Tuhfetü'l-Fukahâ (Alâeddin es-Semerkandî)
Kısım: Hanefî Fıkhı
Kitap: Tuhfetü'l-Fukahâ
Bu, Kâsânî'nin «Bedâi'u's-Sanâi'» adlı eserinin aslıdır.
Müellif: Alâeddin es-Semerkandî (öl. 539 H.)
Neşriyat: Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut - Lübnan
Baskı: İkinci, 1414 H. - 1994 M.
[Kitap numaralandırması matbu nüshaya uygundur]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
تحفة الفقهاء (علاء الدين السمرقندي)القسم: الفقه الحنفيالكتاب: تحفة الفقهاءوهي أصل: «بدائع الصنائع» للكاساني.المؤلف: علاء الدين السمرقندي (ت ٥٣٩ هـ)الناشر: دار الكتب العلمية، بيروت - لبنانالطبعة: الثانية، ١٤١٤ هـ - ١٩٩٤ م.[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
Tuhfetü’l-Fukahâ, Alâeddin es-Semerkandî’ye (539 h.) aittir. Bu eser, Kâsânî’nin Bedâi‘u’s-Sanâyi‘ isimli eserinin aslıdır. Leknevî şöyle der: «Melikü’l-Ulemâ el-Kâsânî, Bedâi‘u’s-Sanâyi‘ sahibi, Tuhfetü’l-Fukahâ’nın şârihi; ilmi, Tuhfe sahibi olan Alâeddin Muhammed es-Semerkandî’den almıştır.» Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut – Lübnan. Baskı: İkinci, 1414 h. / 1994 m.
تحفة الْفُقَهَاءلعلاء الدّين السَّمرقَنْدِي ٥٣٩ هـ وَهِي أصل «بَدَائِع الصَّنَائِع» للكاسانيقَالَ اللكنوي: «ملك الْعلمَاء الكاساني، صَاحب الْبَدَائِع شرح تحفة الْفُقَهَاء: أَخذ الْعلم عَن عَلَاء الدّين مُحَمَّد السَّمرقَنْدِي: صَاحب التُّحْفَة» .دَار الْكتب العلمية، بيروت - لبنانالطبعة: الثَّانِيَة ١٤١٤ هـ - ١٩٩٤ م.
Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla. Allah, efendimiz Muhammed'e salât ve selâm eylesin. Hamd Allah'adır, O'na hamd ederim. Salât O'nun Resûlü, kullarının en faziletlisi Muhammed'e, âline ve ondan sonra ashâbına olsun. Şeyh İmam Alâüddîn Muhammed b. Ahmed b. Ebî Ahmed es-Semerkandî -Allah Teâlâ ona rahmet eylesin- dedi ki: Bil ki, Şeyh Ebü'l-Hüseyin el-Kudûrî'ye (1) -Allah ona rahmet eylesin- nispet edilen el-Muhtasar adlı eser, fıkıhtan kullanılan cümleleri toplayan bir eserdir; öyle ki onları zaman boyunca ihmal edilmiş görmezsin. Müderris onunla hadiselerin ve nevâzilin çoğunda talebeyi doğru yola iletir; ona razı olan da onunla en yüksek mertebelere ve makamlara yükselir. Fukahanın bu kitaba rağbeti umûmî olunca, kardeşlerimizden ve arkadaşlarımızdan bazıları benden, bu eserde müellifin terk ettiği meselelerin kısımlarından bir kısmını zikretmemi ve kuvvetli delillerle kitaptaki müşkil meseleleri açıklamamı istediler; ta ki bu şey, taksim ve tafsil ile faydayı katlamaya vesile, delil zikriyle de tahsil ehline tahrice vesile olsun. Ben de Allah Teâlâ'dan ikmal ve isabet hususunda tevfikini, fazlından af, mağfiret ve inâbe umarak derhal yardım ve icabete koştum. Zira O, doğruya ve sağlam olana muvaffak kılan, irşad yollarına hidayet edendir. Ona 'Tuhfetü'l-Fukahâ' adını verdim; zira bu, babalarının yurtlarına döndüklerinde sohbet ve kardeşlik hakkı sebebiyle fukahaya hediyemdir. (1) Bu zat, Ahmed b. Muhammed b. Ca'fer b. Hamdân el-Kudûrî'dir. 362 (m. 973) yılında doğmuş, 428 (m. 1037) yılında Bağdat'ta vefat etmiştir.
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم وَصلى الله على سيدنَا مُحَمَّد وَسلم الْحَمد لله حَمده، وَالصَّلَاة على رَسُوله " مُحَمَّد " أفضل عبيده، وعَلى آله وَأَصْحَابه من بعده.قَالَ الشَّيْخ الامام عَلَاء الدّين: مُحَمَّد بن أَحْمد بن أبي أَحْمد السَّمرقَنْدِي، رَحمَه الله تَعَالَى.اعْلَم أَن " الْمُخْتَصر " الْمَنْسُوب إِلَى الشَّيْخ أبي الْحُسَيْن الْقَدُورِيّ (١) رحمه الله جَامع جملا من الْفِقْه مستعملة، بِحَيْثُ لَا ترَاهَا مدى الدَّهْر مُهْملَة: يهدي بهَا الرائض فِي أَكثر الْحَوَادِث والنوازل، ويرتقي بهَا المرتضا إِلَى أَعلَى المراقي والمنازل، وَلما عَمت رَغْبَة الْفُقَهَاء إِلَى هَذَا الْكتاب، طلب مني بَعضهم، من الاخوان والاصحاب، أَن أذكر فِيهِ بعض مَا ترك المُصَنّف من أَقسَام الْمسَائِل، وأوضح المشكلات مِنْهُ، بِقَوي من الدَّلَائِل، ليَكُون ذَرِيعَة إِلَى تَضْعِيف الْفَائِدَة، بالتقسيم وَالتَّفْصِيل، ووسيلة، بِذكر الدَّلِيل، إِلَى تَخْرِيج ذَوي التَّحْصِيل - فأسرعت فِي الاسعاف والاجابة، رَجَاء التَّوْفِيق، من الله تَعَالَى، فِي الاتمام والاصابة، وَطَمَعًا، من فَضله، فِي الْعَفو والغفران والانابة: فَهُوَ الْمُوفق للصَّوَاب والسداد، وَالْهَادِي إِلَى سبل الرشاد وسميته " تحفة الْفُقَهَاء "، إِذْ هِيَ هديتي لَهُم، لحق الصُّحْبَة والاخاء، عِنْد رجوعهم إِلَى مَوَاطِن الْآبَاء.(١) هُوَ أَحْمد بن مُحَمَّد بن جَعْفَر بن حمدَان الْقَدُورِيّ، ولد سنة ٣٦٢ هـ.وَتُوفِّي سنة ٤٢٨ هـ.بِبَغْدَاد.
Artık bu hediyemi kabul etsin, kim izz ve behâ kazanmak isterse ve beni hayatta ve mematta sâlih duâ ile ansın. Zira bu benim gayem ve niyetimdir. Ameller niyetlere bağlıdır. Amelleri kabul eden, gizlilikleri bilendir. Muvaffakiyetim ancak Allah'tandır: O'na tevekkül ettim ve O'na yönelirim.
فليقبل هديتي هَذِه من شَاءَ كسب الْعِزّ والبهاء، وليذكرني بِصَالح الدُّعَاء، فِي الْحَيَاة وَالْمَمَات، فَهُوَ غرضي ونيتي، والاعمال بِالنِّيَّاتِ، وقابل الاعمال عَالم بالخفيات، وَمَا توفيقي إِلَّا بِاللَّه: عَلَيْهِ توكلت، وَإِلَيْهِ أنيب.
Tahâret Kitabı: Bil ki tahâret, namazın câiz olmasının şartıdır. Tahâret iki kısımdır: hakîkî ve hükmî. Hakîkî tahâret, necâsetten hakikaten temizlik olup üç çeşittir: Beden tahâreti, mekân tahâreti ve elbise tahâreti. Hükmî tahâret ise necâsetten hükmen temizlik olup iki kısımdır: Abdest ve gusül. Tahâretin bütün çeşitleriyle farz olduğunu Kitap, Sünnet ve ümmetin icmâsı ile biliriz. Kitaba gelince: Allah Teâlâ'nın "Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi yıkayın" (Mâide 6) kavli; yine "Onların üzerine ardı ardına yağmur yağdırdık ve nehirler akıttık" kavli; yine "Evimi tavaf edenler için temizleyin" (Bakara 125) kavli; ve "Elbiseni temizle" (Müddessir 4) kavlidir. Sünnete gelince: Nebî (aleyhisselâm)'dan rivayet olunan şu hadistir: "Namazın anahtarı tahârettir; onu haram kılan tekbir, helal kılan selâmdır." Ve (aleyhisselâm) buyurdu.
كتاب الطَّهَارَةاعْلَم أَن الطَّهَارَة شَرط جَوَاز الصَّلَاةوَهِي نَوْعَانِ حَقِيقِيَّة وحكميةأما الْحَقِيقِيَّة فَهِيَ الطَّهَارَة عَن النَّجَاسَة حَقِيقَة وَهِي أَنْوَاع ثَلَاثَة طَهَارَة الْبدن وطهارة الْمَكَان وطهارة الثِّيَابوَأما الْحكمِيَّة فَهِيَ الطَّهَارَة عَن النَّجَاسَة حكما وَهِي نَوْعَانِ الْوضُوء وَالْغسْلعرفنَا فَرضِيَّة الطَّهَارَة بأنواعها بِالْكتاب وَالسّنة وَإِجْمَاع الْأمةأما الْكتاب فَقَوله تَعَالَى {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا قُمْتُم إِلَى الصَّلَاة فَاغْسِلُوا وُجُوهكُم} وَقَوله تَعَالَى {عَلَيْهِم مدرارا وَجَعَلنَا الْأَنْهَار} وَقَوله تَعَالَى {أَن طهرا بَيْتِي للطائفين} وَقَوله {وثيابك فطهر}وَأما السّنة فَمَا رُوِيَ عَن النَّبِي عليه السلام أَنه قَالَ مِفْتَاح الصَّلَاة الطّهُور وتحريمها التَّكْبِير وتحليلها التَّسْلِيموَقَالَ عَلَيْهِ
Selam (olsun). Şüphesiz her saç telinin altında bir cünüplük (hali) vardır. Öyleyse saçları iyice ıslatınız ve cildi (iyice) temizleyiniz. Bunda ümmetin icmâı vardır. Şimdi abdeste başlayalım ve deriz ki: Abdest, yıkama (gasy) ve mesh olmak üzere iki kısmı ihtiva eder. Yıkama (gasy); suyun uzuv üzerinde bizzat damlayıp akıtılmasıdır (tesyîl-i mâ). Mesh ise; suyun ıslaklığını uzva ulaştırıp elin üzerinde gezdirilmesinden (imrâr) ibarettir. Nitekim Zâhirü'r-Rivâye'nin zâhirine göre, suyun damlayarak akması (tesyîl) gerçekleşmeksizin sırf ıslatma ile abdest ve gusül câiz olmaz. Ancak Ebû Yûsuf'tan (bir) rivayet vardır; o, "Eğer bir kimse organını akıtma olmaksızın (sadece) bir ıslaklıkla mesh edecek olsa bu câizdir" demiştir. Sonra abdestin rükünleri, şartları, sünnetleri ve edepleri vardır. Rükünlere gelince, bunlar dörttür. Bunlardan biri yüzü bir defa yıkamaktır. (Nitekim) Allah Teâlâ'nın "(Onları) yeryüzünde sağlam bir şekilde yerleştirdik" [Kehf 84] kavli (bu hususa delildir). Yüzün sınırı, saçın bittiği yerden çene kemiğinin sivri/alt ucuna (hiddetü'z-zakan) ve kulak memelerine kadardır. İşte bu sahih bir sınırdır. Çünkü lügatte yüz, âdeten bakan kişinin karşısına çıkan şeyin adıdır. Eğer (sakal/saç) bitmeden önce ise, tamamını yıkamak vâciptir. Saç/sakal bittiğinde ise cumhur ulemaya göre altını yıkamak vâcip değildir. Bazıları ise saç telinin altını yıkamak ve suyu saçın köklerine ulaştırmak vâciptir demiştir. Şâfiî (r.a.) ise şöyle demiştir: Eğer sakal seyrek ise altını yıkamak vâciptir; eğer gür ise vâcip değildir. İşte bu ihtilâf üzerine bıyıklara su ulaştırmak da (aynı hükme tâbidir).
السَّلَام إِن تَحت كل شَعْرَة جَنَابَة أَلا فبلوا الشّعْر وأنقوا الْبشرَةوَعَلِيهِ إِجْمَاع الْأمةفنبدأ بِالْوضُوءِ فَنَقُول إِنَّه يشْتَمل على الْغسْل وَالْمسح فالغسل هُوَ تسييل المَاء على الْعُضْو وَالْمسح هُوَ إِيصَال المَاء إِلَيْهِ والإمرار عَلَيْهِ لَا غير حَتَّى لَا يجوز الْوضُوء وَالْغسْل بِدُونِ التسييل فِي الْغسْل على جَوَاب ظَاهر الرِّوَايَات إِلَّا رِوَايَة عَن أبي يُوسُف فَإِنَّهُ قَالَ لَو مسح عضوه ببلة دون التسييل جَازَثمَّ للْوُضُوء أَرْكَان وشروط وَسنَن وآدابأما الْأَركان فَأَرْبَعَة أَحدهَا غسل الْوَجْه مرّة وَاحِدَة قَوْله تَعَالَى {قرن مكناهم}وحد الْوَجْه قصاص الشّعْر إِلَى حِدة الذقن وَإِلَى شحمتي الْأذن وَهُوَ حد صَحِيح فَإِن الْوَجْه فِي اللُّغَة اسْم لما يواجه النَّاظر إِلَيْهِ فِي الْعَادةفَإِن كَانَ قبل نَبَات الشّعْر يجب غسل جَمِيعهوَإِذا نبت الشّعْر لَا يجب غسل مَا تَحْتَهُ عِنْد عَامَّة الْعلمَاءوَقَالَ بَعضهم يجب غسل مَا تَحت الشعرة وإيصال المَاء إِلَى أصُول الشّعْر وَقَالَ الشَّافِعِي إِن كَانَت اللِّحْيَة خَفِيفَة يجب غسل مَا تحتهَا وَإِن كَانَت كثيفة لَا يجبوعَلى هَذَا الِاخْتِلَاف إِيصَال المَاء إِلَى الشَّوَارِب
Keza kaşlardır. Daha sonra, sahih rivayetlere göre, çene ve yanaklara denk gelen dış kılların yıkanması vaciptir; zira o kıllar cilt (beşere) yerine kaimdir. Çeneden sarkan saçın yıkanması ise, Hanefîler'e göre vacip değildir; İmam Şâfi‘î'nin kavlinin aksine. Bunun sebebi, sarkan saçın yüzden sayılmaması ve yüz yerine kaim olmamasıdır. Sakalın yan tarafı (uzar) ile kulak arasındaki aralık (ferce) ise, Ebû Yûsuf'un hilâfına, Ebû Hanîfe ve Muhammed'e göre yıkanması vaciptir; zira bu aralık yüzün sınırları dâhilindedir ve üzerinde kıl bulunmaz. İkincisi: Dirseklerle birlikte kolları bir defa yıkamaktır. Hanefîler'e göre bu, Allah Teâlâ'nın "ve ellerinizi dirseklere kadar" [el-Mâide 5:6] kavli sebebiyledir. Züfer ise dirseklerin yıkanmasının vacip olmadığını söylemiştir. Doğru olan bizim kavlimizdir; çünkü dirsek, ön kol ve üst koldan mürekkep bir uzuvdur; ön kolun yıkanması vaciptir, üst kolun yıkanması ise vacip değildir; bu ikisi arasında ayırım yapmak mümkün olmadığından, ihtiyaten bütünün yıkanması vacip olur. Üçüncüsü: Başı bir defa meshetmektir. Allah Teâlâ'nın "başlarınızı meshedin" [el-Mâide 5:6] kavli sebebiyledir. Âlimler, farz olan meshin miktarı hakkında ihtilâf etmişlerdir. Ashabımızdan bu hususta zâhirü'r-rivâyede üç rivayet vardır: Mutlak olarak elin üç parmağıyla takdir edilmiştir. Tahâvî ise, alın saç kısmı (nâsiye) miktarını kabul etmiştir. Mâlik şöyle demiştir: Kişi başının tamamını veya çoğunu meshetmedikçe caiz olmaz. Şâfi‘î şöyle demiştir: Kişi, mesih denilebilecek bir miktarı meshederse caiz olur. Doğru olan, zâhirü'r-rivâyenin cevabıdır; Allah Teâlâ'nın "Biz onu (kendisine) güç ve kudret verdik" [el-Kehf 18:84] kavliyle. Oysa mesih, âlet (el) ile yapılır.
والحاجبين ثمَّ يجب غسل ظَاهر الشّعْر الَّذِي يوازي الذقن والخدين فِي أصح الرِّوَايَات لِأَنَّهُ قَائِم مقَام الْبشرَةوَالشعر المسترسل من الذقن لَا يجب غسله عندنَا خلافًا للشَّافِعِيّ لِأَنَّهُ لَيْسَ بِوَجْه وَلَا قَائِم مقَامهوالفرجة الَّتِي بَين العذار وَالْأُذن يجب غسلهَا عِنْد أبي حنيفَة وَمُحَمّد خلافًا لأبي يُوسُف لِأَنَّهَا من جملَة حد الْوَجْه وَلَيْسَ عَلَيْهَا شَعْرَةوَالثَّانِي غسل الْيَدَيْنِ مَعَ الْمرْفقين مرّة وَاحِدَة عندنَا لقَوْله تَعَالَى {وَأَيْدِيكُمْ إِلَى الْمرَافِق}وَقَالَ زفر لَا يجب غسل الْمرْفقينوَالصَّحِيح قَوْلنَا لِأَن الْمرْفق عُضْو مركب من الساعد والعضد وَغسل الساعد وَاجِب وَغسل الْعَضُد غير وَاجِب وَلَا يُمكن التَّمْيِيز بَينهمَا فَيجب غسل الْكل احْتِيَاطًاوَالثَّالِث مسح الرَّأْس مرّة وَاحِدَة لقَوْله تَعَالَى {وامسحوا برؤوسكم} )وَاخْتلف الْعلمَاء فِي مِقْدَار الْمَفْرُوض مِنْهُ فَعَن أَصْحَابنَا فِيهِ ثَلَاث رِوَايَات فِي ظَاهر الرِّوَايَة مُقَدّر بِثَلَاثَة أَصَابِع الْيَد مُطلقًاوالطَّحَاوِي مِقْدَار الناصيةوَقَالَ مَالك مَا لم يمسح جَمِيع الرَّأْس أَو أَكْثَره لَا يجوزوَقَالَ الشَّافِعِي إِذا مسح مِقْدَار مَا يُسمى مسحا جَازَوَالصَّحِيح جَوَاب ظَاهر الرِّوَايَة لقَوْله تَعَالَى {لم نمكن} وَالْمسح يكون بالآلة
Züfer ile Yakub’un ihtilafında başın dörtte biri takdir edilmiştir. Bu, Züfer’in kavlidir. Kerhî zikretmiştir. Mesh aleti âdeten elin parmaklarıdır. Bu sebeple mesh ekseriyetle onların iziyle, yani üç parmak ile olur. Âyetin takdiri şöyle olur: “Başlarınıza ellerinizin üç parmağı ile meshedin.” Sonra zahir rivayet kıyasınca üç parmağı koyup uzatmasa da caizdir. Nevâdir’de Muhammed’den böyle rivayet edilmiştir. Dörtte bir ve nâsiye rivayetinin kıyasına göre ise caiz değildir; zira bundan daha azdır. Eğer bir parmak veya iki küçük parmak ile meshedip farz miktarına ulaşana kadar uzatsa, bizce caiz değildir; Züfer’e muhalif olarak. Çünkü su, konulmakla (kullanılmakla) musta’mel olur ve musta’mel su ile mesh caiz değildir. Eğer bir parmak ile üç kere yeni su ile meshederse caizdir; zira bu üç parmak mesabesindedir. Eğer bir parmak ile onun iç yüzü, dış yüzü ve iki yanını kullanarak mesh etse caizdir. Bazı meşâyihimiz caiz değil demiştir. Sahih olan ise caiz olduğudur; tıpkı üç kenarlı bir taş ile istinca yapılması gibi. Züfer, Ebû Hanîfe’den böyle rivayet etmiştir. Dördüncüsü: ayakların bir defa yıkanmasıdır. Allah Teâlâ’nın “ayaklarınızı topuklara kadar (yıkayın)” kavli ile.
وَفِي اخْتِلَاف زفرو يَعْقُوب مُقَدّر بِربع الرَّأْس وَهُوَ قَول زفر وَذكر الْكَرْخِي وَآلَة الْمسْح هِيَ أَصَابِع الْيَد فِي الْعَادة فَيكون الْمسْح فِي الْغَالِب بأثرها وَهُوَ الثَّلَاث فَيصير تَقْدِير الْآيَة وامسحوا بِثَلَاث أَصَابِع أَيْدِيكُم برؤوسكمثمَّ على قِيَاس ظَاهر الرِّوَايَة إِذا وضع ثَلَاث أَصَابِع وَلم يمدها جَازَ وَهَكَذَا رُوِيَ عَن مُحَمَّد فِي النَّوَادِر وعَلى قِيَاس رِوَايَة الرّبع والناصية لَا يجوز لِأَنَّهُ أقل من ذَلِكوَلَو مسح بأصبع أَو بأصبعين صغيرتين ومدهما حَتَّى بلغ مِقْدَار الْفَرْض لم يجز عندنَا خلافًا لزفَر لِأَن المَاء يصير مُسْتَعْملا بِالْوَضْعِ وَالْمسح بِالْمَاءِ الْمُسْتَعْمل لَا يجوزوَلَو مسح بأصبع وَاحِدَة ثَلَاث مَرَّات بِمَاء جَدِيد جَازَ لِأَنَّهُ بِمَنْزِلَة ثَلَاث أَصَابِعوَلَو مسح بإصبع وَاحِدَة بِبَطْنِهَا وظهرها وجانبيها جَازَوَقَالَ بعض مَشَايِخنَا لَا يجوزوَالصَّحِيح أَنه يجوز كَمَا لَو استنجى بِحجر لَهُ ثَلَاثَة أحرف وَهَكَذَا روى زفر عَن أبي حنيفَةوَالرَّابِع غسل الرجلَيْن مرّة وَاحِدَة لقَوْله تَعَالَى {وأرجلكم إِلَى الْكَعْبَيْنِ}
Bu, âlimlerin çoğunluğu katında farzdır. Bazı kimseler ise farzın sadece mesh olduğunu söylemiştir. Hasan-ı Basrî'den rivayet olunduğuna göre o, yıkama ile mesh arasında muhayyer olduğunu söylemiştir. Bazıları da her ikisini birden yapmak gerektiğini söylemiştir. Doğru olan, âlimlerin çoğunluğunun görüşüdür. Zira âlimler, selef arasında bu hususta ihtilaf bulunduktan sonra ayakların yıkanmasının vücubu üzerinde icmâ etmişlerdir. Sonradan oluşan icmâ, önceki ihtilâfı kaldırır. Sonra bize göre —Züfer'in hilâfına olarak— dirseklerde olduğu gibi ayaklarla birlikte topuk kemiklerinin de yıkanması farzdır. Topuk kemikleri, kaval kemiğinin alt kısmında çıkıntılı olan iki kemiktir; halk bunu bilir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.)'in safları düzlerken: "Topukları topuklara, omuzları omuzlara bitiştirin" buyurduğu rivayet edilmiştir. Abdestin şartlarına gelince, onları inşallah ilgili yerlerde zikredeceğiz. Abdestin sünnetleri ise yirmi bir fiildir ve üç kısımdır: Bir kısmı abdestten önce olur, bir kısmı abdestin başlangıcında olur, bir kısmı da abdest esnasında olur. Abdestten önce olan sünnet bir tanedir: Taşlar, toprak parçaları ve bunların yerine geçen şeylerle istincâ yapmaktır. Abdestin başlangıcında olan sünnetler dört tanedir. Bunlardan biri niyettir. Şâfiî'ye göre niyet abdestte farz; teyemmümde ise icmâ ile farzdır.
وَهَذَا فرض عِنْد عَامَّة الْعلمَاء وَقَالَ بعض النَّاس الْفَرْض هُوَ الْمسْح لَا غيروَعَن الْحسن الْبَصْرِيّ أَنه قَالَ يُخَيّر بَين الْغسْل وَالْمسحوَقَالَ بَعضهم إِنَّه يجمع بَينهمَاوَالصَّحِيح قَول عَامَّة الْعلمَاء لِأَن الْعلمَاء أَجمعُوا على وجوب غسل الرجلَيْن بعد وجود الِاخْتِلَاف فِيهِ فِي السّلف وَالْإِجْمَاع الْمُتَأَخر يرفع الِاخْتِلَاف الْمُتَقَدّمثمَّ يجب غسل الْكَعْبَيْنِ مَعَ الرجلَيْن عندنَا خلافًا لزفَر كَمَا فِي الْمرْفقينوالكعبان هما العظمان الناتئان فِي أَسْفَل السَّاق عَلَيْهِ عرف النَّاس وَهَكَذَا رُوِيَ عَن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم أَنه قَالَ فِي تَسْوِيَة الصُّفُوف ألصقوا الكعاب بالكعاب والمناكب بالمناكبوَأما شَرَائِط الْوضُوء فنذكرها فِي موَاضعهَا إِن شَاءَ اللهوَأما سنَن الْوضُوء فأحد وَعِشْرُونَ فعلا وَهِي أَنْوَاع ثَلَاثَة نوع يكون قبل الْوضُوء وَنَوع يكون عِنْد ابْتِدَائه وَنَوع يكون فِي خلالهأما الَّذِي يكون قبل الْوضُوء فواحد وَهُوَ الِاسْتِنْجَاء بالأحجار والأمدار وَمَا يقوم مقَامهَافَأَما الَّذِي يكون عِنْد ابْتِدَاء الْوضُوء فَأَرْبَعَة أَحدهَا النِّيَّة وَعند الشَّافِعِي فرضوَفِي التَّيَمُّم فرض بِالْإِجْمَاع
İkincisi besmele çekmektir. Şâfiî mezhebine mensup bazı âlimlere göre bu farzdır. Üçüncüsü, elleri bileklere kadar yıkamaktır ki bu, elleri kaba sokarken necâset vehmini bertaraf etmek içindir. Dördüncüsü, su ile istincâ yapmaktır. Bu, Peygamber (s.a.v.) döneminde edep iken, teravih namazı gibi sahâbenin icmâı ile onun döneminden sonra sünnet haline gelmiştir. Abdestin icrası sırasında olanlara gelince, bunlar on altıdır. Birincisi mazmaza, ikincisi istinşaktır. Bu, cumhur ulemânın görüşüdür. Bazılarına göre ise bu ikisi vaciptir. Üçüncüsü, mazmaza ve istinşakta tertiptir. Şöyle ki: Önce üç defa mazmaza yapar, sonra üç defa istinşak yapar; her ikisinin her bir defasında yeni su alır. İmam Şâfiî şöyle demiştir: Sünnet, mazmaza ve istinşakı tek bir su ile üç defa birleştirmektir. Şöyle ki: Avucuna su alır, bir kısmıyla mazmaza yapar, bir kısmıyla istinşak yapar. Sonra ikinci ve üçüncü defada da böyle yapar. Dördüncüsü, mazmaza ve istinşakı sağ elle yapmaktır. Bazıları ise şöyle demiştir: Sağ eliyle mazmaza yapar, sol eliyle istinşak yapar; çünkü sol el necâset içindir. Beşincisi, mazmaza ve istinşakta mübalağa etmektir; ancak oruçlu hali müstesnadır. Zira Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre Lakît b. Sabre'ye şöyle buyurmuştur: "Mazmaza ve istinşakta mübalağa et; ancak oruçlu isen yumuşak davran."
وَالثَّانِي التَّسْمِيَة وَعند بَعضهم فرض وهم أَصْحَاب الشَّافِعِيوَالثَّالِث غسل الْيَدَيْنِ إِلَى الرسغين لإدخالهما فِي الْإِنَاء احْتِرَازًا عَن توهم النَّجَاسَةوَالرَّابِع الِاسْتِنْجَاء بِالْمَاءِ وَهُوَ كَانَ أدبا فِي عصر النَّبِي عليه السلام فَصَارَ سنة بعد عصره بِإِجْمَاع الصَّحَابَة كالتراويحفَأَما الَّذِي يكون فِي خلاله فستة عشر أَحدهمَا الْمَضْمَضَةوَالثَّانِي الِاسْتِنْشَاق وَهَذَا قَول عَامَّة الْعلمَاء وَعند بَعضهم هما واجبانوَالثَّالِث التَّرْتِيب فِي الْمَضْمَضَة وَالِاسْتِنْشَاق وَهُوَ أَن يمضمض أَولا ثَلَاثًا ثمَّ يستنشق ثَلَاثًا يَأْخُذ لكل وَاحِد مِنْهُمَا مَاء جَدِيدا فِي كل مرّةوَقَالَ الشَّافِعِي السّنة أَن يجمع بَين الْمَضْمَضَة وَالِاسْتِنْشَاق بِمَاء وَاحِد ثَلَاث مَرَّات فَيَأْخُذ المَاء بكفه فيمضمض بِبَعْضِه ويستنشق بِبَعْضِه ثمَّ هَكَذَا فِي الْمرة الثَّانِيَة وَالثَّالِثَةوَالرَّابِع أَن يمضمض ويستنشق بِالْيَمِينِوَقَالَ بَعضهم يمضمض بِيَمِينِهِ ويستنشق بيساره لِأَن الْيَسَار للأقذاروَالْخَامِس الْمُبَالغَة فِي الْمَضْمَضَة وَالِاسْتِنْشَاق إِلَّا فِي حَالَة الصَّوْملما رُوِيَ عَن النَّبِي عليه السلام أَنه قَالَ للقيط بن صبرَة بَالغ فِي الْمَضْمَضَة وَالِاسْتِنْشَاق إِلَّا أَن تكون صَائِما فارفق
Altıncısı, mazmaza hâlinde misvak kullanmaktır. Bu, temizliği tamamlamak içindir. Nitekim Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Misvak ağzı temizleyici ve Rabbi razı edicidir.» Eğer misvak bulamazsa, parmağıyla ağzını temizler; misvak ise daha faziletlidir. Yedincisi, abdestte tertibe riayet etmektir. İmam Şâfiî (rh.a.) bunun farz olduğunu söylemiştir. Sekizincisi, abdestte muvâlâttır; yani abdest fiilleri arasında ondan olmayan bir işle meşgul olmamaktır. İmam Mâlik (rh.a.) bunun farz olduğunu söylemiştir. Dokuzuncusu, abdest organlarını üçer üçer yıkamaktır. Nitekim Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre, birer birer abdest almış ve şöyle buyurmuştur: «Bu, Allah'ın namazı ancak onunla kabul ettiği abdesttir.» Sonra ikişer ikişer abdest almış ve şöyle buyurmuştur: «Bu, Allah'ın ecri kendisi için iki kat kıldığı kimsenin abdestidir.» Sonra üçer üçer abdest almış ve şöyle buyurmuştur: «Bu benim abdestim, ümmetimin abdesti, benden önceki peygamberlerin abdesti ve halilim İbrâhim'in abdestidir. Kim bundan fazla yaparsa yahut eksiltirse haddi aşmış ve zulmetmiş olur.» Bunun mânası: Kim üçten fazla yapar yahut eksiltir ve üçü sünnet olarak görmezse. Onuncusu, sağdan başlamaktır. Bu, abdestte ve diğer işlerde sünnettir. Nitekim Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre, ayakkabı giymeye ve taranmaya kadar her işte teyâmünü severdi. On birincisi, el ve ayak yıkamada parmak uçlarından başlamaktır. On ikincisi, suyu parmak aralarına ulaştırdıktan sonra el ve ayak parmaklarını hilallemektir. Mübalağa için hilallemek sünnettir. Suyu parmak aralarına ulaştırmaya gelince...
وَالسَّادِس أَن يستاك فِي حَال الْمَضْمَضَة تكميلا للإنقاء على مَا قَالَ عليه السلام السِّوَاك مطهرة للفم ومرضاة للربفَإِن لم يجد فيعالج فَمه بالإصبع والسواك أفضلوَالسَّابِع التَّرْتِيب فِي الْوضُوءوَقَالَ الشَّافِعِي إِنَّه فرضوَالثَّامِن الْمُوَالَاة فِي الْوضُوء وَهُوَ أَن لَا يشْتَغل بَين أَفعَال الْوضُوء بِعَمَل لَيْسَ مِنْهُوَقَالَ مَالك إِنَّه فرضوَالتَّاسِع أَن يغسل أَعْضَاء الْوضُوء ثَلَاثًا ثَلَاثًا على مَا رُوِيَ عَن النَّبِي عليه السلام أَنه تَوَضَّأ مرّة مرّة فَقَالَ هَذَا وضوء لَا يقبل الله الصَّلَاة إِلَّا بِهِ ثمَّ تَوَضَّأ مرَّتَيْنِ مرَّتَيْنِ وَقَالَ هَذَا وضوء من يضعف الله لَهُ الْأجر مرَّتَيْنِ ثمَّ تَوَضَّأ ثَلَاثًا ثَلَاثًا وَقَالَ هَذَا وضوئي ووضوء أمتِي ووضوء الْأَنْبِيَاء من قبلي ووضوء خليلي إِبْرَاهِيم فَمن زَاد على ذَلِك أَو نقص فقد تعدى وظلم مَعْنَاهُ من زَاد على الثَّلَاث أَو نقص وَلم ير الثَّلَاث سنةوالعاشر الْبدَاءَة بالميامن وَهِي سنة فِي الْوضُوء وَغَيره من الْأَعْمَال لما رُوِيَ عَن النَّبِي عليه السلام أَنه كَانَ يحب التَّيَامُن فِي كل شَيْء حَتَّى التنعل والترجلوَالْحَادِي عشر الْبدَاءَة من رُؤُوس الْأَصَابِع فِي غسل الْيَدَيْنِ وَالرّجلَيْنِوَالثَّانِي عشر تَخْلِيل الْأَصَابِع فِي الْيَدَيْنِ وَالرّجلَيْنِ بعد إِيصَال المَاء إِلَى مَا بَين الْأَصَابِعوالتخليل للْمُبَالَغَة سنة فَأَما إِيصَال المَاء إِلَى مَا بَين
Parmaklar farzdır. On üçüncüsü, başın meshinde istiabdır (kaplamadır); bu sünnettir. Yani başın tamamını meshetmektir. Mâlik'e göre ise daha önce geçtiği üzere farzdır. On dördüncüsü, meshe başın ön kısmından başlamaktır; nasıl yaparsa yapsın. Hasan el-Basrî ise şöyle dedi: Sünnet, başın tepesinden başlayarak elini onun üzerine koyup ön kısmına kadar uzatmak, sonra da onu enseye geri çevirmektir. On beşincisi, bir kere meshetmektir; üç kere meshetmek mekruhtur. Şâfiî ise sünnet olanın üç kere meshetmek olduğunu söyledi. On altıncısı, kulakların dışını ve içini başın suyu ile meshetmektir, yeni bir su ile değil. Şâfiî ise yeni bir su ile meshedilmesini söyledi; başın suyu ile değil. Sakalın tahliline (parmaklarla taranmasına) gelince, Ebû Hanîfe ve Muhammed'e göre bu âdâbtandır; Ebû Yûsuf'a göre ise sünnettir. Muhammed, el-Âsâr kitabında böylece zikretti. Meşâyih (âlimler) boynun mesh edilmesinde ihtilaf ettiler. Ebû Bekir el-A'meş dedi ki: O sünnettir. Ebû Bekir el-İskâf ise: O edeptir, dedi. Abdestin âdâbına gelince, bunlar çoktur. Sünnet ile edeb arasındaki fark şudur: Sünnet, Resûlullah (s.a.v.)'in devam ettiği ve bir mânâdan dolayı bir veya iki defa dışında terk etmediği şeydir. Edeb ise Resûlullah (s.a.v.)'in bir veya iki defa yaptığı fakat devam etmediği şeydir.
الْأَصَابِع فَفرضوَالثَّالِث عشر الِاسْتِيعَاب فِي مسح الرَّأْس وَهُوَ سنة وَهُوَ أَن يمسح كُلهوَعند مَالك فرض على مَا مروَالرَّابِع عشر هُوَ الْبدَاءَة فِي الْمسْح من مقدم الرَّأْس كَيْفَمَا فعل وَقَالَ الْحسن الْبَصْرِيّ السّنة أَن يبْدَأ من الهامة فَيَضَع يَده عَلَيْهَا ويمدها إِلَى مقدم رَأسه ثمَّ يُعِيدهَا إِلَى الْقَفَاوَالْخَامِس عشر أَن يمسح مرّة وَاحِدَة والتثليث مَكْرُوهوَقَالَ الشَّافِعِي السّنة هُوَ التَّثْلِيثوَالسَّادِس عشر أَن يمسح الْأُذُنَيْنِ ظاهرهما وباطنهما بِمَاء الرَّأْس لَا بِمَاء جَدِيدوَقَالَ الشَّافِعِي يمسح بِمَاء جَدِيد لَا بِمَاء الرَّأْسوَأما تَخْلِيل اللِّحْيَة فَهُوَ من الْآدَاب عِنْد أبي حنيفَة وَمُحَمّد وَعند أبي يُوسُف سنة كَذَا ذكر مُحَمَّد فِي كتاب الْآثَاروَاخْتلف الْمَشَايِخ فِي مسح الرَّقَبَة قَالَ أَبُو بكر الْأَعْمَش إِنَّه سنةوَقَالَ أَبُو بكر الإسكاف إِنَّه أدبوَأما آدَاب الْوضُوء فكثيرة وَالْفرق بَين السّنة وَالْأَدب أَن السّنة مَا واظب عَلَيْهَا رَسُول الله صلى الله عليه وسلم وَلم يَتْرُكهَا إِلَّا مرّة أَو مرَّتَيْنِ لِمَعْنى من الْمعَانِي وَالْأَدب مَا فعله رَسُول الله صلى الله عليه وسلم مرّة أَو مرَّتَيْنِ وَلم يواظب عَلَيْهِ
Bu da, ıslak parmağı kulak deliklerine sokmak, başı mesh etme keyfiyeti, eli suya ve kabın içine sokma keyfiyeti, abdest ve gusül organlarını yıkamada ovmak; abdest fiillerinden her bir fiil sırasında “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlüh” demesi; gusül ve abdestte her bir organın yıkanışı sırasında rivayet edilen dualar ve bunun gibi, hadislerde Resûlullah (s.a.v.)'in abdestte yaptığı ancak devam etmediği rivayet edilen şeylerdir.
وَذَلِكَ نَحْو إِدْخَال الإصبع المبلولة فِي صماخ الْأُذُنَيْنِ وَكَيْفِيَّة مسح الرَّأْس وَكَيْفِيَّة إِدْخَال الْيَد فِي المَاء والإناء والدلك فِي غسل أَعْضَاء الْوضُوء وَالْغسْل أَن يَقُول أشهد أَن لَا إِلَه إِلَّا الله وَأشْهد أَن مُحَمَّدًا عَبده وَرَسُولهعِنْد كل فعل من أَفعَال الْوضُوء والدعوات المأثورة عِنْد غسل كل عُضْو فِي الْغسْل وَالْوُضُوء وَنَحْو ذَلِك مِمَّا ورد فِي الْأَحَادِيث أَنه فعله رَسُول الله صلى الله عليه وسلم فِي الْوضُوء وَلم يواظب عَلَيْهِ
Ebû Yûsuf'un el-Emâlî'deki rivayetinde (Ebû Hanîfe'den naklen) bunun caiz olmadığı belirtilmiştir. Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre ise zâhirü'r-rivâyede ette olduğu gibi caizdir. Onlardan gelen diğer bir rivayette ise etin aksine caiz değildir. Kumaşta selem konusuna gelince; cinsi, nev'i, vasfı, parça ölçüsü ve zira'ı belirtildiğinde istihsanen caizdir; kıyasen ise caiz değildir. İpek kumaşta ağırlığın (veznin) beyanı şart mıdır? Bu hususta meşâyıh ihtilaf etmiştir. Kimisi şarttır, kimisi de şart değildir demiştir; çünkü ipek kumaş, keten ve karbonat gibi zira'îdir (uzunlukla ölçülür). Buna göre, ceviz, yumurta ve benzeri birbirine yakın adetlerde selem, üç imamımızın kavline göre keylen, vezen ve adet olarak caizdir. Züfer ise keylen ve vezen caiz, adetle caiz değildir demiştir. İmam Şâfiî ceviz ve bademde keylen ve vezen caiz, adetle caiz değil; yumurtada ise keylen, vezen ve adetle caizdir. Fülûsta adetle selem yapılsa, zâhirü'r-rivâyeye göre caizdir. Muhammed'den ise caiz olmadığı rivayet edilir; çünkü fülûs esmân (bedel) cümlesindendir. Samanda veya ağır yüklerde selem yapılsa, iki yük arasında aşırı farklılık bulunduğu için caiz değildir; ancak insanların bilinen iki yükleminden muayyen bir şeyde ihtilaf yoksa caiz olur. Ekmeğe selem akdi yapılsa caiz midir? Muhammed zâhirü'r-rivâyede bunu zikretmemiştir. İbn Rüstem'in Nevâdir'inde ise Ebû Hanîfe ve Muhammed'e göre caiz olmadığı, Ebû...
وَفِي رِوَايَة أبي يُوسُف فِي الأمالي عَنهُ أَنه لَا يجوزوعَلى قَول أبي يُوسُف وَمُحَمّد يجوز فِي ظَاهر الرِّوَايَة كَمَا فِي اللَّحْموَفِي رِوَايَة أُخْرَى عَنْهُمَا لَا يجوز بِخِلَاف اللَّحْموَأما السّلم فِي الثِّيَاب فَإِذا بَين جنسه ونوعه وَصفته ورقعته وذرعه يجوز اسْتِحْسَانًا وَالْقِيَاس أَن لَا يجوزوَهل يشْتَرط بَيَان الْوَزْن فِي الثَّوْب الْحَرِير اخْتلف الْمَشَايِخ فِيهِ قَالَ بَعضهم هُوَ شَرطوَقَالَ بَعضهم لَيْسَ بِشَرْط لِأَن الْحَرِير ذرعي كالكتان والكرباسوعَلى هَذَا السّلم فِي الْأَعْدَاد المتقاربة مثل الْجَوْز وَالْبيض وَنَحْوهمَا جَائِز كَيْلا ووزنا وعددا فِي قَول عُلَمَائِنَا الثَّلَاثَةوَقَالَ زفر يجوز كَيْلا ووزنا وَلَا يجوز عدداوَقَالَ الشَّافِعِي يجوز كَيْلا ووزنا فِي الْجَوْز واللوز وَلَا يجوز عدداوَفِي الْبيض يجوز كَيْلا ووزنا وعدداوَلَو أسلم فِي الْفُلُوس عددا يجوز فِي ظَاهر الرِّوَايَةوَعَن مُحَمَّد أَنه لَا يجوز لِأَنَّهَا من جملَة الْأَثْمَانوَلَو أسلم فِي التِّبْن أوقارا لَا يجوز لتَفَاوت فَاحش بَين الوقرين إِلَّا إِذا كَانَ فِي فيمان مَعْلُوم من فيامين النَّاس لم يخْتَلف فَيجوزوَلَو أسلم فِي الْخبز هَل يجوز لم يذكر مُحَمَّد فِي ظَاهر الرِّوَايَةوَذكر فِي نَوَادِر ابْن رستم على قَول أبي حنيفَة وَمُحَمّد لَا يجوز وعَلى قَول أبي
Hades Bâbı: Hades iki kısımdır: hakikî ve hükmî. Hakikî hades ise, canlı insandan necisin çıkmasıdır; ister iki yoldan (ön ve arka) olsun ister başka yerden, mutad olsun veya mutad olmasın, az olsun veya çok olsun. Bu, üç imamımıza (Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî) göre böyledir. Züfer ise şöyle demiştir: Hades, canlı insandan necisin zuhur etmesidir. Mâlik (r.a.) bir görüşünde şöyle demiştir: Hades, mutad yoldan mutad necisin çıkmasıdır. Hatta istihâze kanının hades olmadığını söylemiştir; çünkü o, mutad olmayan ârızî bir durumdur. Bir başka görüşte (ki bu Şâfiî'nin de görüşüdür) ise, hades, her ne şekilde olursa olsun, sadece iki yoldan bir şeyin çıkmasıdır, başka yerden değil. Doğru olan bizim sözümüzdür. Zira Ebû Ümâme el-Bâhilî (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.)'ın huzuruna girdim. Kendisine bir avuç yemek ikram ettim ve yedi. Ardından müezzin geldi. Ben, 'Yâ Resûlallah, abdest (almam gerekir mi)?' dedim. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: 'Abdest ancak çıkandan dolayıdır, girenden dolayı değil.'" Tahir (temiz) şeylerin çıkması —tükürük ve benzerleri gibi— icmâ ile hades değildir. Bu durumda hades, necisin çıkması olarak belirlenmiştir.
بَاب الْحَدثالْحَدث نَوْعَانِ حَقِيقِيّ وحكميأما الْحَقِيقِيّ فَهُوَ خُرُوج النَّجس من الأدمِيّ الْحَيّ كَيْفَمَا كَانَ من السَّبِيلَيْنِ أَو من غَيرهمَا مُعْتَادا كَانَ أَو غير مُعْتَاد قَلِيلا كَانَ أَو كثيرا وَهَذَا عِنْد أَصْحَابنَا الثَّلَاثَةوَقَالَ زفر هُوَ ظُهُور النَّجس من الأدمِيّ الْحَيّوَقَالَ مَالك فِي قَول هُوَ خُرُوج النَّجس الْمُعْتَاد من السَّبِيل الْمُعْتَاد حَتَّى قَالَ إِن دم الِاسْتِحَاضَة لَيْسَ بِحَدَث لِأَنَّهُ عَارض غير مُعْتَادوَقَالَ فِي قَول وَهُوَ قَول الشَّافِعِي هُوَ خُرُوج الشَّيْء من السَّبِيلَيْنِ لَا غير كَيْفَمَا كَانَوَالصَّحِيح قَوْلنَا لما رُوِيَ عَن أبي إِمَامَة الْبَاهِلِيّ أَنه قَالَ دخلت على رَسُول الله صلى الله عليه وسلم فغرفت لَهُ غرفَة فَأكل فجَاء الْمُؤَذّن فَقلت الْوضُوء يَا رَسُول الله فَقَالَ إِنَّمَا علينا الْوضُوء مِمَّا يخرج لَيْسَ مِمَّا يدْخلوَخُرُوج الطَّاهِر كالبزاق وَغَيره لَيْسَ بِحَدَث بِالْإِجْمَاع فَتعين خُرُوج النَّجس