Müellifin mukaddimesi… Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi'l-Berr el-Cevâd. O ki nimetleri sayılarla ihsâdan yücedir, lütuf ve irşad bahşedendir, rüşd yoluna hidâyet edendir, dinde fıkıh ihsan eden, kullarından lütfettiği ve seçtiği kimseyi muvaffak kılandır. O'na en beliğ, en tam, en zekî ve en şümullü hamd ile hamd ederim. Ve şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, O Vâhid'dir, Gaffâr'dır. Ve şehâdet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir, Mustafâ ve Muhtâr'dır. Allah ona salât ve selâm eylesin, katında ona fazl ve şeref ziyade kılsın. Emme ba‘d: İlimle meşgul olmak en faziletli taatlardandır ve kıymetli vakitlerin sarf edilmeye en lâyık olanıdır. Ashâbımız (Allah rahmet eylesin) mebsûtât ve muhtasarâttan pek çok telifte bulunmuşlardır. İmam Ebü'l-Kāsım er-Râfiî (Allah teâlâ rahmet eylesin) tahkikat sâhibi olup el-Muharrar muhtasarını itkânla telif etmiştir. O pek çok faydalıdır; mezhebin tahkikinde umde, müftî ve diğer istekliler için mu‘temed bir eserdir. Müellifi (Allah rahmet eylesin) ekser ashabın sahih gördüğü görüşü zikretmeyi taahhüt etmiş ve taahhüdünü yerine getirmiştir. Bu eser en önemli veya en önemli matlûblardandır. Ancak hacmi büyük olduğundan, bazı ihtimam sahipleri müstesna, zamanın çoğu kimseleri onu ezberlemekten âciz kalmıştır. Bu sebeple onu yaklaşık yarısı kadar bir hacimde ihtisar etmeyi uygun gördüm ki ezberlenmesi kolaylaşsın. Buna ilâveten, inşâallah teâlâ, bazı kıymetli yeni faydalar da ekleyeceğim. Bunlardan biri, bazı meselelerde asılda hazfedilmiş kayıtlara dikkat çekmektir. Bir diğeri, el-Muharrar'da mezhepte muhtâr olana muhalif olarak zikredilen birkaç yeri (inşâallah teâlâ göreceğiniz üzere) açıkça belirtmektir. Bir diğeri, onun (el-Muharrar'ın) garip veya hilâf-ı savâb vehmi veren lafızlarını daha açık ve daha veciz ifadelerle değiştirmektir. Bir diğeri de kavlin, vechin, tarîkin, nassın ve merâtibin beyanıdır.
مقدمة المؤلف…بسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله البر الجواد الذي جلت نعمه عن الإحصاء بالأعداد المان باللطف والإرشاد الهادي إلى سبيل الرشاد الموفق للتفقه في الدين من لطف به واختاره من العباد أحمده أبلغ حمد وأكمله وأزكاه وأشمله وأشهد أن لا إله إلا الله الواحد الغفار وأشهد أن محمدا عبده ورسوله المصطفى المختار صلى الله عليه وسلم وزاده فضلا وشرفا لديه.أما بعد فإن الاشتغال بالعلم من أفضل الطاعات وأولى ما أنفقت فيه نفائس الأوقات وقد أكثر أصحابنا رحمهم الله من التصنيف من المبسوطات والمختصرات وأتقن مختصر المحرر للإمام أبي القاسم الرافعي رحمه الله تعالى ذي التحقيقات وهو كثير الفوائد عمدة في تحقيق المذهب معتمد للمفتي وغيره من أولى الرغبات وقد التزم مصنفه رحمه الله أن ينص على ما صححه معظم الأصحاب ووفى بما التزمه وهو من أهم أو أهم المطلوبات لكن في حجمه كبر يعجز عن حفظه أكثر أهل العصر إلا بعض أهل العنايات فرأيت اختصاره في نحو نصف حجمه ليسهل حفظه مع ما أضمه إليه إن شاء الله تعالى من النفائس المستجدات منها التنبيه على قيود في بعض المسائل هي من الأصل محذوفات ومنها مواضع يسيرة ذكرها في المحرر على خلاف المختار في المذهب كما ستراها إن شاء الله تعالى واضحات ومنها إبدال ما كان من ألفاظه غريبا أو موهما خلاف الصواب بأوضح وأخصر منه بعبارات جليات ومنها بيان القولين والوجهين والطريقين والنص ومراتب
İhtilâf bütün hallerde şöyledir: Ne zaman 'ezher' veya 'meşhur' desem, bu iki kavil veya kaviller arasındandır. Eğer ihtilâf kuvvetli ise 'ezher' derim; aksi takdirde 'meşhur' derim. Ne zaman 'esah' veya 'sahih' desem, bu iki vecih veya vecihler arasındandır. Eğer ihtilâf kuvvetli ise 'esah' derim; aksi takdirde 'sahih' derim. Ne zaman 'mezhep' desem, bu iki tarik veya tarikler arasındandır. Ne zaman 'nass' desem, o İmam Şâfiî'nin (Allah ona rahmet eylesin) nassıdır ve orada zayıf bir vecih veya muhrec bir kavil bulunur. Ne zaman 'cedîd' desem, kadîm onun hilâfınadır; yahut 'kadîm' yahut 'kadîm bir kavilde' desem, cedîd onun hilâfınadır. Ne zaman 'şöyle denilmiştir' desem, o zayıf bir vecihtir; sahih veya esah onun hilâfınadır. Ne zaman 'falan kavilde şöyledir' desem, râcih onun hilâfınadır. Bunlardan ayrıca, kitaba ilhak ettiğim nefis meseleler vardır ki kitabın bunlardan hâlî bırakılmaması gerekir. Bunların başında 'Dedim ki:' derim, sonunda ise 'Allahu a'lem' derim. Muharrer'de bulunandan bir lafzın ziyadesi ve benzeri ne bulduysam ona itimad et; zira ondan berî olunamaz. Aynı şekilde Muharrer'de ve diğer fıkıh kitaplarında olana muhâlif olarak ezkârdan ne bulduysam ona itimad et; zira ben onları mu'temed hadis kitaplarından tahkik ettim. Bazan bir faslın bazı meselelerini münasebet veya ihtisar için öne aldım; bazen de münasebet sebebiyle bir faslı öne geçirdim. Bu muhtasar tamamlanırsa, onun Muharrer için bir şerh mânâsında olmasını ümit ederim. Zira ben ondan hiçbir hükmü asla hazfetmem; ne kadar zayıf olursa olsun hiçbir ihtilâfı da kaldırmam; ayrıca işaret ettiğim nefis meselelerle birlikte. Bu muhtasarın inceliklerine dair bir şerh tarzında latîf bir cüz'ü cem'etmeye başladım. Bundan maksadım, Muharrer'in ibaresinden udûlün hikmetine ve bir kayıt, harf veya şartın meseleye ilhakı ve benzeri hususlara dikkat çekmektir. Bunların çoğu, berî olunamayan zarûriyyâttandır. Kerîm olan Allah'a itimadım, O'na tefviz ve istinâdım O'nadır. O'ndan bununla bana ve diğer Müslümanlara fayda vermesini, benden, sevdiklerimden ve bütün müminlerden razı olmasını dilerim.
الخلاف في جميع الحالات فحيث أقول في الأظهر أو المشهور فمن القولين أو الأقوال فإن قوى الخلاف قلت: الأظهر وإلا فالمشهور وحيث أقول الأصح أو الصحيح فمن الوجهين أو الأوجه فإن قوى الخلاف. قلت: الأصح، وإلا فالصحيح وحيث أقول المذهب فمن الطريقين أو الطرق وحيث أقول النص فهو نص الشافعي رحمه الله ويكون هناك وجه ضعيف أو قول مخرج وحيث أقول الجديد فالقديم خلافه أو القديم أو في قول قديم فالجديد خلافه وحيث أقول وقيل: كذا فهو وجه ضعيف والصحيح أو الأصح خلافه وحيث أقول وفي قول كذا فالراجح خلافه ومنها مسائل نفيسة أضمها إليه ينبغي أن لا يخلى الكتاب منها وأقول في أولها:قلت: وفي آخرها والله أعلم وما وجدته من زيادة لفظة ونحوها على ما في المحرر فاعتمدها فلا بد منها وكذا ما وجدته من الأذكار مخالفا لما في المحرر وغيرة من كتب الفقه فاعتمده فإني حققته من كتب الحديث المعتمدة وقد أقدم بعض مسائل الفصل لمناسبة أو اختصار وربما قدمت فصلا للمناسبة وأرجو إن تم هذا المختصر أن يكون في معنى الشرح للمحرر فإني لا أحذف منه شيئا من الأحكام أصلا ولا من الخلاف ولو كان واهيا مع ما أشرت إليه من النفائس وقد شرعت في جمع جزء لطيف على صورة الشرح لدقائق هذا المختصر ومقصودي به التنبيه على الحكمة في العدول عن عبارة المحرر وفي إلحاق قيد أو حرف أو شرط للمسألة ونحو ذلك وأكثر ذلك من الضروريات التي لا بد منها وعلى الله الكريم إعتمادي وإليه تفويضي واستنادي وأسأله النفع به لي ولسائر المسلمين ورضوان عني وعن أحبائي وجميع المؤمنين.
Tahâret Kitabı... Giriş. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: {وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُوراً} [Furkân, 48] (1). Hadest ve necisi gidermek için mutlak su şarttır. Mutlak su, hiçbir kayıt olmaksızın su isminin kapsadığı sudur. Za‘ferân gibi kendisine ihtiyaç duyulmayan bir maddeyle, su isminin ıtlakını engelleyecek şekilde değişime uğramış su tahur değildir. İsmi engellemeyen değişiklik ise zarar vermez. Ayrıca suyun, bulunduğu yerde ve geçtiği yerde bekleme, çamur, yosun ve benzeri şeylerle değişmesi zarar vermez. Yine en zahir görüşe göre, suya atılan ağaç kabuğu, yağ gibi bir şeyin yakınlığıyla veya içine atılan toprakla değişmesi de zarar vermez. Güneşte ısıtılmış su (muşammes) ve farz taharette kullanılmış su mekruhtur. Denildi ki: nafile taharette kullanılmış su, yeni görüşte (cedîd) tahur değildir. Eğer iki kulle miktarına ulaşırsa, esah görüşe göre tahurdur. İki kulle su, necisin temasıyla necis olmaz; ancak su değişirse necis olur. Eğer değişiklik kendiliğinden veya temiz suyla yahut misk ve za‘ferânla giderse, yine necis olmaz. Aynı şekilde toprak ve ayak örtüsü (huff) da en zahir görüşe böyledir. Bunlardan daha küçük miktardaki su ise temasla necis olur. Eğer bu küçük suya bir miktar su dökülerek iki kulleye ulaşır ve su değişmezse, tahur olur. Şayet tahur su ekleyerek çoğaltıldığı halde iki kulleye ulaşmazsa, temizlemez (tahur olmaz). Denildi ki: o zaman temizdir (tâhir) ancak tahur değildir. Akan kanı olmayan ölü hayvan müstesnadır; meşhur görüşe göre sıvıyı necis etmez. Yine bir görüşe göre, gözle görülemeyecek kadar küçük necaset de necis etmez. (1) Furkân Sûresi, 48. âyet.
كتاب الطهارةمدخل…كتاب الطهارةقال الله تعالى: {وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُوراً} ١ يشترط لرفع الحدث والنجس ماء مطلق وهو ما يقع عليه اسم ماء بلا قيد فالمتغير بمستغنى عنه كزعفران تغيرا يمنع إطلاق اسم الماء غير طهور ولا يضر تغير لا يمنع الاسم ولا متغير بمكث وطين وطحلب وما في مقره وممره وكذا متغير بمجاور كعود ودهن أو بتراب طرح فيه في الأظهر ويكره المشمس والمستعمل في فرض الطهارة قيل: ونفلها غير طهور في الجديد فإن جمع قلتين فطهور في الأصح ولا تنجس قلتا الماء بملاقاة نجس فإن غيره فنجس فإن زال تغيره بنفسه أو بماء طهر أو بمسك وزعفران فلا وكذا تراب وخف في الأظهر ودونهما ينجس بالملاقاة فإن بلغهما بماء ولا تغير به فطهور فلو كوثر بإيراد طهور فلم يبلغهما لم يطهر وقيل: طاهر لا طهور ويستثنى ميتة لا دم لها سائل فلا تنجس مائعا على المشهور وكذا في قول نجس لا يدركه طرف.١ سورة الفرقان، آية:٤٨.
Dedim ki: Bu söz daha açıktır. Allah en iyi bilendir. Akan su, durgun su hükmündedir. Kadîm görüşe göre değişiklik olmaksızın necis olmaz. En sahih görüşe göre iki kulle yaklaşık olarak beşyüz Bağdat rıtlıdır. Değişikliği etkili kılan, tahir veya necisin tad, renk veya koku yoluyla olmasıdır. Eğer tahir su, necis ile karışırsa içtihad eder ve tahareti zannettiği ile temizlenir. Denildi ki: Eğer yakînen tahir bir su bulabilirse (içtihad etmez). En zâhir görüşe göre âmâ gören gibidir. Veya su ve idrar (karışırsa) sahih görüşe göre içtihad etmez, bilakis ikisini karıştırır sonra teyemmüm eder. Veya su ve gül suyu (karışırsa) her seferinde abdest alır; denildi ki: içtihad edebilir. Zannettiğini kullandığında diğerini döker. Eğer onu terk eder ve zannı değişirse nass'a göre ikinci ile amel etmez; en sahih görüşe göre iade etmeksizin teyemmüm eder. Eğer makbul rivayet sahibi bir kimse ona suyun necis olduğunu haber verir ve sebebini açıklarsa veya fakih olup mutabık (görüşte) ise ona itibar eder. Her tahir kabın kullanımı helaldir; ancak altın ve gümüş haramdır. En sahih görüşe göre aynı şekilde edinilmesi de haramdır. En sahih görüşe göre yaldızlı (kaplama) helaldir. En zâhir görüşe göre yakut gibi değerli (taşlarla süslenmiş kaplar) helaldir. Altın veya gümüşle kaplanmış büyük kaplama süs için ise haramdır; küçük kaplama ihtiyaç miktarında ise haram değildir; küçük kaplama süs için veya büyük kaplama ihtiyaç için en sahih görüşe göre caizdir. Kullanım yerindeki kaplama en sahih görüşe göre diğer yerler gibidir. Dedim ki: Mezhebe göre altın kaplama mutlak olarak haramdır. Allah en iyi bilendir.
قلت: ذا القول أظهر والله أعلم والجاري كراكد وفي القديم لا ينجس بلا تغير والقلتان خمسمائة رطل بغدادي تقريبا في الأصح والتغير المؤثر بطاهر أو نجس طعم أو لون أو ريح ولو اشتبه ماء طاهر بنجس اجتهد وتطهر بما ظن طهارته وقيل: إن قدر على طاهر بيقين فلا والأعمى كبصير في الأظهر أو ماء وبول لم يجتهد على الصحيح بل يخلطان ثم يتيمم أو ماء ورد توضأ بكل مرة وقيل: له الاجتهاد وإذا استعمل ما ظنه أراق الآخر فإن تركه وتغير ظنه لم يعمل بالثاني على النص بل يتيمم بلا إعادة في الأصح ولو أخبره بتنجسه مقبول الرواية وبين السبب أو كان فقيها موافقا اعتمده ويحل استعمال كل إناء طاهر إلا ذهبا وفضة فيحرم وكذا اتخاذه في الأصح ويحل المموه في الأصح والنفيس كياقوت في الأظهر وما ضبب بذهب أو فضة ضبة كبيرة لزينة حرم أو صغيرة بقدر الحاجة فلا أو صغيرة لزينة أو كبيرة لحاجة جاز في الأصح وضبة موضع الاستعمال كغيره في الأصح.قلت: المذهب تحريم ضبة الذهب مطلقا والله أعلم.
Ancak hayvanın avret yeri müstesnadır; en sahih görüşe göre ölünün, küçük çocuğun avret yeri, hadım edilmiş kimsenin mahalli, gevşek olan zeker ve felçli el (bunlara dokunmak) abdesti bozar. Parmak uçları ve araları ise abdesti bozmaz. Hades sebebiyle namaz, tavaf, Mushaf taşımak, varakasına ve sahih kavle göre cildine dokunmak, ayrıca Mushaf bulunan bir kese veya sandık, ders için yazılmış Kur’an metni (levha gibi) en sahih görüşe göre haram olur. En sahih olan, bunların eşya arasında, tefsir ve dinar paralar içinde taşınmasının caiz olduğu, ancak varakasının bir çubukla çevrilmesinin caiz olmadığıdır. Hadesli olan çocuk ise menedilmez. (İmam) dedi ki: En sahih görüş, varakasını çubukla çevirmenin caiz olduğudur; Irak âlimleri bu görüşü benimsemiştir. Allah en iyi bilendir. Kim taharetten veya hadesten emin olup zıddında şüphe ederse, yakînine göre amel eder. Eğer her ikisinden de emin olup (hangisinin) önce geldiğini bilmezse, en sahih görüşe göre her ikisinden önceki hâlin zıddı ile amel eder. Fasıl: Helaya girerken sol ayağıyla, çıkarken sağ ayağıyla önce adım atar. Allah Teâlâ’nın zikrini taşımaz, otururken sol tarafına yaslanır. Kıbleye dönmez ve sırtını dönmez; sahrada bu ikisi haramdır. Uzaklaşır ve gizlenir. Durgun suya, deliğe, rüzgârın estiği yere, insanların toplandığı yere, yola ve meyve veren ağacın altına bevletmez. Konuşmaz ve bulunduğu yerde su ile istinca yapmaz. Bevilden istibrâ eder. Girerken şöyle der: 'Bismillah, Allahümme innî eûzü bike mine’l-hubsi ve’l-habâis.' Çıkarken: 'Ğufrâneke, elhamdülillâhillezî ezhebe anni’l-ezâ ve âfânî.' Su veya taş ile istinca vaciptir; ikisini birleştirmek daha faziletlidir. Taş hükmünde olan şey: katı, temiz, necaseti giderici, hürmeti olmayan her maddedir. En zahir görüşe göre tabaklanmış deri diğerlerinden farklıdır. Taşın şartı: necasetin kurumaması, taşınmaması ve yabancı bir şeyin araya girmemesidir. Nadiren de olsa, alışılmışın dışında yayılsa ve sathını ve haşefesini aşmazsa, en zahir görüşe göre taş (kullanmak) caizdir ve vaciptir.
إلا فرج بهيمة وينقض فرج الميت والصغير ومحل الجب والذكر الأشل وباليد الشلاء في الأصح ولا ينقض رأس الأصابع وما بينها ويحرم بالحدث الصلاة والطواف وحمل المصحف ومس ورقه وكذا جلده على الصحيح وخريطة وصندوق فيهما مصحف وما كتب لدرس قرآن كلوح في الأصح والأصح حل حمله في أمتعة وتفسير ودنانير لا قلب ورقه بعود وأن الصبي المحدث لا يمنع.قلت: الأصح حل قلب ورقه بعود وبه قطع العراقيون والله أعلم ومن تيقن طهرا أو حدثا وشك في ضده عمل بيقينه فلو تيقنهما وجهل السابق فضد ما قبلهما في الأصح.فصليقدم داخل الخلاء يساره والخارج يمينه ولا يحمل ذكر الله تعالى ويعتمد جالسا يساره ولا يستقبل القبلة ولا يستدبرها ويحرمان بالصحراء ويبعد ويستتر ولا يبول في ماء راكد وجحر ومهب ريح ومتحدث وطريق وتحت مثمرة ولا يتكلم ولا يستنجي بماء في مجلسه ويستبرىء من البول ويقول عند دخوله بسم الله اللهم إني أعوذ بك من الخبث والخبائث وعند خروجه غفرانك الحمد لله الذي أذهب عني الأذى وعافاني ويجب الاستنجاء بماء أو حجر وجمعهما أفضل وفي معنى الحجر كل جامد طاهر قالع غير محترم وجلد دبغ دون غيره في الأظهر وشرط الحجر أن لا يجف النجس ولا ينتقل ولا يطرأ أجنبي ولو ندر أو انتشر فوق العادة ولم يجاوز صفحته وحشفته جاز الحجر في الأظهر ويجب
Taşın uç kısımlarıyla dahi olsa üç mesh (yapmak) [gerekir]. Şayet (üç mesh ile) temizlenmezse, (iyice) temizlemek vâcib olur. (Taşları) tercihen (art arda) kullanmak sünnettir. Her taş, kendi mahalli içindir. Denilmiştir ki: Taşlar, (istinca yerinin) iki yanına ve ortasına dağıtılır. İstincanın sol elle yapılması sünnettir. Necaset bulaşığı bulunmayan kurtçuk (türü haşerât) ve hayvan tersi için istinca yapılmaz. Bu, zâhir olan görüştür.
ثلاث مسحات ولو بأطراف حجر فإن لم ينق وجب الإنقاء وسن الإيثار وكل حجر لكل محله وقيل: يوزعن لجانبيه والوسط ويسن الاستنجاء بيساره ولا استنجاء لدود وبعر بلا لوث في الأظهر.
Beşincisi: Ayakları topuklarıyla birlikte yıkamak. Altıncısı: Tertibi şöyledir. Şayet abdestsiz bir kimse boy abdesti alacak olsa, sahih olan görüşe göre eğer tertibi takdir etmek mümkünse (dalıp beklemek suretiyle) sahih olur; aksi halde olmaz. Dedim ki: Sahih olan, beklemeksizin sıhhattir. Vallahü a'lem. Sünnetleri: Misvak kullanmak, enine olarak herhangi bir sert şeyle; sahih olan görüşe göre parmakla değil. Namaz için ve ağız kokusunu gidermek için sünnettir. Oruçlu için zevalden sonra mekruh olması dışında mekruh değildir. Başında besmele çekmek. Eğer terk ederse, abdest esnasında söyler. Elleri yıkamak. Eğer ellerinin temiz olduğuna yakînen emin değilse, yıkamadan önce onları kaba daldırmak mekruhtur. Ağza ve buruna su vermek. Zâhir olan, bunları ayırmanın efdal olduğudur. Sonra sahih olan, bir avuçla üç kere ağzını çalkalar, sonra başka bir avuçla üç kere buruna su verir. Oruçlu olmayan bunlarda mübalağa eder. Dedim ki: Zâhir olan, üç avuçla birleştirmenin tercih edilmesidir; her birinden ağzını çalkalar sonra buruna su verir. Vallahü a'lem. Yıkamada ve meshde üçleme. Şüphe eden, yakîn ile amel eder. Başının tamamını, sonra kulaklarını mesh etmek. Eğer sarığı çıkarmak zor gelirse, üzerine mesh ederek tamamlar. Sakalı (sık olanı) ve parmaklarını hilallemek. Sağ tarafı öncelemek, gurresini ve tahcîlini uzatmak. Muvâlât (ara vermeme) ve kadîm (görüş) onu vâcip kılmıştır. Başkasından yardım istemeyi ve suyu silkelemeyi terk etmek. Aynı şekilde kurulanmak da sahih olan görüşe göre (terk edilir). Ve ardından şöyle der: Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına, O'nun bir ve şerîksiz olduğuna, Muhammed'in de O'nun kulu ve resûlü olduğuna şehâdet ederim. Allah'ım! Beni tevvâbînden (tövbe edenlerden) ve mütetahhirînden (temizlenenlerden) kıl. Sübhâneke Allahümme ve bi-hamdike, Senden başka hiçbir ilâh olmadığına şehâdet ederim. Senden mağfiret diler ve Sana tövbe ederim. Ve organların duası, aslı olmadığı için hazfedilmiştir.
الخامس: غسل رجليه مع كعبيه.السادس: ترتيبه هكذا فلو اغتسل محدث فالأصح أنه إن أمكن تقدير ترتيب بأن غطس ومكث صح وإلا فلا.قلت: الأصح الصحة بلا مكث والله أعلم وسننه السواك عرضا بكل خشن لا أصبعه في الأصح ويسن للصلاة وتغير الفم ولا يكره إلا للصائم بعد الزوال والتسمية أوله فإن ترك ففي أثنائه وغسل كفيه فإن لم يتيقن طهرهما كره غمسهما في الإناء قبل غسلهما والمضمضة والاستنشاق والأظهر أن فصلهما أفضل ثم الأصح يتمضمض بغرفة ثلاثا ثم يستنشق بأخرى ثلاثا ويبالغ فيهما غير الصائم.قلت: الأظهر تفضيل الجمع بثلاث غرف يتمضمض من كل ثم يستنشق والله أعلم وتثليث الغسل والمسح ويأخذ الشاك باليقين ومسح كل رأسه ثم أذنيه فإن عسر رفع العمامة كمل بالمسح عليها وتخليل اللحية الكثة وأصابعه وتقديم اليمنى وإطالة غرته وتحجيله والموالاة وأوجبها القديم وترك الاستعانة والنفض وكذا التنشيف في الأصح ويقول بعده: أشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له وأشهد أن محمد عبده ورسوله اللهم اجعلني من التوابين واجعلني من المتطهرين سبحانك اللهم وبحمدك أشهد أن لا إله إلا أنت أستغفرك وأتوب إليك وحذفت دعاء الأعضاء إذ لا أصل له.
Hadarda mesh edip ardından sefere çıkan veya aksi olup sefer müddetini tamamlamamış kimse hakkında: Şartı, tam taharetten sonra, farz mahallini örten, temiz, üzerinde yürümenin mümkün olduğu bir mest giymesidir (ki yolcu ihtiyaçları için gidip gelsin). Denildi ki: Helâl de olmalıdır. En sahih kavle göre suyu geçirmeyen dokuma (çorap) câiz olmaz. En zâhir kavle göre iki cermûk da câiz değildir. En sahih kavle göre ayağı yarık olup da bağlanmış olan câizdir. Üstünü ve altını çizgiler hâlinde mesh etmek sünnettir. Farza denk düşen meshin adı yeterlidir. Ancak ayağın altı ve topuğu müstesnadır; bunlara mezhebe göre mesh yoktur. Dedim ki: Kenarı da altı gibidir. Allah bilir. Müddetin bekâsından şüphe eden kimse mesh edemez. Cenâbet olursa giymeyi yenilemesi vâcibdir. Mesh üzere iken çıkaran kimse ayaklarını yıkar; bir kavilde abdest alır.
مسح حضرا ثم سافر أو عكس لم يستوف مدة سفر وشرطه أن يلبس بعد كمال طهر ساترا محل فرضه طاهرا يمكن تباع المشي فيه لتردد مسافر لحاجاته قيل: وحلالا ولا يجزىء منسوج لا يمنع ماء في الأصح ولا جرموقان في الأظهر ويجوز مشقوق قدم شد في الأصح ويسن مسح أعلاه وأسفله خطوطا ويكفي مسمى مسح يحاذي الفرض إلا أسفل الرجل وعقبها فلا على المذهب.قلت: حرفه كأسفله والله أعلم ولا مسح لشاك في بقاء المدة فإن أجنب وجب تجديد لبس ومن نزع وهو بطهر المسح غسل قدميه وفي قول يتوضأ.
Sonra avret mahallini yoklar, sonra başına su döker ve ovuşturur, ardından sağ tarafını, sonra sol tarafını yıkar, ovuşturur ve üç defa yapar. Ve hayzın eserini misk ile takip eder; eğer yoksa bunun benzeri bir şeyle. Onu (guslü) yenilemek sünnet değildir, abdestin aksine. Abdest suyunun bir müdden, gusül suyunun ise bir sâ'dan eksik olmaması sünnettir. Onun için bir sınır yoktur. Üzerinde necaset bulunan kimse, onu yıkar sonra gusleder. İkisi (necaset ve gusül) için bir yıkama yeterli olmaz; abdestte de böyledir. Dedim ki: En sahih olan, bir yıkamanın yeterli olduğudur. Allah en iyi bilendir. Cünüplük ve Cuma için gusleden kimsenin her ikisi de hasıl olur; veya sadece biri için niyet ederse sadece o hasıl olur. Dedim ki: Abdest bozup sonra cünüp olsa veya bunun tersi olsa, gusül kâfidir, mezhebe göre. Allah en iyi bilendir.
ثم تعهد معاطفه ثم يفيض الماء على رأسه ويخلله ثم شقه الأيمن ثم الأيسر ويدلك ويثلث وتتبع لحيض أثره مسكا وإلا فنحوه ولا يسن تجديده بخلاف الوضوء ويسن أن لا ينقص ماء الوضوء عن مد والغسل عن صاع ولا حد له ومن به نجس يغسله ثم يغتسل ولا تكفي لهما غسلة وكذا في الوضوء.قلت: الأصح تكفيه والله أعلم ومن اغتسل لجنابة وجمعة حصلا أو لأحدهما حصل فقط قلت: ولو أحدث ثم أجنب أو عكسه كفى الغسل على المذهب والله أعلم.
Köpek gibidir; esahh kavle göre necis toprak yeterli olmaz, necis sıvıya karışmış toprak da yeterli olmaz. Henüz yemek yememiş (yalnızca anne sütüyle beslenen) bir erkek çocuğun idrarıyla kirlenmiş olan şey (necten temizlenmesi için) üzerine su serpmek kâfidir. Bunların dışındaki (idrar ve benzeri) necasetlerle kirlenmiş olan şey ise, eğer necasetin (yalnızca) eseri (rengi, kokusu) kalmışsa, üzerine su akıtmak yeterlidir. Eğer necasetin aynı (cismi) mevcutsa, tadının giderilmesi (bertaraf edilmesi) vaciptir. Renginin veya kokusunun (normal şartlarda) giderilmesi güç olan bir kalıntısının kalması ise zarar vermez. Kokunun (kalması) hakkında ise bir kavil vardır. Derim ki: Eğer bu ikisi (renk ve koku) birlikte kalırsa, sahih kavle göre (temizliğe) zarar verir. Ve en doğrusunu Allah bilir. Suyun (necaset üzerine) ulaşması şarttır; esahh kavle göre sıkma (işlemi) şart değildir. En zahir kavle göre, temizlenen mahalden ayrılan ve niteliği değişmemiş olan yıkama suyu (gassâle) temizdir; ancak bu, mahallin temizlenmiş olması şartına bağlıdır. Eğer necis olan bir sıvı ise, onu temizlemek mümkün değildir. Bir kavle göre ise, (necis olan) yağ (zeytinyağı vb.) yıkanmak suretiyle temizlenir.
ككلب ولا يكفي تراب نجس ولا ممزوج بمائع في الأصح وما نجس ببول صبي لم يطعم غير لبن نضح وما نجس بغيرهما إن لم تكن عين كفى جرى الماء وإن كانت وجب إزالة الطعم ولا يضر بقاء لون أو ريح عسر زواله وفي الريح قول.قلت: فإن بقيا معا ضرا على الصحيح والله أعلم ويشترط ورود الماء لا العصر في الأصح والأظهر طهارة غسالة تنفصل بلا تغير وقد طهر المحل ولو نجس مائع تعذر تطهيره وقيل: يطهر الدهن بغسله.
İkincisi: Hürmete lâyık bir kimsenin susuzluktan ölme korkusu hâlinde, suyun ona bırakılmasına ihtiyaç duyulmasıdır; bu, âkıbeten dahi olsa böyledir. Üçüncüsü: Suyun kullanılması hâlinde bir uzvun menfaatine zarar gelmesinden korkulan bir hastalık; aynı şekilde iyileşmenin gecikmesi veya açık bir uzuvda çirkin bir leke bırakması –zâhir olan görüşe göre– ile şiddetli soğuk da hastalık gibidir. Bir uzuvda su kullanımı mümkün olmazsa ve o uzuvda örtücü bir şey yoksa teyemmüm gerekir. Aynı şekilde, sıhhatli olan uzvun yıkanması da –mezhebe göre– böyledir. Cünüp olan kimse için bu iki yıkama arasında tertip gerekmez. Fakat kimse hadesli ise, sahih olan görüşe göre, hasta uzvun yıkanması vaktinde teyemmümün şart koşulmasıdır. Şayet iki uzvu da yaralı ise, iki teyemmüm yapar. Eğer yara, sargı gibi çıkarılması mümkün olmayan bir şeyle kaplı ise, sıhhatli uzuv yıkanır ve daha önce geçtiği gibi teyemmüm edilir. Bununla birlikte her sargının üzerini suyla mesh etmek vâciptir; bir kısmını mesh etmek yeterlidir denilmiştir. Bir kimse ikinci bir farz namaz için teyemmüm ettiğinde ve henüz hades vâki olmadığında, cünüp olan kimse gustülü tekrarlamaz. Hadesli kimse ise, hasta uzvundan sonra olan namazı iade eder. Denilmiştir ki: Her ikisi de namazı iade eder. Yine denilmiştir ki: Hadesli kimse cünüp gibidir. Ben derim ki: Bu üçüncü görüş daha sahihtir. En iyisini Allah bilir. Teyemmüm, –tedavide kullanılanlar dahi– her temiz toprakla ve içinde toz bulunan kum ile yapılır. Maden toprağı, çömlek tozu, un ve benzeriyle karışmış toprakla caiz değildir. Denilmiştir ki: Karışım az ise caizdir. Kullanılmış toprakla da sahih olan görüşe göre caiz değildir; bu, bir uzuvda kalmış olan topraktır. Aynı şekilde saçılmış toprak da sahih görüşe göre caiz değildir. Teyemmümde toprağın ulaştırılması şarttır. Şayet rüzgâr onu yüzüne savurursa, o da niyet eder ve toprağı tekrarlarsa, bu yeterli olmaz. Eğer başkasının izniyle teyemmüm ederse caizdir; iznin şart olduğu söylenmiştir. Teyemmümün rükünleri şunlardır: Toprağı nakletmek; eğer toprağı yüzden ele veya tersine naklederse, sahih olana göre bu yeterlidir. Niyet ise namazı mubah kılmak içindir, hadesi kaldırmak için değil. Teyemmümün farz olduğuna niyet ederse, sahih görüşe göre bu yeterli olmaz. Niyeti toprağın nakliyle birleştirmek vâciptir. Aynı şekilde niyeti, yüzün bir kısmını mesh edinceye kadar sürdürmek de sahih olana göre gereklidir. Şayet farz ve nafileye niyet ederse, her ikisi de mubah olur; yahut farza niyet eder de nafileyi de kastetmezse, mezhebe göre nafileye niyet etmiş sayılır; yahut nafileye veya namaza niyet eder de farzı kastetmezse, mezhebe göre farz caiz olmaz. Sonra yüzünü ve ardından ellerini mesh eder.
الثاني: أن يحتاج إليه لعطش محترم ولو مآلا.الثالث: مرض يخاف معه من استعماله على منفعة عضو وكذا بطء البرء أو الشين الفاحش في عضو ظاهر في الأظهر وشدة البرد كمرض وإذا امتنع استعماله في عضو إن لم يكن عليه ساتر وجب التيمم وكذا غسل الصحيح على المذهب ولا ترتيب بينهما للجنب فإن كان محدثا فالأصح اشتراط التيمم وقت غسل العليل فإن جرح عضواه فتيممان وإن كان كجبيرة لا يمكن نزعها غسل الصحيح وتيمم كما سبق ويجب مع ذلك مسح كل جبيرته بماء وقيل: بعضها فإذا تيمم لفرض ثان ولم يحدث لم يعد الجنب غسلا ويعيد المحدث ما بعد عليله وقيل: يستأنفان وقيل: المحدث كجنب قلت: هذا الثالث: أصح والله أعلم.فصليتيمم بكل تراب طاهر حتى ما يداوى به وبرمل فيه غبار لاما بمعدن وسحاقة خزف ومختلط بدقيق ونحوه وقيل: إن قل الخليط جاز ولا بمستعمل على الصحيح وهو ما بقي بعضوه وكذا ما تناثر في الأصح ويشترط فصده فلو سفته ريح عليه فردده ونوى لم يجزىء ولو يمم بإذنه جاز وقيل: يشترط عذر.وأركانه: نقل التراب فلو نقل من وجه إلى يد أو عكس كفى في الأصح ونية استباحة الصلاة لا رفع الحدث ولو نوى فرض التيمم لم يكف في الأصح ويجب قرنها بالنقل وكذا استدامتها إلى مسح شيء من الوجه على الصحيح فإن نوى فرضا ونفلا أبيحا أو فرضا فله النفل على المذهب أو نفلا أو الصلاة تنفل لا الفرض على المذهب ومسح وجهه ثم يديه
Mürafıkıyle birlikte [teyemmüm edenin] saçın hafif bitimine ulaştırması vâcib değildir. Naklinde tertîb şart değildir, esahh olan budur. Şayet elleriyle [toprağa] vurup sağ eliyle yüzünü, sol eliyle de sağ kolunu mesh ederse caizdir. Besmele çekmek, yüzü ve elleri iki vuruşla mesh etmek menduptur. Ben derim ki: Esahh olan, nass ile iki vuruşun vâcib olduğudur; halbuki bir vuruşla, bir bez parçası ve benzeriyle mümkün olsa bile [yine iki vuruş gerekir]. Allahu a‘lem. Sağ tarafını ve yüzünün üst kısmını öne alır. Tozu hafifletir. Teyemmümde muvâlât abdestteki gibidir. Ben derim ki: Gusülde de böyledir. Evvela parmaklarını aralamak menduptur. İkinci [vuruş]da yüzüğünü çıkarması vâciptir. Allahu a‘lem. Su bulamadığı için teyemmüm eden, namazda değilken su bulursa teyemmümü bozulur; susuzluk gibi mâni bulunmadıkça. Namazda iken bulursa, eğer bu namaz onunla [teyemmümle] düşmüyorsa meşhur görüşe göre namazı bozulur; şayet düşürüyorsa bozulmaz, denilmiştir. Nâfile [namazı bozulur mu? sorusunda] esahh olan, bu namazı kesip abdest almanın daha faziletli olduğu ve müteneffilin iki rek‘ati aşamayacağı; ancak belli bir sayı niyet etmişse onu tamamlayacağıdır. Farz dışındaki namazlar teyemmümle kılınmaz; ancak dilediği kadar nâfile kılabilir. Nezir, zahir görüşe göre farz gibidir. Cenaze namazlarının farzla birlikte sahih olması esahhtır. Beş vakit namazdan birini unutan kişiye, o namazlar için bir teyemmüm kâfidir. Şayet iki farklı cinsi unutursa, her namaz için ayrı teyemmüm kılar; dilerse iki kere teyemmüm eder, ilkiyle peş peşe dört [namaz] kılar, ikincisiyle de içinde başladığı namazın bulunmadığı dört namaz kılar. Veya aynı cinsten iki namaz unutmuşsa, beş vakti iki teyemmümle iki defa kılar. Vaktinden önce farz namaz için teyemmüm edilmez. Aynı şekilde vakitli nâfile için de esahh olan budur. Su ve toprak bulamayan kimseye, cedîd kavle göre farz namazını kılması, sonra da iade etmesi lâzımdır. Mukîm olan teyemmüm eden, suyu kaybetmişse kazâ eder; yolcu ise etmez; ancak seferinde âsi olan müstesnadır, esahh olan budur. Soğuktan dolayı teyemmüm eden, zâhir görüşe göre kazâ eder. Mutlak surette suyun kullanımına mâni olan bir hastalık veya bir uzuvda [hastalık bulunup] örtecek bir şey yoksa kazâ gerekmez; ancak yarasından çok kan akıyorsa [kaza gerekir]. Şayet örtücü bir şey varsa, bunu tahâret üzere koymuşsa zâhir görüşe göre kazâ gerekmez. Eğer abdestsiz (hadis) olarak koymuşsa çıkarması vâciptir; çıkarması mümkün olmazsa meşhur görüşe göre kazâ eder.
مع مرفقيه ولا يجب إيصاله منبت الشعر الخفيف ولا ترتيب في نقله في الأصح فلو ضرب بيديه ومسح بيمينه وجهه وبيساره يمينه جاز وتندب التسمية ومسح وجهه ويديه بضربتينقلت: الأصح المنصوص وجوب ضربتين وإن أمكن بضربة بخرقة ونحوها والله أعلم ويقدم يمينه وأعلى وجهه ويخفف الغبار وموالاة التيمم كالوضوء.قلت: وكذا الغسل ويندب تفريق أصابعه أولا ويجب نزع خاتمه في الثانية والله أعلم ومن تيمم لفقد ماء فوجده إن لم يكن في صلاة بطل إن لم يقترن بمانع كعطش أو في صلاة لا تسقط به بطلت على المشهور وإن أسقطها فلا وقيل: يبطل النفل والأصح أن قطعها ليتوضأ أفضل وأن المتنفل لا يجاوز ركعتين إلا من نوى عددا فيتمه ولا يصلي بتيمم غير فرض ويتنفل ما شاء والنذر كفرض في الأظهر والأصح صحة جنائز مع فرض وأن من نسي إحدى الخمس كفاه تيمم لهن وإن نسي مختلفتين صلى كل صلاة بتيمم وإن شاء تيمم مرتين وصلى بالأول أربعا ولاء وبالثاني أربعا ليس منها التي بدأ بها أو متفقتين صلى الخمس مرتين بتيممين ولا يتيمم لفرض قبل وقت فعله وكذا النفل المؤقت في الأصح ومن لم يجد ماء ولا ترابا لزمه في الجديد أن يصلي الفرض ويعيد ويقضي المقيم المتيمم لفقد الماء لا المسافر إلا العاصي بسفره في الأصح ومن تيمم لبرد قضى في الأظهر أو لمرض يمنع الماء مطلقا أو في عضو ولا ساتر فلا إلا أن يكون بجرحه دم كثير وإن كان ساتر لم يقض في الأظهر إن وضع على طهر فإن وضع على حدث وجب نزعه فإن تعذر قضى على المشهور.
Hayız babı:
Hayzın en az yaşı dokuz senedir. En az müddeti bir gün bir gecedir. En çoğu ise geceleriyle birlikte on beş gündür. İki hayız arasındaki en az temizlik müddeti (tahir) on beş gündür, en çoğunun bir sınırı yoktur. Hayızla, cünüplükle haram olan şeyler haram olur; ayrıca -eğer kirletmekten korkarsa- mescitten geçmek ve oruç haram olur. Orucun kazası vaciptir, namazın kazası ise vacip değildir. (Hayız halinde) göbek ile diz kapağı arasına temas etmek de (haramdır). Denilmiştir ki: Cima dışında bir şey haram olmaz. Hayız kanı kesildiğinde, gusülden önce oruç ve talâk dışında bir şey helal olmaz. İstihaza devamlı hades gibidir (abdestsizlik gibi); orucu ve namazı engellemez. Müstehaza ferçini yıkar, (beziyle) bağlar, namaz vaktinde abdest alır ve namazı hemen kılar. Eğer namazın maslahatı için -örtünme veya cemaat bekleme gibi- geciktirirse zarar vermez. Aksi takdirde sahih görüşe göre zarar verir. Her farz namaz için abdest almak vaciptir. Aynı şekilde en sahih görüşe göre bağı (bezi) yenilemek vaciptir. Abdest aldıktan sonra kanı kesilse, kadın bu kesilmeyi itibar etmezse (kanın döneceğini düşünürse) veya (kanın kesilmesine) alışmış olup kesilme süresi namaz abdestini alacak kadar geniş ise, abdest alması vacip olur.
Fasıl:
Kadın hayız yaşında (kan) görse, en az süreyi geçse ve en çoğu aşmasa, tamamı hayızdır. Sarı ve bulanık akıntı, sahih görüşe göre hayızdır. Eğer en çoğu aşarsa: Mübtediye (ilk kez gören) ve temyiz kudretine sahip ise (kuvvetli ve zayıf kan görüp ayırt ediyorsa), zayıf olan istihaza, kuvvetli olan hayızdır -şu şartla ki kuvvetli kan en az süreden eksik olmasın ve en çoğu aşmasın, zayıf kan ise en az temizlik süresinden (on beş gün) az olmasın. Mübtediye olup temyiz gücü yoksa (kanı tek sıfatla görmüşse veya temyiz şartı kaybolmuşsa), en zahir görüşe göre hayzı bir gün bir gecedir.
باب الحيضأقل سنه تسع سنين وأقله يوم وليلة وأكثره خمسة عشر بلياليها وأقل طهر بين الحيضتين خمسة عشر ولا حد لأكثره ويحرم به ما حرم بالجنابة وعبور المسجد إن خافت تلويثه والصوم ويجب قضاؤه بخلاف الصلاة وما بين سرتها وركبتها وقيل: لا يحرم غير الوطء فإذا انقطع لم يحل قبل الغسل غير الصوم والطلاق والاستحاضة حدث دائم كالسلس فلا تمنع الصوم والصلاة فتغسل المستحاضة فرجها وتعصبه وتتوضأ وقت الصلاة وتبادر بها فلو أخرت لمصلحة الصلاة كستر وانتظار جماعة لم يضر وإلا فيضر على الصحيح ويجب الوضوء لكل فرض وكذا تجديد العصابة في الأصح ولو انقطع دمها بعد الوضوء ولم تعتد انقطاعه وعوده أو اعتادت ووسع زمن الإنقطاع وضوء الصلاة وجب الوضوء.فصلرأت لسن الحيض أقله ولم يعبر أكثره فكله حيض والصفرة والكدرة حيض في الأصح فإن عبره فإن كانت مبتدأة مميزة بأن ترى قويا وضعيفا فالضعيف استحاضة والقوي حيض إن لم ينقص عن أقله ولا عبر أكثره ولا نقص الضعيف عن أقل الطهر أو مبتدأة لا مميزة بأن رأته بصفة أو فقدت شرط تمييز فالأظهر أن حيضها يوم وليلة
Temizlik süresi (tuhr) yirmi dokuz gündür; yahut mu'tade kadın –ki daha önce hayz ve tuhr geçirmiştir– ise miktar ve vakit itibarıyla bu ikisine döndürülür. En sahih kavle göre bu hâl bir defa ile sabit olur. Mümeyyize olan mu'tade kadına en sahih kavle göre âdetle değil, temyiz ile hükmedilir. Mütehayyire ise âdetini miktar ve vakit olarak unutmuş kadındır; bu durumda bir kavle göre mübtedie gibidir. Meşhur olan kavle göre ihtiyat vâciptir; bu sebeple cinsel ilişki, Mushaf'a dokunmak ve namaz dışında Kur'an okumak haram olur. Farz namazları her zaman kılar; aynı şekilde en sahih kavle göre nafileleri de kılar. Her farz namaz için gusleder. Ramazan orucunu tutar, ardından tam iki ay (kaza orucu) tutar; böylece her on dört günden bir kaza elde edilir. Sonra on sekiz gün oruç tutar; bunun ilk üç günü ve son üç günü (tutulur); böylece geri kalan iki gün elde edilir. Bir günü bir gün oruçla kaza etmek mümkündür. Sonra üçüncü (gün) ve on yedinci (gün)... Bir şeyi ezberlemişse (bildiğine göre hareket eder), yakînin hükmü geçerlidir. Muhtemel durumda ise, cinsel ilişki konusunda hayızlı gibi, ibadet konusunda ise temiz gibidir. Kesilme ihtimali varsa, her farz için gusletmek vâciptir. En zahir kavle göre, hâmile kadının kanı ve (hayzın) en az süresi arasındaki temizlik (neka) hayz hükmündedir. Nifâsın en azı bir lâhza, en çoğu altmış gün, geneli kırk gündür. Nifâs sebebiyle hayızdan haram olan şeyler haram olur. Altmışı geçmesi (çoğunu) geçmesi gibi hüküm ifade eder.
وطهرها تسع وعشرون أو معتادة بأن سبق لها حيض وطهر فترد إليهما قدرا ووقتا وتثبت بمرة في الأصح ويحكم للمعتادة المميزة بالتمييز لا العادة في الأصح أو متحيرة بأن نسيت عادتها قدرا ووقتا ففي قول كمبتدأة والمشهور وجوب الاحتياط فيحرم الوطء ومس المصحف والقراءة في غير الصلاة وتصلي الفرائض أبدا وكذا النفل في الأصح وتغتسل لكل فرض وتصوم رمضان ثم شهرا كاملين فيحصل من كل أربعة عشر ثم تصوم من ثمانية عشر ثلاثة أولها وثلاثة آخرها فيحصل اليومان الباقيان ويمكن قضاء يوم بصوم يوم ثم الثالث: والسابع عشر وإن حفظت شيئا فلليقين حكمه وهي في المحتمل كحائض في الوطء وطاهر في العبادة وإن احتمل انقطاعا وجب الغسل لكل فرض والأظهر أن دم الحامل والنقاء بين أقل الحيض حيض وأقل النفاس لحظة وأكثره ستون وغالبه أربعون ويحرم به ما حرم بالحيض وعبوره ستين كعبوره أكثره.
Kitâbü's-Salât. Medhal... Kitâbü's-Salât: Mektûbât (farz namazlar) beştir. Öğle namazı: İlk vakti güneşin zevâli, son vakti ise bir şeyin gölgesinin kendisi kadar olmasıdır (istivâ gölgesi hariç). Bu aynı zamanda ikindi namazının ilk vaktidir ve güneş batana kadar devam eder. Tercih edilen (müstehap), gölge iki misli olana kadar geciktirilmemesidir. Akşam namazı güneşin batmasıyla girer ve kızıl şafağın kaybolmasına kadar devam eder. Eski kavle göre (böyle), yeni kavle göre ise (akşam namazının vakti) abdest alma, avret mahallini örtme, ezan ve ikamet ile beş rek'at (namaz) kadar bir sürenin geçmesiyle sona erer. Şayet (kişi) namaza vakitte başlayıp kızıl şafak kaybolana kadar uzatırsa, sahih kavle göre caizdir. Dedim ki: Eski kavil daha açıktır (zâhir). Vallâhu a'lem. Yatsı namazı, şafağın kaybolmasıyla girer ve fecre (tan yerinin ağarmasına) kadar devam eder. Tercih edilen, gecenin üçte birinden öteye geciktirilmemesidir; bir kavle göre ise yarısına kadar. Sabah namazı, fecr-i sâdık (gerçek tan yeri ağarması) ile girer; bu, ışığının ufukta yayılıp enlemesine uzanmasıdır. Güneş doğana kadar devam eder. Tercih edilen, isfâr (iyice aydınlanma) vaktine kadar geciktirilmemesidir. Dedim ki: Akşam namazına 'yatsı' (ışâ) demek, yatsı namazına 'ateme' (karanlık) demek, yatsı namazından önce uyumak ve yatsıdan sonra hayır dışındaki konuşmalar mekruhtur. Vallâhu a'lem. Namazı vaktin evvelinde kılmak sünnettir. Bir kavle göre yatsıyı geciktirmek daha faziletlidir. Aşırı sıcakta öğle namazını serinlikte kılmak (ibrâd) sünnettir. En sahih görüşe göre bu, sıcak bir beldeye ve mescidi uzaktan gelen cemaate mahsustur. Kim namazının bir kısmını vaktinde kılarsa, en sahih görüşe göre eğer bir rek'ate yetişmişse namazın tamamı edâdır; aksi halde kazâ olur. Vakti bilmeyen kimse (vakit tayini için) bir vird (düzenli okunan bölüm) vb. ile ictihad eder. Eğer namazını vakitten önce kıldığını kesin olarak bilirse, onu kazâ eder.
كتاب الصلاةمدخل…كتاب الصلاةالمكتوبات خمس الظهر وأول وقته زوال الشمس وآخره مصير ظل الشيء مثله سوى ظل استواء الشمس وهو أول وقت العصر ويبقى حتى تغرب والاختيار أن لا تؤخر عن مصير الظل مثلين والمغرب بالغروب ويبقى حتى يغيب الشفق الأحمر في القديم وفي الجديد ينقضي بمضي قدر وضوء وستر عورة وأذان وإقامة وخمس ركعات ولو شرع في الوقت ومد حتى غاب الشفق الأحمر جاز على الصحيح.قلت: القديم أظهر والله أعلم والعشاء بمغيب الشفق ويبقى إلى الفجر والاختيار أن لا تؤخر عن ثلث الليل وفي قول نصفه والصبح بالفجر الصادق وهو المنتشر ضوؤه معترضا بالأفق ويبقى حتى تطلع الشمس والاختيار أن لا تؤخر عن الإسفار.قلت: يكره تسمية المغرب عشاء والعشاء عتمة والنوم قبلها والحديث بعدها إلا في خير والله أعلم ويسن تعجيل الصلاة لأول الوقت وفي قول تأخير العشاء أفضل ويسن الإبراد بالظهر في شدة الحر والأصح اختصاصه ببلد حار وجماعة مسجد يقصدونه من بعد ومن وقع بعض صلاته في الوقت فالأصح أنه إن وقع ركعة فالجميع أداء وإلا فقضاء ومن جهل الوقت اجتهد بورد ونحوه فإن تيقن صلاته قبل الوقت قضى