el-Evsat fi's-Sünen ve'l-İcmâ ve'l-İhtilâf (thk. Hanîf) — İbnü'l-Münzir
Kısım: Fıkıh-ı Amme
Kitap: el-Evsat fi's-Sünen ve'l-İcmâ ve'l-İhtilâf
Müellif: Ebû Bekr Muhammed b. İbrâhim b. el-Münzir en-Nîsâbûrî (ö. 319 h.)
Tahkik: Ebû Hammâd Sağîr Ahmed b. Muhammed Hanîf
Neşreden: Dâru Tayyibe, Riyad — Suudî Arabistan
Tab': Birinci baskı, 1405 h. / 1985 m.
Cilt adedi: 6 cilt (yalnızca 1-5 ve 11) basılmıştır.
[Kitap numaralandırması matbu nüshaya uygundur.]
Ramisher'de yayın tarihi: 1 Temmuz 2026.
الأوسط في السنن والإجماع والاختلاف - ت حنيف (ابن المنذر)القسم: الفقه العامالكتاب: الأوسط في السنن والإجماع والاختلافالمؤلف: أبو بكر محمد بن إبراهيم بن المنذر النيسابوري (ت ٣١٩ هـ)تحقيق: أبو حماد صغير أحمد بن محمد حنيفالناشر: دار طيبة، الرياض - السعوديةالطبعة: الأولى، ١٤٠٥ هـ - ١٩٨٥ معدد الأجزاء: طُبع منه ٦ (١ - ٥ و ١١) فقط[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع]تاريخ النشر في Ramisher: ١ يوليو ٢٠٢٦.
15 - Cuma Faziletleri Bablarının Tamamı
1 - Cuma Gününün Fazileti, Onun Günlerin En Faziletlisi Olduğu ve Allah'ın Onda Namaz Kılanın Duasını Kabul Ettiği Bir Saat Kıldığına Dair Bab
1714 - Bize Sehl b. Ammâr rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ubeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Amr, Ebû Seleme'den, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet etti. Ebû Hureyre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cuma günüdür. O gün Âdem yaratıldı, o gün cennete girdirildi, o gün cennetten indirildi ve o gün kıyamet kopacaktır. Onda öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kul o saate denk gelir de Allah'tan bir hayır dilerse, Allah ona onu verir.”
1715 - Bize er-Rabî' b. Süleyman rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Ebî'z-Zinâd, babasından, o da Mûsâ b. Ebî Osmân'dan, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet etti. Ebû Hureyre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Günlerin efendisi Cuma günüdür. O gün Âdem yaratıldı, o gün cennete girdirildi, o gün cennetten çıkarıldı ve kıyamet ancak Cuma günü kopacaktır.”
Ebû Bekir dedi ki: Resûlullah'ın (s.a.v.) “Allah'tan bir hayır dilerse, Allah ona onu verir” sözünde, o saatte yapılan duanın hayır için kabul edildiğine, günah için kabul edilmediğine delil vardır.
١٥ - جِمَاعُ أَبْوَابِ فَضَائِلِ الْجُمُعَةِ١ - ذِكْرُ فَضْلِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ وَأَنَّهَا أَفْضَلُ الْأَيَّامِ وَأَنَّ اللهَ جَعَلَ فِيهَا سَاعَةً يَسْتَجِيبُ فِيهَا دُعَاءَ الْمُصَلِّي١٧١٤ - حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ عَمَّارٍ، قَالَ: ثنا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالَ: ثنا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «خَيْرُ يَوْمٍ طَلَعَتْ فِيهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الْجُمُعَةِ، فِيهِ خُلِقَ آدَمُ، وَفِيهِ أُدْخِلَ الْجَنَّةَ، وَفِيهِ أُهْبِطَ مِنْهَا، وَفِيهِ تَقُومُ السَّاعَةُ، وَفِيهِ سَاعَةٌ لَا يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ فَيَسْأَلَ اللهَ خَيْرًا إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ». ١٧١٥ - حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ: ثنا عَبْدُ اللهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ: ثنا ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «سَيِّدُ الْأَيَّامِ يَوْمُ الْجُمُعَةِ فِيهِ خُلِقَ آدَمُ، وَفِيهِ أُدْخِلَ الْجَنَّةَ، وَفِيهِ أُخْرِجَ مِنْهَا، وَلَا تَقُومُ السَّاعَةُ إِلَّا يَوْمَ الْجُمُعَةِ».قَالَ أَبُو بَكْرٍ: وَفِي قَوْلِهِ: «يَسْأَلُ اللهَ خَيْرًا إِلَّا أَعْطَاهُ»، دَلِيلٌ عَلَى أَنَّ الَّذِي يُسْتَجَابُ مِنَ الدُّعَاءِ فِي تِلْكَ السَّاعَةِ بِالْخَيْرِ دُونَ الْمَأْثَمِ.
2 - Delâlet eden haberin zikri: Resûlullah (s.a.v.)'in bildirdiğine göre, ayakta namaz kılan kişinin duası o saatte kabul edilir; namaz kılmayanın duası kabul edilmediği gibi, ayakta namaz kılmayanın duası da kabul edilmez. 1716 - Bize er-Rebî‘ haber verdi, dedi ki: Bize eş-Şâfi‘î haber verdi, dedi ki: Bize Mâlik haber verdi, Ebü’z-Zinâd‘dan, o da el-A‘rec‘den, o da Ebû Hureyre (r.a.)‘den rivayetle Resûlullah (s.a.v.) Cuma gününü zikrederek şöyle buyurdu: «Onda öyle bir saat vardır ki, ayakta namaz kılan bir kişi o saati denk getirir de Allah'tan bir şey dilerse, Allah ona onu mutlaka verir.» Resûlullah (s.a.v.) eliyle işaret ederek o saatin kısa olduğunu belirtti. 3 - Cuma günü duânın kabul edildiği o vaktin zikri. 1717 - Bize İshâk b. İbrâhîm anlattı, dedi ki: Bize Ahmed b. Îsâ el-Mısrî anlattı, dedi ki: Bize Abdullah b. Vehb anlattı, dedi ki: Bize Mahrame anlattı, babasından, o da Ebû Bürde -ki İbn Ebî Mûsâ el-Eş‘arî‘dir- rivayetle dedi ki: Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Babanı, Resûlullah (s.a.v.)'den Cuma saatine dair bir şey rivayet ederken işittin mi? Ebû Bürde dedi ki: Ben evet dedim, onu şöyle derken işittim: Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle derken işittim: «O, imamın minbere oturması ile namazın bitmesi arasındaki vakittir.» Ebû Bekr dedi ki: İlim ehlinden biri şöyle dedi: Ebû Hureyre'nin Nebî (s.a.v.)'den rivayet ettiği hadis, Cuma gününde öyle bir saat olduğuna delâlet eder ki, ayakta namaz kılan bir kimse o saati denk getirir de Rabbinden hayır dilerse, Allah ona onu verir. Bu hadis ile birlikte, Cuma günü duânın kabul edildiği namazın hangisi olduğu da anlaşılmaktadır. Dedi ki: Bu hadis, namazda dua etmenin caiz olduğuna da delâlet etmektedir.
٢ - ذِكْرُ الْخَبَرِ الدَّالِّ عَلَى أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِنَّمَا أَعْلَمَ أَنَّ دُعَاءَ الْمُصَلِّي الْقَائِمِ يُسْتَجَابُ فِي تِلْكَ السَّاعَةِ، دُونَ دُعَاءِ غَيْرِ الْمُصَلِّي، وَدُونَ دُعَاءِ الْمُصَلِّي غَيْرِ الْقَائِمِ١٧١٦ - أَخْبَرَنَا الرَّبِيعُ، قَالَ: أَخْبَرَنَا الشَّافِعِيُّ، قَالَ: أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الْأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، فَقَالَ: «فِيهِ سَاعَةٌ لَا يُوَافِقُهَا إِنْسَانٌ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي، يَسْأَلُ اللهَ شَيْئًا إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ، وَأَشَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ يُقَلِّلُهَا». ٣ - ذِكْرُ وَقْتِ تِلْكَ السَّاعَةِ الَّتِي يُسْتَجَابُ فِيهَا الدُّعَاءُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ١٧١٧ - حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ: ثنا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى الْمِصْرِيُّ، قَالَ: ثنا عَبْدُ اللهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ: ثنا مَخْرَمَةُ، عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي بُرْدَةَ هُوَ ابْنُ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ، قَالَ: قَالَ عَبْدُ اللهِ بْنُ عُمَرَ: أَسَمِعْتَ أَبَاكَ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فِي شَأْنِ سَاعَةِ الْجُمُعَةِ؟ قَالَ: قُلْتُ: نَعَمْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «هُوَ فِيمَا بَيْنَ أَنْ يَجْلِسَ الْإِمَامُ يَعْنِي عَلَى الْمِنْبَرِ إِلَى انْقِضَاءِ الصَّلَاةِ». . قَالَ أَبُو بَكْرٍ: فَقَالَ قَائِلٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ: دَلَّ حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ فِي الْجُمُعَةِ لَسَاعَةً لَا يُوَافِقُهَا مُصَلٍّ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ رَبَّهُ فِيهَا خَيْرًا إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ مَعَ هَذَا الْحَدِيثِ، أَنَّ الصَّلَاةَ الَّتِي يُسْتَجَابُ فِيهَا الدُّعَاءُ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ.قَالَ: وَفِيهِ مَا دَلَّ عَلَى إِبَاحَةِ الدُّعَاءِ فِي الصَّلَاةِ.
4 - Cum’a gününde duanın kabul edildiği vakit konusunda âlimlerin ihtilâfının zikri.
Âlimler, Cum’a gününde duanın kabul edildiği vakit hakkında ihtilâf etmişlerdir. Bir grup şöyle demiştir: O vakit, fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadar ve ikindi namazından güneşin batışına kadar olan zamandır. Bu görüş Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edilmiştir.
1718 - Bize Muhammed b. Alî tahdîs etti, dedi ki: Bize Saîd tahdîs etti, dedi ki: Bize Halef b. Halîfe tahdîs etti, dedi ki: Bize Leys, Mücâhid’den, o da Ebû Hureyre (r.a.)’den, Cum’a gününde kendisinde (duanın) beklendiği vakit hakkında rivâyet etti ve şöyle dedi: “Fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadar ve ikindi namazından güneşin batışına kadar.”
1719 - Yine bize Muhammed ez-Zünbûr’dan tahdîs edildi, dedi ki: Bize Fudayl b. İyâz, Leys’ten, o Mücâhid’den, o da Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyetle dedi ki: “Cum’ada ümit edilen vakit, sabah namazından güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından güneş batıncaya kadar olan vakittir.”
Bir diğer grup ise şöyle demiştir: O vakit, güneşin zeval vaktidir. Ebü’l-Âliye böyle söylemiştir. Hasan el-Basrî ise: “O, güneşin zeval vaktinde, namaz vaktindedir” demiştir.
Bu hususta üçüncü bir görüş daha vardır: O da, Cum’ada (duanın kabul edildiği) vaktin, müezzinin namaz için ezan okuduğu zaman olduğudur.
٤ - ذِكْرُ اخْتِلَافِ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي وَقْتِ السَّاعَةِ الَّتِي يُسْتَجَابُ فِيهَا الدُّعَاءُ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ.اخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي وَقْتِ السَّاعَةِ الَّتِي يُسْتَجَابُ فِيهَا الدُّعَاءُ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ، فَقَالَتْ طَائِفَةٌ: هِيَ مِنْ بَعْدِ طُلُوعِ الْفَجْرِ إِلَيَّ طُلُوعِ الشَّمْسِ، وَبَعْدَ صَلَاةِ الْعَصْرِ إِلَى غُرُوبِ الشَّمْسِ، رُوِيَ هَذَا الْقَوْلُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ. ١٧١٨ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ: ثنا سَعِيدٌ، قَالَ: ثنا خَلَفُ بْنُ خَلِيفَةَ، قَالَ: ثنا لَيْثٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فِي السَّاعَةِ الَّتِي يُنْتَظَرُ فِيهَا مَا يُنْتَظَرُ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ، فَقَالَ: «بَعْدَ طُلُوعِ الْفَجْرِ إِلَى طُلُوعِ الشَّمْسِ، وَبَعْدَ صَلَاةِ الْعَصْرِ إِلَى غُرُوبِ الشَّمْسِ». ١٧١٩ - وَحَدَّثَنَا عَنْ مُحَمَّدٍ الزُّنْبُورِ، قَالَ: ثنا فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ لَيْثٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: «السَّاعَةُ الَّتِي تُرْجَى فِي الْجُمُعَةِ مِنْ صَلَاةِ الصُّبْحِ إِلَى أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ، وَمِنْ صَلَاةِ الْعَصْرِ إِلَى أَنْ تَغْرُبَ الشَّمْسُ».وَقَالَتْ طَائِفَةٌ: هِيَ عِنْدَ زَوَالِ الشَّمْسِ، هَكَذَا قَالَ أَبُو الْعَالِيَةِ، وَقَالَ الْحَسَنُ الْبَصْرِيُّ: «هِيَ عِنْدَ زَوَالِ الشَّمْسِ فِي وَقْتِ الصَّلَاةِ».وَفِيهِ قَوْلٌ ثَالِثٌ: وَهُوَ أَنَّ السَّاعَةَ الَّتِي فِي الْجُمُعَةِ إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ لِصَلَاةِ.
Cuma (günü ile ilgili olarak) bu söz Âişe (r.anhâ)'den rivayet edilmiştir. Ebû Ümâme'den de rivayet ettik; o şöyle demiştir: «Ben Cuma günü içindeki o saatin şu vakitlerden biri olmasını ümit ediyorum: Müezzin ezan okuduğunda, imam minbere çıktığında veya ikamet getirildiğinde.»
1720 – Bize Mûsâ rivayet etti: Bize Ebû Bekir rivayet etti: Bize Ubeyde b. Humeyd rivayet etti; O, Sinân b. Habîb'den, o da Nebl bint Bedr'den, o da Selâme bint Ef‘â'dan, o da Âişe (r.anhâ)'den rivayet etti. Âişe şöyle dedi: «Cuma günü Arefe günü gibidir; o günde semâ kapıları açılır ve o günde öyle bir vakit vardır ki, kul Allah'tan hiçbir şey istemez ki ona verilmiş olmasın.» Denildi ki: «Hangi vakit?» Dedi ki: «Müezzin Cuma namazı için ezan okuduğu vakit.»
1721 – Bize Mûsâ rivayet etti: Bize Ebû Bekir rivayet etti: Bize Zeyd b. Hubâb rivayet etti: Bize Muâviye b. Sâlih rivayet etti: Bana Mûsâ b. Yezîd b. Vehb Ebû Abdurrahmân el-Ümlûkî, Ebû Ümâme'den rivayet etti; Ebû Ümâme şöyle dedi: «Ben Cuma günü içindeki o saatin şu vakitlerden biri olmasını ümit ediyorum: Müezzin ezan okuduğunda, imam minbere çıktığında veya ikamet getirildiğinde.»
Bir dördüncü görüş daha vardır: O vakit, imamın (namaz için) çıkışından namazın bitimine kadar olan zamandır. Hasan'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: «İmam minbere oturduğu andan itibaren (namazdan) çıkana kadardır.»
Bir beşinci görüş daha vardır: O vakit, imamın (minberden) inmesi sırasındadır (yani Cuma günündeki o vakit). Ebû Bürde böyle söylemiştir. Ebû Bürde'den rivayet ettik ki şöyle demiştir: «İbn Ömer (r.a.)'in yanında idim ve kendisine (bu husus) soruldu...»
الْجُمُعَةِ، رُوِيَ هَذَا الْقَوْلُ عَنْ عَائِشَةَ، وَرُوِّينَا عَنِ أَبِي أُمَامَةَ أَنَّهُ قَالَ: «إِنِّي لَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ السَّاعَةُ الَّتِي فِي الْجُمُعَةِ أَحَدَ هَذِهِ السَّاعَاتِ إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ، أَوْ رَقِيَ الْإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ، أَوْ عِنْدَ الْإِقَامَةِ». ١٧٢٠ - حَدَّثَنَا مُوسَى، قَالَ: ثنا أَبُو بَكْرٍ، قَالَ: ثنا عَبِيدَةُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ سِنَانِ بْنِ حَبِيبٍ، عَنْ نَبْلِ ابْنَةِ بَدْرٍ، عَنْ سَلَامَةَ بِنْتِ أَفْعَى، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: " إِنَّ يَوْمَ الْجُمُعَةِ مِثْلُ يَوْمِ عَرَفَةَ، تُفْتَحُ فِيهِ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَفِيهِ سَاعَةٌ لَا يَسْأَلُ اللهَ الْعَبْدُ شَيْئًا إِلَّا أَعْطَاهُ قِيلَ: وَأَيَّةُ سَاعَةٍ هِيَ؟ قَالَتْ: إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ لِصَلَاةِ الْجُمُعَةِ ". ١٧٢١ - حَدَّثَنَا مُوسَى، قَالَ: ثنا أَبُو بَكْرٍ، قَالَ: ثنا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، قَالَ: ثنا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ يَزِيدَ بْنِ وَهْبٍ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْأُمْلُوكِيُّ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ: «إِنِّي لَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ السَّاعَةُ الَّتِي فِي الْجُمُعَةِ إِحْدَى هَذِهِ السَّاعَاتِ، إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ، أَوْ رَقِيَ الْإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ، أَوْ عِنْدَ الْإِقَامَةِ».وَفِيهِ قَوْلٌ رَابِعٌ: وَهُوَ أَنَّهَا مَا بَيْنَ خُرُوجِ الْإِمَامِ إِلَى انْقِضَاءِ الصَّلَاةِ، رُوِيَ عَنِ الْحَسَنِ أَنَّهُ قَالَ: هُوَ إِذَا قَعَدَ الْإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ حَتَّى يَفْرُغَ.وَفِيهِ قَوْلٌ خَامِسٌ: وَهُوَ أَنَّهُ عِنْدَ نُزُولِ الْإِمَامِ يَعْنِي السَّاعَةَ الَّتِي فِي الْجُمُعَةِ، كَذَلِكَ قَالَ أَبُو بُرْدَةَ، وَرُوِّينَا عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، أَنَّهُ قَالَ: كُنْتُ عِنْدَ ابْنِ عُمَرَ فَسُئِلَ
6 - KİTÂBÜ'T-TEYEMMÜM
1 - Teyemmümün Nüzûlünün Başlangıcının Zikri
504 - Bize er-Rebî‘ b. Süleyman haber verdi; (dedi ki): Bize eş-Şâfiî haber verdi; (dedi ki): Bize Mâlik haber verdi; Abdurrahmân b. el-Kâsım’dan, o babasından, o Âişe’den (r.anhâ) rivayetle şöyle dedi: Nebî (s.a.v.) ile birlikte seferlerinden birinde idik; bir gerdanlığım koptu. Nebî (s.a.v.) onu aramak üzere konakladı. Yanlarında su yoktu. Bunun üzerine teyemmüm âyeti nâzil oldu.
2 - Allah Teâlâ’nın Yeryüzünü Muhammed (s.a.v.) Ümmeti için Tahûr Kılmasının Zikri
Allah Teâlâ buyurdu: {Su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin} [Nisâ: 43] âyeti.
505 - Bize Yahyâ b. Muhammed tahdîs etti; (dedi ki): Bize Müsedded tahdîs etti; (dedi ki): Bize Ebû Avâne tahdîs etti; Ebû Mâlik’ten, o Rib‘î b. Hirâş’tan, o Huzeyfe’den (r.a.) rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Üç şeyle insanlara üstün kılındık: Bütün yeryüzü bize mescid kılındı; toprağı bize tahûr kılındı; saflarımız meleklerin safları gibi kılındı ve bana Bakara Sûresi’nin sonundaki şu âyetler bir hazine evinden verildi."
٦ - كِتَابُ التَّيَمُّمِ١ - ذِكْرُ بَدْءِ نُزُولِ التَّيَمُّمِ٥٠٤ - أَخْبَرَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، أنا الشَّافِعِيُّ، أنا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، فَانْقَطَعَ عِقْدٌ لِي، فَأَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْتِمَاسِهِ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَنَزَلَتْ آيَةُ التَّيَمُّمِ. ٢ - ذِكْرُ تَصْيِيرِ اللهِ تَعَالَى الْأَرْضَ طَهُورًا لَأُمَّةِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلمقَالَ اللهُ تَعَالَى: {فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا} [النساء: ٤٣] الْآيَةَ. ٥٠٥ - حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُحَمَّدٍ، ثنا مُسَدَّدٌ، ثنا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: فُضِّلْنَا عَلَى النَّاسِ بِثَلَاثٍ: جُعِلَتِ الْأَرْضُ كُلُّهَا لَنَا مَسْجِدًا، وَجُعِلَتْ تُرْبَتُهَا لَنَا طَهُورًا، وَجُعِلَتْ صُفُوفُنَا كَصُفُوفِ الْمَلَائِكَةِ، وَأُوتِيتُ هَذِهِ الْآيَاتِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ مِنْ بَيْتِ كَنْزٍ
Arş'ın altında, benden önce ondan hiç kimseye verilmemiş, benden sonra da verilmeyecektir. 506 – Bize Allân tahdis etti, bize İbn Ebî Meryem rivayet etti, bize Muhammed b. Ca‘fer haber verdi; Alâ‘dan, o babasından, o Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayetle dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Altı şeyle diğer peygamberlere üstün kılındım: Bana Cevâmiu'l-Kelim verildi, düşmana korku salınarak yardım olundum, ganimetler bana helal kılındı, yeryüzü bana mescid ve tahur kılındı, bütün insanlara gönderildim ve peygamberler benimle sona erdirildi.' 3 – Delil, yeryüzünün tahur kılındığı kısmın, onun temiz olanı olduğuna, necis olanı olmadığına işarettir. 507 – Bize Ali b. Abdilazîz tahdis etti, bize Haccâc rivayet etti, bize Hammâd, Sâbit ve Humeyd'den, onlar da Enes'ten (r.a.) rivayetle, Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Her temiz toprak bana mescid ve tahur kılındı.' Ebû Bekir dedi ki: Bu hadiste, teyemmüm edilmesi caiz olan şeyin, toprağın temiz olanı olduğuna, necis olanı olmadığına delil vardır.
تَحْتَ الْعَرْشِ، لَمْ يُعْطَ مِنْهُ أَحَدٌ قَبْلِي، وَلَا يُعْطَى مِنْهُ بَعْدِي. ٥٠٦ - حَدَّثَنَا عَلَّانُ، ثنا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أنا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنِ الْعَلَاءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: فُضِّلْتُ عَلَى الْأَنْبِيَاءِ بِسِتٍّ: أُعْطِيتُ جَوَامِعَ الْكَلِمِ، وَنُصِرْتُ بِالرُّعْبِ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْغَنَائِمُ، وَجُعِلَتْ لِيَ الْأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، وَأُرْسِلْتُ إِلَى النَّاسِ كَافَّةً، وَخُتِمَ بِيَ النَّبِيُّونَ. ٣ - الدَّلِيلُ عَلَى أَنَّ الَّذِي جُعِلَ مِنَ الْأَرْضِ طَهُورًا الطَّاهِرُ مِنْهَا دُونَ النَّجَسِ٥٠٧ - حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، ثنا حَجَّاجٌ، ثنا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، وَحُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: وَجُعِلَتْ لِي كُلُّ أَرْضٍ طَيِّبَةٍ مَسْجِدًا وَطَهُورًا.قَالَ أَبُو بَكْرٍ: وَفِي هَذَا الْحَدِيثِ دَلِيلٌ عَلَى أَنَّ الَّذِي يَجُوزُ أَنْ يُتَيَمَّمَ بِهِ مِنَ الْأَرْضِ الطَّيِّبُ دُونَ مَا هُوَ مِنْهَا نَجَسٌ
4 - Cünüp olup su bulamayan misafirin teyemmümünün sübûtunun zikri
508 - Bize Yahyâ b. Muhammed rivâyet etti. Bize Ahmed b. Yûnus rivâyet etti. Bize İsrâîl, Ebû İshâk yoluyla Nâciye b. Ka‘b'dan rivâyet etti, şöyle dedi: İbn Mes‘ûd ile Ammâr (r. anhümâ), cünüp olup su bulamayan adam hakkında tartıştılar. İbn Mes‘ûd: "Su bulana kadar namaz kılmaz" dedi. Ammâr ise şöyle dedi: "Ben develerin yanında idim; cünüp oldum ve suya güç yetiremedim. Bunun üzerine eşeğin yuvarlanması gibi toprakta yuvarlanıp çırpındım. Sonra Nebî‘ye (s.a.v.) gelip durumu anlattım. Bana: 'Sana bundan, saîd ile teyemmüm etmek yeterdi. Suya gücün yettiğinde ise gusledersin' buyurdu."
509 - Bize Muhammed b. İsmâîl rivâyet etti. Bize Hevze rivâyet etti. Bize Avf rivâyet etti. Bize Ebû Recâ el-Utâridî rivâyet etti. Bize İmrân b. Husayn (r.a.) rivâyet etti, şöyle dedi: "Nebî (s.a.v.) ile bir seferde idik. Cemaate namaz kıldırdı, namazından döndüğünde bir adamın ayrı durup namaz kılmadığını gördü. Nebî (s.a.v.): 'Ey falan, cemaatle namaz kılmana ne engel oldu?' buyurdu. Adam: 'Ey Allah'ın Resûlü! Cünüp oldum ve su yok' dedi. Nebî (s.a.v.): 'Saîdi kullan, çünkü o sana yeter' buyurdu."
Denildi ki: Birçok âlim, cünüp kimsenin teyemmümü hakkında şu âyetle delil getirmiştir: {وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ} [Nisâ: 43]. Bunun mânası şudur: Cünüp, namaza yaklaşmasın, ancak yolcu olup su bulamayarak teyemmüm edip namaz kılan misafir müstesnadır. Bu görüşün mânasını Alî (r.a.), İbn Abbâs (r. anhümâ), Mücâhid (r.a.) ve İbn
٤ - ذِكْرُ إِثْبَاتِ التَّيَمُّمِ لِلْجُنُبِ الْمُسَافِرِ الَّذِي لَا يَجِدُ الْمَاءَ٥٠٨ - حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُحَمَّدٍ، ثنا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، ثنا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ نَاجِيَةَ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ: تَمَارَى ابْنُ مَسْعُودٍ وَعَمَّارٌ فِي الرَّجُلِ تُصِيبُهُ الْجَنَابَةُ فَلَا يَجِدُ الْمَاءَ قَالَ: فَقَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ: لَا يُصَلِّي حَتَّى يَجِدَ الْمَاءَ قَالَ: وَقَالَ عَمَّارٌ: كُنْتُ فِي الْإِبِلِ فَأَصَابَتْنِي جَنَابَةٌ، فَلَمْ أَقْدِرْ عَلَى الْمَاءِ، فَتَمَعَّكْتُ كَمَا يَتَمَعَّكُ الْحِمَارُ، ثُمَّ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ، فَقَالَ: إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ مِنْ ذَلِكَ أَنْ تَتَيَمَّمَ بِالصَّعِيدِ، فَإِذَا قَدَرْتَ عَلَى الْمَاءِ اغْتَسَلْتَ. ٥٠٩ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، ثنا هَوْذَةُ، ثنا عَوْفٌ، ثنا أَبُو رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيُّ، ثنا عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ، قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، فَصَلَّى بِالنَّاسِ، فَانْفَتَلَ مِنْ صَلَاتِهِ، فَإِذَا بِرَجُلٍ مُعْتَزِلٍ لَمْ يُصَلِّ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: مَا مَنَعَكَ يَا فُلَانُ أَنْ تُصَلِّيَ فِي الْقَوْمِ؟ قَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَصَابَتْنِي جَنَابَةٌ وَلَا مَاءَ قَالَ: عَلَيْكَ بِالصَّعِيدِ فَإِنَّهُ يَكْفِيكَ.قَالَ: وَقَدِ احْتَجَّ غَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي التَّيَمُّمِ عَلَى الْجُنُبِ بِقَوْلِهِ: {وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ} [النساء: ٤٣]، كَانَ مَعْنَاهُ: لَا يَقْرَبُ الصَّلَاةَ جُنُبٌ إِلَّا أَنْ يَكُونَ عَابِرَ سَبِيلٍ مُسَافِرًا لَا يَجِدُ الْمَاءَ فَيَتَيَمَّمُ وَيُصَلِّي.وَرُوِّينَا مَعْنَى هَذَا الْقَوْلِ عَنْ عَلِيٍّ، وَابْنِ عَبَّاسٍ، وَمُجَاهِدٍ، وَابْنِ
Cübeyr, Hakem, Hasan b. Müslim b. Niyâf ve Katâde (yoluyla rivayet edilenleri) —ki bunların senedlerini Tefsir kitabında zikretmiştim— 510- Bize Alî b. Abdilazîz tahdîs etti; bize Ebû Nuaym tahdîs etti; bize Hişâm, Katâde'den; o da Ebû Misliz'den; o da İbn Abbâs'tan (naklen) haber verdi: Kendisine bu âyet hakkında {وَلَا جُنُبًا} [Nisâ 43] yani "cünüb iken (yaklaşmayın)" istisnâen "yolcu olanlar" hakkında soruldu. İbn Abbâs dedi ki: O yolcudur. 511- Bize Muhammed b. Alî tahdîs etti; bize Ahmed b. Şebîb tahdîs etti; bize Yezîd tahdîs etti; bize Saîd, Katâde'den; o da Lâhık b. Humeyd (ki Ebû Misliz'dir)'den; ona da İbn Abbâs, {وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ} [Nisâ 43] âyetini şöyle tevil ederdi: Bu, cünüb kimsenin namaza yaklaşmasını haram kılmaktadır; ancak yolcu olup su bulamayan ve teyemmüm ederek namaz kılan kimse müstesnâdır. 512- Bize Muhammed b. Yahyâ tahdîs etti; bize Ubeydullah b. Mûsâ, İbn Ebî Leylâ'dan; o da Minhâl'den; o da Zirr'den; o da Alî (r.a.)'den (naklen) şu âyet hakkında: {وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ} [Nisâ 43] şöyle dedi: Cünüb kimse namaza yaklaşmaz; ancak yolcu olup cünüplük isabet eden ve su bulamayan kimse teyemmüm eder ve namaz kılar. Alî (r.a.)'nin mezhebi de cünübün teyemmüm edip namaz kılması yönündedir. 513- Bize İshak, Abdürrezzâk'tan; o da İsrâîl'den; o da Ebû İshak'tan; o da Hâris'ten; o da Alî (r.a.)'den (naklen) şöyle dedi: Cünüp olduğunda, var gücünle su ara; eğer suya güç yetiremezsen teyemmüm et ve namaz kıl; suya gücü yetince de guslet. eş-Şâfi‘î, es-Sevrî, Ebû Sevr, İshak ve (onların) ashabı da bu görüştedir.
جُبَيْرٍ، وَالْحَكَمِ، وَالْحَسَنِ بْنِ مُسْلِمِ بْنِ نِيَافٍ، وَقَتَادَةَ، وَقَدْ ذَكَرْتُ أَسَانِيدَهَا فِي كِتَابِ التَّفْسِيرِ ٥١٠ - حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، ثنا أَبُو نُعَيْمٍ، ثنا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، سُئِلَ عَنْ هَذِهِ الْآيَةِ، {وَلَا جُنُبًا} [النساء: ٤٣] إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ، قَالَ: هُوَ الْمُسَافِرُ. ٥١١ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، ثنا أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبٍ، ثنا يَزِيدُ، ثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ لَاحِقِ بْنِ حُمَيْدٍ وَهُوَ أَبُو مِجْلَزٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، كَانَ يَتَأَوَّلُهَا: {وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ} [النساء: ٤٣]، قَالَ: يُحَرِّمُهَا أَنْ لَا يَقْرَبَ الصَّلَاةَ وَهُوَ جُنُبٌ إِلَّا وَهُوَ مُسَافِرٌ لَا يَجِدُ الْمَاءَ فَيَتَيَمَّمُ وَيُصَلِّي. ٥١٢ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، ثنا عُبَيْدُ اللهِ بْنُ مُوسَى، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْمِنْهَالِ، عَنْ زِرٍّ، عَنْ عَلِيٍّ، فِي قَوْلِهِ: {وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ} [النساء: ٤٣]، قَالَ: لَا يَقْرَبُ الصَّلَاةَ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مُسَافِرًا تُصِيبُهُ الْجَنَابَةُ وَلَا يَجِدُ الْمَاءَ فَيَتَيَمَّمُ وَيُصَلِّي.وَمِمَّنْ مَذْهَبُهُ أَنَّ الْجُنُبَ يَتَيَمَّمُ وَيُصَلِّي، عَلِيٌّ. ٥١٣ - حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ: إِذَا أَجْنَبْتَ فَسَلْ عَنِ الْمَاءِ جَهْدَكَ فَإِنْ لَمْ تَقْدِرْ عَلَيْهِ فَتَيَمَّمْ وَصَلِّ، فَإِذَا قَدَرْتَ عَلَى الْمَاءِ فَاغْتَسِلْ.وَبِهِ قَالَ الشَّافِعِيُّ، وَالثَّوْرِيُّ، وَأَبُو ثَوْرٍ، وَإِسْحَاقُ، وَأَصْحَابُ
Re'y, emsâr fukahâsından avâmm-ı ehl-i ilmin kavlidir. Ömer (r.a.) ve İbn Mes‘ûd (r.a.)'tan, cünübün teyemmüm etmesinin men‘i anlamında bir söz rivayet ettik. 514 – Bize İshâk, Abdürrezzâk'tan, es-Sevrî'den rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Seleme b. Küheyl, Ebû Mâlik'ten, Abdurrahmân b. Ebzâ'dan haber verdi: Ömer'e (r.a.) bir adam gelip şöyle dedi: Biz bir ay, iki ay kalıyoruz, su bulamıyoruz. Ömer (r.a.) dedi ki: Ben olsam su bulana kadar namaz kılmazdım. 515 – Bize Ali b. el-Hasan, Abdullah'tan, Süfyân'dan, Ebû İshâk'tan, Ebû Ubeyde'den, İbn Mes‘ûd (r.a.)'tan rivayet etti ki (İbn Mes‘ûd) şöyle dedi: Eğer cünüp olsam ve bir ay su bulamasam, namaz kılmazdım. Süfyân dedi ki: Biz bunu almıyoruz. Nehaî dedi ki: Kişi cünüp olur da su bulamazsa ne teyemmüm eder ne de namaz kılar; suyu bulunca gusleder ve (geçmiş) namazları kılar. Ebû Bekir dedi ki: Ben ilk kavil ile söylüyorum.
الرَّأْيِ، وَهُوَ قَوْلُ عَوَامِّ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ فُقَهَاءِ الْأَمْصَارِ.وَقَدْ رَوَيْنَا عَنْ عُمَرَ، وَابْنِ مَسْعُودٍ قَوْلًا مَعْنَاهُ مَنْعُ الْجُنُبِ التَّيَمُّمَ. ٥١٤ - حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، عَنِ الثَّوْرِيِّ، أَخْبَرَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ، فَقَالَ: إِنَّا نَمْكُثُ الشَّهْرَ وَالشَّهْرَيْنِ لَا نَجْدُ الْمَاءُ فَقَالَ عُمَرُ: أَمَّا أَنَا فَلَمْ أَكُنْ أُصَلِّي حَتَّى أَجِدَ الْمَاءَ. ٥١٥ - حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحَسَنِ، ثنا عَبْدُ اللهِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّهُ قَالَ: لَوْ أَجْنَبْتُ ثُمَّ لَمْ أَجِدِ الْمَاءَ شَهْرًا مَا صَلَّيْتُ قَالَ سُفْيَانُ: لَا نَأْخُذُ بِهَذَا.وَقَالَ النَّخَعِيُّ: إِذَا أَجْنَبَ الرَّجُلُ وَلَمْ يَجِدِ الْمَاءَ فَلَا يَتَيَمَّمُ وَلَا يُصَلِّي، وَإِذَا وَجَدَ الْمَاءَ اغْتَسَلَ وَصَلَّى الصَّلَوَاتِ.قَالَ أَبُو بَكْرٍ: وَبِالْقَوْلِ الْأَوَّلِ أَقُولُ.
5 - Su bulamayan yolcunun ve yanında su bulunmayan bedevîlerin cimâ‘ı zikri.
Ehl-i ilim, yolculardan ve diğerlerinden yanında su bulunmayan kimsenin (gışyân/cimâ‘) hakkında ihtilâf etmiştir. Bir tâife, bu vasıftaki kimsenin cimâ etmesini kerih görmüştür. Rivayet ettiğimiz kimselerden bunu kerih görenler arasında Ali (r.a.), İbn Mes‘ûd (r.a.) ve İbn Ömer (r.a.) bulunmaktadır. ez-Zührî de bu görüştedir. Mâlik (r.a.) ise şöyle demiştir: "Onun, yanında su bulunmadıkça ailesine yaklaşmasını hoş karşılamam."
516 - Bize Alî rivayet etti, (dedi ki): Bize Haccâc rivayet etti, (dedi ki): Bize Hammâd rivayet etti, Atâ b. es-Sâib’den, (o da) Zâzân ve Meysere’den, (onlar da) Alî’den rivayet etti ki, dedi ki: "Yolcu sefer halinde olup her gün, iki günde bir veya üç günde bir suya varıyorsa, suya varıncaya kadar ailesine yaklaşmasın."
517 - Bize İbrâhîm b. Münkiz rivayet etti, (dedi ki): Bize el-Mukri’ rivayet etti, (dedi ki): Bize Hayve rivayet etti, (dedi ki): Bize Ebû Sahr rivayet etti, (dedi ki): Bir adam ona haber verdi ki, İbn Abbâs’ın mevlâsı İkrime, İbn Abbâs’ı şöyle derken işitmiş: "Bir bedevî sudan uzaklaştığında cimâ etmemelidir."
518 - Bize Alî b. el-Hasan rivayet etti, (dedi ki): Bize Abdullah rivayet etti, Süfyân’dan, (o da) Muhammed b. Aclân’dan, (o da) Ebü’l-Avvâm’dan rivayet etti. (Ebü’l-Avvâm) dedi ki: Bir adam gelip İbn Ömer’e sordu. (İbn Ömer) dedi ki: "Bana gelince, ben bunu yapmazdım. Ancak eğer yaparsan, Allah’tan kork ve su bulduğunda guslet."
519 - Bize Muhammed b. Alî rivayet etti, (dedi ki): Bize Sa‘îd rivayet etti, (dedi ki): Bize Attâb b. Beşîr rivayet etti, (dedi ki): Bize Husayf haber verdi, (o da) Ebû Ubeyde’den, (o da) babasından rivayet etti ki: "Bir adamın su bulamıyorken ailesine yaklaşması uygun değildir."
٥ - ذِكْرُ جِمَاعِ الْمُسَافِرِ الَّذِي لَا يَجِدُ الْمَاءَ وَأَهْلِ الْبَادِيَةِ الَّذِينَ لَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي غَشَيَانَ مَنْ لَا مَاءَ مَعَهُ مِنَ الْمُسَافِرِينَ وَغَيْرِهِمْ، فَكَرِهَتْ طَائِفَةٌ لِمَنْ هَذِهِ صِفَتُهُ أَنْ يُجَامِعَ، وَمِمَّنْ رَوَيْنَا عَنْهُ أَنَّهُ كَرِهَ ذَلِكَ عَلِيٌّ، وَابْنُ مَسْعُودٍ، وَابْنُ عُمَرَ.وَبِهِ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَقَالَ مَالِكٌ: لَا أُحِبُّ لَهُ أَنْ يُصِيبَ أَهْلَهُ إِلَّا وَمَعَهُ مَاءٌ. ٥١٦ - حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، ثنا حَجَّاجٌ، ثنا حَمَّادٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ زَاذَانَ، وَمَيْسَرَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ: إِذَا كَانَ الْمُسَافِرُ سَائِرًا يَرِدُ الْمَاءَ كُلَّ يَوْمٍ وَكُلَّ يَوْمَيْنِ وَثَلَاثَةٍ، فَلَا يَغْشَى أَهْلَهُ حَتَّى يَرِدَ الْمَاءَ. ٥١٧ - حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُنْقِذٍ، ثنا الْمُقْرِئُ، ثنا حَيْوَةُ، ثنا أَبُو صَخْرٍ، أَنَّ رَجُلًا أَخْبَرَهُ أَنَّ عِكْرِمَةَ مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ: إِذَا أَعْزَبَ الْأَعْرَابِيُّ عَنِ الْمَاءِ فَلَا يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يُجَامِعَ. ٥١٨ - حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحَسَنِ، ثنا عَبْدُ اللهِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلَانَ، عَنْ أَبِي الْعَوَّامِ، قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ، فَسَأَلَ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ: أَمَّا أَنَا فَلَمْ أَكُنْ لِأَفْعَلَ ذَلِكَ، فَإِنْ فَعَلْتَ ذَلِكَ فَاتَّقِ اللهَ وَاغْتَسِلْ إِذَا وَجَدْتَ الْمَاءَ. ٥١٩ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، ثنا سَعِيدٌ، ثنا عَتَّابُ بْنُ بَشِيرٍ، أنا خُصَيْفٌ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: لَا يَنْبَغِي لِرَجُلٍ أَنْ يَأْتِيَ أَهْلَهُ وَهُوَ لَا يَجِدُ الْمَاءَ.
Bir grup âlim, ona, yanında su bulunmasa bile hanımına yaklaşmasını mubah kıldı ve şöyle dedi: Teyemmüm eder ve namaz kılar. Bu, İbn Abbâs'tan rivayet edilmiştir; bu görüşü Câbir b. Zeyd, Hasen ve Katâde de benimsemiştir. Süfyân, Evzâî, Şâfiî ve Ahmed'in kavli de budur. (Bir rivayette) İbn Abbâs'ın bunu fiilen yaptığı nakledilmiş; bununla birlikte başka bir yerde: “Cünüplükten sakınması bana daha sevimlidir, meğer ki korkarsa” demiştir. İshâk dedi ki: Bu, Nebî (s.a.v.)'den Ebû Zerr ve Ammâr hakkında sâbit olan müekked bir sünnettir; İbn Abbâs da bunu yapmıştır. Ashâb-ı re'y (Hanefîler) ise: “Kadınına yaklaşır” dediler ve Allah Teâlâ'nın: “Su bulamazsanız teyemmüm edin” (Nisâ: 43) âyetiyle delil getirdiler.
520. Bize İshâk b. Râhûye'den rivâyet edildi: (Dedi ki:) Bize Mu'temir (haber verdi), (dedi ki:) Leys'in, Atâ'dan, İbn Abbâs'tan şu konuda rivâyet ettiğini işittim: Seferde hanımıyla birlikte olan ve yanlarında su bulunmayan bir adam hakkında İbn Abbâs, hanımına yaklaşıp teyemmüm etmesinde bir beis görmedi.
Ebû Bekr dedi ki: İşte bu görüşü biz de söylüyoruz; zira Allah Teâlâ, zevceye ve milk-i yemine (cariyeye) yaklaşmayı mubah kılmıştır. Mubah kıldığı bir şey aslı üzere mubahtır; bunu bir sünnet veya... olmaksızın yasaklamak veya menetmek caiz değildir.
وَأَبَاحَتْ لَهُ طَائِفَةٌ غَشَيَانَ أَهْلِهِ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ مَاءٌ، فَقَالَتْ: يَتَيَمَّمُ وَيُصَلِّي. رُوِيَ هَذَا عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، وَبِهِ قَالَ جَابِرُ بْنُ زَيْدٍ، وَالْحَسَنُ، وَقَتَادَةُ.وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ، وَالْأَوْزَاعِيِّ، وَالشَّافِعِيِّ، وَأَحْمَدَ.وَقَالَ: قَدْ فَعَلَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ وَقَالَ فِي مَكَانٍ آخَرَ يَتَوَقَّاهُ أَحَبُّ إِلَيَّ، إِلَّا أَنْ يَخَافَ.قَالَ إِسْحَاقُ: هُوَ سُنَّةٌ مَسْنُونَةٌ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي أَبِي ذَرٍّ وَعَمَّارٍ، وَفَعَلَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ وَقَالَ أَصْحَابُ الرَّأْيِ: يَطَؤُهَا وَاحْتَجُّوا بِقَوْلِهِ تَعَالَى: {فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا} [النساء: ٤٣]. ٥٢٠ - حَدَّثُونَا عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ رَاهَوَيْهِ، أنا الْمُعْتَمِرُ، سَمِعْتُ لَيْثًا يُحَدِّثُ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ فِي الرَّجُلِ يَكُونُ مَعَ أَهْلِهِ فِي السَّفَرِ وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَلَمْ يَرَ بَأْسًا أَنْ يَغْشَى أَهْلَهُ وَيَتَيَمَّمَ.قَالَ أَبُو بَكْرٍ: وَبِهَذَا الْقَوْلِ نَقُولُ؛ لِأَنَّ اللهَ تَعَالَى أَبَاحَ وَطْءَ الزَّوْجَةِ وَمِلْكَ الْيَمِينِ، فَمَا أَبَاحَ فَهُوَ عَلَى الْإِبَاحَةِ، لَا يَجُوزُ حَظْرُ ذَلِكَ وَلَا الْمَنْعُ مِنْهُ إِلَّا بِسُنَّةٍ أَوْ
İcmâya göre, hayız, ihram ve oruç hâlinde ve keffâret vermeden önce zihâr yapan kimse için cima yasaklanmıştır. Ayrıca bir delil ile cimanın haram kılındığı durumlar da vardır. Bu konuda ihtilâf edilen her husus ise Kitab'ın aslî ibâhasına (cimanın mubah olmasına) reddedilir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Temizlendikleri zaman, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın.” (Bakara 222) âyeti. Ve su bulamayan kimse için teyemmümü bir tahâret kılmıştır. Su bulunduğunda abdestle namaz kılan ile su bulamadığında teyemmümle namaz kılan arasında fark yoktur; çünkü her biri kendisine farz kılınanı edâ etmektedir. Bu meselede Atâ'nın söylediği üçüncü bir görüş vardır. Su bulamayan yolcu hakkında şöyle demiştir: Kendisiyle su arasında dört gece ve daha fazla mesafe varsa hanımına yaklaşabilir; üç gece veya daha az mesafe varsa yaklaşmaz. Zührî ise şöyle demiştir: Seferde ise suya varıncaya kadar hanımına yaklaşmasın; eğer evinden uzakta (ıssız yerde) ise, yanında su olmasa bile hanımına yaklaşmasında bir beis yoktur. Ebû Bekir dedi ki: Cünüp olan ve su bulamayan yolcu için teyemmümün sübûtuna dair babta zikrettiğimiz haberler, söylediğimizin doğruluğuna delâlet etmektedir. Ve bu mânâda bizzat Nebî (s.a.v.)'den bir hadis rivayet ettik. 521. Bize Nesr b. Zekeriyyâ tahdîs etti, bize Muhammed b. Sabbâh tahdîs etti, bize Mu‘temir b. Süleyman tahdîs etti, Haccâc'dan, Amr b. Şuayb'dan, babasından, dedesinden rivâyetle dedi ki: Bir bedevî Resûlullah (s.a.v.)'e gelerek: “Yâ Resûlallah, bir adam evinden uzakta (seferde) olup su bulamazsa, hanımına yaklaşabilir mi?” dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Evet” buyurdu.
إِجْمَاعٍ، وَالْمَمْنَوعَ مِنْهُ حَالَ الْحَيْضِ وَالْإِحْرَامِ وَالصِّيَامِ، وَحَالَ الْمُظَاهِرِ قَبْلَ أَنْ يُكَفِّرَ، وَمَا وَقَعَ تَحْرِيمُ الْوَطْءِ مِنْهُ بِحُجَّةٍ، فَأَمَّا كُلُّ مُخْتَلَفٍ فِيهِ فِي ذَلِكَ، فَمَرْدُودٌ إِلَى أَصْلِ إِبَاحَةِ الْكِتَابِ الْوَطْءُ، قَالَ تَعَالَى: {فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللهُ} [البقرة: ٢٢٢] الْآيَةَ وَقَدْ جَعَلَ التَّيَمُّمَ طَهَارَةً لِمَنْ لَا يَجِدُ الْمَاءَ، وَلَا فَرْقَ بَيْنَ مَنْ صَلَّى بِوُضُوءٍ عِنْدَ وُجُودِ الْمَاءَ، وَبَيْنَ مَنْ صَلَّى بِتَيَمُّمٍ حَيْثُ لَا يَجِدُ الْمَاءَ؛ إِذْ كُلٌّ مُؤَدٍّ مِمَّا فُرِضَ عَلَيْهِ.وَفِي الْمَسْأَلَةِ قَوْلٌ ثَالِثٌ قَالَهُ عَطَاءٌ، قَالَ فِي الْمُسَافِرِ لَا يَجِدُ الْمَاءَ: إِنْ كَانَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْمَاءِ أَرْبَعُ لَيَالٍ فَصَاعِدًا فَلْيُصِبْ أَهْلَهُ، وَإِنْ كَانَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ ثَلَاثُ لَيَالٍ فَمَا دُونَهَا لَمْ يُصِبْ أَهْلَهُ.وَقَالَ الزُّهْرِيُّ: إِنْ كَانَ فِي السَّفَرِ فَلَا يَقْرَبْهَا حَتَّى يَأْتِيَ الْمَاءَ، وَإِنْ كَانَ مُعْزِبًا فَلَا بَأْسَ أَنْ يُصِيبَهَا وَإِنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ مَاءٌ.قَالَ أَبُو بَكْرٍ: وَالْأَخْبَارُ الَّتِي ذَكَرْنَاهَا فِي بَابِ إِثْبَاتِ التَّيَمُّمِ لِلْجُنُبِ الْمُسَافِرِ الَّذِي لَا يَجِدُ الْمَاءَ دَالَّةٌ عَلَى صِحَّةِ مَا قُلْنَاهُ، وَقَدْ رَوَيْنَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَعْنَى بِعَيْنِهِ حَدِيثًا. ٥٢١ - حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ زَكَرِيَّا، ثنا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، ثنا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ: جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، الرَّجُلُ يُعْزِبُ وَلَا يَقْدِرُ عَلَى الْمَاءِ، يُجَامِعُ أَهْلَهُ؟ قَالَ: نَعَمْ
6 — Teyemmüm etmesi caiz olan hasta hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. Suyu bulabildiği halde, birçoğu şöyle demiştir: Kendisinde yaralar (kurûh), kesikler (cürûh) veya çiçek (cüderî) bulunan ve suyu bulsa dahi yıkanmaktan korkup canından endişe eden kimse teyemmüm eder. Rivayet ettik; İbn Abbas’tan – merfu olarak – onun şu âyet hakkındaki sözü: {وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ} [Nisâ 43] âyeti. Dedi ki: Bir adamın Allah yolunda bir yarası veya çıbanı yahut çiçeği olur, cünüp olur, gusletmekten korkar ve ölümden endişe ederse, saîd (temiz toprak) ile teyemmüm eder. 522 — Bize Mûsâ b. Hârûn, bize İshâk, bize Cerîr tahdîs etti; Atâ’dan, İbn Abbas’tan – merfu olarak – aynısını rivayet etti. 523 — Bize İshâk, Abdürrezzâk’tan; Sevrî’den; Âsım el-Ahvel’den; Katâde’den; İbn Cübeyr’den; İbn Abbas’tan rivayet etti: Dedi ki: Hasta için abdestte saîd ile teyemmüm etmeye ruhsat verilmiştir. İbn Abbas dedi: 'Ne dersin, eğer adam çiçekli olup sanki bir zamk tabakasıyla kaplanmışsa, ne yapacak?' 524 — Bize İshâk, Abdürrezzâk’tan; İbn Cüreyc’ten; (İbn Cüreyc dedi:) Bana Ebân, Nehaî’den, Alkame’den haber verdi ki: Bir adamda çiçek hastalığı vardı. İbn Mes‘ûd ona, bir leğen veya bir tencere içinde toprak yaklaştırmasını ve o toprakla mesh etmesini emretti.
٦ - ذِكْرُ الْمَرِيضِ الَّذِي لَهُ أَنْ يَتَيَمَّمَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي التَّيَمُّمِ لِلْمَرِيضِ الْوَاجِدِ لِلْمَاءِ، فَقَالَ كَثِيرٌ مِنْهُمْ: لِمَنْ بِهِ الْقُرُوحُ أَوِ الْجُرُوحُ أَوِ الْجُدَرِيُّ، وَخَافَ عَلَى نَفْسِهِ أَنْ يَتَيَمَّمَ وَإِنْ وَجَدَ الْمَاءَ، رُوِّينَا، عَنِ ابْنِ عَبَّاسِ رَفْعَهُ فِي قَوْلِهِ: {وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ} [النساء: ٤٣] الْآيَةَ وَقَالَ: إِذَا كَانَتْ بِالرَّجُلِ جِرَاحَةٌ فِي سَبِيلِ اللهِ، أَوْ قُرُوحٌ أَوْ جُدَرِيٌّ، فَجَنُبَ، فَخَافَ أَنْ يَغْتَسِلَ فَيَمُوتَ، يَتَيَمَّمُ بِالصَّعِيدِ. ٥٢٢ - حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ هَارُونَ، ثنا إِسْحَاقُ، ثنا جَرِيرٌ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، رَفَعَهُ مِثْلَهُ. ٥٢٣ - حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، عَنِ الثَّوْرِيِّ، عَنْ عَاصِمٍ الْأَحْوَلِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ ابْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: رُخِّصَ لِلْمَرِيضِ فِي الْوُضُوءِ التَّيَمُّمُ بِالصَّعِيدِ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ مُجَدَّرًا كَأَنَّهُ صَمْغَةٌ، كَيْفَ يَصْنَعُ؟. ٥٢٤ - حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبَانُ، عَنِ النَّخَعِيِّ، عَنْ عَلْقَمَةَ، أَنَّ رَجُلًا كَانَ بِهِ جُدَرِيٌّ، فَأَمَرَهُ ابْنُ مَسْعُودٍ يَقْرَبُ تُرَابًا فِي طَشْتٍ أَوْ تَوْرٍ فَيَتَمَسَّحُ بِالتُّرَابِ.
Mücâhid, mecdûr (yara sahibi) için teyemmüme ruhsat vermiştir. İkrime şöyle demiştir: "Kuruhat veya cerâhat sahibi kimse teyemmüm eder." Tâvûs da aynı hususta hastalığı ağır olan hastaya ruhsat vermiştir. Keza Katâde, Hammâd b. Ebî Süleyman ve İbrâhim (en-Nehaî) de: "Çiçek hastalığı olan kimse teyemmüm eder." demişlerdir. Mâlik de mecdûr (yaralı) ve mahsûb (taş düşmesiyle yaralanmış) hakkında, kendilerine zarar geleceğinden korkarlarsa aynı görüştedir. Şâfiî —Irak'ta bulunduğu sırada— şöyle demiştir: "Hadarda (yerleşim yerinde) teyemmüm ancak iki kişiden biri için caizdir: Kuruhat (yara) sahibi olan veya öyle bir danne‘ (ağır hastalık) ki, eğer abdest alır veya guslederse helâk olmaktan veya (hastalığın) şiddetlenmesinden korkar." Mısır'da ise (işittiğime göre) şöyle demiştir: "Kişinin cerâhat ve derin kuruhat sebebiyle teyemmüm edeceği hastalık, bütünüyle cerâhat gibidir; zira her birinde su değdiğinde akıntı olur ve bu akıntı helâka veya korkutucu hastalığa sebebiyet verir. Bunun en azı ise kişinin bundan korktuğu husustur." Ondan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Hadardaki hasta, eğer hastalığı çiçek veya cerâhat ise ve su değdiğinde ölmekten veya (hastalığının) artmasından korkarsa, teyemmüm eder ve namaz kılar." Bir topluluk da şöyle demiştir: "Teyemmüm ruhsatı ancak su bulamayan hasta içindir. Fakat..."
وَرَخَّصَ مُجَاهِدٌ فِي التَّيَمُّمِ لِلْمَجْدُورِ وَقَالَ عِكْرِمَةُ: يَتَيَمَّمُ الَّذِي بِهِ الْقُرُوحُ أَوِ الْجُرُوحُ.وَرَخَّصَ طَاوُسٌ فِي ذَلِكَ لِلْمَرِيضِ الشَّدِيدَ الْمَرَضَ، وَكَذَلِكَ قَالَ قَتَادَةُ، وَحَمَّادُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، وَإِبْرَاهِيمُ: الَّذِي بِهِ الْجُدَرِيُّ أَنْ يَتَيَمَّمَ.وَكَذَلِكَ قَالَ مَالِكٌ فِي الْمَجْدُورِ وَالْمَحْصُوبِ إِذَا خَافَا عَلَى أَنْفُسِهِمَا وَقَالَ الشَّافِعِيُّ إِذْ هُوَ بِالْعِرَاقِ: لَا يَجُوزُ التَّيَمُّمُ فِي الْحَضَرِ إِلَّا لِوَاحِدٍ مِنَ اثْنَيْنِ: مَنْ بِهِ قَرْحٌ أَوْ ضَنْأٌ يَخَافُ إِنْ تَوَضَّأَ أَوِ اغْتَسَلَ التَّلَفَ أَوْ شِدَّةَ الضَّنَأِ.وَقَالَ بِمِصْرَ الَّذِي سَمِعْتُ أَنَّ الْمَرَضَ الَّذِي لِلْمَرْءِ أَنْ يَتَيَمَّمَ فِي الْجِرَاحِ، وَالْقُرُوحِ ذَا الْغَوْرِ كُلَّهُ مِثْلُ الْجِرَاحِ؛ لِأَنَّهُ يَخَافُ فِي كُلِّهِ إِذَا مَسَّهُ الْمَاءُ أَنْ يَنْطِفَ فَيَكُونَ مِنَ النَّطْفِ التَّلَفُ وَالْمَرَضُ الْمَخُوفُ، وَأَقَلُّهُ مَا يَخَافُ هَذَا مِنْهُ.وَحُكِيَ عَنْهُ أَنَّهُ قَالَ: وَالْمَرِيضُ فِي الْحَضَرِ إِذَا كَانَ مَرَضُهُ الْجُدَرِيَّ أَوِ الْجُرُوحَ يَخَافُ إِنْ مَسَّ الْمَاءَ مَاتَ، أَوْ زَادَتْ عَلَيْهِ، تَيَمَّمَ وَصَلَّى.وَقَالَتْ طَائِفَةٌ: إِنَّمَا رُخِّصَ فِي التَّيَمُّمِ لِلْمَرِيضِ الَّذِي لَا يَجِدُ الْمَاءَ، فَأَمَّا