el-Bed' ve't-Târîh (el-Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî)
Kısım: Tarih
Kitap: el-Bed' ve't-Târîh
Müellif: el-Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî (vefatı: yaklaşık 355 h.)
Neşrini üstlenen: Klemân Huvâr [vefatı: 1927 m. - 1345 h.]
Yayınevi: Ernest Lero es-Sahhâf - Paris, 1899 - 1919 arası
Matbaa: Bertrand Matbaası, Şâlôn şehrinde
Cilt sayısı: 6
Aynı harf ve sayfalarıyla yeniden yayımlayanlar: Tahran'da el-Esedî Kütüphanesi, Bağdat'ta el-Müsenna Kütüphanesi, Mısır'da el-Hancı Müessesesi, Mısır'da Kültür Dinî Kütüphanesi ve diğerleri.
Uyarı:
1 - 1-2. ciltler, öncelikle Ebû Zeyd Ahmed b. Sehl el-Belhî'ye nisbet edilerek peş peşe basılmış; sonra bu durum, 3-6. ciltlerden itibaren muhakkiki tarafından tashîh edilmiştir.
2 - Ziriklî dedi ki: Eserin kalan kısmı hâlen yazma hâlindedir. Sezgin dedi ki: Huvâr, eseri Dâmâd İbrâhim nüshasına dayanarak neşretmiştir ki bu nüsha, büyük ihtimalle kitabın ancak üçte ikisini ihtivâ etmektedir.
[Kitabın numaralandırması matbûa uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
البدء والتاريخ (المطهر بن طاهر المقدسي)القسم: التاريخالكتاب: البدء والتاريخالمؤلف: المطهر بن طاهر المقدسي (المتوفى: نحو ٣٥٥ هـ)اعتنى بنشره: كلِمان هُوار [ت ١٩٢٧ م - ١٣٤٥ هـ]الناشر: أَرنست لرُو الصَحّاف - باريس، ما بين ١٨٩٩ - ١٩١٩ مطبع: مطبعة برطرند في مدينة شالونعدد الأجزاء: ٦وأعادت نشره بنفس الحرف والصفحات: مكتبة الأسدي بطهران، ومكتبة المثنى ببغداد، ومؤسسة الخانجي بمصر، ومكتبة الثقافة الدينية بمصر، وغيرهاتنبيه:١ - طُبع تِباعًا الجزآن ١ - ٢ أولا منسوبين لأبي زيد أحمد بن سهل البلخي، ثم استدرك ذلك محققه بدءًا من الجزء ٣ - ٦٢ - قال الزركلي: وله بقية ما زالت مخطوطة، وقال سزكين: ونشره هوار اعتمادا على مخطوطة داماد إبراهيم التى لا تضم -على الأرجح- إلّا ثلثي الكتاب.[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Birinci Cilt. Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Güç ve kuvvet ancak O'nunladır. [1] Haktan sapanlar, zayıfları aldatmak için dosdoğru yoldan uzaklaşarak; doğruluk yolundan sapanlar ise ahmakların akîdesini bozmak için —yaratılışın başlangıcı, yapısı, nihaî varış yeri ve âkıbeti hakkındaki mevzulara tutunarak— gafili gafletinden uyandıracak, aklı başında olanı ise şaşırtacak bir üslup benimsediler. Bu, onların din aleyhine kullandıkları en şiddetli hilelerinden ve müvahhidlerin saflarını yarmak suretiyle maksatlarına ulaşma yollarının en etkililerindendir. Hâlbuki Allah, nurunu tamamlamaktan (Tevbe, 9/32) başkasına razı olmaz; kelimesini yüceltir ve hüccetini galip kılar, kâfirler istemese de (Tevbe, 9/32). [1] Ümmetin avamı için en büyük âfetlerden biri de, ilim yollarında riyâzet görmeden ve ilmin usûllerini bilmeden —zihinlerinde kuruntu hâline gelen ve nefislerinde yer eden şeylerle— kendileriyle tartışanlarla münazaraya kalkışmalarıdır.
المجلد الأولبسم الله الرحمن الرحيم وبه الحول والقوة [١] تسلّق الزائغون عن المحجّة في التلبيس على الضعفاء وتعلّق المنحرفون عن نهج الحقّ في إفساد عقيدة الأغبياء من طريق مبادي الخلق ومبانيه وما اليه معاده ومآله تعلقا به ينبّهون غرّة الغافل ويحيرون فطنة العاقل وذلك من أنكى مكايدهم للدين واثخن لبلوغهم في انتقاض الموحّدين وَيَأْبَى الله إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ [١] ٩: ٣٢ ويعلى كلمته ويفلج حجّته وَلَوْ كَرِهَ الْكافِرُونَ ٩: ٣٢ [١] وانّ من عظيم الآفة على عوامّ الأمّة تصدّيهم لمناظرة من ناظرهم بما تخيّل في اوهامهم وانتصب في نفوسهم من غير ارتياض بطرق العلم ولا معرفة بأوضاعQor. ،sour.IX ،V.٣٢. [١]
Şöyle ki: O kimse ne cedel âdâbına dokunur ne de kelâmın hakikatlerine dair bir basîrete sâhiptir. Sonra onlar, fehimlerini sarsan ilk sâkka ve sem‘alarını çınlatan ilk kâri‘a karşısında, zelîl ve hâşi‘, müstecdim ve müstakill (bir hâlde) kendilerine zâhir olana —bir tedbîr ve teemmül dolaştırmaksızın ve bir hafiyyeden teğayyür etmeksizin (?)— ellerini atarlar. Onların tarafdâr ve şerefli olanlarına gelince, nadîr ve garîbi tahsîs eder, zâhir ve müstefîzden yüz çevirir; latîf elfâzın ve parlak kelâmların gavâmızıyla îcâbda bulunurlar. Hâlbuki bunlar maânîce nâhile, meğânîce nahîfe, zamâirce za‘îfe, kavâidce vâhîdir. Onların nazarının nihâyeti, şerâyi‘ ve edyâna —ki bunlar Allah Teâlâ’nın halkını tedbîrdeki vüsâkı, emrinin mülâkı, kulları arasındaki ülfet nizâmı, maîşetlerinin kıvâmı, meâdlarına tenbîh edici, tebâgî ve tezâlümden men‘ edici, te‘âtuf ve tevâsula teşvik edici, âcilin meşkûr sanâyi‘i ve âcilin mahmûd sevâbından zâhâiri i‘tikada bâis olan şeylerdir— istihfâf etmektir. Böylece akıl hikmetinde kendisine te‘arruz yasaklanan şeylere te‘arruz eder: kâdihin kadhiyle hedef olmak, mâkıtın buğzunu celbetmek, zâtü’l-beyni ifsâda çalışmak, fitneye müşrif olmak ve zayıflar üzerine hakkı telbîs etmek. Bu beliyyeye en çok uğrayanlar, lisân ve beyân ehlinden bir tabakadır ki kâzib zanlarla zannederler ve onları kāsıra isimlerle tesmiye ederler.
القول ولا تحكّك بأدب الجدل ولا بصيرة بحقائق الكلام ثم إلقاؤهم بأيديهم عند أوّل صاكّة تصكّ أفهامهم وقارعة تقرع أسماعهم ضرعين خاشعين مستجدين مستقلّين الى ما لاح لهم بلا اجالة رويّة ولا تتعير (؟) عن خبيئة وعلى أهل الطرف والشرف منهم التخصيص بالنادر الغريب والرغبة عن الظاهر المستفيض والإيجاب بغوامض الألفاظ الرائقة والكلم الرائعة وان كانت ناحلة المعاني نحيفة المغاني ضعيفة الضمائر واهية القواعد فقصارى نظرهم الاستخفاف بالشرائع والأديان التي هي وثاق الله تعالى في سياسة خلقه وملاك امره ونظام الألفة بين عباده وقوام معاشهم والمنبّه على معادهم الرادع لهم عن التباغي والتظالم والمهيب بهم الى التعاطف والتواصل والباعث لهم على اعتقاد الذخائر من مشكور صنائع العاجل ومحمود ثواب الآجل فتعرّض الى ما هو منهيّ عنه في حكمة العقل التعرض له من الاستهداف بقدح القادح واستدعاء مقت الماقت والسعي في إفساد ذات البين والاستشراف للفتنة وتلبيس الحق على الضعفة وأكثر ما يعترى هذه البليّة طبقة أهل اللسان والبيان يظنون ظنونا كاذبة ويسمّون بهم قاصرة
Öyle ki, onun bariz himmeti, münekkidin onun en aşağısına bakmasını engeller. Ve el-Utbî'nin kitabında zikrettiği şeyi tahkik eder; her ne kadar o (el-Utbî) sanatında yabancı ise de, kendine ait olmayanı tekellüf etmiş olsa da. Şöyle ki bu tabakanın vasfında demiştir: "O, Allah'tan ve kullarından, 'falanca dakîktir, falanca latîftir' denilmesine bir bedel olarak razı olmuştur." O, nazardaki inceliğin (lütf-u nazar) kendisini insanların topluluğundan çıkardığı ve onu insanların bilmediği bir ilme ulaştırdığı kanaatindedir; bu sebeple onları 'reâ‘ (ayak takımı), gusâ (süprüntü) ve guser (çerçöp)' diye çağırır. Hâlbuki o, Allah'ın ömrü hakkı için, bu sıfatlara daha lâyıktır ve bu sıfatlar ona daha uygundur. Bunun gibi pek çok benzer sözleri vardır. Ne büyük bir rezalettir ki, delil ortaya konulduğunda, onlardan biri öfkesini yutar, hakikat kanadını onun üzerine germiş olduğu halde şaşkın, kesik (cevapsız) kalır. Bilgisi ona ihanet etmiş, arzusu onu yalanlamış, ayıbı ortaya çıkmış, şaşkınlığı belirmiş, bakanlara gülünç ve işitenler arasında dolaşan bir darbımesel haline gelmiştir. Hâlbuki daha önce, ilim veya beyan üstünlüğünden dolayı (başkalarını) gülünç sanırdı. Bu mertebeye razı olana, sefillerin kusurunu itiraf edene, kendi etine ve kemiğine yönelene, edep ve ilim günlerini zayi edene zillet, hüzün, alçaklık ve noksanlık olarak yeter. Hali bu olan kimseye, âcilde (dünyada) nekâl ve nekîr (ceza ve azarlama) hak olur; âhirette ise yüklendiği ağır günah ve büyük vebal ile birlikte. Ve bunun en büyüğü, kalensüve sahipleri ve meclis sahipleri üzerinedir; onlar ilmi ne Allah için ne de kendileri için talep etmişler, fakat...
الى حيث يحجم همه البارز النقّاب عن التطلّع الى أدناه ويحقّ ما ذكره العتبى في كتابه وان كان دخيلا في صناعته متكلّفا ما ليس من بزّته حيث قال في صفة هذه الطبقة قد رضى من الله ومن عباده عوضا ان يقال فلان دقيق وفلان لطيف يذهب إلى انّ لطف النظر قد أخرجه عن جملة الناس وبلغ به علم ما جهلوه فهو يدعوهم الرعاع والغثاء والغثر وهو لعمر الله بهذه الصفات أولى وهي به أليق في أخوات لهذه كثيرة ويا لها من فضيحة إذا أخذت الحجة يكظم أحدهم واسبل الحقّ جناحه عليه بقي مبهوتا منقطعا قد خانته معرفته وكذّبته أمنيته وبدت عورته وظهرت حيرته وصار ضحكة للناظرين ومثلا سائرا في السامعين بعد أن كان يظنّ ضحكة لفضل علم أو بيان وكفى ذلّا وحزنا ودناءة ونقصا لراض بهذه المنزلة ومعترّ بتفريط السفلة مقبلا على لحمه وعظمه مضيّعا أيّام أدبه وعلمه ومن كانت هذه حاله فحقّ له النكال والنكير في العاجل مع ما يبوء به من ناهض الإثم وعظيم الإصر في الآجل ومن أعظم ذلك على أرباب القلانس وأصحاب المجالس الذين طلبهم العلم لا للَّه ولا لأنفسهم ولكن
Öne geçme ve önderlik etme arzusuyla, ilmi asıl kaynaklarından değil, başka yerlerden alırlar ve kendilerini bu makama hazırlarlar [Fo 2 Ro]; ön hazırlıklarını idrak edememiş beldelere yönelerek halkın kalplerini, mezheplerini övmek suretiyle kendilerine çeker; kıssacıların geçim vesilesi kıldığı, akılca reddedilmiş uydurmalardan ve anlayıştan gizlenmiş acayipiklerden anlattıkları tuhaf şeylerle avamın zihinlerini ifsad ederler. Nihayet insanların gönüllerini bâtıl saçmalıklarla doldurur, kendilerini gece sohbetleri ve efsanelerle hebâ ederler. İşte bunlar, her çağırana koşarlar; her hak sahibine karşı ise ağır davranırlar. Tabi olana karşı çıkarlar; vâcip olandan ise yüz çevirirler. Bunların arasında hak üzere olan batıl sayılır; ince ve derin düşünen ise ilhâd ile itham edilir. Kendilerine muhalif olan kahrolur; (hakikate) nazar eden ise terk edilir. Bunlara göre, uçan bir deve hakkındaki söz, yürüyen bir deve hakkındaki sözden daha hoştur; hastalıklı bir rüya, rivayet edilmiş bir haberden daha makbuldür. İşte bu tutum, ilimden mahrumiyetin, ilim ehlini ayıplamanın, nasibi kaçırmanın, yardımdan mahrum kalmayı hak etmenin, yumuşaklıkla tenkit edene alan açmanın, gürültü, kargaşa ve çirkinlikle hücum edenlere kolaylık sağlamanın, apaçık olanı reddetmenin ve delili inkâr etmenin sebebidir. Oysa ilim, ancak kendini bütünüyle ona adayan ve bütün varlığıyla ona yönelen kimseden başkasına kanadını germez, kanadını indirmez yahut yüzünü açmaz [1]. Bunlar, keskin bir zekâ [2] ve saf bir düşünce ile elde edilen anlamlardır.
Dipnotlar:
[1] MS'te "بأمنيته" (emniyetiyle/tam güveniyle) şeklindedir.
[2] MS'te "الباقبه" (bâkiye/bakiyye) şeklindedir.
للتصدّر والتقدّم فهم يأخذونه من غير مظانّه ويترشحون له [Fo ٢ Ro] بلاد واعية مقدّماته مستحلبين أفئدة العامّة بإطراء مذاهبهم مفسدين عليهم أذهانهم بما يقصّون من غرائب العجائب الّتي رووها مستأكلة القصّاص عن أحدوثة في العقل مردودة واعجوبة عن الفهم محجوبة حتى شحنوا صدورهم بترّهات الأباطيل وضيّعوا نفوسهم بالأسمار والأساطير فهم الى كلّ ناعق سراع وعن كلّ ذي حقّ بطاء وللمتّبع متعرضون وعن الواجب معرضون المحق فيهم مبطل والمدقّ ملحد والمخالف لهم ومقهور والناظر مهجور والحديث لهم عن جمل طار أشهى اليهم من الحديث عن جمل سار ورؤيا مريّة آثر عندهم من رواية مرويّة فهذه الخطّة كانت سبب حرمان العلم وتهجين اهله وفوت الحظ واستحقاق الخذلان والتوسيع للطاعن في اللين وتسهيل القادحين بالصخب والشغب والشنعة وردّ العيان وجحد البرهان ويأبى العلم ان يضع كنفه أو يخفض جناحه أو يسفر عن وجه إلّا لمتجرّد له بكلّيته ومتوفّر عليه بأينيته [١] معان بالقريحة الثاقبة [٢] والرويّة الصافية مقترنا[١] . بأمنيته MS.[٢] . الباقبه MS.
Tevfîk ve tesdîd ile eteğini toplamış, gecesini uykusuz geçirmiş, nasbın halîfi, ta‘bın yoldaşı olan (âlim), ilmini tedricen alır ve onu mutedil bir tarzda telakkî eder; ilme ta‘assuf ve iğtiyâm ile zulmetmez ve ilimde karanlıkta körcesine çırpınmaz. Şer âdetini terk, tabiatın nizâ‘ından sıyrılma, ülfetten (müsamahakârlıktan) kaçınma, taklîd ve inatçılığı reddetme, re’y sâhibini hakkın gölgelerine ve lâtif bir me’ti’ ile yöneltme[1] ve ona (kişiye) nazarını hakkını vererek müştebih ile vâzıh arasını ayırt etme, temvîh ile tahkîk arasını tefrîk etme ve akılların eriştiği noktada durma (gerekir). İşte o zaman murâda isâbet[2] ve matlûba vusûl hasıl olur. Tevfîk ve rüşd Allah’tandır.
Falan (Allah ömrünü tâatinde dâim etsin, ilimlerden arzusuna eriştirsin) bu tabakanın hallerine, onları birbirinden ayıran himmetlere, (aralarında) dağıldıkları dinî fırka türlerine ve mezheplerini tedkîke nazar edince nefsi[3], onların sözlerinin en sahîhini tahsîl ve işaretlerinin en isabetlisini temyîz etmeye iştiyâk duydu. Bunun üzerine bana (emri âlî ve ciddi sâd olsun) bu bâbda bir kitap derlememi emretti ki (bu kitap), yüksek mertebenin altında, kusur haddinin dışında, aşırılık şâibelerinden arındırılmış ve düşük kalıntılardan (sıkâti’l-gasâlât) süzülmüş[4] olsun.
به التأييد والتسديد قد شمّر ذيله واسهر ليله حليف النصب ضجيع التعب يأخذ مأخذه متدرّجا ويتلقّاه متطرّفا لا يظلم العلم بالتعسّف والاقتحام ولا يخبط فيه خبط العشواء في الظلام ومع هجران عادة الشرّ والنزوع عن نزاع الطبع ومجانبة الإلف ونبذ المحاكلة واللجاجة واجالة الراعي عن غموض الحقّ والتأتّي [١] بلطيف المأتى وتوفيقه النظر حقّه من التمييز بين المشتبه والمتّضح والتفريق بين التمويه والتحقيق والوقوف عند مبلغ العقول فعند ذلك إصابة [٢] المراد ومصادفة المرتاد وباللَّه التوفيق والرشاد، ولمّا نظر فلان أطال الله في طاعته بقاه وبلغ من العلوم مناه الى أحوال هذه الطبقة وما قد يقسمهم من الهمم وتوزّعهم من أنواع النحل وتصفّح مذاهبهم اشتاقت [٣] نفسه الى تحصيل الأصحّ من مقالاتهم وتمييز الأصوب من اشاداتهم فأمرنى لا زال أمره عاليا وجدّه صاعدا أن أجمع له كتابا في هذا الباب منحطّا عن درجة العلو خارجا عن حدّ التقصير مهذبا من شوائب التزيّد مصفّى عن سقاط الغسالات [٤][١] . التالي MS.[٢] . أصابه MS.[٣] . واشتاقت MS.[٤] . العسالات MS.
O (müellif), Allah'ın kendisine tab'ettiği ilme olan rağbeti, hakkı müdafaa etme arzusu, dini koruma gayreti, İslâm'ın temelini savunma, muhaliflerinin tuzağını boşa çıkarma, bozguncularının burnunu sürtme [Nüshada فاشحيه şeklinde geçer.] ve kindar öfkeli kimsenin yılanının sokmasından yahut saldırganın saldırısına maruz kalmaktan sakınma maksadıyla; kocakarı masallarından, kıssacı yalanlarından ve muhaddislerden itham edilenlerin uydurmalarından (kaçınarak) işe koyuldu. Bunun üzerine, emredilene uyma ve çizilene riayet etme hususunda süratle ilerledim; sahih senedleri ve tasniflerin ihtiva ettiklerini titizlikle takip ettim. Yaratılışın başlangıcı ve nihayeti ile ilgili zikredilenleri, ardından bunlara tabi olan peygamberlerin (a.s.) kıssalarını, ümmetlerin ve nesillerin haberlerini, Arap ve Acem'den ehemmiyetli şahsiyetler olan hükümdarların tarihlerini; kıyametin kopuşundan itibaren bu zamana, yani Peygamberimiz Muhammed'in (s.a.v.) hicretinin üç yüz elli beşinci yılına kadar geçen halifelerin durumuna dair rivayet edilenleri ve kıyametten önce vuku bulacağı anlatılan önceki kitaplarda izah ve tafsil edildiği şekildeki hadiseleri, fitneleri ve acayip halleri bir araya getirdim [Fo 2 vo]. Ayrıca geçmiş yaratılış ve yaratılmışlara dair tahrir edilmiş haberleri, çeşitli milletlerin dinlerini, muamelelerini ve âdetlerini, yeryüzünün mamur kılındığına dair bilgileri de derledim.
وخرافات العجائز وتزاوير القصّاص وموضوعات المتّهمين من المحدّثين رغبة منه في الحبر الّذي طبعه الله عليه وامتعاضا للحق ومناضلة [١] عن الدين واحتياطا له وذبّا عن بيضة الإسلام وردا لكيد مناويه وإرغاما لأنف فاشخيه [٢] وتحرّزا عن أن يصيب الحنق الموتور يلدغ ناره أو يجلد الطاعن مطعنا فتسارعت الى امتثال ما مثّل وارتسام ما رسم وتتبّعت صحاح الأسانيد ومتضمّنات التصانيف وجمعت ما وجدت في ذكر مبتدإ الخلق ومنتهاه ثم ما يتبعه من قصص الأنبياء عليهم السلام وأخبار الأمم والأجيال وتواريخ الملوك ذوى الاخطار من العرب والعجم وما روى من امر الخلفاء من لدن قيام الساعة الى زماننا هذا وهو سنة ثلاثمائة وخمس وخمسين من هجرة نبيّنا محمد صلى الله عليه وسلم وما حكى أنه واقع بعد من الكوائن والفتن والعجائب بين يدي الساعة على نحو ما بيّن وفصّل في الكتب المتقدّمة [Fo ٢ vo] والاخبار المورّخة من الخلق والخلائق وأديان أصناف الأمم ومعاملتهم ورسومهم وذكر العمران من الأرض[١] . مناصلة MS.[٢] . فاشحيه -MS.
İklimlerin ve memleketlerin sıfatlarının keyfiyeti, ardından İslam'da cereyan eden gazalar, fetihler ve bunlar dışında fasılların tafsilatında karşına çıkacak diğer hususlar hakkındadır. Hakîmlerin: “Amelin evveli, tefekkürün sonudur” sözüyle kastettiklerimize işarette bulunduk. Şöyle ki: Mahlûkatın ibtidâsını bir araya topladığımızda, onun başlangıcını vâcip kılmaya dair burhanı [delili] tashih etmekten başka çaremiz kalmadı. Bu [başlangıcın ispatını] ise, mübdiinin [yaratıcının] mahlûkatından önce varlığını ispat etmeksizin tespit etmemiz mümkün olmadı. O’nu ispat etmek de ancak O’na ulaşma yollarını beyan ettikten sonra mümkündü. Bu sebeple, nazar ve cedelin [mantık ve tartışma usulünün] sınırlarından bir nebze zikrederek başladık; ardından Kadîm, Mübdi’ [başlangıcı olmayan yaratıcı] ve Muîd’in [yeniden dirilten] ispatını vâcip kıldık. Sonra mahlûkatın ibtidâsını, sonra bunu takip eden hususları fasıl fasıl, bab bab ele aldık. Nihayet maksadın ve gayenin kendisine yöneldiği son noktaya kadar geldik. Kadim ve yeni zamanlarda, fazilet ve tahsil ehli olan ulemâ, ümerâ ve mülûk daima zikirlerini ebedî kılmaya rağbet etmiş, izlerini bâkî kılmak için yarışmış ve kendilerinden sonra geleceklere övünülecek hamîd bir menkabe ve beliğ bir hikmet miras bırakmaya harîs olmuşlardır. Bu, fazileti iktisap ve zâhâir [hayırlı amelleri] biriktirme arzusuyla, hayrın menfaatinin umumî olmasını gözeterek, salah ve rüşdün [doğru yolun] yaygınlaşmasını talep ederek yapılır. İşte bu, insanlığın semeresi ve aklın ümit ettiği, nefsin de arzuladığı en yüksek gayedir. Hatta onlardan kimi[1]
وكيفية صفات الأقاليم والممالك ثم ما جرى في الإسلام من المغازي والفتوح وغير ذلك ممّا يمرّ بك في تفصيل الفصول وانّما نبهنا على ما أردنا قول الحكماء أوّل العمل آخر التفكر وذاك انّا لما جمعنا جمع ابتداء الخلق ثم لم نجد بدّا من تصحيح الحجاج في إيجاب ابتدائه ولم يصحّ لنا تثبيت [١] ذلك الّا بإثبات مبديه سابقا بخلقه ولا أمكن إثباته الّا بعد بيان طرق التوصّل اليه فابتدأنا بذكر ذرو من حدود النظر والجدل ثم إيجاب إثبات القديم المبدئ المعيد ثمّ ابتداء الخلق ثمّ ما يتلو ذلك فصلا فصلا وبابا بابا حتّى أتينا على آخر ما كان الغرض والمقصود به، ولم يزل أهل الفضل والتحصيل من العلماء والعظماء والملوك في قديم الزمان وحديثه يرغبون في تخليد ذكرهم ويتنافسون في إبقاء رسمهم ويحرصون ان يورثوا من بعدهم ما يؤثر عنهم من منقبة حميدة وحكمة بليغة ترغّبا في اقتناء الفضل واعتقاد الذخائر توخّيا منهم لعموم نفع الخير وتحرّيا لشمول الصلاح والرشد وذلك ثمرة الانسانيّة وغاية ما يؤمّله العقل وتطمح اليه النفس حتّى أن فيهم من[١] مثبت Ms.
Bazısı şecaatini anmak üzere demin memleketleri fethetmiş; kimisi (manevî) nefis hazîneleri yarıp geçmiş; kimisi rivâyet ve istinbât yoluyla latîf nâdirâtı yüklenmiş [1]; kimisi bir minâre yükseltmiş, bir bina inşâ etmiş veya su çıkarmış; her biri himmet ve irâdeler ölçüsünce akmaktadır. Onlardan hiçbir ferde, sonra gelen nesiller gâfil olsa dahi, herhangi bir hasletten hâlî olarak rastlanmamıştır. İşte bundan dolayıdır ki, Allah tevfîkini dâim eylesin, filânı onlara iktidâ etmeye, onların ahzini almaktan hoşlanmaya ve onların üsvetlerine teessî etmeye dâvet etmiştir; çünkü Allah onu kerîm tabiat, şerefli himmet, derin görüş, salâh talebi ve hayır sevgisi ile tahsîs etmiştir. Sonra o, Allah'ın belki bir müstebsire basîret vermesi, bir müsterşidi irşâd etmesi, bir dâlleyi hidâyete erdirmesi ve bir gâviyi (azgını) döndürmesi sûretiyle güzel sevap ve kerîm meâb (dönüş) ümid etmektedir. Ben bu kitabı 'Kitâbü'l-Bed' ve't-Târîh' diye isimlendirdim. Yirmi iki fasıldan müteşekkildir; her fasıl, kendisine delâlet eden neviden babları ve ezkârı cem‘ etmektedir. Birinci fasıl: Nazarı tesbît ve cedeli tehzîb hakkındadır; bu fasıl, ilim ve cehlin mânâsı, ulûmun mikdârı, merâtibi ve aksâmı, aklın ve ma‘kûlün, hissin ve mahsûsun hakkındaki kavilleri bir araya getirmektedir [1] . بالاثاره Ms.
اقتحم الممالك آنفا لذكر شجاعته ومنهم من خرق بمضنون النفائس ومنهم من تكلّف لطائف النوادر بالأثارة [١] والاستنباط ومنهم من رفع منارا أو بنى بناء أو انبط ماء كلّ يجرى على قدر الهمم والإرادات لم يوجد واحد منهم خاليا عن خصلة من الخصال وان عميت الأبناء دونها ل الّذي دعا فلانا ادام الله تمكينه الى الاقتداء بهم والارتياح الى الأخذ بأخذهم والتأسي باسوتهم لما خصّه الله به من كريم الطبع وشرف الهمّة وبعد الغور وبغية الصلاح وحبّ الخير ثم ما يرجوه من حسن الثواب وكريم المآب بما عسى الله ان يبصّر به مستبصرا أو يرشد مسترشدا ويهدى ضالّا ويردّ غاويا وقد وسمت هذا الكتاب بكتاب البدء والتاريخ وهو مشتمل على اثنين وعشرين فصلا يجمع كلّ فصل أبوابا واذكارا من جنس ما يدلّ عليه، الفصل الأوّل في تثبيت النظر وتهذيب الجدل، وهو يجمع القول في معنى العلم والجهل والقول على كمية العلوم ومراتبها وأقسامها والقول في العقل والمعقول والقول في الحسّ والمحسوس[١] . بالاثاره Ms.
Malûmatın mertebeleri, hadd (tanım), delîl, illet, muâraza, kıyas, nazar ve içtihad hakkındaki söz; delîl ile illet arasındaki farka dair söz; hudûd hakkındaki söz; ezdâd (zıtlar) hakkındaki söz; a‘râzın hâdis oluşu hakkındaki söz; ehl-i inâda [1] ve nazarı bâtıl sayanlara karşı söz; nazarın mertebeleri ve hudûdu hakkındaki söz; inkıtâ‘ alâmetleri hakkındaki söz. [FO 3 RO] İkinci Bâb: Bârî’nin isbâtı ve Sâni‘in tevhidi hakkındadır ki burhanî delilleri, ıztırârî hüccetleri ve “O nedir, O kimdir ve O nasıldır?” diyen kimseye verilecek cevabı; Bârî’nin bir ve tek olup gayrının bulunmadığını; teşbîhin iptâlini cem‘ eder. Üçüncü Bâb: Bârî’nin sıfatları ve isimleri hakkındadır ki sıfatlara, esâmîye (isimlere), Allah Teâlâ hakkında câiz olan ve câiz olmayan vasıflara ve insanların bu husustaki ihtilâfına dair sözü cem‘ eder. Dördüncü Bâb: Risâletin sübûtu ve nübüvvetin vücûbu hakkındadır ki insanların bu husustaki ihtilâfını, aklî hüccetle vücûbunu ve haberlerde [rivayetlerde] geldiği şekliyle vahiy ve risâletin keyfiyyetine dair sözü cem‘ eder.
والقول في درجات المعلومات والقول في الحد والدليل والعلّة والمعارضة والقياس والنظر والاجتهاد والقول في الفرق بين الدليل والعلّة والقول في الحدود والقول في الاضداد والقول في حدث الاعراض والقول على أهل العنود [١] ومبطلى النظر والقول في مراتب النظر وحدوده والقول في علامات الانقطاع [FO ٣ RO] الفصل الثاني في إثبات الباري وتوحيد الصانع، وهو يجمع الدلائل البرهانيّة والحجج الاضطراريّة والقول في جواب من يقول ما هو ومن هو وكيف هو والقول بأن الباري واحد وفرد لا غير والقول بإبطال التشبيه، الفصل الثالث في صفات الباري وأسمائه، وهو يجمع القول في الصفات والقول في الأسامي وما يجوز أن يوصف به وما لا يجوز واختلاف الناس فيه، الفصل الرابع في تثبيت الرسالة وإيجاب النبوّة، وهو يجمع اختلاف الناس فيه وإيجابه بحجّة العقل والقول في كيفيّة الوحي والرسالة على ما جاء في الأخبار،[١] . المعهود Ms.
Beşinci fasıl, halkın ibtidâsının zikri hakkındadır. Bu fasıl, halkın hâdis oluşunun isbâtını ve onun ibtidâsının deliller ve hüccetler ile isbâtını, kudemânın halkın vücûbu ve ibtidâsı hakkındaki kavillerini, Ehl-i İslâm'ın onlardan naklettiği hikâyeleri, Seneviyye [dualistler], Harrâniyye ve Mecûs'un makâlâtını, Ehl-i Kitab'ın bu husustaki makâlâtını, Ehl-i İslâm'ın mebâdî [başlangıçlar] hakkındaki kavillerini, en doğru mezhebin tercihinin zikrini, ulvî âlemde yaratılan rûhâniyyâtı, süflî âlemde yaratılan cismâniyyâtın ilkini ve sâilin «Halk niçin yaratıldı? Ne üzere yaratıldı? Nasıl yaratıldı? Ne zaman yaratıldı? Niçin yaratıldı?» suâllerini ihtiva eder. Altıncı fasıl, Levh, Kalem, Arş, Kürsî, hamele-i arş, melâike ve onların sıfatları, insanların bu husustaki ihtilâfı, melâikenin mükellef mi yoksa mecbûr mu oldukları, onların sâlih insanlardan eşref olup olmadığı, hicâblar hakkında gelenler, Sidretü'l-Müntehâ hakkında gelenler, Cennet ve Cehennem'in zikri, Cehennem'in sıfatının zikri, insanların Cennet ve Cehennem hakkındaki ihtilâfı, Cehennem ehlinin sıfatının zikri, insanların Cennet ve [Cehennem]'in bekâsı ve fenâsı hakkındaki ihtilâfı, insanların bu fasıldaki ihtilâfının zikri, Sırat, Mîzan, Havz ve Sûr'un zikri hakkındadır.
الفصل الخامس في ذكر ابتداء الخلق، وهو يجمع إيجاب حدث الخلق وإيجاب ابتدائه بالدلائل والحجج وقول القدماء في إيجاب الخلق وابتدائه وذكر حكايات أهل الإسلام عنهم وذكر مقالات الثنوية والحرّانية والمجوس وذكر مقالات أهل الكتاب فيه وذكر قول أهل الإسلام في المبادي وذكر ترجيح أصوب المذاهب وذكر ما خلق في العالم العلوي من الروحانيّات وأول ما خلق في العالم السفلي من الجسمانيّات وسؤال السائل ممّ خلق الخلق وفيم خلق وكيف خلق ومتى خلق ولم خلق، الفصل السادس في ذكر اللوح والقلم والعرش والكرسيّ وحملة العرش والملائكة وصفاتها واختلاف الناس فيها والقول في الملائكة أمكلّفون هم أم مجبورون وانهم أفضل من صالح وذكر ما جاء في الحجب وما جاء في سدرة المنتهى وذكر الجنّة والنار وذكر صفة النار وذكر اختلاف الناس في الجنة والنار وذكر صفة أهل النار وذكر اختلاف الناس في بقاء الجنّة [والنار] وفنائهما وذكر اختلاف الناس في هذا الفصل وذكر الصراط والميزان والحوض والصور
[vr. 3 arka] A‘râf ve diğer sûrelerde de buyrulduğu üzere — Yedinci Fasıl: Semâ ile Arzın Halkı Hakkındadır. Bu fasıl, semâların sıfatını, feleğin sıfatını, feleğin üstünde bulunanların sıfatını, haber/rivayette geldiği üzere eflâk ve semâlarda bulunanların sıfatını, kevâkib ve nücûmun sıfatını, şems ile kamerin ve yıldızların suret/resminin sıfatını, bunlar arasındaki durumları ve insanların bunların ecrâm ve eşkâli hakkındaki ihtilâflarını; şems ile kamerin tûlû‘ ve gurûbları, küsûfları, kevâkibin inkıdâzı ve semâda vâki‘ olan diğer hâdiseleri; riyâh, sehâb, endâ’, ra‘d, berk ve cevde (havāda) meydana gelen diğer hâdiseleri; şems, kamer, kevâkib, şihâblar, kavs-i kuzah, zûbâ‘a ve zelzellerin makālesini; leyl ve nehârın zikrini; arz ve onda bulunanların zikrini; insanların bihâr, mâî (sular), enhâr (nehirler), medd ile cezr ve cibâl hakkındaki ihtilâflarını; arzın altında bulunanlar hakkındaki ihtilâflarını; Allah teâlânın "O, gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratandır" [Sâd 38/Sûreti Sâd 4] kavlinin zikrini; halkın halkından önceki müddet hakkında nakledilenlerin zikrini; dünyanın [Hz. Âdem -aleyhisselâm-]dan önceki müddetinin zikrini; cinnin ve şeyâtînin halkının zikrini; avâlimin adedi hakkında tavsif ettiklerinin zikrini ihtivâ eder. Qor., passim
[fo ٣ vo] والأعراف وغيرها، الفصل السابع في خلق السماء والأرض، وهو يجمع صفة السموات وصفة الفلك وصفة ما فوق الفلك وصفة ما في الأفلاك والسموات كما جاء في الخبر وصفة الكواكب والنجوم وصفة صورة الشمس والقمر والنجوم وما بينهما واختلاف الناس في أجرامها وأشكالها وذكر طلوع الشمس والقمر وغروبهما وكسوفهما وانقضاض الكواكب وغير ذلك ممّا يعرض في السماء وذكر الرياح والسحاب والأنداء والرعد والبرق وغير ذلك ممّا يحدث في الجوّ وذكر مقالة الشمس والقمر والكواكب والشهبان وقوس قزح والزوبعة والزلازل وذكر الليل والنهار وذكر الأرض وما فيها واختلافهم في البحار والمياه والأنهار والمدّ والجزر والجبال واختلافهم فيما تحت الأرض وذكر قوله تعالى الله الَّذِي خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ وَما بَيْنَهُما في سِتَّةِ أَيَّامٍ ٣٢: ٤ [١] وذكر ما حكى في المدّة قبل خلق الخلق وذكر مدّة الدنيا [قبل آدم عليه] السلام وذكر خلق الجنّ والشياطين وذكر ما وصفوا من عدد العوالم،Qor. ،passim [١]
Sekizinci Bölüm: Âdem'in zuhuru ve zürriyetinin yayılması hakkındadır. Bu bölüm, felâsifenin hayvanların teşekkülü hakkındaki ihtilâflarını, müneccimler ile sâir insanların bu husustaki ayrılıklarını, Âdem'in yaratılışının zikredilmesini, Âdem'in nerede yaratıldığına dair ihtilâfın aktarılmasını, ruhun Âdem'e nasıl üflendiğine dair görüşlerinin anlatılmasını, melâikenin Âdem'e secdesinin bahsedilmesini, Azze ve Celle olan Allah'ın "Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti" (el-Bakara 2:31) kavlinin zikredilmesini [1], Âdem'in cennete girişi ile oradan çıkışının anlatılmasını, zürriyetin Âdem'in sırtından alınmasının bahsedilmesini, insanların Âdem ve kıssası hakkındaki ihtilâflarının aktarılmasını, Âdem'in sûreti ile vefat haberinin nakledilmesini, ruh, nefs, hayat ile bunlar hakkında kadimlerin, Ehl-i Kitab'ın, ayrıca havâss hakkındaki ihtilâflarını, bu konularda Kur'ân'da ve haberlerde gelenleri ile insanların bu husustaki münazaralarını cem eder. Dokuzuncu Bölüm: Kıyamete kadar vukû bulacak fiten ve kâinât ile ahiret emrinden bahsedilenler hakkındadır. Bu bölüm, âlemin fenasının vâcip olduğu ve sonlanacağı kavlini, kadimlerden âlemin fenasına kail olanların sözünü, Ehl-i Kitab'ın bu baptaki kavlini, dünyanın müddeti, ne kadarının geçip ne kadarının kaldığı hakkında gelen rivayetleri, Âdem'den bugüne kadar tarihin, ehl-i ahbâr kitaplarında bulduğumuz üzere zikredilmesini ve bâki kalanı ihtiva eder. QOR., Sour.II, v.29. [1]
الفصل الثامن في ظهور آدم وانتشار ولده، وهو يجمع اختلاف الفلاسفة في تأليف الحيوانات واختلاف المنجّمين وسائر الناس في ذلك وذكر خلق آدم وذكر اختلاف أين خلق آدم وذكر قولهم كيف نفخ الروح في آدم وذكر سجود الملائكة لآدم وذكر قوله عز وجل وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْماءَ ٢: ٣١ [١] وذكر دخول آدم الجنّة وخروجه منها وذكر أخذ الذرّية من ظهر آدم وذكر اختلاف الناس في آدم وقصّته وذكر صورة آدم وخبر وفاته وذكر الروح والنفس والحياة واختلاف الناس فيها وفي الحواسّ من القدماء وأهل الكتاب وما جاء في القرآن من ذكرها وفي الاخبار ومناظرات الناس فيها، الفصل التاسع في ذكر الفتن والكوائن الى قيام الساعة وما ذكر من امر الآخرة، وهو يجمع القول بوجوب فناء العالم وانتهائه وذكر قول من قال من القدماء بفناء العالم وذكر قول أهل الكتاب في هذا الباب وذكر ما جاء في مدة الدنيا وكم مضى منها وكم بقي منها وذكر التأريخ من لدن آدم إلى يومنا هذا على ما وجدناه في كتب أهل الأخبار وذكر ما بقيQOR. ،Sour.II ،v.٢٩. [١]
Âlemden [ve Muhammed ümmetinin (s.a.v.) süresinin ne kadar olduğundan] ve ahbâr âlimlerinin rivayet ettiklerine, sâat [kıyamet]in eşrât ve alâmetlerine dair varid olanlara, son zamana kadar vukû bulacak fitne [4r] ve hâdiselere, Türkler'in zuhuruna, Ramazan'daki büyük sarsıntıya (hedde), Horasan'dan siyah sancaklarla çıkacak Hâşimî'ye, Süfyânî'nin çıkışına, Kahṭânî'nin çıkışına, Mehdî'nin çıkışına, Kostantîniyye'nin fethine, Deccâl'in çıkışına, Îsâ b. Meryem'in (a.s.) nüzûlüne, güneşin battığı yerden doğmasına, Dâbbetü'l-Arz'ın çıkışına, duhâna [dumana], Ye'cûc ve Me'cûc'ün çıkışına, Habeşliler'in çıkışına, Kâbe'nin yok olmasına, mü'minlerin ruhlarını kabzedecek rüzgâra, Kur'an'ın ref'ine [kaldırılmasına], Aden'in dibinden çıkıp insanları haşir meydanına sevk edecek ateşe, üç sûra [Sûr'a] üfürülüşe, Sûr'un vasfına, ehl-i kitabın Azrail (a.s.)'ın sıfatı hakkındaki ihtilâfına, iki nefha [Sûr'a üfürülüş] arasındaki süreye, onların Allah Teâlâ'nın "Allah'ın dilediği müstesnâ"[1] [En'âm, 6/128] kavli hakkındaki ihtilâflarına, ölülerin cesetlerini bitirecek yağmura, haşre, insanların haşrin keyfiyeti hakkındaki ihtilâflarına, mevkife [hesap yerinde duruşa], arzın tebdîline [değiştirilmesine], göğün dürülmesine ve [anlatılan...] güne dair zikredilenler.
[1] Bu âyet, cehennemde ebedî kalışın istisnâsına dairdir. Tahkik notu.
من العالم وكم مدّة [أمّة] محمّد صلى الله عليه وسلم [في] ما رواه أهل الأخبار وذكر ما جاء في أشراط الساعة وعلاماتها وذكر الفتن [fo ٤ ro] والكوائن الى آخر الزمان وخروج الترك والهدّة في رمضان والهاشمي الّذي يخرج من خراسان مع الرايات السود وخروج السفيانىّ وخروج القحطانى وخروج المهدي وفتح قسطنطينيّة وخروج الدجّال ونزول عيسى بن مريم عليه السلم وطلوع الشمس من مغربها وخروج دابّة الأرض وذكر الدخان وخروج يأجوج ومأجوج وخروج الحبشة وذكر فقدان الكعبة وذكر الريح التي تقبض أرواح أهل الإيمان وذكر ارتفاع القرآن وذكر النار التي تخرج من قعر عدن تسوق الناس الى المحشر وذكر نفخات الصور الثلاث وذكر صفة الصور واختلاف أهل الكتاب في صفة ملك الموت وذكر ما بين النفختين وذكر اختلافهم في قوله تعالى إِلَّا ما شاءَ الله ٦: ١٢٨ [١] وذكر المطرة التي تنبت أجساد الموتى وذكر الحشر وذكر اختلاف الناس في كيفيّة الحشر وذكر الموقف وذكر تبديل الأرض وذكر طىّ السماء وذكر يومQOR. ،Sour.VI ،v.١٢٨. [١]
Kıyâmet ve ondan sonra vukû bulacak hâdiselere dair söylenenlerin zikri; âlemin harâb olmasına dair kudemâdan nakledilenlerin zikri; kişinin bu bâbda inanması vâcip olan hususların zikri. Onuncu Fasıl: Enbiyâ ve mürselîn -aleyhimü's-selâm-ın zikri, ömürlerinin müddeti, ümmetlerinin kıssaları ve ahvâlleri; nihâyet derecede îcâz ve ihtisâr üzere. On Birinci Fasıl: Acem meliklerinin zikri ve onların günlerinden meşhur olanların, Nebiyyimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bi‘setine kadar olanların zikri. On İkinci Fasıl: Ehl-i kitap ve gayrısından olmak üzere, yeryüzü ehlini dinlerinin, mezheplerinin, meşreplerinin ve reylerinin zikri; bu fasıl Muattıla’nın zikrini; Hint sınıflarının, şeriatlarının, milletlerinin ve hevâlarının zikrini; Çin ehlinin zikrini; Türklerin şeriatından nakledilenlerin zikrini; Harrânîlerin şeriatlarının zikrini; Senevîlerin (Düalistlerin) dinlerinin zikrini; putperestlerin zikrini; Mecûsî mezheplerinin zikrini; Hürremiyye mezheplerinin zikrini; Câhiliye ehlinin şeriatlarının zikrini; Yahudi ve Hristiyan şeriatlarının zikrini bir araya getirir. On Üçüncü Fasıl: Arzın kısımlarının ve iklimlerinin miktarının zikri; bu fasıl yedi iklimin zikrini ve denizlerden [1] ma‘rûf olanın zikrini bir araya getirir. […]
القيامة وذكر ما قيل ممّا هو كائن بعد ذلك وذكر ما حكى عن القدماء في خراب العالم وذكر ما يجب على المرء اعتقاده في هذا الباب الفصل العاشر في ذكر الأنبياء والرسل عليهم السلم ومدة أعمارهم وقصص أممهم وأخبارهم على نهاية الإيجاز والاختصار، الفصل الحادي عشر في ذكر ملوك العجم وما كان من مشهور أيّامهم الى مبعث نبيّنا محمّد صلى الله عليه وسلم، الفصل الثاني عشر في ذكر أديان أهل الأرض ونحلهم ومذاهبهم وآرائهم من أهل الكتاب وغيرهم وهو يجمع ذكر [١] المعطّلة وذكر أصناف الهند وشرائعهم ومللهم وأهوائهم وذكر أهل الصين وذكر ما حكى من شرائع الترك وذكر شرائع الحرانيّين وذكر أديان الثنويّة وذكر عبدة الأوثان وذكر مذاهب المجوس وذكر مذاهب الخرميّة وذكر شرائع أهل الجاهليّة وذكر شرائع اليهود والنصارى، الفصل الثالث عشر في ذكر أقسام الأرض ومبلغ أقاليمها، وهو يجمع ذكر الأقاليم السبعة وذكر المعروف من البحار[١] (؟) البير Lems.intercaleici