işte bu kimse İslâm ümmetinden değildir ve ona bir ikram yoktur. Şayet onun bid‘ati Mu‘tezile, Havâric, İmâmiyye Râfızası, Zeydiyye bid‘atlerinden veya Buhâriyye, Cehmiyye, Dırâriyye, Mücessime bid‘atlerinden ise, o kimse bazı hükümlerde ümmetten sayılır: Müslüman kabirlerine defnedilmesi caiz olur; Müslümanlarla birlikte savaşa katılırsa fey’ ve ganimetten payı engellenmez; mescidlerde namaz kılmasına mâni olunmaz. Bunun dışındaki hükümlerde ise ümmetten sayılmaz: Cenaze namazı kılınmaz, arkasında namaz kılınmaz, kestiği hayvan helâl olmaz, onun Sünnî bir kadınla nikâhlanması caiz olmaz; yine Sünnî bir erkeğin, eğer kadın onların itikadında ise, o kadınla evlenmesi helâl olmaz. Nitekim Alî b. Ebî Tâlib (r.a.) Havâric’e şöyle buyurmuştur: “Sizinle savaşa biz başlamayız, Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adını anmanızı engellemeyiz, elleriniz bizim elimizle birlikte olduğu sürece sizi fey’den mahrum bırakmayız.” Allah en iyi bilendir.
كَانَ على بِدعَة الباطنية أَو البيانية أَو الْمُغيرَة اَوْ الخطابية الَّذين يَعْتَقِدُونَ إلهية الائمة اَوْ إلهية بعض الْأَئِمَّة اَوْ كَانَ على مَذَاهِب الْحُلُول أَو على بعض مَذَاهِب اهل التناسخ اَوْ على مَذْهَب الميمونية من الْخَوَارِج الَّذين أباحوا نِكَاح بَنَات الْبَنَات وَبَنَات الْبَنِينَ أَو على مَذْهَب اليزيدية من الاباضية فِي قَوْلهَا بَان شَرِيعَة الاسلام تنسخ فِي آخر الزَّمَان أَو أَبَاحَ مَا نَص الْقُرْآن على تَحْرِيمه أَو حرم مَا أَبَاحَهُ الْقُرْآن نصا لَا يحْتَمل التَّأْوِيل فَلَيْسَ هُوَ من أمة الاسلام وَلَا كَرَامَة لَهُ وان كَانَت بدعته من جنس بدع الْمُعْتَزلَة أَو الْخَوَارِج أَو الرافضة الامامية أَو الزيدية أَو من بدع البخارية أَو الْجَهْمِية أَو الضرارية أَو المجسمة فَهُوَ من الامة فِي بعض الاحكام وَهُوَ جَوَاز دَفنه فِي مَقَابِر الْمُسلمين وفى أَلا يمْنَع حَظه من الفىء وَالْغنيمَة ان غزا مَعَ الْمُسلمين وَفِي أَلا يمْنَع من الصَّلَاة فِي الْمَسَاجِد وَلَيْسَ من الامة فِي احكام سواهَا وَذَلِكَ أَلا تجوز الصَّلَاة عَلَيْهِ وَلَا خَلفه وَلَا تحل ذَبِيحَته وَلَا نِكَاحه لامْرَأَة سنية وَلَا يحل للسنى أَن يتَزَوَّج الْمَرْأَة مِنْهُم اذا كَانَت على اعْتِقَادهم وَقد قَالَ عَليّ بن أبي طَالب رضي الله عنه للخوارج علينا ثَلَاث لَا نبدؤكم بِقِتَال وَلَا نمنعكم مَسَاجِد الله أَن تَذكرُوا فِيهَا اسْم الله وَلَا نمنعكم من الفىء مَا دَامَت أَيْدِيكُم مَعَ أَيْدِينَا وَالله أعلم
Bu bâbın ikinci faslı; ümmetin ihtilafının keyfiyetini ve yetmiş üç fırkasının sayısının tahsilini beyan etmektedir. Müslümanlar, Resûlullah (s.a.v.)'in vefatı esnasında, dînin usûl ve fürûunda tek bir minhâc üzere idiler; zâhirde ittifak gösterip bâtında nifak besleyenler müstesnâ. Aralarında vuku bulan ilk ihtilâf ise Nebî (aleyhisselâm)'ın vefatı hakkındaki ihtilâflarıdır. Onlardan bir zümre, onun (aleyhisselâm) ölmediğini, bilâkis Allah Teâlâ'nın onu, Îsâ b. Meryem'i kendisine ref‘ettiği gibi ref‘etmeyi murâd ettiğini iddia etti. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) onlara Allah'ın Resûlü'ne (aleyhisselâm) hitaben: «Şüphesiz sen öleceksin, onlar da ölecekler» kavlini tilâvet edince bu ihtilâf zâil oldu ve cümleten onun vefatını ikrâr ettiler. Onlara dedi ki: «Kim Muhammed'e ibadet ediyorsa, muhakkak ki Muhammed ölmüştür; kim Muhammed'in Rabbine ibadet ediyorsa, O diridir, ölmez.» Sonra bunun ardından Nebî (s.a.v.)'in defnedileceği mevzi hakkında ihtilâf ettiler. Mekke ehli, onun (s.a.v.) Mekke'ye iâdesini arzuladı; zîrâ orası onun doğum yeri, peygamber olarak gönderildiği belde, kıblesi, neslinin bulunduğu yerdir ve orada ceddî İsmâil (aleyhisselâm)'in kabri de bulunmaktadır. Medîne ehli ise onun (s.a.v.) Medîne'ye defnedilmesini istedi; çünkü orası onun hicret yurdu ve ensârının diyârı idi. Bir başka grup ise onun (s.a.v.) Kudüs toprağına nakledilmesini söyledi.
الْفَصْل الثَّانِي من هَذَا الْبَابفِي بَيَان كَيْفيَّة اخْتِلَاف الامة وَتَحْصِيل عدد فرقها الثَّلَاث وَالسبْعين كَانَ الْمُسلمُونَ عِنْد وَفَاة رَسُول الله صلى الله عليه وسلم على منهاج وَاحِد فِي اصول الدّين وفروعه غير من أظهر وفَاقا وأضمر نفَاقًا وَأول خلاف وَقع مِنْهُم اخْتلَافهمْ فِي موت النَّبِي عليه السلام فَزعم قوم مِنْهُم أَنه لم يمت وَإِنَّمَا أَرَادَ الله تَعَالَى رَفعه اليه كَمَا رفع عِيسَى بن مَرْيَم اليه وَزَالَ هَذَا الْخلاف وَأقر الْجَمِيع بِمَوْتِهِ حِين تَلا عَلَيْهِم أَبُو بكر الصّديق قَول الله لرَسُوله عليه السلام إِنَّك ميت وَإِنَّهُم ميتون وَقَالَ لَهُم من كَانَ يعبد مُحَمَّدًا فان مُحَمَّدًا قد مَاتَ وَمن كَانَ يعبد رب مُحَمَّد فانه حَيّ لَا يَمُوت ثمَّ اخْتلفُوا بعد ذَلِك فِي مَوضِع دفن النَّبِي صلى الله عليه وسلم فَأَرَادَ أهل مَكَّة رده الى مَكَّة لانها مولده ومبعثه وقبلته وَمَوْضِع نَسْله وَبهَا قبر جده إِسْمَاعِيل عليه السلام وَأَرَادَ أهل الْمَدِينَة دَفنه بهَا لِأَنَّهَا دَار هجرته وَدَار أنصاره وَقَالَ آخَرُونَ بنقله الى أَرض الْقُدس
Onu (Hz. Peygamber s.a.v.'i) Beytülmakdis'te, dedesi Halîlullah İbrahim (a.s.)'in kabrinin yanına defnetme (konusunda ihtilâf ettiler). Nihayet Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.)'ın, Peygamber (s.a.v.)'den, "Peygamberler, ruhlarının kabzedildiği yere defnedilirler" hadisini onlara rivayet etmesiyle bu ihtilâf sona erdi. Bunun üzerine onu Medine'deki hücresine defnettiler. Daha sonra imamet (hilâfet) meselesinde ihtilâf ettiler. Ensâr, Hazrec'in ileri gelenlerinden Sa‘d b. Ubâde'ye biat etmeye yöneldi. Kureyş ise, "İmamet ancak Kureyş'te olur" dedi. Sonra Ensâr, Peygamber (s.a.v.)'in "İmamlar Kureyş'tendir" sözünü kendilerine rivayet edince Kureyş'e boyun eğdi. Bu ihtilâf günümüze kadar süregelmiştir. Zira Dırâr veya Hâricîler, imametin Kureyş dışında da caiz olduğunu söylemişlerdir. Sonra Fedek meselesinde ve peygamberlerden (a.s.) miras bırakılması konusunda ihtilâf ettiler. Nihayet Ebû Bekir (r.a.)'in, Peygamber (s.a.v.)'den rivayet ettiği "Peygamberler miras bırakmazlar" hükmüyle bu hususta kazâ (hüküm) verildi. Daha sonra zekâtın gerekliliği konusunda (zekât vermeyenlerle savaşma) ihtilâf ettiler. Nihayet Ebû Bekir'in, onlarla savaşmanın vâcip olduğu görüşünde ittifak ettiler. Daha sonra Tuleyhâ'nın peygamberlik iddia edip irtidat etmesi üzerine onunla savaşmakla meşgul oldular. Nihayet o, Şam'a kaçtı. Daha sonra Ömer (r.a.) devrinde İslâm'a döndü ve Sa‘d b. Ebî Vakkâs ile birlikte Kadisiye Savaşı'na katıldı. Daha sonra Nihâvend Savaşı'na katıldı ve orada şehid olarak öldürüldü. Sonra Müseylimetü'l-Kezzâb ile savaşmakla meşgul oldular. Nihayet Allah teâlâ onun işini bitirdi.
وَدَفنه بِبَيْت الْمُقَدّس عِنْد قبر جده إِبْرَاهِيم الْخَلِيل عليه السلام وَزَالَ هَذَا الْخلاف بِأَن روى لَهُم أَبُو بكر الصّديق عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم إِن الْأَنْبِيَاء يدفنون حَيْثُ يقبضون فدفنوه فِي حجرته بِالْمَدِينَةِ ثمَّ اخْتلفُوا بعد ذَلِك فِي الامامة وأذعنت الانصار الى الْبيعَة لسعد بن عبَادَة الخزرجي وَقَالَت قُرَيْش ان الْإِمَامَة لَا تكون الا فِي قُرَيْش ثمَّ أذعنت الانصار لقريش لما روى لَهُم قَول النَّبِي صلى الله عليه وسلم الْأَئِمَّة من قُرَيْش وَهَذَا الْخلاف بَاقٍ الى الْيَوْم لَان ضِرَارًا اَوْ الْخَوَارِج قَالُوا بِجَوَاز الْإِمَامَة فِي غير قُرَيْش ثمَّ اخْتلفُوا بعد ذَلِك فِي شَأْن فدك وفى تَوْرِيث التركات عَن الانبياء عليهم السلام ثمَّ نفذ فِي ذَلِك قَضَاء ابي بكر بروايته عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم ان الانبياء لَا يورثون ثمَّ اخْتلفُوا بعد ذَلِك فِي مَا نعى وجوب الزَّكَاة ثمَّ اتَّفقُوا على رَأْي أبي بكر فِي وجوب قِتَالهمْ ثمَّ اشتغلوا بعد ذَلِك بِقِتَال طليحة حِين تبنى وارتد حَتَّى انهزم الى الشَّام ثمَّ رَجَعَ فِي أَيَّام عمر الى الاسلام وَشهد مَعَ سعد بن أبي وَقاص حَرْب الْقَادِسِيَّة وَشهد بعد ذَلِك حَرْب نهاوند وَقتل بهَا شَهِيدا ثمَّ اشتغلوا بعد ذَلِك بِقِتَال مُسَيْلمَة الْكذَّاب الى أَن كفى الله تَعَالَى امْرَهْ
Sicâh'ın nübüvvet iddiası meselesi ve Esved b. Zeyd el-Ansî'nin durumu. Ardından, Allah teâlâ onların işini bitirene kadar diğer mürtedlerin katliyle meşgul oldular. Sonra, Rumlar ve Acemlerle savaşa giriştiler ve Allah teâlâ onlara fetihler nasip etti. Bütün bu olaylar esnasında adalet, tevhid, va‘d ve vaîd ile diğer dinin usûlü konularında tek bir söz üzere idiler. Farklılaştıkları hususlar ancak fıkhın fürûunda olurdu: Kardeşlerle birlikte dedenin mirası meselesi; ana-baba ile yahut sadece baba ile birlikte kız kardeşlerin durumu; adalet meseleleri; kelâle; redd; babanın asabe oluşu; ana-baba bir yahut sadece baba bir kız kardeşlerin kız evlat yahut oğul kızı ile asabe oluşu gibi. Keza velâ hakkında ihtilaf ettiler ve haram kılma meselesi ile benzeri hususlarda farklı görüşler ileri sürdüler. Bu ihtilafları ne tekfîre ne de tefsîka yol açtı. Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) devrinde ve Osman (r.a.) hilâfetinin altı yılında bu birlik hâli üzere idiler. Ardından, Osman (r.a.) hakkında birtakım hoşnutsuzluk duydukları hususlar sebebiyle ihtilafa düştüler. Nihayet zalimleri, onu öldürmeye cesaret etti. Katlinden sonra ise katilleri ve kendisini yalnız bırakanlar hakkında bu güne kadar süregelen bir ihtilafa düştüler. Daha sonra Alî (r.a.) ve Cemel ashabı meselesinde; Muâviye ve Sıffîn ehli konusunda; iki hakemin —Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ile Amr b. el-Âs (r.a.)— hükmü hakkında bu güne kadar bâki kalan bir ihtilafa düştüler. Nihayet sahabenin sonraki nesilleri zamanında, kader ve istitâat konusunda Ma‘bed el-Cühenî, Gaylân ed-Dımeşkî ve Ca‘d b. Dirhem gibi şahıslar eliyle Kaderiyye’nin ihtilafı ortaya çıktı.
وَأمر سجَاح المتنبية وَأمر الاسود بن زيد العنسى ثمَّ اشتغلوا بعد ذَلِك بقتل سَائِر الْمُرْتَدين الى أَن كفى الله تَعَالَى أَمرهم ثمَّ اشتغلوا بعد ذَلِك بِقِتَال الرّوم والعجم وَفتح الله تَعَالَى لَهُم الْفتُوح وهم فِي اثناء ذَلِك كُله على كلمة وَاحِدَة فِي أَبْوَاب الْعدْل والتوحيد والوعد والوعيد وفى سَائِر اصول الدّين وانما كَانُوا يَخْتَلِفُونَ فِي فروع الْفِقْه كميراث الْجد مَعَ الاخوة وَالْأَخَوَات مَعَ الْأَب وَالأُم اَوْ مَعَ الْأَب وكمسائل الْعدْل والكلالة وَالرَّدّ وتعصيب الْأَخَوَات من الْأَب وَالأُم اَوْ من الْأَب مَعَ الْبِنْت اَوْ بنت الابْن وكاختلافهم فِي جر الولا وفى مسئلة الْحَرَام وَنَحْوهَا مِمَّا لم يُورث اخْتلَافهمْ فِيهِ تضليلا وَلَا تفسيقا وَكَانُوا على هَذِه الْجُمْلَة فِي ايام أبي بكر وَعمر وست سِنِين من خلَافَة عُثْمَان ثمَّ اخْتلفُوا بعد ذَلِك فِي أَمر عُثْمَان لِأَشْيَاء نقموها مِنْهُ حَتَّى أقدم لاجلها ظالموه على قَتله ثمَّ اخْتلفُوا بعد قَتله فِي قاتليه وخاذليه اخْتِلَافا بَاقِيا الى يَوْمنَا هَذَا ثمَّ اخْتلفُوا بعد ذَلِك فِي شَأْن على واصحاب الْجمل وَفِي شَأْن مُعَاوِيَة واهل صفّين وَفِي حكم الْحكمَيْنِ أبي مُوسَى الْأَشْعَرِيّ وَعَمْرو بن الْعَاصِ اخْتِلَافا بَاقِيا الى الْيَوْم ثمَّ حدث فِي زمَان الْمُتَأَخِّرين من الصَّحَابَة خلاف الْقَدَرِيَّة فى الْقدر والاستطاعة من معبد الْجُهَنِىّ وغيلان الدِّمَشْقِي والجعد بن دِرْهَم
Sahâbenin sonra gelenleri —Abdullah b. Ömer, Câbir b. Abdullah, Ebû Hureyre, İbn Abbas, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Ebî Evfâ, Ukbe b. Âmir el-Cühenî ve akranları— onlardan [Kaderiyye'den] teberrî ettiler ve kendilerinden sonrakilere, Kaderiyye'ye selâm vermemeleri, cenâzelerinde namaz kılmamaları ve hastalarını ziyaret etmemeleri hususunda vasiyette bulundular. Sonra bundan sonra Havâric kendi aralarında ihtilâf etti ve yaklaşık yirmi fırkaya ayrıldı; her biri diğerini tekfîr ediyordu. Ardından Hasan-ı Basrî zamanında, Vâsıl b. Atâ el-Gazzâl'in kader ve «iki mertebe arasındaki mertebe» (el-menzile beyne'l-menzileteyn) konusundaki muhâlefeti zuhur etti. Ona bid‘atında Amr b. Ubeyd b. Bâb da katıldı. Hasan-ı Basrî ikisini de meclisinden kovdu; bunun üzerine onlar Basra Mescidi'nin direklerinden bir direğe çekildiler. İşte onlara ve tâbilerine, ümmetin sözünden ayrıldıkları (i‘tizâl) için «Mu‘tezile» denildi; zira onlar, İslâm ümmetinden olan fâsıkın ne mümin ne de kâfir olduğunu iddia ediyorlardı. Râfizîlere gelince, onlardan Sebâbiyye, Ali (r.a.) zamanında bid‘atlarını izhâr ettiler. İçlerinden bazıları Ali'ye: «Sen ümmetsin!» dediler. Bunun üzerine Ali (r.a.) onlardan bir topluluğu yaktı ve İbn Sebe'yi Medâin'in Sebât'ına sürgün etti. Bu fırka, Ali'yi ilâh edindikleri için İslâm ümmetinin fırkalarından sayılmaz. Sonra Râfizîler, Ali (r.a.) zamanından sonra dört sınıfa ayrıldı: Zeydiyye, İmâmiyye, Keysâniyye ve Gulât. Zeydiyye de fırkalara, İmâmiyye de fırkalara ayrıldı.
وتبرأ مِنْهُم الْمُتَأَخّرُونَ من الصَّحَابَة كَعبد الله بن عمر وَجَابِر بن عبد الله وَأبي هُرَيْرَة وَابْن عَبَّاس وَأنس بن مَالك وَعبد الله ابْن ابى اوفى وَعقبَة بن عَامر الْجُهَنِيّ وأقرانهم واوصوا اخلافهم بِأَن لَا يسلمُوا على الْقَدَرِيَّة وَلَا يصلوا على جنائزهم وَلَا يعودوا مرضاهم ثمَّ اخْتلفت الْخَوَارِج بعد ذَلِك فِيمَا بَينهَا فَصَارَت مِقْدَار عشْرين فرقة كل وَاحِدَة تكفر سائرها ثمَّ حدث فِي ايام الْحسن الْبَصْرِيّ خلاف وَاصل بن عطا الغزال فِي الْقدر وفى الْمنزلَة بَين المنزلتين وانضم اليه عَمْرو بن عبيد بن بَاب فِي بدعته فطردهما الْحسن عَن مَجْلِسه فاعتزلا عَن سَارِيَة من سواري مَسْجِد الْبَصْرَة فَقيل لَهما ولاتباعهما معتزلة لاعتزالهم قَول الامة فِي دَعْوَاهَا ان الْفَاسِق من امة الْإِسْلَام لَا مُؤمن وَلَا كَافِرواما الروافض فان السبابية مِنْهُم اظهروا بدعتهم فِي زمَان على رضي الله عنه فَقَالَ بَعضهم لعلى انت الامة فاحرق عَليّ قوما مِنْهُم وَنفى ابْن سبأ الى ساباط الْمَدَائِن وَهَذِه الْفرْقَة لَيست من فرق امة الاسلام لتسميتهم عليا الها ثمَّ افْتَرَقت الرافضة بعد زمَان عَليّ رضي الله عنه اربعة اصناف زيدية وإمامية وكيسانية وغلاة وافترقت الزيدية فرقا والامامية فرقا
Aşırı gruplar (gulât) fırkalarından her bir fırka, diğerlerini tekfir eder. Gulât fırkalarının tamamı İslâm fırkalarının dışındadır. Zeydiyye ve İmâmiyye fırkalarına gelince, bunlar ümmet fırkaları arasında sayılırlar. Bahşâmiyye, Rey taraflarında Ze‘ferânî'den sonra fırkalara ayrılmış; bir kısmı diğerini tekfir etmiştir. Bekriyye muhalefeti, Abdülvâhid b. Ziyâd'ın kız kardeşi Bekir'den; Dırâriyye muhalefeti, Dırâr b. Amr'dan; Cehmiyye muhalefeti ise Cehm b. Safvân'dan zuhur etmiştir. Cehm, Bekir ve Dırâr'ın ortaya çıkışı, Vâsıl b. Atâ'nın sapıklık içinde bulunduğu günlerde vuku bulmuştur. Bâtıniyye daveti ise Me'mûn döneminde Hümrân Kūmiṭ ile Abdullah b. Meymûn el-Kaddâh vasıtasıyla ortaya çıkmıştır. Bâtıniyye, İslâm milleti fırkalarından değildir; bilakis Mecûsî fırkalarındandır. Nitekim bunu daha sonra açıklayacağız. Mücessime Kerâmiyye muhalefeti ise Horasan'da Muhammed b. Tâhir b. Abdullah b. Tâhir zamanında zuhur etmiştir. Râfızîlerden Zeydiyye'ye gelince, onların temel itikadı üç fırkadır: Cârûdiyye, Süleymâniyye (ki bazen Harîriyye de denilir) ve Bütriyye. Bu üç fırkayı birleştiren husus, Zeyd b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib'in çıkış günlerinde onun imameti görüşüdür ki bu, Hişâm b. Abdülmelik zamanında olmuştur. Keysâniyye'den ise birçok fırka vardır; bunlar tahkike indirgendiğinde iki fırkaya rücû eder: Bunlardan biri, Muhammed b. el-Hanefiyye'nin…
والغلاة فرقا كل فرقة مِنْهَا تكفر سائرها وَجَمِيع فرق الغلاة مِنْهُم خارجون عَن فرق الْإِسْلَام فاما فرق الزيدية وَفرق الامامية فمعدودون فِي فرق الامة وافترقت البخارية بِنَاحِيَة الرّيّ بعد الزَّعْفَرَانِي فرقا يكفر بَعْضهَا بَعْضًا وَظهر خلاف البكرية من بكر من اخت عبد الْوَاحِد بن زِيَاد وَخلاف الضرارية من ضرار بن عَمْرو وَخلاف الْجَهْمِية من جهم بن صَفْوَان وَكَانَ ظُهُور جهم وَبكر وَضِرَار فِي ايام ظُهُور وَاصل بن عطا فِي ضلالته وَظَهَرت دَعْوَة الباطنية فِي ايام الْمَأْمُون من حمْرَان قومط وَمن عبد الله بن مَيْمُون القداح وَلَيْسَت الباطنية من فرق مِلَّة الاسلام بل هِيَ من فرق الْمَجُوس على مَا نبينه بعد هَذَا وظهروا فِي ايام مُحَمَّد بن طَاهِر بن عبد الله بن طَاهِر بخراسان خلاف الكرامية المجسمةفاما الزيدية من الرافضة فمطمعها ثَلَاث فرق وهى الجارودية والسليمانية وَقد يُقَال الحريرية ايضا والبترية وَهَذِه الْفرق الثَّلَاث يجمعها القَوْل بإمامة زيد بن على بن الْحُسَيْن بن على بن ابى طَالب فِي ايام خُرُوجه وَكَانَ ذَلِك فِي زمَان هِشَام بن عبد الْملك والكيسانية مِنْهُم فرق كَثِيرَة ترجع عَن التَّحْصِيل الى فرْقَتَيْن إِحْدَاهمَا تزْعم ان مُحَمَّد بن الْحَنَفِيَّة